<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>tedbir &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/tedbir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 17 Mar 2023 07:43:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>tedbir &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Deprem Metafiziği – II</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/deprem-metafizigi-ii/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/deprem-metafizigi-ii/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammet Altaytaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Mar 2023 07:14:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[tedbir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18701</guid>

					<description><![CDATA[İLÂHİ TAKDİR VE HİKMET AÇISINDAN ÂFETLER Kader ve Sünnetullah Tabiî ve Sosyal Yasalardan mı İbarettir? Sözlükteki “ölçü, miktar” manalarına atıfla Kader’in ve Sünnetullahın “biyolojik, fiziksel ve sosyolojik” tabiat ve toplum yasalarından ibaret olduğu düşüncesi, Aydınlanma metafiziğine ayarlı zihniyetin ürettiği bir anlayıştır. Böylece “Sünnetullahın değişmeyeceği” mealindeki ayetlere de işaretle, sebep sonuç ilişkilerinin zorunlu olduğu mekanik evren tasavvuru kutsanmış olmaktadır. Maalesef günümüzde Kader ve Sünnetullah konusundaki bu muharref anlayış sadece akademik bir tartışma olarak kalmamış, Ortaöğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitaplarına kadar sirayet etmiş, revaç bulmuştur. Etimolojik olarak “hikmet ve şeriat yolu” manasına gelen Sünnetullah kavramı, Kur’an-ı Kerim’de, “Allah Teâlâ’nın irade ve hikmetine göre tarihe ve toplumlara hükmetmek üzere takdir ettiği değişmez ilahi yasalar” olarak tarif edilmiştir. Âyet-i kerimelerde (Fetih 48/23; Fâtır 35/43) öteden beri süregelen, değişmeyeceği vurgulanan Sünnetullah kavramı, “Kibir ve inatla hakka karşı çıkanların, Allah’ın hükmünü değiştirip dünyada helâkten, ahirette azaptan kurtulamayacağı” (el-Mâtürîdî, Te’vilât), “Peygamberlerini inkâr eden ümmetlere azap indirilmesi” veya “Allah Teâlâ’nın Peygamberlerini kâfirlere karşı galip getirmesi” şeklindeki ilâhî sünnetlerin beyan edildiği bağlamlarda kullanılmıştır (ez-Zemahşeri, Keşşâf). Dikkate değer önemli hususlardan biri de şudur ki, Sünnetullah kavramının geçtiği ayetlerin bağlamında, tabii varlık alanındaki “tabiat kanunları”na dair en ufak bir ipucu bulunmamasıdır. Açıktır ki, Sünnetullah kavramı, modern dönemde anlaşıldığının &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>İLÂHİ TAKDİR VE HİKMET AÇISINDAN ÂFETLER</strong></p>



<p><strong><em>Kader</em></strong><strong> ve <em>Sünnetullah</em> Tabiî ve Sosyal Yasalardan mı İbarettir?</strong></p>



<p>Sözlükteki “ölçü, miktar” manalarına atıfla <em>Kader</em>’in ve <em>Sünnetullah</em>ın “biyolojik, fiziksel ve sosyolojik” tabiat ve toplum yasalarından ibaret olduğu düşüncesi, <em>Aydınlanma</em> metafiziğine ayarlı zihniyetin ürettiği bir anlayıştır. Böylece “<em>Sünnetullah</em>ın değişmeyeceği” mealindeki ayetlere de işaretle, sebep sonuç ilişkilerinin zorunlu olduğu mekanik evren tasavvuru kutsanmış olmaktadır. Maalesef günümüzde <em>Kader</em> ve <em>Sünnetullah</em> konusundaki bu muharref anlayış sadece akademik bir tartışma olarak kalmamış, Ortaöğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitaplarına kadar sirayet etmiş, revaç bulmuştur.</p>



<p>Etimolojik olarak “hikmet ve şeriat yolu” manasına gelen <em>Sünnetullah </em>kavramı, Kur’an-ı Kerim’de, “Allah Teâlâ’nın irade ve hikmetine göre tarihe ve toplumlara hükmetmek üzere takdir ettiği değişmez ilahi yasalar” olarak tarif edilmiştir. Âyet-i kerimelerde (Fetih 48/23; Fâtır 35/43) öteden beri süregelen, değişmeyeceği vurgulanan <em>Sünnetullah</em> kavramı, “Kibir ve inatla hakka karşı çıkanların, Allah’ın hükmünü değiştirip dünyada helâkten, ahirette azaptan kurtulamayacağı” (el-Mâtürîdî, <em>Te’vilât</em>), “Peygamberlerini inkâr eden ümmetlere azap indirilmesi” veya “Allah Teâlâ’nın Peygamberlerini kâfirlere karşı galip getirmesi” şeklindeki ilâhî <em>sünnet</em>lerin beyan edildiği bağlamlarda kullanılmıştır (ez-Zemahşeri,<em> Keşşâf</em>). Dikkate değer önemli hususlardan biri de şudur ki, <em>Sünnetullah</em> kavramının geçtiği ayetlerin bağlamında, tabii varlık alanındaki “tabiat kanunları”na dair en ufak bir ipucu bulunmamasıdır. Açıktır ki, <em>Sünnetullah</em> kavramı, modern dönemde anlaşıldığının aksine tabiat kanunlarına değil, Allah Teâlâ’nın hikmetine muvafık olarak tarihe, insan ve toplumların davranış tarzlarına dair, daha ziyade tabiatüstü mucizevî müdahalelerine ve öte dünyaya uzanan azabı hakkındaki <em>sünnet</em>lerine delalet etmektedir.</p>



<p><strong>Deprem <em>Sünnetullah</em>la mı <em>Âdetullah</em>la mı Açıklanabilir?</strong></p>



<p>Tarih boyunca Kelam âlimleri, Tevhid’in ve Allah Teâlâ’nın kemal sıfatlarının gereği olarak <em>fail-i muhtar</em> Yaratıcı anlayışına muhalefeti ve mucizeye imkân vermemesi sebebiyle, sebep sonuç ilişkilerinin zorunlu olduğu mekanik bir tabiat tasavvuruna karşı çıkmışlar, tabiattaki işleyişin düzenini <em>Sünnetullah</em> değil, <em>Âdetullah</em> kavramıyla ifade etmişlerdir. Böylece tabiat kanunlarının değişmezliğini savunan kadim filozoflara mukabil Kelamcılar, tabiattaki düzeni kabul etmekle beraber, onu ilâhi takdir ve iradeye bağlayarak mucizeyi, duayı, ilâhi inayet ve yardımı mümkün görmüşlerdir. Şu halde deprem âfetinin, sebep ve sonuçlarıyla tamamen <em>tabiat kanunları</em> çerçevesinde gerçekleşmiş <em>doğal</em> bir hadiseden ibaret olduğu, ilahi takdir ve <em>Kader</em>le alakasının bulunmadığı iddiası İslâm’ın tarif ettiği tevhid akidesiyle bağdaştırılamaz.</p>



<p>İster <em>doğal</em> ister <em>ahlâki kötülük</em> olsun, deprem ve diğer <em>afet</em>ler, Kur’an-ı Kerim’de kavimlerin inkâr, inat ve azgınlıkları sebebiyle uğradıkları helak kıssalarında olduğu gibi <em>Sünnetullah</em> çerçevesinde gerçekleşmiş bir <em>ilahi ceza</em> olarak değerlendirilemez. Zira yine <em>Sünnetullah</em> gereği bu türden helâkler, aynı zamanda bir <em>peygamber </em>ve buna bağlı olarak <em>mucize</em>yi gerekli kılar. Buna binaen deprem, tabiatüstü ve mucizevi ilahi cezanın tecellisi manasındaki, <em>Sünnetullah</em> kavramından ziyade, yukarıda tarif ettiğimiz <em>Âdetullah </em>kavramı çerçevesinde açıklanabilir.</p>



<p><strong>İlâhî Hikmet ve İnsanın Sorumluluğu Bakımından Âfetler</strong></p>



<p>Âdetullah çerçevesinde gerçekleşen depremin sebep olduğu âfet, tabiat kanunları ve insanın kusurları sebebiyle meydana gelmekle beraber, ilahi <em>takdirin/kaderin</em> haricinde olmadığı gibi ilahi <em>hikmet</em>, <em>inayet</em> ve <em>rahmet</em>ten de hâli değildir. Bununla beraber deprem âfeti ilahi ceza olmamakla birlikte insanın kendi elleriyle yaptığı kötülüklerin sonuçlarının bir kısmının, daha dünyada iken kendisine gösterilmesi bakımından da bir <em>uyarı</em> ve <em>ibret</em> vesilesidir.</p>



<p>Musibetlerden bahseden, bazı âyet-i kerimlerde insanın sorumluluğuna dikkat çekilir: “<em>İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıkar. Allah da onlara işledikleri (kusurların) bazısının (sonucunu) tattırır. Umulur ki (işledikleri kusurlardan) dönüverirler</em>.” (Rum 30/41); “<em>Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki Allah birçoğunu da bağışlar.</em>” (Şura 42/30).</p>



<p>Bazı âyet-i kerimelerde ise nihayetinde musibetlerin ilâhi <em>takdir/kader</em> tarafından kuşatıldığı ifade edilir; karada ve denizde ne varsa, bir yaprağın düşmesinden yerin karanlıkları içindeki bir daneye kadar, yaş kuru her şeyin O’nun ilminde olduğu ve bir kitapta yazılı bulunduğu (En’âm 6/59) vurgulanır. Benzer şekilde bir başka âyette de: “<em>Yeryüzünde vuku bulan veya başınıza gelen hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılı olmasın. Kuşkusuz bu Allah’a göre kolaydır. Kaybettiklerinize üzülmeyesiniz ve O’nun size verdikleriyle şımarmayasınız diye (böyle yapmıştır). Allah kendini beğenen, böbürlenen hiç kimseyi sevmez.”</em> (el-Hadîd, 57/22, 23) buyurulmaktadır.</p>



<p>Hem müşahede hem de ilahi beyanlar açısından bakıldığında âfetleri doğrudan ilahi bir ceza olarak değerlendirmek isabetli olmayacaktır. Bir âyette: “<em>Bununla beraber Allah, insanları kazandıkları (günahlar) yüzünden hemen yakalayıverseydi, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belli bir süreye kadar erteliyor. Nihayet ecelleri gelince gereğini yapar. Şüphe yok ki Allah, kullarını görmektedir.”</em> (Fâtır sûresi 35/45) buyurulmaktadır. Nimetler gibi musibetlerin hikmeti de daha ziyade bir imtihan vesilesi olarak açıklanır: “<em>Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek imtihan ederiz. Sabredenleri müjdele. Onlar ki, kendilerine bir musibet isabet ettiği zaman, ‘Biz Allah&#8217;a aidiz ve biz nihâyet O’na döneceğiz’ derler</em>.” (Bakara sûresi 2/155, 156). Zira iyilikler yanında kötülüklerin de bulunduğu dünya bir <em>ceza ve mükâfat</em> değil, <em>özgür</em> yaratılan insan için bir <em>imtihan</em> yeridir. Bütün amellere karşılık olarak daha dünyada iken ceza ve mükafât beklentisi zannedildiğinin aksine dinî olmaktan ziyade seküler bir anlayıştır.</p>



<p>Şunu da ilave etmek gerekir ki özellikle toplu musibetler yalnızca âfete uğrayan kimseler için değil, toplumun geri kalanı için de bir imtihan vesilesidir. Zira bir hadis-i şerifte, “<em>Mü’minler birbirlerine sevgi ve merhamette, birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir organı hasta olduğu zaman, diğer organlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar</em>” (Buhârî, “Edeb” 27; Müslim, “Birr” 66) buyurulmaktadır.</p>



<p><strong><em>Takdir</em></strong><strong>, <em>Tedbir</em>e Mani midir veya </strong><strong>Depremde Yıkımın Sebebi <em>Kader</em> İnancı mıdır?</strong></p>



<p>Temeli tevhid olan inancımıza göre, ister <em>doğal</em> ister <em>ahlâki</em> “kötülük” olsun ister faili belli ister meçhul olsun ister bireysel ister toplumsal olsun, hikmeti anlaşılsın ya da anlaşılamasın, nihayetinde başa gelen bütün <em>musibet</em>ler Allah’ın “<em>bilgisi, iradesi, yaratması </em>ve <em>kitabet</em>i ”yani<em> “Kader ve Kaza”</em>sı dâhilindedir. Suçsuz yere bir insanın kasten öldürülmesinden tutun da trafik kazasından, depremden, kalp krizinden ölmesine kadar her şey, ilahî <em>takdir/kader</em> çerçevesinde gerçekleşmiş bir <em>musibet</em>tir. Türkçemizde, iki aracın çarpışmasına, <em>Kader</em>in tecellisi anlamında <em>Kaza</em> veya <em>âfet</em>lere <em>imtihan</em> anlamında <em>belâ</em> diyoruz mesela. <em>Aydınlanma</em> metafiziğinin mekanist ve tabiatçı kabullerinin tesiri ve insanın tedbir ve sorumluluğunu kaldıracağı iddiasıyla modern zihin, <em>ilahi takdir</em> ile insanî <em>tedbir</em> ve <em>sorumluğu </em>bağdaştıramadığından, musibetleri kader ile irtibatlandırmayı, <em>Kadercilik</em> (Fatalizm, Cebriye) olarak damgalayarak reddetmektedir. İslâm Kelâm geleneğinde Allah’ın <em>ezeli ilmi</em>nin kulun özgürlüğüne mani olmadığı (<em>İlim maluma tabidir</em>) ifade edilmiş, kaderi gerekçe göstererek kulun kendisini temize çıkarması (<em>Kaderle ihticac</em>) caiz görülmemiştir. Tevhidin gereği olan, İslâm inanç esasları arasında yer alan sahih kader anlayışının insanın tedbir ve sorumluluğunu ortadan kaldırması bir yana artırdığını söylemek gerekir. Zira musibetlere sebep olarak, birey ve toplumun canına ve malına zarar veren kimse, kastı ve kusuru ölçüsünde, sadece dünyada değil ahirette de sorumludur.</p>



<p>Bilim ve tekniğin bunca geliştiği çağımızda birkaç yıl önce inşa edilen yapılar yerle bir olurken, <em>Kader</em>e iman eden atalarımızın, deprem başta olmak üzere, tabiat koşullarına direnerek asırlardır ayakta kalan eserleri, camileri, köprüleri vs. bu imanın timsali gibidir. İnsanlar haddini hududunu hatırladıkça, tedbiri arttırdıkça, işlerini düzgün ve sağlam (salih amel) yaptıkça, musibetler topyekün ortadan kalkmasa bile âfetlerin verdiği maddi ve manevi zayiat azalacaktır. Öyleyse iddia edildiği gibi depremde hasarın artmasına sebep olan sahih Kader inancı değil, müstağni ve bencil tavrının ve <em>Aydınlanma</em> metafiziğinin tesiriyle, kâinatı <em>emanet</em> değil <em>mülk</em> olarak gören insanın, haddini hududunu aşması, açgözlülüğü ve ahlâki yozlaşmasıdır. Özenti ve taklit sâikiyle köklerinden uzaklaşmış, arada kalmış toplumlarda bu yozlaşmanın dozunun arttığı da bir vakıadır. Millî kültür ve eğitimimizi sıhhate kavuşturur, tedbirlerimizi arttırırsak depremlerin sebep olduğu, can ve mal kayıplarımız asgari düzeye inecektir.</p>



<p><strong>Deprem mi Öldürür Bina mı?</strong></p>



<p>Bugünlerde “Deprem değil bina öldürür” sözünü dindar kimselerden dahi sıkça işitmekteyiz. Hâlbuki inancımıza göre öldüren ne depremdir ne de bina. Belli bir müddet için hayatı veren de alan da (Muhyî ve Mümît) yalnızca O’dur. Şu halde şöyle demek daha doğru olsa gerektir: “Deprem değil bina ölüme sebeptir”. Zira şahit oluyoruz ki, depremde bazen aynı binada, aynı dairede, hatta aynı yastığa baş koyan iki kişiden biri ölüyor diğeri yaşıyor veya depremden kurtulan kimse aynı gün içinde başka bir sebepten vefat ediyor. Üstelik sapasağlam binalarda insanların her gün ölmekte olduğuna da şahit oluyoruz. Ölüm mukadderdir. Kitab’ta da buyurulduğu üzere er ya da geç, nihayetinde öleceğiz:</p>



<p><em>“Her canlı ölümü tadar. Bir deneme olarak sizi hayırla da, şerle de imtihan ederiz. Ve siz, ancak Biz’e döndürüleceksiniz.” </em>(el-Enbiyâ, 21/35); <em>“Nerede olsanız, sağlam kaleler içinde de bulunsanız, yine ölüm sizi bulur…” </em>(en-Nisâ, 4/78) Müslüman nazarında asıl <em>kötülük</em> ölüm değil, gaflet uykusunda, dalalet ve şaşkınlık içinde bocalayıp dururken, imandan mahrum bir şekilde heba olup gitmektir. Böyle büyük bir felaketten korunmak için Allah bize akıl, irade ve kalp gibi imkânlar bahşetmiştir. Hz. Ali’nin ifade buyurduğu gibi,<strong> “</strong><em>İnsanlar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar</em><strong>”. </strong>Allah bizlere ölmeden önce uyanmayı nasip eylesin, âfete uğrayan kardeşlerimize rahmet ve inayetiyle muamele etsin, dünya imtihanımızda bizleri muvaffak kılsın.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/deprem-metafizigi-ii/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem Kader Midir? Falan Kimseyle Evlenmem Kader Midir?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/deprem-kader-midir-falan-kimseyle-evlenmem-kader-midir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/deprem-kader-midir-falan-kimseyle-evlenmem-kader-midir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz KÖKTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Feb 2023 07:49:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[tedbir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18674</guid>

					<description><![CDATA[Net cevap: Deprem kaderdir. Depreme karşı tedbir alman da kaderdir. Depreme seyirci kalman da kaderdir. Falan kimseyle evlenmen kaderdir. O kimseden boşanman da kaderdir. Boşandıktan sonra başka biriyle evlenmen de kaderdir. Hiç evlenmemen de kaderdir. Deprem bölgesine gitmen kaderdir. Yolda başına bir kaza gelmesi kaderdir. Yolda değil de deprem bölgesinde başına bir hal gelmesi kaderdir. Gördüğünüz gibi&#8230; Kaderden kaçış mümkün değil. Ama burada asıl soru şu: Kader nedir? Kader Allah&#8217;ın her şeyi bilmesi ve yaratmasıdır. İrade sahibi bir varlık için kader bir şeyi mecburen yapmak değildir. Buna göre tedbir almak da kaderdir, almamak da kaderdir. Çünkü Allah kulun tedbir alıp almayacağını ezeli ilmiyle bilmektedir. Ancak tedbir almayı emrettiği için kul ona muhalif davranmak suretiyle sorumluluk sahibidir. Sağlık da kaderdir hastalık da&#8230; Yani sağlık ve hastalığı ezelde bilen ve yaratan Allah&#8217;tır. Sağlıklı olmayı emretmiştir. İnsan bilerek tedbir almıyorsa sorumludur. İman da küfür de Allah&#8217;ın takdiridir. Allah ezeli ilmiyle kimin mümin kimin kafir olacağını bilmektedir. Ancak Allah imandan razı, küfürden razı değildir. İmanı emretmiş, küfrü nehyetmiştir. İnsan imana muhalefet ettiği için sorumludur. Bu durumu en güzel Hz. Ömer ile ilgili kıssa ortaya koymaktadır. Şöyle ki: Hz. Ömer, Şam’a doğru yola çıkmıştı. Serg denilen yere varınca, kendisini orduların başkumandanı Ebu Ubeyde b. Cerrah &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Net cevap:</p>



<p>Deprem kaderdir. Depreme karşı tedbir alman da kaderdir. Depreme seyirci kalman da kaderdir.</p>



<p>Falan kimseyle evlenmen kaderdir. O kimseden boşanman da kaderdir. Boşandıktan sonra başka biriyle evlenmen de kaderdir. Hiç evlenmemen de kaderdir.</p>



<p>Deprem bölgesine gitmen kaderdir. Yolda başına bir kaza gelmesi kaderdir. Yolda değil de deprem bölgesinde başına bir hal gelmesi kaderdir.</p>



<p>Gördüğünüz gibi&#8230; Kaderden kaçış mümkün değil. Ama burada asıl soru şu: Kader nedir?</p>



<p>Kader Allah&#8217;ın her şeyi bilmesi ve yaratmasıdır. İrade sahibi bir varlık için kader bir şeyi mecburen yapmak değildir. Buna göre tedbir almak da kaderdir, almamak da kaderdir. Çünkü Allah kulun tedbir alıp almayacağını ezeli ilmiyle bilmektedir. Ancak tedbir almayı emrettiği için kul ona muhalif davranmak suretiyle sorumluluk sahibidir. Sağlık da kaderdir hastalık da&#8230; Yani sağlık ve hastalığı ezelde bilen ve yaratan Allah&#8217;tır. Sağlıklı olmayı emretmiştir. İnsan bilerek tedbir almıyorsa sorumludur. İman da küfür de Allah&#8217;ın takdiridir. Allah ezeli ilmiyle kimin mümin kimin kafir olacağını bilmektedir. Ancak Allah imandan razı, küfürden razı değildir. İmanı emretmiş, küfrü nehyetmiştir. İnsan imana muhalefet ettiği için sorumludur.</p>



<p>Bu durumu en güzel Hz. Ömer ile ilgili kıssa ortaya koymaktadır. Şöyle ki:</p>



<p>Hz. Ömer, Şam’a doğru yola çıkmıştı. Serg denilen yere varınca, kendisini orduların başkumandanı Ebu Ubeyde b. Cerrah ile komuta kademesindeki arkadaşları karşıladı ve ona şam’da veba hastalığı baş gösterdiğini haber verdiler. Ömer (ra), Abdullah b. Abbas’a:</p>



<p>-Bana ilk Muhacirleri çağır, dedi.</p>



<p>Hz. Ömer, onlarla oturup konuştu ve şam’da veba salgını bulunduğunu kendilerine bildirdi. Onlar nasıl hareket edilmesi gerektiğinde ihtilaf ettiler. Bazıları:</p>



<p>-Sen belirli bir iş için yola çıktın, geri dönmeni uygun bulmuyoruz, dediler. Bazıları da:</p>



<p>-Müslümanların kalanı ve Hz. Peygamber&#8217;in ashabı senin yanındadır. Onları bu vebanın üstüne sevk etmenizi uygun görmüyoruz, orada salgın hastalık var, dediler.</p>



<p>Bunun üzerine Hz. Ömer:</p>



<p>-Gidebilirsiniz, dedi. Daha sonra Abdullah b. Abbas’a:</p>



<p>-Bana Ensar’ı çağır, dedi. Onlar da Muhacirler gibi benzer sözler söylediler. Hz. Ömer:</p>



<p>-Siz de gidebilirsiniz, dedi. Hz. Abdullah’a tekrar:</p>



<p>Bana Mekke’nin fethinden önce Medine’ye hicret etmiş olan Kureyş Muhacirlerinin yaşlılarını çağır, dedi.</p>



<p>Onlardan iki kişi bile ihtilaf etmedi ve hepsi:</p>



<p>-İnsanları geri döndürmeni ve bu hastalığın olduğu yere gitmemeyi uygun görüyoruz, dediler.</p>



<p>Bu defa Hz. Ömer herkese seslenerek:</p>



<p>-Ben sabahleyin dönüş hazırlığına başlıyorum, siz de hayvanlarınıza binmiş olun, dedi.</p>



<p>Ebu Ubeyde b. Cerrah:</p>



<p>-Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun? diye sordu. Hz. Ömer:</p>



<p>-Keşke bunu senden başkası söyleseydi ey Ebu Ubeyde! dedi. Zira Ömer, Ebu Ubeyde’ye muhalefet etmek istemezdi. Ve sözüne şöyle devam etti.</p>



<p>-Evet, Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine kaçıyoruz.</p>



<p>Allah&#8217;ın kaderinden, yani bizim bilmediğimiz ama O&#8217;nun ezeli olarak bildiği ilimden, yine Allah&#8217;ın kaderine yani bizim bilmediğimiz ama onun ezeli olarak bildiği ilme kaçıyoruz.</p>



<p>Burada kader zorunluluk değil tercihtir. Dikkat edilirse, bir kaderden diğerine kaçılıyor. Bu, tercih değil de nedir? Ancak bütün tercihlerimiz neticede Allah&#8217;ın ezeli bilgisi dahilinde olan kaderlerimizdir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/deprem-kader-midir-falan-kimseyle-evlenmem-kader-midir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İçimdeki Deprem</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/icimdeki-deprem/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/icimdeki-deprem/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhsan ÜNLÜ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Feb 2023 13:30:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[insanlık]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[tedbir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18659</guid>

					<description><![CDATA[Dün bir pir-i fani ile karşılaştım. “Ne haber”? diye sordu. “Ne olacak işte görüyorsun, her taraf perişan, acı ve kederden başka bir şey yok!” “Öyle deme!” dedi. “Niye ki” dedim. “Güzel bakan güzel görür&#8230;Gönül isterse göz, yılanının zehirine bakar; gönül isterse göz, ibret alacağı şeylere bakar.” diyerek devam etti: “Gül cemalini gösteren Zat-ı Kibriya, yeri zamanı geldiğinde Cebbar ve Celal sıfatıyla tecelli eder de kudret ve azametini gösteriverir.” “Kula düşen nedir?” diye sordum. Derin bir ‘of’ çekip devam etti: “Kula düşen sabır ve tevekküldür.” “Peki tedbir bu işin neresinde” dedim. “Tedbir en başında evlat” deyiverdi ve devam etti. “Deveni sağlam kazığa bağla sonra tevekkül et!” Dememiş miydi Efendimiz (a.s). Konuyu depreme getirdim ve sordum: “Bu işin kaderle ilgisi nedir üstadım?” “Önce şunu bil ki evladım! Rahmeti gazabının çok fevkinde olan Allah Teala kullarına asla zulmetmez. Merhametlilerin en merhametlisi olan Zat-ı Zülcelal onlara tuzak kurmaz. Bilakis verdiği akıl ve iradeyle onların önünü açar, vahiy yoluyla destekler.” “Peki bu belalar neyin nesi?” “Bela dediğin sana bana göre evladım. İnsanoğlu belasını da Mevlasını da kendi eliyle bulur. Bak sonra deprem dediğin ekolojik denge için gazını bazen dışa vuran bir tabiat olayıdır. İnsanlar bu realiteye göre önlemini almayıp can ve mal kaybediyorsa bunun kaderle &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Dün bir pir-i fani ile karşılaştım.</p>



<p>“Ne haber”? diye sordu.</p>



<p>“Ne olacak işte görüyorsun, her taraf perişan, acı ve kederden başka bir şey yok!”</p>



<p>“Öyle deme!” dedi.</p>



<p>“Niye ki” dedim.</p>



<p>“Güzel bakan güzel görür&#8230;Gönül isterse göz, yılanının zehirine bakar; gönül isterse göz, ibret alacağı şeylere bakar.” diyerek devam etti:</p>



<p>“Gül cemalini gösteren Zat-ı Kibriya, yeri zamanı geldiğinde Cebbar ve Celal sıfatıyla tecelli eder de kudret ve azametini gösteriverir.”</p>



<p>“Kula düşen nedir?” diye sordum.</p>



<p>Derin bir ‘of’ çekip devam etti:</p>



<p>“Kula düşen sabır ve tevekküldür.”</p>



<p>“Peki tedbir bu işin neresinde” dedim.</p>



<p>“Tedbir en başında evlat” deyiverdi ve devam etti.</p>



<p>“Deveni sağlam kazığa bağla sonra tevekkül et!” Dememiş miydi Efendimiz (a.s).</p>



<p>Konuyu depreme getirdim ve sordum:</p>



<p>“Bu işin kaderle ilgisi nedir üstadım?”</p>



<p>“Önce şunu bil ki evladım! Rahmeti gazabının çok fevkinde olan Allah Teala kullarına asla zulmetmez.</p>



<p>Merhametlilerin en merhametlisi olan Zat-ı Zülcelal onlara tuzak kurmaz. Bilakis verdiği akıl ve iradeyle onların önünü açar, vahiy yoluyla destekler.”</p>



<p>“Peki bu belalar neyin nesi?”</p>



<p>“Bela dediğin sana bana göre evladım. İnsanoğlu belasını da Mevlasını da kendi eliyle bulur. Bak sonra deprem dediğin ekolojik denge için gazını bazen dışa vuran bir tabiat olayıdır. İnsanlar bu realiteye göre önlemini almayıp can ve mal kaybediyorsa bunun kaderle ve yaratıcıyla ne ilgisi var?”</p>



<p>Biraz nefeslenip devam etti:</p>



<p>“Unutma ki evlat! Bir kavli dua vardır, bir de fiili dua. Fiili dua, işini sağlam yapmaktır. Senin anlayacağın binaları sağlam yapıp sağlam zemine oturtmaktır. Kavli dua da bunun üzerine Allah’tan sıhhat afiyet dilemektir.”</p>



<p>Akif’in deyimiyle, “Bir kere de azmettin mi, artık Allah’a dayan” diyorsun yani.</p>



<p>“Aynen öyle evlat” dedi ve ekledi:</p>



<p>“Bak Akif demişken devamını getirelim mi?”</p>



<p>“Tabi ki memnuniyetle..” dedim.</p>



<p>“Kader, imanın farzlarından biridir&#8230;Tamam&#8230;</p>



<p>Fakat yok onda senin saptırdığın anlam.</p>



<p>Kader; Gerekli şartlar oluştuktan sonra</p>



<p>Mümkün olanın gerçekleşip çıkmasıdır ortaya.”</p>



<p>“Hey gidi koca yürekli şair! Ümmeti uyandırmak için neleri göze aldın, ne bedeller ödedin” deyip bir mısra daha ekleyiverdi:</p>



<p>“Kadermiş!” öyle mi? Haşa bu söz değil doğru:</p>



<p>Belanı istedin Allah da verdi&#8230;Doğrusu bu!”</p>



<p>“Ekrandaki o manzaraları görünce içim acıyor. Haykırmak istiyorum.” dedim bir anda.</p>



<p>“Ölümün yüzü soğuktur evlat” dedi ve yine şairin dizeleriyle cevap verdi:</p>



<p>“Veren de O alan da;</p>



<p>Nedir senden çıkacak?</p>



<p>Gören de bu can senin sanacak!”</p>



<p>“Üstadım hadi birilerini anladım da sabilerin, masumların o soğuk betonların altında kalmasını ve inlemesini bir türlü anlayamıyorum!”</p>



<p>“Bak yavrum! O’nun hikmetinden sual olunmaz. Lakin anladığımız kadarıyla bazen öyle musibetler gelir ki büyük-küçük, haklı-haksız aramaz. Haksız olan belasını bulur ama masum olan telef olmaz. Onların zayi olan malları, kendileri hakkında sadaka; ölümleri de ebedi hayatlarını kazandıracak derecede bir şehadet hükmüne geçer.”</p>



<p>“Peki o çektikleri ızdırap nedir? Yanlarına kar mı kalır!”</p>



<p>“Evlat! Onların o ebedi alemde görüp yaşayacakları yanında, bu çektikleri geçici zahmet ve meşakkatlerin esamesi bile okunmaz. Senin anlayacağın zahmet içinde rahmet; gazap içinde hikmet gizlidir.”</p>



<p>“Bağışlayın beni çok iyi anlayamadım!”</p>



<p>“Biz neyi anladık ki evlat. Anlasak böyle mi olurduk? Unutma! insanlar uykudadır, ölünce uyanırlar.”</p>



<p>“Anlayana sivri sinek saz&#8230;diye boşuna dememişler.” galiba.</p>



<p>“Yaratıcısını unutan insanoğluna Allah, bazen bir virüsle, bazen bir krizle, bazen de böyle musibetlerle kendini hatırlatır. Daha doğrusu kibirden kuleler inşa eden insanlara acziyetini gösterir; azametin gerçek sahibine dikkatleri çeker.”</p>



<p>“Anladın mı şimdi biraz!?” diye sordu.</p>



<p>“Her şey iyi güzel de şu ölüm firkati olmasaydı?” diyesim geliyor üstadım.</p>



<p>“Ölüm, görünüşte ‘firkat’ gibi dursa da aslında o bir ‘vuslat’ tır.” dedi ve ekledi:</p>



<p>“Buradan ayrıldığın kişilere bakarken bir de kimlere kavuşacağını bir düşünsene!”</p>



<p>“İnsanoğlu ölüm varken günah, zulüm işliyor, kul hakkı yiyorsa; bir de ölüm olmasaydı ne olurdu?</p>



<p>Düşünebiliyor musun?”</p>



<p>“Üstat Necip Fazıl’ın dediği gibi; “Budur perde arkasından gelen haber/ hiç çirkin olsaydı ölür müydü peygamber?”</p>



<p>“Eyvallah üstadım, teşekkür ederim bu güzel sohbet için” deyip ayrıldım.</p>



<p>Evet, ben depremin içinde değildim belki ama deprem benim içimdeydi.</p>



<p>Sürekli kıpırdaşan, hareket eden bir şeyler vardı sanki içimde.</p>



<p>‘İçimizdeki depremleri, kafamızdaki çelişkileri, vicdanlarımızdaki soru işaretlerini düzeltmedikçe bu işler düzelmeyecek’ diye kanaat getirdim en sonunda.</p>



<p>Rahmet, minnet ve esenlik dileğiyle&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/icimdeki-deprem/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
