<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sevgi &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/sevgi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Mon, 08 Feb 2021 08:58:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Sevgi &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hayat Bizden Ne İster</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/hayat-bizden-ne-ister/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/hayat-bizden-ne-ister/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mesut Akdağ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2021 08:58:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16718</guid>

					<description><![CDATA[Her gün güneş doğar, hayat tekrar dünden kaldığı yerden devam eder. Yaşanan güzelliklerin devamı, aksaklıkların da düzeltilmesi için yeni günde yeni bir başlangıca adım atılır. Yeni güne, yeni bir hayata başlarken kimi nefesler kesilmiş, yeni canlar hayata gözlerini açmış, nice umutlar sönmüş, kim bilir ne kadar yeni ümitler kalplere doğmuş, bazı kötülüklerin izleri silinmiş, bazılarının da yaraları deşildikçe deşilmiş yeni gün merhem olmak için bu yaraların üzerine serilmiş. Yeni başlangıçlar ve sonlar için ve hayatın devamı için güneş, hayata can katmak üzere her sabah doğar. Bu yeni gün içinde neler saklıyor neler. Bunları yaşadıkça görürüz. Bir soru aklıma geliyor. Yukarıdaki saydıklarımız neden oluyor? Kimileri hüzün yaşarken kimileri sevinç yaşıyor. Yeni umutlar doğarken bazı umutlar ölüyor. Yeni canlar hayat bulurken bazı canlar hayata veda ediyor. Bunlar hep yaşanan gün içinde aynı anda oluyor. Herhalde bu soruya verebileceğimiz cevabı her zaman danıştığımız en büyük rehberimiz olan Kur’an’a bakarak bulabileceğiz. “Güneş ve ay bir hesaba bağlı (olarak hareket ederler). Yıldızlar da ağaçlar da secde ederler. Göğü O yükseltti, denge ve ölçüyü O koydu ki dengeden sapmayasınız; Ölçüyü düzgün tutasınız ve eksik tartmayasınız.” (Rahman 55/5-9) “Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık.” (Kamer 54/49) ayetlerinde her şeyin bir denge üzerinde kurulu olduğu bildirilmektedir. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Her gün güneş doğar, hayat tekrar dünden kaldığı yerden devam eder. Yaşanan güzelliklerin devamı, aksaklıkların da düzeltilmesi için yeni günde yeni bir başlangıca adım atılır. Yeni güne, yeni bir hayata başlarken kimi nefesler kesilmiş, yeni canlar hayata gözlerini açmış, nice umutlar sönmüş, kim bilir ne kadar yeni ümitler kalplere doğmuş, bazı kötülüklerin izleri silinmiş, bazılarının da yaraları deşildikçe deşilmiş yeni gün merhem olmak için bu yaraların üzerine serilmiş. Yeni başlangıçlar ve sonlar için ve hayatın devamı için güneş, hayata can katmak üzere her sabah doğar. Bu yeni gün içinde neler saklıyor neler. Bunları yaşadıkça görürüz.</p>



<p>Bir soru aklıma geliyor. Yukarıdaki saydıklarımız neden oluyor? Kimileri hüzün yaşarken kimileri sevinç yaşıyor. Yeni umutlar doğarken bazı umutlar ölüyor. Yeni canlar hayat bulurken bazı canlar hayata veda ediyor. Bunlar hep yaşanan gün içinde aynı anda oluyor. Herhalde bu soruya verebileceğimiz cevabı her zaman danıştığımız en büyük rehberimiz olan Kur’an’a bakarak bulabileceğiz. “Güneş ve ay bir hesaba bağlı (olarak hareket ederler). Yıldızlar da ağaçlar da secde ederler. Göğü O yükseltti, denge ve ölçüyü O koydu ki dengeden sapmayasınız; Ölçüyü düzgün tutasınız ve eksik tartmayasınız.” (Rahman 55/5-9) “Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık.” (Kamer 54/49) ayetlerinde her şeyin bir denge üzerinde kurulu olduğu bildirilmektedir. Doğada her şey tam bir denge üzerine kurulmuştur. Yağmur bile yağdığı yere bu dengeyi korumak için belli bir ölçüde yani tam ihtiyacı karşılayacak kadar yağar. “Gökten uygun ölçüde su indirir, onu arzda tutarız. Kuşkusuz bizim onu gidermeye de gücümüz yeter.” (Mü&#8217;minûn 23/18)</p>



<p>Hayatı daima diri ve canlı tutan, hayatı yaşanır kılan en büyük etken dengedir. İyilik ve kötülük, sevinç ve hüzün, ölüm ve can hepsi birlikte dengede yani bir uyum ve ahenk içinde devam edecek ki hayatın anlamı ve manası anlaşılsın ve hayattan lezzet alınsın.</p>



<p>Allah her şeyi bir denge üzerine yaratmıştır. “O, göklerin ve yerin egemenliği kendisine ait olan, çocuk edinmeyen, egemenliğinde ortağı bulunmayan, her şeyi yaratan, yarattığına belli bir ölçüye göre düzen veren Allah’tır.” (Furkan 25/2) sonsuz kudret sahibi Allah var olan ne varsa en mükemmel bir şekilde yaratmıştır. Bu mükemmellik tüm varlıkların birbirleriyle uyum içinde hareket etmeleridir. Allah, yarattığı varlıklarının, uyumu devam ettirebilmeleri ve iletişim halinde olmaları için dengeyi kurmuştur. Bu sebeple ne gece ne de gündüz ne yaz ne de kış birbirlerini geçmektedir. Gece ve gündüz, yaz ve kış birbiri arkasında gelip gitmektedirler.</p>



<p>Denge kelimesinin manalarına baktığımızda şunları görmekteyiz: “Bir nesnenin veya bir insanın devrilmeden durma hâli, muvazene. Ekonomik hayatın uyumlu düzeni. Birbirini ortadan kaldıran güçlerin sonucu olan durma hâli. Zihinsel ve duygusal uyum, istikrar” bu manalar içinde insanı ilgilendiren ve insanın hem kendisi ile hem insan ve diğer varlıklarla hem de dünya ile uyumlu olarak yaşamasını sağlayacak manası, “Zihinsel ve duygusal uyum, istikrarı” ele alacağız. Bir kişi çevresiyle barışık yaşaması için ilk önce kendisi ile barışık olması, kendisini sevmesi ve kendi içindeki dengeyi kurması lazım. Kişi kendi içindeki dengeyi kurması için ilk önce kendisinin dünyaya gönderiliş ve yaratılmasının gayesini bilecek. Bu gayenin Allah’ı bilmek, tanımak ve O’na iman edip kulluk vazifelerini yapmak olduğunu bilmesidir. Dünyanın ve her şeyin insan için ve insanın tüm varlıklarının merkezinde olduğunu ve insanı kaldırıldığında evrenin hiçbir hükmünün kalmayacağını kabul edecek. Kısacası kişi kendi iç alemi ile çevresi arasında manevi bir bağ kurup o bağı sağlam ilişkilerle kuvvetlendirecek. Bunu da kendi ruhu ve maddi olan dış dünya ile dengeyi koruyarak yapacak.</p>



<p>Hayat sanki zıtlıklarıyla sürüp gidiyor şeklinde görünüyor fakat içinde öyle mükemmel bir denge var ki, dünya ve insan o denge içinde hayat ile birbirleriyle uyumlu bir şekilde yaşamlarını, kusursuzlukla sürdürmektedirler. &#8220;Gökleri yedi kat yaratan odur. Rahman&#8217;ın yaratmasında bir düzensizlik göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görüyor musun?&#8221; (Mülk 67/3) Bu ayet insan ve dünya arasındaki dengeyi ve uyumu ispat etmektedir.</p>



<p>“Hey şey zıddı ile kaimdir (bilinmektedir ve varlığını devam ettirmektedir)” sözü dünyanın bir denge üzerinde olduğunu gösteren delilerden bir tanesidir. Sıcaklık kavramını anlamamız için soğuğun olması gerekir. Kısayı ölçmemiz için uzunluğun olması gerekir. Güzeli karşıtı olan çirkinlikle severiz. Çirkinden de aynı şekilde güzellikle nefret ederiz. İki zıtlık arasındaki ilişki dengedir. Bu zıtlıklar arasındaki dengeyi muhafaza edip zıtlıklar arasında muvazeneli, dengeli bir şekilde yaşadığımız takdirde bizden iyisi olmaz. Bu zıtlıklar arasındaki denge ise kötü haldeyken sabır, iyi haldeyken şükür, kötü haldeyken iyiliği düşünüp bir gün iyiliğe kavuşacağımıza inanarak o kötü halin durumuna ve şartlarına göre hareket etmektir.</p>



<p>İnsan bu hayatta huzuru, saadeti ister. Bu mutluluğu da ancak kendinde ve dünyadaki dengeyi kurabilirse kazanabilir. En başta bu denge bize bulunduğumuz halin devamlı olmayacağını, gündüzün, yazın, baharın devamlı olmadığı gibi ister neşe olsun ister hüzün olsun mutlaka bir gün geçeceğine inanmamızı sağlar. Bilhassa musibet anlarımızda nasıl gece, gündüze geçiyorsa biz gece de iken diğer yerler gündüzü yaşıyorsa başkalarının yaşadığı saadetler mutlaka bir gün bize de gelecektir inancı ile musibet hüzünlerimiz sevince dönüşür.</p>



<p>Evet, hayat bir denge üzerine dizayn edilerek yaratılmıştır. Hayat, özellikle de Cenab-ı Allah bizden dengeyi kurup ölçüyü bozmamamızı, bilhassa dünya ve ahiret dengesini iyi kurmamızı istiyor. Peygamberimiz (s.a.s.) &#8220;Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya çalış, yarın ölecekmiş gibi de ahirete çalış.&#8221; (Câmiu’s-Sagîr, II/12, Hadis No:1201) Hadisi ile çok güzel dengeyi nasıl kuracağımızı bize öğretmektedir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/hayat-bizden-ne-ister/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pahalı ve Bir O Kadar da Ucuz Şey</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/pahali-ve-bir-o-kadar-da-ucuz-sey/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/pahali-ve-bir-o-kadar-da-ucuz-sey/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mesut Akdağ]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Dec 2020 10:00:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Servet]]></category>
		<category><![CDATA[Sevgi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16301</guid>

					<description><![CDATA[Dünyanın en ünlü kalp doktoru Mehmet Öz&#8217;ün arabası bozulmuş, Arabasını tamire götürmüş. Tamirci arabasının kaputunu açmış ve Mehmet Öz&#8217;e dönerek: &#8211; Size bir sey soracağım. Nerede ise ben ve siz aynı işleri yapıyoruz. Mesela ben şimdi itina ile kaputu açacağım bir bakışta problemin nerede olduğunu anlayacağım, kapakçıkları temizleyeceğim, gerekirse kabloları, motor yağını değiştireceğim, hatta çok gerekli ise motoru çıkarıp yerine yenisini takacağım. Söylesenize nasıl oluyor da siz milyon dolarlar kazanıyorsunuz ama ben meteliğe kursun atıyorum? Bunu üzerine Mehmet Öz tamircinin kulağına eğilmiş ve şöyle demiş: -Bunların hepsini motor çalışıyorken yapmayı denesene!!! Evet, insanlar bu dünyada işlerinin önemine göre ücret alırlar. Makam ve mevkilerine göre de itibarlı olurlar. Bazen de aynı öneme haiz işi yapan iki kişiden biri daha çok ücret alır diğeri ise az alır. Hatta bazı zamanlar kıyaslanamayacak kadar farklı ücret alırlar. İki usta, iki doktor, iki mühendis veya aynı departmanda çalışan iki işçi. Bunların yaptıkları işler aynıdır. Fakat biri diğerinden daha kaliteli iş yapar. Bundan dolayı aynı işleri yapmalarına rağmen farklı ücret alırlar. Çünkü, yaptığını daha kaliteli ve güzel yapan kişi ait olduğu meslekte kendini geliştirmek için gece gündüz demeden tüm gayret ve çabasıyla çalışmış, işinin tüm püf noktalarını öğrenmiş ve o meslekte en mahir ve kabiliyetli adamı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Dünyanın en ünlü kalp doktoru Mehmet Öz&#8217;ün arabası bozulmuş, Arabasını tamire götürmüş. Tamirci arabasının kaputunu açmış ve Mehmet Öz&#8217;e dönerek: &#8211; Size bir sey soracağım. Nerede ise ben ve siz aynı işleri yapıyoruz. Mesela ben şimdi itina ile kaputu açacağım bir bakışta problemin nerede olduğunu anlayacağım, kapakçıkları temizleyeceğim, gerekirse kabloları, motor yağını değiştireceğim, hatta çok gerekli ise motoru çıkarıp yerine yenisini takacağım. Söylesenize nasıl oluyor da siz milyon dolarlar kazanıyorsunuz ama ben meteliğe kursun atıyorum?</p>



<p>Bunu üzerine Mehmet Öz tamircinin kulağına eğilmiş ve şöyle demiş: -Bunların hepsini motor çalışıyorken yapmayı denesene!!!</p>



<p>Evet, insanlar bu dünyada işlerinin önemine göre ücret alırlar. Makam ve mevkilerine göre de itibarlı olurlar. Bazen de aynı öneme haiz işi yapan iki kişiden biri daha çok ücret alır diğeri ise az alır. Hatta bazı zamanlar kıyaslanamayacak kadar farklı ücret alırlar. İki usta, iki doktor, iki mühendis veya aynı departmanda çalışan iki işçi. Bunların yaptıkları işler aynıdır. Fakat biri diğerinden daha kaliteli iş yapar. Bundan dolayı aynı işleri yapmalarına rağmen farklı ücret alırlar.</p>



<p>Çünkü, yaptığını daha kaliteli ve güzel yapan kişi ait olduğu meslekte kendini geliştirmek için gece gündüz demeden tüm gayret ve çabasıyla çalışmış, işinin tüm püf noktalarını öğrenmiş ve o meslekte en mahir ve kabiliyetli adamı olmuş. Bu hale gelebilmek için nice fedakarlıklarda bulunmuş nice çileler çekmiş ve nice emekler harcamıştır. Arkadaşları eğlenirken, gezip dolaşırken veya işin hep kolayına kaçarken o hep çalıştı ve işinin tüm inceliklerini öğrenmek için işinin zorluklarına katlanıp ağır şartlarda çalıştı. Nihayetinde arkadaşlarından daha maharetli bir duruma yükseldi.</p>



<p>İşte böyle dünya, bir alanda tek olmak veya üstün başarılar elde etmek istiyorsan çalışacaksın, hummalı bir çalışma ile özveride bulunacaksın, hayatın zevklerinden mahrum kalacaksın, sağlığını, sosyal hayatını hatta aileni ihmal edeceksin. Kimileri seninle alay edecek “Bu kadar çalışma. Çalışıp ta başımıza profesör mü kesileceksin?” derler. Her türlü engellere ve zorluklara yılmayarak göğüs gereceksin. Neticede hayaline, hedefine ulaşacaksın.</p>



<p>Sonunda hak ettiğin payeye ulaştın. Fakat bu paye, makam sende sonsuza kadar kalacak mı? Maalesef, evet, ne yazık ki, kazandığın bu rütbe ve mevki kalmayacak. Zengin olsan iflas edebilirsin. Amir, vali, hâkim gibi büyük makamlara otursan bir gün mutlaka emekli olup o koltuktan ineceksin. En mahir usta olsan bir gün ihtiyarlayacaksın, işini yapamaz duruma geleceksin. Yani o kadar didindiğin, ömrünü tükettiğin şey mutlaka bir gün bakışlarının arasında elinden kayıp gidecek ve sen hiçbir şey yapamayacaksın. Hadi diyelim hepsi elinde kaldı. Fakat en sonunda bu dünyayı terk edeceksin. İstersen dünyanın hepsi senin olsun tümünü bırakıp gideceksin.</p>



<p>Bir mükafatın veya ücretin hem de çok iyi bir ödülün yolu fedakârlıkla çalışmaktan geçer. Bu sahip olduğumuz makam ve mevkiler gelip geçici olmasına rağmen çalışırız. Tabi ki, biz müminlerin sonsuz bir mükafatı ve ücreti, makamı ve mevkii olan cennet, tabi ki çalışmadan ve çaba gösterilmeden, hak etmeden verilmeyecek. Nasıl dünya nimetleri ve menfaatleri için didinip yoruluyor, anlımız terliyorsa ahiret yurdumuz olan ve ebedi mükâfat olan cennet için de çalışmamız gayret etmemiz gerekir.</p>



<p>Düşünün bir kere küçük bir ücret için gün boyu çalışırız. Her tülü zevkten, rahattan, keyiften mahrum kalıp yoruluruz. Bir gün boyu kendimizi heder edercesine çalışmamıza rağmen bir günlük masrafımızı anca karşılayacak para alırız. Bazen de alamayız. Fakat cennet, sonsuza kadar sürecek ve hiç bitmeyecek mükemmel, muhteşem nimetlerle donanmış olarak bizlere sunulacak.</p>



<p>İlla bir gün bitecek ücretler için bin bir çileye katlanırken mutlaka bir gün elimizden gideceğini düşünmüyoruz. Bazı çok pahalı olan şeylere yorgunluğumuza, hırpalanmamıza ve çalışmak için yitirdiğimiz zamana hiç acımadan ve kaygılanmadan terim yerindeyse tonlarca para ödüyoruz. Belki de tüm birikimlerimizi ona harcıyoruz. Bu kadar para harcamamıza rağmen ne yazık ki bir gün avucumuzun içinden eriyip gidecek. Dünyanın en güzel ücretlerine biçilen değer bu ve akıbeti de son. Yani çok pahalı ve bir o kadar da çabuk tükeniyor.</p>



<p>Fakat tüm nimetleri, ücretleri ebedi olacak olan cennet için biçilen fiyat o kadar pahalı değil. O kadar kendimizi hırpalarcasına çalışmamız gerekmemektedir. Cennete girmek belki de dünya da en ucuz ücret yeridir. Dünya hayatı pahalı cennet ucuz olmasına rağmen insanlar neden dünya için çabalıyorlar da cennet için hiç gayret göstermiyorlar diye soru aklımıza gelebilir. “Nefsânî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, soylu atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere düşkünlük insanlara çekici kılındı. İşte bunlar dünya hayatının geçici menfaatleridir. Halbuki varılacak güzel yer, Allah’ın katındadır.” (Al-i İmran 3/14) ayeti insanların kalbinde dünyaya ait olan şeylere karşı daha çok sevgi beslediklerini bildirmektedir. Bu yüzden dünya ücretleri için çalışırlar. Cennet için çalışmazlar.</p>



<p>Buradan anlaşılacağı üzere kalbimizde neyin sevgisi varsa onun için fedakârlıkla çalışır ve ömrümüz tüketiriz. Eğer kalbimize önce Allah sevgisini sonra Peygamberimizin (s.a.s) aşkını yerleştirirsek cennet için de gayret etmiş oluruz. Anlayacağınız üzere bütün insanlarda hubb-u cah dünya sevgisi daha çok hâkim olduğu için cennet bize pahalı gelmektedir. Halbuki o kadar ucuz ki maalesef farkında değiliz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/pahali-ve-bir-o-kadar-da-ucuz-sey/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
