<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Suriyeli &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/suriyeli/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Aug 2021 11:47:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Suriyeli &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sağduyu Lütfen!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sagduyu-lutfen/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sagduyu-lutfen/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Aug 2021 11:47:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[Provakasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17593</guid>

					<description><![CDATA[Suriyeli mülteciler ve Afgan kaçak göçmenler meselesi ülkemizin gündemini yoğun şekilde meşgul etmektedir. Tartışmanın bir tarafı, sorunu olduğu gibi görmek ve okumak yerine, din kardeşliği üzerinden temennilerini beyan etmekte ve buna göre yorumlayıp ülkemizde kalmalarını istemekte, diğer taraf ise ülkemizin çıkarları açısından değerlendirip aynen Batı, ABD ve Rusya gibi “kabul etmeyelim öldürülseler bile ülkelerine geri gönderelim” dayatmasındadırlar. Sorun; ne Ak Parti adına televizyonlarda konuşan Resul Tosun’un dediği gibi Ensar ve Muhacir kardeşliği üzerinden dini yorumla çözülebilecek bir sorundur, ne de İyi Parti ve CHP’nin yaklaşımı ile “kovalım gitsinler” tarzında bir yaklaşım içinde halledilmesi mümkündür. Asgari insanlık şartı değil midir, ölümden kaçana kapı açmak? Hele de aralarında çocuk, yaşlı ve kadınlar varsa… Tarihte millet olarak hep öyle yapmışız, sahip çıkmışız yolda kalana, acize, ölümden kaçana…Şimdi de öyle yapmalıyız! Sorunun bir yönü budur. Diğer yönü ise, ülkemize gelen bu kişilerin ülkemizde oluşturdukları nimet külfet dengesidir. Miras, dünyevi çıkar veya başka nedenlerle kardeşin kardeşi üzdüğü, komşunun komşuyu incittiği, eşlerin bile birbirlerine tahammüllerinin tükendiği, yaşlı baba veya annelerin bakım evlerine verildiği bir dönemde mülteciler meselesini din kardeşliği üzerinden okumak ve anlamlandırmaya çalışmak gaflettir. Keşke öyle bir nesil yetiştirilseydi! Hicret, Ensar ve Muhacir kavramları İslam’a ait kavramlardır. Tartışılan bu sorun, amaç, yol, metot, kişiler, şartlar, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Suriyeli mülteciler ve Afgan kaçak göçmenler meselesi ülkemizin gündemini yoğun şekilde meşgul etmektedir. Tartışmanın bir tarafı, sorunu olduğu gibi görmek ve okumak yerine, din kardeşliği üzerinden temennilerini beyan etmekte ve buna göre yorumlayıp ülkemizde kalmalarını istemekte, diğer taraf ise ülkemizin çıkarları açısından değerlendirip aynen Batı, ABD ve Rusya gibi “kabul etmeyelim öldürülseler bile ülkelerine geri gönderelim” dayatmasındadırlar.</p>



<p>Sorun; ne Ak Parti adına televizyonlarda konuşan Resul Tosun’un dediği gibi Ensar ve Muhacir kardeşliği üzerinden dini yorumla çözülebilecek bir sorundur, ne de İyi Parti ve CHP’nin yaklaşımı ile “kovalım gitsinler” tarzında bir yaklaşım içinde halledilmesi mümkündür.</p>



<p>Asgari insanlık şartı değil midir, ölümden kaçana kapı açmak? Hele de aralarında çocuk, yaşlı ve kadınlar varsa… Tarihte millet olarak hep öyle yapmışız, sahip çıkmışız yolda kalana, acize, ölümden kaçana…Şimdi de öyle yapmalıyız! Sorunun bir yönü budur. Diğer yönü ise, ülkemize gelen bu kişilerin ülkemizde oluşturdukları nimet külfet dengesidir.</p>



<p>Miras, dünyevi çıkar veya başka nedenlerle kardeşin kardeşi üzdüğü, komşunun komşuyu incittiği, eşlerin bile birbirlerine tahammüllerinin tükendiği, yaşlı baba veya annelerin bakım evlerine verildiği bir dönemde mülteciler meselesini din kardeşliği üzerinden okumak ve anlamlandırmaya çalışmak gaflettir. Keşke öyle bir nesil yetiştirilseydi!</p>



<p>Hicret, Ensar ve Muhacir kavramları İslam’a ait kavramlardır. Tartışılan bu sorun, amaç, yol, metot, kişiler, şartlar, duygularıyla o günlerle aynı mıdır? Mekke’de dinlerini yaşayamadıkları için hicret eden sahabeler, Medine’ye kardeşleri Ensar’ın yanına gittiklerinde amaçları dinlerini daha iyi yaşayabilme zemini bulmalarıydı. Daha da önemlisi Medineli Ensar, Mekkeli Muhacirlerin yükünü gönül rızalarıyla ve Allah rızasına dayalı olarak üstlenmişlerdir. Dinde kardeşlik örneği olarak tarihe geçme yönü işte tam da burasıdır. Kanuni bir düzenleme ile olmamasıdır. Suriyeli ve Afganlı kardeşlerimiz Türkiye’ye dinlerini daha iyi yaşayabilmek için mi gelmektedirler? Bu tanımlamaya göre bizlere Ensar, Suriyeli ve Afganlı kardeşlerimize de Muhacir denilebilir mi? Vakıa da Hicret midir?</p>



<p>O halde tartıştığımız bu konu dini olmaktan çok daha fazla siyasi bir konudur. Siyaset üretenler ise; ne Ak Parti eski Milletvekili Resul Tosun’un her akşam televizyonlarda anlattığı gibi duygularına yenik düşerek sorunun çözümünü sadece din kardeşliğine indirgemeli, ne de dünyadaki imajımıza da çok ağır zarar verecek şekilde CHP’nin Bolu Belediye Başkanın yaptığı gibi düşmanca bir yaklaşım içinde olmalıdır. Süreç içerisinde anlaşıldı ki soruna ilişkin muhalefet partilerinin “öldürmesi için Esad’a teslim edelim” dışında başka da bir projeleri yoktur.</p>



<p>Bu noktada Ak Parti’ye çok iş düşmektedir. Çok acilen, mültecilerin ülkemizde oluşturduğu nimet külfet dengesini adil bir yaklaşımla ele alıp vatandaşımıza eşit oranda paylaşmalıdır. Onlar bu ülkenin nimetlerinden eşit olarak istifade etmiyorlar mı?</p>



<p>Şimdiye kadar ne yazık ki böyle olmamıştır. Gelen zengin müşteri ülkemizin zenginini daha da zengin etmiş, gelen yoksul mülteci ise ülkemizin yoksul kesiminin üzerindeki yükü artırmıştır. Nasıl mı?<br>Çok olmaları nedeniyle ev ve dükkan kiralarını asgari olarak ikiye katladılar. Buna göre kiracı vatandaşımız, Suriyeliler ülkemize geldi diye oturduğu eve bir kira da onlar için ödemektedir. Diğer taraftan ev sahibi bir dairesiyle iki daire geliri elde etmiş oldu. Aynı husus müteahhitler için de geçerlidir. Bir daire fiyatı iki daire fiyatına yükselmiştir. Bu durumda da vatandaşımız daire alacaksa bir daire parası da Suriyeli kardeşlerimiz için ödemek durumunda kalmaktadır. Şu anki uygulama kısaca, yoksul mülteci yoksul vatandaşımıza yük olmakta, zengin mülteci ise zengin vatandaşımızı daha da zengin hale getirmektedir. Nimet ve külfet dengesi yoktur!</p>



<p>Yevmiye ile çalışan vatandaşlarımız da öyle…</p>



<p>Gelen mülteciler çok daha ucuza çalıştıkları için iş dünyası daha çok kazanmak için onları tercih etmektedirler. Bu da ülkemiz insanı için işsizliğin artması demektir? Nimet külfet dengesi yoktur!</p>



<p>Ak Parti eski Milletvekili Resul Tosun’un bu konuda ki yaklaşımı da doğru değildir. Fabrikalar Türk işçi bulamıyorlar önermesi üzerinden hareket etmektedir ama kendileri de iyi biliyorlar ki, İstanbul ‘da ev kiraları mültecilerin çokluğu nedeniyle asgari ücret miktarına dayanmıştır. Onlar bir evde birkaç aile birlikte oturabilmektedirler ama bu biz de mümkün değildir.</p>



<p>Sorun, nimet ve külfet dengesi kurulamayışıdır. Bu yünüyle de vakıa dini değil, siyasidir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sagduyu-lutfen/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul&#8217;da Yaşayan Suriyeli Ailelerin Parçalanmasına Mâni Olmak</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/istanbulda-yasayan-suriyeli-ailelerin-parcalanmasina-mani-olmak/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/istanbulda-yasayan-suriyeli-ailelerin-parcalanmasina-mani-olmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Nov 2019 13:41:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13111</guid>

					<description><![CDATA[Suriyeli Ailelerin Parçalanmasına Sessiz Kalmamak Türkiye’de “geçici koruma altındaki yabancı” statüsünde yaşayan Suriyeliler, kendilerine sunulan birçok hizmet yanında dokuz yıldır çözülemeyen problemlerle mücadele etmeye devam etmektedir. Mesela İstanbul’da kayıtlı olup geçici koruma kimlik belgesi taşımalarına rağmen, herhangi bir sebeple ülkelerine gidip geldiklerinde “çıkış” yaptıkları için kimlikleri iptal edilmektedir. MAZLUMDER’in İstanbul’daki genel merkezine yapılan başvurularda tespit edildiği üzere kişilerin Suriye’ye gitmeleri cenaze, hastalık, akraba ziyareti gibi insani gerekçelere dayanmaktadır (1). Fakat ziyaret izni için başvurdukları kurumlarda “geri dönüş” belgesi imzalatılmakta, bunun ne anlama geldiğini ancak Türkiye’ye döndüklerinde fark ederek kimlik haklarını kaybettiklerini anlamaktadırlar. Bu kişilerin tüm aile üyeleri İstanbul’da kayıtlı olup geçici koruma kimlik belgelerine de sahiptir. İstanbul’a kayıtlar kapalı olduğu için, mağdurlar başka illere yönlendirilmekte ama yönlendirilen ilden başvuru yaptıklarında kayıtları İstanbul’da görüldüğü için başvuru yapamayacakları söylenerek kayıtları alınmamaktadır… Sonuç olarak kurumlar arasında çaresizlik içerisinde mekik dokuyan mağdurlar kimliksiz ve kaçak bir hayata, her an sınır dışı edilme korkusuyla yaşamaya mecbur bırakılmaktadır. Örnekler üzerinden meseleyi inceleyen ve “İstanbul Valiliği tarafından Suriyelilere “kayıtlı oldukları illere gitmeleri için” verilen süre bitmiş, ancak gerçekten mazereti olanların tespit edileceği etkin bir yol gösterilmemiştir. Etkin bir araştırma yapılmadan kimliksiz olarak İstanbul’da yaşayan Suriyelilerin kamplara gönderilmesi veya sınır dışı edilmesi temel insan haklarının ihlaline yol açacak &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Suriyeli Ailelerin Parçalanmasına Sessiz Kalmamak</strong></p>
<p>Türkiye’de “geçici koruma altındaki yabancı” statüsünde yaşayan Suriyeliler, kendilerine sunulan birçok hizmet yanında dokuz yıldır çözülemeyen problemlerle mücadele etmeye devam etmektedir. Mesela İstanbul’da kayıtlı olup geçici koruma kimlik belgesi taşımalarına rağmen, herhangi bir sebeple ülkelerine gidip geldiklerinde “çıkış” yaptıkları için kimlikleri iptal edilmektedir. MAZLUMDER’in İstanbul’daki genel merkezine yapılan başvurularda tespit edildiği üzere kişilerin Suriye’ye gitmeleri cenaze, hastalık, akraba ziyareti gibi insani gerekçelere dayanmaktadır (<strong>1</strong>). Fakat ziyaret izni için başvurdukları kurumlarda “geri dönüş” belgesi imzalatılmakta, bunun ne anlama geldiğini ancak Türkiye’ye döndüklerinde fark ederek kimlik haklarını kaybettiklerini anlamaktadırlar. Bu kişilerin tüm aile üyeleri İstanbul’da kayıtlı olup geçici koruma kimlik belgelerine de sahiptir.</p>
<p>İstanbul’a kayıtlar kapalı olduğu için, mağdurlar başka illere yönlendirilmekte ama yönlendirilen ilden başvuru yaptıklarında kayıtları İstanbul’da görüldüğü için başvuru yapamayacakları söylenerek kayıtları alınmamaktadır… Sonuç olarak kurumlar arasında çaresizlik içerisinde mekik dokuyan mağdurlar kimliksiz ve kaçak bir hayata, her an sınır dışı edilme korkusuyla yaşamaya mecbur bırakılmaktadır.</p>
<p>Örnekler üzerinden meseleyi inceleyen ve “İstanbul Valiliği tarafından Suriyelilere “kayıtlı oldukları illere gitmeleri için” verilen süre bitmiş, ancak gerçekten mazereti olanların tespit edileceği etkin bir yol gösterilmemiştir. Etkin bir araştırma yapılmadan kimliksiz olarak İstanbul’da yaşayan Suriyelilerin kamplara gönderilmesi veya sınır dışı edilmesi temel insan haklarının ihlaline yol açacak ve aileleri parçalayacaktır.” tespitini yapan MAZLUMDER, çözüm önerilerini de şu şekilde sıralamıştır:</p>
<ol>
<li>Haklı mazereti olanların başvuru yapabilecekleri bir merci acilen ihdas edilmelidir.</li>
<li>Bu mercie başvuru yapanlara, başvuru sonuçlanana kadar süre tanındığını gösteren bir belge verilmelidir.</li>
<li>Soruna kalıcı çözüm bulmak için etkin bir araştırma yapılmalıdır.</li>
<li>Ailesi İstanbul’da yaşayanlara eski kimlikleri teslim edilmelidir (<strong>1</strong>).</li>
</ol>
<p><strong>Sorunları Bilimsel Yöntem ve Tekniklerle Tespit Etmek</strong></p>
<p>Türkiye’nin hemen her şehrinde Suriyeli sığınmacı bulunmaktadır. Ancak sığınmacı sorunları daha çok İstanbul’da karşımıza çıkmaktadır. Bu haftaki yazımda, İstanbul’da yaşayan Suriyeli sığınmacıların göç sonrasında yaşadıkları sorunları inceleyen bir doktora tezine dikkatlerinizi çekmekte yarar görüyorum.</p>
<p>Yalova Üniversitesi’nde, Sosyal Hizmet Doktora Programı’nda dört yıl boyunca danışmanlığımda yürütülen ve Eylül 2018’de tamamlanan çalışma <strong>Arş.Gör.Dr. Güler GÜNEŞ ASLAN</strong>’a ait. 76 Suriyeli sığınmacı ile Türkçe, Arapça ve Kürtçe bilen tercüman eşliğinde derinlemesine mülakatlar yapılarak elde edilen veriler analiz edilip temalara ayrılmıştır. Alanda belirlenen sorun temaları tartışıldıktan sonra çözüm önerileri de sunulmuştur.</p>
<p>“Sığınmacılara Yönelik Sosyal Hizmet Uygulamalarında Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri: İstanbul’daki Suriyeli Sığınmacılar Örneği” başlıklı bu tez çalışmasından (<strong>2</strong>) ürettiğimiz “Suriyeli Sığınmacıların Türkiye’ye Göç Sonrası Yaşadığı Sorunlar: İstanbul Örneği” başlıklı makaleye (<strong>3</strong>) göre Suriyeli sığınmacıların Türkiye’de yaşadığı sorunlar çok geniş bir yelpaze oluşturmaktadır. Sorun temaları temel ihtiyaçlarını karşılama, toplum tarafından saygı ve değer görme, topluma katılım gibi çeşitli alanlarla ilgilidir. Çalışmanın tartışma ve sonuç kısmını şöylece özetleyebiliriz:</p>
<p>“Savaş ve zorunlu göç sebebiyle ortaya çıkan maddi ve manevi kayıplar ve travmalar karşılaşılan yeni sorunlarla baş etmeyi zorlaştırmaktadır. Farklı bir ülkeye göç etmekten kaynaklanan gelinen <strong>ülkenin dilini bilmemek</strong> diğer sorunları besleyen önemli bir ana sorundur. Katılımcıların büyük çoğunluğu Türkçe bilmemektedir ya da kısıtlı düzeyde Türkçe bilmektedir. Bu durum günlük hayatı, çalışma hayatını ve resmî dairelerle iletişimi olumsuz etkilemektedir. Sığınmacılar kendileriyle ilgili mevzuata da hâkim olmadıkları için çeşitli hak ve ödevlerinden haberdar olamamaktadır. Bu açıdan kayıt olma, kimlik belgesi edinme, hastane, okul gibi yerlerden kamu hizmeti alma hususlarında oldukça zorlanmaktadırlar. Bu durum Suriyelilere kamu hizmeti veren personeli de olumsuz yönde etkilemektedir. Tercüman bulunduran kurumlarda işler görece daha kolay olsa da tercümanı olmayan kurumlar açısından iş zorlaşmaktadır. Dil bilmemek Suriyeli kadınları daha izole bir hayata mahkûm etmektedir. Suriyeli kadınlar açısından Suriyeli erkeklerin korumacı tutumunun da bunun üzerinde etken olduğu gözlenmiştir.” (s.1618).</p>
<p>“Katılımcıların resmî dairelerdeki işleriyle ilgili yaşadıkları en önemli sorun <strong>kimlik belgesi</strong> sorunudur. Suriyeliler Türkiye’ye ilk geldiklerinde kendilerine misafir olduklarını gösteren bir kart verilmiştir. Daha sonra Suriyeliler kamu idaresi tarafından kayıt olmaya teşvik edilmiş ve bulundukları şehirde geçerli olan ve 98’le başlayan kimlik numarası olan kimlik belgesi verilmiştir. Bu uygulama yeniden değiştirilmiş ve bu sefer kamu idaresi tarafından 99’la başlayan 11 haneli kimlik numarası olan yeni bir kimlik belgesi verilmeye başlanmıştır. Bazı katılımcılar ilgili kimlik belgesine sahip değilken, bazıları farklı şehirde kayıtlı kimlik belgesine, bazıları da 98’le başlayan kimlik belgesine sahiptir. Katılımcılar, 98 ile başlayan kimlik numaralı kimlik belgesi yerine, 99’la başlayan kimlik numaralı kimlik belgesi almakta zorlandıklarını ya da kayıtlarını İstanbul’a almakta zorlandıklarını beyan etmiştir.</p>
<p>Kimlik belgesi sorunu önemli bir meseledir. Çünkü kişileri kamu hizmeti almaktan mahrum etmektedir. Bir vakada bir kadın başka bir kadının kimlik belgesi ile doğum yapmıştır. Dolayısıyla kendi çocuğunun kimlik belgesinde başka bir kadının ismi yazmaktadır. Kimlik belgesi almayı zorlaştıran önemli sebeplerden biri müracaat için <strong>istenen belgelerin bölgeden bölgeye değişmesi</strong>dir. İlaveten bazı Suriyeliler kimlik belgesi almak için müracaat ettiklerinde kendilerinden üzerlerine kayıtlı fatura ve ikametgâh istendiğini beyan etmiştir. Ancak, kimlik belgesi olmayan birinin bunları edinmesi imkânsızdır. Kimlik belgesi alırken istenen belgelerin de <strong>bölgeden bölgeye </strong>değişmesi hizmet verenler açısından <strong>uygulama farklılığı</strong> olduğunu göstermektedir. Bu durum hizmet veren ve hizmet alanlar açısından dezenformasyon olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Dil sorununun etkisiyle Suriyelilerin daha çok <strong>bedensel emeğin yoğun olarak verildiği</strong> konfeksiyon, inşaat, lokantacılık, marangozluk, ayakkabıcılık, fırıncılık, elektrikçilik gibi işlere yöneldikleri görülmüştür. Katılımcılar ve çalıştırılan çocuklar yoğun olarak konfeksiyon alanında çalışmaktadır. Konfeksiyon kayıtsız elemanların yoğun olarak çalıştığı, parça başı ücretlendirme yapıldığı ve ödemelerin zaman zaman düzensiz yapıldığı, çalışma saatlerinin zaman zaman uzayabildiği bir çalışma alanıdır… Yükseköğretim mezunu olanlar da kendi mesleklerini -dili öğrenememe ve <strong>diploma denkliği alamamak</strong>tan dolayı- yapamamaktadır.” (s.1619).</p>
<p>Suriyeli sığınmacıların aynı işi yapan Türk işçilere kıyasla daha düşük ücret alıp daha fazla süre çalıştıkları, ücretlerinin işveren tarafından eksik veya düzensiz verildiği ya da hiç verilmediği, çoğunun sigortasız ve eğitimlerine göre vasıfsız işlerde çalıştıkları, çalışma ortamında taciz ve şiddete maruz kaldıkları, Türk işçilerin de işsizlik ve iş piyasasında ücretlerin düşmesinden dolayı Suriyelileri sorumlu tuttukları başka akademik çalışmalarda da tespit edilmiştir.</p>
<p>Çoğu zaman hazırlıksız olarak gerçekleşen sığınma vakalarında <strong>ekonomik sorunlar</strong> yıpratıcı olmaktadır. İstanbul’da yaşayan Suriyeliler örneğinde daha az gelir getiren işlerde çalışma, kadınların çalışma hayatına katılamaması ya da düşük gelirli işlerde çalışması, engelli ve yaşlıların çalışma hayatına katılamaması gibi sebeplerle temel ihtiyaçlardan kısmak yaygın bir durumdur. Ekonomik sorunlar çocukların çalıştırılmak zorunda kalması ve bu yüzden eğitimden mahrum bırakılmaları sonucunu da doğurmaktadır.</p>
<p>“Ekonomik sorunların diğer uzantısı <strong>barınma sorunları</strong>dır. Bazı katılımcılar birkaç aile beraber yaşadıklarını beyan ederken, katılımcılar yaygın olarak <strong>kötü şartlardaki evlerde</strong> yaşadıklarını buna rağmen <strong>yüksek kira</strong> ödediklerini beyan etmiştir. Yakın akrabalarla <strong>birkaç aile iç içe yaşamanın</strong>, özel alan kalmaması ve çocuk yetiştirirken zorlanmak gibi <strong>ev içi sorunlara</strong> sebep olduğunu bazı katılımcılar belirtmiştir.” (s.1621).</p>
<p><strong>Suriyeli Sığınmacılara Psiko-sosyal Destek Sağlamak</strong></p>
<p>“Dil bilmemekle etkileşim halinde olan bir diğer sorun <strong>psiko-sosyal sorunlar</strong>dır. Öncelikle Türk toplumu ve Suriyeliler yeterince etkileşime girmemektedir. Katılımcılar çoğunlukla Türklerle arkadaş olmak, komşuluk yapmak ve birbirine gidip gelmek gibi sosyal etkileşimlere girememektedir. Bazı katılımcılarla etkileşim halinde olanlar genelde Arapça veya Kürtçe bilen Türk vatandaşlarıdır. Ortak dil bilmeden arkadaşlık veya komşuluk etmek, birbirine gidip gelmek gibi etkileşimler nadir olarak görülmektedir. Türk toplumundan <strong>kötü davranış ve dışlanma</strong> ile karşılaştığını belirten Suriyeliler bulunmaktadır. Kimisi de dil bilmediği için izole bir hayat sürmekte ve bu tür etkileşimlerden kaçınmaktadır. Suriyeliler genellikle aile fertleriyle ve diğer Suriyelilerle görüşmekte, yaşanılan sorunlar aile içi yardımlaşma ve diğer Suriyelilerden gelen enformasyonla halledilmeye çalışılmaktadır.</p>
<p>Yalnızlık, <strong>sosyal izolasyon</strong> yaygın olarak görülürken bununla beraber duygusal tükenmişlik, sorunlar karşısında çaresizlik yaygın olarak dile getirilmektedir.  Kayıp ve travma yaşamak yaygın olarak görülmektedir. Savaşa maruz kalmak, yaralanmak, sağlığını, sevdiklerini, evini, mal varlığını, vatanını kaybetmek gibi travmatik kayıplara ek olarak göç sonrası <strong>aile fertlerinin ve akrabalarının birbirinden ayrılması </strong>katılımcı Suriyelileri derinden etkilemektedir.” (s.1622).</p>
<p>“Vatanlarına geri dönüşle ilgili belirsizlik kişileri geçicilik ve kalıcılık arasında arafta bırakmaktadır. “Nasılsa döneceğiz” düşüncesiyle dil öğrenilmemekte, bunun yanında “evimiz yıkıldı, savaş var nereye döneceğiz” düşüncesi dile getirilmektedir. Kimisi farklı bir ülkeye gitmeyi düşünürken, kimisi de bir gün ülkesine geri dönmeyi hayal etmektedir.</p>
<p><strong>Ev içi şiddet</strong>, çocuk yetiştirme sorunları gibi ev içi sorunlar yaygın olmasa da dile getirilmiştir. Suç mağduru olmak, <strong>kaçırılma korkusu</strong> da yaygın olmasa da dile getirilen bir diğer sorundur. <strong>Sağlık sorunları </strong>ve sağlık hizmetlerine erişim sorunu dile getirilen diğer sorundur. Sağlık hizmetlerine erişimi, kimlik belgesi sahibi olmamak ve dil bilmemek etkilemektedir. <strong>Eğitimle ilgili</strong> dile getirilen <strong>sorunlar</strong>a bakılırsa maddi imkânsızlıklar yetişkinler açısından eğitim kaynağına erişememeyi, çocuk ve gençler açısından eğitimden uzak kalmayı doğurmaktadır. Katılımcılar arasında çocukların çalıştırılması çok yaygın değilse de göz ardı edilemeyecek durumdadır. Çalıştırılan çocukların erkek çocuklar olduğu görülmüştür (s.1623).</p>
<p>Katılımcıların yaklaşık beşte biri hiçbir yerden <strong>sosyal destek</strong> alamadıklarını belirtirken, azımsanmayacak bir kısmının da sosyal destek ve sosyal hizmet hakkında bilgi sahibi olmadığı gözlenmiştir. Sosyal hizmetin ne olduğu sorulduğunda katılımcıların <strong>hiçbirisi</strong> <strong>sosyal hizmeti bilmediğini</strong> beyan etmiştir. Bu durum sığınmacıların psiko-sosyal ve ekonomik sorunlarının etkisini daha da ağırlaştırmaktadır.” (s.1624).</p>
<p><strong>Sorunlara Hakkaniyet Temelinde Kalıcı Çözümler Bulmak</strong></p>
<p>“<strong>Sonuç </strong>olarak Suriyeli sığınmacıların maruz kaldığı ekonomik sorunlar, bağlantılı olarak barınma sorunlarını beraberinde getirmekte, sığınmacılar temel ihtiyaçlarından kısarak gelirlerinin çoğunu kiraya vermektedirler. Sıklıkla dile getirilen <strong>kimlik belgesi</strong> sorunu, kamudan eğitim, sağlık, sosyal yardım gibi çeşitli hizmetleri almayı doğrudan etkilemektedir. Düzenli şekilde sosyal yardım almak toplumda zannedildiğinin aksine yaygın bir uygulama değildir. Yaşanılan kayıp ve travmalar, zorlu hayat şartları ve sosyal izolasyon sığınmacılarda tükenmişlik oluşturmaktadır. Akrabalık bağlarına önem veren Suriyeliler, aile fertleri ve <strong>yakın akrabalardan uzak kalmayı</strong> önemli bir sorun olarak görmektedir. Bu durum sığınmacıların sosyal destek mekanizmalarını zayıflatmaktadır. Göç süreciyle ilgili belirsizlik, hayat şartları, kültürel farklılıklar ve vatan hasreti gelinen topluma uyumu olumsuz etkilemektedir (s.1625). Belirlenen sorun alanlarından yola çıkılarak şu <strong>öneriler</strong> getirilebilir (<strong>3</strong>):</p>
<ol>
<li>Sığınmacılar topluma katılım, yasal hak ve sorumluluklar, Türkiye’nin toplumsal yapısı ve kendileri için gerekli olan kurumsal ve sosyal kaynaklar hakkında bilgilendirilmelidir.</li>
<li>Sığınmacı ve mültecilikle ilgili toplumda dolaşan kötü propagandaya malzeme teşkil eden yanlış bilgiler ayıklanmalı, toplumda yaygın olarak kullanılan haberleşme kaynaklarında topluma doğru bilgilendirme yapılmalıdır. Sığınmacı ve mültecilerle ilgili çalışan kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları halkı doğru bilgilendirici dokümanlar yayınlamalıdır. Yine ilgili kuruluşlar tarafından göçmenlerin topluma sağladıkları faydalar da vurgulanmalıdır.</li>
<li>Sığınmacı ve mültecilerle ilgili çalışan devlet kurumları ve sivil toplum kuruluşları, bu insanlarla ilgili bilgileri içeren bir veri tabanı oluşturmalı ve çeşitli hizmetleri eşgüdüm halinde gerçekleştirmelidir.</li>
<li>Kamu çalışanları sığınmacılar ve mültecilere yönelik mevzuat ve bu kişilerin hakları konusunda bilgilendirilmelidir. Bu durum sığınmacıların teori ve uygulama arasındaki farklılıklardan kaynaklanan hak kayıplarını azaltabilecektir. Böylece ilgili yasanın hedeflediği <strong>sosyal uyum</strong> daha hızlı ve daha etkin şekilde gerçekleştirilebilir.” (s.1626).</li>
</ol>
<p>Devleti yöneten ve toplumu yönlendirenler başta olmak üzere tüm ilgililerin bu ve benzeri çalışmaları inceleyerek hakkaniyet temelinde çözüm odaklı söylem ve eylemler ortaya koyması temennisiyle… (<strong>4</strong>).</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>(2019). “<strong>Suriyeli Aileler Parçalanmasın!</strong>”. http://istanbul.mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/suriyeli-aileler-haksiz-yere-parcalanmasin/13662, 02.11.2019.</li>
<li>GÜNEŞ ASLAN, Güler. (2018). <strong>Sığınmacılara Yönelik Sosyal Hizmet Uygulamalarında Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri: İstanbul’daki Suriyeli Sığınmacılar Örneği</strong>. Doktora Tezi. Yalova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eylül 2018, 211 s. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezSorguSonucYeni.jsp, 30.09.2018.</li>
<li>GÜNEŞ ASLAN, Güler ve Fethi GÜNGÖR. (2019). “<strong>Suriyeli Sığınmacıların Türkiye’ye Göç Sonrası Yaşadığı Sorunlar: İstanbul Örneği</strong>”. OPUS Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, ISSN: 2528-9527, E-ISSN: 2528-9535 Yıl: 9, Cilt: 11, Sayı: 18, s.1602-1632. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/724674, 01.06.2019.</li>
<li>GÜNGÖR, Fethi. (2015). “<strong>Suriyeli Mültecilere Hakkaniyetle Davranabilmek</strong>”. https://fethigungor.net/dirilis-postasi/suriyeli-multecilere-hakkaniyetle-davranabilmek/, 08.06.2015.</li>
</ol>
<p>Fethi Güngör</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/istanbulda-yasayan-suriyeli-ailelerin-parcalanmasina-mani-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eyy siyasetçi Naziler ve Nazi gazeteciler, başınız göğe eriyor mu?!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/eyy-siyasetci-naziler-ve-nazi-gazeteciler-basiniz-goge-eriyor-mu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/eyy-siyasetci-naziler-ve-nazi-gazeteciler-basiniz-goge-eriyor-mu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Oct 2019 08:29:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Nazizm]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12703</guid>

					<description><![CDATA[Anlatırken hâlâ gözlerim dolduğu, yaşadığım ve kaleme aldığım o olayı hatırlatarak başlamak istiyorum. Suriyeli ailelerin yaşadığı bir mahalleyi ziyaret ediyoruz. O gün kapısına geldiğimiz son evdi. Ev dediğime bakmayın. Gecekondu dahi denemeyecek derme çatma bir şey. Kapıyı Abdurrahman’ın annesi açtı. Selam verip, hâl hatır sorduk. Kadın çok mahcup bir halde; “Kocam felçli, çalışamıyor. Abdurrahman bize bakıyor…” dedi. (Abdurrahman 13-14 yaşlarında bir çocuk.) Anne, baba (yarı felçli bir halde yerde yatıyor), Abdurrahman ve 8-9 yaşlarındaki kız kardeşi. Elimizde ne varsa; kumanya, kullanılmış giysi ve eşya.. vs, verdik. Tam kapıdan çıkarken kadın çok mahcup bir halde; “Bir dakika, size bir şey söyleyeceğim…” dedi. Yere bakarak konuşuyordu; “Yardımlarınız için teşekkürler. Allah razı olsun. Sizden bir ricam var. Abdurrahman 600 TL aylık maaş alıyor. Evin kirası 300 TL. Bu ay 100 TL eksiğimiz var. Kirayı ödeyemedik. Ev sahibi evden çıkaracak diye korkuyorum. 100 TL verebilir misiniz?&#8230;” Elimi cebime attım.., Ne bende ne de yanımdaki arkadaşta 100 kuruş var! Ziyaret ettiğimiz son evdi. Cepte ne varsa vermişiz. Çok mahcup oldum. Bunun üzerine; “Yanımızda para yok ama sen merak etme kardeşim, ben yarın geleceğim…” deyip arkama bakmadan uzaklaştım oradan… Ertesi gün hasbelkader bir arkadaşla buluştum. Kendisi yardımsever bir işadamı. Yaşadığım hadiseyi anlattım. O da çok etkilendi. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Anlatırken hâlâ gözlerim dolduğu, yaşadığım ve kaleme aldığım o olayı hatırlatarak başlamak istiyorum.</p>
<p>Suriyeli ailelerin yaşadığı bir mahalleyi ziyaret ediyoruz. O gün kapısına geldiğimiz son evdi. Ev dediğime bakmayın. Gecekondu dahi denemeyecek derme çatma bir şey.</p>
<p>Kapıyı Abdurrahman’ın annesi açtı. Selam verip, hâl hatır sorduk. Kadın çok mahcup bir halde; “Kocam felçli, çalışamıyor. Abdurrahman bize bakıyor…” dedi. (Abdurrahman 13-14 yaşlarında bir çocuk.)</p>
<p>Anne, baba (yarı felçli bir halde yerde yatıyor), Abdurrahman ve 8-9 yaşlarındaki kız kardeşi.</p>
<p>Elimizde ne varsa; kumanya, kullanılmış giysi ve eşya.. vs, verdik. Tam kapıdan çıkarken kadın çok mahcup bir halde; “Bir dakika, size bir şey söyleyeceğim…” dedi.</p>
<p>Yere bakarak konuşuyordu; “Yardımlarınız için teşekkürler. Allah razı olsun. Sizden bir ricam var. Abdurrahman 600 TL aylık maaş alıyor. Evin kirası 300 TL. Bu ay 100 TL eksiğimiz var. Kirayı ödeyemedik. Ev sahibi evden çıkaracak diye korkuyorum. 100 TL verebilir misiniz?&#8230;”</p>
<p>Elimi cebime attım.., Ne bende ne de yanımdaki arkadaşta 100 kuruş var! Ziyaret ettiğimiz son evdi. Cepte ne varsa vermişiz. Çok mahcup oldum.</p>
<p>Bunun üzerine; “Yanımızda para yok ama sen merak etme kardeşim, ben yarın geleceğim…” deyip arkama bakmadan uzaklaştım oradan…</p>
<p>Ertesi gün hasbelkader bir arkadaşla buluştum. Kendisi yardımsever bir işadamı. Yaşadığım hadiseyi anlattım. O da çok etkilendi. Ve o Suriyeli aile için bana 4000 TL verdi… (Allah razı olsun ondan.)</p>
<p>Bir sonraki gün Abdurrahman’ın evine gittik. Kapıyı yine anne açtı.</p>
<p>Beni görür görmez; “Geleceğini biliyordum, Rabbime hamdolsun, geleceğini biliyordum!” dedi. Ağlamamak için kendimi zor tuttum. Bir şey diyemedim ve hemen cebimdeki 4000 TL’yi çıkarıp uzattım; “Al bu senin. Burada 1 yıllık kiran, 3600 lira var. 400 lira da harçlık yaparsın. Bir yardımsever sana iletmemi istedi” dedim.</p>
<p>Kadın ağlamaya başladı. Şöyle dedi titreyen sesiyle; “Bu para çok fazla. Ben bunu alırsam yanlış anlaşılabilir. Bu parayı bana vermeyin, Abdurrahman’a söyleyeyim ev sahibine haber versin, siz ev sahibinle buluşun bizzat siz verin 1 yıllık kirayı.”</p>
<p>“Ya Rabbi, nasıl bir insan bu?!” diye düşündüm. Ağlamamak için kendimi zor tutum. Dedim ki; “Bak kardeşim, sen bu parayı al, ister 1 yıllık kiranı öde, ister başka bir ihtiyacına harca.., eşin hasta, evin reisi sensin” deyip hızlıca parayı eline sıkıştırdım. Allah’a emanet ol, deyip arkamı dönüp hızlıca uzaklaştım. Arkamdan dua ediyordu yüksek sesle; “Yaptığınız bu iyilikler bu dünyada ve ahirette size ulaşsın” diyordu…</p>
<p>Suriyeli, “9 aylık hamile bir kadının” tecavüz edilip yanındaki “10 aylık bebeğiyle” birlikte öldürüldüğünü duyduğumda kahrolmuştum. (Aklıma Abdurrahman, hasta babası, kız kardeşi ve annesi gelmişti.)</p>
<p>Önceki gün Vail adında 9 yaşındaki Suriyeli bir çocuk canına kıydı. Mezarlığın kapısına kendisini asarak intihar ettiği iddia ediliyor. Suriyeli Vail’in elinde iple ölüme yürüdüğü kamera görüntüleri ortaya çıktı. Soruşturma sürüyor…</p>
<p>İnsansan için sızlar, kan ağlarsın, utanırsın, mahcup olursun, perişan hissedersin kendini…</p>
<p>Peki eyy siyasetçi Naziler.., Ve eyy Babıali Nazileri!..</p>
<p>Sizler mutlu musunuz?.. Başınız göğe eriyor mu?&#8230;</p>
<p>Hikmet Genç/Akşam</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/eyy-siyasetci-naziler-ve-nazi-gazeteciler-basiniz-goge-eriyor-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mülteci ve Göçmen Limanı: Anadolu’da Suriyeliler</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/multeci-ve-gocmen-limani-anadoluda-suriyeliler/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/multeci-ve-gocmen-limani-anadoluda-suriyeliler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jul 2019 12:42:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Atalay]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11674</guid>

					<description><![CDATA[“Ben bir mülteciyim kendi yüreğimden başka sığınacak yerim yok yurdum yok.”  Şebnem Ferah  Suriyeli savaş göçmeninin yüzde 70’i kadın ve çocuk (genç)lardan oluşuyor. 5 -10 yaşında gelenler şimdi 14-19 yaşında ergen oldular. Orta yaş babalar sorunsuz ucuz işçi olurken çocukların eğitim öğretim ve ciddi bir kontrole ihtiyacı var. Sosyal gerçeğimiz olan bu insanları siyasetin ideolojinin acımasız vicdansız hesaplaşmasına yem etmeyelim. Türkiye’de 4 milyona yakın Suriyeli var, Batı illerimiz genelde göçmenlerin varlığını tolere etmiyor. İstanbul’un nüfusu 16 milyon ve 39 ilçesine dağılmış 500 bin Suriyeli göçmen var.  9 yıldan beri belirli aralıklarla Türkiye’nin yaklaşık 10 şehrinde toplanan Suriyelilerin dükkanları, arabaları, evleri ve canlarına saldırı, tacizler oluyor… Tek amaç var Suriyelileri istemiyoruz. “Neden Suriyelileri istemiyoruz” sorusunun artık çok ciddi bir şekilde radikal çözümlerle birlikte masaya yatırılma zamanı geldi de geçiyor. Bu tehlikeli süreci besleyen faktörleri hızlıca tespit ve tedavi yoluna girmeliyiz. Sosyokültürel sebepler eğitim işsizlik ergenlik savaş göç travması gelecek kaygısı ve gettolaşma sorununu nasıl okuyacağız. Yaklaşık 4 milyon Suriyeli göçmenin sorunları Türkiye’nin önümüzdeki 5 yıl içerisinde 10 ilimizin en hayati siyasi ve sosyal sorunlarından biri haline gelecek gibi görülmektedir. 4 milyon insanın 1 milyon 157 bini 0-14 yaşında ve yaklaşık 1 milyon insanın 14-20 yaş aralığında olduğunu unutmayalım. Savunma ve eleştirilerde insani &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1"><em>“Ben bir mülteciyim kendi yüreğimden başka sığınacak yerim yok yurdum yok.”</em><strong>  Şebnem Ferah </strong></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Suriyeli savaş göçmeninin yüzde 70’i kadın ve çocuk (genç)lardan oluşuyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">5 -10 yaşında gelenler şimdi 14-19 yaşında ergen oldular. Orta yaş babalar sorunsuz ucuz işçi olurken çocukların eğitim öğretim ve ciddi bir kontrole ihtiyacı var. Sosyal gerçeğimiz olan bu insanları siyasetin ideolojinin acımasız vicdansız hesaplaşmasına yem etmeyelim.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Türkiye’de 4 milyona yakın Suriyeli var, Batı illerimiz genelde göçmenlerin varlığını tolere etmiyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><strong>İstanbul’un nüfusu 16 milyon ve 39 ilçesine dağılmış 500 bin Suriyeli göçmen var. </strong></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">9 yıldan beri belirli aralıklarla Türkiye’nin yaklaşık 10 şehrinde toplanan Suriyelilerin dükkanları, arabaları, evleri ve canlarına saldırı, tacizler oluyor… Tek amaç var Suriyelileri istemiyoruz.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">“Neden Suriyelileri istemiyoruz” sorusunun artık çok ciddi bir şekilde radikal çözümlerle birlikte masaya yatırılma zamanı geldi de geçiyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu tehlikeli süreci besleyen faktörleri hızlıca tespit ve tedavi yoluna girmeliyiz.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Sosyokültürel sebepler eğitim işsizlik ergenlik savaş göç travması gelecek kaygısı ve gettolaşma sorununu nasıl okuyacağız.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Yaklaşık 4 milyon Suriyeli göçmenin sorunları Türkiye’nin önümüzdeki 5 yıl içerisinde 10 ilimizin en hayati siyasi ve sosyal sorunlarından biri haline gelecek gibi görülmektedir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">4 milyon insanın 1 milyon 157 bini 0-14 yaşında ve yaklaşık 1 milyon insanın 14-20 yaş aralığında olduğunu unutmayalım.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Savunma ve eleştirilerde insani ve akılcı bir dil kullanmak zorundayız.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Sosyal medyada Suriye ve Suriyeli göçmenler meselesi politik bir hesaplaşma malzemesi olarak kullanılması toplumsal iç barışı tehdit eden bir süreci tetiklemektedir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Suriye göçmen politikamızın eksikleri hataları vardır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Fakat bunu insan hak hukuk vicdan çerçevesinde tartışmak gerekiyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">MÖ 3600 yılından bu yana kayıtlı tarihte 14 bin 500’ün üzerinde büyük savaşlar cereyan etmiş ve bu savaşlarda 4 milyarın üzerinde insan hayatını kaybetmiştir. Bu, şu anki dünya nüfusunun yaklaşık üçte ikisine eşittir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">1945’ten bu yana yaşanan savaşlardaki can kaybının yüzde 90’ını siviller oluşturmuş. 1. Dünya Savaşı’nda bu oran yüzde 10, II. Dünya Savaşı’nda ise yüzde 50 olmuştur.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Dünyada yaşanan savaşlar; yoksulluk, açlık, doğal afetler ve siyasi baskılardan dolayı pek çok insanın hayatı her geçen gün daha da zorlaşırken milyonlarca insan geleceklerini başka ülkelerde aramak için yüzyıllardır göç yollarına düşüyor. İnsanlar daha iyi ve güvenli bir gelecek için sığınacak liman arıyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><strong>GÜNÜMÜZDE 250 MİLYON İNSAN, </strong></span><span class="s1"><strong>YAŞADIĞI TOPRAKLARI TERK ETTİ</strong></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Günümüzde ise yaşadığı toprakları terk etmek zorunda kalan insanların sayısı 250 milyonu bulmaktadır. Suriye savaşıyla dünya gündemini ve özellikle Türkiye gündemini bir kez daha mültecilerin yaşadığı trajedi işgal etmektedir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Suriyeli ve Iraklıların uzun zamandan beri Avrupa’ya göçü çok ciddi tartışmaları beraberinde getirdi.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Avrupa dün ekonomik sorunlarını çözmek için baş üstünde tuttuğu göçmen ve mültecilere bugün sakıncalı muamelesi yaparken Anadolu coğrafyası her zaman mülteci ve göçmenlerin limanı olmuş.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Osmanlı’nın Avrupa coğrafyasındaki etkinliğiyle birlikte, önce Musevilerin daha sonra da Protestanların Osmanlı’ya sığınmaya başladıklarına şahit oluyoruz.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">1848 liberal ve milliyetçi rüzgarların estiği yıllarda, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu içerisindeki İtalyanlar, Macarlar ve Lehler bağımsızlık elde etmek için ayaklanırken, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Rusya’nın da yardımıyla bu ayaklanmayı bastırmış ve bunun sonucunda önemli sayıda Macar ve Leh, Osmanlı’ya sığınmıştır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Osmanlı hükümeti bu sığınma krizi neticesinde bölgeye, konumu bugünkü Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri’ne denk sayılabilecek Amedi Divan-ı Hümayun Fuat Paşa’yı göndermiş. Fuat Paşa’ya verilen görevde, sınır boylarındaki sığınmacılar arasında askerî lider konumunda olan kimselerin geriye teslim edilmemesinin altı özellikle çizilmiş.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Osmanlı İmparatorluğu zamanında batıdan ve doğudan toplu ve bireysel birçok sebeplerden ötürü sığınmalar yaşanmış. İspanya’dan kaçan Museviler, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’ndan kaçan Macar mülteciler, 1859-1922 yılları arasında Kafkaslar ve Kırım’dan kaçan ve sayıları dört milyonu bulan Çerkez ve Tatar mülteciler, kitlesel mülteci akınları olarak sayılabilir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">1920 yılında özellikle Bolşevik İhtilali’nden sonra kaçan 65 bin kadar Rus ile değişik bölgelerden kaçan Rum ve Ermeniler ile birlikte İstanbul’a sığınan toplam nüfus 100 bin kadar tahmin edilmektedir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Cumhuriyetin kurulması ile 1923 Lozan Antlaşması’na bağlı olarak Türkiye ile Yunanistan arasında “nüfus mübadelesi” kabul edilmiş ve 384 bin kişi Türkiye’ye yerleşmiştir. Benzer anlaşma Bulgaristan ile “gönüllü değişim” olarak yinelenmiştir. Bu dönemde özellikle Balkanlar ve Kafkaslar’dan<strong> Türkiye’ye gelen nüfus hareketiyle; Arnavutlar, Boşnaklar, Çerke</strong>zler, Abhazlar, Avarlar, Çeçenler ve Türkmen soydaşlarımıza her zaman güvenilir bir liman olmuşuz.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bugün Çanakkale Şehitliği’ne gittiğimiz zaman Afrika, Ortadoğu, Asya ve Balkanlar’dan şehitleri görürüz.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">81 milyonluk Türkiye’nin hangi iline giderseniz muhakkak kasabasında ve köyünde muhacir ve göçmenin izine rastlarsınız… Hangimiz göçmen değiliz ki…</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Mülteci ve göçmen limanı Anadolu, dün nasıl Müslüman veya gayrimüslim olsun kapısına gelene herkese kucak açmış ise, yakın zamanda Irak’tan bombalardan kaçan Kürt kardeşlerimize nasıl kapıyı açtı isek bugün de Suriyeli kardeşlerine inancı, medeniyeti ve vicdanı gereği kapısını açmıştır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Suriyeli göçmenlerin sosyokültürel ve güvenlik problemini çözecek olan Devletin ilgili resmî kurumlarıdır. Bu eksiklik ve yanlışlar insani ahlaki ve medeni bir dille ifade protesto edilebilir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><strong>İdeolojik ırkçı çıkarcı bir hesaplaşma kimsenin işine yaramaz.</strong></span></p>
<p>Osman Atalay/yeniakit.com</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/multeci-ve-gocmen-limani-anadoluda-suriyeliler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Önemli..!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/onemli/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/onemli/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Jun 2019 14:15:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[EYT]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11245</guid>

					<description><![CDATA[Geçen seçim öncesinde milleti EYT üzerinden kaşıdılar.. Seçim bitti.. Bu sayfalar ortadan kayboldu.. Şimdi de Suriyeliler üzerinden kaşıyorlar&#8230; Özellikle polis özel harekat ve askerler adına açılmış sayfalarından. Ve de Türklük veya Turan üzerine açılmış sayfalardan milletimizin ince yanını kaşıyorlar&#8230; Yüzlerce polis, asker ve komutan arkadaşım var&#8230; Hangisi ile konuşsam, kesinlikle kendilerinin bu tip sayfalar açamayacaklarını, bunun kesinlikle yasak olduğunu ve cezası olduğunu, o türden sayfaların tamamen sivil insanlar tarafından algı oluşturmak için açıldığını, oradan buradan topladıkları polis, asker resimlerini ve videolarını kullanarak kendilerini polis sayfası olarak tanıdıklarını söylüyorlar.. Sakın ha dikkate almayın&#8230; Bu sayfaların paylaştığı Suriyeli videolarındaki Suriyeliler bile anlaşmalı.. O videolar kurgu şeklinde çekiliyor&#8230; Hedefte milli birliğimiz bütünlüğümüz var.. Sizi temin ederim nasıl ki bir önceki seçimde açılan EYT sayfaları ortadan kalktıysa&#8230; Bu seçimden sonra da ortada bir tane Suriyeli videosu göremeyeceksiniz.. Gördükleriniz de eskiye dair videolar olacak.. Bu türden videolar paylaşan polis asker ve Turan sayfalarını derhal EGM&#8217;ye şikayet edin.. Bakalım o sayfaların arkasında gerçekten polis ve askerler mi varmış&#8230; Yoksa FETÖö&#8217;nün kripto sosyal medya timleri mi varmış.. Hepimiz görüp öğrenelim. Şenay Tek]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen seçim öncesinde milleti EYT üzerinden kaşıdılar.. Seçim bitti.. Bu sayfalar ortadan kayboldu..<br />
Şimdi de Suriyeliler üzerinden kaşıyorlar&#8230; Özellikle polis özel harekat ve askerler adına açılmış sayfalarından. Ve de Türklük veya Turan üzerine açılmış sayfalardan milletimizin ince yanını kaşıyorlar&#8230; Yüzlerce polis, asker ve komutan arkadaşım var&#8230; Hangisi ile konuşsam, kesinlikle kendilerinin bu tip sayfalar açamayacaklarını, bunun kesinlikle yasak olduğunu ve cezası olduğunu, o türden sayfaların tamamen sivil insanlar tarafından algı oluşturmak için açıldığını, oradan buradan topladıkları polis, asker resimlerini ve videolarını kullanarak kendilerini polis sayfası olarak tanıdıklarını söylüyorlar.. Sakın ha dikkate almayın&#8230; Bu sayfaların paylaştığı Suriyeli videolarındaki Suriyeliler bile anlaşmalı.. O videolar kurgu şeklinde çekiliyor&#8230; Hedefte milli birliğimiz bütünlüğümüz var.. Sizi temin ederim nasıl ki bir önceki seçimde açılan EYT sayfaları ortadan kalktıysa&#8230; Bu seçimden sonra da ortada bir tane Suriyeli videosu göremeyeceksiniz.. Gördükleriniz de eskiye dair videolar olacak.. Bu türden videolar paylaşan polis asker ve Turan sayfalarını derhal EGM&#8217;ye şikayet edin.. Bakalım o sayfaların arkasında gerçekten polis ve askerler mi varmış&#8230; Yoksa FETÖö&#8217;nün kripto sosyal medya timleri mi varmış.. Hepimiz görüp öğrenelim.<br />
Şenay Tek</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/onemli/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
