<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>siyonizm &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/siyonizm/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 14 May 2021 15:36:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>siyonizm &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Nasıl Bir İş Bu?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/nasil-bir-is-bu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/nasil-bir-is-bu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Firuz Türker]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 May 2021 15:36:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[Terör]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17271</guid>

					<description><![CDATA[İsrail Filistin&#8217;in üzerine kabus gibi çökmüş, Günlerdir Filistinlileri böcek gibi öldürüyor. Yetmedi evlerini, dükkanlarını başlarına yıkıyor.Dünya seyirci. Kimsenin çıtı çıkmıyor. Çıktığı zaman da Filistin&#8217;den yana değil, İsrail&#8217;den yana çıkıyor.Fanatik Yahudiler, ve İsrail ordusu, Filistinlileri öldürüp, yıldırıp, sindirerek topraklarına, evlerine, iş yerlerine el koyuyorlar. Filistinlileri yok edip onların yerine çökmek istiyorlar. Zaten ne kaldı ki; Gazze ile Batı Şeria. Filistinlileri oradan sürdükleri zaman bitecek mi sanıyorsunuz? Gözlerini Ürdün&#8217;e, Suriye&#8217;ye, Mısır&#8217;a, Irak&#8217;a, Türkiye&#8217;ye, İran&#8217;a çevirecekler.Arzı Mevud bahanesiyle Ortadoğu&#8217;yu işgal edecekler. Amerikan, Yeni Zelanda, Avustralya yerlilerine ne yaptılarsa şimdi de Ortadoğu&#8217;ya aynını yapmaya çalışıyorlar. Bu bir emperyalist-siyonist projedir. Ortadoğu&#8217;yu işgal projesi.Hani insan hakları savunucuları, hak ve özgürlükçüler, ulusların kendi kaderini tayin hakkı, BM kararları… Nerde? İsrail&#8217;in hiç birini iplediği yok. Tıpkı programlanmış bir robot gibi kör ve sağır bir şekilde kendisine çizilmiş hedefe doğru yürüyor. Kırıp dökerek; yakıp yıkarak; vurup öldürerek. Ona komuta eden Amerika da hiç kimseye aldırış etmeden arkasında duruyor. Aklıma BM de İsrail aleyhine alınan kararlara karşı oy kullanan üç ülke geliyor. ABD, İsrail ve Türkiye… Ya, ne günlerdi o günler.Hamas &#8216;terörist&#8217; peki ya tonlarla silah yığdıkları PKK… PKK &#8216;özgürlük savaşççısı&#8217; Hamas &#8216;terörist.PKK bomba patlatıyor, güdümlü füze kullanıyor, sivilleri vuruyor &#8216;özgürlük savaşçısı&#8217;Filistinliler mermiye taş atıyor &#8216;terörist&#8217;Aşağılık sahtekarlar sizi. Özgürlük ha…İnsan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İsrail Filistin&#8217;in üzerine kabus gibi çökmüş, Günlerdir Filistinlileri böcek gibi öldürüyor. Yetmedi evlerini, dükkanlarını başlarına yıkıyor.<br>Dünya seyirci.</p>



<p><br>Kimsenin çıtı çıkmıyor. Çıktığı zaman da Filistin&#8217;den yana değil, İsrail&#8217;den yana çıkıyor.<br>Fanatik Yahudiler, ve İsrail ordusu, Filistinlileri öldürüp, yıldırıp, sindirerek topraklarına, evlerine, iş yerlerine el koyuyorlar.</p>



<p><br>Filistinlileri yok edip onların yerine çökmek istiyorlar. Zaten ne kaldı ki; Gazze ile Batı Şeria. Filistinlileri oradan sürdükleri zaman bitecek mi sanıyorsunuz? Gözlerini Ürdün&#8217;e, Suriye&#8217;ye, Mısır&#8217;a, Irak&#8217;a, Türkiye&#8217;ye, İran&#8217;a çevirecekler.<br>Arzı Mevud bahanesiyle Ortadoğu&#8217;yu işgal edecekler. Amerikan, Yeni Zelanda, Avustralya yerlilerine ne yaptılarsa şimdi de Ortadoğu&#8217;ya aynını yapmaya çalışıyorlar. Bu bir emperyalist-siyonist projedir. Ortadoğu&#8217;yu işgal projesi.<br>Hani insan hakları savunucuları, hak ve özgürlükçüler, ulusların kendi kaderini tayin hakkı, BM kararları… Nerde?</p>



<p><br>İsrail&#8217;in hiç birini iplediği yok. Tıpkı programlanmış bir robot gibi kör ve sağır bir şekilde kendisine çizilmiş hedefe doğru yürüyor. Kırıp dökerek; yakıp yıkarak; vurup öldürerek. Ona komuta eden Amerika da hiç kimseye aldırış etmeden arkasında duruyor. Aklıma BM de İsrail aleyhine alınan kararlara karşı oy kullanan üç ülke geliyor. ABD, İsrail ve Türkiye… Ya, ne günlerdi o günler.<br>Hamas &#8216;terörist&#8217; peki ya tonlarla silah yığdıkları PKK…</p>



<p><br>PKK &#8216;özgürlük savaşççısı&#8217; Hamas &#8216;terörist.<br>PKK bomba patlatıyor, güdümlü füze kullanıyor, sivilleri vuruyor &#8216;özgürlük savaşçısı&#8217;<br>Filistinliler mermiye taş atıyor &#8216;terörist&#8217;<br>Aşağılık sahtekarlar sizi.</p>



<p><br>Özgürlük ha…<br>İnsan hakları ha…<br>Sizin ağzınızdaki her şey palavra.<br>Ya bizim içimizde olup da &#8216;Filistinliler zamanında topraklarını para karşılığı sattı&#8217; diyenler.</p>



<p><br>Şimdi ne oluyor peki?<br>İsrail satın aldığı yerlerden icra yoluyla Filistinlileri çıkarmaya mı çalışıyor?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/nasil-bir-is-bu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sisi’nin Tüccar Komutanları</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sisinin-tuccar-komutanlari/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sisinin-tuccar-komutanlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Jun 2020 08:19:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[sisi]]></category>
		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=14935</guid>

					<description><![CDATA[Geçen Cumartesi günü Libya hududuna yakın bir askeri üste konuşan darbeci general&#160;A.Fettah Sisi, pilotlara ülke haricinde bir operasyona hazır olmalarını söyledi. Ayrıca Libyalı bazı kabile reislerinin bulunduğu topluluğa hitaben de ‘Sirte ve Cufre&#160;bizim için kırmızı çizgidir’ dedi. BM nezdinde meşru kabul edilen ve Türkiye’nin desteklediği Milli (Ulusal) Mutabakat Hükümeti’ni terörist ilan eden, savaş suçlusu Hafter’i de meşru kabul eden Sisi, hudut güvenliği gerekçesiyle (Libya Mısır sınırı 1200 km.dir. Sirte ise hududa 900 km. uzaklıktadır) Libya’ya askeri müdahalede bulunacağını ilan etti. Bazı Arap ülkeleri de Mısır’ın bu çıkışına destek verdi. Savaş suçlusu&#160;Hafter&#160;meşru hükümet güçleri karşısında gerilemeye ve kaçmaya başlayınca Mısır ateşkes ve Libya başkanlık konseyinin seçimini öneren bir çıkış yapmıştı. Oysa aynı Mısır diğer şürekası ile Moskova’da ve Berlin’de kararlaştırılan ateşkesi imzalamadan kaçan&#160;Hafter’e saldırması için destek veriyordu. Mısır’ın şimdi ateşkes ve barış isteğinin hezimet üstüne hezimete uğrayan&#160;Hafter’i kurtarmaktan&#160;öte bir anlam taşımadığını artık cümle âlem biliyor. Yularını Siyonizm’in tutuğu Sisi kendince Türkiye’ye meydan okuyor. Buna mukabil&#160;Milli Mutabakat Hükümeti&#160;Sisi’nin bu çıkışını Libya’nın iç işlerine müdahale ve harb ilanı olarak değerlendirdi. Ayrıca&#160;Arap Birliği’nin&#160;Libya’ya danışmadan yapacağı Libya konulu digital toplantıya katılmayacağını ve tanımayacağını, BM nezaretindeki tüm aracılıklara açık olduklarını ama tek taraflı teşebbüsleri muhatap almayacaklarını ilan etti. TÜRKİYE-MISIR SAVAŞI MI? Şimdilerde tartışılan hararetli konu, Mısır &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Geçen Cumartesi günü Libya hududuna yakın bir askeri üste konuşan darbeci general&nbsp;<strong>A.Fettah Sisi</strong>, pilotlara ülke haricinde bir operasyona hazır olmalarını söyledi.</p>



<p>Ayrıca Libyalı bazı kabile reislerinin bulunduğu topluluğa hitaben de ‘<strong>Sirte ve Cufre</strong>&nbsp;bizim için kırmızı çizgidir’ dedi.</p>



<p>BM nezdinde meşru kabul edilen ve Türkiye’nin desteklediği Milli (Ulusal) Mutabakat Hükümeti’ni terörist ilan eden, savaş suçlusu Hafter’i de meşru kabul eden Sisi, hudut güvenliği gerekçesiyle (Libya Mısır sınırı 1200 km.dir. Sirte ise hududa 900 km. uzaklıktadır) Libya’ya askeri müdahalede bulunacağını ilan etti. Bazı Arap ülkeleri de Mısır’ın bu çıkışına destek verdi.</p>



<p>Savaş suçlusu<strong>&nbsp;Hafter</strong>&nbsp;meşru hükümet güçleri karşısında gerilemeye ve kaçmaya başlayınca Mısır ateşkes ve Libya başkanlık konseyinin seçimini öneren bir çıkış yapmıştı.</p>



<p>Oysa aynı Mısır diğer şürekası ile Moskova’da ve Berlin’de kararlaştırılan ateşkesi imzalamadan kaçan&nbsp;<strong>Hafter’e saldırması için destek veriyordu.</strong></p>



<p>Mısır’ın şimdi ateşkes ve barış isteğinin hezimet üstüne hezimete uğrayan&nbsp;<strong>Hafter’i kurtarmaktan&nbsp;</strong>öte bir anlam taşımadığını artık cümle âlem biliyor.</p>



<p>Yularını Siyonizm’in tutuğu Sisi kendince Türkiye’ye meydan okuyor.</p>



<p>Buna mukabil&nbsp;<strong>Milli Mutabakat Hükümeti</strong>&nbsp;Sisi’nin bu çıkışını Libya’nın iç işlerine müdahale ve harb ilanı olarak değerlendirdi. Ayrıca&nbsp;<strong>Arap Birliği’nin</strong>&nbsp;Libya’ya danışmadan yapacağı Libya konulu digital toplantıya katılmayacağını ve tanımayacağını, BM nezaretindeki tüm aracılıklara açık olduklarını ama tek taraflı teşebbüsleri muhatap almayacaklarını ilan etti.</p>



<p><strong>TÜRKİYE-MISIR SAVAŞI MI?</strong></p>



<p>Şimdilerde tartışılan hararetli konu, Mısır ordusunun Türk ordusuyla savaşma senaryosu.</p>



<p>Özetle Türkiye’nin Libya’da her hangi bir ordu birliği bulunmuyor. İmzalanan anlaşmalar çerçevesinde danışmalar bulunuyor.</p>



<p>Sadece onların desteğiyle hükümet güçleri 9 ülkenin her türlü imkânıyla desteklediği Hafter güçlerine unutamayacağı mağlubiyeti tattırdı.</p>



<p>Farz edelim ki Sisi ordusunu Libya’ya gönderdi. Yıllardır üç buçuk Siyonist’e karşı tek bir zafer elde edememiş koca Mısır ordusu,&nbsp;<strong>onca ticari meşgaleden başını kaldırıp Libya’da nasıl başarı elde edecek acaba?</strong></p>



<p>Sadece kendi halkına karşı eğitilmiş Mısır ordusu hangi deneyimle dış müdahalede bulunacak,&nbsp;<strong>hele de karşısında Türk subayların koordine ettiği Ömer Muhtar’ın torunları cesur Libyalılar varsa?</strong></p>



<p>Kimi Arap ülkeleri destekleyecekmiş! Hafter’i zaten desteklemediler mi?&nbsp;<strong>Sisi’nin tüccar komutanları Hafter’den daha mı tecrübeli?</strong></p>



<p>Türkiye kardeş Mısır ile savaşı aklının ucundan bile geçirmez ama&nbsp;<strong>darbeci Sisi</strong>&nbsp;bir çılgınlık yapar Libya hükümeti de Türkiye’den destek isterse Sisi’nın askerleri savaşmanın öyle Rabia meydanında silahsız sivillere kurşun sıkmak olmadığını görürler, bunu Sisi de anlar ama o koltukta oturabilir mi orasını bilemem!</p>



<p>Aslında bölgedeki huzuru ve barışı sağlayacak güç&nbsp;<strong>Türkiye Mısır ortaklığıdır.</strong>&nbsp;<strong>Mürsi&nbsp;</strong>merhum bu ortaklığın bânisi olacaktı.</p>



<p>Ama emperyalizm,&nbsp;<strong>Mısır’ı Siyonistlerden daha Siyonist bir yönetime teslim ederek o ortaklığı seraba dönüştürdü.</strong></p>



<p>Gezi olaylarıyla Türkiye için de Mısır senaryosu yazılmıştı ama emperyalizmin oyununu fark eden liderlik buna izin vermedi. Libya’da da vermeyecek inşallah.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sisinin-tuccar-komutanlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siyonizm sever Başkan sizi ele veriyor!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/siyonizm-sever-baskan-sizi-ele-veriyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/siyonizm-sever-baskan-sizi-ele-veriyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Nov 2019 07:49:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ekrem imamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12883</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul’un terli Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Müdafa İmamoğlu, “Barış Pınarı Harekâtı” başlayınca ortalıktan toz oldu. Seçim kampanyası döneminde camiden çıkmazdı; ölülerimize ve şehitlerimize Yasin’i Şerif okurdu, Twitter hesabından Cuma namazlarını nerede kıldığını duyururdu, başörtülü kadınlarla fotoğraf çektirirdi, Yenikapı’da otomobil şovlar düzenlerdi&#8230; Birden kayboldu. Görüntü verdiği yerleri hatırlayalım: İki kez Bodrum’da tatil yaparken (birinde İstanbul’u sel götürüyordu), üç kez de Zülfü Livaneli konserinde yakalandı&#8230; (Çünkü Livaneli, en az Manukyan kadar zengin bu Karadenizli inşaatçıyı “solun lideri” ilan etmişti; böylesine midesiz bir adamdı.) Sonra “Batman’dan dönüyorum” ayağına, Diyarbakır’a uğradı; terör partisinin görevden alınmış belediye başkanlarıyla sarmaş dolaş görüntüler verdi. Döndü, İstanbul’da demeç üstüne demeç patlattı&#8230; “Barış ve kardeşlik” konulu bu demeçlerden, ne yazık ki, sadece HDP’liler nasibini aldı&#8230; “Farklılıklar” hatırlanmadı bile&#8230; Çünkü “farklılıklar” kapı dışarı edilmişti; Kemal Kılıçdaroğlu’nun verdiği “namus sözüne” rağmen, iş akitleri feshedilmişti. Sonra kaybettik&#8230; Ekrem Müdafa İmamoğlu nerelerdedir, kimlerledir, hangi ortamlarda terini silmektedir, hangi Heval’lerle hasbihal etmektedir, bilemedik&#8230; Hasbelkader ortalıkta göründüğü zamanlarda da, ustalıkla sorulardan kaçtı. Fakat, “kaçış” da bir yere kadar&#8230; Gazeteciler, bir punduna getirip, “Barış Pınarı Harekâtı” hakkında ne düşündüğünü sordular. Ne cevap verdi, biliyor musunuz? “Kafam rahat değil&#8230;” Bu açıklamasında İmamoğlu hangi “taraf” adına kaygılanıyordu? Ellerindeki 30 bin TIR Amerikan silahı tenekeye dönen YPG adına mı, yoksa bin bir fedakârlıkla sınırlarımızı terörden arındırmaya çalışan Mehmetçik adına mı? Harekât başladı, bitti, terör örgütü büyük bir zayiatla geri çekildi, Ekrem İmamoğlu’nun ağzından hâlâ (“kafam rahat değil”) dışında bir açıklama duymadık. Öteki (yani Kemal Kılıçdaroğlu) hiç değilse, “içi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’un terli Büyükşehir Belediye Başkanı <strong>Ekrem Müdafa İmamoğlu, “Barış Pınarı Harekâtı”</strong> başlayınca ortalıktan toz oldu.</p>
<p>Seçim kampanyası döneminde camiden çıkmazdı; ölülerimize ve şehitlerimize <strong>Yasin’i Şerif </strong>okurdu, Twitter hesabından Cuma namazlarını nerede kıldığını duyururdu, başörtülü kadınlarla fotoğraf çektirirdi, Yenikapı’da otomobil şovlar düzenlerdi&#8230;</p>
<p>Birden kayboldu.</p>
<p>Görüntü verdiği yerleri hatırlayalım:</p>
<p>İki kez <strong>Bodrum</strong>’da tatil yaparken <em>(birinde İstanbul’u sel götürüyordu)</em>, üç kez de <strong>Zülfü Livaneli</strong> konserinde yakalandı&#8230; <em>(Çünkü Livaneli, en az <strong>Manukyan </strong>kadar zengin bu Karadenizli inşaatçıyı <strong>“solun lideri”</strong> ilan etmişti; böylesine midesiz bir adamdı.)</em></p>
<p>Sonra <strong>“Batman’dan dönüyorum” </strong>ayağına, Diyarbakır’a uğradı; <strong>terör partisinin</strong> görevden alınmış belediye başkanlarıyla sarmaş dolaş görüntüler verdi.</p>
<p>Döndü, İstanbul’da demeç üstüne demeç patlattı&#8230; <strong>“Barış ve kardeşlik”</strong> konulu bu demeçlerden, ne yazık ki, sadece <strong>HDP</strong>’liler nasibini aldı&#8230;</p>
<p><strong>“Farklılıklar”</strong> hatırlanmadı bile&#8230;</p>
<p>Çünkü “farklılıklar” kapı dışarı edilmişti; <strong>Kemal Kılıçdaroğlu</strong>’nun verdiği <strong>“namus sözüne”</strong> rağmen, iş akitleri feshedilmişti.</p>
<p>Sonra kaybettik&#8230;</p>
<p>Ekrem Müdafa İmamoğlu nerelerdedir, kimlerledir, hangi ortamlarda terini silmektedir, hangi <strong>Heval</strong>’lerle hasbihal etmektedir, bilemedik&#8230;</p>
<p>Hasbelkader ortalıkta göründüğü zamanlarda da, ustalıkla sorulardan kaçtı.</p>
<p>Fakat, <strong>“kaçış”</strong> da bir yere kadar&#8230;</p>
<p>Gazeteciler, bir punduna getirip, <strong>“Barış Pınarı Harekâtı”</strong> hakkında ne düşündüğünü sordular.</p>
<p>Ne cevap verdi, biliyor musunuz?</p>
<p><strong>“Kafam rahat değil&#8230;”</strong></p>
<p>Bu açıklamasında İmamoğlu hangi <strong>“taraf”</strong> adına kaygılanıyordu? Ellerindeki 30 bin TIR Amerikan silahı tenekeye dönen <strong>YPG</strong> adına mı, yoksa bin bir fedakârlıkla sınırlarımızı terörden arındırmaya çalışan Mehmetçik adına mı?</p>
<p>Harekât başladı, bitti, terör örgütü büyük bir zayiatla geri çekildi, Ekrem İmamoğlu’nun ağzından hâlâ <em>(<strong>“kafam rahat değil”</strong>)</em> dışında bir açıklama duymadık.</p>
<p>Öteki <em>(yani <strong>Kemal Kılıçdaroğlu</strong>)</em> hiç değilse, <strong>“içi yana yana”</strong> tezkereye <em>(harekâta)</em> destek verdiğini açıkladı.</p>
<p><strong>Ekrem Müdafa İmamoğlu</strong> harekâta destek veriyor mu?</p>
<p>Bilmiyoruz.</p>
<p>Destek veriyorsa niye, vermiyorsa niye?</p>
<p>Bunu da bilmiyoruz.</p>
<p>Sadece ortaya laf yuvarlıyor: <strong>“Kafam rahat değil&#8230;”</strong></p>
<p>Fakat üzülmesinler&#8230;</p>
<p>Bu <strong>“tavırsızlıkları”</strong> HDP cenahında doğru algılandı. Yani HDP’liler, harekâta destek verip vermedikleri anlaşılmayan CHP’ye kızmadılar.</p>
<p>Bunu nerden biliyoruz?</p>
<p>HDP’nin <strong>Siyonizm taraftarı</strong> Eş Genel Başkanı <strong>Sezai Temelli</strong>’nin açıklamalarından.</p>
<p>Şöyle buyuruyor Temelli: <strong>“Barış Pınarı Harekâtından dolayı CHP’yi eleştirdik, eleştirmeye devam ediyoruz. Fakat </strong>&#8216;Size oy verdik, bunun bir diyeti var. Karşılığını istiyoruz&#8217;<strong>gibi bir anlayışımız yok, bir diyet peşinde değiliz. Biz, 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerini kendi stratejimize uygun değerlendirdik. </strong>‘Türkiye&#8217;nin demokratikleşmesi için AKP-MHP ittifakının geriletilmesi gerekiyor’<strong>, dedik. 31 Mart yerel seçimlerinden başlayarak demokratikleşme siyasetini hayata geçirmeyi önümüze hedef olarak koyduk ve AKP-MHP ittifakını ciddi anlamda gerilettik.”</strong></p>
<p>Görüyorsunuz, değil mi?</p>
<p>Faşist <strong>PKK</strong> istemese bir dakika daha o koltukta oturamayacak Sezai Temelli’nin ettiği lafları görüyorsunuz&#8230;</p>
<p>CHP’liler, <strong>“Asla HDP’yle ittifak yapmadık”</strong> deseler de, Sezai Temelli iki partinin de ipliğini pazara çıkarıyor.</p>
<p>İttifak yapmışlar, yapıyorlar&#8230;</p>
<p>Hem de <strong>“Türkiye’nin kaybı”</strong> temelinde ittifak yapıyorlar!</p>
<p>Ahmet Kekeç/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/siyonizm-sever-baskan-sizi-ele-veriyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siyonist YİNON PLANI, Nusaybin’de nasıl uygulandı?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/siyonist-yinon-plani-nusaybinde-nasil-uygulandi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/siyonist-yinon-plani-nusaybinde-nasil-uygulandi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Oct 2019 10:06:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[nusaybin]]></category>
		<category><![CDATA[Siyonist]]></category>
		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12770</guid>

					<description><![CDATA[Tuğgeneral Salih Kırhan ile Nusaybin’i karış karış bilen Özel Harekat müdürümüz 1.5 ay birlikte çalışıp operasyon planı hazırladı. Tam operasyona başlayacakken bir baktık plan değişmiş. Benim adıma kullanacakları tüm silahların yazılı olduğu bir ‘operasyon talimatı’ hazırlayıp imzalamam için önüme koydular. Reddettim. Dertleri sivil alanlara saldırmaktı. Ardından da bu talimatı gösterip suçu bize atmaktı. Eğer sivilleri tahliye etmeseydik bu tezgah çok daha büyük şeylere sebep olabilirdi. Bana baştan ‘evleri yıkın’ talimatı verdirmeye çalıştılar. Bir şekilde infial yaratmak istediler.” Bu sözler, 19 Ağustos 2016’da Akşam’dan Kenan İspir’e konuşan hendek-barikat savaşı döneminin Mardin Valisi Ömer Faruk Koçak’a ait. Devam edelim. “Değiştirdikleri planla operasyon başladı ve ilk andan itibaren maalesef çok şehit vermeye başladık. Bizim karşı EYP’lerle döşenmiş sokaklara askerleri şehit olacaklarını bile bile gönderiyorlardı. Salih Kırhan, Adem Huduti ve İbrahim Yılmaz bunu en baştan kurgulamıştı. Huduti&#8216;den karakoldaki astsubaya kadar hepsi işin içindeydi.” “Komutanları sürekli ilk başta sınıra yakın olan Zeynel Abidin Mahallesi’nden operasyona başlamaları konusunda uyardık. Resmen teröristlerin tünel kazmasına fırsat verildi. İşler bir türlü düzelmeyince Tunceli Komando Tugay Komutanı Levent Ergün’ü gönderdiler. Ergün’ün geleceğini öğrenince Kırhan “O Balyozdan yargılandı. Gelmesin” diye karşı çıktı. O zaman Ergün’ün onlardan olmadığını anladım. Tuğgeneral Levent Ergün Mayıs başında Nusaybin’e geldi. İlk olarak tünellerin kazıldığı Zeynel Abidin Mahallesi’nden başladı ve bölgeyi 1 ayda az zaiyatla temizledi.”  Aslında, NATO-ABD’den gelen listeler ile FETÖ’cü savcılar işlerini iyi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Tuğgeneral <strong>Salih Kırhan</strong> ile Nusaybin’i karış karış bilen Özel Harekat müdürümüz 1.5 ay birlikte çalışıp operasyon planı hazırladı. Tam operasyona başlayacakken bir baktık plan değişmiş. Benim adıma kullanacakları tüm silahların yazılı olduğu bir ‘operasyon talimatı’ hazırlayıp imzalamam için önüme koydular. Reddettim. Dertleri sivil alanlara saldırmaktı. Ardından da bu talimatı gösterip suçu bize atmaktı. Eğer sivilleri tahliye etmeseydik bu tezgah çok daha büyük şeylere sebep olabilirdi. Bana baştan ‘evleri yıkın’ talimatı verdirmeye çalıştılar. Bir şekilde infial yaratmak istediler.”</em></p>
<p>Bu sözler, 19 Ağustos 2016’da <strong><em>Akşam</em></strong>’dan <strong>Kenan İspir’</strong>e konuşan hendek-barikat savaşı döneminin Mardin Valisi <strong>Ömer Faruk Koçak’</strong>a ait. Devam edelim.</p>
<p><em>“Değiştirdikleri planla operasyon başladı ve ilk andan itibaren maalesef çok şehit vermeye başladık. Bizim karşı EYP’lerle döşenmiş sokaklara askerleri şehit olacaklarını bile bile gönderiyorlardı. <strong>Salih Kırhan, Adem Huduti</strong> ve <strong>İbrahim Yılmaz </strong>bunu en baştan kurgulamıştı. <strong>Huduti</strong>&#8216;den karakoldaki astsubaya kadar hepsi işin içindeydi.”</em></p>
<p><em>“Komutanları sürekli ilk başta sınıra yakın olan Zeynel Abidin Mahallesi’nden operasyona başlamaları konusunda uyardık. Resmen teröristlerin tünel kazmasına fırsat verildi. İşler bir türlü düzelmeyince Tunceli Komando Tugay Komutanı <strong>Levent Ergün’</strong>ü gönderdiler. <strong>Ergün</strong>’ün geleceğini öğrenince <strong>Kırhan</strong> <strong>“O</strong> <strong>Balyozdan yargılandı. Gelmesin</strong>” diye karşı çıktı. O zaman <strong>Ergün</strong>’ün onlardan olmadığını anladım. Tuğgeneral <strong>Levent Ergün</strong> Mayıs başında Nusaybin’e geldi. İlk olarak tünellerin kazıldığı Zeynel Abidin Mahallesi’nden başladı ve bölgeyi 1 ayda az zaiyatla temizledi.” </em></p>
<p>Aslında, NATO-ABD’den gelen listeler ile FETÖ’cü savcılar işlerini iyi yapmışlar, <strong>Levent Ergün’</strong>ü, Balyoz kumpasıyla 20 ay cezaevine koymuşlardı. Nusaybin’i temizleyen o komutan bugün <strong><em>Tümgeneral </em></strong>üniformasıyla Barış Pınarı Harekatı’nın üst kurmaylarından biri…</p>
<p>Kendisi de İzmir Casusluk Kumpası mağduru olan <strong>Coşkun Başbuğ’</strong>a göre, harekat kurmaylarının hemen tamamı FETÖ kumpasından kurtulup üniformasına kavuşmuş şerefli-vatansever askerlerden oluşuyor.</p>
<p><strong>Siyonist ittifak: FETÖ-PKK</strong><br />
Şubat 1980’de <strong><em>Uluslararası Siyonist Teşkilat</em></strong> tarafından yayınlanan <strong><em>Kivunum</em></strong> <em>(Talimatlar)</em> dergisinde <em>“Beyrut Kasabı”</em> olarak adlandırılan katliamcı faşist eski İsrail Başbakanı <strong>Ariel Şaron’</strong>un danışmanı <strong>Oded Yinon’</strong>un yazdığı bir yazıyla başlayan sürecin sonuna geldik.</p>
<p>Tevrat’ta Mısır’daki Nil’den Mezopotamya’daki Fırat’a uzanan <strong>“vaat edilmiş</strong> <strong>toprakları”</strong> (kulakların çınlasın <strong>Sezai T.</strong>) hedefleyen plan, <strong>“1980’lerde İsrail İçin</strong> <strong>Strateji”</strong> başlığı taşıyordu.</p>
<p><strong>YİNON PLANI</strong> 1982’de devreye sokuldu.</p>
<p>Aynı yıl, PKK kuruldu, 1980 darbesinin generali <strong>Kenan Evren</strong> de FETÖ’ye ordunun kapılarını açtı, FETÖ’nün siyasetteki ayağı ANAP’tı, PKK’yı sahiplenmek ise HADEP üzerinden <strong>Erdal İnönü’</strong>nün SHP’sine kalmıştı…</p>
<p><strong>Önce Arap coğrafyasını, sonrasında da İran ve Türkiye’yi parçalamayı öngören bir plan sürecinde Türkiye’nin infaza sürüklendiği yıllardan söz ediyorum, sembolü, Nusaybin’de yaşanılanlardır.</strong></p>
<p>FETÖ hainlerinin sosyal medya hesapları, bugün de PKK için neden feryat ediyor sanıyorsunuz? Pislik <strong>Enes K.</strong> Washington’a kadar gidip kim için Türkiye’ye ekonomik ambargo istiyor, söyleyeyim, İsrail!..</p>
<p><strong>Uzlaşma söz konusu değildir…</strong><br />
Beyazsaray’daki <em>Evanjelik-siyonist lobinin</em> lideri Başkan Yardımcısı <strong>Pence,</strong> Ankara’da pazarlık yapacak.</p>
<p>FETÖ ve PKK’yı korumaları bu planın doğal sonucudur.</p>
<p><strong>Uzlaşır, manevra bırakırsak, kendimize ihanet etmiş oluruz.</strong></p>
<p><strong>Ordu çıktığı seferi tamamlayacak, o Siyonist plan tarihe gömülecek.</strong></p>
<p><em>(Emperyalist ordu durduğunda milletin duracağını sanıyor, geçiniz.)</em></p>
<p>Birinden, <strong>“Ne işimiz var Ortadoğu batağında”</strong> diye bir söz duyarsanız, şunu düşünün:</p>
<p><strong>“Ya bir aptal, ya da bilinçli bir Siyonist işbirlikçisiyle karşılaştım.”</strong></p>
<p>NOKTA.</p>
<p>Ardan Zentürk/ Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/siyonist-yinon-plani-nusaybinde-nasil-uygulandi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siyonizm Bir Din Değil Bir Ruhtur&#8230;</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/siyonizm-bir-din-degil-bir-ruhtur/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/siyonizm-bir-din-degil-bir-ruhtur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 May 2019 09:22:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Şenay Tek]]></category>
		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10526</guid>

					<description><![CDATA[Siyonizm bir din değil bir ruhtur&#8230; Bu ruh, ülkeleri ve kişileri çıkarları doğrultusunda, yorulup, tükenip, ölüp bitene kadar, vücut olarak kullanır&#8230; Vücut işlevini kaybettiği anda ise bu ruh o bedeni terk eder ve yeni bir bedende varlığını devam ettirmeye başlar.. Amerika&#8217;nın maddi ve manevi yönden batıyor olması demek, siyonizmin bittiği anlamına gelmez.. Siyonizm ruhunun başka bir vücuda taşınacağının göstergesidir&#8230; Bu yeni vücudun ismi ise ÇİN&#8217;dir.. SİYONİSTLER, korkak ama çalışkan ve zeki bir topluluktur.. Bu sebeple, bu saatten sonra Çin ile yapacağımız bütün anlaşmaların metinleri en ince detayına kadar incelenmeli ona göre imzalar atılmalıdır.. Günü birlik çıkarlar değil evladiyelik çıkarlar gözetilmelidir&#8230; Gördüğünüz gibi Türkiye Cumhuriyeti 100 yıl önce atılan imzaların yükünü hala omuzlarından atamadı.. Siyonizmin hamallığını yapıyor.. Şenay Tek]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Siyonizm bir din değil bir ruhtur&#8230; Bu ruh, ülkeleri ve kişileri çıkarları doğrultusunda, yorulup, tükenip, ölüp bitene kadar, vücut olarak kullanır&#8230; Vücut işlevini kaybettiği anda ise bu ruh o bedeni terk eder ve yeni bir bedende varlığını devam ettirmeye başlar.. Amerika&#8217;nın maddi ve manevi yönden batıyor olması demek, siyonizmin bittiği anlamına gelmez.. Siyonizm ruhunun başka bir vücuda taşınacağının göstergesidir&#8230; Bu yeni vücudun ismi ise ÇİN&#8217;dir.. SİYONİSTLER, korkak ama çalışkan ve zeki bir topluluktur.. Bu sebeple, bu saatten sonra Çin ile yapacağımız bütün anlaşmaların metinleri en ince detayına kadar incelenmeli ona göre imzalar atılmalıdır.. Günü birlik çıkarlar değil evladiyelik çıkarlar gözetilmelidir&#8230; Gördüğünüz gibi Türkiye Cumhuriyeti 100 yıl önce atılan imzaların yükünü hala omuzlarından atamadı.. Siyonizmin hamallığını yapıyor..</p>
<p>Şenay Tek</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/siyonizm-bir-din-degil-bir-ruhtur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Orta Doğu&#8217;daki En Büyük Hedef Türkiye</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/orta-dogudaki-en-buyuk-hedef-turkiye/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/orta-dogudaki-en-buyuk-hedef-turkiye/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 May 2019 08:11:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Şenay Tek]]></category>
		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10489</guid>

					<description><![CDATA[İsrail, Suudi Arabistan&#8217;a, İngiltere ve İtalya ise Mısır&#8217;a büyük ölçüde askeri destek verdi ve vermeye de devam ediyor. Kendi halkını doyurmaya dahi hükmü olmayan Sisi yönetimi, ekonomisi pert olduğu halde, ne akla hizmetse artık, hiç durmadan Batılı ülkelerden askeri envanterler satın almaya ve yığınak yapmaya devam ediyor. Daha doğrusu satın alıyormuş gibi yapmaya devam ediyor. İşin aslı ise bambaşka&#8230; Mısır&#8217;ı sömürgesi altında tutan siyonist baronlar, el altından Mısır&#8217;a askeri yığınak çekiyor&#8230; Arkadaşlar! İsrail, ABD, Mısır, Yunanistan ve Güney Kıbrıs&#8217;ı el altından bize karşı gizli gizli örgütlüyor. Son birkaç aydan beri, Batılı ülkeler tarafından Kıbrıs&#8217;a 125 adet F-35 savaş uçağı indirildi&#8230; Akdeniz&#8217;de tamı tamına 43 adet ABD savaş gemisi konuşlanmış durumda. Fransa&#8217;ya ait uçak gemisi ve filosu, İngilizler&#8217;e ve İtalyanlar&#8217;a ait savaş gemileri hepsi birden Akdeniz&#8217;e demir atmış durumda.. ABD Savunma Bakanlığı hiç durmadan Kuzey Irak&#8217;taki askeri üslerine yığınak yapmaya devam ediyor&#8230; PKK&#8217;ya verilen 35.000 tır silah, hali hazırda Suriye topraklarında ilk kurşunun sıkılacağı gün için bekletiliyor.. Bu bir işgal girişimi hazırlığıdır&#8230; Tam da bu sebepten dolayı, Doğu Akdeniz&#8217;e dikkat kesilmek zorundayız.. Akdeniz&#8217;de asla taviz vermemeli, gözümüzü dört açmalıyız.. Gerekirse Kuzey Kıbrıs&#8217;a asker sevkiyatı dahi düşünmeliyiz.. İşin tuhaf tarafı, Batılı ülkeler, Akdeniz&#8217;de yaptığı her hazırlık için İran&#8217;ı hedef gösteriyor&#8230; Evet önce &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İsrail, Suudi Arabistan&#8217;a, İngiltere ve İtalya ise Mısır&#8217;a büyük ölçüde askeri destek verdi ve vermeye de devam ediyor. Kendi halkını doyurmaya dahi hükmü olmayan Sisi yönetimi, ekonomisi pert olduğu halde, ne akla hizmetse artık, hiç durmadan Batılı ülkelerden askeri envanterler satın almaya ve yığınak yapmaya devam ediyor.</p>
<p>Daha doğrusu satın alıyormuş gibi yapmaya devam ediyor. İşin aslı ise bambaşka&#8230; Mısır&#8217;ı sömürgesi altında tutan siyonist baronlar, el altından Mısır&#8217;a askeri yığınak çekiyor&#8230;</p>
<p>Arkadaşlar! İsrail, ABD, Mısır, Yunanistan ve Güney Kıbrıs&#8217;ı el altından bize karşı gizli gizli örgütlüyor. Son birkaç aydan beri, Batılı ülkeler tarafından Kıbrıs&#8217;a 125 adet F-35 savaş uçağı indirildi&#8230;</p>
<p>Akdeniz&#8217;de tamı tamına 43 adet ABD savaş gemisi konuşlanmış durumda. Fransa&#8217;ya ait uçak gemisi ve filosu, İngilizler&#8217;e ve İtalyanlar&#8217;a ait savaş gemileri hepsi birden Akdeniz&#8217;e demir atmış durumda.. ABD Savunma Bakanlığı hiç durmadan Kuzey Irak&#8217;taki askeri üslerine yığınak yapmaya devam ediyor&#8230;</p>
<p>PKK&#8217;ya verilen 35.000 tır silah, hali hazırda Suriye topraklarında ilk kurşunun sıkılacağı gün için bekletiliyor.. Bu bir işgal girişimi hazırlığıdır&#8230; Tam da bu sebepten dolayı, Doğu Akdeniz&#8217;e dikkat kesilmek zorundayız.. Akdeniz&#8217;de asla taviz vermemeli, gözümüzü dört açmalıyız.. Gerekirse Kuzey Kıbrıs&#8217;a asker sevkiyatı dahi düşünmeliyiz..</p>
<p>İşin tuhaf tarafı, Batılı ülkeler, Akdeniz&#8217;de yaptığı her hazırlık için İran&#8217;ı hedef gösteriyor&#8230; Evet önce sırada İran var.. Fakat şunu da unutmayın ki siyonistler her ne kadar, hedefi farklı göstermiş olsa da onların Orta Doğu’daki en büyük hedefi Türkiye Cumhuriyeti&#8217;dir. Çünkü bütün Batılı ülkeler, Orta Doğu&#8217;da, Türkiye&#8217;ye rağmen devlet kuramayacaklarını ve Orta Doğu&#8217;da tam hakimiyet kuramayacaklarını çok iyi biliyorlar&#8230; Bu sebeple, İran&#8217;ı dize getirdikten sonra sıra Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ne gelecek&#8230;</p>
<p>Pekiiii, tehlike sadece Akdeniz için mi söz konusu sanıyorsunuz..? Tabii ki hayır. Aynı tehlike Balkanlar için de geçerli. Tüm Vahşi Batı çaktırmadan Balkan ülkelerine de asker ve mühimmat sevkiyatı yapmaya devam ediyor. Letonya bu hazırlıkta üs olarak kullanılıyor. İyide sizce küffar kimi vurmak için bunca hazırlığı yapıyor? Tabii ki Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ni vurmak için..</p>
<p>İş bu kadarla kalsa, buna razıyız, sıkıntı yok&#8230; Lakin Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ni sadece dışarıdan vurarak işgal edemeyeceğini bilen Vahşi Batı ve siyonist itler, bizim iç dinamiklerimizi harekete geçirmeye çalışıyor.. İçerideki dizayn buna göre yapılıyor&#8230; Türkiye&#8217;de tarihin en büyük asimetrik ittifakı oluşturulmuş durumda. İşte tehlike tam da burada baş gösteriyor. Açık ve net söylüyorum; bu dışarıdan işgal, içeriden ise sivil darbe hazırlığıdır. Ve herkes aklını başına almalıdır. Fırtına kopmadan, ortalık karışmadan önce ivedilikle Türkiye biran önce, kendi içerisindeki cırtlak sesleri bastırıp yönünü Akdeniz&#8217;e ve Balkanlar&#8217;a çevirmelidir&#8230; Unutmayın fırtına her zaman baktığımız yerde değil bakmadığımız yerde kopar.. Allahu Teala&#8217;nın ipine sımsıkı yapışın ve parçalanmayın.</p>
<p>Şenay Tek</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/orta-dogudaki-en-buyuk-hedef-turkiye/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HDP Siyonizm’in Hizmetindeymiş</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/hdp-siyonizmin-hizmetindeymis/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/hdp-siyonizmin-hizmetindeymis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Apr 2019 08:22:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Kekeç]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9639</guid>

					<description><![CDATA[“Geldiler, bu toprakları da kuruttular” diyor&#8230; Bunu diyen kişi Netanyahu değil, HDP’nin Eş Başkanı Sezai Temelli&#8230; “Bu topraklar”dan kastı, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi&#8230; “Gelenler” dediği de, muhtemelen Türkler ve Kürtler&#8230; Malazgirt Savaşı’ndan sonra “bu topraklar” yurt edinildiğine göre, bunda (yani “kurutma”ameliyesinde) aynı anda Türkler ve Kürtlerin parmağı var. Geldiler ve bu toprakları yurt edindiler. Dolayısıyla, “kuruttular&#8230;” Fakat küçük (belki de büyük) bir ayrıntı var. “Gelenler” (yani bu toprakları yurt edinenler), “Türkler” ve “Kürtler” olarak (bir “kimlik”üzerinden) gelmediler; aynı inanç dairesinin insanları olarak geldiler. Sezai Temelli, “gelenlere”, ama daha çok Türklere öfke duyuyor&#8230; “Geldiler ve bu toprakları kuruttular” dediğine göre, “gelenler”in bu topraklardan ayağının kesilmesini, daha doğru ifadeyle bu topraklardan “sürülmelerini” istiyor. Çünkü Sezai Temelli mantığına göre, bu topraklar, “başka bir inanç dairesi”nin insanlarına ait. Kürtlere mi ait? Hayır&#8230; “Kürtlere ait” dese anlayacağız, “kimlik siyasetinin gereğini yerine getiriyor ve Türkiye’den toprak koparılmasını istiyor.” diyeceğiz. Bir “görüş”tür&#8230; Uygulama imkânı bulamasa da, uygulanmasının önünde yasal ve hukuki engeller bulunsa da, zaman zaman bu görüşü seslendirenler çıkabiliyor. Beğenmeseniz de, böyle düşünen mebzul miktar insan var&#8230; Mesela, çıkıp, “Daha başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz” diyorlar ve günü geldiğinde bütün bir Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesini “PKK bayraklarıyla” donatacaklarını söylüyorlar. Sezai Temelli de elbette zaman zaman buna benzer laflar ediyor&#8230; “Kürdistan” diyor, “Türkiye tarafı” diyor, “Batı’daki Kürtler” diyor&#8230; Bir diğer ifadeyle, “ayrılıkçılığı” savunuyor ve kimse de ondan ruhsat sormuyor&#8230; Hadi bunu da yapsın&#8230; “Ayrılıkçılığı” savunsun&#8230; &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Geldiler, bu toprakları da kuruttular” </strong>diyor&#8230;</p>
<p>Bunu diyen kişi <strong>Netanyahu</strong> değil, <strong>HDP</strong>’nin Eş Başkanı <strong>Sezai Temelli</strong>&#8230;</p>
<p><strong>“Bu topraklar”</strong>dan kastı, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi&#8230;</p>
<p><strong>“Gelenler”</strong> dediği de, muhtemelen Türkler ve Kürtler&#8230;</p>
<p>Malazgirt Savaşı’ndan sonra “bu topraklar” yurt edinildiğine göre, bunda (yani <strong>“kurutma”</strong>ameliyesinde) aynı anda Türkler ve Kürtlerin parmağı var.</p>
<p>Geldiler ve bu toprakları yurt edindiler. Dolayısıyla, <strong>“kuruttular&#8230;”</strong></p>
<p>Fakat küçük (belki de büyük) bir ayrıntı var.</p>
<p><strong>“Gelenler”</strong> (yani bu toprakları yurt edinenler), “Türkler” ve “Kürtler” olarak (bir <strong>“kimlik”</strong>üzerinden) gelmediler; aynı inanç dairesinin insanları olarak geldiler.</p>
<p>Sezai Temelli, “gelenlere”, ama daha çok Türklere öfke duyuyor&#8230;</p>
<p>“Geldiler ve bu toprakları kuruttular” dediğine göre, “gelenler”in bu topraklardan ayağının kesilmesini, daha doğru ifadeyle bu topraklardan <strong>“sürülmelerini”</strong> istiyor.</p>
<p>Çünkü Sezai Temelli mantığına göre, bu topraklar, <strong>“başka bir inanç dairesi”</strong>nin insanlarına ait.</p>
<p>Kürtlere mi ait?</p>
<p>Hayır&#8230;</p>
<p><strong>“Kürtlere ait”</strong> dese anlayacağız, <strong>“kimlik siyasetinin gereğini yerine getiriyor ve Türkiye’den toprak koparılmasını istiyor.”</strong> diyeceğiz.</p>
<p>Bir <strong>“görüş”</strong>tür&#8230;</p>
<p>Uygulama imkânı bulamasa da, uygulanmasının önünde yasal ve hukuki engeller bulunsa da, zaman zaman bu görüşü seslendirenler çıkabiliyor.</p>
<p>Beğenmeseniz de, böyle düşünen mebzul miktar insan var&#8230;</p>
<p>Mesela, çıkıp, <strong>“Daha başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz”</strong> diyorlar ve günü geldiğinde bütün bir Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesini <strong>“PKK bayraklarıyla”</strong> donatacaklarını söylüyorlar.</p>
<p>Sezai Temelli de elbette zaman zaman buna benzer laflar ediyor&#8230; <strong>“Kürdistan”</strong> diyor, <strong>“Türkiye tarafı”</strong> diyor, <strong>“Batı’daki Kürtler” </strong>diyor&#8230;</p>
<p>Bir diğer ifadeyle, <strong>“ayrılıkçılığı”</strong> savunuyor ve kimse de ondan ruhsat sormuyor&#8230;</p>
<p>Hadi bunu da yapsın&#8230;</p>
<p>“Ayrılıkçılığı” savunsun&#8230;</p>
<p>Ama Sezai Temelli Efendi daha <strong>“ötesine”</strong> geçiyor;</p>
<p>Naif bir ifadeyle söylersek, aynı anda Türkler ve Kürtlere ait olan o toprakların, <strong>“vaat edilmiş topraklar”</strong> olduğunu, yani <strong>“İsrail oğullarına müjdelendiğini” </strong>söylüyor.</p>
<p>Yanisi şu:</p>
<p>Biz (Türkler ve Kürtler olarak) Anadolu’ya gelmişiz, İsrail oğullarına vaat edilen <strong>“kutsal toprakları”</strong> kurutmuşuz.</p>
<p>Görüyorsunuz değil mi?</p>
<p><strong>HDP</strong>’de kimlere <strong>“kürsü”</strong> verildiğini görüyorsunuz&#8230;</p>
<p>Düne kadar, Amerika’nın dümen suyunda (ve ellerinde Amerikan silahları), <strong>PKK/YPG</strong> eliyle kuracakları <strong>“terör devleti”</strong>nin propagandasını yapıyorlardı&#8230;</p>
<p>Şimdi <strong>“Büyük İsrail Projesi”</strong>ni seslendiriyorlar ve perva göstermeden <strong>“Siyonizm’in hedeflerini”</strong> savunuyorlar.</p>
<p>Kim bu Sezai Temelli?</p>
<p>Kimin <strong>“sokuşturması”</strong> olarak HDP saflarına katıldı?</p>
<p>Kürt olmadığını biliyoruz.</p>
<p>Nereden geldi?</p>
<p>Referanslarını nereden aldı?</p>
<p>Alnı secdeli <strong>“ayrılıkçı”</strong> arkadaşlarımızın (mesela kariyerist <strong>Hüda Kaya</strong> ve benzerlerinin) Sezai Temeli’nin savunduğu <strong>“Büyük İsrail Projesi”</strong>ne bir itirazı olmayacak mı?</p>
<p>İslamcı ve dindar kimliğiyle o mahallede dolaşan <strong>Ayhan Bilgen</strong> Efendi, <strong>“Saçmalama Sezai”</strong> demeyecek mi?</p>
<p>Ve <strong>Temel Karamollaoğlu</strong>&#8230;</p>
<p>HDP siyasetini destekleyen bu zattan bir <strong>“nedamet cümlesi”</strong> duymayacak mıyız?</p>
<p>Ahmet Kekeç/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/hdp-siyonizmin-hizmetindeymis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni̇ Zelanda Katliami ve Müslümanlar, Evanjelikler ve Siyonistler</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yeni%cc%87-zelanda-katli%cc%87ami-ve-muslumanlar-evanjeli%cc%87kler-ve-si%cc%87yoni%cc%87stler/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yeni%cc%87-zelanda-katli%cc%87ami-ve-muslumanlar-evanjeli%cc%87kler-ve-si%cc%87yoni%cc%87stler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Mar 2019 12:21:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Alıcı]]></category>
		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9162</guid>

					<description><![CDATA[Bu olay, GTA oynar gibi olmasıyla bir açıdan Norveç katliamına benzeyebilir. Ama retoriği farklı. kesin tarihler verilerek 1189 Akra kuşatmasıyla Haçlı seferlerini 1863 Viyana Kuşatmasını bilincine kodlanmış.. ayrıca Cami, İstanbul, Türkiye, Ayasofya vurgularını yapması bilinçaltındaki kararlı ve uzun vadeli planları gösteriyor. Türkiyenin askeri ekonomik, akademik ve siyaset retoriğinde Gündem belirleyici bir güç olmaması için bir ayar denemesi&#8230; silahlı mücadeleyi portestanlara bırakan ve birlikte yaşamayı öne çıkaran katoliklere de aynı anda Haçlı seferlerine ve Kudüs&#8217;e giden kanlı yolu via dolorosa yı kendince anlamlandıran bir amaç.. . Bu çok maksatlı oparasyon hem gerçek Siyonistlerin hem de onların Hıristiyanlıktaki uzantıları olan Evanjelist kıyamet öncesi belirtileri ateşlemek hızlandırmak için yapıldığı açık&#8230; Batıdan gelecek tüm senaryolarının merkezinde en evantajlı konumda olacak olan tabi ki eli zihni ve bilinci kanlı Yahudiler&#8230; Müslüman katliamının merkezi olarak dünyanın bir ucundaki ilk Cuma namazının kılındığı bir şehrin, Yuhanna İncilinin ifadesiyle yerin en uç noktasını tebreştirmek için &#8220;Mesih Kilisesi&#8221; diye çevirebileceğimiz adıyla Christ Church (Yeni Zelanda) seçilmesi &#8216;nın seçilmesi piyonların gerçek savaşını gösteriyor. Hıristiyan dünyası kendi kehanetleriyle başbaşa.. biz müslümanların gerçek gelecek tarihi belli. Ey Müslümanlar Rabbin huzuruna tek tek alınacaksınız ve yaptıklarınızdan başka size kurulan tuzaklara karşı da hesap vereceksiniz&#8230;. (Prof. Dr. Mustafa ALICI )]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu olay, GTA oynar gibi olmasıyla bir açıdan Norveç katliamına benzeyebilir.</p>
<p>Ama retoriği farklı.</p>
<p>kesin tarihler verilerek 1189 Akra kuşatmasıyla Haçlı seferlerini<br />
1863 Viyana Kuşatmasını bilincine kodlanmış.. ayrıca Cami, İstanbul, Türkiye, Ayasofya vurgularını yapması bilinçaltındaki kararlı ve uzun vadeli planları gösteriyor.</p>
<p>Türkiyenin askeri ekonomik, akademik ve siyaset retoriğinde Gündem belirleyici bir güç olmaması için bir ayar denemesi&#8230;<br />
silahlı mücadeleyi portestanlara bırakan ve birlikte yaşamayı öne çıkaran katoliklere de aynı anda Haçlı seferlerine ve Kudüs&#8217;e giden kanlı yolu via dolorosa yı kendince anlamlandıran bir amaç.. .</p>
<p>Bu çok maksatlı oparasyon hem gerçek Siyonistlerin hem de onların Hıristiyanlıktaki uzantıları olan Evanjelist kıyamet öncesi belirtileri ateşlemek hızlandırmak için yapıldığı açık&#8230;</p>
<p>Batıdan gelecek tüm senaryolarının merkezinde en evantajlı konumda olacak olan tabi ki eli zihni ve bilinci kanlı Yahudiler&#8230;</p>
<p>Müslüman katliamının merkezi olarak dünyanın bir ucundaki ilk Cuma namazının kılındığı bir şehrin, Yuhanna İncilinin ifadesiyle yerin en uç noktasını tebreştirmek için &#8220;Mesih Kilisesi&#8221; diye çevirebileceğimiz adıyla Christ Church (Yeni Zelanda) seçilmesi &#8216;nın seçilmesi piyonların gerçek savaşını gösteriyor.<br />
Hıristiyan dünyası kendi kehanetleriyle başbaşa..<br />
biz müslümanların gerçek gelecek tarihi belli.<br />
Ey Müslümanlar Rabbin huzuruna tek tek alınacaksınız ve yaptıklarınızdan başka size kurulan tuzaklara karşı da hesap vereceksiniz&#8230;.</p>
<p>(Prof. Dr. Mustafa ALICI )</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yeni%cc%87-zelanda-katli%cc%87ami-ve-muslumanlar-evanjeli%cc%87kler-ve-si%cc%87yoni%cc%87stler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Belgelerle Siyonist Devletin Kuruluşu</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/belgelerle-siyonist-devletin-kurulusu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/belgelerle-siyonist-devletin-kurulusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Nov 2018 10:03:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4399</guid>

					<description><![CDATA[1908 yılında Meşrutiyet’in ilanı Siyonistleri (ki Sultan Abdülhamit’ten karşılık bulamamışlardı) Filistin’de bir yurt konusunda ümitlendirmiştir. Jabotinsky İstanbul’a gelerek İttihat ve Terakki’nin ileri gelenleri ile görüşse de ilerleyen süreçte İttihat ve Terakki’nin Yahudilerin amaçlarını anlamaları nedeni ile Meşrutiyet’in ilanı ile gösterilen müsamahalardan da vazgeçilecek, Sultan Abdülhamit dönemi Yahudi politikası uygulanmaya devam edecektir. Birinci Dünya Harbi: Siyonizm, Yahudi Katır Birliği ve Lejyonları Nuh Eşrefoğlu www.beyaztarih.com Yahudileri, kutsal tapınakları Süleyman Mabedi’nin ikinci kez yıkılışından İsrail Devleti’nin kuruluşuna (1948) kadar diasporada bir arada tutan husus, bir gün bu mabedin yeniden inşası ve Tevrat’ta kendilerine vaad edilmiş topraklara (Kudüs ve Filistin’e) dönme arzusu olacaktır. Öyle ki bu gaye-i hayal tüm hayatlarına ve ibadetlerine de yansıyacak; vedalaşırken “Gelecek yıl Kudüs’te” ifadesini kullanacaklardır. Bu hedefe onları ulaştıracak hadiseler zincirinin başında ise Birinci Dünya Harbi olacaktır. BEYAZ TARİH / MAKALE Dünya tarihinin önemli kavimlerinden olan Yahudiler, Mezopotamya’da yaşarken Hz. İbrahim döneminde bugünkü Filistin’e yerleşmişlerdir.1 Tarih boyunca pek çok sürgün ve katliama maruz kalan Yahudiler MÖ 6. yüzyılda Asurlular, sonrasında da Babil Krallığı’nın istilasına uğrarlar. Babil istilası sırasında Hz. Süleyman’ın Kudüs’te yaptırdığı mabet yıkılırken, Yahudiler de Filistin’den Babil’e sürülürler. Sürgün sonrası Filistin ile bağlarını hiçbir zaman koparmayan Yahudiler, Pers Kralı Darius’un MÖ 538’de Bâbil’i ele geçirmesinden sonra onun izni ile &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1908 yılında Meşrutiyet’in ilanı Siyonistleri (ki Sultan Abdülhamit’ten karşılık bulamamışlardı) Filistin’de bir yurt konusunda ümitlendirmiştir. Jabotinsky İstanbul’a gelerek İttihat ve Terakki’nin ileri gelenleri ile görüşse de ilerleyen süreçte İttihat ve Terakki’nin Yahudilerin amaçlarını anlamaları nedeni ile Meşrutiyet’in ilanı ile gösterilen müsamahalardan da vazgeçilecek, Sultan Abdülhamit dönemi Yahudi politikası uygulanmaya devam edecektir.</p>
<p><strong>Birinci Dünya Harbi: Siyonizm, Yahudi Katır Birliği ve Lejyonları</strong></p>
<p><strong>Nuh Eşrefoğlu www.beyaztarih.com</strong></p>
<p><strong>Yahudileri, kutsal tapınakları Süleyman Mabedi’nin ikinci kez yıkılışından İsrail Devleti’nin kuruluşuna (1948) kadar diasporada bir arada tutan husus, bir gün bu mabedin yeniden inşası ve Tevrat’ta kendilerine vaad edilmiş topraklara (Kudüs ve Filistin’e) dönme arzusu olacaktır. Öyle ki bu gaye-i hayal tüm hayatlarına ve ibadetlerine de yansıyacak; vedalaşırken “Gelecek yıl Kudüs’te” ifadesini kullanacaklardır. Bu hedefe onları ulaştıracak hadiseler zincirinin başında ise Birinci Dünya Harbi olacaktır.</strong></p>
<p><strong>BEYAZ TARİH / MAKALE</strong></p>
<p>Dünya tarihinin önemli kavimlerinden olan Yahudiler, Mezopotamya’da yaşarken Hz. İbrahim döneminde bugünkü Filistin’e yerleşmişlerdir.<sup>1</sup> Tarih boyunca pek çok sürgün ve katliama maruz kalan Yahudiler MÖ 6. yüzyılda Asurlular, sonrasında da Babil Krallığı’nın istilasına uğrarlar. Babil istilası sırasında Hz. Süleyman’ın Kudüs’te yaptırdığı mabet yıkılırken, Yahudiler de Filistin’den Babil’e sürülürler.</p>
<p>Sürgün sonrası Filistin ile bağlarını hiçbir zaman koparmayan Yahudiler, Pers Kralı Darius’un MÖ 538’de Bâbil’i ele geçirmesinden sonra onun izni ile tekrar Filistin’e dönerek Süleyman Mabedi’ni yeniden inşa ederler.<sup>2</sup></p>
<p>Roma hakimiyeti sonrası, MS 66-73 tarihleri arasında bağımsız olmak için ayaklanan Yahudilere karşı Roma orduları, Kudüs’e yönelerek Bâbil sürgünü dönüşünde inşa edilmiş ikinci mabedi de yıkarak Yahudileri tekrar sürgüne zorlayacaktır.<sup>3</sup> Avrupa ve Ortadoğu’nun çeşitli yerlerine sürülen Yahudilerin karşı çıkanları ise esir edilerek ülkenin dört bir tarafına köle olarak satılacaklardır.</p>
<p>Yahudiler, kutsal tapınaklarının ikinci kez yıkılışından İsrail Devleti’nin kuruluşuna (1948) kadar geçen süreyi “Yabancıların Hâkimiyeti Dönemi” olarak adlandırırlar. Bu sürede onları bir arada tutan Süleyman Mabedi’ni tekrar inşa gayesi ve kendilerine “vaad edildiğine inandıkları topraklara” (Promised Land) bir gün dönme arzusu olacaktır. Yeryüzünün dört bir tarafında sürgün hayatı ve özlem, onların var oluşlarının da esası olur. Öyle ki bu gaye, ilahileri ya da ibadetlerine de yansıyacak, aralarında <em>“Gelecek yıl Kudüs’te” (Next year in Jerusalem) </em>ifadesi onların sloganı halini alacaktır.<sup>4</sup></p>
<p>Son sürgünden on sekiz asır sonra 1789’da Fransa’da baş gösteren ihtilal ve sonrasında yükselen milliyetçilik akımı beklenildiğinin aksine Yahudiler için bulundukları ülkeleri daha da güvensiz yapacaktır. İhtilalin güçlendirdiği finans-ticaret çevrelerinin önemli bir kesiminin Yahudilerden oluşması, ihtilal sonrası artan milliyetçiliğin de etkisiyle diğer milletlerin ulus devlet kurma eğilimleri, mevcut şartları Yahudiler için her geçen gün zorlaştıracaktır. Ayrıca dini sebeplerin de etkisi ile iyice kurumsallaşan Anti-Semitizm (Yahudi düşmanlığı) 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kıta Avrupa’sında hızla yayılmaya başlar. Tüm bunlarla birlikte sosyal ve ekonomik sıkıntılar karşısında sorumlu/suçlu bulma arayışında olan hükümetler için de artık adres bellidir: Yahudiler.</p>
<p>ahudilerin, bulundukları ülkelerin kültürleri içinde erimesi taraftarı olan Asimilistlere nazaran<sup>5</sup> kendilerini Fransız İhtilali’nin de etkisi ile bir ulus olarak tanımlayan Siyonistler, mevcut durumun Yahudilerin ancak kendi vatanlarında bir devlet kurması ile düzelebileceğine inanırlar.<sup>6 </sup>Bu çerçevede Filistin’inde devlet kurulması ve Yahudilerin göçünü ele alan ilk kişi Moses Hess (1812-1875) olur. O “<em>Rome and Jerusalem” </em>adlı eserinde <em>“Bizim Yahudi milletinin yenilenmesi için yapmak zorunda olduğumuz ilk iş, insanlarımızın politik olarak yeniden var olma ümidini canlı tutmak.” </em>dedikten sonra bunun şeklini de<em> “Doğuda, Osmanlı İmparatorluğu’nda politik (siyasi) durumlar Yahudi devletinin kurulmasını imkân verdiği zaman bu başlangıç, kendisini Yahudi kolonilerinin atalarının topraklarındaki kuruluşunu orta çıkaracaktır.</em>” ifadesi ile belirtir.<sup>7</sup></p>
<p><strong>Belge 1: 1964’te gizliliği kaldırılan Yahudi Katır Birliği (Zion Mule Corps) dosyasının kapağı (NA, WO 32 18545).</strong></p>
<p>Max Nordau, <em>“kâhin”</em> olarak nitelediği Hess’in kitabının Yahudiler arasında çok bilindiğini belirttikten sonra onu, ilk defa Yahudi milliyetçiliği fikrini tesis eden kişi olarak belirtir.<sup>8</sup> Bu ise daha sonra ortaya çıkacak politik Siyonizm’in de çerçevesini çizer. Hess, esasında Siyonizm’e politik bir vizyon vermiştir ama henüz ifadeleri gerçek ile hayal arasındaki bağı kuramamıştır. Zaten Hess’ten sonraki Siyonistlerin de tüm çalışmaları Yahudi devletinin kurulması için varsa şartların değerlendirilimesi yoksa şartların olgunlaştırılması temelinde olacaktır. Burada şunu da belirtmek gerekir ki artık kurumsallaşmaya başlayan Siyonist hareketin hedefinde ise Osmanlı Devleti vardır.</p>
<p><strong>Dreyfus Hadisesi ya da Anti-Semitizm</strong></p>
<p>Avrupa’da her geçen gün artan Anti-Semitizm’i, Yahudi elitleri arasında bir endişe haline getiren (bununla birlikte Avrupa kamuoyunda da Anti-Semitizm’i yaygınlaştıran) hadise ise Fransız Ordu’sunda topçu subayı olan Albert Dreyfus’un casuslukla suçlanmasıdır. Musevi bir ailenin oğlu olan Dreyfus orduda kurmay yüzbaşıdır. Almanya’nın Paris’teki askeri ataşesine gönderilen topçuluk ile ilgili bir mektup Fransız istihbaratı tarafından ele geçirilir. Fransız istihbaratı ise mektuptaki yazıyı karargâhtaki 19 topçu subayından Yahudi oluşunun da etkisi ile Dreyfus’a mal ederek, onu suçlar. Nişanları ve apoletleri sökülen Dreyfus, Fransız Guyanası’ndaki korkunç Şeytan Adası’na (Korsika) ömür boyu sürgüne gönderilir.<sup>9</sup></p>
<p>Suçsuzluğu daha sonra anlaşılmasına rağmen Dreyfus beraat ettirilmez, cezası 10 yıla indirilir. Olay bu haksızlıkla kalmaz. Tüm bu süreçte Fransız toplumunda Yahudilere karşı gösteriler artarak devam edecektir. Fransa’da başlayan bu Anti-Semitik akım hızla diğer Avrupa ülkelerine de yayılır. Aslında Anti-Siyonizm Avrupa’nın, içtimai ve idari yapılerında etkilerinin her geçen gün artan Yahudilerden kurtulma projesi haline dönüşmeye başlamıştır.<sup>10</sup></p>
<p><strong>Fotoğraf 1: Theodor Herzl ve Yahudi Devleti adlı kitabının kapağı.</strong></p>
<p><strong>Theodore Herzl ve Yahudi Devleti</strong></p>
<p>Dreyfus’un nişanları ve apoletlerini söküldüğü töreni izleyenlerden biri de <em>Neue Freie Press </em>gazetesi muhabiri Theodore Herzl’dir. Başlangıçta ateşli bir <em>“asimilasyon”</em> taraftarı olan Herzl, düşüncesinde o kadar ileri gider ki Papa’ya başvurarak Yahudilerin Saint Stefan Kilisesi’nde toplu halde vaftiz edilmesini bile ister. Ona göre Avrupa’da başlayan Yahudi düşmanlığına ancak bu şekilde engel olunabilir. Fikrini değiştiren, onu Siyonist yapan olay ise Dreyfus davası olur. “<em>Biz ulusuz bir ulusuz. Her yerde bizi çevreleyen toplulukların yaşamıyla dürüstçe çözümlenmeye çalıştık ve atalarımızın inancı dışında hiçbir şeyimizi korumak istemedik. Ama bunu kimse kabul etmek istemiyor.” </em>ifadelerinden de anlaşılacağı üzere bu hadiseden çok etkilenmiştir.<sup>11</sup> O artık -teoride zaten başlamış- Siyonist hareketinin uygulanabilirlik ilkelerini belirlerken 19. yüzyılda artık bir sorun olarak görünen Anti-Semitizm’e kalıcı çözüm önerileri sunacak kişidir.</p>
<p>Herzl, 1892 yılında karşılaştığı Max Nordau’ya fikrini açtığında hiç beklemediği bir karşılık görür. Nordau <em>“Sen kaçıksın, ben de kaçığım, bana güvenebilirsin.”</em> diyerek en büyük desteği verir. 29-31 Ağustos 1897 yılında Basel’de her ikisinin de gayretleri ile toplanan ilk Siyonist Kongresi’nde çözüm Filistin’de bir Yahudi devletinin ilanı olarak görülecektir.</p>
<p>Öyle ki Herzl’in bu kongreyi <em>“Basel Kongresini tek kelimeyle özetlersem -ki bunu açıkça yapmayacağım- şu olurdu: Basel&#8217;de Yahudi devletini kurdum. Eğer bunu bugün söylersem, herkes tarafından kahkahalarla karşılanırım. Beş yıl içinde, belki de elli yaşlarında herkes bu gerçeği görecek.”</em> şeklinde değerlendirir.<sup>12</sup> Bu ifadeleri de göstermektedir ki Herzl ile birlikte Siyonizm; duygusal, kültürel ve milli bir hareket olmaktan çıkarak Yahudilerin vaad edilmiş topraklarda (Filistin’de) bir devlet çatısı altında toplamasını amaç edinen siyasal bir hareket haline dönüşür (Political Zionism).<sup>13</sup> Bu gayesinin gerçekleşmesini ise kongrede kurulan, başkanlığına da kendisinin getirildiği <em>Dünya Siyonist Teşkilatı</em> (World Zionist Organization) üstlenecektir.<sup>14</sup></p>
<p>Esasında kongre toplanmadan bir yıl önce Herzl, Yahudi Devleti [<em>Der Judenstaat </em>(<em>The Jewish State</em>)] adlı kitabında devletden neyi kast ettiğini açıkça yazmıştır. Zira kitap kongrenin de programıdır.<sup>15</sup> Artık ona göre bir Yahudi devletinin kurulması Avrupa’daki Anti-Semitizm’e (Yahudi düşmanlığına) karşı mümkün olan tek çözümdür.<sup>16</sup> Bunun için her şeyden önce dünyadaki bütün Yahudilerin teşkilatlandırılması ve Filistin’e, kurulacak devletin temelini oluşturacak yeterli miktarda Yahudi’nin yerleştirilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Herzl 44 yaşında (1904) vefat ettiğinde geride cılız ama her geçen gün güçlenen bir Siyonist hareket bırakır. Bu nedenle birçok Yahudi onu kendilerini vaad edilmiş topraklara götürecek ikinci Musa olarak görecektir.</p>
<p>Bu amacını gerçekleştirmek için ise Filistin topraklarına özellikle Doğu Avrupa’dan Yahudilerin göç ettirilmesine başlanır. Bu faaliyetleri ise Batı Avrupa’nın zengin Yahudileri finanse eder. Bunlardan en önemlisi Yahudi göçmenlere gizli bir şekilde yardım eden Baron Edmond de Rothschild’dır. Gerçi Herzl, kendisinden Osmanlı Devleti’nden Filistin’in satın alınması için gerekli paranın bir kısmının talebine olumlu karşılık vermemiştir. Onun gözettiği husus gizliliktir ve tüm hayatı boyunca yardımlarını gizlilik içinde yapacak, bu yardımların miktarı ise 5.600.000 sterlini geçecektir.<sup>17</sup></p>
<p>Esasında Filistin’e göç daha erken tarihlerde başlamıştır. Rusya’da 1881 yalında Çar II. Aleksandr’ın bir suikastla öldürülmesi üzerine Yahudilere karşı başlayan podgomun (katliamın) etkisi ile binlerce Yahudi Rusya’dan göç etmek zorunda kalır. Her ne kadar bu göçlerin büyük bir kısmı Amerika’ya olsa da göçün ilk etapta azımsanamayacak bir kısmı, 5.000 kadarı da Filistin’e olur. 1903’e kadar devam edecek bu göç dalgasını Yahudiler Birinci Aliyah olarak adlandırırlar. Her ne kadar göçlere karşı Osmanlı Devleti dikkatli olmuş, çıkardığı kanunlar ile (ki bazı devlet adamlarının suiistimali ve yolsuzluklara rağmen) engel olmaya çalışsa da mutlak olarak göçü önleyemeyecektir. Tüm bu engellemelere rağmen bu göç dalgası sonrasında, 1837 yılında 9.000 olan Yahudi Nüfusu 1892 yılına gelindiğinde 42.900’e ulaşacaktır. 431.000 Müslüman nüfusa oranla çok az olsa da Yahudi zenginleri tarafından desteklenen bu Rus Yahudi göçmenler ileride kurulması hedeflenen devletin de temelini oluşturacaktır.<sup>18 </sup>Theodore Herzl, Osmanlı Devleti’nin borçlarının tasfiyesi karşılığında Filistin’de bir yurt verilmesi hususunda devlet ricali ile görüşmek üzere İstanbul’a beş defa gelir. Bu gelişlerinden birinde de huzur-u Hümayun’a alınır. Uzun süren görüşmeler sonrası ümidini kesen Herzl, <em>“Hakkımızda son kararı Padişah hazretleri verecektir.”</em> diyerek görüşmelerden bir sonuç çıkmadığını belirtir.<sup>19</sup></p>
<p><strong>Belge 2: New York Times, 22 Ocak 1915. </strong></p>
<p>Siyonizmin, Yahudi finans çevrelerinin de desteği ile Osmanlı Devleti’nin borçlarının tasfiyesi karşılığında Sultan’nın himayesinde Filistin’de bir yurt kurma gayreti gerek Sultan Abdülhamit gerekse daha sonra İttihat Terakki Cemiyeti’nin bu düşünceyi fark etmeleri üzerine başarılı olamayacaktır. Siyonistler artık farklı yol bulmaları gerektiğinin farkındadırlar. Yüzlerini Batı’ya özellikle İngiltere’ye çevirerek, farklı yoldan yurt arayışını sürdürüceklerdir. İngiltere’nin kendilerine teklif ettiği El-Ariş bölgesi ve Uganda’da bir yurt fikri de 7. Siyonist Kongresi’nde Rusya Siyonistlerinin yoğun tepkisiyle kabul edilmez.<sup>20</sup> Esasında Filistin dışındaki yurt (devlet) arayışları veya teklifleri geçici bir çözüm ve tarafları yatıştırmak amaçlı olur. Siyonistler için nihai hedef Filistin’dir. Bunun önündeki tek engel ise Osmanlı Devleti’dir.</p>
<p><strong>Jabotinsky ve Projesi</strong></p>
<p>Filistin’de bir Yahudi devleti için gayret gösterenlerden biri de Herzl’in sağ kolu Vladimir Jabotinsky’dir. Bir Rus Yahudisi olan Jabotisnky, Herzl’in Politik Siyonizm’den etkilenmiştir. Ona göre de Yahudilerin mutlaka devlet kurması gerekmektedir. Bunun için de Herzl’in nazari düşünceleri pratiğe geçirilmelidir.</p>
<p>1908 yılında Meşrutiyet’in ilanı Siyonistleri (ki Sultan Abdülhamit’ten karşılık bulamamışlardı) Filistin’de bir yurt konusunda ümitlendirmiştir. Jabotinsky İstanbul’a gelerek İttihat ve Terakki’nin ileri gelenleri ile görüşse de ilerleyen süreçte İttihat ve Terakki’nin Yahudilerin amaçlarını anlamaları nedeni ile Meşrutiyet’in ilanı ile gösterilen müsamahalardan da vazgeçilecek, Sultan Abdülhamit dönemi Yahudi politikası uygulanmaya devam edecektir.<sup>21</sup></p>
<p><strong>Fotoğraf 2: Yahudilerin sembollerinden yedi kollu şamdan </strong></p>
<p>Osmanlı devlet ricalinden de ümidi kalmayan Jabotinsky’ye göre bundan sonra Osmanlı Devleti yıkılmadıkça Yahudilerin Filistin’e yerleşmeleri imkansızdır.<sup>22</sup></p>
<p>Mevcut sulh durumunda Birinci Siyonist Kongresi’nde alınan devlet kurma kararının icrası ise meçhul bir geleceğe kalacaktadır. Ayrıca kongrede Yahudiler tarafsızlığını da ilan etmiştir. Bu durumda Jabotinsky Osmanlı Devleti’ne karşı nasıl açıktan harekete geçebilirdi?</p>
<p>Yahudiler için fırsat Birinci Dünya Savaşı’nın çıkışı ve Osmanlı Devleti’nin savaşa Almanya tarafında dahil olması ile doğacaktır. Esasen uzun zamandan beri hazırlanan, düşünceden fiiliyata geçme aşamasında olan plan uygulanmaya başlanır. Jabotinsky’ye göre de birçok ülke Osmanlı Devleti’nin parçalanmasını beklemektedir.<sup>23</sup> Bu nedenle Yahudiler Osmanlı Devleti’nin parçalanmasında aktif rol almalı; Filistin için savaşacak bir askeri birlik ile İngiltere ve müttefikleri tarafında olunmalıdır.<sup>24</sup> Osmanlı 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa’nın casusluk iddiası ile Yahudileri Kudüs ve Filistin’den çıkarması ona beklediği fırsatı verir.<sup>25</sup> Osmanlı Devleti 18.000 Yahudi’yi Filistin’den sürmüş, bunların 12.000’i ise İskenderiye’deki kamplar, otellere yerleşmişlerdir.<sup>26</sup></p>
<p>Bu sırada <em>Russkiya Wyedomosti</em> gazetesi muhabiri olarak Kuzey Afrika’da olan Jabontinsky, hadiseyi duyar duymaz gazetesine telgraf çekerek izin alır ve Yahudilerin sürüldüğü İskenderiye’ye gelir.</p>
<p>Jabotinsky Rus-Japon savaşına katılmış ve sol kolunu kaybetmiş Joseph Trumpeldor (1880- 1920) ile İskenderiye’de Gabar Kampı’nda karşılaşır. Jabotinsky, Trumpeldor’un askeri başarısını önceden duymuştur. Onunla 23 Şubat 1915’te Filistin’de bir Yahudi devleti için savaşacak bir birlik kurma hususunda görüşür.<sup>27</sup> Trumpeldor çeyrek saat sonra bu düşünceyi <em>“Evet”</em> diyerek onaylar, aynı gün Mısır’daki Yahudi mültecilerin işlerini düzenlemek için kurulan komiteye durumu iletir. Jabotinsky kurulacak bir Yahudi askeri birliğinin Filistin’in özgürlüğü için savaşmasının önemini 3 Mart 1915’de<sup>28</sup> toplanan Gabar Kampı’ndaki Yahudilere etkili bir şeklide anlatır. İlk tepkiler olumludur. Kamptaki Yahudilerden yüze yakın kişi gönüllü olur. Gönüllü sayısı birkaç gün içinde yaklaşık 500 kişiye ulaşır.<sup>29</sup></p>
<p>Liderliğini Jabotinsky’nin yapacağı bir heyet İngiltere’nin Mısır kuvvetlerinin komutanı General Maxwell ile 15 Mart’ta görüşür. General Maxwell yakın bir zamanda Filistin’e bir taarruzu düşünmediğini, ayrıca İngiliz ordusunda yabancılardan oluşacak bir birliğin oluşturulmasının kendi yetkisinin dışında olduğunu beyanla ancak Yahudilerden oluşan bir katır nakliye birliği kurabileceklerini tavsiye edebileceğini söyler.<sup>30</sup></p>
<p><strong>Yahudi Katır Birliği</strong></p>
<p>Bu teklif Jabotinsky’nin yıllardır gerçekleşmesi için uğraştığı hedefine uygun değildir. Hele Maxwell’in teklifindeki “katır birliği” ifadesi ona göre onur kırıcıdır. Zaten bunu da kabul etmeyecektir. Ondaki bu hayal kırıklığının aksineTrumpeldor, bu durumu ilerdeki büyük hedefler için önemli bir adım olarak görür. Otele dönerken Trumpeldor, Jabotinsky’ye <em>“Belki haklısın ama ben şahsi olarak sana katılmıyorum, muhtemelen kabul edeceğim.” </em>diyecektir.<sup>31</sup> Ona göre <em>“Türkleri Filistin’den atmak için kuzey ya da güneyde fark etmez, hangi cephede olursa söküp atmak zorunlu idi. Zira tüm cepheler Zion’a gitmekte”</em> idi.<sup>32</sup></p>
<p>Bu kurulacak birliğin eğitimi ve kumandasına ise Albay John Hanry Patterson 22 Mart’ta atanır. Yardımcısı ise Yüzbaşı Joseph Trumpeldor’dur.<sup>33</sup></p>
<p>Jabotinsky Çanakkale’ye sevklerinin başlangıçta benimsemese de daha sonra Trumpeldor’un haklı, kendisinin ise haksız olduğunu itiraf ederek <em>“Filistin’e Çanakkale’den giden yol doğru yoldu”</em> diyecektir.<sup>34</sup> Bu Britanya ordusunda ilktir; İngiliz vatandaşı ya da kolonisinden olmayan bir millet orduya geri hizmette olsa da kabul edilmiştir. Bu tarihlerde İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden oluşan Birleşik Donanma Çanakkale Boğazı’nda ağır bir mağlubiyet almıştır. Artık Gelibolu Yarımadası’na donanma destekli bir kara harekâtı konuşulmaktadır.</p>
<p>İskenderiye’nin 3 mil dışında Wardian’da kurulan kampta eğitimler başlanır. Bu birlik için 737 Katır ve diğer araç gereç Mısır’dan tedarik edilmiştir. Eğitimler başlamadan önce 23 Mart’ta tüm gönüllülere kampın baş hahamı tarafından törenle yeminleri ettirilir.<sup>35</sup></p>
<p>Yoğun bir üç haftalık eğitimden sonra 16 Nisan’da Yahudi Katır Birliği artık Gelibolu’ya gitmeye hazırdır. Yolculuk başlamadan önce İskenderiye’deki Büyük Sinagog’da baş haham Raphael Della Pergola tarafından kutsanırlar. Bunlardan eğitimde başarılı olanların 562 kişi 17 Nisan’da muharebe için gerekli teçhizatı kuşanmış ve yakalarında sarı renkli Davud’un yıldızı işlenmiş olduğu halde <em>HMT Hymettus</em> ve <em>HMT Anglo-Egyptian</em> nakliye gemileri ile Gelibolu’ya yola çıkar.<sup>36</sup></p>
<p>20 Nisan’da önce Limni Adası’na varan birlik burada iki ayrı gruba ayrılır, 23 Nisan’da çoğunluğu Filistinli gönüllüler olan grup Arıburnu (Anzak) kısmına diğeri ise Seddülbahir’de 29. Tümen (Ertuğrul Koyu) cephesine gönderilir.</p>
<p>Anzak kesimine çıkan Zion Katır Birliği, 17 Mayıs’ta geri çekilecektir. Seddülbahir’de bulunan askerler ise Gelibolu&#8217;nun boşaltılmasından sonra Mısır&#8217;a döneceklerdir. Bunların bir kısmı diğer cephelere giderken önemli bir kısmı ise 1918’de kurulacak Yahudi Lejyonlarında yeniden gönüllü olacaklardır. Tüm muharebeler boyunca Yahudi Katır Birliği’nde 15 kişi ölmüş, Trumpeldor’de dahil 60 kişi yaralanmıştır.<sup>37</sup></p>
<p>Savaş sonrası Patterson ısrarları ile ölenlerin (Belge 3) yakınlarına maaş bağlanacaktır. Hamilton savaş sonrası Patterson’a yazdığı mektupta <em>“Bu askerler İngiliz askerleriyle eşit derecede bir görev üstlenmiştir ve bu askerler olmasaydı, onların görevlerini İngiliz askerlerinin yerine getirmesi gerekirdi.”</em> diyecektir (Belge 4).<sup>38</sup></p>
<p><strong>Balfour Deklarasyonu ve Yahudi Devleti</strong></p>
<p>Filistin’de bir Yahudi devletinin fiili başlangıcı Balfour Bildirisi ile olur. Bu sürecin yolunu ise Rusyalı bir Yahudi kimyager Dr. Chaim Weizmann hazırlar.</p>
<p>Lord Kitchener’in Rusya&#8217;ya seyahati sırasında 5 Haziran 1916’da boğularak vefatı sonrası kabinede Savunma Bakanlığını devralan Lloyd George dört ay sonra Başbakan Asquite’in görevden alınması üzerine yeni başbakan olacaktır.</p>
<p>Bu sırada Dünya Harbi’nin başlamasından dört ay sonra Weizmann İngiliz hükümetine arz edilecek Siyonist düşünceyi özetler:</p>
<p><em>“Bir makul bir şekilde diyoruz ki, Filistin İngilizlerin nüfuz alanına girmelidir ve bir İngiliz sömürgesi olarak orada İngiltere Yahudi yerleşimi teşvik etmelidir; ta ki yirmi ya da otuz yıl içinde bu bölgede bir milyon, belki daha fazla bir Yahudi nüfusuna sahip olalım. Bu Yahudiler orayı kalkındıracak, medeniyeti geri getirecek ve Süveyş Kanalı için etkili bir koruma sağlayacaktır.”</em><em><sup>39</sup></em></p>
<p>Artık Filistin meselesi İngiliz kabine üyelerinin gündemine girmiş bulunmaktadır. Osmanlı Devleti&#8217;nin Şubat 1915 ve Temmuz 1916&#8217;da Süveyş Kanalı&#8217;na düzenlediği saldırıların başarısızlığı İngiltere’yi harekete geçirecektir. Kanalı geçen İngiliz orduları hızlı bir şekilde ilerleyerek Gazze sınırına gelmiştir. Mısır’ın güvenliği böylece temin edilmiştir.</p>
<p>Weizmann’ın gayreti ve savaşın geldiği noktada Yahudilerin desteğinin alınması gerekmektedir. İngiliz hükümeti açısından Amerika Birleşik Devletleri’nin de savaşa dahil edilmesi gerekmektedir. Bunun için de Amerikan hükümeti nazarında büyük nüfuzları olan Siyonistlerin de desteğinin alınması gerekmektedir.</p>
<p>Tüm bu sebepler çerçevesinde İngiltere Dışişleri Bakanı tarafından 2 Kasım 1917&#8217;de yayımlanacak “<em>Majestelerinin hükümeti, Filistin’de Yahudi halkı için bir ulusal yurt kurulmasına olumlu bakmaktadır.” </em>ifadesini içeren Balfour Bildirisi’<sup>40</sup> Yahudilere Filistin&#8217;de bir yurt sözü veriyordu. Bunun için ise (ki bir devletin başka bir egemen devlet topraklarındaki bu tasarrufu ayrı bir yazının konusu olmakla birlikte) Filistin’in işgal edilmesi gerekmektedir.</p>
<p>Patterson’a göre bu bildiri savaşın seyrinde de önemli bir dönüm noktasıdır.<sup>41</sup> Jabotinsky’ye göre ise <em>“Kasım 1917&#8217;de Balfour Bildirisi ile Filistin&#8217;de yurt edinme konusunda sözü alındı ise buna ulaşan yol Gelibolu&#8217;dan” </em>geçmiştir.<sup>42</sup></p>
<p>Jabotinsky Yahudilerden oluşacak bir birliğin Filistin’in işgalinde bulunması düşüncesinden hiçbir zaman vazgeçmeyecektir. Çanakkale’den Müttefiklerin çekilme planları yaptığı bir zamanda İngiliz Savaş Bakanlığı’na 31 Ekim 1915 tarihli bir teklifle Yahudi Katır Birliği’nin 4.000 kişilik savaşan bir birliği dönüştürülmesini teklif edecektir (Belge 7).<sup>43</sup> İki gün sonra da Balfour bildirisinin ilanı ayrı bir önem kazanmaktadır.</p>
<p><strong>Yahudi Lejyonu</strong></p>
<p>Balfour Bildirisi’nde bir devletin kurulmasından açıkça bahsedilmeyip “<em>Filistin’de Yahudi halkı için bir ulusal yurt kurulmasına”</em> ifadesi geçse de sürecin nihai hedefi devlet kurmak olacaktır. Bildiriyi, ilan edildiği aynı gün Londra Opera’sında başkanlığını yaptığı kutlama töreninde Lord Rothschild, bu hadise için son 1800 yıllık Yahudi tarihinin en önemli hadisesidir, diyecektir.</p>
<p>Bunun gerçekleşmesi için tüm Yahudilerin, İngiltere’nin Filistin’de başarılı olması adına ekonomik ve fiili ne gerekiyorsa yapmaları gerekmektedir. Böylece Filistin’in alınması daha küçük milletlerin (Yahudilerin) bütünleşmesi için önemli bir adım olacaktır.<sup>44</sup></p>
<p>Bununla birlikte henüz bildiri yayınlanmadan önce 10 Temmuz 1917, İngiltere bir Yahudi piyade alayının kurulmasının yakın olduğunu ilan eder.<sup>45</sup> 23 Ağustos 1917’de ise London Gazette’de resmen bir Yahudi birliğinin kurulduğu ilan edilir.<sup>46</sup> Kurulan bu ilk birlik 38. Lejyon’dur. Bu birliğe ise Yahudi Katır Birliği’nin de komutasını yapan Patterson atanacaktır.<sup>47</sup> Bu atama onun için de memnuniyet sebebidir.<sup>48</sup></p>
<p>Birliklere isim verilmesi tartışma konusu olacak, isimlendirmede Yahudi ifadesinin geçmesine izin verilmeyecek, isimlendirme “Royal Fusiliers” altında olacaktır. Bu ilk birliğin toplanma ve eğitim yeri ise Plymouth’tur.<sup>49</sup></p>
<p>Bu birlikte bulunanlardan biri de Jabotinsky’dir. Yahudi Katır alayına başlangıçta karşı olan Jabotisky İngiltere’ye göç eden Yahudilerden kurulan bu birliğin 2 Şubat 1918’de, Londra’da Whitechapel’e doğru 5.000 kişilik birliğin yürüyüş merasimini şu şekilde anlatır:</p>
<p><em>Caddelerde, pencerelerde ve balkonlarda onbinlerce Yahudi vardı. Mavi beyaz bayraklar her dükkânın kapısında asılı, kadınlar neşe ile çığlık atarken, yaşlı Yahudiler bıyıklarını sıvazlayıp ‘Shehecheyanu’ şeklinde mırıldanıyordu. Patterson atının üzerinde tebessüm edip, eğiliyor ve bir kız ona balkondan bir gül atıyordu.</em><em><sup>50</sup></em></p>
<p>Diğer birlik ise 39. Lejyon’dur. Bu lejyonun büyük bir kısmı ise Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada Yahudilerinden gönüllü olarak gelenler tarafından kurulmuştur.<sup>51</sup> Vladimir Jabotinsky’e göre 5.000 kişi Kuzey Amerika’dan gelmiştir ve bunların da 500’ü Kanada Yahudi’sidir.<sup>52 </sup>Amerika ve Kanada’da Siyonist örgütler aktif bir şekilde kurulacak bu birliğe asker toplamak için çalışırlar. Gönüllülerden biri olan Gurevitz, asker toplayan görevlilerin kendisini ve arkadaşlarını İsrail yurdunun (The Land of Israel) özgürleştirmesi için davet ettiklerini anlatır.<sup>53</sup></p>
<ol start="39">
<li>Lejyonu Mısır’da karşılayacak kişi ise Patterson’dur. Nisan 1918 sonunda Albay Margolin komutasında çok samimi bir şekilde 38. Lejyon’un bandosu ile karşılar.<sup>54</sup>Patterson’a göre Mısır’da da yüzlerce Yahudi de gönüllü olmak için beklemektedir.<sup>55</sup></li>
</ol>
<p>Diğer aktif birlik ise Patterson’un da belirttiği üzere Filistin’den Mısır’a gelen Yahudiler tarafından kurulan 40. Lejyon’dur. Yahudi Katır Birliği’nde bulunan Trumpeldor da 40. Lejyon’da subaydır. Allenby bu üç birlikten bir tugay kurmaktan ve bu birliklere Filistin’in işgalinde kullanılacak asıl birlikler içinde bir görev verip vermemekten emin değildir.<sup>56</sup></p>
<p>Ocak sonunda Patterson, lejyonu ve daha sonra kendi komutasına verilecek 39. Lejyon ile cephede aktif göreve başlayacaktır.<sup>57</sup> Bu lejyonlardan 38 ve 39. Lejyonlar Nablus Muharebesi (19 Eylül 1918) sonrası çekilmekte olan 4. Ordu’nun doğusundan takip harekâtına katılırlar. Amman’ın işgalinde Yahudi lejyonları da bulunmaktadır.<sup>58</sup></p>
<p>Kasım 1918’de tüm cephelerde savaş bittiğinde Yahudi lejyonları hızlı bir şekilde terhis edilecek, bir kısmı kendi memleketlerine dönerken kalanları ise Siyonist gayelerinin gerçekleştirmek için Fislistin’e yerleşeceklerdir.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Birinci Dünya Savaşı olmasaydı bugün Filistin’de muhtemel bir Yahudi devleti olmayacaktı. Yahudiler için bu süreç nerede ise yüz yılı aşkın bir mücadelenin sonucudur. Herzl’in de ifade ettiği gibi bu sürecin en somutlaştığı, esaslarının belirtildiği olay ise Birinci Siyonist Kongresi’dir. Dünya Harbi ise bir devletin esası olan silahlı gücün teşkili imkanını verecektir. Savaş bitip Filistin İngiliz kolonisi olduğu dönemde bu askerlerden 1919 yılında “First Judaeans” (İlk Yahudiler) birliği kurulacaktır.<sup>59</sup></p>
<p>Ayrıca Birinci Dünya Savaşı Siyonizm’in en azından gelecek otuz yılda Filistin’in tamamında olmasa da büyük bir kısmında bir devlet kurması için uygun şartları hazırlayacaktır.<sup>60</sup></p>
<p>Yahudi lejyonlarının savaşın seyrini değiştirecek bir başarısı olmasa da bu lejyonlara katılan birçok Yahudi, 1948’de kurulan İsrail Devleti’nde önemli vazifeler alacaklardır.</p>
<p>İsrail’in ilk başbakanı, David Ben-Gurion<sup>61</sup> ve ikinci başkanı Yitzhak Ben-Zvi 39. Lejyon’da onbaşı rütbesindedirler.<sup>62</sup> İsrail’in ilk cumhurbaşkanı da Balfour Bildirisi’nin mimarlarından Dr. Chaim Weizmann’dır.</p>
<ul>
<li></li>
<li></li>
<li></li>
<li></li>
</ul>
<p><em>beyaztarih.com&#8217;da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com&#8217;a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.</em></p>
<p style="font-size: 0.8em;">1Sedat Kızıloğlu “İsrail Devleti’nin Kuruluşuna Kadar Geçen Süreçte Yahudiler ve Siyonizm’in Gelişimi”, Sosyal Bilimler, Cilt 2, Sayı 1 (Ocak 2012), s. 38.<br />
2Kızıloğlu, s. 40.<br />
3Fahir Armaoğlu, Filistin Meselesi ve Arap İsrail Savaşları 1948-1988, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara 1989, s. 9.<br />
4John Henry Patterson, With the Judeans in the Palestine Campaign, Published by The Macmillan Company, New York 1922, s. 5; Mim Kemal Öke’ye göre Dreyfus idam edilmiştir. Mim Kemal Öke, Kutsal Topraklarda Siyonistler ve Masonlar: İhanetler, Komplolar, Aldanmalar, Yay. Kenan Seyithanoğlu&#8230; [ve öte.], Çağ Yayınları, İstanbul 1990, s. 35.<br />
5Kimi Yahudiler bir millet değil sadece dini bir grup olduklarını ve özellikle Yahudiliğin bir din olarak algılanmasını istediler. Zira milli bir unsur olarak algılanmalarının henüz kazandıkları toplumsal ve hukuki hakları düşmanlık dönemlerine götüreceğini düşünüyorlardı. Kızıloğlu, s. 40.<br />
6Kızıloğlu, s. 40.<br />
7Öke, s. 37.<br />
8Max Nordau, Zionism: Its History And its Aims, Fedaratons of American Zonist, New York 1905, s. 8.<br />
9Bahadır Dülger, Dreyfüs Meselesi, Rek-Tur İstanbul 1966, s. 5-7; Mim Kemal Öke’ye göre Dreyfus idam edilmiştir. Öke, s. 31.<br />
10Öke, s. 28-29.<br />
11Murat Çulcu, ‘Gelecek Yıl Kudüs’te&#8230;’ Siyonizm’in İlk Dönemi: 1895-1922, E Yayınları, İstanbul 2011, s. 23, 25.<br />
12The Complete Diaries of Theodor Herzl, s. 581; Fayez A. Sayegh, Zionist Colonialism in Palestine, Palestine Liberation Organization, Beirut, 1965, s. 3; Öke, s. 48.<br />
13Herzl’e göre kendilerine vadedilmiş topraklar Mısır’dan (Nil) Fırat’a kadar uzanmaktadır. &#8220;From the Brook of Egypt to the Euphrates.&#8221;, The Complete Diaries of Theodor Herzl, edit by Raphael Patai, translated by Hary Zohn, Volume II, Herzl Press and Tomas Yoseloff, New York 1960, s. 711.<br />
14Öke, s. 45.<br />
15Nordau, s. 10.<br />
16Theodor Herzl, The Jewish State, Dover Publications, New York 1988, 75.<br />
17O yaptığı yardımlar ve izlediği politika hakkında “Bu gibi işlerde genellikle reklamdan kaçınmak lazımdır. Biz sessiz ve dikkatli bir şekilde bu işin üzerine yürürsek çabalarımız başarıya ulaşabilir” diyecekrir. Öke, s. 42.<br />
18Filistin’e Yahudilerin göçü ve Osmanlı Hükümeti’nin tavrı hakkında daha geniş bilgi için bkz. Ömer Osman Umar, “Osmanlı Döneminde Yahudiler’in Filistin’e Yerleşme Faaliyetleri”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 12, Sayı: 2, Elâzığ 2002, ss. 421-438.<br />
19Öke, s. 56.<br />
20Öke, s. 62.<br />
21Umar, s. 428; Öke, s. 136-137.<br />
22Martin Watts, The Jewish Legion and the First World War, Palgrave Macmillan, Chippenham and Eastbourne 2004, s. 22.<br />
23Vladimir Jabotinsky, Turkey And The War, T. Fisher Unwin Ltd, London 1917, s. 66.<br />
24Vladimir Jabotinsky, The Story of the Jewish Legion, Bernard Ackerman Inc., New York, 1945, s. 85.<br />
25Ö. Körkçüoğlu, Osmanlı Devleti’ne Karşı Arap Bağımsızlık Hareketi, SBF Yayınları, Ankara 1982, s. 39-63; Alan R. Taylor, İsrail’in Doğuşu 1897-1947 Siyonist Diplomasisinin Analizi, çev. Mesut Karaşahan, Pinar Yayınları İstanbul 2001, s. 504-547.<br />
26Josph B. Schechtman, Rebel and Statesman The Vladimir Jabotinsky Story The Early Story, New York, 1956, s. 203.<br />
27Jabotisky, s. 37, 38; Mete Tunçoku, “İsrail’in Kuruluşana Varan Gelişmeler İçinde Çanakkale Savaşları’nın Önemi” Belleten 55, 212 (1991): s. 104.<br />
28Başka bir kaynakta ise 2 Mart tarihi verilmektedir. Watts, s. 23.<br />
29Schechtman, s. 205.<br />
30Jabotinsky, The Story of the Jewish Legion, s. 41.<br />
31Schechtman, s. 205.<br />
32Jabotinsky, The Story of the Jewish Legion, s. 42; Schechtman, s. 205.<br />
33John Henry Patterson, With the Zionists in Gallipoli, New York 1916, s. 33; Watts, s. 25.<br />
34Öke, s. 294.<br />
35Patterson, With the Zionists in Gallipoli, s. 49.<br />
36Schechtman, s. 206; Öke, s. 295.<br />
37Patterson, With the Zionists in Gallipoli, s. 203.<br />
38 1 Hyde Park Gardens W. 12 Şubat 1916<br />
Sayın Yarbay Patterson &#8230;..<br />
Fikirlerimin aşağıdaki doğrultuda olduğunu bütün yetkinizle ifade edebilirsiniz:<br />
(1) Bu askerler İngiliz askerleriyle eşit derecede bir görev üstlenmiştir ve bu askerler olmasaydı, onların görevlerini İngiliz askerlerinin yerine getirmesi gerekirdi.<br />
(2) Bu askerlere İngiliz askerleri ile eşit muamele gösterilmemesi için hiçbir dayanak göremiyorum.<br />
Sir Ian Hamilton, General<br />
39Chaim Weizmann, Trial And Error: The Autobiography of Chaim Weizmann, Hamish Hamilton London 1949, s. 149; Taylor, s. 27.<br />
40Dışişleri Bakanlığı<br />
2 Kasım 1917<br />
Saygıdeğer Lord Rothschild,<br />
Yahudilerin Siyonist özlemlerine sempatisini dile getiren aşağıdaki deklarasyonun Kabine’ye sunulmuş ve onun tarafından onanmış olduğunu, Majestelerinin hükümeti adına size bildirmekten mutluluk duyuyorum; Majestelerinin hükümeti, Filistin’de Yahudi halkı için bir ulusal yurt kurulmasına olumlu bakmaktadır ve Filistin’de bulunan Yahudi olmayan toplulukların yurttaş ve dinsel haklarına ya da herhangi bir başka ülkedeki<br />
Yahudilerin sahip oldukları haklara ve siyasal statüye zarar verebilecek herhangi bir şeyin yapılmaması kaydıyla bu hedefe erişilmesi için elinden gelen tüm çabaları harcayacaktır. Bu deklarasyonu Siyonist Federasyonun bilgisine sunarsanız, size minnettar olacağım.<br />
Saygılarımla, Arthur James Balfour”<br />
41Patterson, With the Judeans in the Palestine Campaign, s. 4.<br />
42Öke, s. 296.<br />
43Great Britain Palestine and the Jews, Gorge H. Doran Company, Newyork, t.y., s. 13.<br />
44A Brief Record Of The Advance Of The Egyptian Expeditionary Force Under The Command Of General Sir Edmund H. H. Allenby :July 1917 to October 1918, s. 35.<br />
45Patterson, With the Judeans in the Palestine Campaign, s. 11.<br />
46Shlomit Keren, Michael Keren “The Jewish Legions in The First World War As A Locus Of Identity Formation”, Journal of Modern Jewish Studies Vol 6, No. 1 March 2007, s. 71.<br />
47Patterson, With the Judeans in the Palestine Campaign, s. 40-41<br />
48Patterson, With the Judeans in the Palestine Campaign, s. 12, 19.<br />
49Jabotinsky, The Story of the Jewish Legion, s. 169-171.<br />
50Shlomit Keren, Michael Keren s. 71.<br />
51Vladimir Jabotinsky, The War And The Jew, The Dial Press, New York 1942, s. 234-235.<br />
52Shlomit Keren, Michael Keren, s. 73.<br />
53Patterson, With the Judeans in the Palestine Campaign, s. 55.<br />
54Patterson, With the Judeans in the Palestine Campaign, s. 43-44.<br />
55Shlomit Keren, Michael Keren, s. 71.<br />
56Patterson, With the Judeans in the Palestine Campaign, s. 12<br />
57A Brief Record Of The Advance Of The Egyptian Expeditionary Force Under The Command Of General Sir Edmund H. H. Allenby :July 1917 to October 1918, s. 218.<br />
58Shlomit Keren, Michael Keren, s. 71.<br />
59Fayez A. Sayegh, Zionist Colonialism in Palestine, Palestine Liberation Organization, Beirut, 1965, s. 8-9<br />
60Shlomo Aronson, David Ben-Gurion and the Jewish Renaissance, Translator, Naftali Greenwood, Cambridge University, 2011, s. 191<br />
61Shlomit Keren, Michael Keren, s. 72; Öke, s. 303.</p>
<p style="font-size: 0.8em;"><strong>Kaynakça</strong><br />
(National Archive, WO 32 18545).<br />
Great Britain Palestine and the Jews, Gorge H. Doran Company, Newyork, t.y.<br />
Mim Kemal Öke, Kutsal Topraklarda Siyonistler ve Masonlar: İhanetler, Komplolar, Aldanmalar, Yay. Kenan Seyithanoğlu [ve öte.], Çağ Yayınları, İstanbul 1990.<br />
Fayez A. Sayegh, Zionist Colonialism in Palestine, Palestine Liberation Organization, Beirut, 1965.<br />
Sedat Kızıloğlu “İsrail Devleti’nin Kuruluşuna Kadar Geçen Süreçte Yahudiler ve Siyonizm’in Gelişimi”, Sosyal Bilimler, Cilt 2, Sayı 1 (Ocak 2012), ss. 35-64.<br />
Fahir Armaoğlu, Filistin Meselesi ve Arap İsrail Savaşları 1948-1988, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara 1989.<br />
John Henry Patterson, With the Zionists in Gallipoli, New York 1916.<br />
John Henry Patterson, Sion Katır Birliği Komutanından Çanakkale Savaşı’nda Siyonistler, Çeviren Ozan Kemal Sarıalioğlu, Dün Bugün Yarın [DBY] yayınları, İstanbul 2011.<br />
John Henry Patterson, With the Judeans in the Palestine Campaign, Published by The Macmillan Company, New York, 1922.<br />
Max Nordau, Zionism: Its History And its Aims, Fedaratons of American Zonist, New York 1905.<br />
Bahadır Dülger, Dreyfüs Meselesi, Rek-Tur, İstanbul 1966.<br />
Israel Cohen, A Short History of Zionism, Frederick Muller LTD, London 1951.<br />
Martin Watts, The Jewish Legion and the First World War, Palgrave Macmillan, Chippenham and Eastbourne 2004.<br />
Josph B. Schechtman, Rebel and Statesman The Vladımır Jabotınsky Story The Early Story, New York, 1956.<br />
Chaim Weizmann, Trial And Error: The Autobiography of Chaim Weizmann, Hamish Hamilton London 1949.<br />
Shlomit Keren, Michael Keren “The Jewish Legions in The First World War As A Locus Of Identity Formation”, Journal of Modern Jewish Studies Vol 6, No. 1 March 2007, pp. 69–83.<br />
ShlomoAronson, David Ben-Gurion and the Jewish Renaissance, Translator, Naftali Greenwood, Cambridge University, 2011.<br />
Theodor Herzl, The Jewish State, Dover Publications, New York 1988.<br />
Ömer Osman UMAR, “Osmanlı Döneminde Yahudiler’in Filistin’e Yerleşme Faaliyetleri”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 12, Sayı: 2, Elazığ 2002, ss. 421-438.<br />
Mete Tunçoku, “İsrail’in Kuruluşana Varan Gelişmeler İçinde Çanakkale Savaşları’nın Önemi” Belleten 55, 212 (1991): 101-108.<br />
The Complete Diaries of Theodor Herzl, edit by Raphael Patai, Translated by Hary Zohn, Volu II, Herzl Press and Tomas Yoseloff, New York 1960.<br />
Murat Çulcu, ‘Gelecek Yıl Kudüs’te&#8230;’ Siyonizm’in İlk Dönemi: 1895-1922, E Yayınları, İstanbul 2011.<br />
Alan R. Taylor, İsrail’in Doğuşu 1897-1947 Siyonist Diplomasisinin Analizi, Çev. çev. Mesut Karaşahan, Pinar Yayınları İstanbul 2001.<br />
A Brief Record Of The Advance Of The Egyptian Expeditionary Force Under The Command Of General Sir Edmund H. H. Allenby: July 1917 to October 1918.<br />
Vladimir Jabotinsky, Turkey And The War, T. Fisher Unwin Ltd, London 1917.<br />
Vladimir Jabotinsky, The War And The Jew, The Dial Press, New York 1942.<br />
Vladimir Jabotinsky, The Story of the Jewish Legion, Bernard Ackerman Inc., New York, 1945.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/belgelerle-siyonist-devletin-kurulusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hangi Deistler Emperyalizme, Siyonizme, Hıristiyan Misyonerliğine Hizmet Ediyor?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/hangi-deistler-emperyalizme-siyonizme-hiristiyan-misyonerligine-hizmet-ediyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/hangi-deistler-emperyalizme-siyonizme-hiristiyan-misyonerligine-hizmet-ediyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Nov 2018 17:56:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Deist]]></category>
		<category><![CDATA[Deizm]]></category>
		<category><![CDATA[Emperyalist]]></category>
		<category><![CDATA[Emperyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Misyonerlik]]></category>
		<category><![CDATA[Siyonist]]></category>
		<category><![CDATA[siyonizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4146</guid>

					<description><![CDATA[Yaradancılık, anlamına gelen deizm, dünyaya veya evrenin işleyişine müdahale etmeyen tek tanrı olduğuna inanan ve tüm dinleri reddeden bir inanç biçimidir. Deizm, peygamberleri ve Kutsal kitapları reddeder.Deizm, dine akılcı bir açıdan yaklaşır. Deizme göre Tanrı&#8217;nın varlığını kanıtlamak için mucizelere, vahiylere ihtiyaç yoktur. Aslında bu yaklaşım arifane bir perspektiftir. Necip Fazıl Kısakürek&#8217;in deyimiyle &#8216;kaba softa ham yobazların&#8217; din anlayışından daha ahlâkî, akılcı ve romantikdir. Karşılıksız sevmek gibi platonik olduğu söylenebilir. Hani anlatılır ya; &#8220;Bir mecliste ilm-i kelâm üzerine sohbet edilirken, ilmine pek mağrûr bir âlim, kendine bir pâye çıkarmak için böbürlenerek şöyle demiş: &#8220;-Ben bu ilme ömrümü verdim&#8230;Öyle ki Allah&#8217;ın varlığına yüzden fazla aklî delîl buldum&#8230;Bu muvaffakiyyet hiç kimseye müyesser olmamışdır&#8230;&#8221; O mecliste bulunan bir ârif, hem o ilmine mağrûr âlimi hem de meclisdekileri irşâd için şöyle der; &#8220;-Haaa! Demek ki o kadar çok şüphen varmış!&#8230;&#8221; Hakk&#8217;ın varlığına aklî delîl bulmak, ârifler katında abesle iştigaldir zîrâ âriflere göre Cenâb-ı Hakk zâten &#8220;ZÂHİR&#8221;dir&#8230;Hattâ öyle zâhirdir ki &#8220;Allah, zuhûrunun şiddetinden dolayı görülemez&#8221; demişlerdir&#8230; Deizm bütün dinleri ve din olgusunu redd ettiği için peygamberler, kutsal kitaplar, sevap, günah, ibadet, dua, vahiy, kader, ahiret, cennet, cehennem, melek, cin ve şeytan gibi kavramlar bu inanışta yer almaz. Ateizm hiçbir dine ya da Tanrı&#8217;ya inanmamak. Deizm ise &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaradancılık, anlamına gelen deizm, dünyaya veya evrenin işleyişine müdahale etmeyen tek tanrı olduğuna inanan ve tüm dinleri reddeden bir inanç biçimidir. Deizm, peygamberleri ve Kutsal kitapları reddeder.Deizm, dine akılcı bir açıdan yaklaşır. Deizme göre Tanrı&#8217;nın varlığını kanıtlamak için mucizelere, vahiylere ihtiyaç yoktur.</p>
<p>Aslında bu yaklaşım arifane bir perspektiftir. Necip Fazıl Kısakürek&#8217;in deyimiyle &#8216;kaba softa ham yobazların&#8217; din anlayışından daha ahlâkî, akılcı ve romantikdir. Karşılıksız sevmek gibi platonik olduğu söylenebilir.</p>
<p>Hani anlatılır ya; &#8220;Bir mecliste ilm-i kelâm üzerine sohbet edilirken, ilmine pek mağrûr bir âlim, kendine bir pâye çıkarmak için böbürlenerek şöyle demiş: &#8220;-Ben bu ilme ömrümü verdim&#8230;Öyle ki Allah&#8217;ın varlığına yüzden fazla aklî delîl buldum&#8230;Bu muvaffakiyyet hiç kimseye müyesser olmamışdır&#8230;&#8221;<br />
O mecliste bulunan bir ârif, hem o ilmine mağrûr âlimi hem de meclisdekileri irşâd için şöyle der; &#8220;-Haaa! Demek ki o kadar çok şüphen varmış!&#8230;&#8221;<br />
Hakk&#8217;ın varlığına aklî delîl bulmak, ârifler katında abesle iştigaldir zîrâ âriflere göre Cenâb-ı Hakk zâten &#8220;ZÂHİR&#8221;dir&#8230;Hattâ öyle zâhirdir ki &#8220;Allah, zuhûrunun şiddetinden dolayı görülemez&#8221; demişlerdir&#8230;</p>
<p>Deizm bütün dinleri ve din olgusunu redd ettiği için peygamberler, kutsal kitaplar, sevap, günah, ibadet, dua, vahiy, kader, ahiret, cennet, cehennem, melek, cin ve şeytan gibi kavramlar bu inanışta yer almaz. Ateizm hiçbir dine ya da Tanrı&#8217;ya inanmamak. Deizm ise yalnızca Tanrıya inanmak ama dinleri kabul etmemektir.</p>
<p>Semavi dinlerin kutsal kitaplarına ilişkin ilk tartışmalar, mevcut Tevrat&#8217;ın orijinal olup olmadığının gündeme getirilmesiyle başladı. Bazı Yahudi din bilginlerince &#8220;Bugünkü Tevrat&#8217;ın Musa&#8217;ya verilen Tevrat olduğu ve hiç değişikliğe uğramadığını&#8221; vurgulanırken, diğer taraftan, onun değiştirildiği, tahrif edildiği, içinde bilgi yanlışlıklarının ve çelişkilerin bulunduğu da belirtilmiştir. Tevrat&#8217;ın eski İbranice yazmasının M.Ö. I. yy&#8217;daki İbranice metinlere dayandığı din tarihçileri ve teologlarca ileri sürülüyor.</p>
<p>Tevrat&#8217;taki materyallerin içeriğinin, farklı kaynaklardan toplanarak nasıl bir araya getirildiği, böylece Tevrat&#8217;ın, efsaneler, mitolojiler, kehanetler, biyografiler, folklor ve ilahîler içeren bir antoloji mahiyetinde oluştuğunu iddia eden Yahudiler de çıkmıştır. Yahudilerin elinde bulunan bu günkü Tevrat&#8217; ın ( TORAH) toplanıp kaleme alınma süreci tartışılmaktan kurtulamamıştır.</p>
<p>Bu açıdan bakıldığında bir yanda Yahudilik diye sınırları belli, yeniliğe kapalı bir din vardır, diğer yanda ise sembollerini dinden alsa da bir şekilde Tanrı ile bağını kesmiş seküler bir Yahudi kültürü olduğu görülmektedir. Bunun böyle olmasının nedeni ise Yahudiliğin iki kaynaktan beslenmesidir. İlki; De-Orayta’dır ki bu, “Tora” kaynaklı, “talimat” anlamındadır. Zaten Tora’nın bir anlamı da budur. İkincisi ise De-Rabanan yani Yahudi din ulularının/bilginlerinin sistematik hale getirdiği hukuk sistemidir.</p>
<p>Kutsal kitapların ortaya çıkışına ilişkin tartışmalar Kur&#8217;an eleştirilerinden çok önce başlamıştı. İncil Konsillerinin toplanma gündemleri farklı İncil nüshalarının içinden şimdiki İncili oluşturan dört kitabı seçmek içindi. Hıristiyan din önderleri, Hıristiyanlıkla ilgili tartışmalı konuları aydınlatmak ve bir sonuca bağlamak için, tartışılacak konunun önemi ve ilgilendirdiği bölge oranında büyük toplantılar düzenlemişlerdir. Bu toplantılara &#8220;Konsey&#8221; ya da &#8220;Konsil&#8221; adı verilmişti. Hatta iddialara göre dört bölümden oluşan İncil İznik konsilinde yüzlerce İncil arasından seçilmişti.</p>
<p>Halîfe Ebu Bekir&#8217;in döneminde Hattap Ömer&#8217;in teşvîk ve ısrarıyla, hâfız ve vahiy kâtibi olan Zeyd Bin Sabit başkanlığında bir hey’et oluşturulmuş, Kur’ân’ı toplayıp bir kitap haline getirme görevi bu hey’ete verilmiştir. Bu Kur&#8217;an derleme ve tasnif heyeti, İslam tarihinin ilk konsilidir. Kur&#8217;an&#8217;a girecek ayet ve surelerin belirlenmesi ve tasnifine uğraşan konsile Ömer, Osman, Ali, İbn Kaab, Zeyd Bin Sabit’e büyük ölçüde yardımcı olmuştur. Bununla birlikte İbni Mesut ve Hz. Ali gibi İslam peygamberinin yanından ayrılmamış dini şahsiyetlerin, Kur&#8217;an derleme heyetinin dönemin siyasi iktidarının istekleri doğrultusunda bazı sure ve ayetlerin Kur&#8217;an&#8217;a dahil etmediğini ama buna karşılık kendilerinin bilmediği, peygamberden duymadıkları bazı sure ve ayetlerin ise mushafa yani sahifelerden müteşekkil kitaba eklendiği iddiasında bulunmaları bir çok kaynakta yer almaktadır. İslam Peygamberinin ölümünden sonra başlayan tartışmalar farklı mushaf nüshalarının imhasına yol açsa da, ilk dönem Hadis ravilerinin, fakih ve müfessirlerin metodoloji oluşturma çabaları sırasında bu tartışmalara ilişkin mâlumata yer verilmiştir.</p>
<p>Benim değinmek istediğim asıl konu, iyi niyetle(!) &#8216;Kuran&#8217;a dönüş&#8217; adı altında başlatılan Kur&#8217;an araştırmalarının; önce tasavvuf ve aziz menkıbelerini tenkidi, sonrasında Hadis kritiğinin mevzu ve Hasen yani Ravi zincirinin şüpheli olduğu hadislerin ayıklanmasına evrilmesi, bir sonraki adımda ise Kur&#8217;an araştırmalarının Kur&#8217;an&#8217;ı reddeden tenkid usulüne dönüşmesidir. Belki bu mevcut durum aydınlanma veya reform gibi algılanabilir. Ancak özellikle Türkiye&#8217;de bu girişim ve çabaların sadece İslam dini, kitabı ve peygamberi ile sınırlı olduğu görülmektedir. O zaman sözde hikmet arayıcılarının, hakperest geçinenlerin, şarlatan olduklarını söylemek zorundayım. Çünkü Deizm madem Yüce Yaratıcı kavramını kabul etmektedir o halde Yahudilik ve Hıristiyanlık ve Bahailik&#8217;te tenkit edilmeli, yüce yaratıcının vahiy kriteri ve aracı olarak bildirdiği insana verdiği akla uymayan yönleri ortaya konulmalıdır. İslam&#8217;ı eleştirdikleri kadar Yahudilik, Hristiyanlık ve Bahailiği eleştirmekten kaçınanlar küresel emperyalizmin, Siyonizm&#8217;in ve Hıristiyan misyonerliğinin çanak yalayıcısıdır. Eee boşuna dememişler; &#8220;gevurun ekmeğini yiyen kılıcını kuşanır.&#8221; Sahi her karış toprağı şehit kanları ile sulanmış bu memlekette gevur kayırıcılar kim?</p>
<p>İkaz: anlamadan dinlemeden kâfir/nasrani/rafizi yaftası vuranlara her dem derim ki;</p>
<p>&#8220;Bize kâfir demiş Mütfî Efendi,<br />
Tutayım ben ana diyem Müselmân,<br />
Vardıkda yarın Rûz-i Cezâ’ya,<br />
İkimiz de çıkarız anda yalan!”</p>
<p>Ömür Çelikdönmez<br />
Twitter:@oc32oc32</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/hangi-deistler-emperyalizme-siyonizme-hiristiyan-misyonerligine-hizmet-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
