<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Teknoloji &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/teknoloji/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 23 Nov 2023 09:57:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Teknoloji &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bir Teklifim Var!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bir-teklifim-var/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bir-teklifim-var/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz KÖKTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Nov 2023 09:56:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18930</guid>

					<description><![CDATA[Bugün dini anlatma konusunda sosyal medyanın vazgeçilmez olduğunu artık herkes kabul ediyor. Tam da bu noktada aklıma çok kapsamlı bir proje geliyor. Nasıl olur, nasıl yapılır bilemiyorum. İnşallah Gazze zaferle sonuçlanır ve buna eğiliriz diye düşünüyorum. Düşündüğüm şey şu: Artık insanlar 3 veya 5 dakikalık görselleri daha çok izliyor ve onlardan etkileniyor. Bu çerçevede sosyal medyayı etkin kullanan isimler var: Nurettin Yıldız Halis Aydemir İhsan Şenocak v.dğr. Rabbim hepsinden razı olsun. Bu isimler belki de bir kurumun altından kalkabileceği çok önemli hizmetleri ifa ediyorlar. Ancak bu bireysel faaliyetler yeterli değil. Görsellik açısından etkileyici, bilgi açısından doyurucu ve sadece dini fetva ile sınırlı olmayan çarpıcı videoların hazırlanması gerekiyor. Bu ise bir ekip işi, bir kurum işidir. Böyle bir ekip, böyle bir kurum var mı bilmiyorum. Ama kesinlikle olması gerektiğine inanıyorum. Bu iş devletin bir kurumu eliyle de olabilir, özel bir kurumsal faaliyetle de gerçekleşebilir. Özel bir faaliyet olması tercihi şayandır. Ancak bunun için ciddi bir finansmana ihtiyaç vardır. Devlet eliyle yapılması bu açıdan daha güvenli bir yoldur, ancak devlet hantal bir yapıdır, ayrıca orada bürokratik bir yönetim vardır. Bunların işleri yavaşlatması söz konusudur. Bu durum bile işin ne kadar zor olduğunu gösteriyor. Belki de bu konuda düşünmeye buradan başlamak gerekir. Elbette, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bugün dini anlatma konusunda sosyal medyanın vazgeçilmez olduğunu artık herkes kabul ediyor. Tam da bu noktada aklıma çok kapsamlı bir proje geliyor. Nasıl olur, nasıl yapılır bilemiyorum. İnşallah Gazze zaferle sonuçlanır ve buna eğiliriz diye düşünüyorum.</p>



<p>Düşündüğüm şey şu: Artık insanlar 3 veya 5 dakikalık görselleri daha çok izliyor ve onlardan etkileniyor. Bu çerçevede sosyal medyayı etkin kullanan isimler var:</p>



<p>Nurettin Yıldız</p>



<p>Halis Aydemir</p>



<p>İhsan Şenocak v.dğr.</p>



<p>Rabbim hepsinden razı olsun. Bu isimler belki de bir kurumun altından kalkabileceği çok önemli hizmetleri ifa ediyorlar.</p>



<p>Ancak bu bireysel faaliyetler yeterli değil. Görsellik açısından etkileyici, bilgi açısından doyurucu ve sadece dini fetva ile sınırlı olmayan çarpıcı videoların hazırlanması gerekiyor. Bu ise bir ekip işi, bir kurum işidir. Böyle bir ekip, böyle bir kurum var mı bilmiyorum. Ama kesinlikle olması gerektiğine inanıyorum. Bu iş devletin bir kurumu eliyle de olabilir, özel bir kurumsal faaliyetle de gerçekleşebilir.</p>



<p>Özel bir faaliyet olması tercihi şayandır. Ancak bunun için ciddi bir finansmana ihtiyaç vardır. Devlet eliyle yapılması bu açıdan daha güvenli bir yoldur, ancak devlet hantal bir yapıdır, ayrıca orada bürokratik bir yönetim vardır. Bunların işleri yavaşlatması söz konusudur. Bu durum bile işin ne kadar zor olduğunu gösteriyor. Belki de bu konuda düşünmeye buradan başlamak gerekir.</p>



<p>Elbette, bu meselenin problemleri, aşılması gereken yönleri, güçlükleri söz konusudur. Bunları bir yana bırakıp işin özüne odaklanmak gerekirse önce şu soruya cevap vermek lazım: Dinimizi ve dini bakış açımızı her yönüyle anlatabileceğimiz, görselliği ile etkileyici, içeriği ile doyurucu hem kısa hem de biraz uzun olabilecek videolara, belgesellere ihtiyacımız var mıdır? Batı tarzı belgeselleri hatırlayalım. Bir konuyu uzmanlarına danışarak, görselliği öne çıkarıp etkileyici bir içerikle sunduklarında dünyada ne kadar rağbet gördüklerini bir düşünelim. İşte bizim de Kur&#8217;an, hadis, tefsir, kelam, tasavvuf, mezhepler, felsefe, sosyoloji, psikoloji, siyaset, ekonomi, kültür, eğitim, kadın, çocuk gibi alanlarda ve özellikle oryantalizm, ateizm, deizm, agnostizm, darwinizm ve benzeri inanç ve ideolojilere karşı görseller ve içerikler üretmemiz şarttır. Din dilinde buna farz-ı kifaye diyoruz.</p>



<p>Derdimi ne kadar anlatabildim, bilemiyorum. Özellikle sosyal medyada bazı fertlerin özel çabalarıyla güzel görseller ve içerikler üretmesini gördüğümde aklıma biz din alanında neden bunları yapmıyoruz, yapamıyoruz, düşünmüyoruz, düşünemiyoruz diye&nbsp; geliyor. Bu düşündüğüm ve ifade etmeye çalıştığım şey videolar çekip internete yüklemek değildir. Artık bu kolay ve herkes bunu yapabiliyor. Anlatmaya çalıştığım şey görsellik, etkileyicilik ve içerik üretimi ile alakalı bir şeydir. Bu da tamamen bir ekip işidir, bir uzmanlık işidir, belki bir kurumsal faaliyet işidir. Örneğin Diyanet&#8217;in hac ve umre daire başkanlığı gibi, başkanlık veya enstitü şeklinde bir kurumsal kimlik meselesidir.</p>



<p>Bunun için en önemli şey heyecandır. Bizim heyecana ihtiyacımız var. Bizi yerimizde duramayacak hale getiren bir motivasyona ihtiyacımız var. Nasıl olur, bilemiyorum. Bu kadarla yetinmiş olayım.</p>



<p>Ben burada meramımın birazını ifade etmeye çalıştım, muhtemelen tam da ifade edemedim, ancak bunun üzerinde durmaya değer diye düşünüyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bir-teklifim-var/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal Medya Bahçesinde Zehirli Çiçekler!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sosyal-medya-bahcesinde-zehirli-cicekler/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sosyal-medya-bahcesinde-zehirli-cicekler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet BELENKUYU]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Aug 2022 12:02:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18393</guid>

					<description><![CDATA[Bugünlerde insanların çoğu sosyal medya bahçesinde gönlünce dolaşıyor. Her türlü çiçekle, böcekle haşarat ile karşılaşıyor. Bazılarına bakılınca zararlı olduğu açıkça belli iken, bazıları güzel görünümleri ardında zehirli fikirler saklıyor. Çiçeğin, rengi, kokusu güzel görünebiliyor ama zehirli de olabiliyor. O zaman ikram ettiğiniz kimseyi, manen yaralıyor veya öldürüyorsunuz. Bu durum en çok, daha önce bir yazımızda belirttiğimiz gibi (1) Müslümanların içerik üretimde yetersiz olmasının yanında iyi niyetli davranıp, önüne konulan materyal, fikir ve eserleri tam olarak değerlendirmeden, sosyal medyanın rüzgârına kapılarak paylaşmasından kaynaklanmaktadır. Bu ne demek? Zahiren çok güzel ve faydalı gibi görünen bazı sözler ve bilgiler, aslında İslam itikadına ve ahlak anlayışına ters olduğu halde, ilk anda böyle değilmiş gibi görünüyor. Bu paylaşımlar genelde dolaylı yoldan eleştiri getiriyor. Yani, “biz İslam’a, dine karşıyız!” diyemeyenler, ya bir ibadeti hedef alıyorlar ya da Müslümanların olumsuz bir tutumunu öne çıkararak, dine ve Müslümanlara güveni sarsmaya çalışıyorlar. Hayvan sevgisini bahane ederek kurban kesmenin, kul hakkı yemeyi ve oruç yemeyi benzeştirerek oruç tutmanın, kalp temizliğini bahane ederek ibadet etmenin, Arapların veya İslam dünyasının geri kalmışlığını bahane ederek İslam tarihinin ve İslam mirasının önemsiz olduğunu temellendirmeye ve ispat etmeye çalışıyorlar. Bunu yaparken de “Yüce İslam’ın yanında olduklarını, dinin bu yobaz ve cahillere bırakılmaması gerektiği” gibi ifadelerle &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bugünlerde insanların çoğu sosyal medya bahçesinde gönlünce dolaşıyor. Her türlü çiçekle, böcekle haşarat ile karşılaşıyor. Bazılarına bakılınca zararlı olduğu açıkça belli iken, bazıları güzel görünümleri ardında zehirli fikirler saklıyor. Çiçeğin, rengi, kokusu güzel görünebiliyor ama zehirli de olabiliyor. O zaman ikram ettiğiniz kimseyi, manen yaralıyor veya öldürüyorsunuz.</p>



<p>Bu durum en çok, daha önce bir yazımızda belirttiğimiz gibi (1) Müslümanların içerik üretimde yetersiz olmasının yanında iyi niyetli davranıp, önüne konulan materyal, fikir ve eserleri tam olarak değerlendirmeden, sosyal medyanın rüzgârına kapılarak paylaşmasından kaynaklanmaktadır.</p>



<p>Bu ne demek? Zahiren çok güzel ve faydalı gibi görünen bazı sözler ve bilgiler, aslında İslam itikadına ve ahlak anlayışına ters olduğu halde, ilk anda böyle değilmiş gibi görünüyor. Bu paylaşımlar genelde dolaylı yoldan eleştiri getiriyor. Yani, “biz İslam’a, dine karşıyız!” diyemeyenler, ya bir ibadeti hedef alıyorlar ya da Müslümanların olumsuz bir tutumunu öne çıkararak, dine ve Müslümanlara güveni sarsmaya çalışıyorlar. Hayvan sevgisini bahane ederek kurban kesmenin, kul hakkı yemeyi ve oruç yemeyi benzeştirerek oruç tutmanın, kalp temizliğini bahane ederek ibadet etmenin, Arapların veya İslam dünyasının geri kalmışlığını bahane ederek İslam tarihinin ve İslam mirasının önemsiz olduğunu temellendirmeye ve ispat etmeye çalışıyorlar. Bunu yaparken de “Yüce İslam’ın yanında olduklarını, dinin bu yobaz ve cahillere bırakılmaması gerektiği” gibi ifadelerle de dinin aslı olan Kur’an’dan ve sünnetten uzak, hayali ve bencil dinlerini pazarlamaktan da kaçınmıyorlar.</p>



<hr class="wp-block-separator"/>



<p>Bu konu ile birkaç örnek vererek birini açıklayalım.<br>“Asıl oruç, kul hakkı yememektir ve on iki ay tutulur.” (Bilinmiyor)<br>“Senin orucun yemek vakitlerini değiştirmekten ibarettir.” (Ali Şeriati)<br>“Bir kimse ile münasebete girmek için, kendisinin ibadetine bakmayın. Dirhem ve dinar ile olan münasebetine bakın.” (Hz. Ömer r.a) (2)<br>“Dindarlığınızı Tanrı&#8217;ya gösterin. Bana insanlığınız lazım.” (Friedrich Nietzsche)</p>



<p>Bu sözler ilk bakışta güzel görünse de, dikkatli incelendiğinde arka planında, Müslümanları birkaç şeyle itham etmek ve küçük görmek vardır. “Asıl oruç” denilerek İslam’ın emrettiği oruç küçümsenmekte, sanki oruç tutanlar kul hakkı yemeye devam ediyormuş gibi zan altında bırakılmaktadır.</p>



<p>Para ile bağı fazla, mal düşkünlüğü olanın, namaz kılsa da oruç tutsa da bunun bir önemi olmadığı iddia edilmektedir. Evet, namaz ve diğer ibadetlerin ahlakımızı düzeltmesi dinin önemli işlevlerinden biridir. Ancak henüz bu sonuca ulaşamamış her kişiyi de küçük görüp aşağılamak, bu durumdan hareketle ibadetleri küçük görmek de adil bir davranış değildir.</p>



<p>Burada acı olan şey, Müslümanlar arasında bile yanlışlarımızı düzeltmede Kur’an-ı Kerim’e ve hadislere itibar etmeyip, bu tür ortalıkta kimin söylediği belli olmayan sözlere veyahut dine değer vermeyen ya da karşı olanların söylediklerine itibar etmemizdir. Bu tür ifadelerin önemli bir kesimi inançsız düşünür, sanatçı veya eleştirmenlerden gelirken, diğer bölümü ise oryantalistlerin yıllardır seslendirdiği amaçlı tezlerden kaynaklanmaktadır. Oysa yüce Allah Kur’an’da, namaz ve kurban konusunda olduğu gibi bizi yanlışlarımız konusunda açıkça uyarmaktadır. (3)</p>



<hr class="wp-block-separator"/>



<p>Şimdi bu sözlerden biri olan Alman düşürür Friedrich Nietzsche’nin yukarıda alıntıladığımız “Dindarlığınızı Tanrı&#8217;ya gösterin. Bana insanlığınız lazım.” (3) sözünü dikkatlice tahlil edelim ve bunu alelade kullanarak kime hizmet ettiğimiz ve hangi sonuçlara ulaşmaya katkıda bulunduğumuza bakalım.</p>



<p>Bu söz öncelikle deistlerin ve ateistlerin dini sosyal hayattan soyutlamak için kullandıkları önemli bir argümandır.</p>



<p>Bu ifade, tahrif edilmiş veya ilahi olmayan dinler ya da dini sadece gösteriş için yaşayanlar dikkate alındığında ve ilk bakışta doğru görünüyor olsa bile, bize göre yanlıştır. Neden?</p>



<p>Önce her iki bölüm dikkate alınırsa, bu sözden “dindarlığınız sizin insan olduğunuzu göstermez, bana özellikle insanlığınızı göstermeniz lazım.” anlamı çıkıyor. Yani “dindarlıkla insanlığın doğrudan bağlantısı yoktur, dindar olmadan da insan olunur. Hatta buna gerek yoktur, onu yani dindarlığınızı tanrıya gösterin, bana ne sizin dindarlığınızdan, beni ilgilendirmiyor demek” isteniyor. Yani dolaylı yoldan din küçümseniyor, din işe yaramaz bir şeydir deniyor. Oysa insanları en çok da insanlığa çağıran öğretiler dinlerdir.</p>



<p>Diğer yandan din sosyal hayatta görünmesin o sizin tanrınızla sizin aranızda kalsın.</p>



<p>Yani “sizin ibadetinizi, görmek istemiyoruz. Hatta bizim görmediğimiz yerde yaparsanız bizi de mutlu etmiş olursunuz.&#8221; demek isteniyor ve sık sık “Din Allah ile kul arasındadır, kimseyi ilgilendirmez.” iddiası tekrarlanıp duruyor. Bu ifadeler hemen bütün dinlere ters olduğu gibi, İslam’a da tamamen aykırıdır.</p>



<p>Yüce Allah şayet dini kişi ile kendi arasında yaşanılan bir olgu kılsaydı, cemaatle yapılan hiçbir ibadet ile kardeşlik ve yardımlaşma hukukunu ilgilendiren zekat, sadaka, selamlaşma, akraba ziyareti gibi ibadetleri farz kılmazdı.</p>



<p>Biz bunların hepsini Allah için yapıyoruz ama Nietzsche gibi düşünenler kusura bakmasın ama görünüyor. Yani onlar istedi diye gizleyemeyiz, gösteriş için yapmayacağımız gibi başkası istedi diye açıktan yapılması gerekli ibadetler gizleyemeyiz. (Cuma namazı gibi)</p>



<p>Şu da bilinmelidir ki, dinin doğal görünürlüğü ile gösteriş dindarlığının başka başka olduğunun farkındayız ve gösteriş dindarlığına zaten dinin kendisinin karşı çıktığının bilincindeyiz. Bugün ne bu sözü söyleyen Nietzsche ne de bunu sıkça dillendiren kesimlerin, sadece gösterişçi dindarları kastetmediği, bütün dindarları kastettiği ortadadır. Bu nedenle varsa hatalarımızı ve kendi öz eleştirimizi, Nietzsche&#8217;nin tahrif edilmiş Hıristiyanlıktan mülhemle dine karşı oluşturduğu bakış açısıyla değil, kendi öz kaynak ve dinamiklerimizle dile getirmeliyiz ve hatalarımızı düzeltme yoluna gitmeliyiz.</p>



<hr class="wp-block-separator"/>



<p>Unutmamamız gereken diğer bir husus ise bugün geleneksel ve sosyal medyada gündeme getirilen kavramlar her kullanıcı için aynı şeyi ifade etmiyor. Ahlak, adalet, demokrasi, vatanseverlik, özgürlük gibi kavramlar, hemen hemen her kullanıcı için başka anlamlar içeriyor. Bu nedenle sosyal medyada paylaşılan ifadeler kullanıcının kimliğine göre anlam kaymasına maruz kalabiliyor. Belki uç bir örnek olabilecek ama Grup Yorum’un solisti Selma Altın, CNN Türk’te yer alan bir röportajında, bağımsızlıktan ne anladıklarını açıklarken, “….Grup Yoruma göre, bağımsız Türkiye demek, sosyalizmin olduğu bir ülke demektir.” diyor.</p>



<p>Hülasa, söyleyenin dünya görüşüne göre kavramların anlam kazandığı bir ortamda paylaştıklarımıza dikkat edelim ve beğeni veya paylaş butonuna basmadan iki defa düşünelim.</p>



<p>===================================<br>1- https://www.yorungedergi.com/2021/08/internette-icerik-uretimi-ve-muslumanlar/<br>2- Bu söz hadis değildir. Hz Ömer’e (r.a.) atfedilir ama ondan gelen rivayet de tam böyle değildir.<br>https://sorularlaislamiyet.com/”bir-kimse-ile-munasebete-girmek-icin-kendisinin-ibadetine-bakmayin-dirhem-ve-dinar-ile-olan<br>3- Namaz konusunda, ( “Vay haline o namaz kılanların ki, Onlar namazlarının özünden uzaktırlar.” Maun, 4,5) Kurban konusunda (“Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na sizin takvanız (Allah’a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır.” Hac 37), ayetleri ve gösteriş konusunda &#8220;Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.&#8221; (Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd, 9; Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539) hadisi bu konuda bize en güzel örnekleri oluştururlar.<br>4- Mustafa İslamoğlu da bir hutbesinde Nietzsche’nin bu sözünü konu edinmiş ve tabiri caizse Müslümanlara ayar vermeye çalışmış. https://youtu.be/OcyC4gAVbsk<br>5- https://www.youtube.com/watch?v=lHud5Dg3aVw</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sosyal-medya-bahcesinde-zehirli-cicekler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dijital Çağ ve İnsan</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/dijital-cag-ve-insan/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/dijital-cag-ve-insan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Jun 2022 13:04:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18297</guid>

					<description><![CDATA[Kendisini zorlayan bir çağa girdi insan. İlginç olan bu çağı kendisinin gerçekleştirdiğini hatta yarattığını zannetmesi! İnsan bir kere kendini büyük görmeye görsün, küçük dağları ben yarattım, büyükler de elimden geçti havasına girer hemen. Samiri de öyle demişti: “Ben gördüm, ben buldum, ben yaptım”. Sonuç: “Lâ misâs. Yani bana dokunmayın”. İnsandan kopma ve yalnızlığa mahkûm olma, toplumdan uzaklaşma hali. Modern insan buna doğru mu gidiyor acaba? Ama ümitsizlik yok. Yeter ki, İblis’in kibri ve kendini beğenmişliği ile Samiri’nin ne oldum delisi olma hallerine düşülmesin. Sorun çok ama umut kapısı her daim açık. Yakîn denilen ölüm gelmeden önce uyanık olmak ve yararlanmak kaydıyla… Dijital çağda insanoğlunun karşılaştığı sorunlar aşılamayacak ve çözüme kavuşturulmayacak cinsten değil. Çünkü Yüce Allah insanı bütün bunları aşabilecek bir donanımda yaratmış. Bu dünya bir yarış alanı olduğuna göre her dönemde farklı sorunlarla ve engellerle karşılaşılması zaten beklenen bir durum. Bugünün belki de en temel sorunu gelişen iletişim araçlarıyla herkesin her sorundan haberdar olması, her sorundan bir şekilde etkilenmesi, hatta sorunun bir parçası haline gelmesi. Her ne kadar son derece akıllı cihazlar geliştirilmiş olsa da, insan aklını ve iradesini tamamıyla devre dışı bırakacak boyutta bir cihazın varlığı söz konusu değil. Çünkü bu araçlar insan tarafından tasarlanmış ve üretilmiş olmasının yanında &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kendisini zorlayan bir çağa girdi insan. İlginç olan bu çağı kendisinin gerçekleştirdiğini hatta yarattığını zannetmesi! İnsan bir kere kendini büyük görmeye görsün, küçük dağları ben yarattım, büyükler de elimden geçti havasına girer hemen. Samiri de öyle demişti: “Ben gördüm, ben buldum, ben yaptım”. Sonuç: “Lâ misâs. Yani bana dokunmayın”. İnsandan kopma ve yalnızlığa mahkûm olma, toplumdan uzaklaşma hali. Modern insan buna doğru mu gidiyor acaba?</p>



<p>Ama ümitsizlik yok. Yeter ki, İblis’in kibri ve kendini beğenmişliği ile Samiri’nin ne oldum delisi olma hallerine düşülmesin. Sorun çok ama umut kapısı her daim açık. Yakîn denilen ölüm gelmeden önce uyanık olmak ve yararlanmak kaydıyla…</p>



<p>Dijital çağda insanoğlunun karşılaştığı sorunlar aşılamayacak ve çözüme kavuşturulmayacak cinsten değil. Çünkü Yüce Allah insanı bütün bunları aşabilecek bir donanımda yaratmış. Bu dünya bir yarış alanı olduğuna göre her dönemde farklı sorunlarla ve engellerle karşılaşılması zaten beklenen bir durum.</p>



<p>Bugünün belki de en temel sorunu gelişen iletişim araçlarıyla herkesin her sorundan haberdar olması, her sorundan bir şekilde etkilenmesi, hatta sorunun bir parçası haline gelmesi.</p>



<p>Her ne kadar son derece akıllı cihazlar geliştirilmiş olsa da, insan aklını ve iradesini tamamıyla devre dışı bırakacak boyutta bir cihazın varlığı söz konusu değil. Çünkü bu araçlar insan tarafından tasarlanmış ve üretilmiş olmasının yanında hem kullanılması hem de tüketilmesi tamamıyla insana bağlı ve ona yönelik.</p>



<p>Bir diğer deyişle bu araçların hem üreticisi hem de tüketicisi insan. Her iki noktadan da bu araçlar insana bağlı veya bağımlı. İnsanın bu araçlara bağımlı hale gelmesi veya getirilmesi doğasına aykırı. Zira bu yaklaşım aklı ve iradeyi devre dışı bırakmak demek.</p>



<p>Doğal olan, bu araçların olumsuzluklarına karşı insanın uyanık olması, olumlu yönlerinden yararlanmasıdır. Zaten çevremizdeki her şeyin hem olumlu hem olumsuz yönü yok mu? Bal bile haddinden fazla tüketirsen zehir olur.&nbsp;</p>



<p>Aslında Yüce Allah, insanı daha baştan görmediği bir düşman olan İblis şeytanıyla imtihan ederek bu tür olgu ve olaylar karşısında nasıl davranacağı, zararlarına karşı nasıl bağışıklık kazanacağı ve savunma mekanizması geliştireceği tecrübesini ona kazandırmış.</p>



<p>Sâmirî tecrübesiyle de kendi yaptığına hayran olmanın ve onu putlaştırmanın ne anlama geldiğini öğretmiş. Bunun toplumda nasıl zararlı sonuçlar doğuracağına işaret etmiş.</p>



<p>Gözünü, kulağını ve kalbini hakikate açık tutan kişi elinde bir çok imkân ve bir çok tecrübe olduğunu görür ve kavrar. Hem kendisini korur hem de çevresine zarar vermez.</p>



<p>Demek ki insan, akıl imkânını kullanır, yaşanan tecrübeleri dikkate alır ve Yüce Allah’ın ilahî bildirimlerine tutunursa dijital çağın olumsuzlarından büyük ölçüde korunmuş olur. Bunun için lazım olan <strong>sağlam inanç, fıtrî irade ve istikamet üzere bir yaşantıdır</strong>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/dijital-cag-ve-insan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ambargo Yiğidin Kamçısıdır</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ambargo-yigidin-kamcisidir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ambargo-yigidin-kamcisidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahmut Haldun Sönmezer]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Apr 2022 08:51:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18226</guid>

					<description><![CDATA[Deyim ve atasözleri hudâyinâbit değildir; her biri belli bir tecrübenin sonucunda insanlığın ortak hafızasına girmiştir. Hiç şüphesiz güzel Türkçemizdekiler de öyle… Atalarımız “Borç yiğidin kamçısıdır.” demişler. Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayiinde yaptığı atılımlar ve öncesinde yaşanan sıkıntılı süreç, belki de ileride bu sözün yeniden kalıba dökülerek farklı anlamlar kuşanmasına vesile olacak. Bendenizse onu biraz değiştirerek kullanıma soktum bile: “Ambargo yiğidin kamçısıdır.” Bedeli ödense bile ihtiyacımız olan silahların bizden esirgeniyor olması karşısında kendi göbeğimizi kendimiz kesmeye karar verdik. Ve netîcede başarılı da olduk. Başardıktan sonra ise yaşananları “Kötü komşu insanı mal sahibi yapar.” sözüyle açıkladık. Bu söz, içinden geçilen süreçle bize reva görülen muameleyi ve de bizim onun karşısında takındığımız tavrı tam anlamıyla yansıtmıyor. Benim üzerinde biraz değişiklik yaparak kullanmış olduğum yukarıdaki sözün, mes’eleyi daha iyi açıkladığı kanâatindeyim. Evet, ambargo bizim kamçımız oldu. Doğrusu hayırlı da oldu. En hayırlı tarafı ise zannedildiği gibi bizim kendi savunma sanayiimizi kurup bu sahada dışarıya olan bağımlılığımızı sonlandırması değildir. Yıllarca bize reva görülenler, verilip de tutulmayan sözler, yediğimiz kazıklar, yaşanan hayal kırıklıkları, nihâyetinde bizim kendimize dönmemize vesile oldu. Uyuyan dev uyandı. Bu sayede biz, yeniden kendimizi keşfettik. Gücümüzün ve büyüklüğümüzün, daha doğrusu yapabileceklerimizin farkına vardık. Önümüze konan yalancı aynalar sessiz ve derinden bize cüce olduğumuzu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Deyim ve atasözleri hudâyinâbit değildir; her biri belli bir tecrübenin sonucunda insanlığın ortak hafızasına girmiştir. Hiç şüphesiz güzel Türkçemizdekiler de öyle…</p>



<p>Atalarımız “Borç yiğidin kamçısıdır.” demişler. Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayiinde yaptığı atılımlar ve öncesinde yaşanan sıkıntılı süreç, belki de ileride bu sözün yeniden kalıba dökülerek farklı anlamlar kuşanmasına vesile olacak. Bendenizse onu biraz değiştirerek kullanıma soktum bile: “Ambargo yiğidin kamçısıdır.”</p>



<p>Bedeli ödense bile ihtiyacımız olan silahların bizden esirgeniyor olması karşısında kendi göbeğimizi kendimiz kesmeye karar verdik. Ve netîcede başarılı da olduk. Başardıktan sonra ise yaşananları “Kötü komşu insanı mal sahibi yapar.” sözüyle açıkladık.</p>



<p>Bu söz, içinden geçilen süreçle bize reva görülen muameleyi ve de bizim onun karşısında takındığımız tavrı tam anlamıyla yansıtmıyor. Benim üzerinde biraz değişiklik yaparak kullanmış olduğum yukarıdaki sözün, mes’eleyi daha iyi açıkladığı kanâatindeyim.</p>



<p>Evet, ambargo bizim kamçımız oldu. Doğrusu hayırlı da oldu. En hayırlı tarafı ise zannedildiği gibi bizim kendi savunma sanayiimizi kurup bu sahada dışarıya olan bağımlılığımızı sonlandırması değildir. Yıllarca bize reva görülenler, verilip de tutulmayan sözler, yediğimiz kazıklar, yaşanan hayal kırıklıkları, nihâyetinde bizim kendimize dönmemize vesile oldu. Uyuyan dev uyandı. Bu sayede biz, yeniden kendimizi keşfettik. Gücümüzün ve büyüklüğümüzün, daha doğrusu yapabileceklerimizin farkına vardık.</p>



<p>Önümüze konan yalancı aynalar sessiz ve derinden bize cüce olduğumuzu fısıldıyordu. “Boşuna uğraşmayın; beceremezsiniz, yapamazsınız.” diyor, ümitsizlik telkin ediyordu. Batı’nın sahip olduğu güç ve kudreti, ulaşılması imkânsız bir irtifa olarak gösteriyordu. Bize durmadan aşağılık kompleksi aşılıyordu.</p>



<p>İnsansız hava araçlarının üretilerek bu sahada misli görülmemiş bir başarının yakalanması, önemli bir kilometre taşıdır. Zîrâ bizi farklı bir noktaya taşıdı. İdrâkimize vurulmuş paslı zincirleri kırdı. Sahadaki başarısıysa bizden önce komşu ülkelerde görüldü. Bir avuç insanın başardığı iş, ulaştığı bir zirveydi o. İşte o bir avuç gözü pek girişimci sayesinde “Bir Türk dünyaya bedeldir.” sözü de bir tekerleme olmaktan çıkarak ait olduğu yörüngeye oturdu.</p>



<p>Bu söz, Cumhuriyetin ilk yıllarında dolaşıma girmiş bir sözdü. Altında imzası olan şahsın konumundan dolayı da birileri nezdinde çok muteberdi. Fakat nedense aynı çevreler yıllar boyu bizim kendi savunma sanayiimizi kurmamız, müdâfaa gücümüzü geliştirmemiz husûsunda hep pasif davrandılar. Türkün dünyaya bedel olduğunu ispatlamak yerine, hasımlarımızın kanâatine örtülü destek verdiler. Her olumlu teşebbüsün önünde bin türlü bahaneyle set oluşturdular. Ve bunu yaparken de imkânsızlıklara atıfta bulunarak dâimâ suret-i haktan göründüler. Heykel fetişizmini çağdaşlığın bir gereği olarak gören bu zihniyet, ne kendisi hayırlı bir adım attı, ne de atılan adımlara destek oldu. Tam aksine köstek olmayı marifet saydı. Tek icraatıysa, meydanları ve sokakları hakiki san’atın semtine bile uğramadığı ucubelerle doldurmak oldu.</p>



<p>Bu sürecin ilerlemesiyle beraber açıktan müttefik olduğunu söylese de gerçekte düşman olan unsurların maskeleri iyice düştü. Karşılıklı olarak geliştirdiğimiz riyâ politikasının mîâdı doldu ve artık biz sözümüzü sakınmadan söylediğimiz bir safhaya adım attık.</p>



<p>Gelinen noktada ambargo artık bize karşı kullanılan bir silah olmaktan da çıkmıştır. Biz onu rakiplerimizin elinden aldık. Attığımız adımlarla işlevsiz hâle getirdik. Artık onu kullanma noktasında tereddüt içindeler. Belki de bin pişmanlar…</p>



<p>Bunda Türkiye’nin “Vermiyorsanız, kendimiz yaparız.” tavrı etkili olmuştur. Bu politikanın uygulanmasında karşı tarafın “Türkler bize muhtaç, tıpış tıpış gelecekler. Başka çareleri yok.” kanâati etkiliydi. Bizim krizi fırsata çevirerek yeni arayışlar içine girmemiz o politikayı ıskartaya çıkarttı.</p>



<p>Artık bugün ambargo ters tepmiş bir silahtır. Yani sahibinin kendi kendisini vurduğu bir silah. Zîrâ biz o sayede batılı sistemleri kat kat aşan yeni teknolojiler ürettik ve üretmeye de devam ediyoruz.</p>



<p>Eğer ambargolar olmasaydı, Türkiye hep alt teknolojilerle yola devam edecek, yazılımları itibarıyla kendisini düşman olarak algılayan modası geçmiş sistemlerle oyalanacaktı. Tabiatıyla yeni ve orijinal teknolojiler geliştirme şansına sahip olamayacak, kendi savunma sanayiini kurması da gittikçe gecikecekti.&nbsp;</p>



<p>Müttefiklerimize(!) bir teşekkür borcumuz olduğunu unutmayalım. Tabiî bu, gerçekte Cenâb-ı Hâkk’ın bize attığı bir şefkat tokadıydı. Bizi derin uykulardan uyandırdı. &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Zamanla göreceğiz ki, birçok sahadaki bağımlılığımız sona erecektir. Zîrâ kendi varlığımızda meknuz olan kudret ve kabiliyeti keşfettik. Tartışmasız yaşanan sürecin en önemli faydası da bu oldu, bizi yalancı aynaların aldatıcı esâretinden kurtardı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ambargo-yigidin-kamcisidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öbür Dünya &#8211; Metaverse</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/obur-dunya-metaverse/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/obur-dunya-metaverse/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet HATUNOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Nov 2021 10:07:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[sanal gerçeklik]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17835</guid>

					<description><![CDATA[Facebook yeni bir dünya yaratmak için 10bin kişi işe aldı. Facebook ismini Meta olarak değiştirdi. Windows hemen karşı atak yaptı Metaverse bende varım dedi ve yeni projelerini bugün açıkladı. Peki nedir bu Metaverse.Metaverse öbür dünya veya kurgusal dünya demek.Yani sanal bir dünyada yaşamayı programlıyorlar..Her kişinin kendine ait avatarı oluyor sanal gözlüklerle öbür dünyada (Metaverse) yaşıyor.Bunda gruplar, sınıflar var.Sohbet edebiliyor, söz alabiliyorsunuz.Binlerce oyun içinde yaşayabiliyorsunuz. Öbür dünyanın denemelerini onlarca yıldır çalıştı bu teknoloji firmaları ve insanların bu alana çok fazla meraklı olduğu görüldü ve artık öbür dünyanın kurulmasına başlandı. Bir kaç yıl içerisinde sosyal medyanın tamamı değişecek ve her şey sanal bir dünyaya evrilecek görünen o.Herkes VR gözlüklerle yaşamaya başlayacak..Tabi bu eğitim sistemini de kökten değiştirecek.Şuan birçok firma sanal eğitim yazılımları yapıyor . Mesala Coğrafya dersinde VR gözlüğünüzü takıp dünyanın belirli coğrafyasını gerçekte olduğu gibi gezebiliyorsunuz .Oradaki VR gözlüğü olan insanlarla dil sorunu yaşamadan konuşabileceksiniz. Bir Tıp Öğrencisi VR gözlüğü ile insanın tüm vücudunun içinde gezebilecek. Tarih dersinde bir tarihi rüzgarıyla , çiçeğiyle, kokusuyla VR gözlük ile yaşayabileceksiniz. Windows şunu iddia ediyor biz hologram teknolojisinde dünyanın en iyisiyiz.Bunu Metaverse dünyasında kullanacağız. Yani bu şu demek bir öğretmen aynı anda yüzlerce sınıfta canlı olarak ders anlatabilecek ve öğrenciler öğretmenin hologram mı gerçek &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Facebook yeni bir dünya yaratmak için 10bin kişi işe aldı. Facebook ismini Meta olarak değiştirdi.</p>



<p>Windows hemen karşı atak yaptı Metaverse bende varım dedi ve yeni projelerini bugün açıkladı.</p>



<p>Peki nedir bu Metaverse.<br>Metaverse öbür dünya veya kurgusal dünya demek.<br>Yani sanal bir dünyada yaşamayı programlıyorlar..<br>Her kişinin kendine ait avatarı oluyor sanal gözlüklerle öbür dünyada (Metaverse) yaşıyor.<br>Bunda gruplar, sınıflar var.<br>Sohbet edebiliyor, söz alabiliyorsunuz.<br>Binlerce oyun içinde yaşayabiliyorsunuz.</p>



<p>Öbür dünyanın denemelerini onlarca yıldır çalıştı bu teknoloji firmaları ve insanların bu alana çok fazla meraklı olduğu görüldü ve artık öbür dünyanın kurulmasına başlandı.</p>



<p>Bir kaç yıl içerisinde sosyal medyanın tamamı değişecek ve her şey sanal bir dünyaya evrilecek görünen o.<br>Herkes VR gözlüklerle yaşamaya başlayacak..<br>Tabi bu eğitim sistemini de kökten değiştirecek.<br>Şuan birçok firma sanal eğitim yazılımları yapıyor .</p>



<p>Mesala Coğrafya dersinde VR gözlüğünüzü takıp dünyanın belirli coğrafyasını gerçekte olduğu gibi gezebiliyorsunuz .<br>Oradaki VR gözlüğü olan insanlarla dil sorunu yaşamadan konuşabileceksiniz.</p>



<p>Bir Tıp Öğrencisi VR gözlüğü ile insanın tüm vücudunun içinde gezebilecek.</p>



<p>Tarih dersinde bir tarihi rüzgarıyla , çiçeğiyle, kokusuyla VR gözlük ile yaşayabileceksiniz.</p>



<p>Windows şunu iddia ediyor biz hologram teknolojisinde dünyanın en iyisiyiz.<br>Bunu Metaverse dünyasında kullanacağız.</p>



<p>Yani bu şu demek bir öğretmen aynı anda yüzlerce sınıfta canlı olarak ders anlatabilecek ve öğrenciler öğretmenin hologram mı gerçek mi olduğunu bile anlamayacak.<br>Windows daha önce bununla ilgili çeşitli videolar paylaşmıştı.</p>



<p>Öbür Dünyaya hoş geldiniz ..</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/obur-dunya-metaverse/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emoji Kullanımı ve Dil</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/emoji-kullanimi-ve-dil/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/emoji-kullanimi-ve-dil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Boynukara]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Feb 2021 14:34:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[anlatım]]></category>
		<category><![CDATA[Dil]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16786</guid>

					<description><![CDATA[Dilin öncelikle bir iletişim aracı olduğunu biliyoruz. Eğer bir takım kavramları ve olguları açıklamak zorunda olmasaydık, çok büyük bir ihtimalle gelişmiş/zengin bir dilden bahsetmiyor olacaktır. Yine büyük ihtimalle dilimiz bozuldu, bozuyorlar gibi yakınmalar da olmayacaktı. Dil tarihine bakıldığında, örneğin orta cağa ait metinlerde bu türden şikayetlere rastlıyoruz. Soyut kelimelerin artması, kültürlerin genişlemesiyle doğrudan bağlantılır. Dilin doğuşuna ilişkin kuramlarda, ilkel dillerin çoğunlukla tek heceli ve somut kelimelerden oluştuğu ileri sürülmektedir. Dünün insanının ihtiyaçları göz önünde bulundurulduğunda, iddianın makul olduğu söylenebilir. Dillerin canlı ve değişime açık oldukları, çeşitli alanlardaki gelişmelere (üretim, tüketim, araçlar) paralel olarak yeni kelimeler kazandıkları, bazen yeni kelimelerin uydurulduğunu, başka dillerden ödünç alındığını herkes bilir. Bu anlamda hiç bir dil saf değildir, hiçbir etnisitenin saf olmadığı gibi. Öyleyse dilimizin ne kadar saf olduğundan çok, kendimizi ne kadar iyi ifade ettiğimize odaklanmamız gerekir. Arabanın motoru arıza yaptı cümlesinde araba, motor ve arıza kelimelerin hepsi yabancı kaynaklı ama Türkçe bilen hiç kimse bu kelimeleri anlamakta, cümle içinde kullanmakta, muhatabı tarafından anlasilmakta bir zorluk yaşamaz. Dilimizin yabancı kelimelerin istilası altında olduğu iddiası ise yersiz ve anlamsız bir korkudan ibarettir. Korkunun kaynağı yabancı kelimelerde değil, yeni kelimelerin ortaya çıkmasına vesile olacak sanat, edebiyat, psikoloji, fen alanlarındaki üretimsizlikte aranmalıdır. Radyoya radyo demek, bujiye buji &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Dilin öncelikle bir iletişim aracı olduğunu biliyoruz. Eğer bir takım kavramları ve olguları açıklamak zorunda olmasaydık, çok büyük bir ihtimalle gelişmiş/zengin bir dilden bahsetmiyor olacaktır. Yine büyük ihtimalle dilimiz bozuldu, bozuyorlar gibi yakınmalar da olmayacaktı. Dil tarihine bakıldığında, örneğin orta cağa ait metinlerde bu türden şikayetlere rastlıyoruz.</p>



<p>Soyut kelimelerin artması, kültürlerin genişlemesiyle doğrudan bağlantılır. Dilin doğuşuna ilişkin kuramlarda, ilkel dillerin çoğunlukla tek heceli ve somut kelimelerden oluştuğu ileri sürülmektedir. Dünün insanının ihtiyaçları göz önünde bulundurulduğunda, iddianın makul olduğu söylenebilir.</p>



<p>Dillerin canlı ve değişime açık oldukları, çeşitli alanlardaki gelişmelere (üretim, tüketim, araçlar) paralel olarak yeni kelimeler kazandıkları, bazen yeni kelimelerin uydurulduğunu, başka dillerden ödünç alındığını herkes bilir. Bu anlamda hiç bir dil saf değildir, hiçbir etnisitenin saf olmadığı gibi. Öyleyse dilimizin ne kadar saf olduğundan çok, kendimizi ne kadar iyi ifade ettiğimize odaklanmamız gerekir.</p>



<p>Arabanın motoru arıza yaptı cümlesinde araba, motor ve arıza kelimelerin hepsi yabancı kaynaklı ama Türkçe bilen hiç kimse bu kelimeleri anlamakta, cümle içinde kullanmakta, muhatabı tarafından anlasilmakta bir zorluk yaşamaz.</p>



<p>Dilimizin yabancı kelimelerin istilası altında olduğu iddiası ise yersiz ve anlamsız bir korkudan ibarettir. Korkunun kaynağı yabancı kelimelerde değil, yeni kelimelerin ortaya çıkmasına vesile olacak sanat, edebiyat, psikoloji, fen alanlarındaki üretimsizlikte aranmalıdır. Radyoya radyo demek, bujiye buji demek yabancı kelimelere iltifat değil zarurettir. Özellikle teknolojideki gelişmeler, dilimize (ya da başka dillere) yüzlerce yeni kelimenin katılmasına yol açmıştır. Drone&#8217;a, pipet&#8217;e, alkali&#8217;ye Türkçe ne diyeceğiz? Illa Türkçe bir karşılık bulma gayretkeşliğinin anlamı ne?</p>



<p>Yabancı kökenli kelimeleri anadile çevirmede en önemli sorun (sorun olarak görülüyorsa tabii) kültürel farklılıklardır. Teknoloji kültürü olmayan bir kabilenin diline böyle bir kültüre ait kelimeleri nasil cevireceksiniz? Felsefe, dilbilimi, astronomi gibi alanlarda ciddi mesafeler katletmiş bir kültürden ödünç aldığınız kelimeleri anadile çevirme, kimi zaman komik sonuçlar doğurmaktadır. E-mail kelimesini &#8216;elektronik posta&#8217; olarak Türkçeleştirdik mesela. Elektronik yabancı, posta yabancı. Türkçe bunun neresinde! Sizin icat ettiğiniz ve isimlendirdiğiniz ne varsa, çoğunlukla bir başka dile ayni adla girecektir. Şiş kebap, döner, lokum, ayran gibi. Öyleyse yapılacak şey kültürü zenginlestirmektir, yabancı kelimeler dilimizi istila etti diye dövünmek değil.</p>



<p>Dilde zorlama ile dinde zorlama benzer sonuçlar doğuruyor. Her ikisinde de istenmeyen sonuçlarla karşılaşırız. Öztürkçeleştirme ile asırlar önce, belli bir sınıfa aitlik hissi veren ağdalı bir dilde ısrar etmek arasında fark yoktur. Aslolan dili doğal akışına bırakmaktır. Artik hiçbirimiz uçağa tayyare demiyoruz, muvaffakiyet yerine başarı dediğimizde kadim kültürümüzle bağımız kopmuş olmuyor. Yabancı bir dil öğrenerek, bir başka kültürü öğrenme çabasının onda biri bir çabayla kadim kültürümüzü öğrenmenin önünde bir engel yoktur. Ingilizler dört beş yüz yıl önce yazılmış metinleri rahatça okuyabiliyorlar, oysa biz Akif&#8217;i bile anlamıyoruz savı ise hamaset ve ezber tarafı ağır basan bir bakış açısından başka bir şey değildir. Her İngiliz Shakespeare&#8217;i sular seller gibi okuyup anlamaz ama Dickens&#8217;ı anlar. Bırakınız beş yüzyılı çağdaşı Joyce&#8217;u bile anlamakta zorlanır.</p>



<p>Dilimiz berbat oldu diyenler hangi derin düşüncelerini ifade etmekte zorlanıyorlar, merak ediyorum. Öyleyse ne kadar kültür, o kadar dil! Kasmayalım</p>



<p>Emojilere gelince; tamamı emojilerden oluşan diller var. Günlük hayatımızda bilinçli veya bilinçsiz emojiler kullanıyorduk, kullanıyoruz. Bunları modern hayatın getirdiği zorunluluklar olarak da görebiliriz. Dışımızda ve içinde bulunduğumuz dünyada hızla akan ve değişen bir hayat var. Bu tempoyu yakalamak, senkronize olmak için en kısa yoldan kendimizi ifade etme ve bunu muhatabımıza iletme mecburiyetimiz var. Takdir veya tekdir ifademizi bir emojiyle bildirmenin kimsye bir zararı yok.</p>



<p>Kullanın gitsin, günahı boynuma!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/emoji-kullanimi-ve-dil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam ve Ahlak Versus Bilim ve Teknoloji</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/islam-ve-ahlak-versus-bilim-ve-teknoloji/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/islam-ve-ahlak-versus-bilim-ve-teknoloji/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz KÖKTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2021 06:42:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16652</guid>

					<description><![CDATA[Şöyle bir cümle kursak herhalde doğru olur: Bilim ete kemiğe büründü, teknoloji diye göründü. Bilimin teori kısmında o kadar çok tartışma var ki, herhangi bir kesinlikten bahsetmek mümkün değil. Ancak bu durum azınlık olan bilim adamları etrafında tartışılır olmuş, çoğunluk olan halkın umurunda dahi olmamıştır. Peki bilim gücünü nereden almaktadır? Bilimsel bilgi birikimini yadsımayalım, ancak bilim, esas gücünü ürettiği teknolojiden, ürettiği ilaçlardan, azalttığı acılardan, sağladığı konfordan almaktadır. Kısaca denilebilir ki gücünü pratikten alıyor. Görülen o, duyulan o, dokunulan o, hissedilen o. Buradan kendi payımıza nasıl bir ders çıkarabiliriz? Takdir edersiniz ki, Müslümanların bilimsel bilgi birikimini yakalamaları şimdilik zor gözüküyor. Esasen yaşamın asıl amacı da salt bilgi değildir. Peki nedir o zaman? Şöyle bir cümle kursak herhalde yanlış yapmayız: İslam ete kemiğe büründü, ahlak diye göründü. İslam&#8217;la ilgili tarihte ve günümüzde o kadar çok teorik tartışmalar var ki, neredeyse çoğunda kesinlik sağlanamamıştır. Peki İslam ve Müslümanlar gücünü bu teorik tartışmaları alabildiğine yapmasından mı alacaktır yoksa İslam&#8217;ın ahlak yüzünü ortaya koymasindan mi? Elbette ahlaktan alacaktır, insana dokunuştan, yüreğe dokunuştan alacaktır. Nasıl ki bilim, pratiği olan teknolojiden güç alıyorsa İslam da pratiği olan ahlaktan güç alacaktır. Mesele bilim ve teknolojiyi kullanıp yararlanma meselesi değildir. Elbette o olacak ve devam edecektir. Asıl mesele neyi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Şöyle bir cümle kursak herhalde doğru olur: Bilim ete kemiğe büründü, teknoloji diye göründü. Bilimin teori kısmında o kadar çok tartışma var ki, herhangi bir kesinlikten bahsetmek mümkün değil. Ancak bu durum azınlık olan bilim adamları etrafında tartışılır olmuş, çoğunluk olan halkın umurunda dahi olmamıştır. Peki bilim gücünü nereden almaktadır? Bilimsel bilgi birikimini yadsımayalım, ancak bilim, esas gücünü ürettiği teknolojiden, ürettiği ilaçlardan, azalttığı acılardan, sağladığı konfordan almaktadır. Kısaca denilebilir ki gücünü pratikten alıyor. Görülen o, duyulan o, dokunulan o, hissedilen o.</p>



<p>Buradan kendi payımıza nasıl bir ders çıkarabiliriz? Takdir edersiniz ki, Müslümanların bilimsel bilgi birikimini yakalamaları şimdilik zor gözüküyor. Esasen yaşamın asıl amacı da salt bilgi değildir. Peki nedir o zaman? Şöyle bir cümle kursak herhalde yanlış yapmayız: İslam ete kemiğe büründü, ahlak diye göründü. İslam&#8217;la ilgili tarihte ve günümüzde o kadar çok teorik tartışmalar var ki, neredeyse çoğunda kesinlik sağlanamamıştır. Peki İslam ve Müslümanlar gücünü bu teorik tartışmaları alabildiğine yapmasından mı alacaktır yoksa İslam&#8217;ın ahlak yüzünü ortaya koymasindan mi? Elbette ahlaktan alacaktır, insana dokunuştan, yüreğe dokunuştan alacaktır.</p>



<p>Nasıl ki bilim, pratiği olan teknolojiden güç alıyorsa İslam da pratiği olan ahlaktan güç alacaktır. Mesele bilim ve teknolojiyi kullanıp yararlanma meselesi değildir. Elbette o olacak ve devam edecektir. Asıl mesele neyi kaybettiysek onu arayıp bulma meselesidir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/islam-ve-ahlak-versus-bilim-ve-teknoloji/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal Medyada Gizli Günah Yoktur</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sosyal-medyada-gizli-gunah-yoktur/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sosyal-medyada-gizli-gunah-yoktur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat PADAK]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Jan 2021 06:43:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16585</guid>

					<description><![CDATA[Ben size hem korku salayım hem sizi sevindireyim mi? Evet, dediğinizi duyar gibiyim. Facebook Messenger uygulamasını açın ve oradan &#8220;Telefon Rehberi&#8221; seçeneğini tıklayın. Messengeri açtığınız günden bugüne kadar kaydettiğiniz ve sildiğiniz bütün telefon numaralarını görün. On yıl önce bir numara kaydettiniz. Onlarca defa operatör değiştirdiniz. Bazı numaraları sildiniz, bazıları eski hatta kaldı. Hiç önemli değil. Erişimine izin verdiğimiz uygulamalar sizin adınıza kaydetmiş. Eşim, sevgilim, eski sevgilim, aşkım, maşkım diye kaydettiğiniz tüm numaralar burada. Görünce korkmayın. Belki çok azımız kaybettiği numaraları görünce sevinecektir. Bana böyle komplo teorileri ile gelin. Akıllı telefon kullanamaya başladığımız gibi riskin altına girdik. Teknoloji çağın vebasıdır. Gizli günah diye bir şey bırakmadı. Unutmayalım sosyal medyada gizli günah diye bir şey yoktur. İzlediğimiz, mesaj attığımız, beğendiğimiz, beğenmediğimiz her şey kayıt altına alınmıştır. Sosyal medyada kul ile Allah arasında kalan bir günah yoktur. Kul, uygulamayı yöneten kul ve Allah vardır. Allah gizler ama uygulama sahibi istediği zaman istediğini rezil eder. Allah muhafaza! Daha dikkatli olmamız dileğiyle…]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ben size hem korku salayım hem sizi sevindireyim mi?</p>



<p>Evet, dediğinizi duyar gibiyim.</p>



<p>Facebook Messenger uygulamasını açın ve oradan &#8220;Telefon Rehberi&#8221; seçeneğini tıklayın. Messengeri açtığınız günden bugüne kadar kaydettiğiniz ve sildiğiniz bütün telefon numaralarını görün.</p>



<p>On yıl önce bir numara kaydettiniz. Onlarca defa operatör değiştirdiniz. Bazı numaraları sildiniz, bazıları eski hatta kaldı. Hiç önemli değil. Erişimine izin verdiğimiz uygulamalar sizin adınıza kaydetmiş. Eşim, sevgilim, eski sevgilim, aşkım, maşkım diye kaydettiğiniz tüm numaralar burada. Görünce korkmayın.</p>



<p>Belki çok azımız kaybettiği numaraları görünce sevinecektir. Bana böyle komplo teorileri ile gelin.</p>



<p>Akıllı telefon kullanamaya başladığımız gibi riskin altına girdik. Teknoloji çağın vebasıdır. Gizli günah diye bir şey bırakmadı. Unutmayalım sosyal medyada gizli günah diye bir şey yoktur. İzlediğimiz, mesaj attığımız, beğendiğimiz, beğenmediğimiz her şey kayıt altına alınmıştır. Sosyal medyada kul ile Allah arasında kalan bir günah yoktur. Kul, uygulamayı yöneten kul ve Allah vardır. Allah gizler ama uygulama sahibi istediği zaman istediğini rezil eder.</p>



<p>Allah muhafaza!</p>



<p>Daha dikkatli olmamız dileğiyle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sosyal-medyada-gizli-gunah-yoktur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çin Gibi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cin-gibi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cin-gibi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet HATUNOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Jan 2021 06:56:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yazılım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16573</guid>

					<description><![CDATA[Mobil İşletim Sistemleri, (Android, İos)Sosyal Ağlar, (Facebook, Twitter)Yazışma Uygulamaları.(Whatsapp, WeChat, Telegram, Bip ) Dünyada iki tür işletim sistemi var.Biri, bir firmaya bağlı olup ücret karşılığı veya bedava verilen işletim sistemleri yani Windows, İos gibi.Diğeride Anonim olan ve açık kaynak işletim sistemleri.Linux, Android, LineageOS gibi. Bunların içinde Android Linux açık kaynak (Anonim) olmasına rağmen google tarafından geliştirilen ve birçok alanı kapalı olan bir işletim sistemiAynı bizim Pardus İşletim Sistemi gibi. Bir elektronik cihazın canı ve ruhu işletim sistemidir.İşletim sistemi olmadan bir bilgisayar veya mobil cihaz sadece elektronik parçalardan ibarettir.İskelettir.İşletim sistemi diğer yazılımlarında yüknenip çalıştırılacağı bir çekirdek yapıdır .Yani Google&#8217;nin Andorid işletim sistemine sahip bir telefonuz varsa ona Facebook, Whatsapp gibi uygulamalar yükleyebilirsiniz.Ana çekirdek Android işletim sistemidir.Google Android işletim sistemleri tüm telefon üretici firmalara veriyor ve onlarda ürettikleri telefonlara bu işletim sistemini yükleyip piyasaya sürüyorlar.Bu işletim sistemi ücretsiz ama telefon üreten firmalar yani Samsung, Huewai gibi firmalardan destek alıyorlar ve onların taleplerine göre yazılımı geliştiriyorlar.Hatta google yakın zamana kadar üretip piyasa sürdüğü kendine ait bir cep telefonu yoktu bu işletim sistemini yaparken .Google yenilerde Pixel marka bir cep telefonu sürdü piyasaya ama ülkemizde satışı yok . Apple firması İos işletim sistemini sadece kendi telefonları için yazıyor yani İos iPhone telefonlarda kullanılabiliyor ve &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Mobil İşletim Sistemleri, (Android, İos)<br>Sosyal Ağlar, (Facebook, Twitter)<br>Yazışma Uygulamaları.<br>(Whatsapp, WeChat, Telegram, Bip )</p>



<p>Dünyada iki tür işletim sistemi var.<br>Biri, bir firmaya bağlı olup ücret karşılığı veya bedava verilen işletim sistemleri yani Windows, İos gibi.<br>Diğeride Anonim olan ve açık kaynak işletim sistemleri.<br>Linux, Android, LineageOS gibi.</p>



<p>Bunların içinde Android Linux açık kaynak (Anonim) olmasına rağmen google tarafından geliştirilen ve birçok alanı kapalı olan bir işletim sistemi<br>Aynı bizim Pardus İşletim Sistemi gibi.</p>



<p>Bir elektronik cihazın canı ve ruhu işletim sistemidir.<br>İşletim sistemi olmadan bir bilgisayar veya mobil cihaz sadece elektronik parçalardan ibarettir.<br>İskelettir.<br>İşletim sistemi diğer yazılımlarında yüknenip çalıştırılacağı bir çekirdek yapıdır .<br>Yani Google&#8217;nin Andorid işletim sistemine sahip bir telefonuz varsa ona Facebook, Whatsapp gibi uygulamalar yükleyebilirsiniz.<br>Ana çekirdek Android işletim sistemidir.<br>Google Android işletim sistemleri tüm telefon üretici firmalara veriyor ve onlarda ürettikleri telefonlara bu işletim sistemini yükleyip piyasaya sürüyorlar.<br>Bu işletim sistemi ücretsiz ama telefon üreten firmalar yani Samsung, Huewai gibi firmalardan destek alıyorlar ve onların taleplerine göre yazılımı geliştiriyorlar.<br>Hatta google yakın zamana kadar üretip piyasa sürdüğü kendine ait bir cep telefonu yoktu bu işletim sistemini yaparken .<br>Google yenilerde Pixel marka bir cep telefonu sürdü piyasaya ama ülkemizde satışı yok .</p>



<p>Apple firması İos işletim sistemini sadece kendi telefonları için yazıyor yani İos iPhone telefonlarda kullanılabiliyor ve başka telefon markalarına vermiyor.<br>Bu tür cihazlarda asıl beyin İşletim Sistemidir..<br>Asıl bilgi ve güvenlik oradadır.<br>Samsung Marka bir telefonuz varsa Google &#8216;un Android işletim sistemi ile birlikte gelir.<br>Android sizin tüm bilgilerinizi alır.<br>Mesala sizi dinler, kameradan sizin resim ve videolarını çekebilir.<br>Whatsapp konuşmalarınızı, resimlerinizi, maillerinizi hepsi Android işletim sistemindedir yani Google&#8217;da.</p>



<p>Google bu bilgileri aldığını, hatta Cia İstihbaratı ile paylaştığını geçmişte defalarca duyurdu.<br>Apple Firmasıda bu bilgileri Cia&#8217;ye verdiğini duyurdu.<br>Hatta Cia için bir şifre yazdıklarını bu şifreyle giren Cia yetkililerin herşeyi görebilecekleri bir yapı ayarladıklarını tüm dünya ile paylaştılar..</p>



<p>Hem Android hemde İos işletim sisteminde bir ses kaydetme robotu var.<br>İos&#8217;ta Siri,<br>Siri, yapay zeka bir yazılım, konuşulan herşeyi dinliyor ve ona göre kendisini geliştiriyor.<br>Yani siz sohbet ederken, telefonla konuşurken o sizi sürekli dinliyor ve kendisini geliştiriyor.<br>Aynısı Android&#8217;te de var..<br>Google firması bu konuşma, yazışma ve paylaşımlardan elde ettiği bilgileri reklam gösteriminde kullanıyor .<br>Yani siz evde otururken Pizza yiyelim dediniz.<br>Telefonuzu elinize aldığınızda hangi uygulamaya girseniz size Pizza reklamı gösteriyorlar.<br>İşte bu telefon dinlemesi, konumunuzu takip etmesi, aramalarınızı kaydetmeleri sayesinde oluyor.<br>Hatta size en yakın pizzacıları sıralayı veriyor.<br>Bunu bilgileri google kendi alıyor da başka yere veriyor mu?<br>Cia&#8217;dan başlayarak her yere satıyor.<br>Yani Facebook&#8217;a da, Twitter&#8217;de anlık robotlarla bilgi paylaşıyor anlaştığı yerlerle.<br>Yani birbirleriyle paslaşıyorlar.<br>Peki Whatsapp ne yapıyor.<br>Aslında Whatsapp&#8217;ta aynısını yapıyor.<br>Bizim yazışma, konuşma ve paylaşımlarımızı takip eden bir robotla reklam gösterimi yapıyorlar .<br>Bunların hemen hemen tamamı ABD firmaları ve bilgileri birbirlerine satıyorlar .<br>İlk başta masumane gibi görünüyor ama sizin banka bilgilerinizde aslında google ve ios&#8217;ta kayıtlı<br>Hatta banka size şifre doğrulamak için sms gönderdiğinde oda sizden önce onlarda..<br>Telefonunuzda ne varsa önce onlarda.<br>Konuştuğunuz bir konuşma, konuştuğunuz kişiye sesiniz ulaşmadan önce onlara ulaşıyor.<br>Yazdıklarınızda öyle.<br>Telefonuzdan ne konuşup yazışmışsanız sonrada silmişsenizde yine onlarda.<br>Onlardan hiçbirşey silinmiyor.<br>Bu tehlikeli mi ?<br>Şöyle düşünün iki firma var büyük bir ihaleye giriyorlar .<br>CİA bunu biliyor .<br>İstediği firmaya ihaleyi alabilir mi?<br>Alabilir.<br>Evet ama ne yapılabilir.<br>Yapılacak çok şey var ama buna bir an önce başlamak gerekiyor .<br>Ne kadar geç o kadar kötü.<br>Çin başladı.<br>Bizimde mutlaka bir yerlerden başlamamız gererekiyor.<br>Buna devlet eliyle değil firmalarla başlamak gerekiyor .<br>Çin gibi.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cin-gibi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2025’e Kadar Dünyayı Değiştirecek 17 Teknoloji</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/2025e-kadar-dunyayi-degistirecek-17-teknoloji/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/2025e-kadar-dunyayi-degistirecek-17-teknoloji/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jul 2020 07:59:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15135</guid>

					<description><![CDATA[1. Yapay Zekâ ile Optimize ÜretimÜrün tasarlayıp üreten sektörler; Kovid-19 sonrası gelişen akıllı dönüşüm sürecinde yapay zekâ ve bulut teknolojilerini benimseyerek 2025’e dek akıllı algoritmalar ve veri akışı üzerinden optimize olması beklenen üretim modeli ile daha hızlı, daha kaliteli, daha fazla ürünü, %50’ye kadar azalan imalat atığı sayesinde daha çevreci ve daha düşük maliyetli üretebilecektir. 2. Geniş Kapsamlı Enerji DönüşümüKovid-19 salgını ile yaşam tarzımıza, sağlığımıza ve geleceğimize yönelik tehditlere odaklanarak 2025’te karbon ayak izinin &#8211; alkollü araç kullanmak gibi &#8211; kabul edilemeyeceği öngörülürken; dünyada karbon emisyonlarını ciddi ölçüde azaltan geniş kapsamlı bir enerji dönüşümüne ve karbondioksidi yakalayıp kullanan veya havadan arındıran dev bir karbon yönetim endüstrisine duyulacak ihtiyaç üzerine geçmiş endüstriyel ve dijital devrimlerden esinlenen inovatif teknolojiler ortaya çıkacaktır. 3. Yeni Bilgi-İşlem ÇağıHızla gelişen kuantum bilgi-işlem teknolojisi ile 2025’e dek üretilecek ilk-nesil ticari cihazların öncelikle büyük ölçüde yinelemeli ve çok pahalı bir süreç olan ilaç geliştirmede zaman alıcı deneme yanılma yöntemi yerine karmaşık kimyasal reaksiyonları hızla simüle edebilecek ve &#8211; otomotivde emisyonu azaltan daha iyi katalizörler gibi &#8211; ideal özelliklere sahip yeni malzemelerin tasarımına yardım edecek kuantum bilgisayarları ürün geliştirme döngülerini ciddi ölçüde kısaltacak ve ar-ge maliyetlerini azaltacaktır. 4. Sağlık Paradigmasında Diyetle KorunmaKovid-19 sürecinde kronik hastalıkları ve düşük bağışıklığı olanların &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>1. Yapay Zekâ ile Optimize Üretim<br>Ürün tasarlayıp üreten sektörler; Kovid-19 sonrası gelişen akıllı dönüşüm sürecinde yapay zekâ ve bulut teknolojilerini benimseyerek 2025’e dek akıllı algoritmalar ve veri akışı üzerinden optimize olması beklenen üretim modeli ile daha hızlı, daha kaliteli, daha fazla ürünü, %50’ye kadar azalan imalat atığı sayesinde daha çevreci ve daha düşük maliyetli üretebilecektir.</p>



<p>2. Geniş Kapsamlı Enerji Dönüşümü<br>Kovid-19 salgını ile yaşam tarzımıza, sağlığımıza ve geleceğimize yönelik tehditlere odaklanarak 2025’te karbon ayak izinin &#8211; alkollü araç kullanmak gibi &#8211; kabul edilemeyeceği öngörülürken; dünyada karbon emisyonlarını ciddi ölçüde azaltan geniş kapsamlı bir enerji dönüşümüne ve karbondioksidi yakalayıp kullanan veya havadan arındıran dev bir karbon yönetim endüstrisine duyulacak ihtiyaç üzerine geçmiş endüstriyel ve dijital devrimlerden esinlenen inovatif teknolojiler ortaya çıkacaktır.</p>



<p>3. Yeni Bilgi-İşlem Çağı<br>Hızla gelişen kuantum bilgi-işlem teknolojisi ile 2025’e dek üretilecek ilk-nesil ticari cihazların öncelikle büyük ölçüde yinelemeli ve çok pahalı bir süreç olan ilaç geliştirmede zaman alıcı deneme yanılma yöntemi yerine karmaşık kimyasal reaksiyonları hızla simüle edebilecek ve &#8211; otomotivde emisyonu azaltan daha iyi katalizörler gibi &#8211; ideal özelliklere sahip yeni malzemelerin tasarımına yardım edecek kuantum bilgisayarları ürün geliştirme döngülerini ciddi ölçüde kısaltacak ve ar-ge maliyetlerini azaltacaktır.</p>



<p>4. Sağlık Paradigmasında Diyetle Korunma<br>Kovid-19 sürecinde kronik hastalıkları ve düşük bağışıklığı olanların daha savunmasız kaldığının tespiti ile, bitki açısından zengin ve yoğun-besleyici diyetlerin faydasına odaklanan bilimsel gelişmeleri esas alan daha koruyucu sağlık yaklaşımları benimseneceğinden; 2025’e dek insanlar bağışıklıklarını desteklemek için giderek daha sağlıklı gıda talep ederken, sağlık sektörü de daha sağlıklı yaşamlar için dünyanın bitki üzerine birikim ve zekasını seferber edecek, küresel gıda endüstrisi ise yapay zekâ destekli sistem biyolojisi tabanlı teknolojiler ile üretilmiş daha fazla ürün sunarak optimum sağlık sonuçlarını destekleyecektir.</p>



<p>5. Küresel Ekonomiyi Geliştirecek ve Hayat Kurtaracak 5G<br>Salgındaki izolasyon sürecinde netten sipariş, evden çalışma, tele-toplantı, uzaktan eğitim vb. eğilimlerin artması ile yaşanan sıkıntılar karşısında düşük-gecikmeli 5G ağları; ağ güvenilirliği sorunlarını gidermekle kalmayıp tele-sağlık, tele-cerrahi ve acil servis gibi yüksek kapasite gerektiren alanlarda kullanılırken, işletmeler için de akıllı fabrikalar, gerçek zamanlı takip ve yoğun içerikli anlık uç bilgi-işlem hizmetleri gibi ekonomiyi hızlandıran faaliyetleri destekleyip yüksek mobilite maliyetini dengeleyerek mobil hizmetler ekonomisini değiştirecektir.</p>



<p>6. Kanserle Mücadelede Yeni Normal<br>Yakın gelecekte kanserin herhangi kronik sağlık durumu gibi kontrol altına alınabilmesi ve onunla etkili mücadele edilebilmesi adına yeni bir normal ortaya çıkacak; daha iyi genom sekanslama teknolojisi ve sıvı biyopsi gibi daha yüksek test kolaylığı, daha yüksek doğruluk ve uygun maliyet vaat eden proaktif tarama, gelişmiş erken teşhis ile müdahale sadece hayat kurtarmakla kalmayıp geç teşhisin mali ve duygusal yükünü azaltacak, yan etkisi daha az olan gen düzenleme ve immünoterapi ile teknolojinin yönlendireceği bu yeni tedavi ile bir devrim yaşanacaktır,</p>



<p>7. Robotik Perakende<br>Bugüne dek birçok endüstride görülen robotik uygulamaların henüz kullanılmadığı sayılı seçkin sektörden biri olan market perakendeciliği “mikro-ikmal” adlı yeni robotik uygulama sayesinde (tedarik zincirindeki üretime dönük geleneksel uygulamanın aksine) “hiper yerel” düzeyde satışa dönük robotik kullanımı ile trilyonlarca dolarlık bu asırlık sektör alt üst olurken tüm paydaşları önemli değişiklikler yaşayacak; “mikro-ikmal” merkezleri ile perakendecilerin üretkenlikte daha üst seviye faaliyet göstermesi çevrim-içi market işinde olumlu ve cazip getirilere yol açarken tüketicilere de hız, ürün bulunabilirliği ve maliyet cazibesi sunacaktır.</p>



<p>8. Fiziksel ve Sanal Alanların Karışması<br>Pandemi, teknolojinin sadece iş amaçlı değil duygusal bağlantılar için de iletişim kurmadaki önemini ortaya koymuşken önümüzdeki yıllarda insanları fiziksel olarak ayrı olsalar da insani seviyede yakınlaştırmak için tasarlanmış yapay zekâ teknolojisi ile bu ilerlemenin hızlanacağı öngörülmekte, fiziksel alan ile sanal arasındaki hatların karışması ile küresel etkinliklerin bile basit canlı akışın ötesinde &#8211; veri gizliliğine öncelik verilerek &#8211; tamamen dijitalleştirilmiş alternatifler hâlinde sunulacağı da tahmin edilmektedir.</p>



<p>9. Kurumlar yerine Bireyi Sağlık Hizmetinin Merkezine Koymak<br>2025’e dek kültür, bilgi teknolojisi ve sağlığı ayıran çizgilerin netliğini kaybedeceği öngörülürken, mühendislik biyolojisi, makine öğrenmesi ve paylaşım ekonomisi üzerinden sağlık hizmetleri sürecinin merkezden uzaklaştırılıp kurumlardan bireye taşınması için bir çerçeve oluşturulacağı değerlendirilmektedir, keza dünyanın her köşesindeki bireylere düşük maliyetli teşhis testleri sunan ve anlık biyolojik verileri derleyen yeni tedarik zinciri dağıtım mekanizmaları ilerleyecek, böylece bulaşıcı hastalıklar gibi akut koşullarda sadece en şiddetli vakalar ek bakıma ihtiyaç duyarken morbidite, mortalite ve maliyetler azalacak, sağlık sistemleri üzerindeki yükün hafiflemesi ile bu yakınsama teknolojileri ekonomik ve sosyal faktörleri de değiştirecektir.</p>



<p>10. İnşaat Sektöründe Çoktan Başlayan Gelecek<br>Evleri, ofisleri, fabrikaları ve diğer yapıları inşa etmek için daha güvenli, daha hızlı ve daha hesaplı hâle gelmesi beklenen inşaat sektörünün kontrol, değişim ve işleyiş sağlayan üretim süreçlerini senkronize etme vizyonu; nesnelerin interneti, yapay zekâ ve görüntü yakalama sayesinde zengin veri kümeleri oluştukça gerçeğe dönüşmekte, uygulanabilir veriler önden görülemeyen noktalara ışık tutarken projeler reaktif değil proaktif yönetilmekte, planlama ve uygulamadaki hassasiyet, çevrenin inşaat profesyonellerine değil onların çevreye hükmetmesini sağlayarak kontrolü, otomatikleşmesi, öğretilmesi kolay tekrarlanabilir süreçler oluşturmaktadır.</p>



<p>11. Milyar Tonluk Karbondioksitten Arındırma<br>İnsanlık atmosfere fazla karbon yaymayı durdurmak için elinden geleni yapsa da, yıllarca birikmiş karbondioksidi havadan kalıcı olarak gidermeye yönelik negatif emisyon teknolojilerinin yaygın hâle gelmesi ile karbondioksitten arındırma talebinin artarak maliyetlerin düşmesi öngörülürken; iklimi etkileyecek milyar tonluk karbondioksitten arındırma, kaçınılmaz emisyonların çözümü için de hayati bir seçenek olacak, nihayetinde küresel ısınmanın tehlikeli seviyelere ulaşmasını önlemeye yardımcı olarak insanlığa iklim değişikliğini tersine çevirme potansiyeli kazandıracaktır.</p>



<p>12. Tıpta Yeni Çağ<br>Yeni bir araç olan yapay zekâ; daha iyi klinik kararlar verebilmek için daima insan biyolojisine dair daha fazla bilgi ve kavrayış derleme arayışında olan tıp alanında bugüne dek asla tam anlamıyla faydalanılamayan tıbbi büyük verinin tümünden daha önce görülmemiş düzeyde daha fazla bilgi elde etmemizi sağlayarak tıp dünyasını ve uygulamalarını değiştirecektir.</p>



<p>13. Varlık Dengesizliğinin Düzelmesi<br>Varlık yönetiminin beyni finans danışmanlarının ücreti çok yüksek olduğundan, bu hizmeti alarak varlıkları korumak ve artırmak için zaten varlıklı olmak gerektiği ve hâliyle en çok ihtiyacı olanın bu hizmeti alamadığı günler geride kalacak, gelişen yapay zekâ sayesinde finans danışmanlarının kullandığı stratejiler teknoloji yoluyla çok daha hesaplı şekilde herkesçe erişilip uygulanabilecek ve böylelikle kitleler için de varlık oluşumunun önü açılacaktır.</p>



<p>14. Dijital İkiz Destekli Temiz Enerji Devrimi<br>Önümüzdeki beş yılda, yenilenebilir enerji maliyetinin fosil yakıtlardan daha düşük hâle gelerek enerji dönüşümünün kritik bir eşiğe ulaşması ve sorunların toplu olarak ele alınabileceği küresel bir inovasyon ekosisteminin oluşması ile fiziksel cihazların sanal kopyası olan dijital ikizlerin hızla gelişerek enerji sektörünün sistem düzeyinde dönüşümünü desteklemesi beklenirken; fiziksel modelleri büyük veri ile birleştiren makine öğrenmesi daha yalın tasarımların, daha düşük işletme maliyetlerinin ve sonuçta herkes için ekonomik temiz enerjinin kapısını aralayacak, daha güvenli, daha dayanıklı bir altyapı ile rüzgar çiftliklerinden köprülere ve insansız hava araçlarına kadar gerçek zamanlı dijital ikizi tarafından korunabilen her şeyin önünü açacaktır.</p>



<p>15. Yüzeylerdeki Mikroskobik Sırların Keşfi<br>İnsanların, hayatlarının %90&#8217;ını geçirdiği “inşa edilmiş çevrede” doğal olarak oluşan bakteriyel, fungal ve viral ekosistemleri kapsayan mikrobiyomların verilerini hızlı şekilde örnekleme, dijitalleştirme, yorumlama yeteneğini hızlandıran teknoloji; yüzeylerdeki görünmez mikrobiyom veri katmanını ortaya çıkararak patojenlerin nasıl yayıldığına dair yeni bir anlayış getireceği için en yüksek bulaş riskinin hangi yüzey ve ortamlarda olduğunu, eylemlerimizden ve zamanla nasıl değiştiğini tahmin edebilecek genetik imzaları da tanımlayacak ve beş yıl içinde hızla ilerleyerek sunacağı bilgiler, yalnızca salgınlardan kaçınıp karşı koymaya değil, binalar, arabalar, metrolar uçaklar gibi ortamların tasarım, işletme ve temizlenme metotlarının yanı sıra halk sağlığından ödün vermeyen ekonomik faaliyetlerin modellerini de etkileyecektir.</p>



<p>16. Makine Öğrenmesi ve Yapay Zekâ ile Dekarbonizasyon<br>Geleneksel olarak üretim, petrol, gaz gibi endüstriler üretkenlik ve karlılığını korumaya çalışırken karbondan arındırma çabalarında geri kalsalar da iklim değişikliği, pazar ve düzenlemeler onları karbondioksit emisyonlarını önemli ölçüde azaltmaya ve uyum sağlamaya zorlamaktadır; nitekim ulaşım, inşaat vb. sektörlerde karbondan arındırma çabalarının artırılmasında hayati önemi olan teknoloji destekli girişimler artık ağır sanayide de benzer bir yaklaşım izleyecek, beş yıl içinde artan dijital dönüşüm sonucu karbon ağırlıklı sektörler zararlı emisyonları etkili ve<br>proaktif şekilde azaltmak için milyarlarca bağlı cihazdan anlık yüksek kaliteli veriler kullanan yapay zekâ ve makine öğrenmesi gibi gelişmiş teknolojiler ile karbon ayak izlerini azaltacaktır.</p>



<p>17. Gizlilik Genel ve Önceliklidir<br>Beş yıl içinde, gizlilik ile veri-merkezli güvenliğin ticari bir meta hâline geleceği ve tüketicilerin hassas verilerini koruyup kontrol etme yeteneğinin istisna değil kaide olacağı öngörülürken; yaygınlaşması beklenen Gizlilik Artırıcı Teknolojiler (“Privacy-Enhancing Technologies” PET) ile her eklenen bileşende asgari uyum sağlanması değil kurumsal gizlilik ve güvenlik stratejilerinin temel öğesi olması esas alınacak, kuruluşlar bölgesel düzenlemelere ve tüketici beklentilerine uyum sağlamak için gerekli esnekliği sağlayan veri odaklı güvenlik yaklaşımını benimseyecektir.<br></p>



<p>Teknoloji Beş Yılda Dünyayı Nasıl Değiştirecek?<br>Küresel ve büyüyen bir nüfusun beslenmesi, sağlık hizmetlerinde erişim ve niteliğin iyileştirilmesi, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini durdurmak için karbon emisyonunun ciddi ölçüde azaltılması gibi dünyanın en ivedi sorunlarını çözmek için bugünün inovatif teknolojilerinin hızını ve dönüştürücü potansiyelini görmek elbette oldukça heyecan vericidir. Girişimciler, yatırımcılar ve dünyanın en büyük kurumsal ar-ge kurumları somut sonuçlar getirecek çözümler geliştirmeye ve uygulamaya odaklandıkları için önümüzdeki beş yılda bu zorlukların üstesinden gelmeye yönelik etkili gelişmeler de görülebilecektir.</p>



<p>Kovid-19 salgını, dünyamızın bugün insani ve ekonomik karmaşalara ne denli duyarlı olduğuna dair zorlu bir ders verirken &#8211; belki tarihte ilk kez &#8211; insan hayatına dönük ani bir tehdidi en aza indirmek için hükümetlerin en üst düzeyinde küresel işbirliği, veri şeffaflığı ve hıza duyulan gereksinimi de ortaya koymuştur. Tarih bizi, tek tek ülke olarak gösterdiğimiz kahramanca kararlılık ve dirayete rağmen, yetersiz performans gösteren bir dünya olarak yargılayacaktır.</p>



<p>(Dünya Ekonomik Forumu’nun aynı başlıklı çalışmasının özetidir.)</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/2025e-kadar-dunyayi-degistirecek-17-teknoloji/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
