<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Trump &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/trump/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Sat, 16 Jan 2021 13:14:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Trump &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İyi ki &#8220;Kral Çıplak&#8221; Diyen Bir Trump Var!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/iyi-ki-kral-ciplak-diyen-bir-trump-var/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/iyi-ki-kral-ciplak-diyen-bir-trump-var/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahmut Haldun Sönmezer]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 Jan 2021 13:14:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16605</guid>

					<description><![CDATA[“21. yüzyılın başında Birleşik Devletler’de yürürlükte olan politik sistemin adı faşizmdir.”AMERİKAN FAŞİZMİ &#8211; DAVID McGOWAN Amerikan Kongresi’ne yapılan baskın, siyâsî sistemin çürümüşlüğünü gözler önüne serdi. Demek ki Pandora’nın Kutusunun açılabilmesi için o koltuğa Donald Trump gibi bir delinin oturması gerekiyormuş. Eğer Joe Biden’ın karşısında O değil de, yirmi yıl öncesinde olduğu gibi All Gore benzeri devletin tozunu yutmuş bir figür olsaydı, kuvvetle muhtemeldir ki bugün yaşananlara şâhit olamayacaktık. İyi ki ABD’nin başına bir deli oturmuş. Deli deyip geçmeyelim. Sivri dilli deliler çoğu zaman akıllılardan daha doğru sözlüdürler. İsâbet oranları da daha yüksektir. İşte Trump da tam o cinsten… Evet, densiz ve nobran ama doğruları söylüyor. Belki de iplerin sorumluluk üstlenmeyen şahısların elinde olup size sürekli ayar çekmeye çalıştıkları bir düzende doğruları söyleyebilmek için biraz da öyle olmak gerekiyor. Köpekbalıklarının karşısında kalem efendisi tiplerin dik durabilme şansı yok zîrâ. Şartların eşit olmadığı bir ortamda faturayı bütünüyle Trump’a kesmenin yanlış olduğunu düşünüyorum. Görüş belirtenlerin çoğu, Kongre baskınına kilitlenmiş durumda. Bunun teâmüller ve siyâsî etik açısından doğru olmadığına hükmediliyor. Israrla arbedenin yol açtığı zarar ve can kayıplarına parmak basılıyor. Evet, hiç şüphesiz bu tür yönlendirmeler, tahmîn edilemeyecek sonuçlara gebe. İçerisinde ciddî riskler barındırıyor. O yüzden de değerlendirme yapanların, olaylara kamu güvenliği açısından yaklaşmaları &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-right">“<em>21. yüzyılın başında Birleşik Devletler’de yürürlükte olan politik sistemin adı faşizmdir.</em>”<br>AMERİKAN FAŞİZMİ &#8211; DAVID McGOWAN</p>



<p>Amerikan Kongresi’ne yapılan baskın, siyâsî sistemin çürümüşlüğünü gözler önüne serdi. Demek ki Pandora’nın Kutusunun açılabilmesi için o koltuğa Donald Trump gibi bir delinin oturması gerekiyormuş. Eğer Joe Biden’ın karşısında O değil de, yirmi yıl öncesinde olduğu gibi All Gore benzeri devletin tozunu yutmuş bir figür olsaydı, kuvvetle muhtemeldir ki bugün yaşananlara şâhit olamayacaktık. İyi ki ABD’nin başına bir deli oturmuş.</p>



<p>Deli deyip geçmeyelim. Sivri dilli deliler çoğu zaman akıllılardan daha doğru sözlüdürler. İsâbet oranları da daha yüksektir. İşte Trump da tam o cinsten… Evet, densiz ve nobran ama doğruları söylüyor. Belki de iplerin sorumluluk üstlenmeyen şahısların elinde olup size sürekli ayar çekmeye çalıştıkları bir düzende doğruları söyleyebilmek için biraz da öyle olmak gerekiyor. Köpekbalıklarının karşısında kalem efendisi tiplerin dik durabilme şansı yok zîrâ. Şartların eşit olmadığı bir ortamda faturayı bütünüyle Trump’a kesmenin yanlış olduğunu düşünüyorum.</p>



<p>Görüş belirtenlerin çoğu, Kongre baskınına kilitlenmiş durumda. Bunun teâmüller ve siyâsî etik açısından doğru olmadığına hükmediliyor. Israrla arbedenin yol açtığı zarar ve can kayıplarına parmak basılıyor. Evet, hiç şüphesiz bu tür yönlendirmeler, tahmîn edilemeyecek sonuçlara gebe. İçerisinde ciddî riskler barındırıyor. O yüzden de değerlendirme yapanların, olaylara kamu güvenliği açısından yaklaşmaları normal ve bir ölçüde de anlaşılabilir bir durum.</p>



<p>Fakat bunlar konuşulanlar… Bir de konuşulmayanlar var. Daha doğrusu konuşulamayan, müesses nizâm denilen yapı tarafından üzeri örtülüp nâzikçe sumen altı edilenler… Bunu yapanlarsa çoğu zaman suret-i hak’tan görünenler… Hukukun üstünlüğünden dem vurup demokrasi nutukları atanlar. Dâimâ meşrûiyete vurgu yapanlar.</p>



<p>Bunların meşrûiyeti öne çıkarması, parçası oldukları düzenin bir gereği. Kumarda sürekli kazananlar, kumarı oynatanlardır. Bu sözleri söyleyenler de kumarhâne sahipleri. Yani her zaman son kararı verenler… Kısacası, “Hukuk benim, devlet benim…” modunda olanlar… Kendi karâr ve içtihâdınıza hukuk kılıfını geçirdiğiniz bir vasatta hukuk ve teâmülleri öne çıkarmanızdan daha doğal bir şey olamaz elbette.</p>



<p>Hukukun üstünlüğüne vurgu yapanların, basın-yayın organları üzerinden Trump’a boykot uygulamaları, onu görmezden gelmeleri, hattâ ona sosyal medya yasağı koymaları, bugüne kadar emsâli görülmemiş bir durum. Başkan bile olsanız, bunların karşısında söz söyleme hakkınız yok. Sizi hiç çekinmeden tedîb etmeye kalkışabiliyorlar. Trump gibi aykırı bir tipin o koltuğa oturmuş olması, bilindiği hâlde görülmeyen bazı şeyleri daha görünür kıldı. Seçilmiş olmanın fazla bir kıymetinin olmadığı, gerçek güç sahiplerinin kimler olduğu ayan beyan ortaya çıktı. Bundan öncekilere bu tür bir muâmelenin revâ görülmemesi, onların devlet terbiyesine sahip olmalarından değil, uslu çocuk olmalarından kaynaklanıyordu.</p>



<p>Bugün Trump’ın kural tanımazlığına gönderme yapan gürûhun, onun yerinde olsalar ondan daha fütursuz davranacaklarından şüphe etmiyorum.</p>



<p>ABD’de yargı yürütmenin üzerinde. İşler yolunda gitmezse son kararı o veriyor. Bir taraf sonuca itirâz ettiği takdirde oylar yeniden sayılıyor. İstenilen olmazsa, Washington’daki Yüksek Mahkeme devreye girip son noktayı koyuyor. Ve burada hukuk değil, müesses nizâmın arzusu her şeyin önüne geçiyor.</p>



<p>Hiç şüphesiz her ülkenin bir müesses nizâmı var. Tersi de düşünülemez zaten. O hâlde şunu sormak lazım: Bu ülkede müesses nizâm neyi ifâde ediyor? İşte meselenin özü, en can alıcı noktası da burası. Öncelikle ABD, millî bir devlet değil. Hattâ Amerikan milleti diye bir tabir de yok, Amerikan toplumu deniliyor genellikle… Bir göçmenler ülkesi burası. Unsurlar arasındaki kalp ve menfaat birlikteliği de bizdeki kadar gelişmiş değil. Eyaletlerin zaman zaman Washington’a başkaldırarak; “Ben ayrılıyorum, verin yıldızımı…” dedikleri bir ülkeden bahsediyoruz. Siyâsî hayâta yön veren en önemli unsur ise lobiler. Politik rekabet, lobiler arasındaki kavganın yansıması. Yani asıl mücâdele onlar arasında geçiyor. Kim ağır basarsa o kazanıyor. Her lobi kendi menfaat grubuna hizmet ediyor. Ve bunları birbirine bağlayan, geçmişten gelen bir ortak payda da yok. Bir dolgu malzemesi olan seçimlerse, hâkim sınıfın meşrûiyeti sağlamak için kullandığı göstermelik bir aparat.</p>



<p>Trump’ın öngörülebilir bir karakter olmadığı söyleniyor. Ben ise aynı kanâatte değilim. Trump’ın karşısında olanlar, öngörülmesi daha zor, sinsi ve ne yapacakları pek kestirilemeyecek tipler. Küresel sermayenin taşeronları olan bu zevâtın, arkalarındaki gücün tazyikine Trump kadar mukavemet gösterebileceklerini de sanmıyorum. Bunun bir yığın örneği de bundan önce görüldü zaten. Trump öngörülemeyen değil, kolayca zapt edilip manipüle edilemeyen zor bir tip.</p>



<p>Kongre baskını da dâhil son zamanlarda yaşananların hepsi birer sonuç. Ertelenen, görmezden gelinen, üzeri örtülenlerin geldiği son nokta. Bastırılan kitlelerin isyânı. Buna benzer sıkıntılar belli fâsılalarla birçok kez yaşandı bu ülkede. Ama bugüne kadar neşter vuran olmadı. Şimdi ise her zamankinden daha şiddetle yaşanıyor. Ve yaşanacak da…</p>



<p>Ortada bir çıban olmasa, Trump da olmazdı. Trump çıbanın başı değil, onu kaşıyan adam. Dokunulmazlara dokunuyor, söylenemeyip yutulanları dillendiriyor. Dışlanmasının sebebi de bu. Bu da gösteriyor ki, bugüne kadar çıbanın üzeri hep örtülmüş. Kennedy’den beri çıbanı kaşıyan ilk adam Trump.</p>



<p>Yetişme tarzı itibârıyla Trump, Amerikan siyâsî elitlerine benzemiyor. İş hayâtının içinden gelen bir piyasa adamı O. Hattâ bazı özellikleriyle bizim cumhûrbaşkanımıza daha çok benziyor. Belki de yüz yıldan beri ABD’nin başına oturan en sıra dışı adam. Sistemi sorgulayan bir tip olmasına rağmen, daha önce kongre üyeliği yapmış Kennedy bile o yapının içerisinden geliyordu.</p>



<p>Trump’ın en önemli avantajı, başkan seçildiği güne kadar devletle hiçbir göbek bağının olmaması. Ne kongre üyeliği, ne vâlîlik, ne de bir başka devlet görevinde bulunmuş. O yüzden de siyâseti belli bir ezber üzerinden yapmıyor. Doğal olarak devlete ve topluma bakış açısı da farklı.</p>



<p>Bugün olduğu gibi yirmi yıl önce gerçekleşen seçimler de şâibeliydi. Fakat All Gore, seçimleri kazandığını bilmesine rağmen, susmayı yeğledi. Zîrâ O, içinde yıllarını geçirmiş olduğu sistemde kazanmanın ölçüsünün sayısal üstünlük olmadığını biliyordu. Bu şekilde programlanmıştı. Olan biteni tasvîb etmese de kabullenmeye mecbûrdu. Nitekim George W. Bush’un kazandığına karar verilmesinden sonra bir daha ağzını açmadı, seçimlerin meşrûiyeti üzerine tek söz etmedi.</p>



<p>Başkan adayı olmadan önceki yıllarını Amerikan devlet mekânizmasının içinde geçirmiş, hattâ sekiz yıl boyunca başkandan sonraki en yetkili ikinci isim olmuş, devlet umûru görmüş bir politikacı olarak Gore, daha fazla ileri gidemez, sınırları zorlayamazdı. Müesses nizâmın yazılı olmayan kanûnlarına tâbi olarak ancak kendisine izin verilen sahada top koşturabilir, iddiasını daha öteye taşıyamazdı.</p>



<p>Adı 2004 ve 2008 seçimlerinde de sık sık başkan adayı olarak geçmesine rağmen adaylığını koymadı. Yakın çevresi tarafından kendisine yapılan telkîn ve teşvîklere de kulak asmadı. Zîrâ oyunun kuralı belliydi. Halka en iyi hizmeti götürecek olan değil, müesses nizâmı en iyi gözetecek olan kazanıyordu.</p>



<p>2000 senesinde Florida’da kilitlenen seçim sonuçlarının açıklanması tam beş hafta sürdü. Bir tek eyaletteki sandıkların yeniden sayılması bu kadar sürmezdi. Hiç şüphesiz bu zaman zarfında taraflarla defalarca görüşüldü. İkinci Körfez Savaşı’nın öncesiydi. Adaylardan istenense, başına geçeceği devleti okyanus ötesine götürmesiydi. Burada aslolan, kimin daha cesur, itâatkâr ve taviz vermeye yatkın olduğuydu. İhâleyi bu işe daha elverişli bulunan George Walker Bush aldı.</p>



<p>Devlet terbiyesi almış(!), politika ve bürokrasinin tozunu yutarak yetişmiş bir siyâsî figür, sistemin kokuşmuşluğunu afişe edemez, All Gore’un yaptığı gibi susmayı tercîh eder, kesinlikle böyle bir şeye kalkışmazdı. Son seçimde ibrenin Biden’ı göstermesi de bu yüzdendir.</p>



<p>Sistemin parçası olanlar, onu sorgulayamazlar. Sorgulasalar da üst perdeden ifâde edemezler. Çünkü bu, her şeyden önce yapısal bir özelliktir. Yani müktesebâtları bu iş için yetersizdir. Formasyonları gereği kendilerine belletilen ezberin dışına çıkamazlar.</p>



<p>Trump’ın günâhı(!), oyunun hileli olduğunu fark ettiğinde bu durumu sîneye çekmeyip kumar makinelerini devirmeye kalkmasıdır. Kendisinden beklenense, All Gore örneğinde görüldüğü gibi susmayı bilmesiydi.</p>



<p>Trump’ın iş hayâtından siyâsete transferi bugüne kadar Kennedy hâriç birbirinin kopyası adamlar tarafından yönetilmiş Amerikan halkı için büyük bir şanstır. Siyâsî hayâta yapılan taze kan naklidir. Fakat bu taze kan girdiği bünyede diğer unsurlarla imtizâç edememiş, doku uyuşmazlığına yol açmıştır.</p>



<p>İkinci büyük handikap ise Trump’ın varlığına toplum hazır olsa bile devletin hazır olmamasıdır. Başkanlık makamına tek başına oturmuş, kendisi gibi düşünen bir kadroyla iş başı yapmamıştır. Bu yolda attığı adımlar da sürekli engellenmiştir. Bu da yönetimdeki bütünlük ve koordinasyona zarar vermiş, icrâatın önünü tıkamıştır.</p>



<p>Pence’in taraf değiştirmesine ise hiç şaşırmadım. Çünkü Trump sadece muhâlif ve muârızlarından değil, yakın çevresindeki çalışma arkadaşlarından da farklı bir adam. On iki yıl temsilciler meclisi üyeliğiyle dört yıl vâlîlik yapmış olan Pence de o yapının içinden geliyor. Başkana değil de, parçası olduğu mekanizmaya sadâkat göstermesinde yadırganacak bir şey yok. Ayrıca baskından sonra Beyaz Saray’da peş peşe istifâların yaşanmış olmasının arkasında da yine aynı sebep yatıyor.</p>



<p>Kısacası son yaşananlar, siyâsî seçkinler arasında Cumhûriyetçi-Demokrat ayrımının olmadığını, bu ayrımın suni olup her şeyin halkın önünde oynanan bir mizansenden ibâret olduğunu gösterdi.</p>



<p>Böylelikle Trump, kendisi üzerinden bir büyük sırrı daha ifşâ etmiş oldu. Tek parti devleti olan ABD’de, Cumhûriyetçi-Demokrat ayrımının bir illüzyon olduğunu, bu ülkedeki siyâsî sistemin, eski Roma sikkelerinde resmine rastlanan bir yüzü sağa, diğer yüzü sola bakan iki yüzlü Roma Tanrısı Janus’tan bir farkı olmadığını ispat etti.</p>



<p>Trump kanâatimce ABD’nin Gorbaçov’udur. Sıkışan sistemin cidarlarını gevşeten adamdır. Evet, bundan sonra ne Trump ne de bir başkası, ABD’yi içine düştüğü durumdan kolay kolay kurtarabilir. Az bir zararla bu çukurun içinden çıkmak mümkün değil. Sovyetler, Rusya Federasyonu’na evrilirken nasıl kan kaybına uğradıysa, ABD’yi de benzer bir süreç bekliyor.</p>



<p>Kongre baskınından sonra Trump hakkında; “Târihe ‘Kaybeden’ olarak geçen ABD Başkanı!” yorumları yapıldı. Büyük resmi görmeyenlerin, daha doğrusu görmezden gelenlerin yaptıkları erken ve önyargılı yorumlar olduğunu düşünüyorum. Trump sadece Trump değildir; halkın özellikle de orta tabakanın, iki partili(!) düzenin ürettiği defolara karşı duyduğu tepkinin siyâsete uzanan gölgesidir. Büyük sosyal dalganın üzerinde oturan adamdır. Gelişmeler de artık çıbanın üzerini örtmenin pek mümkün olmadığını gösteriyor.</p>



<p>Bundan yarım asır sonra bugünlerin târihini yazanların, Trump hakkında şimdi konuşulanlardan farklı şeyler söyleyeceklerini düşünüyorum. Hiç şüphesiz Trump, Kennedy’den sonra sistemin sınırlarını zorlayan en cesur ve sıra dışı isim olarak adını târihe yazdıracak.</p>



<p>Davıd McGowan “Amerikan Faşizmi” isimli eserinde; “En büyük sır, herkesin gördüğüdür.” diyor. Trump, herkesin gördüğünü kendisine has üslûbuyla açıkça söyledi. Yani “Kral Çıplak” dedi. Bütün günâhlarını affedebilecek olan müesses nizâm da onu sadece bu günâhından(!) dolayı sakıncalı vatandaş ilân etti.</p>



<p>Trump’a sosyal medya yasağı getirenlerle, Watsapp ile ilgili yeni düzenlemeyi bütün standartları yıkarak Türkiye’ye dayatmaya kalkanların aynı mihrâklar olduğunu biliyoruz. Artık ulus-devletlerin birleşerek bu küresel ahtapota karşı ortak bir cephe oluşturmalarının zamanı geldi.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/iyi-ki-kral-ciplak-diyen-bir-trump-var/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yetmişinci Yılında Çin’in İki Zorlu Sınavı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yetmisinci-yilinda-cinin-iki-zorlu-sinavi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yetmisinci-yilinda-cinin-iki-zorlu-sinavi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gökhun Göçmen]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Sep 2019 13:29:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12340</guid>

					<description><![CDATA[ABD ve Çin arasındaki güç mücadelesi çok sayıda alana yayılsa da konunun genişliği itibariyle ticaret savaşının dışında kalan iki gerilim merkezine ışık tutmaya çalışacağız. Listenin başında Hong Kong yer alırken diğer fay hattını ise ittifaklar ilişkisi yer alıyor. Yetmişinci yılını kutlamaya hazırlanan Çin Halk Cumhuriyeti, çok sayıda meydan okuma ile karşı karşıya. Bunların en başında şüphesiz Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yaşanan gerilim geliyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın başlattığı ticaret savaşları taraflar arasındaki çatışmanın en belirgin hali olsa da Washington yönetimi Ulusal Startejisi Belgesi’nde ‘revizyonist’ güç olarak tanımladığı Pekin’i her alanda baskılamak istiyor. Beyaz Saray’ın bu stratejisinin altında yatan neden ise Çin’in Amerika’yı tahtından etme ihtimalinin gün geçtikçe belirginleşmesi. Tukidides Tuzağı Pekin yönetimi her ne kadar “hegemon” olma niyeti taşımadığını beyan etse de uzmanlar tarihte “Tukidides tuzağı” olarak bilinen duruma işaret ediyorlar. Yükselen yeni bir gücün eski hakim kuvvette yaratacağı endişenin savaşları tetikleyeceğini savunan teori bugüne kadar 12 kez savaş sahasında kanıtlanmasına rağmen 4 kez barışçıl bir geçişin olduğu göze çarpmakta. ABD Başkanı Donald Trump’ın kişiliği göz önüne alındığında Washington ve Pekin arasındaki gerilimin alacağı şekil tahmin edilemese de iki ülke arasındaki mücadelenin devlet başkanlarından bağımsız olarak devam etmesine kesin gözüyle bakılıyor. Ticaret Savaşıyla Paralel İki Fay Hattı Zira; eski ABD &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ABD ve Çin arasındaki güç mücadelesi çok sayıda alana yayılsa da konunun genişliği itibariyle ticaret savaşının dışında kalan iki gerilim merkezine ışık tutmaya çalışacağız. Listenin başında Hong Kong yer alırken diğer fay hattını ise ittifaklar ilişkisi yer alıyor.</strong></p>
<p class="p1">Yetmişinci yılını kutlamaya hazırlanan Çin Halk Cumhuriyeti, çok sayıda meydan okuma ile karşı karşıya. Bunların en başında şüphesiz Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yaşanan gerilim geliyor.</p>
<p class="p1">ABD Başkanı Donald Trump’ın başlattığı ticaret savaşları taraflar arasındaki çatışmanın en belirgin hali olsa da Washington yönetimi Ulusal Startejisi Belgesi’nde ‘revizyonist’ güç olarak tanımladığı Pekin’i her alanda baskılamak istiyor.</p>
<p class="p1">Beyaz Saray’ın bu stratejisinin altında yatan neden ise Çin’in Amerika’yı tahtından etme ihtimalinin gün geçtikçe belirginleşmesi.</p>
<p class="p1"><b>Tukidides Tuzağı</b></p>
<p class="p1">Pekin yönetimi her ne kadar “hegemon” olma niyeti taşımadığını beyan etse de uzmanlar tarihte “Tukidides tuzağı” olarak bilinen duruma işaret ediyorlar. Yükselen yeni bir gücün eski hakim kuvvette yaratacağı endişenin savaşları tetikleyeceğini savunan teori bugüne kadar 12 kez savaş sahasında kanıtlanmasına rağmen 4 kez barışçıl bir geçişin olduğu göze çarpmakta.</p>
<p class="p1">ABD Başkanı Donald Trump’ın kişiliği göz önüne alındığında Washington ve Pekin arasındaki gerilimin alacağı şekil tahmin edilemese de iki ülke arasındaki mücadelenin devlet başkanlarından bağımsız olarak devam etmesine kesin gözüyle bakılıyor.</p>
<p class="p2"><b>Ticaret Savaşıyla Paralel İki Fay Hattı</b></p>
<p class="p1">Zira; eski ABD Başkanı Barack Obama ülkesinin Asya Pasifik karakterine vurgu yaparken, Obama dönemi Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ise Foreign Policy’e yazdığı “Asia Pivot” isimli makalesinde Washington’ın gücünü Asya Pasifik’e kaydırması gerektiğini belirtmişti.</p>
<p class="p1">ABD ve Çin arasındaki güç mücadelesi çok sayıda alana yayılsa da makalemizde konunun genişliği itibariyle ticaret savaşının dışında kalan iki gerilim merkezine ışık tutmaya çalışacağız.</p>
<p class="p1">Listenin başında Hong Kong yer alırken diğer fay hattını ise ittifaklar ilişkisi olarak ele alacağız.</p>
<p class="p2"><b>Ticaret Savaşlarını Gölgede Bırakan Kriz: Hong Kong</b></p>
<p class="p1">Doğu’nun incisi olarak bilinen Hong Kong sokakları haziran ayından bu yana giderek artan eylemlere sahne oluyor.</p>
<p class="p1">Suçluların Çin’e iadesini öngören yasa süresiz olarak dondurulmasına rağmen sokakları terk etmeyen göstericiler yerel meclisten gelen diyalog çağrılarını reddediyor.</p>
<p class="p1">Batılı gözlemcilere göre “Pandora’nın kutusunun” açıldığı Hong Kong’da özellikle genç kuşak Çin’in değerler sistemini redderken bağımsız gözlemciler de halkın başta barınma olmak üzere çok sayıda sorunla boğuştuğuna dikkat çekiyor.</p>
<p class="p1"><b>Renkli Devrim Provası</b></p>
<p class="p1">Hong Kong’daki olayları renkli devrim provası olarak okuyan Çin Halk Cumhuriyeti ise 22 yıl önce “anavatana bağlanan” topraklara Amerikan tarafından müdahale edildiğinde ısrarcı.</p>
<p class="p1">Dış politikada temkinli tavrı ile bilinen Pekin yönetiminin doğrudan Washington’ı sorumlu tutacak kimi kanıtlara sahip olduğu da söylenebilir.</p>
<p class="p1">Amerikan istihbaratı CIA bağlantılı Ulusal Demokrasi Vakfı’nın (NED) milyonlarca dolar harcadığı ortaya çıkan Hong Kong’da eylemcilerin Amerikalı diplomat Julie Eliah ile otel lobisinde toplantı yaptığı da ortaya çıkmıştı. Bu toplantının, yapılan çok sayıda toplantıdan sadece biri olduğu belirtiliyor.</p>
<p class="p2"><b>Amerikan Bayrağı Taşıyan Protestocular</b></p>
<p class="p1">Yerel meclisi basan, Çin bayrağını gönderden indiren ve Amerikan bayrağı taşıyan grupları “çete” olarak tanımlayan Pekin yönetimi, Washington ile giriştiği enformasyon mücadelesinde ise bir dizi engelle karşılaşıyor.</p>
<p class="p1">Bunların başında Amerikan merkezli sosyal medya devlerinin uyguladığı yaptırımlar geliyor.</p>
<p class="p1">Geçtiğimiz ay Twitter binlerce Çin hesabını Hong Kong eylemlerinin politik itibarına zarar verdiği gerekçesiyle kapatırken Youtube da 210 kanalı kapattığını duyurdu.</p>
<p class="p2"><b>Trump Krizi Uluslararası Hale Getirme Niyetinde</b></p>
<p class="p1">Twitter üzerinden Çin’e yüklenmeye devam eden Trump ise, Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping ile Hong Kong konulu yeni bir müzakere sayfası açabileceğini belirterek krizi uluslararası hale getirmek istediğini saklamıyor.</p>
<p class="p1">Benzer şekilde Amerikan Başkan Yardımcısı Mike Pence de Hong Kong’daki durumun ticaret anlaşmasına varılmasını zorlaştıracağı belirterek krizin geniş bir alana yayılacağı sinyalini verdi.</p>
<p class="p1">Bu zamana değin Pekin ile sorunları farklı kompartımanlara ayıran Beyaz Saray’ın tüm kartlarını masaya yatırmaya başlaması Çin siyasetini anlatması bakımından önem kazanıyor.</p>
<p class="p1"><b>Pekin’in Kırmızı Çizgisi</b></p>
<p class="p1">Hong Kong’u kırmızı çizgi olarak tanımlayan Pekin, kamu düzenini kurmak için güç kullanmaya hazır olduğu defalarca vurgulamış olsa da bunun son seçenek olduğunu eklemeyi ihmal etmiyor.</p>
<p class="p1">“Barışçıl yükselen güç” imajına zarar vermek istemeyen Pekin yönetiminin ulusal egemenlik ve uluslararası imaj dengesi ile yeni bir formül aradığını söylemek yanlış olmayacaktır.</p>
<p class="p2"><b>İkinci Fay Hattı: İttifaklar Siyaseti</b></p>
<p class="p1">Dış politikada liberalizmi terk eden ABD yönetimi realizm ilkesi uyarınca ittifaklarını Çin merkezli olarak revize ediyor.</p>
<p class="p1">Son olarak Tayvan adasına yapılan tarihi büyüklükteki silah sevkiyatı bu durumun en çarpıcı örneğini teşkil ederken Washington yönetimi Çin’i kuşatma stratejisi gereği bölge ülkelerine füze yerleştirme planı yapıyor.</p>
<p class="p1">Planda kimlerin yer alacağı belirsizliğini korurken Çin’in Global Times gazetesi Güney Kore ve Japonya’nın ismini verdi.</p>
<p class="p1">Çin Komünist Partisi’nin gazetesine göre Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması’ndan ayrılan Amerika’nın atacağı adım yeni bir silahlanma yarışını da beraberinde getirecek.</p>
<p class="p2"><b>Washington’un Bölgedeki Müttefikleri Arasında Çatlaklar</b></p>
<p class="p1">Washington, her ne kadar Asya Pasifik’te ateşe benzin dökecek türden adımlar atsa da dostları arasında yaşanan ayrılıklar yeni yönelimin önündeki en büyük engel olarak okunuyor.</p>
<p class="p1">Japonya ve Güney Kore arasındaki ticaret savaşı günden güne büyürken Avustralya ise ülkesine ABD füze sistemleri yerleştirilmesine sıcak bakmadığı kamuoyuna duyurdu.</p>
<p class="p1">Bununla birlikte kendisine Asya Pasifik’te yeni dostlar arayan Amerika’nın ne derece güvenilir bir ortak olduğu yanıtlanması bekleyen sorular içinde yer almaktadır.</p>
<p class="p1"><b>Çin’in Eli Güçlü</b></p>
<p class="p1">Trump yönetimi ile birlikte moral değerler konusundaki üstünlüğünü kaybeden Washington’a karşı Çin ise ittifaklar siyasetinde üstünlüğü elinde tutuyor.</p>
<p class="p1">Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in 2013 yılında ilan ettiği Kuşak ve Yol İnisiyatifi yeni ortaklıklar için önemli bir platform sunarken Pekin yönetimi Moskova ile dostluğa özel bir önem atfetmekte.</p>
<p class="p1">Putin’i “En iyi dostum” olarak tanımlayan Çin sadece ticari olarak değil askeri anlamda da Rusya’dan beklentilerini gizlemiyor.</p>
<p class="p1">S-400 hava savunma sistemleri gibi teknolojileri Moskova’dan temin eden Çin bu ülke ile yaptığı tatbikatların sayısını da artırmakta.</p>
<p class="p1"><b>Tersten Nixon Hamlesi</b></p>
<p class="p1">İki büyük güç ile aynı anda mücadele etmek istemeyen Washington’deki elitler ise Çin’le Rusya arasındaki dostluğa kama sokmanın yollarını arıyor.</p>
<p class="p1">The Economist dergisi son sayısında kapağa taşıdığı düşüncenin özünde Rusya’yı ABD yanına çekmek fikri yer alıyor.</p>
<p class="p1">Soğuk Savaş döneminde ABD Devlet Başkanı Richard Nixon’ın Rusya’ya karşı Çin ile yakınlaştığını anımsatan elitler şimdi ise bu durumun tersten uygulanabileceği konusunda ısrarcı.</p>
<p class="p1">Nitekim ABD Başkanı Trump’ın G7 zirvesine Rusya’yı dahil etme önerisi Beyaz Saray’ın deyim yerindeyse “tersten Nixon” siyasetinin parçası olarak göze çarpmakta.</p>
<p class="p2"><b>Trump Muhalifleri Bile G-7 Hamlesini Destekledi</b></p>
<p class="p1">Bu siyasetin Trump’a neredeyse her konuda muhalefet eden The New York Times tarafından dahi onaylanması dikkat çekici.</p>
<p class="p1">Buna karşın küresel düzlemde “oyun kurucu” rolü aşınan Amerika’nı “oyun bozucu” olması bugünkü şartlar itibariyle gerçekçi gözükmüyor.</p>
<p class="p1">Sonuç olarak bu makalemizde incelediğimiz iki fay hattının birinde ibre Washington yönetimini gösterirken uzun vadede belirleyiciliği bulunan ittifaklar zincirinde kozlar Pekin yönetiminin elinde bulunuyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yetmisinci-yilinda-cinin-iki-zorlu-sinavi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Abd&#8217;li Senatör&#8217;e Venezuela Sorusu</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/abdli-senatore-venezuela-sorusu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/abdli-senatore-venezuela-sorusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jan 2019 10:36:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Lindsey Graham]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<category><![CDATA[Venezuela]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=8074</guid>

					<description><![CDATA[ABD’de Cumhuriyetçi Parti&#8217;nin önde gelen isimlerinden Güney Carolina Senatörü Lindsey Graham, ABD Başkanı Donald Trump&#8217;ın birkaç hafta önce Venezuela’da askeri güç kullanma olasılığını kendisiyle tartıştığını söyledi. ABD merkezli Axios haber sitesine konuşan Graham, “Trump, ‘Askeri güç kullanma hakkında ne düşünüyorsun?’ dedi. Ben de, ‘Bu konuda yavaş olmalısın, sorunlu olabilir.’ dedim. O da, ‘Şaşırdım, herkesi istila etmek istiyorsun.’ dedi” şeklinde konuştu. Graham, herkesi istila etmek istemediğini ve orduyu sadece ABD’nin ulusal güvenlik çıkarları tehdit edildiğinde kullanmak istediğini Trump’a belirttiğini söyledi. “Trump Venezuela konusunda gerçekten şahin biri” Trump’ın Venezuela konusunda gerçekten şahin (çok katı ve kararlı) olduğunu vurgulayan Graham, Trump’ın bu konuda kendisinden bile daha şahin olduğunu aktardı. Haberin sahibi gazeteci Jonathan Swan ise, Trump yönetiminden üst düzey yetkililerle görüştüğünü ve yönetimden Venezuela&#8217;yı istila etmeyi planladığına dair hiçbir işaret almadığını belirterek, rejim değişikliğini hızlandırmak için gelecekteki baskıların diplomatik ve ekonomik olacağını aktardı. ABD-Venezuela gerilimi sürüyor Venezuela Ulusal Meclis Başkanı muhalif Juan Guaido&#8217;nun ülkenin başkenti Caracas&#8217;ta düzenlenen Maduro karşıtı gösterilerde kendisini devlet başkanı ilan etmesi ve ilanın hemen ardından Trump’ın yazılı bir açıklama yayımlayarak Guaido&#8217;yu ülkenin &#8220;geçici devlet başkanı&#8221; olarak tanıması iki ülke arasındaki tansiyonu artırmıştı. Birleşmiş Miletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) Venezuela’daki son gelişmeler hakkında konuşan ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, diğer ülkelere &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD’de Cumhuriyetçi Parti&#8217;nin önde gelen isimlerinden Güney Carolina Senatörü Lindsey Graham, ABD Başkanı Donald Trump&#8217;ın birkaç hafta önce Venezuela’da askeri güç kullanma olasılığını kendisiyle tartıştığını söyledi.</p>
<p>ABD merkezli Axios haber sitesine konuşan Graham, “Trump, ‘Askeri güç kullanma hakkında ne düşünüyorsun?’ dedi. Ben de, ‘Bu konuda yavaş olmalısın, sorunlu olabilir.’ dedim. O da, ‘Şaşırdım, herkesi istila etmek istiyorsun.’ dedi” şeklinde konuştu.</p>
<p>Graham, herkesi istila etmek istemediğini ve orduyu sadece ABD’nin ulusal güvenlik çıkarları tehdit edildiğinde kullanmak istediğini Trump’a belirttiğini söyledi.</p>
<p><strong>“Trump Venezuela konusunda gerçekten şahin biri”</strong></p>
<p>Trump’ın Venezuela konusunda gerçekten şahin (çok katı ve kararlı) olduğunu vurgulayan Graham, Trump’ın bu konuda kendisinden bile daha şahin olduğunu aktardı.</p>
<p>Haberin sahibi gazeteci Jonathan Swan ise, Trump yönetiminden üst düzey yetkililerle görüştüğünü ve yönetimden Venezuela&#8217;yı istila etmeyi planladığına dair hiçbir işaret almadığını belirterek, rejim değişikliğini hızlandırmak için gelecekteki baskıların diplomatik ve ekonomik olacağını aktardı.</p>
<p><strong>ABD-Venezuela gerilimi sürüyor</strong></p>
<p>Venezuela Ulusal Meclis Başkanı muhalif Juan Guaido&#8217;nun ülkenin başkenti Caracas&#8217;ta düzenlenen Maduro karşıtı gösterilerde kendisini devlet başkanı ilan etmesi ve ilanın hemen ardından Trump’ın yazılı bir açıklama yayımlayarak Guaido&#8217;yu ülkenin &#8220;geçici devlet başkanı&#8221; olarak tanıması iki ülke arasındaki tansiyonu artırmıştı.</p>
<p>Birleşmiş Miletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) Venezuela’daki son gelişmeler hakkında konuşan ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, diğer ülkelere Juan Guaido&#8217;yı tanıma çağrısında bulunmuş, “demokratik geçiş sürecine” destek olmalarını istemişti.</p>
<p><em><strong>TM Dijital Haber Merkezi</strong></em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/abdli-senatore-venezuela-sorusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Trump&#8217;ın Derdi Suriye Değil</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/trumpin-derdi-suriye-degil/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/trumpin-derdi-suriye-degil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Dec 2018 13:37:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Donald Trump]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=6964</guid>

					<description><![CDATA[Alman Medyası: ABD Başkanı Donald Trump&#8217;ın Suriye&#8217;den çekilme kararı ve Irak ziyareti gibi dış politik hamleleri ve Almanya&#8217;da hükümetin AB vatandaşlarını orduya alma planları, Alman basınında öne çıkan yorum konuları. &#8220;Neue Osnabrücker Zeitung&#8221;, ABD&#8217;nin uluslararası politika sahnesinden çekilme politikasını ve nedenlerini irdeliyor: &#8220;11 Eylül 2001&#8217;deki terör saldırıları, ardından gelen Afganistan ve Irak&#8217;taki savaşlar ve Libya ile Suriye&#8217;deki askeri müdahaleler ABD&#8217;yi askeri gücünün sınırlarına dayandırdı. Bunun yanında pek çok ABD vatandaşı kendi ülkelerinde köprüler dökülürken yabancı ülkelerin yeniden inşası için milyarlarca dolar harcanmasını kaldıramıyor. Trump, ülkesinin çıkarları elverdiği ölçüde ABD&#8217;yi uluslararası politika arenasından geri çekmek istiyor. Bu nedenle Suriye&#8217;de Rusya ile, Kuzey Kore&#8217;de Çin ile uzlaşma yolları arıyor. Dünyayı elinde silahla demokrasiye kavuşturmak gibi ahlaki bir hırs da ona her halükarda yabancı.&#8221; &#8220;Leipziger Volkszeitung&#8221;, ABD Başkanı Donald Trump&#8217;ın Irak&#8217;a gerçekleştirdiği sürpriz ziyarette yaptığı konuşmaya işaret ederek Trump&#8217;ın dış politik çıkışlarının iç siyasi amaçlı olduğu yorumunda bulunuyor: &#8220;Trump&#8217;ın Irak&#8217;taki konuşmasında dış politik bir çizgi, hatta bir vizyon aramak boş. Tam tersine Trump&#8217;ın ifadeleri Kongre seçimleri için yapılan seçim kampanyalarını andırıyor. Başkan, iç savaşın hüküm sürdüğü bir ülkede bile kendi ülkesindeki muhalif politikacıları vatansever olmamakla suçlayabiliyor. Başkomutan, &#8216;Demokratlar güvenli sınırlarımızın olmasını istemiyor&#8217; diye verip veriştiriyor. Trump&#8217;ın sergilediği dış politik aktivizmin gerçek yüzü daha açık &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Alman Medyası:</strong></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump&#8217;ın Suriye&#8217;den çekilme kararı ve Irak ziyareti gibi dış politik hamleleri ve Almanya&#8217;da hükümetin AB vatandaşlarını orduya alma planları, Alman basınında öne çıkan yorum konuları.</p>
<p><strong>&#8220;Neue Osnabrücker Zeitung&#8221;</strong>, ABD&#8217;nin uluslararası politika sahnesinden çekilme politikasını ve nedenlerini irdeliyor:</p>
<p>&#8220;11 Eylül 2001&#8217;deki terör saldırıları, ardından gelen Afganistan ve Irak&#8217;taki savaşlar ve Libya ile Suriye&#8217;deki askeri müdahaleler ABD&#8217;yi askeri gücünün sınırlarına dayandırdı. Bunun yanında pek çok ABD vatandaşı kendi ülkelerinde köprüler dökülürken yabancı ülkelerin yeniden inşası için milyarlarca dolar harcanmasını kaldıramıyor. Trump, ülkesinin çıkarları elverdiği ölçüde ABD&#8217;yi uluslararası politika arenasından geri çekmek istiyor. Bu nedenle Suriye&#8217;de Rusya ile, Kuzey Kore&#8217;de Çin ile uzlaşma yolları arıyor. Dünyayı elinde silahla demokrasiye kavuşturmak gibi ahlaki bir hırs da ona her halükarda yabancı.&#8221;</p>
<p><strong>&#8220;Leipziger Volkszeitung&#8221;,</strong> ABD Başkanı Donald Trump&#8217;ın Irak&#8217;a gerçekleştirdiği sürpriz ziyarette yaptığı konuşmaya işaret ederek Trump&#8217;ın dış politik çıkışlarının iç siyasi amaçlı olduğu yorumunda bulunuyor:</p>
<p>&#8220;Trump&#8217;ın Irak&#8217;taki konuşmasında dış politik bir çizgi, hatta bir vizyon aramak boş. Tam tersine Trump&#8217;ın ifadeleri Kongre seçimleri için yapılan seçim kampanyalarını andırıyor. Başkan, iç savaşın hüküm sürdüğü bir ülkede bile kendi ülkesindeki muhalif politikacıları vatansever olmamakla suçlayabiliyor. Başkomutan, &#8216;Demokratlar güvenli sınırlarımızın olmasını istemiyor&#8217; diye verip veriştiriyor. Trump&#8217;ın sergilediği dış politik aktivizmin gerçek yüzü daha açık bir şekilde ortaya konamaz. Trump&#8217;ın asıl derdi Suriye, Irak ya da Afganistan değil. Birdenbire giriştiği bu işler, dikkati iç siyasette aldığı darbelerden başka yöne çekme amaçlı manevralardan başka birşey değil.&#8221;</p>
<p>Viyana&#8217;da yayımlanan &#8220;<strong>Die Presse&#8221;</strong> gazetesinin yorumu ise şöyle:</p>
<p>&#8220;Trump&#8217;ın, ABD&#8217;nin ilelebet dünya polisini oynayamayacağı yönündeki ifadesi meşrudur. Ancak Suriye&#8217;de öyle kolayca kendini işin içinden çekip çıkaramaz. Birdenbire sanki oradaki kritik durum kendisini artık hiç ilgilendirmiyormuş gibi yapıp sahayı diğerlerine bırakamaz. Büyük sarsıntı geçirmiş ülkede İsrail ile İran arasında olsun Türkiye ile Kürt güçler arasında olsun yeni kanlı çatışmalar yaşanması potansiyeli büyük. Daha dört yıl önce Kürt birliklerle ABD&#8217;nin yanyana IŞİD&#8217;e karşı savaştığı Kobani, yeni silahlı çatışmalar yaşanması tehdidiyle karşı karşıya. Ve Washington&#8217;ın bunun önüne geçmesi gerekir.</p>
<p><strong>&#8220;Frankfurter Allgemeine Zeitung&#8221;,</strong> Alman hükümetinin nitelikli personel sıkıntısı nedeniyle orduda AB vatandaşlarını görevlendirme planını ele alıyor:</p>
<p>&#8220;Şimdiye kadar sadece Alman vatandaşları asker olabiliyordu. Bunun iyi bir nedeni var. Gerektiğinde askerin yaşamını feda etmeye hazır olması gerekir. Bu da herhangi bir işveren için yapılabilecek birşey değildir. Savunma Bakanlığının planları ise ilk etapta sadece yurtdışından doktor ve enformasyon teknolojileri uzmanlarının alınmasını öngörüyor. Bu nedenle hemen ordunun içinde yabancı lejyonlar oluşacağı gibi düşüncelere kapılmanın anlamı yok. Avrupa düzleminde işbirliği yeni birşey değil. Giderek artan nitelikli iş gücü sıkıntısı göz önünde bulundurulduğunda, iyi elemanların orduya nasıl kazandırılabileceği konusunda yapıcı önerilere ihtiyaç var.&#8221;</p>
<p><strong>Deutsche Welle Türkçe</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/trumpin-derdi-suriye-degil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Trump, Irak&#8217;ın Egemenliğini İhlal Etti</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/trump-irakin-egemenligini-ihlal-etti/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/trump-irakin-egemenligini-ihlal-etti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Dec 2018 13:31:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=6960</guid>

					<description><![CDATA[Iraklı milletvekilleri: Trump’ın ziyareti Irak’ın egemenliğinin ihlalidir. Irak’ta siyasetin önde gelen isimleri ABD Başkanı Trump’ın sürpriz Noel ziyaretini sert sözlerle eleştirdi. Milletvekilleri, ziyaretin Irak’ın egemenliğinin ihlali anlamına geldiğini söyledi. &#160; Trump, Noel gecesi Irak&#8217;taki El Esad Üssü&#8217;ne üç saatlik bir ziyaret gerçekleştirmişti Iraklı siyasetçiler ve bazı milis güçlerin liderleri ABD Başkanı Donald Trump&#8217;ın yaptığı sürpriz ziyareti &#8220;Irak&#8217;ın egemenliğinin ihlali&#8221; olarak niteleyerek kınadı. Irak parlamentosunda Şii lider Mukteda es Sadr&#8217;ın partisinin de içinde yer aldığı Sayrun Lil Islah (Reforma Yürüyüş) bloğunun önde gelen isimlerinden Sabah es Saadi, meclisi &#8220;Irak&#8217;ın egemenliğinin bu küstahça ihlalini görüşmek ve sınırlarını bilmesi gereken Trump&#8217;ın agresif eylemlerini ele almak üzere&#8221; olağanüstü toplantıya çağırdı. Saadi, çağrısında &#8220;Irak&#8217;taki ABD işgali sona ermiştir&#8221; ifadelerini kullandı. Parlamentoda Reforma Yürüyüş&#8217;ün rakibi konumundaki Bedir Güçleri&#8217;nin lideri Hadi el Emiri de Trump&#8217;ın Irak ziyaretine karşı olduklarını açıkladı. Tahran&#8217;a yakınlığıyla bilinen El Emiri yaptığı açıklamada, &#8220;Trump&#8217;ın ziyareti diplomatik normların açık bir ihlalilidir ve Irak hükümetiyle ilişkilerinde takındığı küçümseyici ve düşmanca tavrı ortaya koymaktadır&#8221; diye konuştu. El Emiri, söz konusu ziyaretin &#8220;ABD&#8217;nin Irak&#8217;taki varlığına ve asıl hedeflerine ve bu hedeflerin Irak&#8217;ın güvenliği açısından ne anlama geldiğine ilişkin&#8221; birçok soru işareti oluşturduğunu söyledi. Bedir Güçleri bloğundan siyasete atılan eski askeri lider Falih Hazali de ABD&#8217;yi Irak&#8217;taki varlığını &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Iraklı milletvekilleri: Trump’ın ziyareti Irak’ın egemenliğinin ihlalidir. Irak’ta siyasetin önde gelen isimleri ABD Başkanı Trump’ın sürpriz Noel ziyaretini sert sözlerle eleştirdi. Milletvekilleri, ziyaretin Irak’ın egemenliğinin ihlali anlamına geldiğini söyledi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Trump, Noel gecesi Irak&#8217;taki El Esad Üssü&#8217;ne üç saatlik bir ziyaret gerçekleştirmişti</p>
<p>Iraklı siyasetçiler ve bazı milis güçlerin liderleri ABD Başkanı Donald Trump&#8217;ın yaptığı sürpriz ziyareti &#8220;Irak&#8217;ın egemenliğinin ihlali&#8221; olarak niteleyerek kınadı.</p>
<p>Irak parlamentosunda Şii lider Mukteda es Sadr&#8217;ın partisinin de içinde yer aldığı Sayrun Lil Islah (Reforma Yürüyüş) bloğunun önde gelen isimlerinden Sabah es Saadi, meclisi &#8220;Irak&#8217;ın egemenliğinin bu küstahça ihlalini görüşmek ve sınırlarını bilmesi gereken Trump&#8217;ın agresif eylemlerini ele almak üzere&#8221; olağanüstü toplantıya çağırdı. Saadi, çağrısında &#8220;Irak&#8217;taki ABD işgali sona ermiştir&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>Parlamentoda Reforma Yürüyüş&#8217;ün rakibi konumundaki Bedir Güçleri&#8217;nin lideri Hadi el Emiri de Trump&#8217;ın Irak ziyaretine karşı olduklarını açıkladı. Tahran&#8217;a yakınlığıyla bilinen El Emiri yaptığı açıklamada, &#8220;Trump&#8217;ın ziyareti diplomatik normların açık bir ihlalilidir ve Irak hükümetiyle ilişkilerinde takındığı küçümseyici ve düşmanca tavrı ortaya koymaktadır&#8221; diye konuştu. El Emiri, söz konusu ziyaretin &#8220;ABD&#8217;nin Irak&#8217;taki varlığına ve asıl hedeflerine ve bu hedeflerin Irak&#8217;ın güvenliği açısından ne anlama geldiğine ilişkin&#8221; birçok soru işareti oluşturduğunu söyledi.</p>
<p>Bedir Güçleri bloğundan siyasete atılan eski askeri lider Falih Hazali de ABD&#8217;yi Irak&#8217;taki varlığını artırmaya çalışmakla suçladı. &#8220;Amerikan yönetimi, Irak&#8217;ta yenilmiştir ve şu anda bahanelerle (buraya) geri dönmek istemektedir. Bu bizim asla müsaade etmeyeceğimiz bir durum&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Aralarında Haşdi Şabi&#8217;nin de bulunduğu İran destekli Şii milis güçler de Trump&#8217;ın ziyaretine tepki gösterdi. Ashabı Ehlül Hak adlı Şii milis grubunun lideri Kays El Hazali de, Twitter üzerinden ABD&#8217;yi hedef alan şu ifadeleri paylaştı: &#8220;Iraklılar parlamento kararıyla askeri güçlerinizi buradan çıkartarak cevap verecektir. Ve eğer çıkmazlarsa birliklerinizin aşina olduğu üzere onları başka yöntemlerle çıkartmak için gereken tecrübe ve yetiye de sahibiz.&#8221;</p>
<p><strong>Trump – Mehdi görüşmesinde yer anlaşmazlığı</strong></p>
<p>Irak Başbakanlığı basın ofisinden yapılan açıklamada, ABD&#8217;li makamların Trump&#8217;ın ziyaretine ilişkin Bağdat&#8217;ı önceden bilgilendirdiği belirtildi. Açıklamada, koordinasyonunda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle Trump ile Irak Başbakanı Adil Abdül Mehdi&#8217;nin telefonda görüştüğü ifade edildi.</p>
<p>Iraklı milletvekilleri, Trump ile  Mehdi arasında planlanan görüşmenin buluşma yeri konusundaki anlaşmazlık nedeniyle iptal edildiğini belirtti. Milletvekilleri Trump&#8217;ın görüşmeyi ziyaret ettiği El Esad Hava Üssü&#8217;nde gerçekleştirmek istediğini, Mehdi&#8217;nin ise bu talebi reddettiğini açıkladı.</p>
<p>ABD Başkanı Trump, Noel gecesi Irak&#8217;taki El Esad Üssü&#8217;ndeki Amerikan askerlerine eşi Melania Trump ve Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ile birlikte sürpriz bir ziyaret gerçekleştirmişti. Burada yaptığı açıklamada, Irak&#8217;taki askerlerini çekmek gibi bir niyetinin olmadığını söyleyen Trump, &#8220;Aslına bakılırsa Suriye&#8217;de bir şey yapmamız gerekirse burasını üs olarak kullanabiliriz&#8221; diye konuşmuştu.</p>
<p><strong>Deutsche Welle Türkçe</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/trump-irakin-egemenligini-ihlal-etti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABD Mi Çekildi Yoksa Trump Mı?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/abd-mi-cekildi-yoksa-trump-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/abd-mi-cekildi-yoksa-trump-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Dec 2018 08:05:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=6770</guid>

					<description><![CDATA[Suriye’den geri çekilme kararı öyle görünüyor ki Amerikan ‘stratejik aklı’nın değil ‘tüccar Başkan’ Trump’ın aklının ürünü. Amerika Başkanı Donald Trump’ın herkesi şaşırtacak şekilde verdiği Suriye’den çekilme kararı bugüne kadar Washington’dan verilen ve Türkiye’yi ağır jeopolitik risklerle karşı karşıya bırakan öteki kararlara bakınca bozuk bir saatin günde iki defa doğruyu göstermesi gibi bir durum. Öyle görünüyor ki bu karar Amerikan ‘stratejik aklı’nın değil ‘tüccar Başkan’ Trump’ın aklının bir ürünü’ dür ve jeopolitik mülâhazalardan ziyade onun kafasına uygun  kısa – orta vadeli ‘kâr-zarar hesapları’na dayanıyor. Bu tespitimizin iki temel dayanağı var: Biri sahada 1991’den bu yana gözümüzün önünde cereyan eden olaylar serisi, diğeri ise Washington ve Tel Aviv’den ve tabii öteki Batılı başkentlerden yükselen isyan sesleri. Birincisinden başlayalım. Amerika Birleşik Devletleri’nin 1991’deki 1.Körfez Harekâtı ve  2003’de Irak’ı işgali Kürt jeopolitiğini hareketlendiren önemli dönüm noktalarıydı. Arap Baharı’ndan sonra bu jeopolitik hareketlilik hem derinlik kazandı hem de alanını Suriye’ye doğru genişletti.  Baba Bush’tan başlayarak, sonrasında ikişer dönem başkanlık yapan George. W. Bush ve Barack Obama dönemlerinde Amerika Ortadoğu’da pekçok konuda yalpalama içinde oldu, hatta tutarsız politikalar izledi. Ama Amerikan yönetimlerinin hiçbiri bugüne kadar ‘bağımsız Kürt devleti’ne giden yoldan sapmadı. Amerika’nın Ortadoğu politikasının en önemli hedeflerinden biri israil’in güvenliğidir. İsrail ise Irak, İran, Suriye ve &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Suriye’den geri çekilme kararı öyle görünüyor ki Amerikan ‘stratejik aklı’nın değil ‘tüccar Başkan’ Trump’ın aklının ürünü.</strong></p>
<p>Amerika Başkanı Donald Trump’ın herkesi şaşırtacak şekilde verdiği Suriye’den çekilme kararı bugüne kadar Washington’dan verilen ve Türkiye’yi ağır jeopolitik risklerle karşı karşıya bırakan öteki kararlara bakınca bozuk bir saatin günde iki defa doğruyu göstermesi gibi bir durum.</p>
<p>Öyle görünüyor ki bu karar Amerikan ‘stratejik aklı’nın değil ‘tüccar Başkan’ Trump’ın aklının bir ürünü’ dür ve jeopolitik mülâhazalardan ziyade onun kafasına uygun  kısa – orta vadeli ‘kâr-zarar hesapları’na dayanıyor.</p>
<p>Bu tespitimizin iki temel dayanağı var:</p>
<p>Biri sahada 1991’den bu yana gözümüzün önünde cereyan eden olaylar serisi, diğeri ise Washington ve Tel Aviv’den ve tabii öteki Batılı başkentlerden yükselen isyan sesleri.</p>
<p>Birincisinden başlayalım.</p>
<p>Amerika Birleşik Devletleri’nin 1991’deki 1.Körfez Harekâtı ve  2003’de Irak’ı işgali Kürt jeopolitiğini hareketlendiren önemli dönüm noktalarıydı. Arap Baharı’ndan sonra bu jeopolitik hareketlilik hem derinlik kazandı hem de alanını Suriye’ye doğru genişletti.  Baba Bush’tan başlayarak, sonrasında ikişer dönem başkanlık yapan George. W. Bush ve Barack Obama dönemlerinde Amerika Ortadoğu’da pekçok konuda yalpalama içinde oldu, hatta tutarsız politikalar izledi. Ama Amerikan yönetimlerinin hiçbiri bugüne kadar ‘bağımsız Kürt devleti’ne giden yoldan sapmadı.</p>
<p>Amerika’nın Ortadoğu politikasının en önemli hedeflerinden biri israil’in güvenliğidir. İsrail ise Irak, İran, Suriye ve Türkiye’yi çevreleyecek kukla bir Kürt devletini 1980’lerden beri en önemli stratejik hedefi olarak görür. Donald Trump’ın aldığı Suriye’den çekilme kararı Amerikan müesses nizamının iğne oyası gibi işlemekte olduğu, bazen küçük bazen büyük adımlarla ilerlemekte olduğu Kürt devleti yolunda bir ‘sapma’dır.  Bu karar Amerika’nın değil Trump’ın kararıdır derken bunu kastediyoruz.</p>
<p><strong>Washington’dan Yükselen İsyan Sesleri</strong></p>
<p>Amerikan müesses nizamından yükselen tepkiler, CENTCOM’u yönetmiş bir general olan Savunma Bakanı James Mattis’in Trump’ın kararını protesto mahiyetindeki istifası, bölgedeki Türkiye karşıtı cephenin hayranlık duyduğu,  adeta ‘adanmış’ diplomatlardan ABD’nin IŞİD ile Mücadele Özel Temsilcisi Brett Mcgurk’ün aynı sebeple istifa etmesi önemli göstergelerdir. Mcgurk’ün istifasından sonra Donald Trump’ın yaptığı ‘evlere şenlik’ açıklama Suriye’den çekilme kararının Amerikan devlet aklıyla alınmadığının belki de en somut göstergesidir, zira Amerika Başkanı Trump Mcgurk’ü ‘tanımadığını’, onun kim olduğunu bilmediğini söylüyordu. Brett Mcgurk’ü Kandil’deki savaş ağalarından Erbil’deki KDP’lilere, IŞİD’in kafa kesen imamlarından sahadaki sayısız istihbaratçıya kadar tanımayan yoktur.  (Türk kamuoyu onu Şubat 2016’da Ayn el Arab’ta (Kobani) PKK’nın önemli isimlerinden Polat Can’dan plaket alırken çekilmiş fotoğrafıyla tanıyor)</p>
<p>Böyle bir adamı hem de Amerika’nın ‘IŞİD’le mücadele özel temsilcisi’ sıfatını  taşırken tanımayan tek kişinin Amerika’nın Başkanı olmasına ne demeli? IŞİD ile Mücadele Özel Temsilcisi’nin kim olduğunu bilmeyen bir Başkan Suriye’den askerlerini çekme kararı alıyor.</p>
<p>Washington’da bu karara tepki olarak gelen istifaların devam etmesi kimseyi şaşırtmayacaktır.  Sırada Ulusal Güvenlik Danışman  John Bolton’un  olduğu söyleniyor.  John Bolton,  Washington’da İsrail yanlısı çevrenin şahinlerinden ve  George W. Bush döneminde  Irak’ın işgali kararında etkili isimlerden biriydi.</p>
<p>Amerika’nın Ortadoğu politikalarında başat aktör İsrail’in başkentinde morallerin bozuk olduğu anlaşılıyor. İsrail basını bugünlerde Trump’a ateş püskürüyor.</p>
<p><strong>Ruslarla Başbaşa Kalmak</strong></p>
<p>Amerika’nın Suriye’den çekilme kararı Türkiye’yi elbette memnun etti ancak buna ‘temkinli’ yaklaşanlar da var. Bu işin o kadar da  ‘hayırlara vesîle’ olmayabileceği, hatta bırakın ‘hayırlara vesile olmasını  ‘hayra alâmet bile olmayacağını düşünenler var. Amerika’dan senelerce bu kadar çok ‘kazık yemiş’ bir ülkenin yazar çizer tayfasının bu kadarcık temkinli olmasında şaşılacak bir durum yok.</p>
<p>Karara temkinli yaklaşanların en önemli argümanlarından biri Türkiye’nin sahada Ruslarla başbaşa kalacak olmasıdır ki öyle kolayca yabana atılacak bir görüş değil. Jeopolitik rekabet alanını takip eden herkes bilir ki ‘Ruslarla başbaşa kalmak’ demek ‘Rus ayısı’yla yatağa girmek demektir. Türkiye Suriye sahasında- esasen hiçbir sıcak bölgede Rusya ile başbaşa kalmayı tercih etmez.</p>
<p>Bu tarihin ve coğrafyanın Türkiye’ye öğrettiği bir gerçek.</p>
<p>Gelgelelim Amerika’nın sahadaki varlığı Türkiye’yi Ruslarla başbaşa kalma tehlikesinden korumuyordu, bilâkis Suriye’deki riskleri Türkiye açısından daha da vahim bir hale getiriyordu.</p>
<p>Ruslarla başbaşa kalma konusu belki başka bir yazının konusu. Ama şu kadarını söyleyelim esasen Amerika Türkiye’yi Ruslarla başbaşa bırakalı çok olmuştu. Türkiye zaten çok uzun  zamandır ‘en büyük müttefiki tarafından terkedilmiş ve Rusların kucağına itilmiş bir ülke. Amerika Birleşik Devletleri Suriye’de  kendisini Türkiye’ye karşı konumlandırmış bir küresel aktör . Amerika, müttefik Türkiye’nin bölgede ‘rızaya dayalı istikrar’ arayışlarının değil ‘asıl stratejik ortağı’ İsrail’in  hesaplarının takipçisi oldu. Çevre ülkelerin sosyal ve ekonomik zeminde ‘bütünleştirilmesi’ peşinde olan Ankara karşısında Ortadoğu’yu daha da küçük parçalara ayırmaya çalışan bir Amerika’yı buldu.</p>
<p>‘IŞİD teröriyle mücadele’ diye sahaya gelen Amerika’yı ‘PKK terörüyle işbirlikçi’ konumundaki gördük. Suriye’den askeri çekilen Amerika böyle bir Amerika’dır.</p>
<p>Ruslarla başbaşa kalmak bir ‘risk’ ise Türkiye o riski zaten 2015’den beri yönetiyor.</p>
<p><strong>Pensilvanya’yı Bile Tedirgin Edebilecek Bir Karar</strong></p>
<p>Amerika’nın Suriye’den ‘çekilme’ kararı Türk-Amerikan ilişkilerindeki iki gerilim alanından birinde rahatlatma yaratacaktır. Eğer Trump Amerikan müesses nizamına rağmen böylesine hayati bir karar alıp uygulamaya sokabiliyorsa bunun bir benzerinin Fethullah Gülen konusunda da alınması umud edilir.  Bu cür’etkâr  kararın Pensilvanya’da Saylarsburg taraflarında ‘acaba bir gün bizim güvendiğimiz dağlara da kar yağar mı’ türünden bir tedirginlik  yarattığından şüphe duymuyorum.</p>
<p>Amerika’nın sesi çok çıkan etkili senatörlerinden biri Lindsey Graham Kaşıkçı cinayetinden sonra Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman için ‘wrecking ball’ ifadesini kullanmıştı. Wrecking ball, binaları yıkmak için kullanılan büyük demir gülle vardır ya, o işte.</p>
<p>Siz dünya siyaset sahnesindeki tek ‘wrecking ball’un Muhammed bin Selman olduğunu mu zannediyorsunuz?</p>
<p>O tipolojinin belki Prens Selman’dan da önde giden Beyaz Saray’da oturuyor.</p>
<p>Kaynak: http://serbestiyet.com/</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/abd-mi-cekildi-yoksa-trump-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Abd&#8217;ye Güvenemez</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/turkiye-abdye-guvenemez/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/turkiye-abdye-guvenemez/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Dec 2018 05:46:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[CumhurbaşkanıErdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye.Abd]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=6473</guid>

					<description><![CDATA[ABD&#8217;nin Suriye&#8217;den çekilme kararını yorumlayan Terör ve Güvenlik Uzmanı Ağar, &#8216;ABD yakın dönemde Türkiye&#8217;ye karşı sinsi bir düşman gibi davrandı. Şimdi de Suriye&#8217;den çekileceğini söylüyor. Bölgede 23 tane üssü var, hepsini toparlayıp tamamen çekilmekten mi bahsediyorlar? Bu henüz belli değil.&#8217; dedi. Terör ve Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar, ABD&#8217;nin Suriye&#8217;den çekilme kararıyla ilgili olarak, &#8220;ABD yakın dönemde Türkiye&#8217;ye karşı sinsi bir düşman gibi davrandı. Şimdi de Suriye&#8217;den çekileceğini söylüyor. Bölgede 23 tane üssü var, hepsini toparlayıp tamamen çekilmekten mi bahsediyorlar? Bu henüz belli değil.&#8221; ifadelerini kullandı. &#8220;Cümleler henüz eksik kurulmuş durumda&#8221; Katıldığı bir televizyon programında, coğrafyamızda yaşanmakta olan son gelişmelere yönelik değerlendirmelerde bulunan Ağar, &#8220;ABD&#8217;nin çekilme söyleminin asıl anlamı ne? Sahaya nasıl yansıyacak? Sahadaki taktiksel etkisini mi, yoksa üslerle ilgili varlığını mı kaldıracak? Çünkü DEAŞ&#8217;la mücadele gerekçesiyle deniz piyadelerini ve 155&#8217;lik obüsleri bölgeye getirmişti. Şimdi onların çekilmesini mi konuşuyor, yoksa bölgedeki 23 üssünü toparlayıp tamamen çekilmeyi mi? Bu belli bile değil. Cümleler henüz eksik kurulmuş durumda.&#8221; diye konuştu. &#8220;Suriye&#8217;nin üçte birini PKK/YPG&#8217;ye tahsis ettiler&#8221; DEAŞ&#8217;la mücadele söyleminin ABD&#8217;nin Suriye&#8217;deki varlığı için yalnızca bir gerekçe olduğunu söyleyen Ağar, &#8220;ABD, bu gerekçe üzerinden İsrail&#8217;in güvenliği başta olmak üzere coğrafyanın üçte birini terör örgütü PKK/YPG&#8217;ye tahsis etmiş durumda. Bunu bizzat ABD yaptı. Şimdi işin &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ABD&#8217;nin Suriye&#8217;den çekilme kararını yorumlayan Terör ve Güvenlik Uzmanı Ağar, &#8216;ABD yakın dönemde Türkiye&#8217;ye karşı sinsi bir düşman gibi davrandı. Şimdi de Suriye&#8217;den çekileceğini söylüyor. Bölgede 23 tane üssü var, hepsini toparlayıp tamamen çekilmekten mi bahsediyorlar? Bu henüz belli değil.&#8217; dedi.</strong></p>
<p>Terör ve Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar, ABD&#8217;nin Suriye&#8217;den çekilme kararıyla ilgili olarak, &#8220;ABD yakın dönemde Türkiye&#8217;ye karşı sinsi bir düşman gibi davrandı. Şimdi de Suriye&#8217;den çekileceğini söylüyor. Bölgede 23 tane üssü var, hepsini toparlayıp tamamen çekilmekten mi bahsediyorlar? Bu henüz belli değil.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>&#8220;Cümleler henüz eksik kurulmuş durumda&#8221;</p>
<p>Katıldığı bir televizyon programında, coğrafyamızda yaşanmakta olan son gelişmelere yönelik değerlendirmelerde bulunan Ağar, &#8220;ABD&#8217;nin çekilme söyleminin asıl anlamı ne? Sahaya nasıl yansıyacak? Sahadaki taktiksel etkisini mi, yoksa üslerle ilgili varlığını mı kaldıracak? Çünkü DEAŞ&#8217;la mücadele gerekçesiyle deniz piyadelerini ve 155&#8217;lik obüsleri bölgeye getirmişti. Şimdi onların çekilmesini mi konuşuyor, yoksa bölgedeki 23 üssünü toparlayıp tamamen çekilmeyi mi? Bu belli bile değil. Cümleler henüz eksik kurulmuş durumda.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>&#8220;Suriye&#8217;nin üçte birini PKK/YPG&#8217;ye tahsis ettiler&#8221;</p>
<p>DEAŞ&#8217;la mücadele söyleminin ABD&#8217;nin Suriye&#8217;deki varlığı için yalnızca bir gerekçe olduğunu söyleyen Ağar, &#8220;ABD, bu gerekçe üzerinden İsrail&#8217;in güvenliği başta olmak üzere coğrafyanın üçte birini terör örgütü PKK/YPG&#8217;ye tahsis etmiş durumda. Bunu bizzat ABD yaptı. Şimdi işin o kısmı ne olacak?&#8221; dedi.</p>
<p>&#8220;Lider düzeyinde kamu diplomasisi yürütülüyor&#8221;</p>
<p>ABD&#8217;nin Suriye&#8217;den çıkma söyleminin terör örgütü PKK/YPG&#8217;nin etkisizleştirilmesi anlamına gelip gelmediğinin bir soru işareti olduğunu belirten Terör ve Güvenlik Uzmanı Ağar, &#8220;PKK/YPG burada kalırsa nasıl bir denklemle varlığını sürdürecek? Türkiye buna nasıl bakacak? Türkiye&#8217;nin ortaya koyacağı etki ne olacak?&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p>Asıl sorunun &#8220;Türkiye&#8217;nin operasyon yapmasını engelleyen bir vaatle mi karşı karşıyayız?&#8221; olduğunu söyleyen Ağar, &#8220;Lider düzeyinde kamu diplomasisi yürütülüyor, psikolojik harekât yapılıyor, aldatma, şaşırtma, yanıltma, oyalama, kandırma yapılıyor.&#8221; sözlerini kullandı.</p>
<p><strong>&#8220;Türkiye bu koşullarda ABD&#8217;ye güvenemez&#8221;</strong></p>
<p>Kendisine yöneltilen &#8220;Bu hamle Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni bir dostluk döneminin sinyali mi? Türkiye ABD&#8217;ye güvenebilir mi?&#8221; sorusunu yanıtlayan Ağar şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>Türkiye, Amerika&#8217;ya bu koşullarda güvenemez. Gerekçelerini ortaya koymamız lazım. Yakın dönemde dost ve müttefik olarak iddia üretirken, bir düşman gibi, hatta bir sinsi bir düşman gibi davrandı. Bu bir gerçek. Biz devlet yöneticisi değiliz. Bu konuda rahat cümleler kurabiliriz. Belki devlet bu cümleleri istediği gibi kuramıyor. Ama ABD, Türkiye&#8217;nin üniter yapısına tehdit olan YPG-PKK başta olmak üzere FETÖ&#8217;yü bir şekilde destekledi. Şu an onu bir şekilde himaye ediyor. Bir diğer tarafıyla da Türkiye ve İslam dünyası için çok büyük bir tehdit olan DEAŞ gibi radikal bir örgütü, kendi hedef ve menfaatleri doğrultusunda gerekçe üreterek kullandı. Örneğin bir cümle kuruyor; &#8216;DEAŞ&#8217;la mücadele için buradayım.&#8217; Ama o cümlenin arkasına baktığın zaman Türkiye&#8217;nin, Suriye&#8217;nin, Irak&#8217;ın üniter yapıların bozulmasıyla ve Ortadoğu coğrafyasının yeniden dizaynı ile ilgili bir temel denklem ortaya çıkıyor.</p>
<p>&#8220;ABD&#8217;nin gizli ajandası olduğu görülüyor&#8221;</p>
<p>ABD&#8217;nin bu coğrafyada gizli bir ajandası olduğunun herkesçe görüldüğünü belirten Ağar, &#8220;Türkiye, Cumhuriyet tarihinde karşı karşıya kaldığı risklerin en büyüğü, en zorlusu, en tehlikelisi ile çok değişik seviyelerde ve katmanlarda son 3-5 sene içerisinde karşı karşıya kaldı.&#8221; diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/turkiye-abdye-guvenemez/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>G-20&#8217;de Erdoğan-Trump görüşmesi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/g-20de-erdogan-trump-gorusmesi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/g-20de-erdogan-trump-gorusmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Dec 2018 19:20:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=5365</guid>

					<description><![CDATA[Erdoğan&#8217;ın, zirvenin yapıldığı Costa Salguero Fuar Alanı&#8217;ndaki temasları kapsamında ikili görüşmeleri devam ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan&#8217;ın, ABD Başkanı Trump ile görüşmesi 50 dakika sürdü. Görüşme öncesi Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği (FIFA) Başkanı Gianni Infantino, Erdoğan ve Trump ile aynı fotoğrafta yer aldı. İKİ LİDERİN ZİRVEDEKİ İKİNCİ GÖRÜŞMESİ Dün zirvenin ilk programı olan &#8220;Adil ve Sürdürülebilir Gelecek&#8221; temalı özel oturuma katılan Erdoğan ve Trump, oturum başlamadan önce bir süre sohbet etmişti. Böylece iki lider, G20 Liderler Zirvesi kapsamında ikinci kez bir araya gelmiş oldu. İLK FOTOĞRAF GELDİ Cumhurbaşkanlığı, ikilinin görüşmesinden ilk görüntüyü sosyal medyada paylaştı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erdoğan&#8217;ın, zirvenin yapıldığı Costa Salguero Fuar Alanı&#8217;ndaki temasları kapsamında ikili görüşmeleri devam ediyor.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan&#8217;ın, ABD Başkanı Trump ile görüşmesi 50 dakika sürdü.</p>
<p>Görüşme öncesi Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği (FIFA) Başkanı Gianni Infantino, Erdoğan ve Trump ile aynı fotoğrafta yer aldı.</p>
<p>İKİ LİDERİN ZİRVEDEKİ İKİNCİ GÖRÜŞMESİ</p>
<p>Dün zirvenin ilk programı olan &#8220;Adil ve Sürdürülebilir Gelecek&#8221; temalı özel oturuma katılan Erdoğan ve Trump, oturum başlamadan önce bir süre sohbet etmişti.</p>
<p>Böylece iki lider, G20 Liderler Zirvesi kapsamında ikinci kez bir araya gelmiş oldu. </p>
<p>İLK FOTOĞRAF GELDİ</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı, ikilinin görüşmesinden ilk görüntüyü sosyal medyada paylaştı.</p>
<p><img decoding="async" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/trump_1616.jpg" alt="" width="600" height="468" class="alignnone size-full wp-image-5366" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/trump_1616.jpg 600w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/trump_1616-300x234.jpg 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/g-20de-erdogan-trump-gorusmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Trump Veliaht Prensi Kurtarabilecek mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/trump-veliaht-prensi-kurtarabilecek-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/trump-veliaht-prensi-kurtarabilecek-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Nov 2018 19:08:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Kaşıkçı]]></category>
		<category><![CDATA[MBS]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed bin Salman]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<category><![CDATA[Veliaht Prens]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4861</guid>

					<description><![CDATA[Kaşıkçı soruşturmasının Türkiye’nin arzuladığı siyasi sonucu verip vermeyeceğinin ilk işaretleri muhtemelen bu hafta gelecek. Türkiye Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Suud karar mekanizmalarından uzaklaştırılmasını istiyor ama bu o kadar kolay değil. Trump ‘MBS’ten vazgeçer mi? Amerika Başkanı Trump’ın  Kaşıkçı vak’asının başından beri yaptığı açıklamaların kronolojisine ve içeriğine şöyle bir bakan herkes Trump’un Muhammed bin Selman’ı (MBS) bu işten kurtarmak için uğraştığını görür. Ama ortalığa saçılan inkârı mümkün olmayan delillerden sonra mızrak çuvala sığmaz oldu. ‘Damla damla’ sızdırılan deliller hem Suud sarayındaki Prens hem de Beyaz Saray’daki Başkan için bir tür Çin işkencesine dönüştü. Peki cinayetin üzerinden geçen 40 günün sonunda vardığımız yer neresi?  Amerikan Merkezi İstihbarat Servisi ‘nin (CIA)  ‘pek çok kaynaktan’  derleyerek  hazırladığı ‘nihai rapor’un içeriğinden bazı bilgiler geçen hafta Amerikan basınına sızdı, aynı günlerde de Başkan Trump’ın önüne konuldu. Buna göre rapor Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesi emrini Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın verdiğini ortaya koyuyor. CIA’in nihâi tespiti bu yönde.  Öyle anlaşılıyorki bu kanaat  ‘sağlam veriler’ üzerinden şekillendi. Cinayeti işlemek üzere Riyad’dan İstanbul’a özel uçaklarla gelen adamların içinde doğrudan Muhammed bin Selman’a bağlı çalışan, yurtdışı seyahatlerinde mâiyetinde bulunan Mahir Abdülaziz Mutrib gibi isimler var. Mahir Abdulaziz Mutrib’in cinayetin işlenmesinden sonra Muhammed bin Selman’ın yardımcılarından birini arayıp ‘Patronuna söyle, görev tamamlandı’ demesi bu ‘suç’ &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kaşıkçı soruşturmasının Türkiye’nin arzuladığı siyasi sonucu verip vermeyeceğinin ilk işaretleri muhtemelen bu hafta gelecek. Türkiye Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Suud karar mekanizmalarından uzaklaştırılmasını istiyor ama bu o kadar kolay değil.</strong></p>
<p><strong>Trump ‘MBS’ten vazgeçer mi?</strong></p>
<p>Amerika Başkanı Trump’ın  Kaşıkçı vak’asının başından beri yaptığı açıklamaların kronolojisine ve içeriğine şöyle bir bakan herkes Trump’un Muhammed bin Selman’ı (MBS) bu işten kurtarmak için uğraştığını görür. Ama ortalığa saçılan inkârı mümkün olmayan delillerden sonra mızrak çuvala sığmaz oldu. ‘Damla damla’ sızdırılan deliller hem Suud sarayındaki Prens hem de Beyaz Saray’daki Başkan için bir tür Çin işkencesine dönüştü.</p>
<p><strong>Peki cinayetin üzerinden geçen 40 günün sonunda vardığımız yer neresi? </strong></p>
<p>Amerikan Merkezi İstihbarat Servisi ‘nin (CIA)  ‘<strong>pek çok kaynaktan’</strong>  derleyerek  hazırladığı ‘nihai rapor’un içeriğinden bazı bilgiler geçen hafta Amerikan basınına sızdı, aynı günlerde de Başkan Trump’ın önüne konuldu. Buna göre rapor Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesi emrini Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın verdiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>CIA’in nihâi tespiti bu yönde.  Öyle anlaşılıyorki bu kanaat  ‘<strong>sağlam veriler’</strong> üzerinden şekillendi.</p>
<p>Cinayeti işlemek üzere Riyad’dan İstanbul’a özel uçaklarla gelen adamların içinde doğrudan Muhammed bin Selman’a bağlı çalışan, yurtdışı seyahatlerinde mâiyetinde bulunan <strong>Mahir Abdülaziz Mutrib</strong> gibi isimler var. Mahir Abdulaziz Mutrib’in cinayetin işlenmesinden sonra Muhammed bin Selman’ın yardımcılarından birini arayıp ‘<strong>Patronuna söyle, görev tamamlandı’</strong> demesi bu ‘suç’ ile ‘prens’ arasındaki en önemli bağlantı.</p>
<p>Kaşıkçı cinayetinde  ‘<strong>Veliaht Prens bağlantısı’</strong>nı ortaya koyan başka deliller de var.   Örneğin Prens Selman’ın Suudi Arabistan’ın Washington’daki Büyükelçisi olan kardeşi <strong>Halid bin Selman</strong>’ın gazeteci Cemal Kaşıkçı ile yaptığı telefon görüşmesi bu delillerden bir diğeri.  <strong>The Washington Post</strong> gazetesi’nin edindiği bilgiye göre Prens Halid bu görüşmede Kaşıkçı’ya istediği belgeleri alabilmesi için İstanbul Konsolosluğu’na gitmesi gerektiğini söylüyor.</p>
<p>Bu konuşma Amerikan istihbarat birimleri tarafından kayıt altına alınmış durumda.</p>
<p>Donald Trump’ın Salı günü CIA’den bütün delilleri ihtiva eden kapsamlı raporu da aldıktan sonra  dünya kamuoyuna bir açıklama yapması bekleniyor. CIA’in kucağına bıraktığı rapordan sonra Trump’ın üzerindeki baskıların daha da artacağına şüphe yok. Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğu geçen ay yapılan seçimde kaybetti, bu sebeple önünümüzdeki haftalarda Kaşıkçı cinayeti konusunda pekçok araştırma-soruşturma önergesiyle karşı karşıya kalabilir.</p>
<p>Donald Trump’ın Amerika’daki gibi gerçek bir başkanlık sisteminde bunlardan kaçma şansı yok. Kaldıki Lindsey Graham gibi etkili Cumhuriyetci senatörler da Muhammed bin Selman’la iş tutmanın artık mümkün olmadığı görüşünde.</p>
<p><strong>Trump gibi bir ‘tüccar Başkan’ MBS’den kolay vazgeçmez</strong></p>
<p>Yine de mızrağın çuvala sığmıyor olması Trump yönetiminin Muhammed bin Selman’ın ipini öyle kolayca çekeceği anlamına gelmiyor.  Hem de hiç gelmiyor.  Nihayet Donald Trump nevi şahsına münhasır bir ‘<strong>tüccar başkan’</strong>. Dünya meselelerine öncelikle ‘para’ üzerinden bakıyor.  Nitekim önüne gelen ilk rapora ilişkin sorulara, ‘<strong>Suudi Arabistan’a karşı alınabilecek tedbirler sözkonusu olduğunda Amerika Başkanı olarak pekçok şeyi dikkate almak zorundayım’ </strong>diye cevap verdi<strong>. </strong>Demek istediği şu: Bu işte sorumlu kim olursa olsun meseleye sadece bir gazetecinin katledilmesi açısından bakamayız, Amerika’nın bölgede büyük çıkarları var’</p>
<p>Bu çıkarların başında Suudi Arabistan’dan her sene Amerikan silah sektörüne akan on milyarlarca dolar petro-dolar geliyor. Stockholm Uluslararaıs Barış Araştırmaları Enstitüsü (Sipri) rakamlarına göre, Amerika Birleşik Devletleri dünyanın en büyük silah satıcısı ülke. Silah satışlarının yarısını  tek bir ülkeye yapılıyor: Suudi Arabistan.</p>
<p>Trump  Kaşıkçı cinayetinin üzerinden daha birkaç gün geçmişken ne demişti hatırlayın: <strong>‘</strong><strong>Suudi Arabistan çok iyi bir müttefik.  Onlarla 110 milyar dolarlık silah anlaşması yaptık, bir düşünün tam 110 milyar dolar.  Bu silahları benden almazsa Rusya’dan alır, Çin’den alır.  Bu parayı öteki ülkelere vermek aptallık. Bu para 450 bin kişi (Amerikalı) için iş imkanı demek’</strong></p>
<p>Önümüzdeki 10 yıl içinde Amerika’ya silah satışlarından akacak Suud parasının miktarı 350 milyar doları bulacak.</p>
<p>Suud Arabistan’ın Ortadoğu’da ‘<strong>İsrail’in en etkili Arap müttefiki’</strong> olması, İsrail’in en büyük düşmanı olarak gördüğü İran’a karşı İsrail ve Amerika ile ‘aynı cephede’ yer alması gibi faktörler de var. Bu sebeplerle Trump önündeki bütün delillere rağmen ‘<strong>Suud sarayındaki adamı’</strong> Muhammed bin Selman’ı ne pahasına olursa olsun koruma kararında ısrar edebilir.  Hatta böyle davranacağı neredeyse kesin gibi.  Bu cinayetin arkasında Muhammed bin Selman’ın bulunduğuna dair CIA tespitinin sızmasından sonra bile Suudi Arabistan’ın ‘<strong>spectacular</strong>’ yani  ‘<strong>muhteşem’</strong> <strong>bir müttefik</strong> olduğunu vurgulaması bunun bir göstergesiydi.</p>
<p><strong>Türkiye neden kurtulmak istiyor?</strong></p>
<p>Suud Arabistan’da kimin ‘kral’ kimin ‘veliaht prens’ olacağını belirlemek Türkiye’nin gücünü aşıyor.  Suud sarayının ‘king maker’ları Amerika’da. (Donald Trump’ın, ‘Hey kral, ben seni korumazsam koltuğunda iki hafta bile kalamazsın’  sözleri akıllarda)</p>
<p>Ancak emri Riyad’tan verilen, katilleri oradan gönderilen İstanbul’daki bu vahşi cinayetin Ankara’nın eline kraliyet sarayındaki dengeleri etkileyecek bir koz verdiği de bir gerçek.  Türkiye,  neredeyse altı haftadır elindeki delilleri uluslararası basına sızdırarak  Muhammed bin Selman’ı adeta kızgın tavada tutuyor, yeni delilleri ortaya koymak suretiyle tavanın altını zaman zaman açıp cinayetin manşetlerden düşmesine izin vermiyor.</p>
<p>Ankara’nın bu davranışının Suud sarayındakileri nasıl çileden çıkarttığını tahmin etmek zor değil.</p>
<p>Muhammed bin Selman’ın Türkiye’ye dair hiç de iyi olmayan duygular beslediği zaten biliniyor. Bu yılın başında Mısırlı gazetecilerle konuşurken ‘<strong>Türkiye, İran ve aşırı gruplar bölgede şeytan üçgeni’dir</strong>’ demişti. Gerçi, Suudi Arabistan’ın Ankara Büyükelçiliği Prens Muhammed bin Selman’ın ‘Şeytan Üçgeni’nden bahsederken Türkiye’yi bunun için katmadığını iddia ederek bu sözleri yalanlamıştı ama Prensin Türkiye’ye dair hissiyatını yansıtan başka sözleri de var. Örneğin Türkiye’yi ‘<strong>Hilâfeti yeniden diriltmeye çalışmakla’</strong> suçladığı biliniyor. Türkiye’nin Katar’da askeri güç bulundurmasından son derece rahatsız. Hatta Katar’a karşı uygulamaya başladığı ambargonun sebeplerinden biri buydu. Aynı şekilde ambargoyu  kaldırmak için sıraladığı şartlardan biri Türk üssünün kapatılması.</p>
<p>Muhammed bin Selman genç bir Veliaht Prens, henüz 33 yaşında. Yerine geçmeye hazırlandığı babası Kral Selman bin Abdülaziz’in bir ayağı çukurda. Velhasıl Prens yarın öbür gün kral olursa bu <strong>‘kontrolsüz güç’</strong> ün önünde uzun iktidar yılları görülüyor.Türkiye hem bölgenin hem de kendisinin başına uzun yıllar büyük sorunlar yaratacağı şimdiden belli olan bir kral istemiyor. Türkiye’nin İstanbul’da adeta ‘<strong>suç üstü’</strong>yaptığı bu ‘kontrolsüz güç’ten bu cinayet soruşturması üzerinden kurtulmak istemesi normal.</p>
<p><strong>Türkiye işi daha da büyütür mü?</strong></p>
<p>Peki Trump cinayetin arkasında Muhammed bin Selman’ın olduğunu bile bile yine de onun arkasında durursa Türkiye ne yapar?</p>
<p>Bu soruya şu aşamada kimsenin cevap verebilmesi mümkün değil. Bu sorunun cevabı biraz da Türkiye’nin elindeki bütün kozları – siz bunu delilleri diye okuyun- kullanıp kullanmadığına bağlı. Türkiye’nin elinde cinayetle Muhammed bin Selman arasında bağ kurabilecek başka deliller olup olmadığını bilmiyoruz.</p>
<p>Ayrıca Ankara’nın elinde cinayetin işlendiği anlara ilişkin o ‘<strong>11 dakikalık ses kaydı’</strong>  hâlâ pimi çekilmiş bir bomba gibi duruyor.  <strong>Trump yönetiminin Veliaht Prensi korumakta ısrar etmesi Trump’ın ifadesiyle o ‘korkunç’ ve  ‘feci’ kaydın dünya kamuoyuyla paylaşılması riskini de göze alması demek. </strong></p>
<p>Nihayet Tayyip Erdoğan bu konularda onlara garantiler verecek bir lider değil.</p>
<p>İşin bir yönüne daha dikkat çekmeliyiz.</p>
<p>Suud hanedanının 1932’de devletin kuruluşundan bu yana uluslararası arenada bu kadar yoğun ve devamlılık arzeden şekilde hırpalandığı bir vak’a daha olduğunu tahmin etmiyoruz.  Bu sebeple Suud sarayında Türkiye’den ve Tayyip Erdoğan’dan hiç de hâlisâne duygularla bahsedilmediğini düşünebiliriz. <strong>Eğer Veliaht Prens , uzak olmayan bir gelecekte kral olmak üzere yerinde kalır ve Kaşıkçı cinayeti bir süre sonra unutulur giderse Muhammed bin Selman kızgın tavada yaşadığı acıların intikamını almak isteyecektir. Karakterinin buna uygun olduğunu  gördük.</strong></p>
<p>Bu durumun Türkiye- Suudi Arabistan ilişkilerinde mutlaka tahripkâr sonuçları olacaktır.</p>
<p>Ankara’nın girdiği bu güç oyununu kazanması biraz da bu sebeple şart.</p>
<p><strong>KUTU</strong></p>
<p><strong>Kontrolsüz güç:  Muhammed bin Selman</strong></p>
<p><img decoding="async" src="http://panel.serbestiyet.com/Content/Resimler/images/8(1).Jpeg" alt="" /></p>
<p>Geçen yıl haziran ayında mevcut ‘baba Kral’ <strong>Selman bin Abdülaziz</strong> o sırada Veliaht Prens olan yeğeni <strong>Muhammed bin Naif</strong>’i devredışı bırakıp kendi oğlu Muhammed’i bu pozisyona getirdi. Muhammed bin Selman 83 yaşındaki babası Kral olduktan sonra zaten ülkede ipleri ele almıştı, ama ‘Veliaht Prens’ atandıktan sonra iyice gemi azıya aldı. Bölgede tam anlamıyla bir   ‘kontrolsüz güç’  gibi davranmaya başladı. İran ile  Yemen’de girdiği vekâlet savaşında İslâm dünyasının bu en fakir ülkesinde   milyonlarca insanı açlık sınırına getirdi. Lübnan Başbakanı Saad Hariri’yi Suudi Arabistan’da günlerce rehin tuttu.  Suud hanedanındaki pekçok prensi Riyad’da otel hapsine aldırıp yolsuzluk yaptıkları gerekçesiyle onlardan milyarlarca dolar ‘haraç’ aldı. Amerika’nın bölgedeki en büyük askeri üslerinden birinin bulunduğu Katar’a ambargo uygulamaya başladı.</p>
<p>Amerikalı senatör Lindsey Graham onu durup dururken binaların yıkımında kullanılan  o demirden topa benzetmemişti.  (Lindsey Graham Prens için ‘wrecking ball’ demişti)</p>
<p>Kaynak: http://www.serbestiyet.com</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/trump-veliaht-prensi-kurtarabilecek-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cinayetin Prensin Bilgisi Dışında İşlendiğine İnanmıyorum</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cinayetin-prensin-bilgisi-disinda-islendigine-inanmiyorum/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cinayetin-prensin-bilgisi-disinda-islendigine-inanmiyorum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Nov 2018 09:41:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[BAE]]></category>
		<category><![CDATA[Lindsey Graham]]></category>
		<category><![CDATA[Suudi Arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<category><![CDATA[Veliaht Prens]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4785</guid>

					<description><![CDATA[ABD&#8217;li Senatör Graham, Tersten Okudu: Kaşıkçı cinayetinin Selman&#8217;dan habersiz işlenmeyeceğini ifade eden Graham, şunları dile getirdi: &#8220;Eğer Suudi Arabistan&#8217;ın yeni yüzü ve sesi o (Muhammed bin Selman) olacaksa Krallık küresel alanda çok zor zamanlar geçirecek. Onlar (Suudi Arabistan) önemli müttefikler, ama Veliaht Prense gelince o irrasyonel, dengesiz biri ve ABD ile Suudi Arabistan ilişkilerine çok büyük zarar verdiğini düşünüyorum ve onunla bir daha asla çalışmaya niyetim yok.&#8221; ABD&#8217;de Güney Carolina Senatörü Graham, gazeteci Kaşıkçı cinayetinin Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman&#8217;ın bilgisi dışında işlendiğine inanmadığını söyledi. ABD&#8217;li Senatör Graham: Kaşıkçı cinayetinin Suudi Prensin bilgisi dışında işlendiğine inanmıyorum ABD&#8217;de Güney Carolina Senatörü Cumhuriyetçi Lindsey Graham, NBC News kanalına yaptığı açıklamada, CIA&#8217;den gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayeti konusunda brifing almadığını belirtti. Graham, &#8220;İlk günden itibaren 15 veya artık kaç kişi ise adamı Veliaht Prensin (Muhammed bin Selman) bilgisi ve emri dışında uçağa binip Türkiye&#8217;ye gidip Veliaht Prensin önemli bir muhalifini doğradıklarına inanmıyorum.&#8221; dedi. Suudi Arabistan ve Veliaht Prens hakkında biraz bilgisi olan birinin, Kaşıkçı cinayetinin Selman&#8217;dan habersiz işlenmeyeceğini bileceğini ifade eden Graham, şunları dile getirdi: &#8220;Eğer Suudi Arabistan&#8217;ın yeni yüzü ve sesi o (Muhammed bin Selman) olacaksa Krallık küresel alanda çok zor zamanlar geçirecek. Onlar (Suudi Arabistan) önemli müttefikler, ama Veliaht Prense &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ABD&#8217;li Senatör Graham, Tersten Okudu:</strong></p>
<p>Kaşıkçı cinayetinin Selman&#8217;dan habersiz işlenmeyeceğini ifade eden Graham, şunları dile getirdi:<br />
&#8220;Eğer Suudi Arabistan&#8217;ın yeni yüzü ve sesi o (Muhammed bin Selman) olacaksa Krallık küresel alanda çok zor zamanlar geçirecek. Onlar (Suudi Arabistan) önemli müttefikler, ama Veliaht Prense gelince o irrasyonel, dengesiz biri ve ABD ile Suudi Arabistan ilişkilerine çok büyük zarar verdiğini düşünüyorum ve onunla bir daha asla çalışmaya niyetim yok.&#8221;</p>
<p>ABD&#8217;de Güney Carolina Senatörü Graham, gazeteci Kaşıkçı cinayetinin Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman&#8217;ın bilgisi dışında işlendiğine inanmadığını söyledi.<br />
ABD&#8217;li Senatör Graham: Kaşıkçı cinayetinin Suudi Prensin bilgisi dışında işlendiğine inanmıyorum</p>
<p>ABD&#8217;de Güney Carolina Senatörü Cumhuriyetçi Lindsey Graham, NBC News kanalına yaptığı açıklamada, CIA&#8217;den gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayeti konusunda brifing almadığını belirtti.</p>
<p>Graham, &#8220;İlk günden itibaren 15 veya artık kaç kişi ise adamı Veliaht Prensin (Muhammed bin Selman) bilgisi ve emri dışında uçağa binip Türkiye&#8217;ye gidip Veliaht Prensin önemli bir muhalifini doğradıklarına inanmıyorum.&#8221; dedi.</p>
<p>Suudi Arabistan ve Veliaht Prens hakkında biraz bilgisi olan birinin, Kaşıkçı cinayetinin Selman&#8217;dan habersiz işlenmeyeceğini bileceğini ifade eden Graham, şunları dile getirdi:</p>
<p>&#8220;Eğer Suudi Arabistan&#8217;ın yeni yüzü ve sesi o (Muhammed bin Selman) olacaksa Krallık küresel alanda çok zor zamanlar geçirecek. Onlar (Suudi Arabistan) önemli müttefikler, ama Veliaht Prense gelince o irrasyonel, dengesiz biri ve ABD ile Suudi Arabistan ilişkilerine çok büyük zarar verdiğini düşünüyorum ve onunla bir daha asla çalışmaya niyetim yok.&#8221;</p>
<p>Flake: Kaşıkçı cinayetinin emrini Veliaht Prens Selman verdi<br />
Arizona eyaletinin Cumhuriyetçi Senatörü Jeff Flake ise ABD Başkanı Donald Trump&#8217;ın Suudi Arabistan&#8217;ı &#8220;muhteşem müttefik&#8221; olarak tanımlamasını eleştirerek, Kaşıkçı&#8217;nın ölüm emrini Veliaht Prens Selman&#8217;ın verdiğini ve ABD&#8217;nin eninde sonunda bu gerçekle karşı karşıya kalacağını söyledi.</p>
<p>CNN&#8217;e konuşan Senatör Flake, ABD&#8217;nin dış politikasının tüm dünyada Amerikan değerlerine paralel olarak yürütülmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları ifade etti:</p>
<p>&#8220;Elbette reel politiğin farkındayız ve dünyayı görmek istediğiniz gibi değil, olduğu gibi ele almalısınız. Bu kendini dayatır ve gerçeklerle yüzleşmek zorundasınız. Burada (Kaşıkçı cinayeti) gerçek, Veliaht Prensin dahli var, muhtemelen kendisi bunun emrini verdi gibi görünüyor. Dolayısıyla bunu saptırarak ve &#8216;muhteşem müttefik&#8217; diyerek geçemezsiniz.&#8221;</p>
<p>Suudi Arabistan&#8217;ın Yemen&#8217;de neden olduğu sivil katliamları da eleştiren Flake, ülkesinin eninde sonunda Kaşıkçı konusunda bir noktaya varacağını dile getirdi.</p>
<p>Schiff: Suudi Arabistan dostumuz değil<br />
California Temsilcisi Demokrat Adam Schiff, ABC News kanalına yaptığı açıklamada, CIA&#8217;nın Kaşıkçı cinayetiyle ilgili brifingini dinlediğini aktararak, &#8220;Brifingi sizinle konuşamam ancak şunu söyleyebilirim, önemli bir gazeteci ve muhalifin öldürülmesinin Veliaht Prensin bilgisi dışında yapılmış olmasını aklım almıyor.&#8221; dedi.</p>
<p>&#8220;Düşmanımın düşmanı dostumdur&#8221; ifadesine atıfta bulunan Schiff, &#8220;İran bizim düşmanımızdır ve Suudi Arabistan, İran&#8217;a karşı durmak konusunda bizim için önemlidir. Ama bu Suudi Arabistan&#8217;ı dostumuz yapmaz, dostlarımız gazeteci öldürmez.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Lieu: Suudiler 17 gün boyunca yalan söyledi<br />
California eyaleti temsilcilerinden Demokrat Ted Lieu, Twitter üzerinden yaptığı paylaşımda, Dışişleri Bakanlığının, CIA brifingi üzerine yayımladığı, &#8220;ABD hükümetinin nihai bir sonuca vardığını belirten son haberler doğru değildir.&#8221; açıklamasını eleştirerek, şunları kaydetti:</p>
<p>&#8220;Sevgili Dışişleri Bakanlığı, Suudiler 17 gün boyunca Kaşıkçı&#8217;nın öldürülmediğine ilişkin size yalan söyledi. Sonra hikayelerini defalarca değiştirdiler. Gerçekten siz, CIA&#8217;ya değil de Suudilere mi güveniyorsunuz? Sizin işiniz ABD&#8217;yi temsil etmek Suudi Arabistan&#8217;ı değil.&#8221;</p>
<p>Muhabir: Kasım İleri (AA)</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cinayetin-prensin-bilgisi-disinda-islendigine-inanmiyorum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
