<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tayyip Erdoğan &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/tayyip-erdogan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 13 Apr 2021 09:48:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Tayyip Erdoğan &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Erdoğan&#8217;ın Yalnızlığı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/erdoganin-yalnizligi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/erdoganin-yalnizligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Korkut Daban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Apr 2021 09:48:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ak Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Tayyip Erdoğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17105</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye&#8217;nin son yirmi yılına yaptığı icraatlarla damga vuran dahası enkaz halinde bir ülkeyi gelişmiş ülkelerle rekabet edecek seviyeye getiren adamın ismidir Erdoğan. Bir ömrü milletine adamış dahası yeri gelmiş okuduğu şiirden dolayı hapis damlarına düşmüş. Ancak Hakkı ve Hakikati savunmaktan asla vazgeçmemiş bir yanlız adam! 1994 yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak başladığı siyaset&#160; hayatına Türkiye Cumhuriyeti Devleti Başkanı olarak bu milletin en yüksek mertebede teveccühünü kazanmıştır. Gerek hatipliği gerekse tipik bir Anadolu İnsanı profili çizmesi bu halkın gönlündeki yerinide her daim farklı kılmıştır. Sadece İç Siyasette değil Uluslararası Siyasette dahi rakiplerinin saygı ve hayranlığını kazanma becerisini göstermiştir. Karizmatik bir duruşa sahip olmanın yanı sıra Haksızlık Karşısında tüm dünyaya meydan okumak suretiyle &#8220;One Minute&#8221; ve &#8220;Dünya 5&#8217;ten Büyüktür&#8221; Sözleriyle ise Dünya Siyaset Tarihine ismini âdeta altın harflerle kazımıştır. Böylesi Liderler her yüz yılda bir gelir diyebiliriz. Yine biliriz ki böylesi Güçlü Liderler doğru bir çalışma ekibi ile güçlerini daha etkin ve yerinde kullanırlar. Başarılarında muhakkak takım arkadaşlarının da ciddi katkıları olur. Erdoğan henüz İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken çalıştığı çekirdek kadrosuna Başbakan olduğu dönemde Bakanlar Kurulunda yer vermek suretiyle büyük bir ivme kaydetmişti. Açıkçası başta Binali Yıldırım, Veysel Eroğlu ve Mehmet Mehdi Eker gibi isimlerin yer aldığı ekip Erdoğan&#8217;ıla &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Türkiye&#8217;nin son yirmi yılına yaptığı icraatlarla damga vuran dahası enkaz halinde bir ülkeyi gelişmiş ülkelerle rekabet edecek seviyeye getiren adamın ismidir Erdoğan.</p>



<p>Bir ömrü milletine adamış dahası yeri gelmiş okuduğu şiirden dolayı hapis damlarına düşmüş. Ancak Hakkı ve Hakikati savunmaktan asla vazgeçmemiş bir yanlız adam!</p>



<p>1994 yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak başladığı siyaset&nbsp; hayatına Türkiye Cumhuriyeti Devleti Başkanı olarak bu milletin en yüksek mertebede teveccühünü kazanmıştır.</p>



<p>Gerek hatipliği gerekse tipik bir Anadolu İnsanı profili çizmesi bu halkın gönlündeki yerinide her daim farklı kılmıştır. Sadece İç Siyasette değil Uluslararası Siyasette dahi rakiplerinin saygı ve hayranlığını kazanma becerisini göstermiştir.</p>



<p>Karizmatik bir duruşa sahip olmanın yanı sıra Haksızlık Karşısında tüm dünyaya meydan okumak suretiyle &#8220;One Minute&#8221; ve &#8220;Dünya 5&#8217;ten Büyüktür&#8221; Sözleriyle ise Dünya Siyaset Tarihine ismini âdeta altın harflerle kazımıştır.</p>



<p>Böylesi Liderler her yüz yılda bir gelir diyebiliriz. Yine biliriz ki böylesi Güçlü Liderler doğru bir çalışma ekibi ile güçlerini daha etkin ve yerinde kullanırlar. Başarılarında muhakkak takım arkadaşlarının da ciddi katkıları olur.</p>



<p>Erdoğan henüz İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken çalıştığı çekirdek kadrosuna Başbakan olduğu dönemde Bakanlar Kurulunda yer vermek suretiyle büyük bir ivme kaydetmişti.</p>



<p>Açıkçası başta Binali Yıldırım, Veysel Eroğlu ve Mehmet Mehdi Eker gibi isimlerin yer aldığı ekip Erdoğan&#8217;ıla uyumla çalışmak suretiyle en zorlu dönemde önemli icraatların gerçekleştirilmesinde ciddi katkı sağlamışlardı.</p>



<p>Takım oyunu her zaman başarının en büyük anahtarı idi. Dahası samimi insanlardan oluşan bu ekip aynı zamanda Reis&#8217;in dostları idi. Yani yeri geldiğinde fikirlerine başvurabileceği dahası yanlış yaptığında uyaracak kadar samimi insanlardı.</p>



<p>Erdoğan tıpkı Atası Osmanlıda olduğu gibi yanıbaşında güvendiği insanlardan oluşan ve her konuda danıştığı bir ekip oluşturmuştu.</p>



<p>Zaten Reis&#8217;in en rahat çalışıp ve hızla projelerini hayata geçirdiği bu dönemde uzun süre Bakan olarak görev yapanlar yine bu isimlerden oluşuyordu.</p>



<p>Bu tablo kadronun zamanla gerek yaş haddinden ötürü gerekse birtakım siyasi nedenlerle güncellenmesi nedeniyle eldeki avantajın kaybolmasına neden oldu.</p>



<p>Özellikle son yıllarda bu tablo âdeta tersine döndü diyebiliriz. Başkanlık Sistemi ile birlikte Erdoğan&#8217;ın daha seri ve hızlı bir şekilde çalışması beklenirken Siyasal Bürokrasi âdeta hızını kesti diyebiliriz.</p>



<p>Zaten Erdoğan bir açıklamasında kamuoyu önünde Yanlız olduğunu dile getirmek durumunda kaldı. Böylesi bir lider için gerçekten iç acıtıcı bir durumdu. Açıkçası yanıbaşındakilerin görmediği bir gerçeği bizzat kendisi dile getirmişti.</p>



<p>İç Politikanın yanı sıra Uluslararası Arenada fazla mesai yapmak zorunda kalan Erdoğan gerek yanıbaşındaki Yaverlerinin gerekse Kabinede yer alan bakanların pasif kalması yüzünden hız ve zaman kaybetmeye başladı.</p>



<p>Açıkçası Başkanlık Sistemine geçiş Erdoğan&#8217;ın yükünü hafifletir diye planlanmıştı. Ancak pratikte hiçte öyle olmad.</p>



<p>Öyleki Erdoğan muhalefet partisinin İstanbul İl Başkanı ile muhatap kalmak zorunda bırakılmıştı. Bu ayıp Ak Parti teşkilatlarına ziyadesiyle yeterliydi.</p>



<p>Erdoğan tüm bu olumsukluklar karşısında her yeni gün başka bir sıkıntısını dile getirmek durumunda kalıyordu.</p>



<p>Kongreler öncesi İnsan Kaynaklarında yetersiz olduklarını dile getiriyordu. Dahası son Yerel Seçimlerde Samimiyet, Liyakat, Gayret ve Tevazu diyordu! Mesaj açık ve netti.</p>



<p>Bundan daha açık ne diyebilirdi ki. Ardından Parti Teşkilâtlarındaki başarısızlığa istinaden Yeni Ömerler istiyorum dedi.</p>



<p>Son olarak ise Parti Kongreleri öncesinde ısrarla Halka İnmelerini emretti âdeta. Keza Ak Parti hareketinin Halktan geldiğini en iyi Erdoğan biliyordu.</p>



<p>Açıkçası artık Ak Parti Reisi değil Reis Ak Partiyi sırtında taşıyordu. Ve son zamanlarda bu yük ziyadesiyle ağırlaşmakta idi.</p>



<p>Cumhuriyet Tarihinin en büyük icraatlarına ve gelişimine sahip bir lider açıkçası bu aldığı oy oranının fazlasını hak ediyordu. Daha acısı ise sokakta durum hiçte iyiye gitmiyordu.</p>



<p>Ak Partiye gönül vermiş samimi seçmenler bir sonraki seçimlerde Başkan olarak Reise oy veririz ancak Milletvekiliği için Ak Partiye oy vermeyiz ifadesi Reisin yalnızlığını çok ama çok net anlatıyordu.</p>



<p>Bu ülkenin yetiştirmiş olduğu sayılı Devlet Adamlarından biri olan Erdoğan sevdiklerinin dua ve destekleriyle oturduğu koltuğu her daim hak etmiştir. Yarın seçim olsa taraflı tarafsız herkes yine Reis&#8217;in Başkan seçileceğinden şüphe duymaz.</p>



<p>Ancak ortada görmezden gelinemeyecek bir Teşkilat gerçeği vardı. Zor zamanlarda Davaya sahip çıkmak yerine sadece koltuk ve makam koruma derdine girmişlerdi.</p>



<p>Son zamanlarda ortaya çıkan Kürşat Ayvatoğlu ve benzeri olumsuz vakalar Reis&#8217;in ne denli haklı olduğunun en büyük göstergesi olmuştur.</p>



<p>Ak Partiyi iktidara taşıyan Milli Görüş ve Mütedeyyin kesimlerden oluşan kadrolar yerini önce Anavatab ve Doğruyol çizgisindeki siyasilere sonrasında ise Ulusalcılarla tövbekar Sosyal Demokratlara bırakılmıştı.</p>



<p>Bu tarz siyasilerin Davaya ve Partiye ne kadar sahip çıkacağını tahmin etmek zor değil. En ufak bir risk oluştuğunda gemiyi terk etmeye hazır tiplerdir.</p>



<p>Öyleki birçok kamu kurum ve kuruşlarında Reise ve Ak Partiye hakaret edenler cirit atıp makam ve mevki sahibi olmuşlardı.</p>



<p>Yakın zamanda bu konularla ilgili büyük patlaklar olacaktır. Daha fenası ise yine birçok kurumda samimi Ak Parti taraftarları baskı altına alınıp görevden alınmaktadır. Âdeta sindirilmektedir.</p>



<p>Ben bu konularda haklı çıkmak istemem. Ancak sorumluluk sahibi bir yazar olarak bunları kamoyu ve Reis ile paylaşmak durumundayım.</p>



<p>Türkiyenin özellikle Pandemi nedeniyle maddi manevi bu kadar zorlu bir virajdan geçerken Reisin Yanlız olmasına gönlüm razı gelmiyor.</p>



<p>Yol yakınken teşkilatlarda görev yapan Mahalle Başkanlarından tutun Genel Başkan Yardımcılarına kadar yetkili herkese çağrımdır. Reis&#8217;i Yanlız bırakanlar Yalnız kalmaya hazırlansınlar!</p>



<p>Selâm ve dua ile&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/erdoganin-yalnizligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şan, Şöhret Bekleyen Yanılır</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/san-sohret-bekleyen-yanilir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/san-sohret-bekleyen-yanilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Dec 2018 19:06:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Tayyip Erdoğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=7147</guid>

					<description><![CDATA[AK Parti İl Başkanlığı Toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, &#8220;Hassasiyetlere dikkat edeceğiz. &#8216;Burada da işte hanımlar fazla oldu&#8217; deme hakkımız yok. Bu toplumun yüzde 51&#8217;i bayan. Buna bir defa dikkat edeceğiz.&#8221; dedi. Ayrıca Erdoğan, &#8220;Bu davanın sonunda mal, mülk, şan, şöhret bekleyen yanılır&#8221; dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti İl Başkanlığı Toplantısında konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında, &#8221;Her kademede çeşitli dönemlerde bayrak değişimleri yaşandı. AK Parti&#8217;yi AK Parti yapan değerlerimiz hep dimdik ayakta kaldı. Son 16 yıllık dönemeden hep beraber geldik. Bir gece ansızın gelebiliriz dedik sözümüzde durduk. Teröristleri inlerinde bastık, imha ettik imha ediyoruz.&#8221; dedi. Erdoğan, &#8221;İstanbul&#8217;un Eski Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Nurettin Sözen, Mart ayında yapılacak yerel seçimler öncesi başkanlık döneminde İstanbul için neler yaptıklarını, &#8220;5 yıl içerisinde 2 defa yapılmış olan işçi grevinde biriken çöplerdir. Grevi olmayan bir toplumda yaşamaktansa, çöp yığınlarıyla demokrasi içinde, sendikası, toplu sözleşmesi olan, grevi olan bir düzende yaşamayı yeğlerim diyorum&#8221; ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, &#8220;Grev olmuyorsa demek ki işçinin hakkını veriyorsun, hukukunu gözetiyorsun, öyleyse de toplumun genelinde grevler minimize oluyor, grevsiz bir toplum meydana getirdik ama bak şimdi İzmir&#8217;de, İZBAN&#8217;da grev yar. Hadi buyrun niye çözmüyorsunuz? CHP mantığında grev var. Biz geldik, İstanbul&#8217;da çöp kaldı mı? Bizimle birlikte grev denilen olaylar ortadan kalktı. Yolsuzluk, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>AK Parti İl Başkanlığı Toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, &#8220;Hassasiyetlere dikkat edeceğiz. &#8216;Burada da işte hanımlar fazla oldu&#8217; deme hakkımız yok. Bu toplumun yüzde 51&#8217;i bayan. Buna bir defa dikkat edeceğiz.&#8221; dedi. Ayrıca Erdoğan, &#8220;Bu davanın sonunda mal, mülk, şan, şöhret bekleyen yanılır&#8221; dedi.</strong></p>
<p class="non-card" data-card-id="e9e7f863-db79-4299-addc-12283b44c84e" data-card-type="Text">Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti İl Başkanlığı Toplantısında konuştu.</p>
<p class="non-card" data-card-id="4174c63f-41a7-462e-285e-84a08bc6f390" data-card-type="Text">Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında, &#8221;<strong>Her kademede çeşitli dönemlerde bayrak değişimleri yaşandı. AK Parti&#8217;yi AK Parti yapan değerlerimiz hep dimdik ayakta kaldı. Son 16 yıllık dönemeden hep beraber geldik. Bir gece ansızın gelebiliriz dedik sözümüzde durduk. Teröristleri inlerinde bastık, imha ettik imha ediyoruz.</strong>&#8221; dedi.</p>
<p class="non-card" data-card-id="4174c63f-41a7-462e-285e-84a08bc6f390" data-card-type="Text">Erdoğan, &#8221;<strong>İstanbul&#8217;un Eski Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Nurettin Sözen, Mart ayında yapılacak yerel seçimler öncesi başkanlık döneminde İstanbul için neler yaptıklarını, &#8220;5 yıl içerisinde 2 defa yapılmış olan işçi grevinde biriken çöplerdir. Grevi olmayan bir toplumda yaşamaktansa, çöp yığınlarıyla demokrasi içinde, sendikası, toplu sözleşmesi olan, grevi olan bir düzende yaşamayı yeğlerim diyorum</strong>&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p class="non-card">Cumhurbaşkanı Erdoğan, &#8220;<strong>Grev olmuyorsa demek ki işçinin hakkını veriyorsun, hukukunu gözetiyorsun, öyleyse de toplumun genelinde grevler minimize oluyor, grevsiz bir toplum meydana getirdik ama bak şimdi İzmir&#8217;de, İZBAN&#8217;da grev yar. Hadi buyrun niye çözmüyorsunuz? CHP mantığında grev var. Biz geldik, İstanbul&#8217;da çöp kaldı mı? Bizimle birlikte grev denilen olaylar ortadan kalktı. Yolsuzluk, yasaklar, yokluk bizim dönemimizde olmadı. Benden önceki CHP&#8217;li belediye başkanı Nurettin Sözen, Ümraniye çöplüğünün patlamasıyla ilgili değerlendirme yaptı, çok üzüldüm. CHP çiledir, ama biz bu çileyi çektirmedik, susuzluğu, hava kirliliğini yaşatmadık.</strong>&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p class="non-card">Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p class="non-card">Partimizdeki metal yorgunluğuna karşı önlemlerizi aldık. Siyaseti ve siyasetçi, elitçilerin elinden kurtarmak için çok çalıştık, çok emek sarfettik. Her ilçede, her ilde eksiğimizi, fazlamızı görüp ona göre yola devam edeceğiz. Yerel seçimler sadece belediye başkan seçimi değildir. Büyükşehirlerde belediye meclis üyeleri de var, burada da sık eleyip dokuyacağız.</p>
<p class="non-card">Seçim kaybeden, oyu düşen, halkla arasındaki iletişimi bozulan her arkadaşımız dönüp kendini sorgulamalı. &#8216;Nerede yanlış yaptım? Suçu başkalarına atmak, hele hele millete atmak sadece züğürt tesellisidir.</p>
<p class="non-card">Her ilçede, her ilde eksiğimizi, fazlamızı görüp ona göre yola devam edeceğiz.</p>
<p class="non-card">Hassasiyetlere dikkat edeceğiz. &#8216;Burada da işte hanımlar fazla oldu&#8217; deme hakkımız yok. Bu toplumun yüzde 51&#8217;i bayan. Buna bir defa dikkat edeceğiz.</p>
<p class="non-card">Dünya değişirken bizim yerimizde saymamız işin tabiatına aykırıdır. 18-35 yaş arası kuşağa kendimizi daha iyi anlatmamız lazım.</p>
<p class="non-card">Bu davanın sonunda mal, mülk, şan, şöhret bekleyen yanılır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/san-sohret-bekleyen-yanilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cumhurbaşkanı Erdoğan&#8217;dan Uyarı: İkaz Ediyorum</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskani-erdogandan-uyari-ikaz-ediyorum/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskani-erdogandan-uyari-ikaz-ediyorum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Nov 2018 11:40:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Şehir Hastanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[İkaz Ediyorum]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Şehir Hastaneleri]]></category>
		<category><![CDATA[Tayyip Erdoğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4187</guid>

					<description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Gülhane Külliyesi Kapalı Spor Salonu’nda düzenlenen Sağlık Bilimleri Üniversitesi Akademik Yıl açılışında konuştu. Erdoğan &#8220;Bakanlığımızı, üniversitelerimizi ve ilgili kurumları ikaz ediyorum. Sağlıkta millileşme hamlemizi hiçbir bahaneye sığınılmaksızın destek verilmelidir. Bu konuyu kritik ve önemli görüyorum&#8221; dedi. İşte Erdoğan’ın konuşmasından satır başları: Sağlık, üzerine hassasiyetle durduğumuz en çok yatırım yaptığımız ve hamd olsun güzel neticeleri de aldığımız alanların başında geliyor. Özel hastanelerden hizmet almak ancak parası olanlara mahsus bir ayrıcalıktı. Parası çıkışmadığı için özel ya da devlet hastanelerinde rehin kalan, hatta ölülerin rehin kaldığı dönemleri çok iyi biliriz. Devlet hastaneleri kırk yamalı bohça gibi hizmet veriyordu. Hastanelerde hizmet değil tam bir sefalet görüntüsü vardı. Biz çarpık sağlık sistemini tümüyle değiştirdik. Vatandaşların tamamını genel sağlık sigortası kapsamına aldık. Kırk yamalı bohça gibi faaliyet gösteren hastaneleri 3 başlığa indirdik. Özel hastaneler için bir fark ücreti ödenmesi gerekiyor. Ama bu rakam ocaklara ateş düşüren şekilde değil. Toplam yatak sayısını 240 bine, doktor sayısını 231 bine, toplam sağlık çalışanı sayısını 928 bine yükselttik. Hastaların güneydoğu doğuda kızaklarla çekildiği dönemler vardı. Biz paletli ambulanslarla hastalarımızı taşır hale getirdik. “ANKARA’DA BİLKENT’TEKİ ŞEHİR HASTANESİNİ ARALIK AYI SONU AÇACAĞIZ” Şehir hastanelerini sağlık hizmetlerindeki reformların zirvesi olarak görüyorum. 6 şehir hastanesini hizmete aldık. Ankara’da Bilkent’teki şehir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Gülhane Külliyesi Kapalı Spor Salonu’nda düzenlenen Sağlık Bilimleri Üniversitesi Akademik Yıl açılışında konuştu. Erdoğan &#8220;Bakanlığımızı, üniversitelerimizi ve ilgili kurumları ikaz ediyorum. Sağlıkta millileşme hamlemizi hiçbir bahaneye sığınılmaksızın destek verilmelidir. Bu konuyu kritik ve önemli görüyorum&#8221; dedi.</strong></p>
<p><strong>İşte Erdoğan’ın konuşmasından satır başları:</strong></p>
<p>Sağlık, üzerine hassasiyetle durduğumuz en çok yatırım yaptığımız ve hamd olsun güzel neticeleri de aldığımız alanların başında geliyor. Özel hastanelerden hizmet almak ancak parası olanlara mahsus bir ayrıcalıktı. Parası çıkışmadığı için özel ya da devlet hastanelerinde rehin kalan, hatta ölülerin rehin kaldığı dönemleri çok iyi biliriz.</p>
<p>Devlet hastaneleri kırk yamalı bohça gibi hizmet veriyordu. Hastanelerde hizmet değil tam bir sefalet görüntüsü vardı. Biz çarpık sağlık sistemini tümüyle değiştirdik. Vatandaşların tamamını genel sağlık sigortası kapsamına aldık. Kırk yamalı bohça gibi faaliyet gösteren hastaneleri 3 başlığa indirdik. Özel hastaneler için bir fark ücreti ödenmesi gerekiyor. Ama bu rakam ocaklara ateş düşüren şekilde değil.</p>
<p>Toplam yatak sayısını 240 bine, doktor sayısını 231 bine, toplam sağlık çalışanı sayısını 928 bine yükselttik.</p>
<div class="cf">
<div class="adv-main-container collapsed-adv-area 1 inlineAd">
<div class="adv-wrapper">
<div id="div-gpt-ad-1468850025565-0_41011527" class="dfp-lazy-item ad-title-container completed adv-content" data-ad-offset="200" data-ad-div-id="div-gpt-ad-1468850025565-0_41011527" data-slot-control-value="0" data-inline-ad="1" data-check-responsive="1" data-device-type="web" data-google-query-id="CIezgaaWwt4CFUSwewodAwcHAQ">
<div id="onetag-wrapper-6" class="sovrn-onetag-ad"><iframe width="300px" height="250px" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" data-mce-fragment="1"></iframe></div>
</div>
</div>
</div>
<div class="adv-main-container collapsed-adv-area 1a inlineAd">
<div class="adv-wrapper">
<div id="div-gpt-ad-1468850025565-0a_41011527" class="dfp-lazy-item ad-title-container completed adv-content" data-ad-offset="200" data-ad-div-id="div-gpt-ad-1468850025565-0a_41011527" data-slot-control-value="0" data-inline-ad="1" data-check-responsive="1" data-device-type="web" data-google-query-id="CLyCgKaWwt4CFcuM7QodpnAPnA">
<div id="onetag-wrapper-7" class="sovrn-onetag-ad"><iframe width="300px" height="250px" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" data-mce-fragment="1"></iframe></div>
</div>
</div>
</div>
<div class="adv-main-container collapsed-adv-area 1">
<div class="adv-wrapper">
<div id="div-gpt-ad-1482906657281-0_41011527" class="dfp-lazy-item ad-title-container" data-ad-offset="200" data-ad-div-id="div-gpt-ad-1482906657281-0_41011527" data-slot-control-value="0" data-inline-ad="1" data-check-responsive="1" data-device-type="mobile"></div>
</div>
</div>
</div>
<p>Hastaların güneydoğu doğuda kızaklarla çekildiği dönemler vardı. Biz paletli ambulanslarla hastalarımızı taşır hale getirdik.</p>
<p><strong>“ANKARA’DA BİLKENT’TEKİ ŞEHİR HASTANESİNİ ARALIK AYI SONU AÇACAĞIZ”</strong></p>
<p>Şehir hastanelerini sağlık hizmetlerindeki reformların zirvesi olarak görüyorum. 6 şehir hastanesini hizmete aldık. Ankara’da Bilkent’teki şehir hastanesini Aralık ayı sonu açacağız.</p>
<p>Her alanda yetişmiş sağlık personeline ihtiyacımız had safhada. Sağlık bilimlerini kurma sebebimiz de budur. Sağlık alanında başkalarına özenmiyoruz. Onlar bize gıptayla bakıyor.</p>
<p>Bugün hala hem ilaç hem tıbbı cihaz sektörlerimiz büyük ölçüde dışa bağımlı. Bundan kurtulmamız gerekiyor.</p>
<p>Bunları Türkiye yapar. Bu beyin gücüne sahibiz. Uluslararası camiadan ortak üretime girebilecek marka firmaları Türkiye’ye davet ediyoruz. Olumlu yaklaşımlar var.</p>
<p>Bilim ve iş insanlarımızı gerektiği şekilde desteklememiz lazım. Bu desteğe hazırız.</p>
<p><strong>&#8220;İKAZ EDİYORUM&#8221;</strong></p>
<p>Bakanlığımızı, üniversitelerimizi ve ilgili kurumları ikaz ediyorum. Sağlıkta millileşme hamlemize hiçbir bahaneye sığınılmaksızın destek verilmelidir. Bu konuyu kritik ve önemli görüyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskani-erdogandan-uyari-ikaz-ediyorum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye &#8211; Irak İlişkileri ve Geleceği</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/turkiye-irak-iliskileri-ve-gelecegi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/turkiye-irak-iliskileri-ve-gelecegi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bilgay Duman]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Aug 2018 22:05:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Irak İlişkileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2622</guid>

					<description><![CDATA[Ankara ve Erbil arasında iç içe geçmiş ilişkiler mevcuttur. Nitekim IKBY Başbakanı Neçirvan Barzani’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yemin törenine davet edilmesi ve katılması, Ankara-Erbil ilişkilerinin normalleşmesindeki önemli adımlardan biri olmuştur. Irak’ta 12 Mayıs 2018 tarihinde yapılan seçimlerin ardından hükümet kurma çalışmaları da başlamıştır. Bu süreçte seçimlerden üçüncü olarak çıkan ve başbakanlık için tekrar adı geçen İbadi’nin, Türkiye ziyareti ile Türkiye’den destek beklediğini söylemek yanlış olmayacaktır. ABD’nin Irak’a müdahalesi öncesi, sırası ve sonrasında yaşanan gelişmeler, Irak’ı, Türkiye’nin en önemli dış politika sorunlarından biri haline dönüştürmüştür. Zira Türkiye’nin sınır komşusu olan Irak’ta, ABD’nin müdahalesi ile birlikte köklü bir değişim yaşandı. ABD’nin müdahalesinin akabinde devrilen Saddam Hüseyin rejiminin ardından Irak’ta oluşan yeni sisteme, Türkiye’nin yaklaşımı ve belirlediği pozisyon, bölgesel algılamalar, ikili ilişkiler ve Irak iç siyasetinin etkisiyle şekillenmiştir. Bu noktada Türkiye’nin, Irak’ın coğrafi, jeopolitik ve jeo-ekonomik (enerji) bakış açısıyla bölgesel, özellikle komşuluk ilişkileri ve terör örgütü PKK’nın Irak’tan, Türkiye’ye yönelik eylemlerinin engellenmesi nedeniyle ikili, Kerkük sorunu, Türkmenlere yönelik haksızlıklar, federal yapının ortaya çıkmasıyla birlikte Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) fiili otonomiden resmi statüye geçmesi, Irak’ın üniter yapısının savunulması vurgusuyla da Irak iç siyasetine ilişkin politik bir tutum sergilenmiştir. Bu politik tutum daha nesnel bir biçimde, Irak’taki istikrarın desteklenmesi, Irak’ın toprak bütünlüğü ve &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ankara ve Erbil arasında iç içe geçmiş ilişkiler mevcuttur. Nitekim IKBY Başbakanı Neçirvan Barzani’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yemin törenine davet edilmesi ve katılması, Ankara-Erbil ilişkilerinin normalleşmesindeki önemli adımlardan biri olmuştur. Irak’ta 12 Mayıs 2018 tarihinde yapılan seçimlerin ardından hükümet kurma çalışmaları da başlamıştır. Bu süreçte seçimlerden üçüncü olarak çıkan ve başbakanlık için tekrar adı geçen İbadi’nin, Türkiye ziyareti ile Türkiye’den destek beklediğini söylemek yanlış olmayacaktır.</strong></p>
<p>ABD’nin Irak’a müdahalesi öncesi, sırası ve sonrasında yaşanan gelişmeler, Irak’ı, Türkiye’nin en önemli dış politika sorunlarından biri haline dönüştürmüştür. Zira Türkiye’nin sınır komşusu olan Irak’ta, ABD’nin müdahalesi ile birlikte köklü bir değişim yaşandı. ABD’nin müdahalesinin akabinde devrilen Saddam Hüseyin rejiminin ardından Irak’ta oluşan yeni sisteme, Türkiye’nin yaklaşımı ve belirlediği pozisyon, bölgesel algılamalar, ikili ilişkiler ve Irak iç siyasetinin etkisiyle şekillenmiştir. Bu noktada Türkiye’nin, Irak’ın coğrafi, jeopolitik ve jeo-ekonomik (enerji) bakış açısıyla bölgesel, özellikle komşuluk ilişkileri ve terör örgütü PKK’nın Irak’tan, Türkiye’ye yönelik eylemlerinin engellenmesi nedeniyle ikili, Kerkük sorunu, Türkmenlere yönelik haksızlıklar, federal yapının ortaya çıkmasıyla birlikte Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) fiili otonomiden resmi statüye geçmesi, Irak’ın üniter yapısının savunulması vurgusuyla da Irak iç siyasetine ilişkin politik bir tutum sergilenmiştir. Bu politik tutum daha nesnel bir biçimde, Irak’taki istikrarın desteklenmesi, Irak’ın toprak bütünlüğü ve siyasi birliğinin sağlanması ve korunması, Irak’ta hiçbir grubun siyaset dışında kalmaması, Kerkük ve tartışmalı konularda uzlaşıya dayalı bir çözüm üretilmesi, terör örgütü PKK’nın Irak’taki varlığının bitirilmesi, Irak’taki enerji kaynaklarının uluslararası pazarlara ulaştırılması, enerji arz güvenliği, Irak’taki yeniden yapılanma üzerinden ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi gibi konular, Türkiye’nin, Irak politikasının temel parametreleri haline gelmiştir. Bu parametreler Türkiye’nin, Irak politikasının özü oldu ve bugüne kadar değişmeden korunmuştur. Ancak ikili ilişkiler baz alındığında 2003 sonrası Türkiye-Irak ilişkileri dönemsel olarak inişli ve çıkışlı bir seyir izlemiştir. Bu durum iki ülkenin tehdit ve çıkar algılamalarının yanı sıra bölgesel ve uluslararası politik dinamiklerin etkisine de maruz kalmıştır. Bu nedenle iki ülkenin ilişkilerinde olağan bir dalgalanmadan bahsetmek mümkün. Bu anlamıyla 2017 yılına kadar Türkiye-Irak ilişkileri zamansal olarak 5 ayrı dönemde ele alınabilir. 2017 yılının ikinci yarısından sonra Türkiye-Irak ilişkilerinin seyrinde yeniden bir dönüşüm yaşamıştır.</p>
<p>• Düşük yoğunluklu politik dönem: 2003-2005<br />
• Merkez ağırlıklı politik dönem: 2005-2009<br />
• Yerel ağırlıklı politik dönem: 2010-2014<br />
• Dalgalı-durağan dönem: 2014-2016<br />
• Merkezi siyasete geçiş dönemi: 2017 ve sonrası</p>
<p>Buradan da anlaşılacağı üzere Türkiye’nin, dönemsel olarak Irak politikasının yönünü değiştirdiği görülmektedir. Zira Irak’taki hemen her gelişme, Türkiye’yi doğrudan ya da dolaylı bir biçimde etkilemiş ve etkilemeye devam etmektedir. Bu kapsamda, Türkiye’nin bir biçimde yerel, ulusal, bölgesel ya da küresel aktörler ve fırsatları kullanarak Irak’taki politik oyuna dâhil olmaya çalıştığı söylenebilir. Nitekim düşük yoğunluklu politik dönem olarak adlandırabileceğim 2003-2005 yılları arası hariç Türkiye’nin, Irak’ta etkinlik kurmaya çalıştığı görülmektedir. 2014-2016 yılları arasında dahi Türkiye, DEAŞ’la mücadele kapsamında ABD öncülüğünde oluşturulan Uluslararası Koalisyon Gücü’ne aktif destek vermiştir. Bu nedenle Türkiye’nin, Irak politikasındaki dalgalanmayı, Irak’taki siyasi dinamizm içerisinde kalma çabası olarak yorumlamak mümkündür. Bu noktada Türkiye’nin, Irak politikasındaki dönemleri açıklamak yerinde olacaktır.</p>
<p><strong>Düşük Yoğunluklu Politik Dönem</strong></p>
<p>Bu dönem, Türkiye’nin, Irak’ta görece sınırlı bir etkiye sahip olduğu dönem olarak ifade etmek mümkündür. ABD’nin, Türkiye toprakları üzerinden Irak’a geçmesini öngören ve 1 Mart Tezkeresi olarak anılan tezkerenin, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmemesiyle birlikte Türkiye’nin, ABD’nin işgali sonrası Irak’taki etkisi sınırlanmış ve 2005’e kadar Irak’la ilişkiler düşük bir profilde kalmıştır. Ancak Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesiyle siyaset dışı kalan Sünnilerin yeniden siyasi sürece entegre edilmesi konusunda Türkiye’nin yardımına ihtiyaç duyulması ve bölgesel gelişmeler, Türkiye’yi tekrar denklemin içine sokmuştur. Bu süreç içerisinde PKK’nın tekrar eylem yapmaya başlaması, Irak’ın kuzeyinden lojistik destek sağlayarak, burayı bir üs gibi kullanarak eylemlerini gerçekleştirmesi ve Irak’taki, Kürt siyasetinin yürütücü gücü olan KDP ve KYB’nin, Türkiye’nin Irak politikası ile çelişir bir siyasi tutum izlemesi nedeniyle Türkiye, daha çok Irak merkezi hükümeti ile iyi ilişkiler geliştirmiştir.</p>
<p>2009’a kadar oldukça üst seviyeye çıkan Türkiye-Irak ilişkileri, iki ülke arasında 2008’de “Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi”nin kurulması ve 2009 yazında güvenlikten enerjiye, eğitimden ulaştırmaya, bayındırlıktan sağlığa 48 mutabakat muhtırasının imzalanmasıyla zirve yapmıştır. Ancak 2010 itibariyle yeni bir seçim sürecine giren Irak’ta, Türkiye’nin yakın ilişkileri olan grupların bir araya gelerek Iyad Allavi başkanlığında oluşturdukları Irakiye Listesi’nin 7 Mart 2010’da yapılan seçimlerden birinci parti olarak çıkması, ikinci bir dönem daha başbakanlığı hedefleyen, İran’a yakınlığıyla bilinen Nuri El-Maliki’yi rahatsız etmiştir. Böylece Türkiye ve Irak merkezi hükümeti arasındaki ilişkiler gerginleşmeye başlamıştır. Irak’taki Şii grupların bir araya gelerek oluşturduğu Ulusal İttifak’ın yeniden Nuri El-Maliki’yi başbakan olarak seçtirmesinden sonra kötüleşmeye başlayan ilişkiler, 2011’de Suriye’de patlak veren olaylar sonrası Türkiye ve Irak’ın farklı pozisyonlar almasıyla da giderek gerginleşmiştir. Türkiye 2010’dan sonra Irak’ta yerel ağırlık bir siyaset izlemeye ve bu yönde etki üretme çabasına girmiştir. Bu süreçte özellikle IKBY ile iyi ilişkiler kurdu ve genel dış politika konseptini ekonomi ve güvenlik ağırlıklı temellendirmiştir. Bu süreçte IKBY ile enerji ve ticaret alanında yapılan anlaşmalar nedeniyle Irak merkezi hükümeti ile ilişkiler de neredeyse kopma noktasına gelmiştir.</p>
<p>Irak’ta 2014 seçimlerinin ardından Nuri El-Maliki’nin ısrarından vazgeçerek üçüncü dönem başbakanlıktan çekilmesi ve Haydar El-İbadi’nin yeni hükümeti kurmasının ardından Irak merkezi hükümeti ile ilişkilerin düzelmesi konusunda yeni umutlar belirmiş olsa da Irak’ta, DEAŞ’ın ortaya çıkması sonrası yaşanan süreç, ilişkilerdeki gerginliğin azaltılmasının önüne geçmiştir. Hatta bu gerginlik Başika kriziyle bir üst seviyeye taşınarak, Türkiye ve Irak’ı askeri olarak karşı karşıya getirme riskini de ortaya çıkarmıştır. Buna rağmen Türkiye, Irak’la ilişkiler konusunda ılımlı bir tutum sergileyerek başta Başika meselesi olmak üzere problemli konuların diyalog yoluyla çözülmesi yönünde bir politika benimsemiştir.</p>
<p><strong>Hava Harekatları Türkiye-Irak İlişkilerinin Geleceğine İlişkin İşaret</strong></p>
<p>Türkiye’nin Irak’la ilişkilerindeki yumuşama eğilimi, doğrudan Ankara’nın dış politika konseptinin değişimiyle alakalı görünmektedir. Türkiye, 2016’nın Haziran ayı içerisinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayı ile yedi aydır kriz yaşadığı Rusya ve beş yıldır diplomatik ilişki içinde olmadığı İsrail’le barışmak için eş zamanlı bir girişim başlatarak, dış politikadaki dönüşümün sinyallerini verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım’ın bu gelişmeleri “dış politikada normalleşme” ve “dostları artıran, düşmanları azaltan bir dış politika” olarak ifade etmesi, dış politikadaki dönüşümün diğer sorunlu ülke ve alanlara da yansıyacağının işareti olmuştur. Türkiye ve Rusya’nın ikili ilişkilerini yumuşatıp, Suriye konusunda da işbirliğine yönelik adımlar atması ve buna İran’ın da eklemlenmesi Türkiye’nin, Orta Doğu politikasında elini güçlendirdi ve rahatlattı. Nitekim Halep’teki tahliye süreci ve daha sonrasında Moskova’da bir araya gelen Rusya, Türkiye ve İran’ın, Suriye’deki ateşkes ve siyasi süreç üzerinde anlaşması, Türkiye’ye politik hamle alanı açmıştır. Türkiye bu hamleyi, 2017 yılının başı itibariyle yapmış ve Başbakan Binali Yıldırım 2017 yılının ilk yurtdışı ziyaretini Irak’a gerçekleştirmiştir.</p>
<p>Bununla birlikte Irak içerisindeki gelişmeler de Irak’ın özellikle DEAŞ sonrası süreçte Türkiye’nin desteğine ihtiyacı olacağını bir kez daha ortaya koymuştur. Bu noktada DEAŞ’a ve terörizme karşı ortak mücadele edilmesi gerekliliğinin yanı sıra DEAŞ sonrası süreçte Irak’taki sosyal ve siyasal dengenin sağlanması, Sünnilerin siyasi sürece entegre edilmesi, DEAŞ’tan alınan bölgelerin rehabilitasyonu, mülteci sorunu gibi konularda Türkiye’nin önemli rol oynayacağı da Irak tarafından anlaşılmıştır. Nitekim önce Kerkük bazlı IKBY ve Kürt partilerin, tek taraflı attığı adımlara sert bir biçimde karşı çıkan Türkiye, bu tutumunu IKBY’de 25 Eylül 2017’de yapılan bağımsızlık referandumu süreciyle birlikte daha da sertleştirmiştir. Türkiye’den yapılan açıklamalarda referandum vahim bir hata olarak nitelendirilmiş ve IKBY için ciddi sonuçlar doğuracağı net bir biçimde ifade edilmiştir. Bu noktada Irak merkezi hükümeti ile sıkı ve çabuk bir işbirliğine giden Türkiye, referandum öncesi Habur Sınır Kapısı bölgesinde askeri tatbikata başlamıştır. Daha sonra bu tatbikat, Iraklı kuvvetlerin de katılımıyla, Türkiye-Irak ortak tatbikatına dönüşmüştür. Ayrıca Türkiye, Irak merkezi hükümetinin, IKBY’nin anayasal sınırları (Erbil, Süleymaniye, Duhok) dışında bulunan ve ihtilaflı bölgeler olarak ifade edilen bölgelere yönelik operasyonunu açık bir biçimde desteklemiştir.</p>
<p>Buna ek olarak Türkiye, IKBY’ye yönelik Türk firmalarının uçuşlarını durdururken, Erbil ve Süleymaniye’ye yönelik uçuşlara hava sahasını kapatmıştır. 25 Ekim 2017 tarihinde Irak Başbakanı Haydar El-İbadi, Türkiye’ye bir ziyarette bulunmuş ve bu ziyarette iki ülke arasındaki ilişkilerin artarak gelişeceği net bir biçimde ortaya konmuştur. Ardından Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, 21 Ocak 2018’de Irak ziyaretinde bulunmuş ve ikili işbirliğinin gelişmesi için kararlılık bir kez daha vurgulanmıştır. 14 Ağustos 2018’de yine Irak Başbakanı Haydar El-İbadi, Türkiye ziyaretinde bulunarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya gelmiş, özellikle Türkiye ile Irak arasında yeni sınır kapısının açılması, ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi, terörle mücadelede aktif işbirliği, Türkiye’nin, Musul ve Basra başkonsolosluklarının yeniden açılması konusunda mutabakata varılmıştır.</p>
<p>Bu anlamıyla önümüzdeki süreçte, Türkiye ve Irak arasındaki ilişkilerin giderek derinleşerek somut adımlara dönüşmesi ihtimali giderek yükselmektedir. Zira Türkiye, Irak merkezi hükümetinin, egemenliğini yeniden sağladığı sürece tam destek vermiş durumdadır. Bu konuda özellikle terörle mücadele konusunda işbirliğinin genişletilmesi söz konusudur. Bu noktada Başika üssü konusunda da uzlaşma sağlandığı gibi, DEAŞ’la mücadelede önemli bir ilerleme kaydeden Irak merkezi hükümetinin aynı yönde PKK’ya karşı da adımlar atması en büyük beklentidir. Nitekim İbadi’nin son Türkiye ziyaretinin hemen ardından Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Sincar bölgesine hava operasyonu yapılmış ve PKK’nın sözde Sincar Sorumlusu öldürülmüştür. Bu adım, Türkiye ve Irak’ın terörle mücadele konusundaki işbirliğinin gelişeceğine işaret etmektedir. Ancak bu konuda Irak tarafının da somut adımlar atması, Türkiye-Irak ilişkilerini daha da somutlaştıracaktır. Diğer taraftan Türkiye ve Irak arasında açılacak yeni sınır kapısıyla ticaret hacmi ve ekonomik ilişkilerde de büyüme sağlayacaktır. Bu büyüme petrol ve doğalgaz konularında yapılacak anlaşmalarla da desteklenebilir. Bu kapsamda Türkiye ve Irak arasındaki petrol akışını sağlayan Kerkük-Ceyhan petrol boru hattının kapasitesinin geliştirilmesi ve paralel bir hat daha açılması gündeme gelebilir. Ayrıca yeniden açılacak olan Musul ve Basra başkonsoloslukları ile Türkiye-Irak arasındaki diplomatik, siyasi, ekonomik ve daha pek çok alandaki ilişkileri geliştirecektir.</p>
<p><strong>Barzani ve İbadi’nin, Türkiye Ziyaretinin Anlamı</strong></p>
<p>Diğer taraftan Irak’taki iç siyasi dengenin sağlanması da Türkiye açısından oldukça önemlidir. Özellikle Bağdat ve Erbil arasındaki denge ve uzlaşının sağlanması, Türkiye’nin de elini rahatlatacak ve Türkiye ile IKBY ilişkilerinin de normalleşmesini beraberinde getirecektir. Türkiye, Irak Anayasası çerçevesinde, Irak’taki her alanda ilişkilerini geliştirme konusundaki pozisyonunu net bir biçimde ortaya koymaktadır. Bu konuda Türkiye açısından temel faktör, Irak’taki istikrarın sağlanmasıdır. Bu nedenle IKBY’nin idari, siyasi, askeri ve coğrafi olarak anayasal sınırlara çekilmesiyle birlikte Bağdat ve Erbil arasındaki dengenin de korunması, Irak’ın istikrarı açısından önemli olacaktır. IKBY’nin Bağdat’la uzlaşıya gitmesi durumunda Türkiye’nin de Erbil’le ilişkilerini normalleştireceği görülmektedir. Zira Ankara ve Erbil arasında iç içe geçmiş ilişkiler mevcuttur. Nitekim IKBY Başbakanı Neçirvan Barzani’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yemin törenine davet edilmesi ve katılması, Ankara-Erbil ilişkilerinin normalleşmesindeki önemli adımlardan biri olmuştur. Öte yandan Irak’ta 12 Mayıs 2018 tarihinde yapılan seçimlerin ardından hükümet kurma çalışmaları da başlamıştır. Bu süreçte seçimlerden üçüncü olarak çıkan ve başbakanlık için tekrar adı geçen İbadi’nin, Türkiye ziyareti ile Türkiye’den destek beklediğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bu anlamıyla Türkiye, Irak siyaseti açısından da etkili ve bir denge faktörü olarak pozisyonunu yerleştirmeye başlamıştır. Bu noktada Türkiye’nin, Irak’ta hükümeti kuran kim olursa olsun ilişkilerdeki olumlu seyri yukarıya taşıma konusunda adımlar atmaya devam edeceğini söylemek yerinde olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/turkiye-irak-iliskileri-ve-gelecegi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Almanya’nın Terörle İmtihanı ve Erdoğan’ın Berlin Ziyareti</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/almanyanin-terorle-imtihani-ve-erdoganin-berlin-ziyareti/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/almanyanin-terorle-imtihani-ve-erdoganin-berlin-ziyareti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şefik Kantar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Aug 2018 21:50:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Terör]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2612</guid>

					<description><![CDATA[Geçmişte Kızıl Ordu Fraksiyonu (Rote Armee Fraktion=RAF) gibi devrinin en rafine terör örgütlerinden birisine karşı gösterdiği acımasızlık, kararlılık, süreklilik ve sonuca odaklanmasıyla terörle mücadele denilince örnek bir mevkide yer alan Almanya; PKK, FETÖ ve NSU konusundaki tutumuyla kendisini birçok kişi ve ülke nezdinde adeta terör hamisi konumuna oturtmaktadır. Almanya-Türkiye ilişkilerindeki gündem zenginliği, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Eylül ayının son haftasında yapacağı açıklanan Berlin ziyaretiyle yeni bir boyut kazanacak mahiyettedir. Ziyaret tarihinin açıklandığı günlerde İzmir’de yargılanmakta olan papaz Andrew Brunson’u bahane ederek Türkiye’ye karşı büyük bir saldırı başlatan ABD Başkanı Donald Trump’a karşı Türkiye’nin yanında yer alan, başını çektiği Avrupa Birliği’ni (AB) de buna teşvik eden Almanya, ilişkilerin eski bahar günlerine dönmesini ümit ederken, Türkiye’ye karşı elinde tuttuğu hukuk ihlalleri, temel hak ve hürriyetler, ayrımcılık, otoriter yönetim, muhalefetin baskı altında tutulması gibi alışılagelmiş konularda da bilinen tavrını sürdürme eğiliminde. Bilhassa Alman muhalefet partileri üzerinden verilen mesajlarda, görüşmeleri bir hesaplaşmaya dönüştürme niyetindekilerin varlığının küçümsenmeyecek oranda büyük olduğu fark ediliyor. Hâlbuki Türkiye ile Almanya arasında bir hesaplaşma söz konusu edilecekse, bunda hevesli olması gereken taraf Türkiye’dir. Çünkü hem Almanya ve Avrupa hem de Türkiye kamuoyunu rahatsız eden meselelerin başında gelen terör konusunda Almanya, üzerine aldığı yükün altından kalkamayacak derecede bir yanlışın içindedir. Türk &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Geçmişte Kızıl Ordu Fraksiyonu (Rote Armee Fraktion=RAF) gibi devrinin en rafine terör örgütlerinden birisine karşı gösterdiği acımasızlık, kararlılık, süreklilik ve sonuca odaklanmasıyla terörle mücadele denilince örnek bir mevkide yer alan Almanya; PKK, FETÖ ve NSU konusundaki tutumuyla kendisini birçok kişi ve ülke nezdinde adeta terör hamisi konumuna oturtmaktadır.</strong></p>
<p>Almanya-Türkiye ilişkilerindeki gündem zenginliği, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Eylül ayının son haftasında yapacağı açıklanan Berlin ziyaretiyle yeni bir boyut kazanacak mahiyettedir. Ziyaret tarihinin açıklandığı günlerde İzmir’de yargılanmakta olan papaz Andrew Brunson’u bahane ederek Türkiye’ye karşı büyük bir saldırı başlatan ABD Başkanı Donald Trump’a karşı Türkiye’nin yanında yer alan, başını çektiği Avrupa Birliği’ni (AB) de buna teşvik eden Almanya, ilişkilerin eski bahar günlerine dönmesini ümit ederken, Türkiye’ye karşı elinde tuttuğu hukuk ihlalleri, temel hak ve hürriyetler, ayrımcılık, otoriter yönetim, muhalefetin baskı altında tutulması gibi alışılagelmiş konularda da bilinen tavrını sürdürme eğiliminde. Bilhassa Alman muhalefet partileri üzerinden verilen mesajlarda, görüşmeleri bir hesaplaşmaya dönüştürme niyetindekilerin varlığının küçümsenmeyecek oranda büyük olduğu fark ediliyor.</p>
<p>Hâlbuki Türkiye ile Almanya arasında bir hesaplaşma söz konusu edilecekse, bunda hevesli olması gereken taraf Türkiye’dir. Çünkü hem Almanya ve Avrupa hem de Türkiye kamuoyunu rahatsız eden meselelerin başında gelen terör konusunda Almanya, üzerine aldığı yükün altından kalkamayacak derecede bir yanlışın içindedir. Türk kamuoyunda Almanya artık ‘terör hamisi’ bir pozisyondadır ve bu kanaat gün geçtikçe güçlenmektedir. Sadece devlet olarak Türkiye’nin değil, Almanya’da yaşayan Türkler nezdinde de cami ve derneklere, sokaktaki sıradan insanlarımıza yapılan saldırılar, terör örgütlerinin, Alman Devleti’nin çeşitli kurumları vasıtasıyla kendilerine sürekli bir şemsiye bulabilmeleri, yapılan sözde soruşturma, kovuşturma ve yargılamaların neticede saldırganlara ve terör destekçilerine hizmet etmesi, bu kanaatleri<br />
pekiştirmektedir.</p>
<p>Yaşanmakta olanlar, ister istemez diğer gündem maddelerine ilaveten Almanya’nın terör örgütleriyle imtihanını gündeme getirecektir. Türkiye’nin yıllardır mücadele ettiği terör örgütü PKK ve türevleri ile ilişkileri, Fetullahçı Terör Örgütü’yle (FETÖ) ilgili tutumu ve nihayet sonuçlanan Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) davası, AB’nin başını çeken, dünyanın büyük ekonomik ve siyasi güçlerinden Almanya’nın, terör konusunda içinde sürüklendiği çelişkileri göstermesi açısından önemli ipuçları vermektedir.</p>
<p>Geçmişte Kızıl Ordu Fraksiyonu (Rote Armee Fraktion=RAF) gibi devrinin en rafine terör örgütlerinden birisine karşı gösterdiği acımasızlık, kararlılık, süreklilik ve sonuca odaklanmasıyla içinde taşıdığı önemli hukuki ve insan hakları ihlallerine rağmen terörle mücadele denilince örnek bir mevkide yer alan Almanya, PKK, FETÖ ve NSU konusundaki tutumuyla kendisini birçok kişi ve ülke nezdinde adeta terör hamisi konumuna oturtmaktadır.</p>
<p><strong>PKK ve Almanya</strong></p>
<p>Almanya, kuruluşundan itibaren PKK’yı terör örgütü listesine alma noktasında uzun süre ayak sürüdü. Örgütün o zamanki merkezleri, Bekaa Vadisi ve Şam, çok sayıda üst düzey Alman politikacı ve idarecinin sıradan ziyaretgâhı haline geldi. İnsan hakları kamuflajı ardına saklanmaya çalışılan PKK ve terör sempatisi, her partiden siyasetçi, gazeteci, sanatçı ve edebiyatçı için bir övünç kaynağına dönüştü. Türkiye-Almanya ilişkileri yanında AB ile ilişkiler de bu konunun ipoteği altına girdi. Birçok kanlı eyleme imza atan, bu arada Almanya’da da cinayetler işleyen, haraç toplayan ve kamu düzenini tehdit eden örgüt ancak 1993 yılında yasaklandı. Yasağa rağmen Alman Devleti’nin örgüte karşı yumuşak tutumu PKK’nın, Almanya’yı doğrudan hedef alan otobanları kapatması, polislere saldırması ve kamu kurumlarını işgaline, bilhassa Berlin’deki İsrail Konsolosluğu’na baskın düzenlemesine kadar sürdü. Bundan sonra örgütü kendisi için de bir tehdit olarak gören Almanya, izlediği politikayla örgütün kendisine karşı muhtemel eylemlerini büyük ölçüde önlerken, Türkiye karşıtı eylemleri hem örgüte hem de Türkiye’ye karşı koz olarak kullanma yolunu seçti. Taşeron haline gelmiş örgütün İran, Suriye ve Irak’taki uzantıları da aynı ayrıcalıklı muameleye tabi tutuldu.</p>
<p>Bunları yaparken sığındığı liman çoğunlukla Türkiye’nin bölünmesine karşı olduğu, bölge ülkelerince Kürtlerin haklarının verilmesi ve Almanya’nın terörün her türüne karşı olduğu söylemiydi. Ancak açıkça Türk-Kürt çatışmasını körükleyen eylemler, dağa militan gönderme ve ölen militanlar için düzenlenen seremoniler, kanunlu-kanunsuz gösteri ve yürüyüşler, vergi adı altında haraç toplama, Türk kuruluşlarına yapılan saldırılar, medyadaki tek yanlı Türkiye düşmanı tavır aralıksız sürdü. PKK yasağı, çatışmaların bitmesi, insanların ölmemesi, Türkiye’de huzur ve barışın sağlanmasına yönelik bir enstrümandan ziyade Alman menfaatlerinin bir aracı olarak kullanıldı. Türkiye ve kamuoyu, göstermelik ve yetersiz tedbir ve cezalarla uyutulmak istendi. İki ülkenin gerilen ilişkileri ve bunun sonuçları, hatta gergin ortamın ülke kamu düzenini tehdit eder hale gelişi, Almanya’nın çizgisini düzeltmesine yetmedi.<br />
Almanya sürekli olarak Türkiye’nin, örgüte karşı tedbirlerini ve terörle mücadelesini insan hakları ihlali, ölçüsüz güç kullanımı gibi kategorilerde değerlendirdi. Hem uluslararası platformlarda hem de ikili ilişkilerde Türkiye’nin terörle mücadelesi masaya hep tatsız bir konu olarak geldi. PKK’yı, işlediği terör eylemleri sebebiyle kullanışlı bir güç olarak el altında tutmak isterken Türkiye’yi siyasi, askeri ve ekonomik alanlarda baskı altına almaya çalıştı. Türkiye’ye silah satışına çıkarılan engeller, düşmanca faaliyetlere müsaade edilmesi, suçluların iadesi gibi konular, iki ülke ilişkilerini olumsuz etkilediği gibi, AB ile ilişkileri de problemli hale getirdi.</p>
<p><strong>Yeni Kriz Konusu: FETÖ</strong></p>
<p>Günümüzde yaşananlar, Türkiye ile Almanya’nın terörle mücadelede birbirlerine muhtaç oldukları gerçeği kadar, bu konudaki bakış farklılığının kolayca giderilemeyeceğini ve iki tarafın karşılıklı olarak bir hayli adım atmak mecburiyetinde olunduğunu göstermektedir. PKK konusunda yaşanan sıkıntılar ve iki ülke ilişkilerini zehirlemesi yetmezmiş gibi son yıllarda Almanya-Türkiye kavgasını derinleştiren yeni bir kriz konusu gündeme oturdu. 17/25 Aralık süreciyle başlayan ve 15 Temmuz 2016’daki kanlı darbe teşebbüsü ile ülkeyi sarsan FETÖ’nün, Türkiye’yi içte ve dışta yıllarca uğraştıracak ölçüde büyük bir problem potansiyeline sahip olduğu görülmektedir. Türkiye, bir yandan örgütün yönetici kadrosu, elemanları, taraftar ve sempatizanlarını, devletten ve etkinlik sağlayabileceği alanlardan temizlemeye çalışırken, diğer yandan yurtdışındaki irtibatlarını, desteklerini, organizasyon ve faaliyet alanlarını ortaya çıkarıp onlarla mücadele etmek zorundadır. Bu, bazı devletlerin doğrudan destek ve müdahalelerine karşı tedbirleri de kapsamaktadır.</p>
<p>Almanya, hemen hemen Avrupa devletlerinin tamamı gibi, FETÖ’yü bir terör örgütü olarak kabul etmemekte ve tanımamaktadır. 17/25 Aralık’tan önceki dönemde, o zamanki adıyla ‘Fetullah Gülen Hareketi’ni bilhassa sol partilerden gelen tazyiklere karşı ‘Türk hükümetiyle iyi ilişkileri’ ve ‘yararlı faaliyetleri’ gerekçesiyle savunan Almanya, örgütün daha sonraki konumunu devlete karşı bir eylemlilikten ziyade AK Parti-Cemaat kavgası şeklinde görme yolunu seçmiştir. Hâlbuki birçok siyasi çevre bu tarihten önce Fetullah Gülen Hareketi’nin Türkiye’de bir darbe peşinde koştuğu, emniyet, ordu ve adliyede elde ettiği güçlü konumla karşıtlarını sindirdiği, hükümetle işbirliğini kullanarak ülkede hâkimiyet kurma peşinde olduğu yolundaki endişelerini dile getiriyor ancak hükümetin ısrarını kıramıyordu. 15 Temmuz’a giden yolda çatışmayı, Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti hükümetine karşı bir koz olarak kullanma eğilimindeki Almanya, bu<br />
tavrını darbe teşebbüsünden sonra da sürdürdü.<sup>1</sup></p>
<p>Darbe teşebbüsü gecesi birçok Batı ülkesi gibi meşru devlet güçleri ve milletle darbeciler arasında ‘tarafsızlık’ rolünü seçen Almanya, ihanetin boşa çıkarılmasının ardından örgüte en çok destek sağlayan ülkeler safında yer aldı. Türkiye’nin FETÖ diye adlandırdığı ancak Almanya’nın bu ismi kabullenmemekte ısrar ettiği örgütün asker-sivil her seviyeden birçok elemanı için güvenli bir sığınak haline geldiği görüldü. Gerek hükümet, gerekse istihbarat ve güvenlik çevreleri teşebbüsün, Türkiye’deki bazı muhalif çevrelerin de itibar edip kullanmak istediği ‘kontrollü darbe’ iddiasına temel teşkil eden imalı açıklamalarda bulundu. Toplu iltica başvurularını savunurken ‘Almanya’nın özel ve tarihi geçmişi’, ‘delil yetersizliği’, ‘dosyalardaki eksiklikler’ gibi bahaneler ardına saklanmaya çalıştılar. Türk kamuoyunda yükselen idam talepleri, ülkedeki OHAL uygulamaları ve Türkiye’nin yurtdışındaki hain yapılanmalara yönelik istihbarat operasyonları, dost ve müttefik sayılan bir ülkeye yakışmayacak şekilde zanlıları korumak ve kollamak için gerekçe gösterildi.</p>
<p>Tüm bunlar yaşanırken Türkiye’nin diplomatik misyonlarının ve memleketsever çevrelerinin yeterli ve tesirli çalışmayı yapabildiğini söyleyebilmemiz mümkün değildir. Gerek darbe müteşebbislerinin gerekse PKK’nın birçok Avrupa ülkesinde yönetimleri ve kamuoyunu kendi taraflarına çekmek için yürüttükleri kamu diplomasisinin ne yazık ki bizimkinden daha güçlü ve etkili olduğu görüldü. Bunda birçok devlet kadrosunun FETÖ elemanlarıyla doldurulmuş olması yanında, devletin konseptsizliğinin de rolü olduğu açıktır.</p>
<p><strong>FETÖ ve PKK’ya Koruma</strong></p>
<p>Hükümetin Temmuz ayı içinde FETÖ’nün (Almanların kabul ettiği şekliyle Fetullah Gülen Hareketi) durumu hakkında Bundestag’a verilen soru önergesini cevaplandırırken kullandığı dil ve sergilediği tavır, Almanya’nın niyetini açık şekilde ortaya koymaktadır.<sup>2</sup> Şurası açık olarak görülmektedir ki örgüt artık PKK ve türevleri gibi genel bir koruma altındadır. Bu, siyasi olmaktan ziyade devletin menfaatleri bağlamında istihbarat ve güvenlik yönü ağır basan bir sahiplenmedir. Birçok soruya istihbarat çalışmalarını aksatacağı veya devlet sırrı gerekçesiyle cevap verilmemesi de bunu göstermektedir. Her zamanki gibi ‘önlerine yeterli delil koyulmadığı’ bahanesinin ardına sığınılırken, Türkiye’ye de bir dal uzatılmakta, teröre karşı işbirliğinin süreceği vurgulanmaktadır. Bunun inandırıcılığı bir yana, Temmuz ayının son haftasına girerken açıklanan Alman Anayasayı Koruma Örgütü’nün raporu, manzarayı bütün çıplaklığı ile önümüze sermektedir. Raporda, Türkiye karşıtı hareketler mümkün olduğunca masumlaştırılırken Türkiye ve Almanya’daki Türk sivil toplum kuruluşlarının neredeyse tamamı hedef tahtasına konmakta, kamu düzenini bozmakla suçlanmaktadırlar.<sup>3</sup></p>
<p><strong>Alman Derin Devleti</strong></p>
<p>Türkiye’yi ve Türk milletini düşman bir kamp haline getirme çabalarının, dünyayı gittikçe saran çetrefil ilişkiler ortamında Almanya’ya ne gibi bir yarar sağlayacağını tasavvur etmek güçtür. Kaldı ki sağduyulu çevreler bu soruyu sormakta ancak seslerini yeteri kadar duyuramamaktadır. Bazı mahfillere göre ise Almanya’da en korkutucu senaryo yaşanmakta, iki Almanya’nın birleşmesinden sonra devlet içerisindeki hâkimiyetini iyice pekiştiren Derin Devlet yapılanması, ülkenin iplerini tamamen ele almaktadır. Türk düşmanı partilerin yükselişi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ismi üzerinden artık günlük hayatın bir parçası haline gelen Türkiye düşmanlığı, İslamofobi’nin geniş halk kitleleri nezdinde bu derece kabul görmesi sadece popülizm ve hâlihazırdaki siyasetlere protesto kültürü ile izah etmek mümkün değildir. Almanya’nın son sekiz yılına damgasını vurmuş Türk asıllı futbolcu Mesut Özil’e karşı yürütülen nefret söyleminin ve linç kampanyalarının sonuçları ortadadır.</p>
<p>Almanya’nın içine girdiği izah edilemez atmosferin dehşet vericiliğini gösteren diğer bir örnek, geçtiğimiz günlerde kararı açıklanan NSU davasıdır. Bu davanın seyri ve sonucu, PKK ve FETÖ konusuyla birlikte ele alındığında Türkiye ve Türkler açısından Almanya’nın artık nasıl değerlendirilmesi gerektiği hususunda ilginç ipuçları verecek karakterdedir.</p>
<p><strong>NSU Cinayetleri</strong></p>
<p>2000 yılından 2007 yılına kadar Almanya’nın değişik bölgelerinde birbiriyle hiçbir bağlantısı bulunmayan 8’i Türk, 1’i Yunan ve birisi de niçin öldürüldüğü hâlâ ortaya çıkarılamayan Alman polis memuru, esrarengiz şekilde katledildi. Türk’e benzediği için öldürülen Yunan ve 8 Türk’ün ortak noktaları, hepsinin geçimlerini küçük esnaf olarak temin etmeleri, dikkat çeken herhangi bir siyasi, sosyal, kültürel veya dini aktivitelerinin olmamasıydı. Tam anlamıyla sıradan insanlardı. Örgütün tesadüfen ortaya çıkmasından sonra bu cinayetler dışında 1999-2004 yılları arasında Köln’deki Türk Caddesi Keupstrasse’deki dâhil 2 bombalama ve 1998-2011 yılları arasında 15 banka soygununun aynı odaklarca gerçekleştirildiği anlaşılacaktı.</p>
<p>İlk cinayetten itibaren katillerin hiçbir iz bırakmayacak kadar profesyonel hareket ettikleri ve cinayetler sonrasında iz sürmeye yardımcı olacak motif bulunamayışı dikkat çekmekteydi. Türk düşmanlığının ve yabancı düşmanlığının yükselişini sürdürdüğü, 11 Eylül’den sonra doğan atmosferde İslam karşıtlığının körüklendiği bir dönemde ırkçı aşırı sağ unsurlara dönüp bakmak kimsenin aklına gelmedi. Buna dikkat çekmek isteyenler ciddiye alınmadı, hatta susturulmaya çalışıldı. Alman medyası, bir yandan elde herhangi bir bulgu olmamasına yoğunlaşırken cinayetlere ‘Döner Cinayetleri=Dönermorde’ adını koyarak doğrudan bir algı operasyonuna girişti. Algı operasyonu mafya cinayeti, namus cinayeti, Türk-Kürt kavgası, Alevi-Sünni çatışması, MİT cinayeti, alacak-verecek kavgası şeklindeki yönlendirme çabalarıyla sürdü. Cinayetleri aydınlatmakla görevli emniyet birimleri de bu algı çerçevesinde işe koyuldu. Cinayetlerin izini sürmekle görevli ilgili özel komisyona ‘Boğaziçi=Bosphorus’ ismi verildi.</p>
<p>Katillerin kimlikleri ve gayesi, korku ve dehşet duygusu yayarak ülkedeki Türkleri ürkütmek olan NSU örgütünün varlığı, bir banka soygunu ile tesadüfen ortaya çıktı. Örgüt üyeleri, 4 Kasım’da Thüringen eyaletine ait Eisenach kasabasındaki Sparkasse şubesini soyarak 71 bin 920 Euro çaldı. Bisikletle kaçan soyguncu Naziler, Uwe Mundlos ve Uwe Böhnhardt yakında park ettikleri karavanlarına gittiler. Polis, yolları keserek yaptığı, helikopterlerin de katıldığı arama çalışmalarına rağmen suçluları bulamadı. Daha sonra dikkatli bir vatandaşın ihbarı ile karavanın yerini tespit eden polis, araca yaklaştığında önce içeriden gelen silah seslerini duydu, ardından da karavanda çıkarılan yangınla karşılaştı. Sonradan yapılan adlî tıp incelemesine göre, failler intihar ederken karavanı da ateşe vermişlerdi. Karavandaki yangına rağmen çalınan paralarla birlikte, aralarında 8 Türk ve 1 Yunan’ın katledildiği silah ile katledilen polise ait tabancanın da bulunduğu silahlar ve bir hayli delil elde edilmişti. Aynı gün örgüt üyelerinin birlikte kaldıkları ev, hücrenin üçüncü üyesi Beate Zschäpe tarafından ateşe verildi. Firar eden Zschäpe, 8 Kasım’da Jena’da polise teslim oldu. Ardından tutuklandı ve hücrenin sağ kalan tek üyesi olarak mahkemeye sevk edildi. Mahkemeyle birlikte ‘Berlin’de hâkimler var’ özdeyişiyle tüm dünyadaki temel hukuk kitaplarında yer alan Almanya’da bunu yalanlayan soruşturma ve hukuk cinayetleri süreci başladı.</p>
<p><strong>Döner Cinayetinden Ceska Cinayetlerine</strong></p>
<p>Üye ve destekçi sayısı tam olarak ortaya çıkartılmayan NSU’nun aktif üyeleri arasında Alman gizli servis elemanları, muhbirler ve değişik konumlardaki ajanların bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle katillerin yıllarca aktif olmalarına ve işledikleri cürümlerle ilgili çok sayıda bilgi, belge, şüphe ve ihbarlar bulunmasına rağmen bir kaza neticesi deşifre oluncaya kadar polis ve istihbarat birimlerince korundukları ortaya çıktı. Neredeyse tüm cinayetlerin işlendikleri zamanlarda ya cinayet mahallinde veya çok yakınlarda güvenlik ve istihbarat elemanlarının bulunduğu tespit edildi. Ancak gerek emniyet gerekse istihbarat birimleri bunların üzerini örtme gayretinde oldu. Cinayetlerin bir türlü Nazilerce işlendiğini söyleyemeyen savcılık, adeta Döner Cinayeti algısını devam ettirircesine soruşturma dosyasının ismini cinayetlerde kullanılan silahtan hareketle ‘Ceska Cinayetler’ koymuştu.</p>
<p>Birçok şahsiyet, NSU cinayetlerinin ve davanın Almanya için bir utanç vesilesi olduğunu söylemesine rağmen, başta BND (Bundesnahrichtendienst = Devlet Haber Alma Servisi) olmak üzere ilgili organların belgeleri yok etme, gerçekleri gizleme, elemanlarını konuşturmama gibi metotlarla örgütü koruma altına almaları, gerçeklerin ortaya çıkışını engelledi. Hâlbuki istihbarat örgütlerinin bölgedeki aşırı sağ ve Neonazi yapılanmalardan, başlangıcından itibaren haberdar olduklarını, bu bir yana güvenilir ajanları ile örgütlerin içinde ve yönetiminde bulunduklarını, para ve silah temininden eylem planlamasına kadar her alanda onlara önderlik ettiklerini, yardımcı olduklarını, kol kanat gerdiklerini gösteren bir hayli delil mevcuttu. İstihbarat örgütlerinin birçok sorumlusu bu nedenle istifa ettiler. Sorumluluk alarak yapılan istifalar aslında mahkeme sürecinde konuyu kilitlemekten başka bir anlam ifade etmiyordu. Mahkeme, kamuoyu ve kurban aileleri çaresiz bir konuma itilirken Alman siyasilerin konuya yaklaşımları timsah gözyaşları dökmek şeklinde oluyordu. Bazı şahitlerin esrarengiz şekilde ölümleri yanında eldeki tek örgüt üyesi Beate Zschäpe’nin mahkemedeki pervasız tutumu ve hapishanede prensesler gibi yaşadığı haberleri Türk kamuoyunun ümitlerini zaten söndürmüştü.</p>
<p>Mahkemenin kararı, ümitsiz kamuoyunun beklentileri doğrultusunda oldu. Örgüt, üç kişiyle sınırlandırılarak korundu. Standart delil incelemeleri bile doğru dürüst yapılmadı. Meclislerdeki araştırma komisyonlarının bulgu ve uyarılarını dikkate almayan mahkeme, merkezi istihbarat örgütünün, NSU hakkında bilgilerin yer aldığı dosyaları yok etmesine ve emniyet organlarının delil toplama sürecindeki engellemelerine ses çıkaramadı. Beate Zschäpe’ye verilen ömür boyu hapis cezasının kamuoyunu tatmin edeceğini düşünen mahkeme, aslında Türklerin arzusunun intikam değil adalet ve benzeri cinayetlerin önlenmesi için örgütün tüm yönleri ve mensupları ile ortaya çıkarılması olduğunu görmezden geldi. Üstüne üstlük dosyaya, Almanya tarihinde görülmeyecek şekilde 120 yıl erişim yasağı kondu. Bu, baştan sona usulsüzlük ve kanunsuzluklarla örülü NSU cinayetlerinin, derin devlet operasyonu olduğunu ortaya koyan davranıştan başka bir şey değildir. Mağdur yakınları, konuya ilgi gösteren -ne yazık ki- az sayıda Türk ve Sivil Toplum Kuruluşu ile duyarlı Alman çevrelerin ifadesi bu davanın burada bitmeyeceği, tüm olumsuzluklara rağmen gerçeğin ortaya çıkması ve adaletin sağlanması için mücadelenin devam ettirileceği yolundadır.</p>
<p>Her üç konuda (PKK, FETÖ, NSU) kamuoyunun gözleri önünde yaşananlar Almanya’nın bir bilinmeze doğru gittiğine işaret etmektedir. Bu bilinmezlik, Türkiye kadar Almanya’yı, Avrupa’yı ve dünyayı endişelendirecek karakterdedir. Ülkenin politik gücü, sanayi ve ekonomideki liderlik pozisyonu, AB’deki öncülüğü gibi pozitif göstergeler bu endişeyi giderememektedir. Seçimlerde AfD (Almanya için Alternatif) adlı popülist-ırkçı-sağ partinin yüzde 10 üzerinde oy alarak Bundestag’a yüze yakın milletvekili sokması bunu göstermektedir.</p>
<p>Mülteci ve yabancı karşıtlığının, Türk ve Müslüman düşmanlığının, İslamofobinin bu derece revaçta olduğu bir ülkede eğer köklü devlet kurumları, istihbarat ve emniyet güçleri gayri-kanuni uygulamaların bu derece içerisindeyse korkulması gereken bir şeylerin varlığı aşikârdır. Cinayetleri önlemekle görevli organların cinayetlerde destekçi konumuna gelmesi, dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun alarm verici bir gelişmedir. Yaşananların Türkiye ve Türkler odaklı yaşanması ise hem Almanya’da yaşayan üç buçuk milyonu aşkın insanımız hem de ülkemizin istikbali adına bizleri derinden endişelendirmektedir.</p>
<p>Almanya’nın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 28 Eylül’de başlayacak ziyaretlerinde siyasi, askeri, ekonomik, hukuki, sosyal ve kültürel birçok gündem maddesi arasında hassaslık derecesi olarak önemli ağırlığa sahip bu konulardaki tavrı, gelecekteki yüzünü ve bilhassa terörle imtahanının neticesini göstermesi bakımından hayati işaretler verecektir.</p>
<p style="font-size: 0.8em;"><sup>1</sup> http://dipbt.bundestag.de/doc/btd/17/073/1707319.pdf<br />
<sup>2</sup> http://dipbt.bundestag.de/doc/btd/19/033/1903397.pdf#search=%22%22<br />
<sup>3</sup> https://www.verfassungsschutz.de/de/download-manager/_vsbericht-2017.pdf</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/almanyanin-terorle-imtihani-ve-erdoganin-berlin-ziyareti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
