<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sinema &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/sinema/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 23 Nov 2023 09:48:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Sinema &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Milli Sinema Günleri Ardından</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/milli-sinema-gunleri-ardindan/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/milli-sinema-gunleri-ardindan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Salih Diriklik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Nov 2023 09:48:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Afyon]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18926</guid>

					<description><![CDATA[Geçen hafta Kültür-Turizm bakanlığı ve Afyon valiliğinin desteği ile Afyon&#8217;da üç gün süren &#8220;Milli Sinema Günleri&#8221; adlı bir etkinlik düzenlenmişti. Afyon Kocatepe üniversitesinin büyük ilgi ve yardımına şahit olduğumuz bu organizasyondaki en önemli etkinlik &#8220;2. Milli Sinema Açık Oturumu&#8221; idi. Dört bölüm halinde düzenlenen bu oturuma katılan arkadaşlar,  en parlak döneminden günümüze kadar geçen süre içinde Milli Sinema&#8217;nın kat ettiği merhaleleri ve yaşadığı değişimi tüm yönleriyle tartıştılar. Özellikle Yıldız Ramazanoğlu, Mesut Bostan ve Murat Pay&#8217;ın konuşmaları ufuk açıcıydı. Böylece MTTB Sinema Kulübü&#8217;nce Milli Sinema&#8217;nın kuram çalışmasını başlatan 1973 tarihli ünlü açık oturumdan 50 yıl sonra, aynı amacı taşıyan yeni bir çalışma hayata geçirilmiş oldu. Bir yıl gibi kısa bir süre önce kurulmasına rağmen pek çok başarılı organizasyonlara imza atan Uluslararası Sinema Derneği üyeleri, Kamil Engin ve elbette dernek başkanı Nazif Tunç film gösterileri, sohbetler ve sempozyumlarla son derece yoğun geçen bu etkinliği gerçekten başarıyla tamamladılar. 21 yaşındayken &#8220;Kabe Yollarında&#8221; adlı belgeseli çekmek için (rahmetli) Yücel Çakmaklı ile yollara düşen Ali Osman Emirosmanoğlu&#8217;nun anıları ve Ahmet Özhan ile Ahmet Tezcan&#8217;ın sohbetvari açıklamaları da izleyicilerin son derece yararlı bilgiler edinmesini sağladı. Üç günlük başarılı bir organizasyonun ardından tamamlanan Milli Sinema Günleri, 70&#8217;li yıllarda verilen eserler, düzenlenen etkinlikler, yerel basında ard arda yayınlanan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Geçen hafta Kültür-Turizm bakanlığı ve Afyon valiliğinin desteği ile Afyon&#8217;da üç gün süren &#8220;Milli Sinema Günleri&#8221; adlı bir etkinlik düzenlenmişti. Afyon Kocatepe üniversitesinin büyük ilgi ve yardımına şahit olduğumuz bu organizasyondaki en önemli etkinlik &#8220;2. Milli Sinema Açık Oturumu&#8221; idi. Dört bölüm halinde düzenlenen bu oturuma katılan arkadaşlar,  en parlak döneminden günümüze kadar geçen süre içinde Milli Sinema&#8217;nın kat ettiği merhaleleri ve yaşadığı değişimi tüm yönleriyle tartıştılar. Özellikle Yıldız Ramazanoğlu, Mesut Bostan ve Murat Pay&#8217;ın konuşmaları ufuk açıcıydı.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="571" src="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Image-2023-11-21-at-07.51.33-1024x571.jpeg" alt="" class="wp-image-18928" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Image-2023-11-21-at-07.51.33-1024x571.jpeg 1024w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Image-2023-11-21-at-07.51.33-300x167.jpeg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Image-2023-11-21-at-07.51.33-768x428.jpeg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Image-2023-11-21-at-07.51.33-1536x856.jpeg 1536w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Image-2023-11-21-at-07.51.33.jpeg 1600w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Böylece MTTB Sinema Kulübü&#8217;nce Milli Sinema&#8217;nın kuram çalışmasını başlatan 1973 tarihli ünlü açık oturumdan 50 yıl sonra, aynı amacı taşıyan yeni bir çalışma hayata geçirilmiş oldu.</p>



<p>Bir yıl gibi kısa bir süre önce kurulmasına rağmen pek çok başarılı organizasyonlara imza atan Uluslararası Sinema Derneği üyeleri, Kamil Engin ve elbette dernek başkanı Nazif Tunç film gösterileri, sohbetler ve sempozyumlarla son derece yoğun geçen bu etkinliği gerçekten başarıyla tamamladılar.</p>



<p>21 yaşındayken &#8220;Kabe Yollarında&#8221; adlı belgeseli çekmek için (rahmetli) Yücel Çakmaklı ile yollara düşen Ali Osman Emirosmanoğlu&#8217;nun anıları ve Ahmet Özhan ile Ahmet Tezcan&#8217;ın sohbetvari açıklamaları da izleyicilerin son derece yararlı bilgiler edinmesini sağladı.</p>



<p>Üç günlük başarılı bir organizasyonun ardından tamamlanan Milli Sinema Günleri, 70&#8217;li yıllarda verilen eserler, düzenlenen etkinlikler, yerel basında ard arda yayınlanan yazılarla adından sürekli söz ettiren bir akımın ismini tekrar gündeme getirdi. Çünkü aradan geçen yıllar içinde çizgisi bir çok esere yansıyan Milli Sinema mührü, kendi çağdaşları olan devrimci sinema, ulusal sinema, sosyalist sinema gibi unutulmaya terk edilmiş durumdaydı.</p>



<p>Gerçi Milli Sinema adının günümüz sinemasındaki pratik uygulamalar çerçevesinde revize edilerek tekrar gündeme getirilmesi mümkün. Ama böyle bir çaba, uygulayıcıların otomatikman geçmiş dönemlerdeki uzun tartışma ve eleştirileri de yüklenmesi anlamına geleceği için aslında netameli bir karar sayılır.</p>



<p>O sebeple daha geniş yelpaze oluşturacak yeni bir tarif ve tanımlama, mesela &#8220;Yeni Milli Sinema&#8221; gibi bir isim özelde geçmişin mirasını yansıtırken, yeni bir açılımı da beraberinde getirecektir.</p>



<p>Asıl önemli olan ise genç sinemacı arkadaşların öyle veya böyle, yeni bir akım ismiyle anılmayı kabul edip etmeyecekleridir. Çünkü aynı adla bir arada toplanmanın yararı ve avantajı olduğu gibi, belli oranda bağlayıcılığı da bulunacaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/milli-sinema-gunleri-ardindan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muhafazakar (Veya Milli, Yeşil, Beyaz, İslami, İslamcı Gibi Tüm Eski) Sinema Olguları Üzerine Doğru Bilinen Yanlışlar</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/muhafazakar-veya-milli-yesil-beyaz-islami-islamci-gibi-tum-eski-sinema-olgulari-uzerine-dogru-bilinen-yanlislar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/muhafazakar-veya-milli-yesil-beyaz-islami-islamci-gibi-tum-eski-sinema-olgulari-uzerine-dogru-bilinen-yanlislar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Salih Diriklik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Feb 2022 09:03:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18093</guid>

					<description><![CDATA[1- Günümüzde halen hamaset yapar, kendimizi güçlü-cesur-arkası sağlam gösterir, milleti de biraz gaza getirirsek bu işi başarırız, 2- Bizim son derece zeki, çalışkan ve başarılı tek bir insanımız gemiyi alıp yürütmeye yeterlidir. Ekip de sermaye de arkadan gelir ve kervan yolda kendi kendine düzülür. (Eğer başarılmazsa &#8220;ama adam en azından çabaladı canım&#8221; diye övülür ve saygın bir yalnız kurt olarak yaşamına devam eder) 3- Tebliğ yapabilmek bile tek başına önemli bir çaba olduğu için izleyen her seyirciyi ilk kareden son jeneriğe kadar tıka-basa mesaj doldurulur, hele konu bir de Emine Şenlikoğlu Halit Ertuğrul, Raif Cilasun, NFK gibi birine dayandırılırsa, harcanan her liranın hakkı otomatikman ödenmiş sayılır. 4/a- Aynı camiadan olsa bile, bize yanaşmayan, bizim kanatlarımız altına girmeyi kabul etmeyen kişiler, ağızlarıyla kuş tutsalar ve son derece orijinal bir proje hazırlasalar bile bize yaramaz, 4/b- Milyonlarımızı Allah rızası için akıbeti riskli bir işe yatırıp filmler çekiyor olsak bile bu konuyla ilgili etrafa hava atmamızın, basında kendimizi ön plana çıkaracak laflar etmemizin tek sebebi, maddi imkanı olan diğer insanları da bu işe teşvik etmektir. Yoksa bizim gibi bir garip bencileyin, bla, bla, bla.. Benim 50 yılını devirdiğim pratik-teorik-düşünsel bir alanda benden daha eski olan abilerim mevcut ve bunların bir kısmı rahmetli oldu. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>1- Günümüzde halen hamaset yapar, kendimizi güçlü-cesur-arkası sağlam gösterir, milleti de biraz gaza getirirsek bu işi başarırız,</p>



<p>2- Bizim son derece zeki, çalışkan ve başarılı tek bir insanımız gemiyi alıp yürütmeye yeterlidir. Ekip de sermaye de arkadan gelir ve kervan yolda kendi kendine düzülür. (Eğer başarılmazsa &#8220;ama adam en azından çabaladı canım&#8221; diye övülür ve saygın bir yalnız kurt olarak yaşamına devam eder)</p>



<p>3- Tebliğ yapabilmek bile tek başına önemli bir çaba olduğu için izleyen her seyirciyi ilk kareden son jeneriğe kadar tıka-basa mesaj doldurulur, hele konu bir de Emine Şenlikoğlu Halit Ertuğrul, Raif Cilasun, NFK gibi birine dayandırılırsa, harcanan her liranın hakkı otomatikman ödenmiş sayılır.</p>



<p>4/a- Aynı camiadan olsa bile, bize yanaşmayan, bizim kanatlarımız altına girmeyi kabul etmeyen kişiler, ağızlarıyla kuş tutsalar ve son derece orijinal bir proje hazırlasalar bile bize yaramaz,</p>



<p>4/b- Milyonlarımızı Allah rızası için akıbeti riskli bir işe yatırıp filmler çekiyor olsak bile bu konuyla ilgili etrafa hava atmamızın, basında kendimizi ön plana çıkaracak laflar etmemizin tek sebebi, maddi imkanı olan diğer insanları da bu işe teşvik etmektir. Yoksa bizim gibi bir garip bencileyin, bla, bla, bla..</p>



<p>Benim 50 yılını devirdiğim pratik-teorik-düşünsel bir alanda benden daha eski olan abilerim mevcut ve bunların bir kısmı rahmetli oldu. O zorlu dönemde hamurları yoğrulmuş olan bu abilerimin hiçbirinin (tüm gücüne ve imkanına rağmen) tevazuu kaybettiğini, etrafındakilere tepeden baktığını görmedim. (80&#8217;lerin 2. yarısından sonraki karmaşa döneminde piyasaya girenlerde ise tüm bu olumlu özellikler hızla kayboldu.)</p>



<p>Şimdi bu uzun girizgahtan sonra tarihi örneklere, tek tabanca İnterstar&#8217;ın hemen ardından 1991&#8217;de çalışmalara başlandığı halde Hilal TV&#8217;nin niye fiyaskoyla sonuçlandığına, üretenlerin parasızlığı, patronların ise şımarıklığı sebebiyle nasıl bir baltaya sap olunamadığına gireceğimi sanmayın. Konu tamamen günümüzle ve bizim sinemacı grubunda çok kısa süre önce yaşanan bazı mesajlaşma örnekleriyle ilgili. Şöyle ki;</p>



<p>x-kişi= Kızım şu an çekimleri devam eden ve yakında vizyona girecek olan iki diziden arka arkaya makyöz asistanlığı teklifi aldı. (Kanal D ve TRT yapımları) Kızımın namaz kıldığını öğrenince teklifler geri çekildi.</p>



<p>y-kişi= Namaz kılan yönetmenlerin önü açılmadığı sürece bu uzun yıllar böyle sürecek&#8230;</p>



<p>z-kişi= Namaz kılan yönetmenlerin önü açık. Vehim yaymayınız.</p>



<p>y-kişi= Hocam işin&nbsp; prodüksiyon, yapımcı ve pozitif ve bilinçli sektörleşme boyutunu kast ediyorum..</p>



<p>z-kişi= Bilinçli sektörleşme kapitalist düzen ile olur. Müslümanın kendisi de sanatı da yürüyüşü de gariptir. Bilinçli sektörleşme bizde yok. Müslüman sanatçı yalnız doğar, yalnız yürür, yalnız ölür. Projesi olan muradına erer.</p>



<p>y-kişi= Proje önemli ancak parayla yapılan sanatta yerleşik, bilinçli ve şuurlu özerk ve özel bir sermaye döngüsü kaçınılmaz. Sadece devlet destekleriyle ilerlenilemez.</p>



<p>Bu yazışmada z-kişi&#8217;nin 30-40 yıl önceki (ve yukardaki ilk üç maddede yer alan) tüm hataları iki cümlede sıraladığı ve son derece yanlış mesajlar içerdiği görülmekte. Şu anda devletten destek alarak güç bela eser üretmeye çalışan gençler (nedense burun kıvrılan o &#8216;Bilinçli sektörleşme ve kapitalist düzen&#8217; tüm yerli festivalleri ele geçirdiği için) tek çare olarak dış festivallere bel bağlamıştır, üstelik oralardan alınacak ödüllerin bile iç piyasada maddi getirisi yoktur. Çünkü bazıları hayal aleminde yaşarken o &#8216;Bilinçli sektörleşme&#8221; dağıtım ağını da bakanlıkları da devlet kademelerini de kendi yararına çalışacak biçimde şekillendirerek kapıları kapamıştır.</p>



<p>Bu iddialara bakıp z-kişinin aslında elinde bir zamanlar imkan vardı da elinin tersiyle itti, kullanmadı, diye düşünmenizi istemem. Ama o yanlış mantık yukarda 4. maddede tasvir edilen muktedir kişilerde elbette mevcuttu ve onlar sektörde kalıcı alternatif bir düzen kuracak maddi imkana sahip olmalarına rağmen &#8220;az olsun bizim olsun&#8221; hesabına giriştiler. Paraları gitti, mekanları kapandı, filmleri tepetaklak oldu.</p>



<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>



<p>“İslam, şüphesiz garip olarak başladı ve günün birinde garip hale dönecektir. Ne mutlu o garip Mü&#8217;minlere!”.. Peygamberimiz, o gariplerin kim olduğunu soran Abdullah bin Mesud&#8217;a “Dinlerini kurtarmak için kabilelerinden ayrılıp uzaklaşanlardır.” buyurmuştur. (Müslim, İman: 232.)</p>



<p>70&#8217;lerin başında 2-3 arkadaş sinemada yeni yeni başlayan pratik çalışmaları desteklemek ve karşı tavırları yumuşatmak adına tüm gücümüzü kullanarak o dönemin (bize yakın) gazete ve dergilerine &#8220;Düşmanın silahı ile silahlanınız!&#8221;, &#8220;Ulaşamayacağımız kişilere karanlık salonlarda hitap etmeliyiz&#8221;, &#8220;Metot doğruysa tebliğ için sinema da kullanılır&#8221; mealinde yazılar yazmaktaydık. Aradan 50 yıl geçtikten sonra, en az 80-100 kişiyle cedelleşmeden tek bir filmin bile bitirilemediği, dar mekan çekimlerde oyuncularla neredeyse kucaklaşacak mesafede yaklaşıldığı, merakından değil sırf deneme babında her cins insanın size kur yaptığı bir ortamda &#8220;garip ve yalnız olmayı&#8221; isteyen insanların halen sinema gibi riskli bir işle meşgul olması gerçekten de &#8220;garip&#8221;&#8230; (Aslında sinema camiamızda planlama aşamasındaki yeni oluşumlarla ilgili yazılacak bazı önerilerim de mevcuttu. Ama onu da bir sonraki yazıya bıraktım.)</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/muhafazakar-veya-milli-yesil-beyaz-islami-islamci-gibi-tum-eski-sinema-olgulari-uzerine-dogru-bilinen-yanlislar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evet, &#8216;malları&#8217; boykot ediyoruz!..</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/evet-mallari-boykot-ediyoruz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/evet-mallari-boykot-ediyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Jan 2020 08:34:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[boykot]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13484</guid>

					<description><![CDATA[Sanatçı dediğin aykırı olur, ama makulü bulur… Bizde ise sabah akşam iktidara sövmek, Cumhurbaşkanına saldırmak sanatçı hasleti olmuş. Bırakın makulü bulmayı, manyak olmuşlar… Cumhurbaşkanından nefret etmiyorsan sanatçı değilsin… Sabah akşam sövüyorsan aykırı solcu entelektüel bir sanatçısın. Ha bir de “Erdoğan iyidir” diyen sanatçıya da söveceksin!.. *** Resepsiyon ya da herhangi bir davet üzerine Külliye’ye giden sanatçıya yalaka derler. Ama dertleri sıkıntıları vardır. Bu sebeple sinema sektörü temsilcilerini Külliye’de kabul eder Başkan Erdoğan. Dertlerini dinler. Sinema salonu işletmecileri, sinema biletini içeren abonelik, promosyon, kampanya ve toplu satış faaliyetleri..vs, ilgili tarihi kararlara imza atar Başkan Erdoğan… Arkadaşlar istediklerine kavuşur, mutlu olurlar. “Tarihi imza, helal olsun” falan derler… Ama yine olmaz. Giydirmeye devam ederler… Çünkü Erdoğan’dan nefret etmek sözde sanatçı hasletidir bu kaşalotlara göre… Sinan Çetin’den Zerrin Özer’e, Bülent Ersoy’dan Şafak Sezer’e sövüp durdular. Ajda Pekkan’a “Yalakalığın kitabını yazıyor adeta&#8230;” diyen Uğur Dündar’dır… *** Bir şarkıcı seçim sürecinde CHP’ye 100 bin lira ateşler… Bir diğeri ‘İnce İnce yağmur” deyip Muharrem İnce güzellemesi yapar. Hızını alamaz İmamoğlu için; “Bugünün Atatürk’ü” der. Komik bir tanesi, “Portakal faydalıdır” deyip sabah akşam nefret kusan Fox’un Portakalı’na gönderme yapar. Diğer bir komik de, üstü çıplak elinde rakıyla, altında şort kucağında ‘kaz’la poz verir. Zira tarzı protesttir! Hiçbiri de &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="row shaperin1alt1">
<div class="newsdetailwrap">
<div class="imagewrapper">
<div class="texts">
<div>Sanatçı dediğin aykırı olur, ama makulü bulur…</div>
<p>Bizde ise sabah akşam iktidara sövmek, Cumhurbaşkanına saldırmak sanatçı hasleti olmuş.</p>
<p>Bırakın makulü bulmayı, manyak olmuşlar…</p>
<p>Cumhurbaşkanından nefret etmiyorsan sanatçı değilsin… Sabah akşam sövüyorsan aykırı solcu entelektüel bir sanatçısın. Ha bir de “Erdoğan iyidir” diyen sanatçıya da söveceksin!..</p>
<p align="center"><strong>***</strong></p>
<p>Resepsiyon ya da herhangi bir davet üzerine Külliye’ye giden sanatçıya yalaka derler.</p>
<p>Ama dertleri sıkıntıları vardır. Bu sebeple sinema sektörü temsilcilerini Külliye’de kabul eder Başkan Erdoğan.</p>
<p>Dertlerini dinler. Sinema salonu işletmecileri, sinema biletini içeren abonelik, promosyon, kampanya ve toplu satış faaliyetleri..vs, ilgili tarihi kararlara imza atar Başkan Erdoğan…</p>
<p>Arkadaşlar istediklerine kavuşur, mutlu olurlar. “Tarihi imza, helal olsun” falan derler…</p>
<p>Ama yine olmaz. Giydirmeye devam ederler…</p>
<p>Çünkü Erdoğan’dan nefret etmek sözde sanatçı hasletidir bu kaşalotlara göre…</p>
<p>Sinan Çetin’den Zerrin Özer’e, Bülent Ersoy’dan Şafak Sezer’e sövüp durdular. Ajda Pekkan’a “Yalakalığın kitabını yazıyor adeta&#8230;” diyen Uğur Dündar’dır…</p>
<p align="center"><strong>***</strong></p>
<p>Bir şarkıcı seçim sürecinde CHP’ye 100 bin lira ateşler…</p>
<p>Bir diğeri ‘İnce İnce yağmur” deyip Muharrem İnce güzellemesi yapar. Hızını alamaz İmamoğlu için; “Bugünün Atatürk’ü” der.</p>
<p>Komik bir tanesi, “Portakal faydalıdır” deyip sabah akşam nefret kusan Fox’un Portakalı’na gönderme yapar.</p>
<p>Diğer bir komik de, üstü çıplak elinde rakıyla, altında şort kucağında ‘kaz’la poz verir. Zira tarzı protesttir!</p>
<p>Hiçbiri de ne Diyarbakır’da evlat nöbeti tutan annelere destek oldular, ne de Barış Pınarı Harekatı için tek bir söz söylediler…</p>
<p>Tabii ki siyasi görüşleri olacak.</p>
<p>İstediğin kadar aykırı ol, ama halka mâl olmak için makulü bulmak zorundasın.</p>
<p>Halkın tercihine, değerlerine saygı duymazsan çapulcu muamelesi görürsün.</p>
<p>Yaptığı son filmi çakılan Cem Yılmaz şöyle demiş; “İnsanları birbirine düşman etmeye çalışan üst akıla sesleniyorum 🙂 senin canın sağ olsun üst akıl 🙂 benden sana ekmek çıkmayacağını artık anlasan ne güzel olur.”</p>
<p>Önceki gün Twitter hesabımda paylaşmıştım;</p>
<p>“Kime niye çemkiriyorsun Cem Yılmaz?.. Sanatçı dediğin halka ‘mâl’ olan kişidir. Lakin sen, seni oralara getiren halkın değerlerine rağmen halka ‘mâl’ olurum sandın. Öyle olmuyor işte. ‘Mâl’ oldum derken, ‘mal’ olursun!..”</p>
<p>Hikmet Genç/Akşam</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/evet-mallari-boykot-ediyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Asya Sineması: 10 Ülke 100 Film (2):</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/asya-sinemasi-10-ulke-100-film-2/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/asya-sinemasi-10-ulke-100-film-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Başar Gezgin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jul 2019 08:30:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11613</guid>

					<description><![CDATA[Bangladeş, Endonezya, Filipinler, Malezya, Pakistan ve Tayvan Sineması Bu yazıda, gişe hasılatlarına göre Asya’nın 10 ülkesinin en çok izlenen 10 yerli filmindeki ortak konulara, birtakım yapısal benzerliklere ve farklılıklara odaklanırak karşılaştırmalar yaparak çeşitli çıkarımlarda bulunuyoruz. Böyle bir çaba, sinema endüstrisi araştırmalarına ve Asya çalışmalarına yardımcı olacak veriler sağlayabilir. Bu ülkeler, ilk bölümde ele aldığımız ve geçen sayıda yayımlanan Çin, Güney Kore, Hindistan ve Japonya idi. Bu bölümde ise Bangladeş, Endonezya, Filipinler, Malezya, Pakistan ve Tayvan filmlerini ele alıyoruz. Buradaki değerlendirmeler her bir film ayrıntılarıyla incelenmediğinden yüzeysel olarak görülebilir. Ancak kimi zaman ayrıntılara odaklanmak yerine, geriye çekilip büyük resme bakmamız gerekir. Bu çalışma, bu biçimde, bir büyük resime bakma girişimi olarak kurgulandı. Bangladeş’te En Çok İzlenen 10 Film Beder Meye Josna (বেদের মেয়ে জ্যোৎস্না) &#8211; 1989 Yönetmen: Tojammel Haque Bakul Oyuncular: Ilias Kanchan, Abhishek Chatterjee, Nasir Khan, Shambhu Bhattacharya, Subhendu Chattopadhyay, Anamika Saha, Abbas, Anju Ghosh, Bulbul Chowdhury, Saifuddin, Shambhu Dildar Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=x_4SDvh5bwY Bir yılan yetiştiricisi kız ile yılanın soktuğu prensin masalsı öyküsü. Kral, kıza oğlunu iyileştirirse ne isterse vereceğini söyler. Kız da iyileştirdiği prensle evlenmek ister. Kral buna yanaşmaz. Fakat prens de olayı öğrenip kıza aşık olmuştur. Mutlu son bizi bekler. Bu, bir halk anlatısı. Sınıf farkları ve sınıf &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bangladeş, Endonezya, Filipinler, Malezya, Pakistan ve Tayvan Sineması</strong></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu yazıda, gişe hasılatlarına göre Asya’nın 10 ülkesinin en çok izlenen 10 yerli filmindeki ortak konulara, birtakım yapısal benzerliklere ve farklılıklara odaklanırak karşılaştırmalar yaparak çeşitli çıkarımlarda bulunuyoruz. Böyle bir çaba, sinema endüstrisi araştırmalarına ve Asya çalışmalarına yardımcı olacak veriler sağlayabilir. Bu ülkeler, ilk bölümde ele aldığımız ve geçen sayıda yayımlanan Çin, Güney Kore, Hindistan ve Japonya idi. Bu bölümde ise Bangladeş, Endonezya, Filipinler, Malezya, Pakistan ve Tayvan filmlerini ele alıyoruz. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Buradaki değerlendirmeler her bir film ayrıntılarıyla incelenmediğinden yüzeysel olarak görülebilir. Ancak kimi zaman ayrıntılara odaklanmak yerine, geriye çekilip büyük resme bakmamız gerekir. Bu çalışma, bu biçimde, bir büyük resime bakma girişimi olarak kurgulandı.</span></p>
<p><strong><br />
Bangladeş’te En Çok İzlenen 10 Film</strong></p>
<p><strong>Beder Meye Josna (বেদের মেয়ে জ্যোৎস্না) &#8211; 1989<br />
</strong>Yönetmen: Tojammel Haque Bakul<br />
Oyuncular: Ilias Kanchan, Abhishek Chatterjee, Nasir Khan, Shambhu Bhattacharya, Subhendu Chattopadhyay, Anamika Saha, Abbas, Anju Ghosh, Bulbul Chowdhury, Saifuddin, Shambhu Dildar<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=x_4SDvh5bwY</p>
<p>Bir yılan yetiştiricisi kız ile yılanın soktuğu prensin masalsı öyküsü. Kral, kıza oğlunu iyileştirirse ne isterse vereceğini söyler. Kız da iyileştirdiği prensle evlenmek ister. Kral buna yanaşmaz. Fakat prens de olayı öğrenip kıza aşık olmuştur. Mutlu son bizi bekler. Bu, bir halk anlatısı. Sınıf farkları ve sınıf atlama aracı olarak evlilik gibi noktalarda Keloğlan masallarını andırıyor.</p>
<p><strong><br />
Shopner Thikana (স্বপ্নের ঠিকানা/ The Address of the Dream) &#8211; 1995<br />
</strong>Yönetmen: M.A. Khaleq<br />
Oyuncular: Salman Shah, Shabnur, Sonia, Wasimul Bari Rajib, Abul Hayat, Dolly Johur<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=dXFYk_VwdUo</p>
<p>Bir aşk üçgeni anlatısı.</p>
<p><strong><br />
Sotter Mrittu Nei &#8211; 1996</strong><br />
Yönetmen: Chotku Ahmed<br />
Oyuncular: Salman Shah, Joy, Shahnaz, Brishty, Alamgir, Syed Akhtar Ali, Raisul Islam Asad, Mozid Bongobasi, Anwar Hossain, Shabana<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=acvR2G-_CSQ</p>
<p>Bol ölümlü bir aile draması.</p>
<p><strong>Ammajan [Dear Mother] &#8211; 1999</strong><br />
Yönetmen: Kazi Hayat<br />
Oyuncular: Shabnam, Manna, Moushumi, Amin Khan, Monwar Hossain Dipjol, Miju Ahmed<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=gA7wunscmSU</p>
<p>Babasının ölümünden sonra annesinin emekli aylığı bağlatmak için gittiği memur, annesine tecavüz edince onu öldüren, 14 yıl hapis yatıp bir mafya babasına dönüşen bir oğulun öyküsü. Artık yeraltı işlerinden iyice zenginlemiştir; ancak asıl işi, tecavüzcülerle tacizcileri gizli gizli cezalandırmaktır. Ancak kendisi de iyi bir kişilik değildir. Bir kızı kaçırır ve zorla evlenmeye çalışır. Bu da başka mafyalardan düşman kazanmasına yol açar. Bir yanda anne duygusallığı, bir yanda da vurdu kırdı dolu bir film.</p>
<p><strong>Monpura (মনপুরা) &#8211; 2009</strong><br />
Yönetmen: Giasuddin Selim<br />
Oyuncular: Chanchal Chowdhury, Farhana Mili, Fazlur Rahman Babu, Mamunur Rashid, Monir Khan Shimul<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=ZYw7PCggOnY</p>
<p>Kırsal kesimde geçen romantik bir ağlatı. Ağanın akli dengesi bozuk oğlu, hizmetçiyi öldürür. Uşak, ağaoğlu ceza almasın diye suçu üstlenir (demek ki akli denge raporu cezadan muaflık sağlamıyor).</p>
<p><strong>Dhaka Attack (ঢাকা অ্যাটাক) &#8211; 2017</strong><br />
Yönetmen: Dipankar Dipon<br />
Oyuncular: Arifin Shuvoo, Mahiya Mahi, Taskeen Rahman, ABM Sumon, Quazi Nawshaba Ahmed, Shatabdi Wadud, Afzal Hossain<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=yvUCSoN9Zv8</p>
<p>Vurdulu kırdılı bir polisiye. Bangladeş polisiyle dış güçlerin maşası olan bir örgüt arasındaki mücadele anlatılıyor.</p>
<p><strong>PoraMon 2 (পোড়ামন ২) &#8211; 2018</strong><br />
Yönetmen: Raihan Rafi<br />
Oyuncular: Siam Ahmed, Puja Cherry Roy, Fazlur Rahman Babu, Anwara Begum, Bapparaj<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=E2cKB8gUAwU</p>
<p>Sevdiğinin ihanetine uğrayan Müslüman, dindar bir genç kız kendini asar. İntihar, İslam’da günah olduğu için imam ve cemaat cenazesini kaldırmaz. Babası cenazesini alıp köy dışına gömer. Aşıklar birbirinden nefret eden ailelerdendir. İntiharın altında yatan gerçek budur. Bu açıdan film, Romeo ve Juliet’e benzetiliyor.</p>
<p><strong>Keyamot Theke Keyamot (কেয়ামত থেকে কেয়ামত / From Doom to Doom) &#8211; 1997</strong><br />
Yönetmen: Sohanur Rahman Sohan<br />
Oyuncular: Salman Shah, Moushumi, Wasimul Bari Rajib, Abul Hayat, Ahmed Sharif<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=oR3bg4nysmM</p>
<p>Önceki filme benzer biçimde, bir yinelenen kan davası ve düşman aileyle aşk anlatısı niteliğindeki bir yapım.</p>
<p><strong>Kuli / Coolie (কুলি / Porter) &#8211; 1997</strong><br />
Yönetmen: Montazur Rahman Akbar<br />
Oyuncular: Omar Sunny, Sadika Parvin Popy, Amin Khan, Dildar, Humayun Faridi, Dolly Johur<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=YHoNakGQ8TY</p>
<p>Vurdulu kırdılı bir güldürü. Annesine kaba davranan bir zenginden intikam almak isteyen oğlu, bir zengin çocuğu kılığına girerek rol yapar. Olaylar gelişir.</p>
<p><strong>Boss 2: Back to Rule &#8211; 2017</strong><br />
Yönetmen: Baba Yadav<br />
Oyuncular: Jeet, Subhasree Ganguly, Nusrat Faria Mazhar<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=-DiwAVfy8mE</p>
<p>Hindistan-Bangladeş ortak yapımı. Hindistan, Bangladeş ve Tayland’da geçiyor. Çiftlikbank tarzı bir dolandırıcılıkla insanların paralarına el koyan başkişi Hindistan’ı terk etmek zorunda kalır. Sonradan öğreniriz ki kendisi dolandırıcı değildir, başkalarının oyununa gelmiştir. Onlarla karşı karşıya gelir; fakat karşısındakiler, gözlerini kırpmadan insan öldüren canilerdir. Böylelikle bol gerilimli, ölümlü, vurdulu kırdılı olaylar gelişir.</p>
<p><strong>Endonezya’da En Çok İzlenen 10 Film</strong></p>
<p>Önceki bölümde ele aldığımız Hindistan gibi, Endonezya da çokdilli çokkültürlü bir ülke; ancak sinema endüstrisinde neredeyse tümüyle Bahasa Endonez dili ağırlığı var. Ülke halkları 300’den fazla farklı dil konuşsa da bu çeşitlilik filmlere yansımıyor.</p>
<p><strong>Warkop DKI Reborn: Jangkrik Boss! Part 1 &#8211; 2016</strong><br />
Yönetmen: Anggy Umbara<br />
Oyuncular: Abimana Aryasatya, Vino Bastian, Tora Sudiro<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=2UCPMRM-kHk</p>
<p>Bir güldürü. Üç güvenlik görevlisi, işten atılır ve hapse girerler. Cezadan kurtulmalarının tek yolu kefalet ödemektir. Kefaleti ödemek için ise bir hazine haritasından medet umarlar.</p>
<p><strong>Dilan 1990 &#8211; 2018</strong><br />
Yönetmen: Fajar Bustomi<br />
Oyuncular: Iqbaal Ramadhan, Vanesha Prescilla, Giulio Parengkuan, Adhisty Zara, Ira Wibowo, Farhan, Brandon Salim, Teuku Rifnu Wikana, Happy Salma, Tike Priatnakusumah, Ridwan Kamil<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=60FjqICkwSc</p>
<p>Bir Endonezya romanından uyarlanmış romantik drama. Dilan, erkek başkişi; Milea ise sevdiği kız. Dilan, bir motosiklet çetesi başıdır. ‘İyi aile kızı’ Milea’ya aşık olur; onu sevgisine ikna etmek için her yolu dener. Olaylar gelişir.</p>
<p><strong>Dilan 1991 &#8211; 2019</strong><br />
Yönetmen: Fajar Bustomi<br />
Oyuncular: Iqbaal Ramadhan, Vanesha Prescilla<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=nwhB2Hb7g5c</p>
<p>Yukarıdaki filmin devamı. Motosiklet çetesi kavgaları var yine. Ayrıca aşk üçgeni var.</p>
<p><strong>Laskar Pelangi [The Rainbow Troops] &#8211; 2008</strong><br />
Yönetmen: Riri Riza,<br />
Oyuncular: Cut Mini, Ikranagara, Tora Sudiro, Slamet Rahardjo, Teuku Rifnu Wikana<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=y0q1mbpbjSE</p>
<p>2 köy öğretmeniyle 10 öğrencinin yokluğa karşı mücadelesini ve yaşama umudunu konu alan film, çoksatan bir Endonezya romanından uyarlama. Güldüren, duygulandıran bir köy okulu filmi. Çocuklar, tüm yoksulluğa ve yoksunluğa karşın, öğretmenlerinin ısrarlı desteğiyle okumaya devam ederler.</p>
<p><strong>Habibie &amp; Ainun &#8211; 2012</strong><br />
Yönetmen: Faozan Rizal<br />
Oyuncular: Reza Rahardian, Bunga Citra Lestari, Tio Pakusadewo, Ratna Riantiarno, Mike Lucock, Vita Mariana<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=MAE6lXOCr3g</p>
<p>Film, Endonezya’nın Suharto sonrası ilk devlet başkanının (ülkenin 3. devlet başkanı oluyor) eşine ilişkin hatıratına dayanıyor. Bir hayatının aşkını bulma öyküsü. Filmin bir bölümü, Almanya’da geçiyor.</p>
<p><strong>Pengabdi Setan (Satan’s Slaves) &#8211; 2017</strong><br />
Yönetmen: Joko Anwar<br />
Oyuncular: Tara Basro, Bront Palarae, Ayu Laksmi, Endy Arfian, Nasar Anuz, Muhammad Adhiyat, Elly D. Luthan, Dimas Aditya, Arswendi Nasution, Egi Fedly<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=0hSptYxWB3E</p>
<p>Bir hayaletli korku filmi. 3 yıl yatalak olduktan sonra son nefesini veren anne hortlar. Film, 1980’de gösterime girmiş bir başka filmin öncülü. Öncülden kasıt, “o filmdeki önceki olaylar neydi?” arayışı. Bu anlatıda geriye dönüklüğü ‘Yıldız Savaşı’ serisinde de görüyoruz.</p>
<p><strong>Warkop DKI Reborn: Jangkrik Boss! Part 2 &#8211; 2017</strong><br />
Yönetmen: Anggy Umbara<br />
Oyuncular: Abimana Aryasatya, Vino Bastian, Tora Sudiro<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=RqG20t70PP4</p>
<p>Önceki filmin devamı olan güldürü.</p>
<p><strong>Ayat-Ayat Cinta (The Verses of Love) &#8211; 2008</strong><br />
Yönetmen: Hanung Bramantyo<br />
Oyuncular: Fedi Nuril, Rianti Cartwright, Carissa Putri, Melanie Putria, Zaskia Adya Mecca<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=oGWAN_WX2MY</p>
<p>Mısır’da geçen, dinsel öğeleri baskın olan bir aşk filmi. Çoksatan bir Endonezya romanından uyarlama. El Ezher’e okumaya giden Endonezyalı bir erkeğin aşk açmazları konu ediliyor.</p>
<p><strong>Ada Apa Dengan Cinta? 2 (What&#8217;s Up with Love? 2) &#8211; 2016</strong><br />
Yönetmen: Riri Riza<br />
Oyuncular: Dian Sastrowardoyo, Nicholas Saputra, Titi Kamal, Sissy Priscillia, Adinia Wirasti, Dennis Adhiswara, Ario Bayu<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=YMQlokkW2eY</p>
<p>Eski aşıkları konu alan bir film. 14 yıl önce gösterime girmiş filmin devamı.</p>
<p><strong>Suzzanna: Bernapas Dalam Kubur (Suzzanna: Breathing in the Grave) &#8211; 2018</strong><br />
Yönetmen: Rocky Soraya ve Anggy Umbara<br />
Oyuncular: Luna Maya, Herjunot Ali, Clift Sangra, Teuku Rifnu Wikana, Alex Abbad, Verdi Solaiman, Kiki Narendra, Asri Pramawati, Opie Kumis, Ence Good<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=4m5yC1BPNpw</p>
<p>Bir hayaletli korku filmi. Soyguncuların soygun sırasında öldürüp bahçeye gömdükleri kadın hortlar.</p>
<p><strong>Filipinler’de En Çok İzlenen 10 Film</strong></p>
<p><strong>The Hows of Us &#8211; 2018</strong><br />
Yönetmen: Cathy Garcia-Molina<br />
Oyuncular: Kathryn Bernardo, Daniel Padilla<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=9C5w28q6JgA</p>
<p>İnişli çıkışlı ayrılıklı barışmalı sıradan bir aşk filmi.</p>
<p><strong>The Super Parental Guardians &#8211; 2016</strong><br />
Yönetmen: Joyce Bernal<br />
Oyuncular: Vice Ganda, Coco Martin<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=9kyugmVmqiM</p>
<p>Bir güldürü yapımı. Bir kadın ölünce, çocuklarının vasisi en yakın arkadaşı ve çocukların dayıları olur. İkisinin çocukların esenliği için yan yana gelmeleri gerekmektedir. Eleştirmenlerden pek fazla olumlu bir yorum almış değil.</p>
<p><strong>Fantastica &#8211; 2018</strong><br />
Yönetmen: Barry Gonzalez<br />
Oyuncular: Vice Ganda, Richard Gutierrez, Dingdong Dantes, Bela Padilla, Jaclyn Jose, Ryan Bang, Maymay Entrata, Edward Barber, Ronnie Alonte, Loisa Andalio, Kisses Delavin, Donny Pangilinan<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=-3Ig4PrrqbY</p>
<p>Bir fantastik güldürü. Klasik, sıradan, basmakalıp bir masal. 3 prenses arayışı.</p>
<p><strong>Gandarrapiddo: The Revenger Squad &#8211; 2017</strong><br />
Yönetmen: Joyce Bernal<br />
Oyuncular: Vice Ganda, Daniel Padilla, Pia Wurtzbach<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=96iYtnmfEh0</p>
<p>Bir süper kahraman güldürüsü.</p>
<p><strong>A Second Chance &#8211; 2015</strong><br />
Yönetmen: Cathy Garcia-Molina<br />
Oyuncular: John Lloyd Cruz, Bea Alonzo<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=ySWXqMXc5WY</p>
<p>Bir aşk ve fedakarlık öyküsü. Derinliği olmayan kişilik temsilleri söz konusu.</p>
<p><strong>Beauty and the Bestie &#8211; 2015</strong><br />
Yönetmen: Wenn V. Deramas<br />
Oyuncular: Vice Ganda, Coco Martin, James Reid, Nadine Lustre<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=qh5VWtX3muw</p>
<p>Filipinli casusun bir güzellik kraliçesini kaçıran Japon-Kore mafyasıyla mücadelesi ve bununla iç içe geçmiş tıpatıp birine benzeme, yerini alma ve aşk anlatıları.</p>
<p><strong>The Amazing Praybeyt Benjamin &#8211; 2014</strong><br />
Yönetmen: Wenn V. Deramas<br />
Oyuncular: Vice Ganda, Richard Yap, Tom Rodriguez, Alex Gonzaga, Bimby Aquino-Yap<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=CYBa0GkDzk0</p>
<p>Teröristlerle ve zombilerle mücadele eden bir ‘süper kahraman’ askerin güldürüsü. Filmde birçok bilgisayar ve video oyununa gönderme yapılıyor. İşin içinde aile draması da var. Bu ve önceki filmde kişiliklerin (aseksüel değil ama) ‘üniseks’ niteliği dikkat çekici. Ne kadınsı erkek ne de erkeksi kadın; ikisi birden ve hiçbiri… Dışarıdan bir gözün cinsiyetlerini anlaması zor olabiliyor. Kişi isimlerinden çıkarsama yapılabilir; ama kimi zaman o bile yanıltıcı olabiliyor.</p>
<p><strong>Girl, Boy, Bakla, Tomboy (Female, Male, Gay, Lesbian) &#8211; 2013</strong><br />
Yönetmen: Wenn V. Deramas<br />
Oyuncular: Vice Ganda, Maricel Soriano, Joey Marquez, Ruffa Gutierrez, Cristine Reyes<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=P7mAsauoYJQ</p>
<p>Adından da anlaşılacağı gibi, bir LGBTİ filmi. Toplumsal cinsiyet eksenli güldürü.</p>
<p><strong>Starting Over Again &#8211; 2014</strong><br />
Yönetmen: Olivia M. Lamasan<br />
Oyuncular: Piolo Pascual, Toni Gonzaga<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=TYKGY2NrBYY</p>
<p>Bir romantik güldürü. Herhangi bir dikkat çekici özelliği olmayan sıradan bir yapım.</p>
<p><strong>My Little Bossings &#8211; 2013</strong><br />
Yönetmen: Marlon Rivera<br />
Oyuncular: Vic Sotto, Kris Aquino, Ryzza Mae Dizon, Bimby Yap<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=VkqYF6kwKOA</p>
<p>Bir aile güldürüsü. Film, içerdiği ürün reklamları dolayısıyla eleştiriliyor. İşverenin çocuğuna geçici bir süre bakması gereken bir muhasebecinin öyküsü. Kendi çocuklarıyla bu ‘geçici çocuk’ kaynaşabilecek midir?..</p>
<p><strong>Malezya’da En Çok İzlenen 10 Film</strong></p>
<p>Dil ortaklığı nedeniyle, Endonezya sinemasının Malezya’da izlenmesi gibi, Malezya filmleri de Endonezya’da izleniyor. Ancak Endonezya’nın nüfusu çok daha büyük olduğundan, izleyici ağırlığı yine de Endonezya’da. Aynı biçimde, dil ortaklığı nedeniyle Bangladeş filmleri, Hindistan’ın Batı Bengal eyaletinde de izleniyor. Pakistan sineması da bu eksende değerlendirilebilir.</p>
<p><strong>Munafik 2 &#8211; 2018</strong><br />
Yönetmen: Syamsul Yusof<br />
Oyuncular: Syamsul Yusof, Maya Karin, Fizz Fairuz, Mawi, Fauzi Nawawi, Nasir Bilal Khan, Rahim Razali, Weni Panca<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=1l_vAO5e8fQ</p>
<p>Doğaüstü bir korku filmi. Başkişi, bir cinci hoca. İyi cinci hoca ile kötü cinci hoca ve onların cinlerinin mücadelesinin öyküsü.</p>
<p><strong>Hantu Kak Limah (Kak Limah’ın Hayaleti) &#8211; 2018</strong><br />
Yönetmen: Mamat Khalid<br />
Oyuncular: Awie, Zul Ariffin, Uqasha Senrose, Delimawati, TJ Isa, Sharwani NS<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=IOkzUUB3KFs</p>
<p>Bir korku güldürüsü. Öldükten sonra kalanları rahatsız etme, bir hayaletleşme anlatısı.</p>
<p><strong>PASKAL The Movie &#8211; 2018</strong><br />
Yönetmen: Adrian Teh<br />
Oyuncular: Hairul Azreen, Ammar Alfian, Henley Hii<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=xGGFgO_-ND0</p>
<p>Filme adını veren PASKAL, Malezya Donanması’na bağlı Özel Kuvvetler’in adının kısaltması. Film, Malezya sinema tarihindeki en pahalı yapım. Donanmanın Angola’daki barış gücü deneyimlerinden ve Aden Körfezi’nde korsanlarla mücadelesinden esinlenen bir film. Filmin bir bölümü İstanbul’da çekildi. Başkişi bir donanma komutanı. İşi gereği ailesinden hep uzaktadır. Babası zaten ölmüştür; annesi ise çok hastadır. Bir karar vermesi gerekir: Vatana mı hizmet edecektir yoksa ailesine mi bakacaktır?.. Ailesi için işten ayrılacakken olaylar gelişir ve kahramanımız kendini çetin bir mücadelenin içinde bulur.</p>
<p><strong>Upin &amp; Ipin: Keris Siamang Tunggal &#8211; 2019</strong><br />
Yönetmen: Ahmad Razuri Roseli, Adam Amiruddin, Syed Nurfaiz Khalid Syed Ibrahim<br />
Seslendirme: Asyiela Putri, Ahmad Mawardi, Mohd Amir Asyraf, Fakhrul Razi Ibrahim, Ernie Zakri<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=lD8Z7GpR45U</p>
<p>Bir canlandırma filmi. 5 yaşındaki ikiz kardeşler ve arkadaşları, sihirli bir hançer görürler ve birdenbire kendilerini bir masal diyarında bulurlar. Hem evlerine dönmenin bir yolunu arayacaklar hem de bu masal diyarında kötülüğe karşı iyilik adına mücadele edeceklerdir. Film Malay halk kültüründen ve inanışlarından birçok öğeye yer veriyor.</p>
<p><strong>Polis EVO 2 &#8211; 2018</strong><br />
Yönetmen: Joel Soh, Andre Chiew<br />
Oyuncular: Shaheizy Sam, Zizan Razak, Raline Shah, Hasnul Rahmat<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=5-_k43t5sT8</p>
<p>Malezya polisinin teröristlerle mücadelesini anlatan bir film.</p>
<p><strong>Abang Long Fadil 2 &#8211; 2017</strong><br />
Yönetmen: Syafiq Yusof<br />
Oyuncular: Zizan Razak, Syamsul Yusof, AC Mizal, Tania Hudson, Wak Doyok, Achey Bocey, Shuib Sepahtu, A. Galak, Mas Khan, Delimawati, Hafiz Bahari, Syed Haikal, Ashraf Rahman<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=Ua2qvIgVR5U</p>
<p>Bir polis-mafya çekişmesi filmi.</p>
<p><strong>Polis EVO &#8211; 2015</strong><br />
Yönetmen: Ghaz Abu Bakar<br />
Oyuncular: Shaheizy Sam, Zizan Razak, Nora Danish, Mimi Ernida, Harun Salim Bachik, Wan Hanafi Su, Ayie Hushairi Husain, Pablo Amirul, Azliyuszaini Mohd Noor, Amerul Affendi, Eyka Farhana, Ungku Hariz, Ariel Ganu, Kamaliah Mat Dom, Fadilah Mansor, Adnan Dzulkafli, Sol Azmie, Tisha Shamsir, Amily Iswadi Amidin, Nazim Shah<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=h5Ksv-boPNw</p>
<p>Yukarıdaki ikinci filmde olduğu gibi, iki polisin kötülerle mücadelesi konu ediliyor. Bu, uyumsuz bir ikilidir. Zafer kazanmak için halden anlayıp işbirliği yapmalıdırlar.</p>
<p><strong>Munafik &#8211; 2016</strong><br />
Yönetmen: Syamsul Yusof<br />
Oyuncular: Syamsul Yusof, Nabila Huda, Fizz Fairuz, Sabrina Ali, Pekin Ibrahim, A. Galak, Rahim Razali<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=o5K2QjZd_UE</p>
<p>Yukarıda andığımız aynı adlı filmin ilk bölümü. Bir hocanın eş kaybı sonrasında ruhlarla ilk imtihanı.</p>
<p><strong>The Journey &#8211; 2014</strong><br />
Yönetmen: Chiu Keng Guan<br />
Oyuncular: Ben Andrew Pfeiffer, Lee Sai Peng, Joanne Yew Hong Im<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=McfcKac1Y1A</p>
<p>Bir güldürü-drama. Bir adamın kızı, bir İngiliz’le evlenmek ister. Sonunda razı olur ama bir şartla: Birlikte düğün davetiyesini dağıtmak için bütün ülkeyi (Malezya’yı) birlikte dolaşacaklardır. Bu yolculuk, hem İngiliz damadın Malezya’yı daha iyi anlamasını sağlayacaktır hem de ilişkilerinin sürdürülebilirliği için anlamlı bir sınav olacaktır. Filmi, bir Malezya Çinlisi çekmiş. Oyuncuların çoğu da Çinli. Aslında babanın Malezya kültüründen kastı da Malezya Çinli kültürü. Çin kökenli Malezya yurttaşları, nüfusun beşte birinden biraz fazlasını oluşturuyor. Basit, güzel ve keyifli bir film düşüncesi. İzleyiciyi Malezya’nın farklı bölgelerinde gezdirmesi çok iyi.</p>
<p><strong>Ola Bola &#8211; 2016</strong><br />
Yönetmen: Chiu Keng Guan<br />
Oyuncular: JC Chee, Luqman Hafidz, Saran Kumar, Marianne Tan, Katrina Ho, Bront Palarae, Frankie Lee<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=eJc5ARq8c94</p>
<p>Önceki filmin yönetmeninden bir futbol filmi. Malezya Milli Takımı’nın 1980 Yaz Olimpiyatları’ndaki başarısı konu ediliyor. Film, toplumsal eleştiri içermeyen konusuna karşın bir tartışmaya neden oldu: Birkaç Malezya dilinde çekilen film, tümüyle Malayca çekilmediği gerekçesiyle, yerli film ödüllerinde sınıflandırma dışı (diskalifiye) sayıldı. Ödüller, böylelikle ‘Ola Bola’dan esirgendi. Görüntüde çokkültürcü olan Malezya’da, çokdilli sinemacılık bu biçimde cezalandırılmış oluyordu.</p>
<p><strong>Pakistan’da En Çok İzlenen 10 Film</strong></p>
<p><strong>Jawani Phir Nahi Ani 2 (Youth won&#8217;t come again 2) &#8211; 2018</strong><br />
Yönetmen: Nadeem Baig<br />
Oyuncular: Humayun Saeed, Fahad Mustafa, Ahmad Ali Butt, Vasay Chaudhry, Kubra Khan, Mawra Hocane, Sohail Ahmed, Uzma Khan, Sarwat Gillani, Shehzad Khan, Kanwaljit Singh, Kunika, Safina Behroz, Omer Shahzad, Fawad Khan, Mehwish Hayat, Hamza Ali Abbasi, Sara Loren, Ayesha Khan<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=TUM6liPArUE</p>
<p>Urdu dilindeki film bir romantik güldürü. Kişiliklerden biri, kurguya göre Türkiye’de ünlü olan bir moda tasarımcısının kızı. Film İstanbul’da ve Dubai’de çekilmiş. Sık sık İstanbul görüntüleriyle karşılaşıyoruz. Zenginlerin yaşamı, eş kaybı sonrası bunalım ve intihar ve Hindistan-Pakistan dostluğu/düşmanlığı konu edilmiş.</p>
<p><strong>Punjab Nahi Jaungi ( پنجاب نہِیں جاؤں گی‎) &#8211; 2017</strong><br />
Yönetmen: Nadeem Baig<br />
Oyuncular: Humayun Saeed, Mehwish Hayat, Urwa Hocane<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=z1AaNERuYHs</p>
<p>Urdu ve Pencabi dilindeki film bir romantik güldürü. Pencap kültüründen öğeler taşıyan bir aşk üçgeni anlatısı. Ataerkil yönleri nedeniyle eleştiriliyor.</p>
<p><strong>Teefa in Trouble ( طیفا اِن ٹرَبل‎) &#8211; 2018</strong><br />
Yönetmen: Ahsan Rahim<br />
Oyuncular: Ali Zafar, Maya Ali<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=jw5dTVTX9zo</p>
<p>Urdu ve Pencabi dilinde bir vurdulu kırdılı romantik güldürü. Pakistan sinemasındaki en pahalı yapımlardan. Orta sınıftan yetenekli bir yetim çocuğun mafyalaşmasını görüyoruz. Filmin büyük bir bölümü Polonya’da geçiyor. Kişiliklerden biri Polonyalı. Baba, oğluyla evlenmeyi reddeden gelin adayını Polonya’dan Pakistan’a kaçırma görevini işte bu mafya kişiliğine verecektir. Elbette buradan beklenmedik (yoksa beklendik mi demeli) bir aşk öyküsü yükselecektir. Öte yandan, film, başrol oyuncusuna ilişkin cinsel taciz iddiaları nedeniyle protesto edildi; protestoculara şiddet uygulandı. Bu nedenle, içeriğinden bağımsız olarak, dış bağlamı nedeniyle tartışmalı bir yapıt olarak akıllarda kaldı.</p>
<p><strong>Jawani Phir Nahi Ani &#8211; 2015</strong><br />
Yönetmen: Nadeem Baig<br />
Oyuncular: Humayun Saeed, Hamza Ali Abbasi, Ahmad Ali Butt, Vasay Chaudhry, Ayesha Khan, Sarwat Gillani, Uzma Khan, Mehwish Hayat, Sohai Ali Abro, Ismail Tara Jawed Sheikh, Bushra Ansari, Farhan Ally Agha<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=_kmWI52hXjk</p>
<p>Urdu dilinde çekilen film, macera-güldürü türünde. Boşanma avukatlığı yapan bekar bir erkek, 3 erkek arkadaşını eşlerinden kurtarmak için bir yolculuğa çıkarır. Film çoğunlukla Tayland’da geçiyor. Eşlerinin Tayland’a gittiğini duyan kadınlar boşanma davası açarlar. Film, yine de mutlu son(lar)la bitecektir. Yukarıdaki film, bunun devamı. O filmde eşini kaybeden başkişi, bu filmdeki boşanma avukatı.</p>
<p><strong>Parwaaz Hai Junoon ( پرواز ہے جنوں‎; Soaring is Passion) &#8211; 2018</strong><br />
Yönetmen: Haseeb Hassan<br />
Oyuncular: Hamza Ali Abbasi, Ahad Raza Mir, Hania Amir<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=FJ2Fm-4CR5k</p>
<p>Urdu dilindeki film bir hava savaşı filmi. İçinde aşk da var. Film, Pakistan Hava Kuvvetleri’ne armağan. Filmde “kadından pilot olmaz” gibi ataerkil düşüncelere de tepki var. ‘Parwaaz Hai Junoon’da Hava Kuvvetleri’nin hedefi Hindistan’dan girebilecek izinsiz hava araçları ve Taliban. Milliyetçi bir film. Şehitlik yüceltiliyor. Fakat bir yandan çelişkili: Babası da pilot olan kadın pilot, Amerikan vatandaşı. Dahası, bu pilotlar tümüyle iyi insanlar değildir. İş yaşamlarında daha da yükselmek için birbirlerinin kuyularını kazarlar. Kıskançlık, pilotlar arasında sıradan bir duygudur. Bu öğeler, filme drama ve entrika katmak için eklenmiş olabilir. Fakat dışarıdan bir göz için havacıların hiç de kahraman profiline uymadığı gibi bir izlenim oluşuyor.</p>
<p><strong>Waar (the Strike) &#8211; 2013</strong><br />
Yönetmen: Bilal Lashari<br />
Oyuncular: Shaan Shahid, Shamoon Abbasi, Ali Azmat, Ayesha Khan<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=6Gc45eyvSL4</p>
<p>Urdu dilinde ve İngilizcede çekilen film, bir devlet destekli ‘İslami terörizm’ ile mücadele anlatısı. Milliyetçi bir film. Başkişinin babasını bir Hint casusu öldürmüştür; bu nedenle intikam peşindedir. Filmde düşman hem Hindistan hem de Taliban benzeri gruplardır ve bunlar Pakistan’a karşı birbirleriyle işbirliği yapmaktadır. Filmin sonunda Hint casus öldürülür. ‘Waar’da, Hint filmlerindeki barış yanlısı iletilerin tam tersini görüyoruz.</p>
<p><strong>Bin Roye (Without Crying) &#8211; 2015</strong><br />
Yönetmen: Shahzad Kashmiri<br />
Oyuncular: Mahira Khan, Humayun Saeed, Armeena Khan<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=KqrW07avnXA</p>
<p>Urdu dilindeki film, bir romandan uyarlama. Romantik drama. Sevgisi karşılıksız olan genç kız, bir ablasının olduğunu öğrenir; ancak ablasıyla (rastlantı bu ya!) karşılıksız sevdiği erkeğin sevgili olduklarını ve yakında evleneceklerini duyar ve çılgına döner. Fakat abla bir kazada ölünce, sevdiğine kavuşma olasılığı belirir. Herhangi bir kayda değer özelliği olmayan bir film.</p>
<p><strong>Wrong No. &#8211; 2015</strong><br />
Yönetmen: Yasir Nawaz<br />
Oyuncular: Danish Taimoor, Sohai Ali Abro, Janita Asma, Javed Sheikh, Qavi Khan, Shafqat Cheema, Danish Nawaz, Tooba Siddiqui, Nadeem Jafri<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=H6byme4UaE4</p>
<p>Urdu dilindeki film, bir romantik güldürü. Babalarla yapacakları meslek konusunda zıt düşen gençler ve aşk anlatılarıyla klasik bir gençlik filmi.</p>
<p><strong>Actor In Law &#8211; 2016</strong><br />
Yönetmen: Nabeel Qureshi<br />
Oyuncular: Fahad Mustafa, Mehwish Hayat, Om Puri, Alyy Khan<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=owhkMgL-JYU</p>
<p>Urdu dilinde çekilen film, toplumsal güldürü niteliğinde. Pakistan sinemasındaki genel eğilimden farklı olarak, filmde Hintli bir oyuncu var. Başkişi, aldığı başarılı sonuçlarla büyük ün sahibi olmuş bir avukat. Oyuncu olmak istemiştir; ama aile baskısıyla avukat olmuştur. Meslekteki başarısının sırrı, oyunculuk becerileridir. Filmin ismi buradan gelmektedir. Önüne gelen son dava ise ülkeyi sarsacak nitelikte. Filmin konusu, bu dava.</p>
<p><strong>Janaan (Canan) &#8211; 2016</strong><br />
Yönetmen: Azfar Jafri<br />
Oyuncular: Armeena Khan, Bilal Ashraf, Ali Rehman Khan, Hania Amir<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=UyAll2hOch0</p>
<p>Urdu ve Paştun dillerinde çekilen film, bir romantik güldürü. Asıl izlek, aşk ve eş bulma olmakla birlikte, çocuk suistimali gibi zor bir konuyu da işliyor. Çocuklar için büyük bağışlar yapan hayırsever zenginin aslında çocuk tacizcisi olduğu ortaya çıkacaktır. Fakat arkası sağlamdır; yargı önüne çıkarılması çok zor olacaktır; çocukların haklarını arayanlar büyük bedeller ödemek zorunda kalacaktır. Filmin başlığı yanıltıcı.</p>
<p><strong>Tayvan’da En Çok İzlenen 10 Film</strong></p>
<p>(Tayvan, Çin resmi söyleminde bir ülke değil, Çin’in bir bölgesi olarak değerlendirilmektedir. Ancak sineması anakara Çin’inden bağımsız bir biçimde geliştiği için Tayvan sinemasını burada ayrıca ele aldık.)</p>
<p><strong>Cape No. 7 (海角七號 ) &#8211; 2008</strong><br />
Yönetmen: Wei Te-sheng<br />
Oyuncular: Van Fan, Chie Tanaka, Kousuke Atari, Rachel Liang, Johnny C.J. Lin, Ming Hsiung, Ying Wei-Min, Ma Nien-hsien, Joanne Yang, Bjanav Zenror, Ma Ju-lung , Hsiao-Lan Pei, Chang Kuei, Shino Lin, Pei-Chen Lee, Chang Hsin-yan<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=5TaIUCyyiXI</p>
<p>Müzikli bir romantik drama. Çince, Tayvanca ve Japonca çekilmiş. 1940’larda, Japonya’nın Tayvan’ı işgalinin son yıllarında, bir Japon öğretmen, yerel bir kıza aşık olur, onunla Japonya’ya kaçacaklardır. Fakat savaşın bitimiyle gelen gelişmelerle birlikte plan suya düşer. 60 yıl sonra Japonya’ya gönderilmek üzere yazılıp sahibine ulaşmamış mektuplar bulunur. Postacı, iade için Tayvan’daki adrese bakar, fakat artık bu adres geçerli değildir. Mektuplar sonunda sahibini bulurken, postacı da kendini bir aşkın içinde bulacaktır. Film, içten bir yapım olmakla birlikte, Japon işgali dönemini olumladığı için haklı olarak eleştiriliyor.</p>
<p><strong>Seediq Bale Part I: Sun Flag (賽德克•巴萊（上）：太陽旗 / Warriors of the Rainbow &#8211; Real Men) &#8211; 2011</strong><br />
Yönetmen: Wei Te-sheng<br />
Oyuncular: Nolay Piho, Yuki Daki, Umin Boya, Masanobu Andō, Kawahara Sabu, Yuichi Kimura, Vivian Hsu, Landy Wen, Irene Luo, Chie Tanaka Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=3L_PNQgQ49w</p>
<p>Tayvan sinemasındaki en pahalı yapım olan film, tarihsel bir drama. Japon işgali ve sömürgeciliği altındaki en büyük ayaklanmalardan biri olan Wushe İsyanı’nın (1930) öyküsü. Bu, Çinlilerin değil Tayvan’ın yerli halklarının ayaklanması. Japon ordusuyla yerliler arasında doğal kaynakların paylaşımı konusunda anlaşmazlık oluyor. Zaten sömürgeciliğin ta kendisi, en baştan çatışma nedeni. Film, 1930’a nasıl gelindiğini anlatmak üzere yüzyılın başına kadar gidiyor. Japon işgalciler, yerlilerin geleneklerini yasaklıyor; fakat çatışma, kültürel’den önce ekonomik. Japon ordusu, onları zararsız yerliler olarak değil, kaynaklar konusunda rakip olarak görüyor. Film, direniş ve yenilgi anlatısıyla ‘Son Mohikan’, ‘Cesur Yürek’ (Braveheart) ve ‘Apocalypso’ filmlerine benzetiliyor. Filmin şiddet sahneleri eleştiriliyor; fakat bunlar, tarihsel olaylara bağlı kalma amacıyla gerekçelendiriliyor. Yalnız Japon sömürgecilerin değil, yerlilerin de kadın, erkek, çocuk demeden vahşice katliamlar yapmalarının direnişin haklılığını sorgulatır nitelikte olduğu belirtiliyor. Tarihsel olaylar, bizim bugün zihnimizdeki değer ve şablonlara uymuyor. Yine de filmde bu kadar şiddet sahnesi olması gerekmiyordu. Çok fazla kafa kesme sahnesi var; hatta kimi yorumcular, filmi en fazla kafa kesmenin olduğu filmlerden biri olarak değerlendiriyor. “Tarihe bağlı kalacağız” diye, kimin elinden çıkarsa çıksın en vahşi sahnelerin gösterilmesine gerek yoktu. Vahşiliklerin (örneğin, tecavüzün) gösterilmesi yerine anlatılması, daha doğru olur. Şiddetin olduğu gibi gösterilmesi, şiddet karşıtlarının davasına destek olacağına köstek oluyor, çünkü şiddet sahnesini izleyen kimi izleyicilerin aklına böylelikle şiddetin ta kendisi sokulmuş oluyor. Film, karşılıklı şiddet anlatısıyla, sömürge karşıtı çıkış noktasından iyice uzaklaşıyor; Japon işgalcileri adeta mağdurlara dönüştürüyor. Filme yönelik ilgi ise az bilinen yerel bir olayın konu edilmesine bağlanıyor. Dolayısıyla sinema tekniklerinden çok, konunun kendisi ilgi uyandırıyor. Tayvan’da yerli halkların torunları ise filmin tümüyle gerçekleri yansıtmadığına, atladığı önemli öğeler olduğuna ve hatta yerli kültürleriyle ilgili yanlışlar bile barındırdığına dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>David Loman (大尾鱸鰻 ) &#8211; 2013</strong><br />
Yönetmen: Chiu Li-kwan<br />
Oyuncular: Amber Kuo, Tony Yang<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=qZyKKbwC9SQ</p>
<p>İçinde bir baba-kız çatışması ve öldürülen babasının intikamını almak isteyen oğul da bulunan bir mafya güldürüsü.</p>
<p><strong>You Are the Apple of My Eye (那些年，我們一起追的女孩 ) &#8211; 2011</strong><br />
Yönetmen: Giddens Ko Oyuncular: Kai Ko, Michelle Chen<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=v5H6wE47FrI</p>
<p>Bir aşk filmi. Tayvanlı bir yazarın aynı adlı yarı-özyaşamöyküsel romanına dayanıyor. Başkişi, sonradan yazar olacak ‘yaramaz’ bir öğrenci. Bir de çalışkan kız öğrenci var. Lisede sınıfta arkalı-önlü otururlar. Yıllar geçtikçe bu ilişki, üniversite yıllarında devam edecek bir aşka evrilecektir. Fakat sonra koparlar, 2 yıl görüşmezler. Büyük bir deprem sonrasında birbirlerini merak edip telefonlaşırlar; ama “başka dünyaların insanları” olduklarını düşünerek gerisini getirmezler. Yıllar yılları kovalar ve ansızın yazarın sevgilisi, onu düğününe davet etmek üzere arar. İzleyiciye mutlu son bahşedilmez. Kayda değer bir özelliği olmayan, sıradan bir yapım.</p>
<p><strong>Our Times (我的少女時代 ) &#8211; 2015</strong><br />
Yönetmen: Frankie Chen<br />
Oyuncular: Vivian Sung, Darren Wang, Dino Lee, Dewi Chien<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=0HGiG9z2m74</p>
<p>Bir liseli filmi. Başrolde, liseli bir kız ve lisede bir çete var. Aşk ve entrika dolu sıradan bir yapım.</p>
<p><strong>Kano &#8211; 2014</strong><br />
Yönetmen: Umin Boya<br />
Oyuncular: Masatoshi Nagase, Yu-Ning Tsao, Hsing-Chen Yeh, Togo Igawa, Maki Sakai, Takao Osawa, Tenma Shibuya, Aoki Ken, Rose Yu<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=eMSCpG2pLYo</p>
<p>Bir beyzbol filmi. Film, Tayvan’ın Japon işgali altında olduğu dönemde bir lise takımının şampiyonluğa ulaşma öyküsü.</p>
<p><strong>Seediq Bale Part II: Rainbow Bridge (賽德克•巴萊（下）：彩虹橋 ) &#8211; 2011</strong><br />
Yönetmen: Wei Te-sheng<br />
Oyuncular: Nolay Piho, Yuki Daki, Umin Boya, Masanobu Andō, Kawahara Sabu, Yuichi Kimura, Vivian Hsu, Landy Wen, Irene Luo, Chie Tanaka<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=u_ocnUbrVd0</p>
<p>Film, yukarıda andığımız yapımın devamı. İlk bölümde, isyanın öncüllerini ve isyanı; ikinci bölümde ise Japon sömürge ordusunun buna yanıtını görüyoruz.</p>
<p><strong>Din Tao: Leader of the Parade (陣頭 ) &#8211; 2012</strong><br />
Yönetmen: Fung Kai<br />
Oyuncular: Alan Ko, Alien Huang, Crystal Lin, Chen Po-cheng, Samantha Ko, Liao Jun<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=rRZbuF0i4gQ</p>
<p>Bir geleneksel tiyatro/dans grubunu canlandırma öyküsü. Grubun performansında dövüş sporları ve akrobasi de var. Gelenek ve yenilenme, aile ilişkileri, liderlik, sanat ve toplum gibi konular işleniyor.</p>
<p><strong>Zone Pro Site (總舖師 ) &#8211; 2013</strong><br />
Yönetmen: Chen Yu-hsun<br />
Oyuncular: Lin Mei-hsiu, Tony Yang, Kimi Hsia<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=cLB4tnnf6oY</p>
<p>Bir şefin gelip kapanmaya doğru giden aile lokantasını kurtarmasına ilişkin bir güldürü.</p>
<p><strong>Lust, Caution (色，戒 ) &#8211; 2007</strong><br />
Yönetmen: Ang Lee<br />
Oyuncular: Tony Leung Chiu-Wai, Tang Wei, Anupam Kher, Joan Chen, Wang Leehom<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=p0o3yNnbCR4</p>
<p>Bir kısa romandan uyarlanan erotik casusluk filmi. 1930’ların Hong Kong’uyla, 1940’ların Şanghay’ında geçiyor. O dönem, Şanghay Japon işgaline girmiştir. Çinli yurtsever öğrenciler, Japon yanlısı kukla hükümetin önde gelen isimlerinden birine suikast düzenleme kararı alırlar. Film, bu açıdan, Güney Kore sineması listesinde andığımız ‘Suikastçi’ filmine benziyor. Daha doğrusu, ‘Suikastçi’ (2015) bu filme benziyor; çünkü bu film ondan önce çekilmiş. Öte yandan, suikast biçiminde farklılaşırlar: Çinli bir kadın öğrenci, kukla hükümet yetkilisine cinsel çekiciliğiyle ulaşır. Film, gerçek olaylara dayanıyor; cinselliğini kullanarak Japon işgalcilerden bilgi sızdıran Çinli yurtsever kadın Zheng Pingru’nun (1918-1940) yaşamından esinleniyor. Zheng, Japon güvenlik şefine düzenlediği suikast başarısız olunca sömürge güçlerince infaz ediliyor. Zheng’in babası Çinli, annesi Japon’du, anadili Çince ve Japoncaydı; öte yandan, Çin’in Japon işgaline uğramasına tümüyle karşıydı. Birçok konuda taban tabana zıt görüşlere sahip olan Çin Komünist Partisi de Tayvan hükümeti de Zheng Pingru’yu bir kahraman olarak görüyor. Zheng’in ailesinde de birçok sömürgecilik karşıtı bağımsızlık şehidi var. Öte yandan, roman ve film, haklı tepkilere yol açtı; çünkü ikisi de çok önemli bir noktayı, kurgusal (yazınsal/sinematik) ilgi uyandırmak adına çarpıtıyor: Gerçek yaşamda, Zheng’in suikast girişimi teknik nedenlerle (silahı tutukluk ediyor) başarısız oluyor; roman ve film ise başarısızlığı, Zheng’in suikast düzenlemeyi planladığı kişiye sonradan aşık olmasına bağlıyor. Ayrıca filmin, daha çok izlenip daha çok ticari kazanç elde etmek adına, bağımsızlık mücadelesi yerine seks sahnelerine ağırlık vermesi de Zheng’in anısına karşı büyük bir saygısızlık olarak değerlendirilebilir. Zheng’in kızkardeşi, basın açıklaması yaparak, filmdeki çarpıtmalara büyük tepki gösterdi. Amaç, maddi kazanç ve ün olunca her tür tarihsel gerçek itinalı-itinasız çarpıtılıyor. Tam da bu nedenlerle, film ekibi, anakara Çin’inde yıllarca cezalı kaldı. Birçok ülkede filmin açık saçık ve hiç de ana öyküyle doğrudan ilgisi olmayan sahneleri kesildi. Karma bir kadrodan oluştuğu için Tayvan filmi sayılıp sayılmayacağı da tartışmalı. Film, sinemanın endüstrileşmesinin kötülükleri üstüne anlamlı bir ders niteliğinde.</p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Sonuç: </b>Böylelikle, yaklaşık 3.6 milyar insanın yaşadığı 10 Asya ülkesinden toplam 100 filmi ele almış olduk. En çok izlenen filmleri belirleyen, bilindiği gibi, yalnızca filmin özellikleri değildir; günümüzün kültür endüstrisinde filmin bütçesi ve pazarlama programı, çok etkili olmaktadır. Tek başına bu nedenle bile, en çok izlenen filmlerin en iyi filmler olmadığını çoktan fark etmiş olmalıyız. Filmler, yalnızca izleyicilerin eğilim ve tercihlerini değil, film endüstrisinin etkinliğini ve beklentilerini de yansıtıyor ve bunlar günümüzde iç içe geçmiş durumda. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu film endüstrisinin manipülasyonuna bir örnek olarak, başta Müslüman çoğunluklu ülkeler olmak üzere, çeşitli ülkelerde gişe rekoru beklenen pahalı filmler, genelde dini bayramlarda ya da resmi tatillerde gösterime sokuluyor. İnsanların tatilde sinemalara koşması bekleniyor ve öyle de oluyor. Bu nedenle filmlerin posterlerinde bile, “falanca bayramda gösterime girecektir” gibi notlar görüyoruz. Tür olarak baktığımızda, filmlerde ‘masala etkisi’ olarak adlandırılan durumu gözlemliyoruz. Eskiden bir filmi tür açısından sınıflandırmak daha kolaydı; oysa şimdi, aynı film, birçok türe giriyor; hem güldürü hem drama hem korku filmi vb. Bu etkiyi Türkçede ‘çeşni etkisi’ olarak da niteleyebiliriz. Bu etkinin varlığı, aynı zamanda, filmlerin artık izleyicide belli tür bir duyguyu değil duygusal iniş çıkışları ve duygu çeşitliliğini hedeflediğini gösteriyor. Bir filmin hem güldürüp hem ağlatması, hem korkutup hem rahatlatması gibi bir durum söz konusu… Bu 10 ülke sineması içinden, Çin, Güney Kore, Hindistan ve Japonya sinemasının küresel ölçekte etkili olduğunu görüyoruz; diğer ülkelerin etkileri kısıtlı kalıyor ve genellikle komşu ülkelerin ötesine geçmiyor. Bu dört sinema, küresel izleyici kitlelerine yönelirken çok farklı yollardan gidiyorlar; ancak hepsinde ortak olan bir nokta, evrensel izleklerden çok kendilerine özgü, kültürel olanı, yerel olanı öne çıkarmaları. Böylelikle bu dört ülkeden birçok filmde, tarihsel olayların, mitolojinin ve antropolojik öğelerin yansıtıldığını görüyoruz. Bu dört ülkede, en çok izlenen filmler içinde, çok sayıda yerli film görüyoruz. Diğer ülkelerin en çok izlenenler listelerinde ise yabancı filmler daha baskın. Bu, film endüstrisinin gelişkinliğiyle olduğu kadar, devletlerin kültür politikalarıyla ilgili de bir durum. Örneğin, Güney Kore’nin, Kuzey Kore bahanesiyle, Çin’in güvenliğini tehlikeye atan Amerikan kaynaklı hava savunma sistemini kurmasına tepki olarak Çin, Güney Kore yapımlarını yayından kaldırabiliyor; bu da Çinli izleyicileri yerli yapımlara ve Hint filmlerine yöneltebiliyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Bu 10 ülkenin filmlerinde yabancıların çok az yer alması, dikkat çekici bir diğer konu. Yerli ve yabancı yapımlar, neredeyse tüm filmlerde keskin bir biçimde ayrılmış durumda. Öte yandan, kimi filmlerin köken ülkeleri dışında çekildiğini ve/ya da geçtiğini görüyoruz. Özellikle Pakistan ve Hindistan filmlerinde, yurtdışından gelen ya da yurtdışıyla bağı olan yerel kişiliklerle karşılaşıyoruz. Bunlarda genellikle kişiler, İngiltere, kıta Avrupası ya da ABD’den geliyorlar. Bu durum, adeta sınıfsal bir gösterge; kişiliklerin gelir durumunu belli etmek, kişiliklere saygınlık kazandırmak vb. gibi işlevleri ortaya çıkıyor. Bu açıdan bu filmler, sınıfsal çözümlemeye açık yapımlar. Klasik Hindistan romantik sinemasındaki yalnızca zenginlerin arasındaki aşkı konu alan ya da farklı sınıflardan ve kastlardan çiftlerin ağlatısını ya da Keloğlan’sı mutlu sonları konu alan yapımların çok ötesine geçildiğini görüyoruz. Kimi filmlerde barışın ve dostluğun, kimilerinde ise savaşın, düşmanlığın ve ayrımcılığın işlendiğini not ediyoruz. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu son noktayla ilgili olarak, filmlerde kadınlar başta olmak üzere çeşitli toplumsal ve topluluksal kategorilerin temsili, incelenmeyi bekliyor. Geleneksel değer yargılarını olumlayan ve yücelten anlatılarla bunlara meydan okuyan, değişim ve yenilik talep eden anlatılar karşı karşıya geliyor. Bir diğer dikkat çekici nokta ise fantastik yapımlara ve canlandırma sinemasına kayış. Bu kayış, birçok durumda, sinema izleyicisinin zeka yaşını düşürüyor. Ortaya eleştirel olmayan ya da yeterince eleştirel olmayan, sinemaya yalnızca ticari kazanç ekseninde bakan yapımlar çıkıyor. Böylelikle Hint sinemasındaki Amir Han fırtınasının tersine, düşündürme işlevi hiç olmayan, bolca masal anlatıp eğlendiren yapımlar, tüm sinemacılığı ele geçiriyor. Elbette bu yapımlar da olmalı; ancak bunların yaygınlaşmasıyla daha karmaşık konuları daha sanatlı işleyen yapımlar hak ettiği ilgi ve destekten mahrum bırakılmış oluyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">10 ülke 100 film… Söylenecek elbette çok söz var. Bu listeler de kalıcı değil; fakat film ekipleri çoğunlukla üretmeye devam edeceğinden, buradaki görüşlerin sonraki yıllarda da anlamlı olacağını düşünüyoruz.</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/asya-sinemasi-10-ulke-100-film-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Asya Sineması: 10 Ülke 100 Film (1)</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/asya-sinemasi-10-ulke-100-film-1/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/asya-sinemasi-10-ulke-100-film-1/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Başar Gezgin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jun 2019 12:01:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Asya Sineması]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10941</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazıda, gişe hasılatlarına göre Asya’nın 10 ülkesinin en çok izlenen 10 yerli filmindeki ortak konulara, birtakım yapısal benzerliklere ve farklılıklara odaklanıp karşılaştırmalar yaparak çeşitli çıkarımlarda bulunuyoruz. Böyle bir çaba, sinema endüstrisi araştırmalarına ve Asya çalışmalarına yardımcı olacak veriler sağlayabilir. Bu ülkeler, ilk bölümde ele aldığımız Çin, Güney Kore, Hindistan ve Japonya; ve gelecek sayıda yayımlayacağımız ikinci bölümde açımlanan Bangladeş, Endonezya, Filipinler, Malezya, Pakistan ve Tayvan. Buradaki değerlendirmeler her bir film ayrıntılarıyla incelenmediğinden yüzeysel olarak görülebilir. Ancak kimi zaman ayrıntılara odaklanmak yerine, geriye çekilip büyük resme bakmamız gerekir. Bu çalışma, bu biçimde, bir büyük resme bakma girişimi olarak kurgulandı. (100 filmin tümünün tanıtım videolarına şu listeden ulaşılabilir: https://www.youtube.com/playlist?list=PLiM4ibJL4oLFE8SNSRH3kj7Z3QuPSu4nm ) İlk bölümde kendi ülke sınırlarını aşmış, dışarıda etki etmiş, büyük kazançlar elde etmiş 4 Asya sinemasını ele alıyoruz. Bu 4 ülke sinemasını dışadönük sinemalar olarak adlandırdık; fakat bu, yerel öğeler kullanmadıkları anlamına gelmiyor. Hatta dünyada tam tersine ve karşıtlamsal (paradoksal) olarak fazlasıyla yerel oldukları için ilgi görüyorlar. Dolayısıyla burada dışadönüklüğü, içerik üzerinden değil yüksek sayıda uluslararası izleyiciye sahip olma üstünden tarifliyoruz. (1) Dışadönük Sinemalar: Çin, Güney Kore, Hindistan ve Japonya Sineması Çin’de En Çok İzlenen 10 Film (aşağıdaki dökümde Hong Kong ve Çin filmleri birlikte ele alınmıştır. Sıralamada ölçüt olarak gişe &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1"><i>Bu yazıda, gişe hasılatlarına göre Asya’nın 10 ülkesinin en çok izlenen 10 yerli filmindeki ortak konulara, birtakım yapısal benzerliklere ve farklılıklara odaklanıp karşılaştırmalar yaparak çeşitli çıkarımlarda bulunuyoruz. Böyle bir çaba, sinema endüstrisi araştırmalarına ve Asya çalışmalarına yardımcı olacak veriler sağlayabilir. Bu ülkeler, ilk bölümde ele aldığımız Çin, Güney Kore, Hindistan ve Japonya; ve gelecek sayıda yayımlayacağımız ikinci bölümde açımlanan Bangladeş, Endonezya, Filipinler, Malezya, Pakistan ve Tayvan.</i></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Buradaki değerlendirmeler her bir film ayrıntılarıyla incelenmediğinden yüzeysel olarak görülebilir. Ancak kimi zaman ayrıntılara odaklanmak yerine, geriye çekilip büyük resme bakmamız gerekir. Bu çalışma, bu biçimde, bir büyük resme bakma girişimi olarak kurgulandı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">(100 filmin tümünün tanıtım videolarına şu listeden ulaşılabilir: </span></p>
<p class="p2"><span class="s1">https://www.youtube.com/playlist?list=PLiM4ibJL4oLFE8SNSRH3kj7Z3QuPSu4nm )</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İlk bölümde kendi ülke sınırlarını aşmış, dışarıda etki etmiş, büyük kazançlar elde etmiş 4 Asya sinemasını ele alıyoruz. Bu 4 ülke sinemasını dışadönük sinemalar olarak adlandırdık; fakat bu, yerel öğeler kullanmadıkları anlamına gelmiyor. Hatta dünyada tam tersine ve karşıtlamsal (paradoksal) olarak fazlasıyla yerel oldukları için ilgi görüyorlar. Dolayısıyla burada dışadönüklüğü, içerik üzerinden değil yüksek sayıda uluslararası izleyiciye sahip olma üstünden tarifliyoruz.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">(1) Dışadönük Sinemalar:<br />
Çin, Güney Kore, Hindistan ve Japonya Sineması</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Çin’de En Çok İzlenen 10 Film<br />
</b></span><span class="s1">(aşağıdaki dökümde Hong Kong ve Çin filmleri birlikte ele alınmıştır. Sıralamada ölçüt olarak gişe hasılatı kullanılmıştır.)</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Wolf Warrior 2 &#8211; 2017 (</b>战狼<b>2 / Zhàn Láng 2)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Wu Jing <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Wu Jing, Celina Jade, Frank Grillo, Hans Zhang, Wu Gang</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Afrika’da geçen Çin kahramanlık destanı. Milliyetçi duygulara hitap ediyor. Çin’in dünya gücü olarak yükselişine ve bu yükselişle birlikte beklediği saygıya ilişkin bir film. Filmde Afrika’daki iç savaşın savaşan taraflarının hepsi Çin’e saygı duyar. Tek sorun, Batılı paralı askerlerdir. Çin donanması, BM’nin müdahale etmeme kararı nedeniyle kendi yurttaşlarını ilk başta koruyamaz. Gözyaşları sel olur. Donanma sonunda harekete geçene dek Çinlileri ve Afrikalı sivilleri kim koruyup kollayacaktır? Elbette Çinli süper kahramanımız. Başkişi, ‘Çinli Rambo’ olarak anılıyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
The Wandering Earth &#8211; 2019 (</b></span><span class="s2">流浪地球</span><span class="s1"><b> / Liúlàng Dìqiú)<br />
</b>Yönetmen: Frant Gwo <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Qu Chuxiao, Li Guangjie, Ng Man-tat, Zhao Jinmai, Wu Jing, Qu Jingjing</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İddialı bir bilim-kurgu olan filmde Çinli astronotların uzay maceraları konu ediliyor. Yine Çin’in büyüklük umudunu ve beklentisini yansıtan bir film. Bir kısa romandan uyarlama. Dünyayı tek bir dünya hükümeti yönetir. Dünyanın dönmesinin durdurulmasıyla gezegenin büyük kısmı doğal felaketler yaşar ve nüfus çok azalır. Gezegenin ve uygarlığın kurtulması/kurtarılması için Dünya’nın Güneş Sistemi’nden çıkarılıp başka yere taşınması gereklidir. Peki, buna kimin gücü yetebilir? Elbette Çinli astronotların. Artık dünyayı Amerikalılar değil Çinliler kurtarmaktadır. Filmde, kısa süre de olsa Çinli-Rus dayanışmasını görürüz. Ayrıca film, yapay zekaya yönelik güvensizliği yansıtıyor. Her şeye karşın insanlar sonunda daha ‘doğru’ kararlar veriyor. Yapay zekânın sınırsız bilgisi, doğru kararlar vereceği anlamına gelmiyor; çünkü ‘doğru’ karar, yalnızca bilgiye ve özellikle de depolanabilir türde bilgiye dayanmıyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Operation Red Sea &#8211; 2018 (</b></span><span class="s2">红海行动 </span><span class="s1"><b>/ Hong hai xing dong)<br />
</b>Yönetmen: Feng Ji Oyuncular: Zhang Yi, Huang Jingyu, Hai Qing, Du Jiang, Zhang Hanyu, Prince Mak</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">2015’te Yemen İç Savaşı sırasında Çin donanmasının bölgedeki Çinlileri kurtarma operasyonundan esinlenen film. Yukarıdaki ilk film gibi, Çin’in dünyada daha güçlü olma yönündeki özlem ve yönelimini yansıtıyor. Film, önceki yıllarda çok izlenenler arasına giren ‘Operation Mekong’a benzetiliyor. Bu Çin yapımı film, 2011’de Mekong Irmağı üzerinde teknede saldırıya uğrayıp öldürülen 13 Çinlinin yaşadıklarından hareket ediyordu. Bu katliam, yakın dönemlerde yurtdışındaki Çinlilere yönelik en büyük saldırı olarak değerlendiriliyordu. Çin’in ilk çağdaş donanma filmi olarak anılan ‘Operation Red Sea’, Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun kuruluşunun 90. yılı için ve ÇKP’nin 19. Ulusal Kongresi’ne armağan olarak çekilmiş. Filmde, Çin donanmasının bölgedeki varlığı, kendi yurttaşlarını kurtarmak gibi makul bir gerekçeyle kısıtlı kalmaz; donanma aynı zamanda korsanlarla ve teröristlerle savaşır. Filmin sonu ise özellikle dikkat çekicidir. Açık uçlu bitirişte Çin donanması, Amerikan gemileriyle karşı karşıya gelir ve onları uyarır. Birçok yorumcu, gerçek yaşamda Çin ile ABD’nin er ya da geç çatışacağını öngörmektedir. Dolayısıyla filmin sonundaki gönderme, oldukça gerçekçidir. Film çokça ödül aldı ve birçok ödüle aday gösterildi. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
The Mermaid &#8211; 2016 (</b></span><span class="s2">美人鱼/美人魚 </span><span class="s1"><b>/ M</b></span><span class="s2">ě</span><span class="s1"><b>i rén yú / mei5 jan4 jyu4)<br />
</b>Yönetmen: Stephen Chow <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Deng Chao, Lin Yun, Show Lo, Zhang Yuqi</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir Hong Kong yapımı. Fantastik romantik güldürü. İki başkişiden biri, kadın. Kendine suikast düzenlemek için gönderilen denizkızına âşık olan ultra zengin işadamının öyküsü. İşadamı, bir doğal alanı satın alır, sudaki yaşamı sonlandıracak uygulamalara girişir. Deniz insanlarının çoğu onun yüzünden ölür. Bir denizkızını, işadamının üstüne gönderirler. Fakat buradan bir aşk öyküsü çıkacaktır. Bir Andersen masalından esinlenme; onun güncel sürümü. Daha bilinçli bir senaryo yazılsaydı, kapitalizm eleştirisi içeren ekolojik bir film niteliği kazanacaktı. Öykü onun yerine fazlasıyla kişiselleştirilmiş. Yine de belki bir dozdaki ekolojik eleştirelliği dolayısıyla kayda değer.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Dying to Survive &#8211; 2018 (</b>我不是药神<b> / Wo bu shi yao shen)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Wen Muye <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Xu Zheng, Zhou Yiwei, Wang Chuanjun, Tan Zhuo, Zhang Yu, Yang Xinmin</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Kan kanseri üstüne güldürü-drama. Gerçek bir olaya dayanıyor. Kan kanseri olanların iyileşmesi için Çin’e kaçak yollardan ucuz Hint ilaçları sokan bir Çinli adamın öyküsü. Bu ucuz ilaç satımı, ilaçları pahalı satarak büyük kazançlar elde eden ilaç şirketini rahatsız eder. Başkişiyi yakalatırlar. Filmin adının Çincesi, ‘Ben Bir İlaç Tanrısı Değilim’ biçiminde. Film, Çin’e yurtdışından gelen ilaçların pahalılığı konusunda bir tartışma başlatıyor, kamuoyunu harekete geçiriyor. Çin hükümeti bu ilaçların ve özellikle de kanser ilaçlarının ucuzlatılması için çalışmalara başlıyor. Filmin gücü&#8230; Filmin bir diğer özelliği, Çinli gözüyle Hindistan’a ve Hintlilere yer vermesi&#8230;</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Hello Mr. Billionaire &#8211; 2018 (</b>西虹市首富<b> )<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Fei Yan ve Damo Peng Oyuncular:<span class="Apple-converted-space">  </span>Teng Shen, Vivian Sung, Yiming Zhang, Yuan Chang</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">1985 tarihli bir Amerikan filminde uyarlama bir güldürü. Ömrü boyunca düşük maaşla yaşamış bir adama miras kalır; ancak mirası alabilmesi için çeşitli koşulları karşılaması gerekir. Bu koşulları karşılayayım derken, belediye başkanlığı seçimine bile karışacaktır. Çin uyarlaması daha farklı. Bu filmin aslında kayda değer bir özelliği yok. Çok-izlenirliğini Mao sonrası dönemde Çin’de iyice yaygınlaşan sınıf atlama özlemi ve zengin olma hayaline ilişkin olmasına bağlayabiliriz.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Monster Hunt &#8211; 2015/2018 (</b>捉妖记<b> / Zhu</b>ō <b>Y</b>ā<b>o Jì) 1 ve 2<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Raman Hui<span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Bai Baihe, Jing Boran (2. film için: Tony Leung, Bai Baihe, Jing Boran)</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Hong Kong yapımı. 3 boyutlu (3D) film. Fantastik vurdulu kırdılı macera güldürüsü. Film, masalsı bir ortamda eski Çin’de geçiyor. Bu, dünyada insanlarla canavarların yaşadığı bir çağdır. Eskiden birlikte yaşasalar da artık araları açılmıştır. Böyle bir dünyada melez bir bebeğin sağ kalma şansı oldukça düşük olacaktır. Film, Jurassic Park başta olmak üzere çeşitli Amerikan filmlerinden ve Çin yazın klasiklerinden esinlenmiş. Çeşitli yorumculara göre film, klişelerle dolu. Gişedeki başarısının ise yapımcı şirket tarafından etik dışı yollarla, olduğundan büyük gösterildiği ileri sürülüyor. Öte yandan film, Çin geleneksel kültür öğelerine dayandığı için ilginç bulunuyor. Ayrıca sosyal psikolojideki içgrup (bizden olanlar, insanlar) ve dışgrup (bizden olmayanlar, ötekiler, canavarlar) bağlamında yorumlanmaya açık. Filmin iletisi şu: Bizden olanlar her zaman iyi, bizden olmayanlar her zaman kötü değildir. Aynı iletiyi, ‘Maymunlar Cehennemi’ gibi filmlerde de görüyoruz. ‘Monster Hunt’, (insanlarla canavarların bir arada yaşaması anlamında) halkların kardeşliği için melezleşmeyi önerir. Ne kadar çok karma aile kurulursa düşmanlıklar da o kadar ortadan kalkacaktır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Detective Chinatown 2<span class="Apple-converted-space">  </span>&#8211; 2018 (</b></span><span class="s2">唐人街探案</span><span class="s1"><b> 2 / Tángrénji</b></span><span class="s2">ē</span><span class="s1"><b> tàn àn)<br />
</b>Yönetmen: Chen Sicheng <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Wang Baoqiang, Liu Haoran</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İkili başrole dayanan bir gizemli güldürü filmi. New York’ta Çinliler arasında geçen bir ‘katil kim?’ anlatısı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Crazy Alien &#8211; 2019 (</b>疯狂的外星人 <b>/ F</b>ē<b>ngkuáng De Wài X</b>ī<b>ng Rén)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Ning Hao <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Huang Bo, Shen Teng, Matthew Morrison, Tom Pelphrey</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir bilim-kurgu güldürüsü. Bir hayvan bakıcısının/maymun eğiticisinin bir uzaylıyla maceraları.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Never Say Die &#8211; 2017 (</b>羞羞的铁拳<b> / Xi</b>ū<b> Xi</b>ū<b> De Ti</b>ě<b>quán) <span class="Apple-converted-space">  </span><br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Song Yang ve Zhang Chiyu <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Ai Lun, Ma Li, Shen Teng, Tian Yu, Xue Haowen</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu filmde, Türkiye sinemasından ‘Mavi Gece’ filminde de işlenen bir kurgu var. Kadınla erkeğin bir yıldırım çarpmasıyla beden değiştirmesi. Erkek bir boksörle kadın gazeteci yer değiştirir. Elbette bir güldürü filmi.</p>
<p></span><span class="s1"><b>Güney Kore’de En Çok İzlenen 10 Film<br />
</b></span><span class="s1">(Sıralamada ölçüt olarak bilet sayısı, dolayısıyla gişelerde kayıtlı izleyici sayısı dikkate alınmıştır.)</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
The Admiral: Roaring Currents &#8211; 2014 (</b>명량 <b>/ Myeongryang)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Kim Han-min Oyuncular: Choi Min-sik, Ryu Seung-ryong, Cho Jin-woong</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Sayısız ödül almış ve birçok ödüle aday gösterilmiş olan film, bir tarihsel savaş filmi. Tarihte yaşanmış bir deniz savaşını öykülüyor. Savaş, 1597’de küçük bir Kore gücüyle büyük bir Japon donanması arasında gerçekleşiyor ve bu güç orantısızlığına karşın, Kore’nin zaferiyle sonuçlanıyor.<span class="Apple-converted-space">  </span>Bir Kore milliyetçiliği filmi. Tek adam yüceltiliyor, sanki askerlerin zafere hiçbir katkıları yokmuş gibi… Kuşkusuz, liderlerin etkisini önemsiz görmemeli; ama bireyci bir tarih yazımına dayanan bir sinemacılık, tarihselliğini yitirip fantastik süper kahraman sinemacılığına dönüşme riski taşıyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Extreme Job &#8211; 2019 (</b>극한직업<b> / Geukan Jigeop)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Lee Byeong-heon Ryu<span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Seung-ryong, Lee Hanee, Jin Seon-kyu, Lee Dong-hwi, Gong Myung</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Vurdulu-kırdılı bir güldürü. Sivil polisler (dedektifler) uyuşturucu çetesini ortaya çıkarmak için tavuk lokantası açarlar, olaylar gelişir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Along With the Gods: The Two Worlds &#8211; 2017 (</b>신과함께-죄와 벌<b> / Sin gwa Hamkke &#8211; Joe wa Beol)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Kim Yong-hwa Oyuncular: Ha Jung-woo, Cha Tae-hyun, Joo Ji-hoon, Kim Hyang-gi</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir ağ çizgi-filmine (webtoon) dayanan fantastik drama. Başkişi, ömründe yaptıklarının hesabını öbür dünyada verecektir. 7 suçlama için 7 farklı duruşma yapılacaktır. Mitoloji ve fantastik öğeler ağırlıklı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Ode to My Father &#8211; 2014 (</b>국제시장<b> / Gukjesijang )<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Yoon Je-kyoon Oyuncular: Hwang Jung-min, Yunjin Kim, Oh Dal-su</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir toplumsal tarih filmi. Bir yurttaşın gözünden Güney Kore’de 1950’ler ve sonrası. Filmin bir bölümü, başkişinin maden işçisi olarak çalışmak üzere gittiği Almanya’da geçiyor. Daha sonra başkişi, para kazanmak için bu kez Vietnam-Amerikan Savaşı’na katılır. Orada gerillalar tarafından vurulur, topal kalır. Elbette filmin bu bölümü, Amerikalı-Koreli bakış açısıyla, tek taraflı olarak anlatılmaktadır. Bir Korelinin Vietnam-Amerikan Savaşı’nda ne işi olduğunun sorgulaması yapılmaz. 1980’lerde ise Kuzey’den akrabalarla yeniden kavuşma izleği öne çıkar. Film çeşitli yorumcular tarafından, Güney Kore’nin askeri diktatörlük dönemini mutlu bir dönem gibi gösterip idealleştirmekle eleştiriliyor. Güney Kore 60’lı, 70’li yıllar boyunca askeri cunta altında inim inim inlemişti. Film, bunu yok sayıyor. Yönetmen ise bunu bilinçli olarak yaptığını söyleyerek “özrü kabahatinden büyük” bir noktaya savruluyor. Filmi artık hayatta olmayan annesi ve babası anısına çektiğini, bu nedenle filmdeki anne-babaya kendi anne-babasının adını verdiğini söylüyor. Filmin çok izlenmesi, genel olarak, kuşak filmi niteliğine ve pazarlamacılığa bağlanıyor.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Veteran &#8211; 2015 (</b>베테랑<b>/ Beterang )<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Ryoo Seung-wan <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Hwang Jung-min, Yoo Ah-in, Yoo Hae-jin, Oh Dal-su</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Vurdulu kırdılı güldürü. Maddi kaynakları sayesinde adaletten kaçan zengin bir suçlunun peşinde dedektif başkişimiz var. Film, zenginlere yönelik sınıfsal tepkinin bir yansıması olarak yorumlanmaya açık; ayrıca filmin çok-izlenirliğinin ardındaki etmenlerden biri de bu olabilir.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>The Thieves &#8211; 2012 (</b>도둑들<b> / Dodukdeul)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Choi Dong-hoon<span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Kim Yoon-seok, Lee Jung-jae, Kim Hye-soo, Jun Ji-hyun</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Vurdulu-kırdılı, ölümlü bir soygun filmi. Bir takım oluşturulur; hedef, elmastır. Üyelerin Güney Koreli olmalarına karşın çoğunlukla Avrupalı adları kullanmaları dikkat çekici. Film, Ocean’s serisi ve benzeri soygun filmlerine fazlasıyla benziyor. Bu açıdan, bu filmi, özgün bir yapım saymak oldukça zor. Daha çok bir taklit, suyunun suyu&#8230;</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Miracle in Cell No. 7 &#8211; 2013 (7</b>번방의 선물<b> / 7beonbangui Seonmul)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Lee Hwan-kyung <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Ryu Seung-ryong, Kal So-won, Park Shin-hye, Oh Dal-su</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Çoğunlukla hapiste geçen bir güldürü ve aile dramı. Zihinsel engelli bir adam haksız yere suçlanıp hapse atılır. Zekâ yaşı 6’dır. Hapistekiler onu çok severler ve onun en büyük dileğini gerçekleştirmek için ellerinden geleni yaparlar: Küçük kızını görmesini sağlamak… Güldürü olarak ilerleyen film, hüzünlü bitirişiyle izleyiciyi şaşırtıyor. Ayrıca film, adalet sisteminin bozukluğuna ilişkin bir taşlama olarak değerlendirilmeye açık.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Assassination &#8211; 2015 (</b>암살<b> / Amsal)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Choi Dong-hoon <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Jun Ji-hyun, Lee Jung-jae, Ha Jung-woo</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Japon sömürgeciliğine karşı Güney Koreli bağımsızlık savaşçılarını konu alan film. Çin’de bir Japon generale suikast düzenlemeyi planlarlar. Tetiği kadın bir suikastçı çekecektir. Olayların büyük bir bölümü 1933’te geçiyor. Aile draması da var içinde, ikiz kız kardeşler var. Saf değiştiren ajanlar&#8230; Film, Korelerin bölünmesinden öncesini konu alıyor. Koreliler tek millet. Bağımsızlık sonrasında, Güney’de Japon işbirlikçisi Korelilerin ceza almaması, hatta devlet katlarında yükselmesi konusuna girilmesi iyi olmuş. Güney’de bunlar olurken, Kuzey’de buna izin verilmedi. Öte yandan, işbirlikçilerin bu durumu, kanıt ve tanık olmamasından kaynaklanıyor gibi yanlış bir imge oluşturulmuş. Oysa Güney Kore’de birçok Japon işbirlikçisine özellikle dokunulmadı, en başta da burjuvaziye. Bir benzeri 2. Paylaşım Savaşı sonrası Almanyası’nda olmuştu. Almanya’da o dönem neredeyse herkes Nazi. Nazi olmayanlar, öldürülmüş, sürülmüş, hapsedilmiş ya da kaçmış. Böyle olunca Batı Almanya’nın kuruluşunda birçok kilit görevde yine Naziler var. Hele Batı Almanya ordusu, Nazi subay kaynıyor.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Masquerade &#8211; 2012 (</b>광해, 왕이 된 남자<b> / Gwanghae: Wang-i Doen Namja)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Choo Chang-min<span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Lee Byung-hun, Ryu Seung-ryong, Han Hyo-joo</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Kore tarihinden bir kralın öyküsü. Kral, suikast tehlikesine karşı, kendine benzer birini buldurur. Bu, bir soytarıdır. Kralın korktuğu başına geldiğinde, zehirlendiğinde, onun yerine soytarıyı geçirirler. Emekçi halkın içinden çıkmış olan soytarı kral (kral görünümlü soytarı), ülkeyi çok daha iyi yönetir. Herkesin sevgisini kazanır. Fakat kimi saraylılar bundan hoşnut değildir. Kralın sırrını öğrenirler ve sonunda asıl kralı yeniden tahta oturturlar. Film, alttan alta otoriter yönetimleri eleştirmektedir.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Along with the Gods: The Last 49 Days &#8211; 2018 (</b>신과함께-인과 연<b> / Sin-gwa-hamkke &#8211; Ingwa Yeon)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Kim Yong-hwa Oyuncular: Ha Jung-woo, Joo Ji-hoon, Kim Hyang-gi, Ma Dong-seok, Kim Dong-wook</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Önceki filmin devamı. Yine Azrail (tırpanlılar) anlatısı.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Hindistan’da En Çok İzlenen 10 Film</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Çokdilli, çokkültürlü bir ülke olan Hindistan’da 22 resmi dil var. Bunların dışında resmi dil statüsünde olmayan başka diller de var. Dolayısıyla Hint sinemasında, Güney Kore, Japonya ve<span class="Apple-converted-space">  </span>(Hong Kong bağlamında Kantonca konusunu saymazsak) Çin’deki durumun tersine, farklı dillerde yapımlar söz konusu. Başkent ve çevresinin dili olan Hintçe (Hindi) ve sömürgecilik dili İngilizce, ülke genelinde ortak dil olarak öne sürülse de diğer diller de çok yaygın ve canlı bir kullanıma sahip. Örneğin, gişe hasılatına göre sıralanan ilk 10 filmden 7’si Hintçe, 3’ü Tamil ya da Tamil Telugu dilinde. Sinemacılıkta etkin ve yaygın Hint dilleri arasında, Hintçe, Telugu ve Tamilceye ek olarak, Bengalce, Bhojpuri, Güceratça, Kannada dili, Malayalam dili, Maratha dili, Odia dili, Pencapça vd.’yi sayabiliriz. Ayrıca Hint filmleri için yalnızca Hindistan gişe verileri değil dünya verilerinin dikkate alındığını görürüz. Bunun nedeni, 1,3 milyarlık kendi nüfuslarına ek olarak, Hindistanlı sinemacıların dilsel, dinsel ve kültürel yakınlık ve hatta ortaklık nedeniyle birçok başka ülkede, yerli filmler ölçüsünde izleyici bulabilmesindedir. Hindistan’ın dilsel, dinsel ve kültürel bağlarla bağlı olduğu komşu ülkelerde Hindistan’da yaşayan 1,3 milyarlık nüfusa ek olarak yaklaşık 500 milyon potansiyel Hint filmi izleyicisi bulunmaktadır. Bu ülkeler arasında Bangladeş, Bhutan, Nepal, Pakistan, Sri Lanka vd. bulunmaktadır. Şunu da ekleyelim: Kimi Hint filmlerinin adlarının Hint dillerinde olduğunu görüyoruz; kimileri ise doğrudan İngilizce adlı. Bu durum sömürgeci geçmişle, çokdilli bir ülkede ortak dil arayışıyla ve İngilizcenin ülkede yaygın olarak kullanılmasıyla yakından ilişkili.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Dangal &#8211; 2016<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Nitesh Tiwari Oyuncular: Aamir Khan, Sakshi Tanwar, Fatima Sana Shaikh, Zaira Wasim,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Hindi dilindeki film gerçek bir yaşam öyküsüne dayanıyor. Filmin adı, güreş maçı anlamına geliyor. Bu, Hintli bir güreşçinin ve 2 kızını daha sonra milli güreşçi olacak biçimde yetiştirmesinin öyküsü. Kimi açılardan bir kadın-güçlendiren (woman-empowering) film. Hint toplumu fazlasıyla ataerkil, sinema da bunu yansıtıyor. Erkeklere yüklenen bir meslek olan güreşçiliğe kadın elinin değmesinin öykülenmesi, bu bağlamda fark yaratıyor. Başrolde Amir Han (Aamir Khan) var. Evet, anlatıda kızlar değil baba başrolde, bu da ilerici görüntülü filmde bile gizlenen sinsi ataerkiye işaret ediyor. “‘Başarılı’ olan kızlar değil; onları yetiştiren baba” gibi bir ileti söz konusu.<span class="Apple-converted-space">  </span>Filmin yapımında da Han’ın katkısı var. Film, Hindistan dışında Çin’de en çok izlenen yabancı film oluyor. İzlenme oranı, Hindistan’daki orana yaklaşıyor. Film, Türkiye’de de büyük ilgi uyandırdı. Baba, hedeflerine ulaşamaz; bu nedenle, kendi kendine, doğacak oğullarını güreşçi olarak yetiştirme sözü verir. Onlar, babalarının yapamadığını başaracaktır. Oysa bir türlü bir oğlu olmaz, onun yerine 4 kızı olur. Filmin gerisi, babanın onlardan ikisini güreşçi olarak yetiştirmesini ve iki kız kardeşin başarıdan başarıya koşmasını öyküler. Bu açıdan film, bir Moğol yapımı olan ‘Kartal Avcısı Kız’la (the Eagle Huntress) ileti açısından benzerlikler taşır. Kartal avcısı kız da yetişkin erkeklerin dünyasında zafere koşacaktır. Filmin çok izlenmesi, spor ve aile draması konulu olmasına bağlanıyor. Bu iki izlek, en yaygın ilgi uyandıran konular. Film, kadın hakları bağlamında geniş bir tartışma başlattı. Kimileri, filmin genelindeki kadın yanlısı anlatımı överken, diğerleri ise filmin merkezinde, az önce belirttiğimiz gibi, kadınların değil, babanın olduğuna; özgür kadınların değil babanın isteğini yerine getiren, onun sözünden çıkmayan kadınların konu edildiğine vb. dikkat çekiyor. Bu açıdan filmin kazananı, kadınlar değil bir erkek (baba). ‘Kartal Avcısı Kız’da ise genç kız, anlatığının ana odağıydı ve çok daha özgür bir tablo söz konusuydu. Yine de filmin, Hindistan Büyük Millet Meclisi’nde bile gösterime girerek, kadın hakları mücadelesine katkı sağladığı öne sürülüyor. Ayrıca işlediği konunun Çin’de de ilgi uyandırmasıyla, Çin-Hindistan dostluğuna ve barışına katkı sağlamış oldu.<span class="Apple-converted-space">  </span>Filme biraz daha ayrıntılı bakarsak, bir başka eleştiri noktası şu olacaktı: Film, kazananların anlatısı; ya kaybedenler? Bu soru neden önemli? Çünkü kaybeden kadın güreşçiler de ataerkiyle mücadele ediyor. Kazananlar kadar kaybedenlerin de film konusu edilmesi gerekiyor. ‘Dangal’ı bir spor filmi olarak değerlendirdiğimizde ise konu edilen sporun futbol, basketbol ve beyzbol gibi popüler ve iyice ticari spor türlerinden biri olmaması olumlu. Yoksa bu, bir ölçüde sanatı geri planda bırakan ve tribünlere oynayan bir yapım olurdu. Bu üç spora yönelik ilgi nedeniyle bunları konu alan filmler nitelikli olsalar da olmasalar da çok izlenenler arasına giriyor. Film, bu kestirme ama sanattan taviz veren yola sapmamış. ‘Dangal’ın Hindistan’daki macerası, beklenmedik bir yöne kayıyor: Filmin gösterime girdiği sıralarda Amir Han, ülkedeki hoşgörüsüzlüğü eleştiriyor. Bu, Hindu milliyetçiler kaynaklı fiziksel şiddete ve lince varan tepkilere neden oluyor. O kesim, Han’ı vatan haini olarak görüyor. Bu nedenle filme yönelik geniş çaplı bir boykot çağrısı yapılıyor. Bu durum, Dangal’ın Hindistan’da en çok izlenen film olmasını engelleyemiyor. Amir Han’ın siyasal duruşu ve ödül törenlerine yönelik kayıtsızlığı, filme birçok ödülün esirgenmesine yol açıyor.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Baahubali 2: The Conclusion &#8211; 2017<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Kabir Khan<span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Salman Khan, Harshaali Malhotra, Nawazuddin Siddiqui</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Görsel etkileriyle öne çıkan, Telugu Tamil dilindeki, Orta Çağ Hindistan’ında geçen film, bir ‘taht oyunu’ ve intikam filmi. Baba yazmış, oğlu filme çekmiş. Filmde, iki kardeş, taht kavgasına girişir. Biri, ötekini öldürtür. Öldürülenin oğlu büyür ve amcasından intikam almak için işe koyulur. Konu, Hamlet’inkiyle çok yakın. Bu durum, esinlenmenin bile ötesine geçiyor. İkinci olarak, filmin esin kaynaklarından biri, ünlü Hint destanı Mahabharata. Mahabharata da taht kavgasını konu alıyordu. Öte yandan film, onun kadar derin anlamlı sayılmıyor. Ayrıca kötülerle iyiler, siyah beyaz karşıtlığında verilmiş. Kötülerin iyilik, iyilerinse kötülük yaptığı durumları görmüyoruz. Görüntüleri yer yer bir bilgisayar oyununa benziyor. Bol kanlı, bol savaşlı bir yapım.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Bajrangi Bhaijaan (Bajrangi Birader) &#8211; 2015<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: S. S. Rajamouli <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Prabhas, Rana Daggubati, Anushka Shetty, Tamannaah, Sathyaraj,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Hindi dilindeki film, Hindistan-Pakistan barışına katkı sağlayabilecek nitelikte. Bir Hindu dindar adam, 6 yaşındaki dilsiz Müslüman kızı Pakistan’a, ailesinin yanına götürecektir. Yolda maceralar yaşarlar. Ünlü bir Çin klasiğine, Batı’ya Yolculuk’a benzetilen film, birçok ödül almış durumda. Filmin hem anlatısı hem de bu anlatının ana kişiliklerinden olan Maymun Kral’ın Çin ve Hint kültüründe ortak olması, filmin Çin’de de çok izlenmesini sağladı. Dolayısıyla bu göndermeler bilinçli bile olabilir. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Annesi, dilsiz kızının dilinin açılması için Pakistan’dan kalkar, onu Hindistan’daki bir türbeye götürür. Kızcağız dönüş yolunda kaybolur. İyiliksever bir Hindu adama denk gelir. Onu memleketine göndermek için her yolu dener; ancak sonunda kızı kendisinin götürmesinden başka yolu kalmaz. Fakat işi zorlaştıran bir durum vardır: İkisinin de ne pasaportu ne vizesi vardır. Yasadışı yollardan giriş yapacaklardır. Girdikten sonra Hintli adamın başına gelmedik kalmaz. Casus sanılır, hapse atılır, hatta vurulur bile. Birçok maceradan sonra kız hem annesine hem de diline kavuşur. Dünya genelinde klasik bir anlatı geleneği vardır: Bir filmin başında başkişi ya da öne çıkan bir kişilik olarak bir konuşma ya da görme engelli varsa, filmin sonunda yüksek olasılıkla sağlıklarına kavuşurlar. Filmde de bunu görürüz. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Pakistan’la Hindistan’ın İngiliz sömürgecilerin çaktığı ilk kıvılcımla kanlı bıçaklı düşman olması gerçeği düşünüldüğünde filmin, barış inşası yolunda oldukça cesur bir adım attığı anlaşılır. Filmin bir bölümü, iki ülke arasında büyük çaplı çatışmalara yol açan Keşmir’de geçer. Film, Pakistan’da bir Hintliyi ve Hindistan’da bir Pakistanlıyı resmeder. Çin sinemasından ‘Monster Hunt’ filminde de gördüğümüz gibi, ‘Bajrangi Birader’in iletisi şudur: İki tarafta da iyi ve kötü insanlar var. İki taraftan iyi insanlar sayesinde barış gelecek. Ayrıca filmin halk tabiriyle (‘loser’ın karşılığı olarak) “bir baltaya sap olamamış” bir genci başkişi yapması, hem izleyici profili düşünülerek atılmış bir adım olabilir hem de barışın yukarıdan değil aşağıdan başlaması gerektiğine işaret ediyor olabilir.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Secret Superstar &#8211; 2017<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Advait Chandan <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Zaira Wasim, Meher Vij, Raj Arjun, Aamir Khan</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Hindi dilindeki film, bir Amir Han yapımı. Film, kadın hakları, kadın-erkek eşitliği ve ataerki gibi konuları işlediği için son dönem filmleri arasında ayrı bir yere konuluyor. Bu, ünlü bir şarkıcı olmak isteyen bir genç kızın büyüme öyküsü. Film, başkişinin kadın olduğu Hint filmleri arasında en çok izleneni ve Çin’de ‘Dangal’dan sonra en çok izlenen Hint filmi. Amir Han, Hindu milliyetçilerinin kızgın iddialarının tersine, ülkesinin ilerlemesinin kadın haklarından geçtiğini açık ve net bir biçimde gören ve bu görüşünü perdeye yansıtan gerçek bir Hint yurtseveri. Filmin başkişisi, başlarda Hindistan’ın Müslüman bir ailesinden gelen 15 yaşında bir kız olarak karşımıza çıkar. Babası sürekli olarak annesini döver. Elbette, kızının şarkıcı olmasına izin vermeyecektir. Bu, ‘kötü yola düşmesi’ demektir. Bunun üzerine kız, tanınmamak için peçeli bir biçimde Youtube’da şarkı söyler ve büyük bir ilgi uyandırır. Yapımcılar peşinden koşar; onları reddecektir; ancak annesini bu berbat eşten kurtarabilmek, onun boşanmasını sağlamak için bunu bir çözüm yolu olarak görür. Fakat annesi ilk başta buna yanaşmaz. Aile babanın işi için başka bir şehre taşınacak, kızı da babası arkadaşının oğluyla evlendirecektir. Elbette kızın kendisine soran olmaz. Sonunda anne küplere biner ve boşanma belgelerini imzalar. Anne-kızın önünde yeni bir hayat açılır. Film, “annelere ve anneliğe” sözüyle son bulur. ‘Secret Superstar’, ‘Dangal’ için de olduğu gibi, Çin’de büyük ilgiyle izleniyor. Filmin ataerki eleştirisi, Çin için de anlamlı. Filmin özellikle Çinli kadın izleyicileri aile içi şiddete yönelik tavır konusunda etkilediği ileri sürülüyor. Film, Türkiye’de ilgi uyandırmıştı. Amir Han, önadı Muhammed olan bir Hint Müslüman’ı. Geçtiğimiz yıllarda Hacı da oldu. Öte yandan eşi, Hindu. Hindistan’ın kendi içinde ve Hindistan ile Pakistan ve Çin arasında barış inşasında etkili olan bir isim. Kadın haklarına ilişkin filmleriyle öne çıkıyor. Bu filmde, klasik bir durum gözler önüne seriliyor: Kadınlar evde sürekli şiddete maruz kalırlar ama bir türlü boşanmazlar. Bunun çokça nedeni vardır: “Çocuklar babasız kalmasın”; “maddi gelirimiz yok, sersefil kalırız, sokağa düşeriz”; “boşanmış kadına kötü gözle bakarlar” vb. Oysa öyle kötü babalar vardır ki çocukları evliliğin bitmesiyle değil sürmesiyle sersefil ederler. Filmde anne, kızına olan inancıyla evliliğe son noktayı koyar. Oysa şiddet mağduru kadınlar arasında çok azı bunu yapabiliyor. Film, bu ve benzeri açılardan yorumlanmaya ve tartışılmaya açık.<span class="Apple-converted-space">  </span>Öte yandan, işin sınıfsal boyutuna baktığımızda film, bireysel kurtuluşu yüceltiyor. Oysa hak arama mücadelesi, bir araya gelişleri ve toplu halde ayağa kalkmayı gerektiriyor. Filmde, eğlence endüstrisi bir kurtuluş kapısı gibi gösteriliyor. Oysa o kapıya varmak için nice genç kız mağdur edildi/ediliyor. Dolayısıyla filmin kadın hakları duyarlılığı oldukça yerinde; fakat çözümün, eğlence endüstrisinin ötesinde toplumsal bilince doğru yol alması daha doğru olurdu. Bu sorun, bu filme özgü de değil; birçok Yeşilçam filminde, kolay yoldan ünlü olup sınıf atlama yüceltiliyor. Oysa yaşadığımız toplum, herkese başarı vaat etmekle birlikte, herkese sınıf atlatmıyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Son olarak şuna da dikkat çekelim: Amir Han, filmlerinde eleştiri oklarını sürekli olarak kendi ülkesine yöneltir, doğru da yapar. Bir sonraki filmde görüleceği gibi, sık sık Hindulardaki batıl inançları ve çağın gerisinde kalmış gelenekleri hedef alır. Ancak Müslümanlık adı kullanılarak ortaya çıkan bağnazlık ve geri kalmışlığı da yüceltmez. ‘Secret Superstar’da, Hint Müslüman aile yapısının eleştirildiğini görürüz. Ona göre, Hinduluğun da Hint Müslümanlığının da demokratlaşması gerekir. Bu, aynı ülkede, birlikte barış içinde yaşamanın güvencesi olacaktır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
PK &#8211; 2014<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Rajkumar Hirani<span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Aamir Khan, Anushka Sharma, Sanjay Dutt,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Hindi dilindeki filmde, başrolde Amir Han var. Hindistan’daki dinsel dogmaları ve batıl inançları sorgulayan cesur bir film. İnsan görünümlü bir uzaylı, dünyaya, Hindistan’a gelir ve olaylar gelişir. Başarılı bir taşlama.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Uzaylının geldiği uygarlıkta dil de insan isimleri de yoktur. El sıkışarak iletişim kurarlar, birbirlerine düşünce aktarırlar. ‘PK’ adını benimser çünkü halk onun garip davranışlarına bakarak onu sarhoş sanır. PK, yerel dildeki ‘sarhoş’ sözcüğünden türetmedir. Yolu, Pakistanlı bir Müslüman’la evlenecekken son anda vazgeçen Hindu bir kadınla kesişir. Kadın, PK’ye çalınan uzaktan kumandasını bulmasında yardımcı olacaktır. Uzay mekiğini çalıştıran uzaktan kumandası olmadan evine dönemeyecektir. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Halk, ona bir tek Tanrı’nın yardımcı olabileceğini söyler. PK bunun üzerine, Tanrı’nın, telsizini geri vermesi için Hint dinlerinden Hıristiyanlığa ve Müslümanlığa kadar her yolu dener. Kumandasını çalan, bir Hindu tarikat lideridir. Hatta kumanda üstünden de yeni müritler ve maddi kaynaklar kazanmaktadır. Bu nedenle kumandayı geri vermez; onun yerine müritlerini ikilinin (PK ve Hindu kadın) üstüne gönderir. Tarikat liderinin sahtekâr olduğu anlaşılır ama elbette müritler buna bir türlü ikna olmayacaktır. Bu liderin kadının son anda evlilikten caymasında da parmağı olduğu anlaşılır. Kendisi sahtekârdır ama Müslümanların sahtekâr olduğunu ileri sürer. Yine film, izleyicilere mutlu bir son bahşeder. Kötüler cezasını bulur, âşıklar kavuşur, evli evine köylü köyüne gider.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Film, görüldüğü gibi çok hassas konulara girmiş. Hindistan’da her yıl çok sayıda insan, din çatışmasında öl(dürül)üyor. Film, çekim aşamasında bile dindar Hindular tarafından büyük tepkiyle karşılanıyor. Film gösterime girdikten sonra Hinduları kötü gösterdiği ileri sürülerek yasaklanması için büyük kampanyalar düzenleniyor. İş, bir kez daha fiziksel şiddete ve lince kadar varıyor. Başka bölgelerde ise kimi ileri görüşlü Hindu siyasetçiler, filmin eleştirisinin Hindulara yönelik değil her dinde olabilecek batıl inançlara ve putperestliğe yönelik olduğunu ileri sürerek, filmi yasaklamak yerine, ona destek sağlıyorlar.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
2.0 &#8211; 2018<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: S. Shankar <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Rajinikanth, Akshay Kumar, Amy Jackson</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Tamil dilindeki film, bir vurdulu kırdılı bilim-kurgu yapıtı. Hurdaya çıkarılıp sonra yeniden canlanan insansı bir robot ve nesli tükenen kuşların intikamını alma hissiyle dolu bir kuşbilimcinin filmi. Hint sinema tarihinde gelmiş geçmiş en pahalı yapım. Ayrıca tümüyle Hindistan’da çekilmiş ilk üç boyutlu (3D) film.<span class="Apple-converted-space">  </span>Filmde tüm cep telefonları kuş gibi kanatlanıp uçuyor ve uçuşları ölümcül oluyor. (Voltran misali) Birleşip devasa bir kuş oluşturuyorlar. Onu durdurması için daha önce bir insanın ölümüne neden olup ıskartaya çıkarılmış olan robot yeniden etkinleştiriliyor. Bu, baz istasyonlarının yaydığı sinyaller nedeniyle kuşların ölümüne içerleyen kuşbilimcinin öç alma yoludur. Filmin iletisi, “canlıları koruyalım ve cep telefonlarını daha az kullanalım” biçiminde. İlginç bir yapım, ancak filmde çokça bilim-kurgu klişesi de var.<span class="Apple-converted-space"> </span></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Baahubali: The Beginning &#8211; 2015<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: S. S. Rajamouli <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Prabhas, Rana Daggubati, Tamannaah, Anushka Shetty,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Telugu Tamil dilindeki film, yukarıda andığımız aynı adlı filmin ilk bölümü. Aynı biçimde, Orta Çağ Hindistanı’nda geçiyor. Bir kraliçeyi kurtarma öyküsü. Filmde “meğer tahtın varisi de benmişim” uyanışı var. Aynı biçimde, öykü, babadan; filme çekmesi, oğlundan. En pahalı yapımlardan. Bir kadın boğulmadan önce bebeğini köylüler kurtarır. Burası, Musa anlatısına benziyor. Sonra büyüyecek ve hesap soracaktır. Filmde kullanılmak üzere uydurma bir dil geliştirilir. Bu, bir Hint filmi için bir ilk. Öte yandan film, Hint kast düzeninde en alttaki ezilen tabaka olan Dalitlere yönelik aşağılayıcı sözler içeriyor; bu nedenle Dalit hareketi tarafından protesto edildi, bir gösterimi eylemciler tarafından engellendi. Filmin eşkonuşma (diyalog) yazarı, bunun için Dalitlerden resmi olarak özür diledi.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Sultan &#8211; 2016<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Ali Abbas Zafar <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Salman Khan, Anushka Sharma, Randeep Hooda, Amit Sadh,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Hindi dilindeki film, bir erkek güreşçinin öyküsü (gerçek yaşama dayanmıyor). Başkişi, güreşi bırakmıştır. Geçmişe gider, nedenini öğreniriz: Bir güreş hocasının güreşçi kızına âşık olur, onun gönlünü kazanmak için çok çalışıp başarıdan başarıya koşar. Sonunda evlenirler ve ikisi de uluslararası olimpik oyuncular olurlar. Eşi, gebe kalır ve çocuğu için sporu bırakır. Erkek ise kazandıkça daha da kendini beğenmişleşmeye başlar, gazeteci tokatlar. Son maçı, Türkiye’dedir. O maçı da kazanır; fakat döndüğünde çocuğunun öldüğü haberini alır. Baba, maça gitmeyip ülkesinde kalsaydı oğlu, babasından gelecek kan nakliyle hayata dönecekti. Çocuk, babası yanında olmadığı için ölmüştür. Eşi onu terk eder. Yapayalnız kalır ve oğlunun adına bir kan bankası oluşturmaya başlar. Bunun için güreşe geri döner. Ödülü bankayı fonlamak için kullanacaktır. Son maçtan önce sakatlanır, durumu duyup gelen eşinin desteğiyle final maçını da sakat sakat kazanır. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Duygusal bir yapım. Film, izleyicilere mutlu son bahşediyor. En çok izlenen diğer Hint filmlerine göre fazlasıyla bireysel, bu yönüyle zayıf bir film. Filmin yüksek izlenme oranı ise daha önce belirttiğimiz gibi, spor ve aile draması formülünden ileri geliyor. ‘Dangal’a benzer bir biçimde işlenebilecek kadın güreşçi izleği, tümüyle aile dramasının gölgesinde kalmış. <span class="Apple-converted-space"> </span></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Sanju &#8211; 2018<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Rajkumar Hirani<span class="Apple-converted-space">    </span>Oyuncular: Ranbir Kapoor, Paresh Rawal, Vicky Kaushal, Manisha Koirala,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Hindi dilindeki film, bir Bollywood yıldızının gerçek yaşam öyküsü. Uyuşturucu ve alkol bağımlısı olur, bombalı saldırının faili olduğu iddiasıyla hapis yatar, sonra suçsuz olduğu anlaşılacaktır. İnişli çıkışlı bir yaşam. Kimileri, bu filmi, Hindistan sinemasının en iyi filmlerinden biri olarak görüyor; fakat öne çıkan, kayda değer bir özelliği olan bir yapım izlenimi bırakmıyor.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Padmaavat &#8211; 2018<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Sanjay Leela Bhansali<span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Deepika Padukone, Shahid Kapoor, Ranveer Singh</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir şiirden film çıkar mı? Hindi dilindeki film aynen böyle bir film. Tarihsel bir dönemde geçen filmde, kraliçenin güzelliğini duyan komşu ülke hükümdarı onu almak için ülkeye saldırır. (Evet, kadınları ‘mal’ olarak gören ataerkil bir yapım.) Hindistan sinemasının en pahalı yapımlarından olan film, hem kadınları aşağılayan ataerkil bir anlatı olması hem de Müslümanları olumsuz kalıpyargılarla ilişkilendirmesi dolayısıyla büyük tepkilere yol açtı. Aslında film, bir yandan, Hindu milliyetçiliğinin düş dünyasını anlamak için birebir ve Amir Han filmleri ve benzeri yapımlarla, iletisi ve dünya görüşü açısından taban tabana zıt bir durumda. Ayrıca filmin sonunda, kadınların toplu intiharı bir erdem gibi sunuluyor. Öte yandan, film ilginç bir biçimde, Hindu milliyetçilerinden de Hint tarihini çarpıttığı iddiasıyla tepki gördü. İki taraf da filmin yasaklanmasını istedi ve hatta sete saldırılar oldu. Kimi bölgelerde öfkeli kalabalıklar ayaklanıp araba yaktı. Oyuncular ölüm tehditleri aldılar. Film, görüldüğü gibi kimseye yaranamadı. Ancak elbette, reklamın iyisi kötüsü olmaz. Bu kadar tepki, merak da uyandırıyor. Mahkeme, yasak talebini dikkate almayarak, filmin ifade özgürlüğü sınırları içinde olduğunu açıkladı. Padmaavat, Malezya’da ise yasaklı. Çeşitli eleştirmenler, filmin görsel etkiler gibi teknik konularda başarılı olmakla birlikte, içerikte, önyargı, kalıpyargı ve basmakalıplarla dolu olduğunu düşünerek en çok izlenen filmler arasına girmeyi hak etmediğini düşünüyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Japonya’da En Çok İzlenen 10 Film</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Japon film endüstrisinde, son çıkan filmlerin en çok izlenen filmler olmadığını görüyoruz. En çok izlenen film, 2001 tarihli. Japonya’da en çok izlenen 10 Japon filminin neredeyse tümü 2016 öncesine ait. Listede, 1957, 1962 ve 1965’ten filmler de bulunuyor. Bu durumun bilet sayısına bakmaktan mı ileri geldiği sorusunu sorarak, alternatif bir gösterge olarak gişe hasılatı sıralamasına bakıyoruz ve tablo çok fazla değişmiyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Japon film endüstrisi yapısının ve izleyici profilinin çok farklı olduğu ortada. Ayrıca Japonya, tür çeşitliliğiyle de şaşırtıyor. Listede, anime de var belgesel de… Bir de bu durum, Japonya’da evde ya da mobil telefonda televizyon, video ve film izlemenin son çıkan filmlerin gişe sonuçlarına darbe indirmesiyle ilgili olabilir.<span class="Apple-converted-space">  </span>İlk 10 filmin yarısı çizgi film. Bu çizgi filmler, genellikle tasarım ve müzik başarılarıyla öne çıkıyorlar. Açıkça olmasa da simgesel olarak toplumsal iletiler taşıyorlar. Öte yandan, dünyanın birçok ülkesindeki çocuk izleyiciler bu tür çizgi yapımlardan fazlasıyla etkileniyor; Japon hayranlığıyla ve Japonya’nın hiç toplumsal sorunun olmadığı mükemmel bir ülke olduğu biçimindeki yanılgılı algıyla büyüyorlar. Bu algı, çizgi film başkişilerinin kırtasiye ürünlerine ve oyuncaklara işlenmesi üzerinden çocuk dünyasının her alanına fazlasıyla giren kapitalist pazarlamacılıkla şaha kaldırılıyor. Bunun için ilk akla gelen örnek, Doremon.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Spirited Away &#8211; 2001 (Sen to Chihiro no Kamikakushi)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Hayao Miyazaki Seslendirme: Rumi Hiiragi, Miyu Irino, Mari Natsuki,Takeshi Naito,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir Miyazaki animesi. Ruhlar tarafından anne-babası domuza çevrilmiş 10 yaşındaki bir Japon kızının onları insana döndürmenin bir yolunu arama öyküsü. Japon folklorundan birçok öğe taşıyan film, ‘Alis Harikalar Diyarında’ ve ‘Oz Büyücüsü’ ile benzerlikler taşıyor. Filmde kapitalizm, Batılılaşma ve çevre kirliliği eleştirisi var; fakat bunlar çok da ön planda değil.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Meiji Emperor and the Russo-Japanese War &#8211; 1957<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Watanabe Kunio <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Arashi Kanjuro, Abe Jukuo, Takada Satoshi</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Japonya, 2. Paylaşım Savaşı’nda yenildi ve Amerikan kontrolüne girdi. Bugün savaş dönemi tarih yazımına ilişkin farklı bakışlar var, fikir birliği bulunmuyor. Oysa daha geride 1905’te Rusya’ya karşı alınan zafer herkesin olumlu bulduğu bir tarihsel olay. Bu filmin ilgi çekmesinin altında böyle bir dinamik yatıyor olabilir. Film, savaş sahneleri ağırlıklı bir Japon ordusu güzellemesi. İmparator ise alçak gönüllü bir halk adamı gibi resmediliyor. Öte yandan film, savaş karşıtı bir yapım olarak da değerlendiriliyor. Savaş, oğullarını askere gönderen bir çiftçi ailesi üzerinden anlatılıyor. Savaşları devletler çıkarırken, savaşın bedelini yoksul halk ödüyor.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Tokyo Olympiad &#8211; 1965 (Tokyo Orinpikku)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Kon Ichikawa</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu, bir belgesel. Adından anlaşılacağı üzere, 1964 Tokyo Olimpiyatlarını konu alıyor. Olimpiyat Düzenleme Kurulu’nun siparişiyle çekilmiş. Kurulun beklentisi, Japonya’nın savaş sonrası ekonomik başarılarının yansıtılması; ancak yönetmen, onun yerine sporcuların insani yönlerine odaklanan bir sanat filmi çekiyor. Filmin büyük bir bölümü kesiliyor.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Your Name. &#8211; 2016 (Kimi no Na wa.)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Makoto Shinkai Seslendirme: Ryunosuke Kamiki, Mone Kamishiraishi, Ryo Narita,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Canlandırma (animasyon) sinemasından bir romantik fantastik drama filmi. Klasik bir izlek söz konusu. Dünyaya yakın geçen bir kuyruklu yıldızın etkisiyle kırsal kesimden bir liseli kız ile Tokyo’dan bir liseli erkek beden değiş tokuşu yaparlar. Yukarıda Çin filmleri arasında da böyle bir konunun işlendiğini görmüştük. Türkiye’den ‘Mavi Sakal’ filmi de aynı konuyu işliyordu. Film, bu ikisinin kimlik sorunları üzerinden toplumsal cinsiyet konularını işleyeceğine, bir gizem ve aşk anlatısına yönelmiş. Bu da anlatıyı hedefinden saptırmış ve sıradanlaştırmış.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Howl’s Moving Castle &#8211; 2004 (Hauru no Ugoku Shiro)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Hayao Miyazaki <span class="Apple-converted-space">  </span>Seslendirme: Chieko Baisho, Takuya Kimura, Akihiro Miwa</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir Miyazaki canlandırması. Bir İngiliz romanından esinlenme. Bir sihir ve cadı anlatısı. Yönetmen bu filmi, ABD’nin Irak işgaline tepki amacıyla çektiğini söylüyor. Savaş karşıtı bir yapım. Ayrıca yaş ayrımcılığı gibi konular işleniyor. Yönetmen, filmi Amerikalı izleyicilerin sevmeyeceğini tahmin ediyor ama seviliyor. Neden? Çünkü Miyazaki filmlerinin eleştirelliği, genel olarak çok soyut ve masalsı düzeyde. Eleştirileri kime yönelttiği belli olmuyor; bu nedenle kimse üzerine alınmıyor. Oysa Hindistan sineması, özellikle de Amir Han filmleri böyle değil; eleştirellik somut, güncel ve harekete geçirici… Bu açıdan Miyazaki eleştirelliği, biraz sahte duruyor.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Princess Mononoke &#8211; 1997 (Mononoke-hime)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Hayao Miyazaki <span class="Apple-converted-space">  </span>Seslendirme: Yuji Matsuda, Yuriko Ishida, Yuko Tanaka, Kaoru Kobayashi,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir diğer Miyazaki animesi. Bu, Türkiye’de iyi bilinen bir yapım. Bir kız çocuğunun orman ruhlarıyla yaşadıkları. Tarihsel, fantastik bir savaş destanı olarak değerlendiriliyor. 14-16. yüzyıl Japonyası’nda geçiyor. Önceki Miyazaki filmleri için yaptığımız yorumlar bu film için de geçerli. Filmin çevre ve doğa dostu bir film olduğu söyleniyor; oysa içeriği soyut ve belirsiz.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Ponyo &#8211; 2008 (Gake no Ue no Ponyo)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Hayao Miyazaki,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir diğer Miyazaki canlandırması. 5 yaşında bir erkek çocuğu ile insana dönüşmek isteyen bir Japon balığının öyküsü. Elbette bir Miyazaki klasiği olarak görüntüler ve müzikler harika; ancak içerik olarak Behrengi’nin ‘Küçük Kara Balık’ının kıyısından bile geçmesi olanaksız.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Bayside Shakedown 2 &#8211; 2003<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Katsuyuki Motohiro<span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Yuji Oda, Toshiro Yanagiba, Eri Fukatsu</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir polis güldürüsü.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>King Kong vs. Godzilla &#8211; 1962 (Kingu Kongu Tai Gojira)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Ishir Honda <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Tadao Takashima, Kenji Sahara, Y Fujiki, Ichir Arishima,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Amerikan canavarıyla (King Kong) Japon canavarının (Godzilla) kavgasının simgesel anlamları üstüne düşünmek gerekiyor. Bu tür “kentlere saldıran canavar” filmleri Japon sinemasında öyle yaygın ki adları bile var: Kaiju filmleri.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>The Wind Rises &#8211; 2013 (Kaze Tachinu)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Hayao Miyazaki <span class="Apple-converted-space">  </span>Seslendirme: Hideaki Anno, Miori Takimoto, Hidetoshi Nishijima,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Tarihsel bir canlandırma filmi. Bir uçak tasarımcısının öyküsü. 1918’den 2. Paylaşım Savaşı’nın bitimine uzanıyor. Barış yanlısı bir yapım. Öyküsü anlatılan kişi, Japon sömürgeciliği döneminde kullanılan savaş uçaklarının tasarımcısı. Film, onun yaşamını birebir aktarmıyor; çokça kurgu yapılmış. Romandan bol kurguyla ve ilgili mangadan uyarlama söz konusu. Miyazaki, film nedeniyle Japon milliyetçilerinin tepkisini çekiyor. Onlar 2. Paylaşım Savaşı’nı hamasetle anarken, Miyazaki barıştan yana.</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/asya-sinemasi-10-ulke-100-film-1/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Sinemasının ‘Kemal’i</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/turk-sinemasinin-kemali/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/turk-sinemasinin-kemali/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derviş Can]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Aug 2018 21:10:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Sunal]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Sineması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2594</guid>

					<description><![CDATA[Sunal’ın 82 filminin çoğu, sinemanın iyi örnekleri ve has sinema dediğimiz ustaların işiyle yarıştırılmayacak ayrı bir kulvardadır. Bu yüzden ‘İslam’a en büyük zararı Kemal Sunal verdi’ gibi başlıklar nasıl abartılıysa onun filmlerini Türk sineması adına zirve kabul etmek de sinemaya ve sinemamıza yapılan bir haksızlıktır. Kemal Sunal filmlerinin fikriyatı ve kalitesi sosyal medyada başlayan bir tartışmayla yeniden gündeme geldi. Tartışmayı başlatan taraf, Kemal Sunal filmlerini, ‘zihinsel anlamda yapılmış büyük bir kötülük’ olarak tanımlarken gerek Kemal Sunal’ın ailesi gerekse sevenleri, ‘Kemal Sunal, sırtını halka dayamış harika bir insandır’ diyerek popülaritesinin, onun büyük bir sanatçı olduğunu gösterdiğini söylediler. Aslında tartışmayı başlatan eleştiri, eskiden beri Kemal Sunal’ın şahsından çok Türk sinemasının ayağa yere basmayan dram veya melodram anlayışına yönelik eleştirilerle aynı amacı taşıyordu. Kalite sorunu. Fakat burada ‘kaliteli film nedir?’, ‘ Kemal Sunal filmleri sinema tarihinde nereye tekabül etmektedir?’ gibi sorular yerine maalesef tartışmayı başlatan kişinin ideolojik duruşundan dolayı bambaşka mecralara çekilmeye çalışıldı. Aslında bu tartışma bizce tüm dünyada devam edegelen popüler sinema-sanat sineması tartışmasının yerli versiyonunda başka bir şey değil. Sinema dünyasında ‘avant-garde’ sinemanın, gerçek sanatın, sanat filmlerinde tezahür ettiği söylenirken popüler sinema filmlerinin ‘avam’ın cebindeki parayı indirmek için kolay tüketilebilir işler olarak piyasaya sürüldüğü söylenir. Popüler sinemayı savunan cenah ise sanat &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sunal’ın 82 filminin çoğu, sinemanın iyi örnekleri ve has sinema dediğimiz ustaların işiyle yarıştırılmayacak ayrı bir kulvardadır. Bu yüzden ‘İslam’a en büyük zararı Kemal Sunal verdi’ gibi başlıklar nasıl abartılıysa onun filmlerini Türk sineması adına zirve kabul etmek de sinemaya ve sinemamıza yapılan bir haksızlıktır.</strong></p>
<p>Kemal Sunal filmlerinin fikriyatı ve kalitesi sosyal medyada başlayan bir tartışmayla yeniden gündeme geldi. Tartışmayı başlatan taraf, Kemal Sunal filmlerini, ‘zihinsel anlamda yapılmış büyük bir kötülük’ olarak tanımlarken gerek Kemal Sunal’ın ailesi gerekse sevenleri, ‘Kemal Sunal, sırtını halka dayamış harika bir insandır’ diyerek popülaritesinin, onun büyük bir sanatçı olduğunu gösterdiğini söylediler. Aslında tartışmayı başlatan eleştiri, eskiden beri Kemal Sunal’ın şahsından çok Türk sinemasının ayağa yere basmayan dram veya melodram anlayışına yönelik eleştirilerle aynı amacı taşıyordu. Kalite sorunu. Fakat burada ‘kaliteli film nedir?’, ‘ Kemal Sunal filmleri sinema tarihinde nereye tekabül etmektedir?’ gibi sorular yerine maalesef tartışmayı başlatan kişinin ideolojik duruşundan dolayı bambaşka mecralara çekilmeye çalışıldı.</p>
<p>Aslında bu tartışma bizce tüm dünyada devam edegelen popüler sinema-sanat sineması tartışmasının yerli versiyonunda başka bir şey değil. Sinema dünyasında ‘avant-garde’ sinemanın, gerçek sanatın, sanat filmlerinde tezahür ettiği söylenirken popüler sinema filmlerinin ‘avam’ın cebindeki parayı indirmek için kolay tüketilebilir işler olarak piyasaya sürüldüğü söylenir. Popüler sinemayı savunan cenah ise sanat filmlerine ‘evde kalmış kız’ muamelesi yaparak bir avuç elitistin kendisini tatminden öteye gitmeyen anlamsız işleri olarak değerlendirir.</p>
<p><strong>Kendi Tezini Yazan Adam:  Kemal Sunal</strong></p>
<p>Kemal Sunal ve filmleri hakkında birçok sosyolojik inceleme ve akademik araştırma yapıldı. Bu araştırmalarda asıl amaç, Kemal Sunal filmlerinin neden bu kadar çok beğenildiği ve tuttuğu hakkındadır. Genelde bu başarı, geleneksel temaşa, anlatı ve güldürü sanatlarına ait Keloğlan, Nasreddin Hoca gibi figürlere benzediğinden yola çıkılarak açıklanmaya çalışıldığı gibi, filmlerin çekildiği dönemdeki sosyolojik gerçekliğe de bağlı olduğu belirtilmiştir. Tam adıyla Ali Kemal Sunal da bu işin sırrını çözmek üzere ‘Tv ve Sinemada Kemal Sunal Güldürüsü’ başlıklı yüksek lisans tezini hazırlamıştır. “Kemal Sunal tezinde, tez hocası Doç. Dr. Şükran Esen’in deyişiyle ‘filmlerinin, yıllarca sorunlar içinde bunalmış, kızgın küçük insanı güldürerek, onların iktidara başkaldırmasını engellediği ve hâlâ da bu işlevlerini sürdürdüğü’ sonucuna” ulaşır.<sup>1</sup> “Kemal Sunal filmleri, 1970’lerde yaşanan siyasi istikrarsızlık, 1980’lerde 12 Eylül darbesi, serbest piyasa ekonomisi ve enflasyondan olumsuz etkilenen geniş kitlelerin günlük sorunlarını geçici olarak da olsa unutturacak niteliktedir. Zamanla Sunal filmleri toplumsal sorunlara paralel sosyal bir içerik kazanmıştır. Halkın şikâyetçi olduğu sorunları, Kemal Sunal da filmlerinde kullanmıştır.”<sup>2</sup></p>
<p>Aslında sol ve Marksist gelenek açısından halkı, bir türlü narkozlayan yapımlar olarak görülebilir. Kemal Sunal ise hazırladığı tezinde bu tehlikeli iddiayı çürütecek görüşlere de yer verir.</p>
<p>“Kemal Sunal klasikleri, bütün itilmeleri arkasındaki sosyal çelişkileri, bu itilmenin bahanesi düzleminde tutarak (örneğin, bu düzen böyle olmasaydı ben şimdi köyümde mutlu mutlu yaşıyordum tezlerine hiç kapı aralamayarak) karakteristik özelliklerinin vazgeçilmez bir öğesini ayağa dikerler. Çünkü Şaban, içine istemeden yollandığı düzene, yer yer Şarlovari bir terörle karşılık verir; yer yer ve asıl Marx Kardeşler örneği, anarşiyi bu düzene egemen kılar. Onun anarşisi, kurumları, hele Yeşilçam tabularının sarsılmazlığında güvenlerini bulan kurumları alt üst eder. Türk sinemasında ilk ‘korkak’ askerdir o. Bu korkaklığı, öteki beceriksizlikleri içinde örtse de sinemamız açısından bu tür ‘paradigma dönüşmesi’ bile sayılabilir bu kırılma. Şaban filmlerinde onun anarşisinden nasibini almamış tek bir kurum ya da kurum uzantısı bulamazsınız. Paşalığı, hizmetkârlığı, gangsterliği, şarkıcılığı, travestiliği, aklınıza gelecek her türlü sistemi, yıkıcı bir anarşinin hedefine çevirir o. Bunun yapabilmesinin önkoşulu: O, bu düzen içinde kendine tutunacak bir yer aramaz. Bulsa da oraya da kısa süre sonra anarşiyi egemen kılacaktır gene. Tutunma gibi bir kaygıyı apriori dışlamış olması, onun anarşisinin keyfini çıkarabilmesini sağlar. Seyircinin de elbette.”<sup>3</sup> Şüphesiz Kemal Sunal filmografisi, toptan aşağılanmayı hak etmeyecek derecede iyi yapımlara da sahiptir. Aziz Nesin’in Zübük gibi sağlam metinlere, romanlara dayanan filmlerinde de oynamıştır. Ayrıca çok tutmuş Amerikan yapımlarının -özellikle Charlie Chaplin filmleri- aynen alınıp çekildiği Kemal Sunal filmleri de vardır ama bunlar Türk sinemasında görmeye alışık olduğumuz türden aparmalardır ve Kemal Sunal’ın şahsıyla da alakası yoktur zaten.</p>
<p><strong>Sinema Asla Sadece Sinema Değildir</strong></p>
<p>Kemal Sunal filmleri etrafında başlayan tartışmada asıl püf noktasına gelecek olursak burada, dindar kesim tarafından zaten ara sıra dile getirilen bir eleştirinin tekrar edildiğini söyleyebiliriz. Sunal’ın oyunculuğundan ve filmlerinin dramatik yapısından çok zihni arka planın eleştirisi ya da övgüsü, yeni bir değerlendirme değil. Dindarlara göre Türk sinemasının, dine ve dindara bakışı problemlidir ve bu bakış açısını oluşturan filmlerden bir kısmını da Kemal Sunal filmleri oluşturmaktadır. Kemal Sunal filmlerinde bolca gösterilen sahtekâr dindar tiplemeleri, özellikle aşağılanan din adamı imajı, sadece Sunal filmlerine ait değil o dönemde Türk sinemasının genel yapısında görülen bir tavırdır. Bu konuda şu saptamalara katılmamak mümkün değil:</p>
<p>“Sinema, din adamı sınıfına bir portre çizdiği gibi, dindar insan tanımlamasında ve dini isimlerde de etkileyici bir güç olmuştur. Türkiye’de sinemanın bu etkileyici gücüne ait şu istatistik çok ilginçtir:</p>
<p>Dindarlara yönelik sinemanın bir diğer saldırısı ise dini referanslı isimlerin alaya alınmaları ve sosyo-ekonomik yönden düşük, alay edilen karakterlere verilmeleridir. Bu saldırıdan en çok mustarip olan isim ise Şaban’dır. Nüfus müdürlüğü verilerine göre ülkemizde 1923 yılında 658, 1960 yılında 3365 bebeğe Şaban ismi verilmişken bundan sonra sayı sürekli azalmakta ve 2009 yılında 113’e düşmektedir. Ayrıca özel televizyonların açıldığı ve Şaban adıyla alay edilen filmlerin ekranlarda sürekli döndüğü 1990’lı yıllardan itibaren her yıl yaklaşık 100 kişi mahkemeye giderek Şaban olan adını değiştirmiştir.</p>
<p>Buradaki Şaban ismi, Kemal Sunal’ın şahsında birçok filmde yer alan saf, köylü karakterin adıdır. Bu istatistiği veren yazar, bu tipte isimlerin seçiminin hiçte masum olmadığını ve bilerek verildiğini düşünmektedir. Aynı şekilde Recep ismi de medenileşememiş, kaba ve köylü insanlara uygun bir isimdir imajını verecek şekilde gişe rekortmeni Recep İvedik filmlerinde kullanılmaktadır. Recep, Şaban ve Ramazan. Bu üç mübarek aydan geriye kalan bir tek Ramazan ismi, bu olumsuz imajinasyondan biraz da başrollerinde Kadir İnanır’ın oynadığı ‘Tatar Ramazan’ serileriyle kurtulmuşa benziyor.”<sup>4</sup></p>
<p>Kemal Sunal, filmlerinin senaristi kendisi olmadığı için özellikle onun senaryolarını yazan isimlerin ideolojik bağlamda tarafsız olmadıkları konusunda İhsan Yüce örneği çok anlamlıdır:</p>
<p>“Görüyoruz ki sanatçının senaryosunu yazdığı filmlerden en çok bilinenler, komedi filmleri. Ancak Yüce, bu filmlerde politik göndermelere sıkça yer verir. Gericiliğe, sömürü düzenine karşı tutarlı ve etkili bir duruş ortaya koyar. ‘Kibar Feyzo’da Maho Ağa’nın (Şener Şen) Feyzo’ya (Kemal Sunal) sorduğu ‘Faşo ne demek la?’ sorusu ve cevabı, efsaneler arasına girmiş bir repliktir. Yine aynı filmdeki Maho Ağa’nın ‘Ula şurda 141-142 başsınız, valla sataram ha köyü!’ sözü, TCK’nın ‘Komünizmle Mücadele’ kapsamındaki 141. ve 142. maddelerine ustalıklı bir göndermedir. Yine Kemal Sunal’ın başrolde olduğu sayılı dram filminden olan ‘Öğretmen’de ise büyük şehirde yaşayan bir öğretmenin ekonomik olarak ayakta kalmasının imkânsızlığı, ulaşım, beslenme, barınma gibi sıkıntılar o kadar açık anlatılır ki Yüce’nin aldığı ekonomi eğitiminin etkisi net olarak görülebilir. Emekçi insanların yaşadığı geçim sıkıntılarını, yine onların yaşam pratikleriyle ve mizah diliyle anlatması bakımından Charlie Chaplin’den etkilendiği de göz ardı edilemez.”<sup>5</sup></p>
<p><strong>Her Kemalin Bir Zevali Vardır</strong></p>
<p>Sinemada kalite ve estetik arayışında bulunanlar için bu tip tartışmaların fazla bir anlamı olmadığını belirtelim. Kemal Sunal’ın oynadığı filmlerle aynı mantaliteyi taşıyan ‘Yeşilçam Sineması’nın bir halk sineması olduğu ve halkın beğenilerine göre şekillendiği belirtilir. Orada icra edilen ‘sanat’ değil ‘zanaat’tır ve elbette Kemal Sunal’ın az da olsa sanatsal filmleri olduğu gibi, kahir ekseriyetle filmleri ticari sinemanın boyunduruğu altındadır.</p>
<p>Bugün Türk sineması üzerinde yazan ve düşünen önemli kalemlerin çoğu, Kemal Sunal’dan Cüneyt Arkın’a kadar uzanan çizgide gösterime girdikleri dönemde gişesi bol şu an bile TV’lerde halkın bıkıp usanmadan izlediği filmlere saygı duyulması gereken ‘popüler işler’ olarak bakarken Metin Erksan, Halit Refiğ, Ö. Lütfi Akad (Suriye kökenli olan Akad’ın dünyaca ünlü Çağrı gibi filmlerin yönetmenliğini yapmış olan Suriyeli Mustafa Akad’la uzaktan akraba olduğu söylenir<sup>6</sup> ve ismini zikredemediğimiz birçok değerli yönetmenin bıraktığı eserlerin Türk sinemasını temsil eden asıl ana damar olduğu vurgulanır.</p>
<p>Bizde Kemal Sunal özelinde başlayan sinemada kalite sorununu aşmamızı sağlayacak formül elbette Sunal filmlerini tahkir ederek yapılacak bir iş değil. Recep İvedikvari filmlerin sinemada gişe yaptığı eleştirmenlerin ise çok iyi film diye nitelendirdiği filmlerin nal topladığı günümüz dünyasında elmalarla armutları birbirine karıştırmadan, doğru açıdan, sağlıklı, garazsız, samimi değerlendirmeler yapmak zorundayız.</p>
<p>Sadece ülkemizde değil tüm dünyada bazen tatsızlaşan popüler sinema-sanat sineması tartışması artık öyle bir noktaya geldi ki Oscar’da bile bundan sonra ‘Popüler Film Ödülü’ başlıklı ayrı bir dal açılacağı söylendi. Aslında Batı, bu kadim tartışmayı böylece çözdü. Yani olması gerekenin olduğu yerde ve değerlendirilmesi gerekenin uygun kulvarda yarıştırılmasının gerektiği resmen kabul edilmiş oldu.</p>
<p>Kemal Sunal, halkın beğenileri açısından Türk sinemasının ‘kemal’ noktasını oluşturan yapımlardır. Fakat her kemalin de bir zevali vardır. Bu yüzden Türk güldürüsünün temel öğelerini ustaca yeni bir teknik dile yani sinemaya taşıyan Sunal’ın filmleri hem ideolojik hem de maddi kaygılarla elinden geldiğince kendi zekâsını ve marifetini oraya koymuştur. Bu filmleri özellikle sadece Kemal Sunal’a da mal etmek doğru değildir çünkü arkasında yönetmeni, senaristi, set çalışanı gibi birçok unsurları da barındırdığı unutulmamalıdır. Sunal’ın 82 filminin çoğu, sinemanın iyi örnekleri ve has sinema dediğimiz ustaların işiyle yarıştırılmayacak ayrı bir kulvardadır. Bu yüzden “İslam’a en büyük zararı Kemal Sunal verdi”<sup>7</sup> gibi başlıklar nasıl abartılıysa onun filmlerini Türk sineması adına zirve kabul etmek de sinemaya ve sinemamıza yapılan bir haksızlıktır.</p>
<p style="font-size: 0.8em;"><sup>1</sup> http://www.radikal.com.tr/kultur/kemal-sunal-oyuncu-kemal-sunal-i-anlatiyor-616882/<br />
<sup>2</sup> http://www.radikal.com.tr/kultur/kemal-sunal-oyuncu-kemal-sunal-i-anlatiyor-616882/<br />
<sup>3</sup> TV ve SİNEMADA KEMAL SUNAL GÜLDÜRÜSÜ, Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Televizyon-Sinema Ana Bilim Dalı, Ali Kemal SUNAL, Danışman: Doç. Dr. Şükran Esen, İstanbul 1998, s. 25-26<br />
<sup>4</sup> Diyanet-Sen tarafından yayınlanan ‘Kadın ve Toplum’ dergisinde yayınlanan alıntı yaptığımız yazıya şu linkten ulaşılabilir: http://www.tercumaniahval.com/turk-sinemasinda-din-adami-imaji-1/ Bu konuda Ali Murat Güven’in de yazılarını tavsiye ederiz.<br />
<sup>5</sup> http://www.zorunlusahne.com/bir-yesilcam-emektari-ihsan-yuce/<br />
<sup>6</sup> “Sinemamızın babası Lütfi Akad’ın gerçek adı, Ömer Lütfi Akad değil, Lütfi Ömer Akad’dır. Yıllardır süren bu karışıklık yüzünden usta yönetmen, anılarını kaleme aldığı 700 küsur sayfalık ‘Işıkla Karanlık Arasında’ adlı kitabını Lütfi Akad adıyla yayınlamıştır. Ayrıca Akad, Suriye kökenli olup, The Message (Çağrı/İslamiyet’in Doğuşu) adlı filmin yönetmeni Moustapha Akkad ile uzaktan bir akrabalık bağı taşımaktadır.” https://ucuncuadam.wordpress.com/bunlari-biliyor-muydunuz/<br />
<sup>7</sup> https://www.yeniakit.com.tr/haber/islama-en-buyuk-zarari-kemal-sunal-verdi-191144.html Habere konu olan blog yazarının cümleleri, muhafazakâr dindar camianın bir kesiminin, Türk sinemasına ve Kemal Sunal filmlerine bakışını da ortaya koymaktadır: “Söz konusu filmlerin senaristlerinin, senaryoların kaynağı olan kitapların yazarlarının ve yönetmenlerinin, bu milletin değerlerine uzaklaşmış, sırt çevirmiş ve hatta düşmanlaşmış tedrisattan geçmiş olmaları, İslamiyet’in tam bir ‘öcü’ olarak resmedildiği yılların tohumu olmaları (müzik sahasındaki çabaları da unutmayalım), bu karakter canlandırmalarındaki en önemli faktördür. Toplumda, binde bir görülebilecek bir tipin (hatta bu senarist ve yapımcıların yaşadığı dönemlerde örnekleme yapabilecek derecede dahi kalmayan), neredeyse her yapımda zikredilen kötü vasıflarla mücehhez olarak gösterilmesi, ‘yabancılaşmış aydınlar’ın, üstlendikleri ‘toplum mühendisliği’ rolü ile toplumu, kafalarındaki çerçeveye hapsetme maksadının tezahürü değil midir? Şimdi akla şu sual geliyor: Bu yapımlarda rol alan aktör ve aktrisler bu durumdan bihaber mi? Eğer bihaberse kötü, eğer haberdarsa daha da kötü! ‘Muhafazakâr’ diye geçinen televizyon kanallarının, bu filmleri gece gündüz yayınlamasına ne demeli, onu bilemiyorum?!” Kaynak: http://denizbalaban.blogspot.com.tr/2014/02/kemal-sunal-filmleri-ozelinde-eski-turk.html</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/turk-sinemasinin-kemali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Frankenstein 200 Yaşında</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/frankenstein-200-yasinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail Fatih Ceyhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Jan 2018 21:10:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[5. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Frankenstein]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Fatih Ceylan]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Şubat 2018]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1555</guid>

					<description><![CDATA[Herkeste dehşet bir korku, dışarıda ise müthiş yağmur yağmakta, şimşekler çakmakta. Mary ise kocası için üzgün, bağırıp çağırmakta. Percy birden ayağa kalkıyor. “Geceyi geçirmek için harika bir fikrim var.” diyor. “Doğa da bize yardımcı olacak. Burada bulunan bizler sanatçıyız. Kimimiz şair, kimimiz yazar. Hepimiz birer hikâye yazalım. Bir hayalet hikâyesi!” Mary Shelley adını duyanınız mutlaka vardır. Bilmeyenler veya hatırlayamayanlar, onun yüzlerce film ve tiyatro eserinde yaşamaya devam eden Frankenstein’ını hatırlayacaktır. Evet, Frankenstein ya da Modern Prometheus. Kitap 1818’’de Londra’da basılıyor ve hemen üne kavuşuyor. O tarihten bu zamana filmlerle, tiyatrolarla insanlara korku salıyor. Zamanla Frankenstein eşittir korkuya dönüşüyor. Öyle ki kitabını okumayan hatta filmini seyretmeyenler bile Frankenstein diye telaffuz ettiklerinde irkiltici bir şey hissediyor. Herkes Frankenstein’ı kısaca korku romanı ve korku filmi kahramanı biliyor. Oysa gerçekte Frankenstein korku veren roman kahramanı değil. Roman, toplum dışına itilen, kendi savaşını veren ve bu savaşta yenilen farklı insanların acıklı öyküsü. Romanın öyküsünü bilenler bilir. Tıp alanında araştırmalar yapan Victor Frankestein cesetlerden aldığı parçalarla yapay bir insan meydana getirir. Adamın yapacak başka işi yok muymuş derseniz, o dönemin özelliklerine şöyle bir göz atmak yeter. Romanın geçtiği zaman, Avrupa’nın Ortaçağ dönemidir. O dönemde aristokratlar ve şövalyeler sonsuz hayatın peşinde koşmakta, ölümsüzlüğü yakalama derdinde. Bu dünyada &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Herkeste dehşet bir korku, dışarıda ise müthiş yağmur yağmakta, şimşekler çakmakta. Mary ise kocası için üzgün, bağırıp çağırmakta. Percy birden ayağa kalkıyor. “Geceyi geçirmek için harika bir fikrim var.” diyor. “Doğa da bize yardımcı olacak. Burada bulunan bizler sanatçıyız. Kimimiz şair, kimimiz yazar. Hepimiz birer hikâye yazalım. Bir hayalet hikâyesi!”</strong></p>
<p>Mary Shelley adını duyanınız mutlaka vardır. Bilmeyenler veya hatırlayamayanlar, onun yüzlerce film ve tiyatro eserinde yaşamaya devam eden Frankenstein’ını hatırlayacaktır. Evet, Frankenstein ya da Modern Prometheus. Kitap 1818’’de Londra’da basılıyor ve hemen üne kavuşuyor. O tarihten bu zamana filmlerle, tiyatrolarla insanlara korku salıyor.</p>
<p>Zamanla Frankenstein eşittir korkuya dönüşüyor. Öyle ki kitabını okumayan hatta filmini seyretmeyenler bile Frankenstein diye telaffuz ettiklerinde irkiltici bir şey hissediyor. Herkes Frankenstein’ı kısaca korku romanı ve korku filmi kahramanı biliyor. Oysa gerçekte Frankenstein korku veren roman kahramanı değil. Roman, toplum dışına itilen, kendi savaşını veren ve bu savaşta yenilen farklı insanların acıklı öyküsü. Romanın öyküsünü bilenler bilir.</p>
<p>Tıp alanında araştırmalar yapan Victor Frankestein cesetlerden aldığı parçalarla yapay bir insan meydana getirir. Adamın yapacak başka işi yok muymuş derseniz, o dönemin özelliklerine şöyle bir göz atmak yeter. Romanın geçtiği zaman, Avrupa’nın Ortaçağ dönemidir. O dönemde aristokratlar ve şövalyeler sonsuz hayatın peşinde koşmakta, ölümsüzlüğü yakalama derdinde. Bu dünyada ölümsüz olabilmek için nice krallar, şövalyeler, zenginler, simyacıları ve büyücüleri bu işle görevlendirmişler, onlara mal, mülk, para vermişler. Ve pek çok simyacının ya da büyücünün, hizmet ettikleri kişiler iyice yaşlandığı halde, bir türlü ölümsüzlüğü keşfedememeleri üzerine ceza olarak ya boyunları kesilmiş ya da idam sehpalarında sallandırılarak canları alınmıştı. Bu duygular ta eskilerden beri var olan bir şey. Cengiz Han da “dünyanın en büyük imparatorunu bir türlü ölümsüz yapamadınız” diye nice keşişi, rahibi, hocayı, şamanı öbür tarafa göndermiş.</p>
<p>Kahramanımız Victor Frankenstein da ölümsüzlüğü bulmak uğruna çabalayan biri. Bunu kendisi için mi istiyordu yoksa himayesinde bulunduğu derebeyi için mi istiyordu bilinmez ama o bu iş için yıllarını vermiş, pek çok rezaletler yaşamak zorunda kalmış. Hatta Strasbourg’tan, ceset hırsızı diye adı çıktığı için kovulmuş. O utanç verici davranışları nedeniyle halkın öfkesini de çektiğinden Strasbourg’tan ayrılarak, Almanya’nın Ren nehri vadisinde Darmstadt yakınlarında bulunan bir şatoya sığınıyor.</p>
<p><strong>Bu Canavar İyi Kalpli</strong></p>
<p>İşte o şatoda amacına ulaşıyor Victor Frankenstein. Mezarlardan çıkardığı cesetlerden aldığı parçalarla yapay bir insan meydana getiriyor ve bu yapay insanı bazı esrarengiz cihazların yardımıyla canlandırıyor. Yapay insanı yapıyor ama o yaratığın hiç de insana benzemeyen görüntüsünden tiksiniyor. Kolun biri bir cesetten, öbürü başka cesetten, kafası bir başkasından alınma bu yamalı yaratık korkunç bir şey olunca, onu yanından kovuyor.</p>
<p>Oysa o canavar kötü değildir, ne de olsa onun da (her ne kadar başkasından emanet alınmış da olsa) kalbi var, gururu var. Hem sahibinden hem diğer insanlardan kötü muamele görünce, dahası reddedilince intikam duygusuna kapılıyor ve Frankenstein’ın nişanlısını düğünden bir gün önce öldürüyor. Sahibinden intikamını aldıktan sonra, kutuplara kadar bir kaçışın öyküsüdür roman. Ama işte bu romandan sonra Avrupa’nın öcüsü artık Frankenstein’dır ve çocuklar yüzyıllardır Frankenstein’la korkutulur.</p>
<p>Bazılarına göre Frankenstein hâlâ vardır, yaşamaktadır, sonsuza kadar da yaşayacaktır. Hatta insanlara zarar verenlerin gerçekte Frankenstein olduğu iddia edilmiştir. Mesela Hitler’e gerçek Frankenstein denmiştir.</p>
<p>Buna karşın Frankenstein’dan korkmayan, onu savunan ve sevenler de çıkmış. Onlara göre asıl Frankenstein insanlardır. Film yapımcıları ise en büyük Frankestein’dir çünkü gerçekte suçsuz, masum olan bir yaratığa, onu bu hale getirenin adını verdikleri için.</p>
<p><strong>Yazarın Adı Mary Shelley</strong></p>
<p>Peki, 1818’den bu yana insanları korkutan Frankenstein yazarı Mary Shelley nasıl bir hatun ki kadın haliyle kalkıp böyle bir roman yazmış? Mary Shelley, ilk feministlerden Mary Wollstonecraft’ın kızı, şair Percy Shelley’in karısı. Frankenstein’ı yazıncaya kadar da önemli bir yapıtı yok. İlk feministlerden olan annesi Wollstonecraft’ın 1792’de yazdığı kadın haklarıyla ilgili kitabı şu sıralarda Avrupa’da yeniden gündeme geldi, bizimkilerin haberi var mı bilmiyorum ama Batılı feministlere göre Wollstonecraft’ın eseri çağın ötesinde bir kitap sayılıyor.</p>
<p>Mary Shelley işte böyle kültürlü bir aileden. Herhalde Frankenstein gibi bir roman yazacağını o zamana dek hiç düşünmemiştir. Yazınca da bu kadar yaygınlaşacağını tahmin etmemiştir. Üstelik eserinin, kendisinden meşhur olacağını aklına bile getirmemiştir. Öyle ya Frankenstein’i cümle âlem biliyor ya Mary Shelley’i?</p>
<p>Kitabın yazarını merak edenler, onu tanıyınca o kadın bu romanı nasıl yazmış diye şaşırmaktan kendini alamıyor. Ve şaşırmaktan kendini alamayanlar Mary Shelley’in Frankenstein’ı nasıl yazdığını araştırmışlar. Bu konuda yazılan yazılar, çizgi romanlar, belgeseller ve bir sürü rivayetler var.</p>
<p>Mary Shelley’in Frankenstein’ı nasıl yazdığı, romanı kadar ilginç, Frankenstein kadar ürkütücü, heyecan verici, sürükleyici. Frankenstein’ın yazıldığı akşam dehşet dolu bir akşam. O gece sadece Mary Shelley değil, Percy Shelley, Joseph William Polidori, George Gordon Byron gibi o dönemin şöhretli yazarları “bir korku hikâyesi” yazıyor. O korku dolu gecede Frankenstein’dan başka, “Wampir”, “Bir Hortlak Hikâyesi”, “Kuru Kafa” gibi ünleri bugünlere uzanan dehşet romanlar yazıldı ve o romanlar yüzünden Frankenstein, Wampir, Hortlak, Kurukafa, Hayalet filmleri yapıldı. Gelelim, bunca eserlere kaynaklık eden o dehşet dolu geceye.</p>
<p><strong>Cenevre’de Dehşet Gecesi</strong></p>
<p>Tarih 16 Haziran 1816. Yer Cenevre. Kalvinciliğin merkezi olan, Leman gölünün kıyısındaki bu küçük kent, üç sıra burçlarla çevrili. Kilisenin büyük saati gece onu vurduğunda, üç büyük kapı kapanarak Cenevre’yi dış dünyadan ayırıyor. Kentin göl tarafı bile bir dizi duvarla kapatılmış düşmanlardan korunmak için. Saat ondan sonra hayalet bir kente dönüşen Cenevre 16 Haziran 1816 gecesi, yağmurlu ve şimşekli bir gece yaşıyor. Zaten gece korkunç bir görünüme bürünen kentte, insanlar o dönemlerde pek de yaygın olan esrarengiz hikâyeler anlatarak vakit geçiriyorlar.</p>
<p>Her taraf karanlık ve korkunç ama sur duvarlarının dışında kalan kısımda, Leman gölünün kıyısındaki köşklerde ışıklar bol. Zira o köşklerde soylular, sanatçılar, edebiyatçılar oturmakta ve mum ışıkları gölü bile aydınlatmakta. Köşkler ve malikaneler, tanınmış kişiler tarafından kiralanıyor daha çok. O dönemin sosyetesi, edebiyat çevresi ve ünlüleri bu köşklere tutkun. Mary Shelley ve kocası şair Percy Shelley, o malikanelerin en ünlüsü Maison Chapius’u kiralamışlar. Shakespeare’in Ariel’ini hatırlatan şair ruhlu, dost bir hayaletin yaşadığı rivayet edilirmiş Maison Chapius malikanesi için. Fakat o gece bu malikanenin kiracıları, başka bir malikanede misafirlikteler: Villa Diodati’de. Villa Diodati’nin penceresinden Cenevre’nin ve gölün görünümü muhteşem ama Villa Diodati’dekilerin bu muhteşemliği görecek halleri yok. Çünkü şair Percy Shelley, S.T. Coleridge’nin o meşhur Christabel’ini okuyor: “Ölümün buz gibi soğukluğuydu bu. Kollarında yatan, birkaç saat önce evlendiği kadın değildi. Umutsuzca sevdiği kadının cansız vücuduydu.”</p>
<p>Joseph William Polidor’un, Claire Clairmont’un, Mary Shelley’in ve George Gordon Byron’un gözleri ise fal taşı gibi açık. Percy okumaya devam ediyor: “Bütün vücudu ortaya çıkmıştı. Fakat kadının görünüşü korkunçtu. Her yanı bozulmuş, çürümeye yüz tutmuştu. Anlatılması imkansız bir kabus gibiydi.”</p>
<p>Dışarıda sürekli şimşek çakarken “Şimşek,” diyor Percy, “Doğanın yıkıcı, yok edici gücü. Oysa bir zamanlar onun kuru bir ağaca can verdiğini gördüm. Ölümün getirdiği hayat.” Polidor araya giriyor: “Galvanizm!” diyor, “hiç duymuş muydunuz? Yani hayat veren elektrik.” Mary Shelley de konuşuyor: “Erasmus Darwin’in yaptığı deneyleri biliyor musunuz, o bunu başardı.” Erasmus Darwin, bizim bildiğimiz Darwin’in dedesi. Mary, anlatıyor: “Havası alınmış bir kaba bir kaç makarna koymuş. Sonra olağanüstü bir aygıtın yardımıyla onları hareket ettirmeyi başarmış.” George Gordon Byron ise o sözlere itiraz ediyor: “Saçmalık bunlar!.. Cansız maddeleri canlandırmak mümkün değildir. Bu&#8230;”diyor fakat devam edemiyor. Çünkü Percy çığlık çığlığa bağırmaya başlamıştır. “Hayır, hayır, çekil git! Bırak beni defol!” Bayılıyor Percy, kimse ne olduğunu anlayamıyor. “Su,” diye sayıklayınca karısı su veriyor. Kendine geldiğinde anlatıyor: “Ben Mary’e bakıyordum. Sonra gözüm bir ara aynaya takıldı. Birden aynadan bir kadının çıktığını gördüm, göğüslerinde bir çift şeytani göz vardı. Bakışları beni sürüklüyordu.”</p>
<p>Herkeste dehşet bir korku, dışarıda ise müthiş yağmur yağmakta, şimşekler çakmakta. Mary ise kocası için üzgün, bağırıp çağırmakta. Percy birden ayağa kalkıyor. “Geceyi geçirmek için harika bir fikrim var.” diyor. “Doğa da bize yardımcı olacak. Burada bulunan bizler sanatçıyız. Kimimiz şair, kimimiz yazar. Hepimiz birer hikâye yazalım. Bir hayalet hikâyesi!”</p>
<p><strong>Korkulardan Korku Beğenin</strong></p>
<p>Mary’nin edebiyatçı olmayan üvey kardeşi Claire Clairmont hariç, Villa Diodati sakinleri bütün gece “bir hayalet hikâyesi” yazıyor. Ve orada bulunanlar en önemli yapıtlarını veriyorlar. Byron Wampir’i yazıp, Wampir’in mucidi oluyor. Polidor’un Kurukafası, içlerinde en önemsiz olanı. Anahtar deliklerini gözetleyen bir kadın, sonuçta bu kötü alışkanlığı yüzünden cezalandırılıyor ve yüzü kurukafa şeklinde kalıyor. O gecenin organizatörü Percy Shelley “Bir Hortlak Hikâyesi”ni yazıyor. Ölülerin küllerinden oluşan bir hortlakla uğraşan kadını anlattığı bu eser, hortlak romanlarının ve filmlerinin kaynağı oluyor. O gecenin en önemli eseri ise Mary Shelley’in, Frankenstein’ı oluyor. Mary’ye bir türlü ilham gelmiyor artık uyumaya karar vermişken, o uyku sersemliğinde hayaller görmeye başlıyor, zihninde Frankenstein belirginleşiyor. “Bir insanın yüce yaratıcının harika yöntemlerini taklide kalkışması her şeyden korkunç” diye yerinden fırlayıp Frankenstein’ı yazmaya koyuluyor. Bu konuda bir rivayet daha var: Bu rivayet romana niçin Frankenstein adı verildiğine daha mantıklı bir açıklama getiriyor. Ren nehri vadisinde Darmstadt yakınlarında Frankenstein adlı köyde bulunan Frankenstein şatosunda gerçekten “yapay insan” deneyleri yapılmış. O yörenin köklü ailelerinden Frankenstein’lardan 1662 yılında satın alınan Franskenstein Şatosu’nun 1800’lerdeki sahibi bir derebeyinin simyaya ve simyacılara merakından kaynaklanıyor o deneyler. Simyacının, şato sahibinin izniyle mezarlıktan cesetler toplayıp yaptığı bu deneyler, her ne kadar gizli tutulsa da zamanla etrafa söylentiler şeklinde yayılmış. Birtakım cinayet hadiseleri olunca, o yörenin insanları, “Hah,” demişler, “bu cinayetleri o simyacının yaptığı yaratık yapmıştır.” Bu görüş hızla yayılmış, tüm ülkeyi kuşatmış. Şatonun adını da o yaratığa vermişler. Böylece Frankenstein, daha roman olmadan meşhur olmuş. Bir gün yolu Frankenstein Köyüne düşen Mary Shelley, halkın Frankenstein korkusunu yakından görmüş, Cenevre’deki o kâbus dolu gecede ben ne yazacağım diye düşünürken, Frankenstein aklına gelivermiş.</p>
<p><strong>Frankenstein Biz miyiz Yoksa?</strong></p>
<p>Frankfurt’tan, önce Darmstadt’a, oradan Nieder-Beerbach’a giderseniz, Frankenstein şatosunu görüp heyecanlanmanız mümkün. Burg Frankenstein yolundan Bergstrasse Dagol Parkına geldiğinizde ise artık harabeye dönmüş Frankenstein şatosundasınız demektir. Orada her şey Frankenstein. Turistlere Frankenstein maskeleri, Frankenstein tişörtleri, Frankenstein kadehleri, şampanyaları, tabak altları, kupalar, kartpostallar, çıkartmalar satmak isteyen Frankenstein’lılar anında sizi kuşatırlar. Kimi veletler de Frankenstein maskesiyle aniden karşınıza çıkıp “bööö!” diyerek yüreğinizi hoplatır. Kendileri Frankenstein’la dalga geçerler de ne hikmetse turistlere Frankenstein hakkında seksen çeşit korkutucu rivayetler anlatırlar.</p>
<p>İşte şu köyde şu kadar kişiyi kesmiş, bilmem neredeki köylülerin hepsini öldürmüş, hâlâ yaşadığına inanılırmış vs. vs. Bir yandan korkutacaklar, bir yandan bu korku üzerinden para kazanacaklar. Eee ne de olsa Frankenstein’ın hemşehrileri. Herkes gibi onlar da Frankenstein’ı sömürecek. Bu süreç tam 200 yıldır devam ediyor. Ve galiba insanların kendisi Frankenstein da kimse bunun farkında değil.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
