<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sendika &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/sendika/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 08 Dec 2022 12:31:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Sendika &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bir Sendikadan Gönülden Kopuş</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bir-sendikadan-gonulden-kopus/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bir-sendikadan-gonulden-kopus/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selehattin DUMAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Dec 2022 12:31:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Emek]]></category>
		<category><![CDATA[işçi]]></category>
		<category><![CDATA[memur]]></category>
		<category><![CDATA[Sendika]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18592</guid>

					<description><![CDATA[Mesleğe başladığım günlerde sendikaya üye olmam için beni davet eden Bilal Yeşan abiyi rahmetle anıyorum. Üyelik daveti yaparken kendisine tek bir soru sormuştum. Aksa şairi M Akif İnan ağabeyin kurduğu sendika mı bu? ‘’Evet‘’ cevabını zaten beklediğim için hemen üye oldum. O kadar heyecanlıydım ki koca ilçede tek üye olarak büyük bir inanç ve kararlılıkla ilçeme döndüm. Ondan sonra başıma gelmeyen kalmadı ilçede. Araştırmalar soruşturmalar birbirini kovaladı. Üyelik kesintisi yapmamak için yalanlar söylendi. İstanbul’a geldikten sonra yeniden üyelik yapılması gerektiğini öğrendiğim zaman üzülmüş ve kızmıştım. Üç ilçe iki şubede çalıştım. Çalışmalar süresince çok kaliteli insanlar tanıdığım sendikacılık sürecim bir o kadar kalitesiz ve kifayetsiz muhterisle de yolumuzu kesiştirdi. Her anlamda kefil olduğum teşkilatımda kendi yerlerinin güvenliğinden benim adıma korkular taşıyanlar teşkilatta başarılı çalışmalar yapmamıza rağmen hatta belki de sırf bu yüzden fırıldaklar çevirmeye başladılar. Genel merkez dahi meselenin ne olduğunu ya anlamadı ya da anladı işine geldiği şekilde davranarak bu aleyhte çalışmalara fırsat verdi. Şube başkanı bir sonra ki seçimde kaybettiği başkanlığı ilçe müdürlüğüyle takas ettiği için sorun kalmamıştı. Ancak yaşanan sorunların gerçek kaynağı olanlar daha sonra işin ucu genel merkeze ulaşınca görevden el çektirildi. Şimdi sade bir üye olarak çalıştığım görev alanımda hâlâ daha yok sayılmak suretiyle öncekileri aratmayan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Mesleğe başladığım günlerde sendikaya üye olmam için beni davet eden Bilal Yeşan abiyi rahmetle anıyorum. Üyelik daveti yaparken kendisine tek bir soru sormuştum. Aksa şairi M Akif İnan ağabeyin kurduğu sendika mı bu? ‘’Evet‘’ cevabını zaten beklediğim için hemen üye oldum. O kadar heyecanlıydım ki koca ilçede tek üye olarak büyük bir inanç ve kararlılıkla ilçeme döndüm. Ondan sonra başıma gelmeyen kalmadı ilçede. Araştırmalar soruşturmalar birbirini kovaladı. Üyelik kesintisi yapmamak için yalanlar söylendi. İstanbul’a geldikten sonra yeniden üyelik yapılması gerektiğini öğrendiğim zaman üzülmüş ve kızmıştım.</p>



<p>Üç ilçe iki şubede çalıştım. Çalışmalar süresince çok kaliteli insanlar tanıdığım sendikacılık sürecim bir o kadar kalitesiz ve kifayetsiz muhterisle de yolumuzu kesiştirdi. Her anlamda kefil olduğum teşkilatımda kendi yerlerinin güvenliğinden benim adıma korkular taşıyanlar teşkilatta başarılı çalışmalar yapmamıza rağmen hatta belki de sırf bu yüzden fırıldaklar çevirmeye başladılar. Genel merkez dahi meselenin ne olduğunu ya anlamadı ya da anladı işine geldiği şekilde davranarak bu aleyhte çalışmalara fırsat verdi. Şube başkanı bir sonra ki seçimde kaybettiği başkanlığı ilçe müdürlüğüyle takas ettiği için sorun kalmamıştı. Ancak yaşanan sorunların gerçek kaynağı olanlar daha sonra işin ucu genel merkeze ulaşınca görevden el çektirildi.</p>



<p>Şimdi sade bir üye olarak çalıştığım görev alanımda hâlâ daha yok sayılmak suretiyle öncekileri aratmayan bir korku ve mesafeyle ilişkiler sürdürülüyor. Olumsuz süreçler yürütülürken teşkilata hasbel kader girmiş ve teşkilat ahlakını özümsememiş kişilerce yapılan itibarsızlaştırma çalışmaları karşısında sessiz kalmayı tercih eden eski ve yeni yönetim ile ya da meseleyi kendi zaviyesinden ele alan genel merkez ile hiçbir gönül bağımız kalmamış olsa kimse şaşmaz sanıyorum. Ona rağmen üye yaptığımız onlarca belki yüzlerce insanın gözünün içine baka baka bu teşkilatla olan organik bağımızı kesemiyoruz.</p>



<p>Yaşanan olumsuzlukları dillendiremiyoruz. Sanki dut yemiş bülbül gibi köşemizde oturuyoruz. Ne yerel anlamda ne de genelde bizi yeterince hatta doğru bir biçimde temsil etmeyi bile başaramayan, üye olsun da ahlakı, çizgisi ne olursa olsun diye yönetici yapılanların ayaklarının altına atılan üyelerden haberdar olup ta bir şey yapılmadığına şahit olmak ağırımıza gidiyor. Sendikanın bir şekilde bir yerinden tutunarak kendisine görev devşirenlerin, ya da sendikayı kullanarak bir yerlere gelenlerin yanlışlarına göz yummaktan adeta sosyal kör olduk. Her yanlışı tecviz ya da izah edebilen akılları gördükçe kendi aklımızı yetersiz kendi ahlakımızı sahabe ahlakı sanacak hale geldik.</p>



<p>Artık on binlerle ifade edilen istifalardan vaz geçtik. Gönülden kopanların yüzbinler düzeyinde olması bile bizi şaşırtmıyor. Kendi yerini sağlamlaştırmak için karşısındakine iftira edenlerle hain diyenlerin aynı hiza olduklarını düşünmek pek te zor olmasa gerektir. Kendi ellerimizle büyüttüğümüz kendi teşkilatımızdan utanır hale geldik. İstifa edenlerin yerine yeni üye alabilirsiniz belki ya gönülden kopanlar. Onları tekrar kazanabilecek misiniz? Mümkün değil. Bu davaya olan inancı zedelediği gibi muhatapların size olan güveni ve teşkilatın saygınlığı berhava olmaz mı? Kime ne söylesek ne anlatsak boş. Herkes kendi hesabının peşinde. Tepeden tırnağa ben salim olayım da gerisi ne olursa olsun zihniyetiyle hareket eden bir teşkilatta yaşananların düzelmesi adına konuşmak en büyük mesele haline gelmişken ne söylesek boş.  </p>



<p>Gönülden koptuktan sonra elde kalan üyelik formu bir kâğıt parçasından başka bir anlam ifade eder mi bilmem ama istifa etmekten korkmuyoruz. Hadi gidelim dedik. Nereye gideceğiz? Olduğu günden bizim değerlerimizle savaşanlarla ve alanda muhataplarımızı sakındırdığımız, yıllarca mücadele ettiğimiz yerlere mi gidelim. Kendi teşkilatımız bizim gözümüzü oyacak hale gelmişken onlar bizi gülle mi karşılayacaklar. Ya de her kopanın oluşturduğu sayısı bile tam bilinmeyen yeni adreslere mi atacaksınız bizleri. İnandığımız değerleri beraber savunduğumuz kardeşlerimizden ayrı düşmemizi tercih edenler, bunu arzulayanlar olabilir. Gidenlerin ardından zaten belliydi gibi peşinci, ya da hiçbir beklentisi olmasa bile beklediğini bulamadığı yaftasıyla cümleler kurulması kardeşlik hukukuna sığar mı?</p>



<p>Eyleme beraber gidip dönüşte aynı çay ocağında dertleştiğimiz, dar gününde evinde ziyaret ettiğimiz, düğününde cenazesinde beraber olduğumuz dava kardeşlerimizin arasına girmek olmaz mı bu? Bunu hangi vicdan kabul eder. Nasıl olsa benim işime yaramaz diye kenara ittikleriniz daha düne kadar bir tane bile üye olmayan okullara gidenler ve okullarda terslenircesine dışlanan arkadaşlarınız değiller mi? Kendi cebinden harcamalar yaparak sendikal çalışmalar yapan ağabeylerle yolarını ayırsınlar mı isteniyor. Sözün bittiği yerde iki yol çıkar karşıya. Ya yıllarca beraber hayalini kurdukları büyütmek için ter döktükleri teşkilata veda etmek ya da bir şekilde iyiliğin temini için istikamet uyarısı yapmak.       </p>



<p>Bizi üye yapanlardan, taşıdıkları manevi olgunluktan, kardeşlik hukukunun gözetilmesine dair sohbetlerden, üyeye karşı nezaket, saygı ve değer vermekten bahseden kurucu iradeden utanıyoruz. Üye yaptığımız insanlardan, teşkilatımız adına onlara verdiğimiz sözlerden ya da güvencelerden utanıyoruz. Bugün olmuş hâlâ teşkilat yüzünden çektiğimiz sıkıntılara rağmen gidecek bir yer aramıyorsak biz inandığımız değerler merkezinde ortaya çıkabilecek bir umudu taşımamızdan başka bir sebep yok. Tüm gönül bağları kopmuş olsa da kifayetsiz muhterisler teşkilatı doldurmuş olsa da hayır ben değil şu arkadaş daha layıktır diyecek bir iradeyi ortaya koyacak feraset kalmamış olsa da hala ümitvâr olmayı seçiyoruz.</p>



<p>Gidenlere kurulan cümlelerle kalıp umudunu koruyanlara aynı acı sözler söylendiğine göre ne diyelim.</p>



<p>‘’Söylesem tesiri yok sussam gönül razı değil.’’</p>



<p>Allah serencamımızı hayreylesin.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bir-sendikadan-gonulden-kopus/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Devlet Memurunun Grev, Hükümetin Lokavt Hakkı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/devlet-memurunun-grev-hukumetin-lokavt-hakki/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/devlet-memurunun-grev-hukumetin-lokavt-hakki/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet HATUNOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Oct 2022 13:29:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Grev]]></category>
		<category><![CDATA[memur]]></category>
		<category><![CDATA[Sendika]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18513</guid>

					<description><![CDATA[Hükümetin devlette çalışanlar için lokavt hakkı olmuyorsa devlet memurlarının grev hakkı nasıl oluyor. Aslında bu durum bizim merkezi yapımızdan kaynaklanıyor.Avrupadaki devlet memurları grev yapabilir belki. Avrupada bir çok devlet, memuru, öğretmenine grev yapmasına izin vermez de. Hadi diyelim Avrupa&#8217;da devlet memuru ve öğretmenler grev yapıyor.Avrupa&#8217;da belki olabilir. Çünkü Avrupa&#8217;da devletler bizim gibi merkezi bir yapıda değil.Yerel yönetimlerle yürüyor işler ve merkezi hükümetlerin çok fazla devlet memuru yok.Yani tüm öğretmenler bir bakanlığa bağlı değil.Yerel yönetimlerinde öğretmenleri var.Yerel yönetimler öğretmenlerle 3-5 yıllık sözleşme yapıyorlar.Sözleşmesi biterse tekrar sözleşme yapılıyor Bizdeki gibi devlet memurlarının 657 kanunu yok.Eğer 657 kanunu öğretmenlere uygulanacaksa grev hakkı komple düşer.Grev yapan 657 ye tabi bir memura hükümetin Lokavt hakkı yok.Olmazda zatenOkullarımı kapatacak hükümet.Ben öğretmenlerin devlet memuru olmasınıda hiç bir zaman kabullenmedim.Öğretmen, öğretmendir memur değil.Doktorda doktordur devlet memuru değil.Bizde hepsi devlet memuru. Öğretmenlerimiz grev hakkını kullandığı an tüm öğretmenlerin 657 &#8216;den çıkartılması işçi statüsüne geçirilmesi gerekir ki grev hakkı kullanılabilsin. Lokavt hakkı olmayan hükümet seçim korkusundan dolayı öğretmenlerin grev hakkını elinden almaya cesaret edemiyor sanırım, yada öğretmenlerin grev hakkı gerçekten yok, varmış gibi davranıp birgün işe gitmiyorlar.Yani korsan iş bırakma yapıyorlarTabi bunuda hükümet örgütlü eyleme sokup hepsini terörden içeride alabilir. Hükümetler memurları 657&#8217;den çıkarmayada cesaret edemiyor.Ara formüller bularak işi öteleyip &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hükümetin devlette çalışanlar için lokavt hakkı olmuyorsa devlet memurlarının grev hakkı nasıl oluyor.</p>



<p>Aslında bu durum bizim merkezi yapımızdan kaynaklanıyor.<br>Avrupadaki devlet memurları grev yapabilir belki.</p>



<p>Avrupada bir çok devlet, memuru, öğretmenine grev yapmasına izin vermez de.</p>



<p>Hadi diyelim Avrupa&#8217;da devlet memuru ve öğretmenler grev yapıyor.<br>Avrupa&#8217;da belki olabilir.</p>



<p>Çünkü Avrupa&#8217;da devletler bizim gibi merkezi bir yapıda değil.<br>Yerel yönetimlerle yürüyor işler ve merkezi hükümetlerin çok fazla devlet memuru yok.<br>Yani tüm öğretmenler bir bakanlığa bağlı değil.<br>Yerel yönetimlerinde öğretmenleri var.<br>Yerel yönetimler öğretmenlerle 3-5 yıllık sözleşme yapıyorlar.<br>Sözleşmesi biterse tekrar sözleşme yapılıyor</p>



<p>Bizdeki gibi devlet memurlarının 657 kanunu yok.<br>Eğer 657 kanunu öğretmenlere uygulanacaksa grev hakkı komple düşer.<br>Grev yapan 657 ye tabi bir memura hükümetin Lokavt hakkı yok.<br>Olmazda zaten<br>Okullarımı kapatacak hükümet.<br>Ben öğretmenlerin devlet memuru olmasınıda hiç bir zaman kabullenmedim.<br>Öğretmen, öğretmendir memur değil.<br>Doktorda doktordur devlet memuru değil.<br>Bizde hepsi devlet memuru.</p>



<p>Öğretmenlerimiz grev hakkını kullandığı an tüm öğretmenlerin 657 &#8216;den çıkartılması işçi statüsüne geçirilmesi gerekir ki grev hakkı kullanılabilsin.</p>



<p>Lokavt hakkı olmayan hükümet seçim korkusundan dolayı öğretmenlerin grev hakkını elinden almaya cesaret edemiyor sanırım, yada öğretmenlerin grev hakkı gerçekten yok, varmış gibi davranıp birgün işe gitmiyorlar.<br>Yani korsan iş bırakma yapıyorlar<br>Tabi bunuda hükümet örgütlü eyleme sokup hepsini terörden içeride alabilir.</p>



<p>Hükümetler memurları 657&#8217;den çıkarmayada cesaret edemiyor.<br>Ara formüller bularak işi öteleyip duruyor.<br>Mesala tüm öğretmenlerin sendika pirimlerini bütçeden yatırmak, sendikalılara bütçeden para vermek gibi.</p>



<p>Şimdi Avrupalılara nasıl diyeceksiniz bizim memurlarımız sendikasız diye.<br>Oysa Avrupalıya önce 657 devlet memuru kanununu anlatmak lazım.<br>Sonrada öğretmenlerin durumunu anlatmak gerekiyor.</p>



<p>Ülkede 657 kanunu olduğu sürece hak, hukuk asla bu ülkede uygulanamaz.<br>657 kanunu olduğu sürece hükümetler yargıya, teftiş ve soruşturmaya müdahale etmek zorundadır.<br>Yoksa ülkeyi yönetemez.<br>Yani hükümetler kanun ve yönetmelikleri uygulayarak ülkeyi yönetemiyor.<br>Bu kez lokavt hakkı olmayan hükümet nakavt hakkını kullanıyor.<br>Buda hükümetleri sevimsizleştiriyor.</p>



<p>Sendikalı olmak grev hakkı olmak anlamındada değildir ama grev yapamıyorsak sendikanın ne gereği var denebilir.</p>



<p>Almanyadan örnek verirsek Almanyada Merkezi Hükümetin bir Eğitim Bakanı var.<br>Bu bakanlık bizdeki bakanlıkla eş değer.<br>Ama öğretmenlerin hepsini bu bakanlık almıyor.</p>



<p>Yerel yönetimlerinde Eğitim Bakanı var.<br>Yerel yönetimlerinde öğretmen alma hakları var.<br>Öğretmenler yerel sözleşme imzalayarak alıyorlar.<br>Eğer yerel yönetimler imzalanan sözleşmeye aykırı davranırsa öğretmenler uyarı mahiyetinde korsan bir eylem yapıyorlar.<br>Kesinlikle grev hakları yok.</p>



<p>Bizde herşey merkezi bakanlığa bağlı olduğu için sözleşmede yapsanız 657 &#8216;ye aykırı birşey yapamıyorsunuz.<br>O yüzden bizde öğretmenin grev hakkı ve 657 toplumca tartışılmalıdır.</p>



<p>Aşağıda eğitim ve devlet kurumlarınında hükümetlerin lokavt yapılamayacağıyla ilgili açıklamalar var.</p>



<p>&#8220;Kanunda lokavtın ilaç imal eden işyerleri hariç olmak üzere, aşı ve serum imal eden müesseselerle, hastane, klinik, sanatoryum prevantoryum, dispanser ve eczane gibi sağlıkla ilgili işyerlerinde, eğitim ve öğretim kurumlarında, çocuk bakım yerlerinde ve huzurevlerinde, mezarlıklarda, Milli Savunma Bakanlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca doğrudan işletilen işyerlerinde yapılamayacağı düzenlenmiştir.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/devlet-memurunun-grev-hukumetin-lokavt-hakki/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sendikanın Emekçileri / Emeklileri: Şölen Demokrasisi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sendikanin-emekcileri-emeklileri-solen-demokrasisi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sendikanin-emekcileri-emeklileri-solen-demokrasisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selehattin DUMAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Oct 2022 13:28:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[emekçi]]></category>
		<category><![CDATA[işçi]]></category>
		<category><![CDATA[Sendika]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18501</guid>

					<description><![CDATA[Sendikalar hak arayışı için kurulmuş birer örgüt olsa da haksızlığa uğrayanların oluşturduğu bir hak mücadele organizasyonu olsa da kendi mağdurlarının hakkının ne olacağı sorusu havada kalmıştır. Teşkilatların içinde ve nihayetinde başında olanların oluşturduğu bu türden hak kayıpları ya da hak edilmemiş tutumlar için hesap sorulmamaktadır. Üyesi lehine çalışırken oluşturduğu ötekine yönelik haksızlıklar olduğu kadar üyeleri içinden birileri alternatif bir fikir, eylem ya da tavır ortaya koyduğu zaman ona yönelik yapılan resmi ve gayri resmi tecavüzlerin tamamı ya hasıraltı ediliyor ya da gerçekten yok ediliveriyor. Hukuksuzluk yok edilemiyorsa muhatap yok ediliyor çeşitli yöntemlerle. Yıllar önce beyefendiliği ile maruf bir sendika üyesi kendi teşkilatlarında akandan elen istek ve mevcut yönetim hakkındaki şikâyetler dolayısıyla bir değişim ihtiyacı olmuş ancak mevcut başkan o şahsı istenmeyen adam ilan ederek piyasadan silmişti. Biz de bu durumu ibretle izlemiş ve bu ve benzeri şeyler bizim teşkilatımızda olmaz demiştik. Erken konuşmuşuz hem de ağır bir yanılgıya sebep olacak kadar erken. Şimdilerde özellikle Eğitim Bir Sen de seçim dönemi. Demokrasi şöleninden şölen demokrasisine geçişle yürütülen bir süreç. Aman şunlar olmasıncılar ile biz olunca işler düzelcekçiler arasında bir yarış. Her birini kastedersek haksızlık yapmış oluruz elbette ama al birini vur ötekine vaziyeti de ayrı bir garabet bence. Şimdi yürütenle ben &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sendikalar hak arayışı için kurulmuş birer örgüt olsa da haksızlığa uğrayanların oluşturduğu bir hak mücadele organizasyonu olsa da kendi mağdurlarının hakkının ne olacağı sorusu havada kalmıştır. Teşkilatların içinde ve nihayetinde başında olanların oluşturduğu bu türden hak kayıpları ya da hak edilmemiş tutumlar için hesap sorulmamaktadır. Üyesi lehine çalışırken oluşturduğu ötekine yönelik haksızlıklar olduğu kadar üyeleri içinden birileri alternatif bir fikir, eylem ya da tavır ortaya koyduğu zaman ona yönelik yapılan resmi ve gayri resmi tecavüzlerin tamamı ya hasıraltı ediliyor ya da gerçekten yok ediliveriyor. Hukuksuzluk yok edilemiyorsa muhatap yok ediliyor çeşitli yöntemlerle.</p>



<p>Yıllar önce beyefendiliği ile maruf bir sendika üyesi kendi teşkilatlarında akandan elen istek ve mevcut yönetim hakkındaki şikâyetler dolayısıyla bir değişim ihtiyacı olmuş ancak mevcut başkan o şahsı istenmeyen adam ilan ederek piyasadan silmişti. Biz de bu durumu ibretle izlemiş ve bu ve benzeri şeyler bizim teşkilatımızda olmaz demiştik. Erken konuşmuşuz hem de ağır bir yanılgıya sebep olacak kadar erken. Şimdilerde özellikle Eğitim Bir Sen de seçim dönemi. Demokrasi şöleninden şölen demokrasisine geçişle yürütülen bir süreç. Aman şunlar olmasıncılar ile biz olunca işler düzelcekçiler arasında bir yarış.</p>



<p>Her birini kastedersek haksızlık yapmış oluruz elbette ama al birini vur ötekine vaziyeti de ayrı bir garabet bence. Şimdi yürütenle ben yapacağım diyenin arasında ne fark var? Sen olma ben olayım derdinden başka hiç. Vizyon veya misyon farkı var mı? Her biri seçilebilmek için adam toplarken diğerine eş değerde sadece isminin harfleri farklı şahısları toparlayarak çare olmak istidadını ortaya koymaya çalışıyor. Dedik ya istisnalar kaideyi bozmaz ama umudu şölene bağlayan bir süreci de yine elde var sıfır ile noktalayacağız.  Değişim / yenilik hareketi adı altında yapılan çalışmalardan bir miktar haberdar oldum. İddialı söylemler olduğu kadar mevcut yönetici kadar da eski üyeler olan bu isimler iyi bir gayret ortaya koyuyor. Netice ne olur bilinmez ama statükonun devamının pek şansı olmayacağı gibi bir iddia var orta yerde.  </p>



<p>Ancak daha önce yine sendika yönetmiş ama her anlamda yüzüne gözüne bulaştırmış olanların hangi yüzle çıktıkları ise pek anlaşılamamaktadır. İncitmediği üye, hakaret etmediği sendikalı kalmamış, şube yöneticileri dâhil herkese rahatsızlık vermiş kimi isimlerin dahi üyenin ağzına yeni bir parmak bal çalarak arzı endam etmesi akıl kârı değildir. Ne sendikal sicili düzgün olanları ne de diğerlerinin yapabileceği bir şey olmadığı çok belliydi. Geçen süre bunu ortaya koydu. Seçim süreçleri tamamlana birçok yerde aday ya çıkmadı ya da başarısız oldu.&nbsp; &nbsp;</p>



<p>Bu arada bir de üç dönem kuralının kaldırılması süreci yaşandı ki bundan sonra bir değişimin sadece emekli olmak niyetinde olanların devredeceği bir başkanlık dönemini de yaşayacağımızı düşündürüyor bu durum. Bu konuda bazı arkadaşlarla konuşurken ‘’ emekli maaşını da sendika mı ödeyecek? ‘’ dediğim zaman kahkahalarla gülündüğünü de ifade edeyim. Üç dönem eşittir on iki yıl. Cumhurbaşkanı bile iki dönem seçilirse sekiz yıl görev yapmış olacak. Bu başkanlık o makamdan daha uzun ve kademli olacak gibi. Her söz sahibinin sorun yok her şey yolunda tutumu ile her yeni adayın tüm sorunları mevcut yönetime bağlayarak tek umut olduğu propagandası eski siyasetçilerin bile terk ettiği bir yöntem. Ayrıca kuruluş sürecinde emek verenlerin artık tanınmadığı bir zamanı yaşıyorsak bu eskilerin değil mevcutların meselesidir. Emekçilerle emekli olma hayali olanların ayrışma noktası galiba burada.</p>



<p>Şimdi delege seçimi sonrasında yaşanacaklar, seçim öncesi şölen neşesinden bulutlu günlere doğru yol alırken kimsenin gerçek anlamda zafer duygusunu yaşayamayacağını düşünmek pek ala mümkün. Risk olmadan ya da seçimin bir değişim dönüşüm aracı olmadığı bir süreci demokratik bulsanız da temsili bile olmayacağını takdir edersiniz. Doğrudan demokratik bir seçim ise tüm üyelerin oy kullanacağı bir şube başkanı seçimi ile belki mümkün olabilir. Bunu sağlamak ne kadar mümkün olur bilemeyiz ama bu seçim kimse için bir heyecan oluşturmuyorsa bunun sebebi sendikayı yönetenlerin onu getirdikleri vaziyetle ilgilidir deriz. Kaldı ki atı alan Üsküdar’ı geçmiş oldu üç dönem hikâyesiyle ya. Yeni liste oluşturanlar boşuna aday olmasınlar. İcazetsiz sivil toplum örgütünde hizmet imkânı kalmadı artık. Kaybedenin üzülmeyeceği, bulanın sevinmeyeceği tiplerle sivil toplumculuk oynamaya devam…  </p>



<p>Ne eskisi ne de yenisi tat vermiyorsa ve alternatiflerin ya da olabilecek olanların ise esamisi okunmuyorsa ne diyelim. Dostlar alışverişte görsün vaziyeti devam…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sendikanin-emekcileri-emeklileri-solen-demokrasisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sendikanın İsa’sı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sendikanin-isasi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sendikanin-isasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selehattin DUMAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Aug 2022 07:23:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[işçi]]></category>
		<category><![CDATA[işveren]]></category>
		<category><![CDATA[Sendika]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18416</guid>

					<description><![CDATA[Asayı Musa ile başladık söze önce ki yazımızda… İnsanlık tarihi açısından en önemli figürlerden biri olan Musa Peygamber ve halkının imtihan süreçleri itaat nimet, isyan külfet açısından çok önemli olduğu için çokça anlatılmıştır bize. Allah itaat ettikleri sürece nimet vermiş ama onlar azdıkça azmış ve cezayı kendi eylemleriyle hatta ağızlarıyla hadi getir bakalım azabı demek suretiyle davet dahi etmişlerdir. Onlar azdıkça bela gelmiş Musa peygamberden dua istemişler ardından affedilmişler sonra tekrar azmışlar ve bel gelmiştir. Tekrar tekrar yaşanmış olan bu süreçten sonra Musa Peygamberin ardından ırkçı bir niteliğe bürünmüş bir din anlayışı üretmiş ve başta hahamlar olmak üzere katı bit toplum oluşturmuşlardır. İşte bu azgın topluma gönderilen İsa Peygamber azabın katılaştırdığı ruhları yumuşatmak üzere sürekli sevgiden bahsetmiş ve rahmet peygamberinin öncüsü olmuştur adeta.&#160;&#160;&#160;&#160; Tarih boyunca tüm fikir kurucuların, siyasi oluşumların, sivil kuruluşların temel bir kurucu mantalitesi / zihniyeti hep olagelmiştir. Ancak zamanla bu mantalite ya değişerek / dönüşerek ya da bozularak sürdürülebilmiştir. Modern zamanlarda sivil inisiyatiflerin kuruluş süreçleri akademik anlamda her ne kadar batı merkezli olarak ele alınıyor olsa da aslında başlangıç tarihleri itibariyle bu sivil yapıların temellerinin genel anlamda İslam toplumunun içinde farklı isimlerle olsa da var olduğunu görürüz. Sivil ya da siyasi oluşumların hemen tamamına yakınının da ya &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Asayı Musa ile başladık söze önce ki yazımızda…</p>



<p>İnsanlık tarihi açısından en önemli figürlerden biri olan Musa Peygamber ve halkının imtihan süreçleri itaat nimet, isyan külfet açısından çok önemli olduğu için çokça anlatılmıştır bize. Allah itaat ettikleri sürece nimet vermiş ama onlar azdıkça azmış ve cezayı kendi eylemleriyle hatta ağızlarıyla hadi getir bakalım azabı demek suretiyle davet dahi etmişlerdir. Onlar azdıkça bela gelmiş Musa peygamberden dua istemişler ardından affedilmişler sonra tekrar azmışlar ve bel gelmiştir. Tekrar tekrar yaşanmış olan bu süreçten sonra Musa Peygamberin ardından ırkçı bir niteliğe bürünmüş bir din anlayışı üretmiş ve başta hahamlar olmak üzere katı bit toplum oluşturmuşlardır. İşte bu azgın topluma gönderilen İsa Peygamber azabın katılaştırdığı ruhları yumuşatmak üzere sürekli sevgiden bahsetmiş ve rahmet peygamberinin öncüsü olmuştur adeta.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Tarih boyunca tüm fikir kurucuların, siyasi oluşumların, sivil kuruluşların temel bir kurucu mantalitesi / zihniyeti hep olagelmiştir. Ancak zamanla bu mantalite ya değişerek / dönüşerek ya da bozularak sürdürülebilmiştir. Modern zamanlarda sivil inisiyatiflerin kuruluş süreçleri akademik anlamda her ne kadar batı merkezli olarak ele alınıyor olsa da aslında başlangıç tarihleri itibariyle bu sivil yapıların temellerinin genel anlamda İslam toplumunun içinde farklı isimlerle olsa da var olduğunu görürüz. Sivil ya da siyasi oluşumların hemen tamamına yakınının da ya ideolojik bir temeli ya da inanç boyutu olagelmiştir. Vakıf denince akla İslam Medeniyeti gelirse siyasi parti ya da sendika dediğimizde akla Batı dünyası gelir. Sivil eylemlerin öbekleşmesi süreci işçiler ve özgürlük mücadelesi bağlamında başlamış ve günümüze kadar bu minvalde gelmiştir.</p>



<p>Öbek olmanın kendine has yarar getirici ve girift ilişkiler süreçlerini normal ilişkilerden farklı bir boyuta taşıdığı da bir gerçek. Daha düne kadar ben de sizin gibi bir insandım diyen muhtarın psikolojisi ulaştığı makama ilk adımının akabinde tezahür etmişti. Bugünün başkanları ya da genel başkanları hangi sendika ya da sivil örgüt için olursa olsun dünün sıradanlarıydı. Ama ne hikmetse bunu hem kendileri hem de üyeler kolayca unutabiliyor ve o makamla özdeşleşen bir ruhani teslim tesellüm süreci başlatılıyor. İradesini bir üst makama teslim edenlerin yeni ve farklı bir fikir üretme ihtimalleri ortadan kalktığı gibi bu ruhani adanmışlık sebebiyle şahsiyetinin törpülemiş alt kesimin yok sayılmasının önü de açılmış oluyor. Yok sayılmanın ise beraberken fikrine itibar etmeme ayrılık sürecinde ise varlığına tahammül edememeye evirilmesi an meselesidir.</p>



<p>İşte tam da burada merhametsiz, anlayışsız ve gaddar söz sahiplerinin katılaşmış ruh hallerinin bir neticesi olarak örgütte kavgalar başlar. Bu kavgalar sağ kesimde daha sessiz ve derin yaşanırken sol kesimde yumruklu sandalye atmalı şekillerde tezahür eder. Önceki nezaketten eser kalmayınca kopmalar ya da yeni oluşumlar kaçınılmaz hale gelir. Gelinen noktada artık kavga sıradanlaşmış ve karşılıklı suçlamalar ve bazen iftiralarla karalamalar başlamış olur ki işte o örgütte kardeşlik ya da yoldaşlık parçalanmaya doğru istikamet almış demektir. Kimse iktidar olduğuna ya da teşkilatın büyüklüğüne aldanmamalıdır çünkü her bir oluşumun karşılık bulabileceği bir kitle hep var olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Bu parçalanmayı sadece ve sadece arada oluşmuş kin, öfke ve konum / kazanım muhafazakârlığının terk edilmesi ile mümkün olacağını ise neredeyse herkes bilir ama kimse vaz geçemez.</p>



<p>Onun için katılaşmış olan hahamlar taifesinin dine verdiği zarara rağmen Hz İsa’nın karşısında sadece onlar yer almamış küçük kırıntılardan nasiplenenler de bu yolda helake uğramışlardır. Kazananlar sadece İsa’nın yolunu izleyenler olmuştur. Yani sevgi ve barış kazanmıştır. Ta ki onlar da istikametten sapıp öncekilerin sapkın inançlarını dine karıştırıp dini ve ruhbanlığı katılaştırıncaya kadar. Onlar öncekileri aratmamış ve kendi dindaşlarını sadece güçlü devlete ihbar ile yetinmemiş sahip oldukları güçle kardeşlerinin katletmişlerdir. Bundan dolayıdır ki yeniden bir peygamber gelip yeniden ve rahmet merkezinde adalet ve sağlam inancı ikame edinceye kadar.</p>



<p>Büyük teşkilatların kuruluş gayeleri ve değerlerine dönük olarak aslına rücu etmesi / ettirilmesi o kadar kolay olmayabilir. Sadece söz hakkına sahip olanlar, öndekiler kendi eski yaşadıklarını bir hatırlayabilse ya da özelde veya genele yönelik konuşmalarını bir dinleyebilseler belki biraz daha kolay olabilir bu. Yolun başında ki düşüncelerinin bugün neresinde olduğuna bakıverseler belki de dışarıdan bir uyarıya bile gerek kalmayacak belki ama heyhat. Kimse artık olmadığı yerden bakamayacak ve bu kavga tarih boyunca olduğu gibi sürüp gidecektir. Kendinden öncekinin yapmak için çok çaba sarf ettiği şeylerin neredeyse hiç birinin gerçekleşmediğini, vesayet altına almak istenen iradenin reaktif hale geldiği ve artık kırgınlıklarla değil elleri havaya beraber kaldırmakla teşkilatların büyümeye devam edeceği unutulmamalıdır.</p>



<p>Su akarken kocaman ağzından doldurduğunuz testinizi alt tarafta açılan küçücük bir delik boşaltır bizce. Her ne kadar havuz sorularını iyi biliyor olsanız da her sorunun cevabı matematikte olmayabilir. Sosyolojik olaylar ve yapılar bireylerin psikolojik yapılarıyla çok alakalıdır. Ve psikoloji her zaman beklenen cevabı vermez matematik gibi Onun formülü yok çünkü. Ama sertliğin, katılığın ve ötelemelerin devam ettiği örgütler, kurumlar ya yıkılır ya da orada bu duyguları egemen kılanlar yıkılır.</p>



<p>Son söz yerine. Her yerde ve her zaman ihtiyacımız olan şey sevgi ve barıştır. Hem de herkes için. Rahmettir en büyük muhtaç olduğumuz his. O zaman sendikaya ne lazım diye sorarsanız cevaplayalım. Sendikaya bir İsa lazım. Soralım o zaman. </p>



<p>Sendikanın İsa’sı nerede?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sendikanin-isasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sendika Asası</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sendika-asasi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sendika-asasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selehattin DUMAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Aug 2022 13:15:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[İşçi]]></category>
		<category><![CDATA[Sendika]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18399</guid>

					<description><![CDATA[Tarih boyunca asanın anıldığı en mühim karakter olan Hz. Musa’nın elinde olan şeyin ne olduğu ve taşıma sebebi sorulduğunda verdiği cevap önemli. ‘’ Nedir o sağ elinde ki ey Musa? O benim asamdır. Ona dayanırım, onunla koyunlarım için yaprak silkelerim ve ona başkaca ihtiyaçlarımda var. ’’ Büyük çoğunluk müfessir bu başkaca ihtiyaçların yolda yürürken ya da çobanlık ederken koyunlarına vahşi hayvan saldırısı olursa onunla kendimi korurum demiş olabilir der. Burada asanın üç şeye yaradığını görürüz. Dayanma yani destek alma, tabisi olanları menfaatlendirme ya da saldırılar karşısında korunma. Bu hem siyasette hem sivil toplumda epeyce bir süredir kendi adına ve rakiplerine karşı bir alan kazanma yöntemi olma özelliği olarak hayatımızda var olmaya başlamıştır. Siyaset ya da sivil toplum örgütleri tam da dik durabilmek için bu Asa ’ya yani mensuplarına dayanma ihtiyacını doğurmuştur. Yine yani siyasi yapıların ve sivil toplum örgütlerinin özellikle en başında olanlar ama orada kalmayıp en alt temsilciliklere varıncaya kadar her bir başkan ya da sorunlunun dayanma, dik durma ihtiyacına cevap veren üyeler, müntesipler. Bunlara duyulan ihtiyaç var olmakla ilgilidir ve karşılıklı var olmanın teminatı da ya menfaat paylaşımına ya da muhafazakârlığa dayanır. Muhafazakâr olmayı iyi bir şey sanan saf kardeşlerimize ifade edelim ki hiçbir peygamber muhafazakâr değildi. Onların &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Tarih boyunca asanın anıldığı en mühim karakter olan Hz. Musa’nın elinde olan şeyin ne olduğu ve taşıma sebebi sorulduğunda verdiği cevap önemli. ‘’ Nedir o sağ elinde ki ey Musa? O benim asamdır. Ona dayanırım, onunla koyunlarım için yaprak silkelerim ve ona başkaca ihtiyaçlarımda var. ’’ Büyük çoğunluk müfessir bu başkaca ihtiyaçların yolda yürürken ya da çobanlık ederken koyunlarına vahşi hayvan saldırısı olursa onunla kendimi korurum demiş olabilir der. Burada asanın üç şeye yaradığını görürüz. Dayanma yani destek alma, tabisi olanları menfaatlendirme ya da saldırılar karşısında korunma.</p>



<p>Bu hem siyasette hem sivil toplumda epeyce bir süredir kendi adına ve rakiplerine karşı bir alan kazanma yöntemi olma özelliği olarak hayatımızda var olmaya başlamıştır. Siyaset ya da sivil toplum örgütleri tam da dik durabilmek için bu Asa ’ya yani mensuplarına dayanma ihtiyacını doğurmuştur. Yine yani siyasi yapıların ve sivil toplum örgütlerinin özellikle en başında olanlar ama orada kalmayıp en alt temsilciliklere varıncaya kadar her bir başkan ya da sorunlunun dayanma, dik durma ihtiyacına cevap veren üyeler, müntesipler. Bunlara duyulan ihtiyaç var olmakla ilgilidir ve karşılıklı var olmanın teminatı da ya menfaat paylaşımına ya da muhafazakârlığa dayanır. Muhafazakâr olmayı iyi bir şey sanan saf kardeşlerimize ifade edelim ki hiçbir peygamber muhafazakâr değildi. Onların hepsi birer devrimciydi.</p>



<p>Muhafazakâr kavramını özellikle milli ve manevi duyguları koruyanlar şeklinde anlayanları uyandırmaya kırk yıl çaba harcamış Erbakan bile muvaffak olamamıştır. O bu konuda şuuru en açık olanımızdı siyaset yaptığı elli yıl boyunca. Muhafazakârlık sadece devam eden menfaatlerin korunması anlamındadır ki asıl sorunda burada çıkıyor. Başkanlığı bir defa ele alanın bırakmamak için kendi başkanlığını korumasıdır muhafazakârlık. Ya da grupsal olarak ele geçirilen konumlar, menfaatler ve gücün yerli yerinde kalması tam da bu dayanma meselesi ile alakalıdır ki genellikle tüm üyeler bu bilinçle şekillendirilir. Kimse başkana itiraz edemez çünkü menfaatlerin, makamların ve gücün doğru (?) bir biçimde dağıtılması önemlidir.</p>



<p>O asayla koyunlarına / müntesiplerine / üyelerine yaprak, maaş, makam mevki ve menfaat silkeleyebilmelidir. Bu asa güya demokratik ülkelerde ya da demokratik yapılarda bir yandan da Demokles’in kılıcı gibi tepede sallandırılır. Herkes ayağını denk alır. Almazsa sonucuna katlanır. İsmi şanı şerefi iki paralık edilir de artık bir daha sesi çıkmaz hale gelir. Ama dağıtıcının verme eylemi kesilmez. Miktar belki azalır ama tamamen de kesilmez. İşin ilginç yanı menfaat paylaşımı olsun olmasın artık mensubiyetin gereği midir yoksa şahsiyetin gelişiminde ki geri kalmışlık mıdır her bir üye neredeyse başkanda, temsilcide fena bulur ve kendi benliğini bir kenara bırakır ki kendisinden aslında beklenen tam da budur.</p>



<p>Kendi varlığını borçlu olduğu üyeyi, müntesibi bunun tam aksine inandıran lider bulunduğu yeri en az kendisi kadar o ilkelere bağlı olduğunu bildiği bir sonraki kişiye bırakmamak için adeta içinden bir canavar çıkarır ve başlar zulmetmeye. Başlarda sert muameleye muhabbet ve dava endişesiyle sessiz kalanlar işin çığırından çıktığını bazen anlamaz bazen de benimsemek suretiyle liderde ya da temsilcide bir Stockholm Sendromu ile derin bir bağ kurar ve aklını ruhunu kiraya vermek suretiyle alçaldıkça alçalır. Artık yanlış ile doğrunun adresi de kaybolmuştur ve düzen yıkılmadıkça düzelme ihtimali de kalmaz. Öncü olan kişi kendi güvenliğini sağlamak için vahşilerle mücadele etmemektedir kendisi vahşileşerek kendisini var edenleri parçalamaya başlamıştı.</p>



<p>Türkiye’de siyaset ya da sivil toplum örgütlerinin serencamı maalesef bundan ibarettir. Ancak bu ne sağda ne de solda değişiklik arz etmemektedir. Çünkü her bir kesim aynı toprağın, aynı eğitim formatının ürünüdür ve farklılık belemek neredeyse imkânsızdır. Sendikacılık çok alışkın olduğumuz bir şey değildi. Vakıfçılık bir nebze olsun vardı ama o da menfaat devşirme ya da paylaşma / paylaştırma yeri değildi. Onun için pek çatışma da olmuyordu. N e zaman ki dünyanın ve dünyalığın tadına vardık sırf kendi korunmamız için harcamayacağımız yoldaşımız kalmadı. Yapmayacağımız çirkeflik kalmadı ve bir hizmet odağı olması gereken sendikal yapımız büyük bir ahlaki çöküşle kavga meydanına ve düşmanlıkların doğmasına / doğurulmasına zemin yapıldı.</p>



<p>Benim yanımda değilsen kötüsün, hainsin, ahlaksızsın hatta belki de arsız ve dahi hırsızsın demek suretiyle varlığımız muhafazaya çalışırken Hz. Musa’nın korunduğu vahşi hayvan saldırılarının bir benzerini kendi tarafımızdan karşıya yönelterek bir mücadele yürüttük. Asa’yı Musa bir rahmet vesilesi iken bizim elimizde ki makam, mevki, ya da sendikal güç ve korunmayı temsil eden asamız tam bir zulmet aracına dönüştü. Dava adam harcama, dövme ya da itibarsızlaştırma davası olup çıkıverdi. Adam olmaktan bihaber insanların dava adamlığı edebiyatı yaptığı bir zeminde kalakaldık. Bir de bağlı olduğumuzu söylediğimiz yolun öncülerini istismar etmeseydik en azında kemiklerinin sızlamasına katlanabilecek olan o değerlerin kemiklerini un ufak etmezdik galiba.</p>



<p>Bizim sendikamız ilkeler sendikasıydı. Hadi ilkeleri sayalım mı? Dürüstlük. Ama gereği kadara dönüşen ilkemiz.</p>



<p>Bizim sendikamız değerlerler sendikasıydı. Hadi değerleri sayalım mı? Manevi prensiplere bağlılık. Ama maddi kazançlarımız için yapacağımız mücadeleden arta kalan zaman ve zeminde.</p>



<p>Sadakat mi? Önce kendimize sonra yanımızda kine sonra da sıra gelirse kurumumuza ya da örgütümüze.</p>



<p>Artık savunduğu ilkeleri kendi elleriyle yaptığı helvadan putu yiyenler dediklerimize ne kadar da benzemişiz. Kendi helvadan putlarımızın başında Sendika Asa’sı geliyor galiba. Sendika Asa’sı başlarda birlik içerisinde zulme karşı durulmak üzere ortaya çıkmıştı şimdi zulmü üretmek, sürdürmek için istihdam ediliyor. Kendi rakibine iftira atanlar da, kendi üyesine sövenlerde hep aynı teraneden bahsediyor.</p>



<p>Dava…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sendika-asasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
