<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>şükür &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/sukur/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 06 Mar 2026 13:47:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>şükür &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cahil, Şaşkın, Şükürsüz</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cahil-saskin-sukursuz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cahil-saskin-sukursuz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet BELENKUYU]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 13:31:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Nimet]]></category>
		<category><![CDATA[şükür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=20112</guid>

					<description><![CDATA[Başlıkta tanımlanan kim dersiniz? Modern insan. Çünkü içinde bulunduğu konum ve konforun şuurunda değil. Bugün ucuzluğu ile bilinen ulusal marketlere gittiğinde veya semt pazarına uğradığında alabileceğin ürün çeşitliliği, geçmişte padişahların ulaşamayacağı derecede. Evindeki doğalgaz, giydiğin giysiler, sahip olduğun binek araçları veya toplu taşıma araçları, tarihte olmadığı kadar insanoğlunun lehine. Peki sana gelen / verilen bu rahatlığın, konforun arka planını hiç düşündün mü? Aldığın en ucuz telefonun arkasında onlarca mühendis, yüzlerce çalışan var. O telefonda yer alan metal ve petrokimya ürünleri, çipler için birçok insan emek vermiş. Çok sayıda Çinli, Tayvanlı işçinin emeği üzerine, gemilerle onlarca tayfanın emeğiyle aylarca yolculuk yapıp, ülkene gelmiş ve dağıtım noktalarından markete kadar taşınmış. Aldığın o tropikal meyveyi yine yoksul çiftçiler ve işçiler üretmiş, fabrikalarda işlenip paketlenmiş ve çeşitli nakliye araçları ile marketlerdeki raflara gelmiş. Evinde ocağında, kombinde kullandığın doğalgaz, Sibirya’nın steplerinde, İran’ın çöllerinde yine onlarca, yüzlerce işçinin emeği ile çıkarılıyor, boru hatlarıyla, tankerle taşınıyor, gece gündüz acil müdahale için nöbet bekleyen insanlar yardımıyla sana ulaşıyor. Aldığın o küçük kutudaki ton balığı, adını bilmediğin denizlerde, adını bilmediğin balıkçıların emekleriyle hazırlanıp, paketleme, nakliye işlerini yapan yüzlerce çalışan tarafından sana ulaştırılıyor. Ve medya sana o telefon markasının sahibinin, o gemilerin armatörlerinin, o doğalgaz devlerinin sahibi milyarderlerin hayatını servis &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Başlıkta tanımlanan kim dersiniz?</p>
<p>Modern insan. Çünkü içinde bulunduğu konum ve konforun şuurunda değil.</p>
<p>Bugün ucuzluğu ile bilinen ulusal marketlere gittiğinde veya semt pazarına uğradığında alabileceğin ürün çeşitliliği, geçmişte padişahların ulaşamayacağı derecede. Evindeki doğalgaz, giydiğin giysiler, sahip olduğun binek araçları veya toplu taşıma araçları, tarihte olmadığı kadar insanoğlunun lehine.</p>
<p>Peki sana gelen / verilen bu rahatlığın, konforun arka planını hiç düşündün mü?</p>
<p>Aldığın en ucuz telefonun arkasında onlarca mühendis, yüzlerce çalışan var. O telefonda yer alan metal ve petrokimya ürünleri, çipler için birçok insan emek vermiş. Çok sayıda Çinli, Tayvanlı işçinin emeği üzerine, gemilerle onlarca tayfanın emeğiyle aylarca yolculuk yapıp, ülkene gelmiş ve dağıtım noktalarından markete kadar taşınmış.</p>
<p>Aldığın o tropikal meyveyi yine yoksul çiftçiler ve işçiler üretmiş, fabrikalarda işlenip paketlenmiş ve çeşitli nakliye araçları ile marketlerdeki raflara gelmiş.</p>
<p>Evinde ocağında, kombinde kullandığın doğalgaz, Sibirya’nın steplerinde, İran’ın çöllerinde yine onlarca, yüzlerce işçinin emeği ile çıkarılıyor, boru hatlarıyla, tankerle taşınıyor, gece gündüz acil müdahale için nöbet bekleyen insanlar yardımıyla sana ulaşıyor.</p>
<p>Aldığın o küçük kutudaki ton balığı, adını bilmediğin denizlerde, adını bilmediğin balıkçıların emekleriyle hazırlanıp, paketleme, nakliye işlerini yapan yüzlerce çalışan tarafından sana ulaştırılıyor.</p>
<p>Ve medya sana o telefon markasının sahibinin, o gemilerin armatörlerinin, o doğalgaz devlerinin sahibi milyarderlerin hayatını servis ettiği ve sürekli gelişmiş ülkelerin azınlıkta olan lüksünü gösterdiği için, sen içinde bulunduğun, rahatın konforun farkında değilsin.</p>
<p>Medyanın ve inançsızların pompaladıkları maddeye tapınma ve tüketim çılgınlığında, hırsından gözün bir şeyi görmüyor. Daha da rahat ve konforlu yaşamak hakkın değil mi? Elbette hakkın. Daha çok çalış, üret ve sahip ol. Ama medyanın sana gösterdiği, milyarderlerin, uyuşturucu baronlarının, borsa spekülatörlerinin o lüks hayatına ahlaklı ve kolay yoldan ulaşamayacağını bil.</p>
<p>Ve yine önce sağlıklı olduğun için ve sana verilen bunca nimet için bir şükret, bu kadar kör ve nankör olma. Sonra çalışmaya, adaletsizlikleri ortadan kaldırmaya ve iyilikleri yaymak için mücadeleye devam et.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cahil-saskin-sukursuz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaybettiklerimiz; Kanaatkarlık</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kaybettiklerimiz-kanaatkarlik/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kaybettiklerimiz-kanaatkarlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Korkut Daban]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Dec 2021 08:23:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[kanaat]]></category>
		<category><![CDATA[şükür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17927</guid>

					<description><![CDATA[Her gün bir başka değerimizi ayaklar altında çiğnemek suretiyle tarihin tozlu raflarına gömüyoruz. Kazandıkça daha fazlasını hedefliyor ve daha fazla kazandıkça yeni ve yüksek hedeflere doğru bilinçsiz bir şekilde yol alıyoruz. Deyim yerindeyse dipsiz kuyulara doğru yol almaktan imtina etmiyoruz. Ne hazindir ki bu sakınmasız gözü kara ilerlemenin bir bedeli olduğunun farkında bile değiliz! Açgözlülük bizleri Haris bir şekilde adeta uçurumlara doğru yol aldırıyor. Bir hurma bir hırka prensibinden çok ama çok uzak kaldık. Rızkın teminatının Alemlerin Rabbi olduğunu da unuttuk. Nasibine razı gelip Kanaatkar olanları neredeyse suçlayacak kadar ileri gittik. Tam tersine ihtiraslarımızın ve sonu gelmek bilmeyen tatminsizliğimizin ismini ise Kariyer ve Hedef gibi süslü kelimelerle aklama gayretine girdik. Harislik kelime anlamı itibariyle bir şeyi aşırı ölçüde isteyen, çok istekli, bir şeye doymak bilmeyen, açgözlü, hırslı anlamına gelir. Bizler Haris kavramını tanımlarken, aklımıza nedense hep, açgözlülük ve doyumsuzluk yani işkembemize hitap eden yiyecek ve içecekler gelir. Oysa en büyük açlık yani harislik aslında göz ve gönül dünyamızda olanlardır. Hani meşhur bir hikayedir bilirsiniz. Hazinesi altın dolu bir tacir vasiyetinde kabrini toprak yerine altın ile doldurmalarını ister. Ancak kürekler dolusu altın cesedinin üzerini örtmez. Atılan kürekler dolusu altınlar cesedin göz çukurlarından akıp gider. En nihayetinde Ulemaya sorarlar. Ne yapalım diye. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Her gün bir başka değerimizi ayaklar altında çiğnemek suretiyle tarihin tozlu raflarına gömüyoruz. Kazandıkça daha fazlasını hedefliyor ve daha fazla kazandıkça yeni ve yüksek hedeflere doğru bilinçsiz bir şekilde yol alıyoruz.</p>



<p><strong>Deyim yerindeyse dipsiz kuyulara doğru yol almaktan imtina etmiyoruz. Ne hazindir ki bu sakınmasız gözü kara ilerlemenin bir bedeli olduğunun farkında bile değiliz! Açgözlülük bizleri Haris bir şekilde adeta uçurumlara doğru yol aldırıyor.</strong></p>



<p>Bir hurma bir hırka prensibinden çok ama çok uzak kaldık. Rızkın teminatının Alemlerin Rabbi olduğunu da unuttuk. Nasibine razı gelip Kanaatkar olanları neredeyse suçlayacak kadar ileri gittik.</p>



<p>Tam tersine ihtiraslarımızın ve sonu gelmek bilmeyen tatminsizliğimizin ismini ise Kariyer ve Hedef gibi süslü kelimelerle aklama gayretine girdik.</p>



<p><strong>Harislik kelime anlamı itibariyle </strong><strong>bir şeyi aşırı ölçüde isteyen, çok istekli, bir şeye doymak bilmeyen, açgözlü, hırslı anlamına gelir.</strong></p>



<p>Bizler Haris kavramını tanımlarken, aklımıza nedense hep, açgözlülük ve doyumsuzluk yani işkembemize hitap eden yiyecek ve içecekler gelir. Oysa en büyük açlık yani harislik aslında göz ve gönül dünyamızda olanlardır.</p>



<p>Hani meşhur bir hikayedir bilirsiniz. Hazinesi altın dolu bir tacir vasiyetinde kabrini toprak yerine altın ile doldurmalarını ister. Ancak kürekler dolusu altın cesedinin üzerini örtmez. Atılan kürekler dolusu altınlar cesedin göz çukurlarından akıp gider.</p>



<p>En nihayetinde Ulemaya sorarlar. Ne yapalım diye. Alimler bir avuç toprak atın gözlerinin üzerine der. Ve hikaye o ya! O bir avuç toprak göz çukurlarının kapanmasına yeterli gelir.</p>



<p><strong>İşte bütün mesele bu değil mi dostlar! Bir ömür boyu yapılan koşturmacalar ve ihtirasların sonu sadece bir avuç veya bir kürek toprak.</strong></p>



<p>Muhakkak ki ondan geldik ona döneceğiz inşallah. Sadece bu dahi yetmez mi? İlahi sonucun istikametin ne olduğunu bilmek yetmez mi? Fazlasıyla yeter.</p>



<p>Bugün sabah işine giden bir esnaf, vazife başında bir memur, tarladaki çiftçi dahası okula giden bir öğrenci hangi hedefle güne başlamalıdır? Öyle ya insan yaradılışı itibariyle duygu ve düşünce dünyası olan Eşref-i Mahlukat tanımı ile müsemma bir varlıktır.</p>



<p>Yaratılmışların En Şereflisi olarak tanımlanan bu varlığı diğer canlılardan yani mahlukatlardan ayırt edici en belirgin özellik nedir daha doğrusu ne olmalıdır.</p>



<p>Bu sorunun cevabını aklıselim her Müslüman bilir bilmeli diye düşünüyorum. Bilmemesi ise ayrı bir fecaat diyebilirim.</p>



<p><strong>Öğrencinin tek gayesi yüksek not ile sınıf geçip, sınavlarda büyük başarılar elde etmesi midir? Esnafların ve İş İnsanlarının hedefi günü en yüksek ciro ve kar ile kapatmak mı olmalıdır? Çiftçiler ürünlerini en düşük maliyetle üretip en yüksek rekolteyi mi hedeflemelidir?</strong></p>



<p>Tabii ki hayır! Zaten tüm bu yanlış yönlendirmelerle oluşturulan hedefler toplumun terazisini bozdu diyebiliriz. Maddi ve limitsiz hedefler Mana Dünyasından bizleri adeta koparıp sel suyundaki çöp haline getirdiler.</p>



<p>Dışarıdan bakınca belli amaçlar doğrultusunda çalışıp koşturuyor gibi görünen, bir sürü kuru kalabalıklar haline geldik. Tablonun vahametinin farkında bile olmamamız ayrı bir garabet diyebilirim.</p>



<p>Her Toplumsal olayda olduğu üzere Farkındalık yine büyük bir önem arz etmektedir. İnsanların birbirini arkadaş ve hatta Müslümanların kardeş gördüklerini adeta düşman misali rakip görmesi kabul edilebilir bir durum değildir.</p>



<p><strong>Bu açgözlü ve haris yaklaşım insanlığın en büyük tehdidi olmaya devam ettiği sürece bu fani alemde huzur aramak çok doğru bir beklenti olmayacaktır.</strong></p>



<p>Bugün sadece ihtiraslarının kurbanı olan annelerin ve babaları yetiştirmiş oldukları evlatları, maalesef yarınlarda ki en büyük pişmanlıklarını oluşturacaktır.</p>



<p>İnsanı insan yapan hasletlerden uzak yetiştirilmiş bireyler yarı robot yarı insan özelliği taşımaktadırlar. Sadece temel ihtiyaçlarını karşılayan maneviyattan yoksun birer Cyborg (İnsan makine karışımı bir varlık) haline gelmektedirler.</p>



<p>Yerlerin ve göklerin tek sahibi olan Allah’ın yaratırken vermiş olduğu güzel fıtrata ters hatta aksi bir varlık olup çıkmış durumdayız.</p>



<p>Kur’an-ı Kerim de sürekli olarak zaman üzerine yapılan yeminler ve Hiç akıl etmez misiniz? İfadelerini de düşünmez ve dertlenmez olduk. Sadece Fatiha Suresinde yer alan Sıratı Müstakim ifadesini hayatımıza esas almamız yeterli olacaktır.</p>



<p><strong>Uyanmak için bir ses bir seda lazım ise Yunus Emre ile nokta koymak isterim. Rabbim bizleri Haktan ve Hakikat yolundan ayırmasın inşallah!</strong></p>



<p>Yol odur ki doğru vara<br>Göz odur ki Hakk’ı göre<br>Er odur alçakta dura<br>Yüceden bakan göz değil.</p>



<p><strong>Selam ve dua ile…</strong><strong></strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kaybettiklerimiz-kanaatkarlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah Övgü Değil, Hamd İstemektedir</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/allah-ovgu-degil-hamd-istemektedir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/allah-ovgu-degil-hamd-istemektedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beşir İSLAMOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Nov 2020 12:34:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Hamd]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[şükür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16275</guid>

					<description><![CDATA[Başta şunu belirtelim ki Kur’an’ın birçok terimi Türkçeye çevrildiğinde –Türkçe kelimelerinin yetersizliğinden olacak- yanlış anlamlar verilmekte ve yanlış sonuçlara gidilmektedir. Halbuki Kur’an’daki bir kelimenin Türkçede karşılığı yoksa o kelime Arapça aslı ile kalmalıdır. Mesela; Rahman, Rahim, Takva, hamd, şükür, salat, zekat vb. kelimeler birebir Türkçeye çevrilemez. Onun için bu gibi kelimeler meallerde orijinal haliyle verildikten sonra, dip not olarak o kelimeler hakkında açıklamalar yapılmalıdır. Aksi takdirde yanlış sonuçlara gidilmektedir. Maalesef, pek çok mealde bu hataları görmek mümkündür. Halbuki çevirilerde kelimenin aslını verdikten sonra açıklamalarda bulunulsa, hiçbir sıkıntı olmaz; çünkü nihayetinde yapılan açıklama/yorum kişinin kendisini bağlar. İsteyen o yoruma katılır, isteyen katılmaz; ama Kur’an sözcüğüne “tam eş değer” olmadığı halde anlam verilirse, o büyük bir hata/sapma olur ki bu durumda Kur’an’ın gerçek anlamını bulmak zorlaşacaktır. Bu tespiti yaptıktan sonra şimdi yazımızın konusu olan hamd ve övgü üzerinde durmaya çalışalım. Övmek; bir kimseyi methetmek, takdir etmek, cilalamak, hava vermek gibi anlamlara gelir. Övmenin zıddı ise, bir kimseyi yermek, hicvetmek, kötülemek, aşağılamak demektir. Övmek veya methetmek, insanların başarılarını kutlamak için kullanılır. Çoğu zaman da samimiyetten uzak ve yapmacıktır.Hamd ise, Allah’ın nimet ve iyiliklerine karşı şükranda, ta’zim ve senada bulunmak demektir. Hamda layık olan sadece Allah’tır. Her ne kadar kimi kaynaklarda hamd kelimesi “övgü” &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Başta şunu belirtelim ki Kur’an’ın birçok terimi Türkçeye çevrildiğinde –Türkçe kelimelerinin yetersizliğinden olacak- yanlış anlamlar verilmekte ve yanlış sonuçlara gidilmektedir.</p>



<p>Halbuki Kur’an’daki bir kelimenin Türkçede karşılığı yoksa o kelime Arapça aslı ile kalmalıdır. Mesela; Rahman, Rahim, Takva, hamd, şükür, salat, zekat vb. kelimeler birebir Türkçeye çevrilemez. Onun için bu gibi kelimeler meallerde orijinal haliyle verildikten sonra, dip not olarak o kelimeler hakkında açıklamalar yapılmalıdır. Aksi takdirde yanlış sonuçlara gidilmektedir.</p>



<p>Maalesef, pek çok mealde bu hataları görmek mümkündür. Halbuki çevirilerde kelimenin aslını verdikten sonra açıklamalarda bulunulsa, hiçbir sıkıntı olmaz; çünkü nihayetinde yapılan açıklama/yorum kişinin kendisini bağlar. İsteyen o yoruma katılır, isteyen katılmaz; ama Kur’an sözcüğüne “tam eş değer” olmadığı halde anlam verilirse, o büyük bir hata/sapma olur ki bu durumda Kur’an’ın gerçek anlamını bulmak zorlaşacaktır.</p>



<p>Bu tespiti yaptıktan sonra şimdi yazımızın konusu olan hamd ve övgü üzerinde durmaya çalışalım.</p>



<p>Övmek; bir kimseyi methetmek, takdir etmek, cilalamak, hava vermek gibi anlamlara gelir. Övmenin zıddı ise, bir kimseyi yermek, hicvetmek, kötülemek, aşağılamak demektir.</p>



<p>Övmek veya methetmek, insanların başarılarını kutlamak için kullanılır. Çoğu zaman da samimiyetten uzak ve yapmacıktır.<br>Hamd ise, Allah’ın nimet ve iyiliklerine karşı şükranda, ta’zim ve senada bulunmak demektir. Hamda layık olan sadece Allah’tır.</p>



<p>Her ne kadar kimi kaynaklarda hamd kelimesi “övgü” olarak çevrilmişse de bu doğru değildir. Belirttiğimiz gibi övgü kelimesi, insan için kullanılır ve hiçbir şekilde hamd kavramının eş değeri olamaz. Zaten Kur’an’da da “hamd” sadece Allah için kullanılır.</p>



<p>“Allah, kalplerde gizlenenleri de bilir; zira O, Allah’tır. O’ndan başka ilah yoktur. Dünyada da ahirette de HAMD O’na mahsustur. Hepimiz O’na döndürüleceğiz ve nihai karar O’nundur.” (Kasas 70)</p>



<p>Deniliyor ki uluhiyet ve rububiyet vasıflarına sahip olan Allah niçin “övgü” ve dolayısıyla kendisinin methedilmesini istemektedir?<br>Hayır! Allah övgü ve metih istememektedir; buna asla ihtiyacı da yoktur. O eksik, zayıf ve gücünü başkalarından alan bir varlık değildir. Övgü ve metih ölümlü olan insanlara mahsustur. Peki, Allah ne istemektedir?</p>



<p>Allah, kullarından hamd ve şükür istemektedir. Peki, hamd ve şükür nedir, nasıl yapılır?</p>



<p>Hamd; her şeyden önce Allah’ı gereği gibi tanımaktır. Kainatın mutlak sahibi ve her şeyin yaratıcısı olduğunu bilmek ve O’nu tüm eksik sıfatlardan tenzih etmektir.</p>



<p>Hamd, Allah’ın verdiği nimet ve iyilikleri fark edip O’na şükranda bulunmaktır. Yani, asıl nimet sahibinin Allah olduğunu, biz insanların ise çalışarak o nimetleri kazanmaya çalıştığımızı bilip inanmamız gerekir.</p>



<p>Hamd etmek, birilerinin önerdiği gibi, “elhamdülillah” lafzını 33 veya 100 defa söyleyerek sayı tamamlamak değildir. Hayat boyu Allah’ın nimet ve iyiliklerini hatırlayıp şükranda bulunmaktır.</p>



<p>Şükretmek de Rabbimizin ihsan ettiği nimet ve iyiliklere karşı hamd etmek, kıymetini bilmek, nankörlük etmemek ve ihtiyaç sahipleriyle paylaşmak demektir. Yani hamd ve şükrün fiili tezahürleri olmalıdır. Sadece sözle değil, eylemlerimizle yapmalıyız.</p>



<p>“Biz Lokman’a hikmet verdik ve Allah’a şükret dedik; zira kim şükrederse, o kendi yararı için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, (dert değil); bilesiniz ki Allah, hiç kimseye muhtaç değildir, hamde layık olandır.” (Lokman 12</p>



<p>Onun için övgü ve methetme hiçbir şekilde “hamd” kelimesinin eş değeri olamaz. Hamd ve şükür Allah’ın nimetlerine (ki saymakla bitmez), övgü ve metih de insanların başarılarına karşı yapılan takdirlerdir. Bunların birbirlerine karıştırılmaması gerekir.</p>



<p>Allah’ı uluhiyet ve rububiyet sıfatlarıyla –hakkıyla- takdir etmek başka, insanları başarılarından dolayı takdir etmek başkadır. Esas sorun, insanların Allah’ı gereği gibi tanıyıp takdir etmemeleridir.</p>



<p>“Allah, iman edip düzgün iş yapanları nimetlerle dolu ve ırmaklar akan cennetlere yerleştirir. Orada -hakkı teslim ederek- şöyle diyecekler: “Allah’ım! Sen bütün noksan sıfatlardan uzaksın.” Orada birbirlerine “selam” diyerek iyi dileklerde bulunacaklardır. Duaları da alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun” diyerek son bulacaktır.” (Yunus 9,10)</p>



<p>Elhamdulillahi Rabbil alemin!</p>



<p>Selam ve muhabbetlerimle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/allah-ovgu-degil-hamd-istemektedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nimet ve Şükür</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/nimet-ve-sukur/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/nimet-ve-sukur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mesut Akdağ]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Sep 2020 08:28:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[şükür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15732</guid>

					<description><![CDATA[Canlı olarak, dahası insan olarak sayısız nimetlerle çepeçevre kuşatılmış olarak şu dünya hayatını rahat, kolay ve huzurlu bir şekilde yaşayıp gidiyoruz. Hayatımızı kolaylaştıran ve hayatımızı devam ettiren nimetlerdir. Nimet demek, Allah&#8217;ın bizlere lütfundan hayatımıza huzur ve güzellik katan ikramlardır. Bu ikramlar maddi ve manevidirler. Tattığımız yiyecekler, kullandığımız eşyalarımız maddi nimetlerdir. Her şeye rağmen mutluluğu yakalamamız, sevgi ve muhabbet duyacağımız kimselerin olması ve bizim de sevilip sayılmamız manevi lütuf, nimetlerdir.Nimet Allah&#8217;tandır. Nimet; en başta hayatımız için gereksinim duyduğumuz her şey, yiyecek içecek, işimiz, aşımız, aklımız,bedenimiz, sağlığımız ve daha hayatımızın içinde olan, vazgeçilmezlerimiz kısacası dünyada sahip olduğumuz her şeyimizdir. Allah nimeti azaltır, çoğaltır, alır, verir. Kimine az, Kimine çok verir. Bu, şu demek; sahip olduklarımız, maddi ve manevi her neyimiz varsa, kendimiz kazanmadık. Allah bize nimet olarak lütfetmiştir. Bize düşen ise nimeti, nimet bilmektir. Yani en büyük nimetlerimiz, müslümanlığımızı, imanımızı, ibadetlerimizi (maalesef %99&#8217;u müslüman ülkede yaşıyoruz ama ibadet edenlerin oranı çok düşük ibadet eden kişi olmak da büyük bir nimettir) hayatımızın ve sahip olduğumuz her şeyin Allah&#8217;tan olduğunu bilmek ve şükretmek, nimeti nimet olarak bilmektir. Nimet, maddi ve manevi her ne varsa, sahip olduğumuz her şeydir. En başta üzerinde yaşadığımız dünya ve ona ait olan her şey (hava, su, dağ, deniz, yararlandığımız &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Canlı olarak, dahası insan olarak sayısız nimetlerle çepeçevre kuşatılmış olarak şu dünya hayatını rahat, kolay ve huzurlu bir şekilde yaşayıp gidiyoruz. Hayatımızı kolaylaştıran ve hayatımızı devam ettiren nimetlerdir.<br></p>



<p>Nimet demek, Allah&#8217;ın bizlere lütfundan hayatımıza huzur ve güzellik katan ikramlardır. Bu ikramlar maddi ve manevidirler. Tattığımız yiyecekler, kullandığımız eşyalarımız maddi nimetlerdir. Her şeye rağmen mutluluğu yakalamamız, sevgi ve muhabbet duyacağımız kimselerin olması ve bizim de sevilip sayılmamız manevi lütuf, nimetlerdir.<br>Nimet Allah&#8217;tandır. Nimet; en başta hayatımız için gereksinim duyduğumuz her şey, yiyecek içecek, işimiz, aşımız, aklımız,bedenimiz, sağlığımız ve daha hayatımızın içinde olan, vazgeçilmezlerimiz kısacası dünyada sahip olduğumuz her şeyimizdir. Allah nimeti azaltır, çoğaltır, alır, verir. Kimine az, Kimine çok verir. Bu, şu demek; sahip olduklarımız, maddi ve manevi her neyimiz varsa, kendimiz kazanmadık. Allah bize nimet olarak lütfetmiştir. Bize düşen ise nimeti, nimet bilmektir. Yani en büyük nimetlerimiz, müslümanlığımızı, imanımızı, ibadetlerimizi (maalesef %99&#8217;u müslüman ülkede yaşıyoruz ama ibadet edenlerin oranı çok düşük ibadet eden kişi olmak da büyük bir nimettir) hayatımızın ve sahip olduğumuz her şeyin Allah&#8217;tan olduğunu bilmek ve şükretmek, nimeti nimet olarak bilmektir.<br></p>



<p>Nimet, maddi ve manevi her ne varsa, sahip olduğumuz her şeydir. En başta üzerinde yaşadığımız dünya ve ona ait olan her şey (hava, su, dağ, deniz, yararlandığımız hayvanlar, bitkiler vs) evimiz, arabamız, ailemiz, bedenimiz çocuklarımız, aklımız, sağlığımız, huzurumuz ve daha saymakla bitmek tükenmek bilmeyen nimetlere sahibiz. Bu nimetler için Allah&#8217;a hamd olsun ki, Allah nimetlerini saymakla bitiremeyeceğimizi şu ayetle bize bildirmiştir. &#8220;O size istediğiniz her şeyi verdi. Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız başa çıkamazsınız. Şu bir gerçek ki insanoğlu çok zalim, çok nankördür!&#8221; (İbrahim,14/34) Allah&#8217;ın bunca nimetleri karşısında, acaba bu kadar sayısız nimetler için insanlardan ne isteniyor? Bunu hiç düşündük mü? Bu nimetlere karşılık ne yapmamız gerekir? Bize bir iş yapan veya bir iyilik yapan, bir işimizi gören kişi, bizden maddi olsun manevi olsun bir karşılık bekliyor. Hayatımızın sadece bir karesinde iyiliği dokunan kişi bizden bir ücret beklerken, elbette bu kadar nimete de bir bedel ödenmesi gerekir.<br>Nimet şükür ister. Evet Allah bizlere verdiği nimetler için sadece şükür ister. Şükür nimeti artırır. Nimet arttıkça bizim şükrümüz de ziyadeleşir. Şükrümüz ziyadeleştikçe de nimetlere karşı kanaatimiz ve Allah&#8217;a kulluğumuz artar. Şükür, nimetlerin Allah&#8217;tan geldiğini, bizler için bir ikram-ı ilahi olduğunu idrak ettirir. Allah&#8217;tan geldiğini tam anlamıyla kavradığımız zaman sahip olduğumuz her şeyin, az olsun, çok olsun, kötü veya iyi olsun kıymetini biliriz. Kanaat ederek elimlzdekilerle mutlu olmayı biliriz.<br></p>



<p>Allah nimeti azaltır veya çoğaltır demiştik. Nimetlerimizin çoğalması şükür ile olur. &#8220;Hatırlayın! Rabb&#8217;iniz: &#8220;Eğer şükrederseniz mutlaka size nimetlerimi artırırım, eğer nankörlük ederseniz bilin ki azabım çok şiddetlidir!&#8221; diye bildirmişti.&#8221; (İbrahim, 14/7.) ayeti bizlere nimetin şükür ile artacağını, nimete nankörlük edersek, nimetlerin üzerimizden kalkacağını bildirmektedir. Nimeti artıran şükür, yani şükreden kul olmak da bizler için en büyük nimettir. Eğer şükretmezsek, nimeti bilemeyiz, kıymetini anlayamayız, nimetin kendimizden olmayıp bizzat Allah tarafından bahşedilmiş blr lütuf olduğunu idrak edemeyiz. Böylece hem nimetlerden oluruz hem de nankörlerden oluruz.<br></p>



<p>Şükretmek aynı zamanda hayatın güzelliğini keşfetmemize vesile olur. Hayat, her ne halde olursak olalım (hasta, fakir, sağlıklı, zengin, güçlü, zayıf) her zaman güzeldir, iyidir.<br>Nimet ve şükür arasında büyük bir bağ vardır. İkisi de birbirini tamamlar. Birbirine örülmüş halat gibi şükür ve nimet de birbiri içinde örülü ve birbirine güç kazandıran iki unsurdur. Halat nasıl örülü iplerin çok olması ile daha güçlü olur. Şükür de nimeti, yani Allah&#8217;ı hatırlatır. Allah&#8217;ı hatırlayınca da acizliğimizi idrak ederiz ve Allah&#8217;a kulluk vazifelerimizi daha samimi ve içtenlikle yaparız. Böylece nimetin kıymetini bilir ve israf etmeden, Allah&#8217;a nankörlük etmeden nimetleri gereği gibi kullanarak hep şükür içinde bir kul oluruz.<br></p>



<p>Evet, bir kulun ulaşabileceği en yüksek makam şükürdür. Şükreden kul, kendisinin büyük bir nimet denizinde yüzdüğünü bilir. Her türlü haline bela ve musibet ya da iyiliğe hamd eder, El-hamdülillah der. Musibette asi, iyilikte de nankör olmaz.<br></p>



<p>Peki bu şükür makamına nasıl erişiriz? Tabi ki, ibadetler şükrü artırır. Şükür de ibadeti samimiyetle ihlasla yapmayı sağlar.<br>Anlayacağımız üzere ibadet ve şükür birbirinden ayrılmaz bir bütün, birbirini tamamlayan ve olgunlaştıran kavramlardır. Bunu şu ayetten anlıyoruz &#8220;Artık Allah’ın size helâl ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin. Eğer yalnız O’na ibadet ediyorsanız, Allah’ın nimetine şükredin.&#8221; (Nahl, 16/114)</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/nimet-ve-sukur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
