<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Selefilik &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/selefilik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 08 Dec 2020 14:19:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Selefilik &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Siz, Selefiliğin Hangi Kolundansınız?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/siz-selefiligin-hangi-kolundansiniz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/siz-selefiligin-hangi-kolundansiniz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beşir İSLAMOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Dec 2020 08:17:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[selefi]]></category>
		<category><![CDATA[Selefilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16346</guid>

					<description><![CDATA[Bugünkü makalemizi selefiliğe ayırdık; zira selefilik, başlangıçta tüm Müslümanların temel referansı iken, bugün neredeyse herkesin adından bile korktuğu bir örgüt haline gelmiştir. Geçen gün bir tv’de ispiyoncunun biri, fikirlerini beğenmediği Müslümanları “selefilik” ile suçlayarak kendi saçmalıklarını örtmeye çalışıyordu. Halbuki selefiliğe en çok uyan kendi düşüncelerdir. Şimdi bakalım bu selefilik nedir, kimler selefidir?Kelime olarak ilkler, önce gelenler, önde olanlar anlamına gelen selef, İlim ve fazilet açısından Müslümanların ilkleri ve önderleri sayılan sahabe ve tabiin için kullanılan bir kavramdır. Selefin ilim ve fazilet olarak üstün kabul edilmesi, şu hadise/rivayete dayandırılmaktadır:“Ümmetimin en hayırlısı benim döneminde yaşayanlardır. Sonra onların ardından gelenler, sonra da onları takip edenlerdir.” Bu rivayetin sıhhati bir yana, elbette Resulullah as ile birlikte yaşayan ve her gün vahiyle hemdem olan Müslümanlar, dini en doğru anlayan ve yaşayan kimseler olmuşlardır; ancak Resulullah’ın vefatından sonra yaşayanlar için aynı kanaati sürdürmek pek mümkün görünmemektedir; zira tarih, Nebi as sonrası yaşanan fecaatı gözler önüne sermektedir. Bilindiği gibi, Nebi as sonrası Müslümanlar başta hilafet/siyaset olmak üzere, irtidat olayları, kader konusu, büyük günah işleyenlerin durumu, akıl ve nakil sorunu, Kur’an’ın mahluk olup olmadığı konusu gibi pek çok konuda karşı karşıya geldiler, bölündüler, parçalandılar. Hatta Cemel ve Sıffin adıyla bilinen iç savaşlar ve Harre, Kerbela gibi katliamlar yaşadılar. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bugünkü makalemizi selefiliğe ayırdık; zira selefilik, başlangıçta tüm Müslümanların temel referansı iken, bugün neredeyse herkesin adından bile korktuğu bir örgüt haline gelmiştir. Geçen gün bir tv’de ispiyoncunun biri, fikirlerini beğenmediği Müslümanları “selefilik” ile suçlayarak kendi saçmalıklarını örtmeye çalışıyordu. Halbuki selefiliğe en çok uyan kendi düşüncelerdir.</p>



<p>Şimdi bakalım bu selefilik nedir, kimler selefidir?<br>Kelime olarak ilkler, önce gelenler, önde olanlar anlamına gelen selef, İlim ve fazilet açısından Müslümanların ilkleri ve önderleri sayılan sahabe ve tabiin için kullanılan bir kavramdır.</p>



<p>Selefin ilim ve fazilet olarak üstün kabul edilmesi, şu hadise/rivayete dayandırılmaktadır:<br>“Ümmetimin en hayırlısı benim döneminde yaşayanlardır. Sonra onların ardından gelenler, sonra da onları takip edenlerdir.”</p>



<p>Bu rivayetin sıhhati bir yana, elbette Resulullah as ile birlikte yaşayan ve her gün vahiyle hemdem olan Müslümanlar, dini en doğru anlayan ve yaşayan kimseler olmuşlardır; ancak Resulullah’ın vefatından sonra yaşayanlar için aynı kanaati sürdürmek pek mümkün görünmemektedir; zira tarih, Nebi as sonrası yaşanan fecaatı gözler önüne sermektedir.</p>



<p>Bilindiği gibi, Nebi as sonrası Müslümanlar başta hilafet/siyaset olmak üzere, irtidat olayları, kader konusu, büyük günah işleyenlerin durumu, akıl ve nakil sorunu, Kur’an’ın mahluk olup olmadığı konusu gibi pek çok konuda karşı karşıya geldiler, bölündüler, parçalandılar. Hatta Cemel ve Sıffin adıyla bilinen iç savaşlar ve Harre, Kerbela gibi katliamlar yaşadılar.</p>



<p>Bu iç savaş ve karışıklıklardan dolayı Müslümanlar sığınacak bir kale aradılar ve haklı olarak “ilk kurucular” diyebileceğimiz sahabe ve tabiine (selefilere) sığındılar. Onların görüş ve inançlarına bağlanarak işin içinden çıkmaya çalıştılar.</p>



<p>Şimdi bakalım! On iki asır geçmesine rağmen halen güncelliğini koruyan bu Selefiliğin temel argümanları nedir ve kimler selefidir?<br>Selefilik; Kur’an ve hadisle birlikte, sahabe, tabiin ve hatta tebe-i tabiinin söz ve davranışlarına kutsiyet atfeden, nassı dokunulmaz kılan, nakli/rivayetleri temel referans kabul eden, akıl, tevil ve tenkite yer vermeyen kapalı bir düşünce biçimidir.</p>



<p>Selefilere göre “din asardan ibarettir.” Yani ilk kurucuların anladığı ilimdir. Bu da tamamen “isnad” yoluyla öğrenilir. İlk üç nesilden gelmeyen bilgiler ilim olarak kabul edilemez. Dolayısıyla onların öğrettiklerini muhafaza etmek, aykırı olan düşünceleri (mesela, Ebu Hanife’nin metodu olan akla ve reye dayalı metodunu) bid’at kabul ederek red etmek onlara göre dinin gereğidir.</p>



<p>Selefiliği sistemli bir ekol/mezhep haline getiren Ahmed b. Hanbel’dir. Dolayısıyla selefi olmak, bir anlamda “Hanbeli” olmaktır. Hanbelilerin temel referansı ise, “hadis” adı altında gelen rivayetlerdir. Onun için kendilerine ayrıca “Ehl-i hadis” adını vermektedirler.</p>



<p>Ahmet b. Hanbel’e göre din, ancak Selefe/ilklere bağlı kalınarak doğru yaşanabilir. Dolayısıyla o, ilmini hadislere/rivayetlere dayandırarak, aklın ve kıyasın kullanılmasına karşı çıkarak, Mu‘tezile kelamcılarıyla mücadele ederek, Kur’an’ın yaratılmadığını ve ezeli olduğunu savunarak, bunun için işkencelere maruz kalarak kendisinden sonraki Ehl-i hadis için model ve selef düşüncesinin öncüsü olmuştur.</p>



<p>Selefiliğin ikinci öncüsü, tarihe ismini eserleriyle yazan İbn Teymiyye’dir. O da Ahmed b. Hanbel’in takipçisi olmakla beraber -konjonktür gereği- yeni bir selefi paradigma hayata kazandırmaya çalışmıştır.<br>İbn Teymiyye (ö.1328), öğrencisi İbn Kayyim el-Cevziyye (ö.1350) ile birlikte, Haçlı seferleri ve Moğol istilâsı etkilerinin görüldüğü bir dönemde, Müslümanların inancını ve birliğini güçlendirmek amacıyla Kur’an ve Sünnet çerçevesinde kısmen de olsa akılcılığa yer vererek, tevhit ve şirk konusunda titiz davranarak, vahdet-i vücut ve “enelhak” felsefesini tenkit ederek ve bid‘at ve hurafelere karşı sert eleştirileriler getirerek yeni bir selef anlayışı geliştirdiler.</p>



<p>Selefiliğin üçüncü öncüsü de “vehhabilik” felsefesinin kurucusu kabul edilen Muhammed b. Abdulvehhab’dır. (ö.1792)<br>M. b. A. Vehhab, İbn Teymiyye’nin eserlerinin etkisinde kalarak tevhit ve şirk konularına önem veren, bid’at ve hurafelere karşı çıkan, özellikle kabirlere gösterilen ihtimam/hürmet/kutsiyet konusunda çok titiz davranan, tasavvufun bütün argümanlarına karşı çıkan, şeyhlerin ve evliyanın (!) ruhlarından yardım dilemeyi küfür sayan ve aynı zamanda siyasal alanda da mücadele veren devrimci/selefi bir semboldür.</p>



<p>Bilindiği gibi, ortaya çıkan fikir ve tezler zaman içerisinde değişim ve dönüşüme uğramaktadır. Selefilik de tarihi süreç içerisinde –kaynak değişmese de- sürekli kabuk değiştirmiş, farklı fikirlere kaymış, gruplara bölünmüş, hatta kimilerinde ideolojik bir harekete dönüşmüş ve Selefe/ilklere bağlılık sözde kalmıştır.</p>



<p>Bugün dönüp baktığınızda, halen selefin yolunda olduğunu iddia eden onlarca ekol/cemaat/grup görürsünüz. Gerçekten bunlar selefin (sahabe-tabiin) yolunda mı? Kabul edelim ki selefin yolundadırlar; peki, sahabe ve tabiinin fikir ve metotları homojen bir yapıda mıydı?<br>Mesela, sahabeden “Abdullah b. Abbas ile Abdullah b. Ömer, Hz. Aişe ile Ebu Hureyre; tabiinden Hasan-ı Basri ile İ. Zuhri ilimde aynı fikir ve metoda mı sahipti” diyebilir miyiz? Tabiinden sonra gelen kuşaklarda zaten fikir ve metotlar iyice ayrışmış ve mezheplere bölünmüşlerdi.</p>



<p>Bu açıklamalardan sonra, şimdi günümüzde, sahabe ve tabiinin (selefilerin) yolunda olduğunu iddia edenlere soralım; siz hangi selefi gruba aitsiniz?</p>



<p>Tasavvuf-tarikat-mezhep bünyesinde varlığını sürdüren Selefî cemaatlerden misiniz, yoksa “ıslah ve tecdit” adıyla başlayan siyasal ve radikal selefi örgütlerden misiniz?<br>Selefi grupları daha çoğaltarak soralım:<br>İlk kurucusu olan Ahmed b. Hanbel’in Hanbeli selefiliğine mi?<br>İbni Teymiyye’nin, akidevi ilkeler üzerine geliştirdiği selefiliğe mi?<br>Abdulvehhab’ın siyasal devrimci felsefesi üzerine kurulmuş selefeliğe mi?<br>Suud’un önderliğinde kurulan “Rabıta” selefiliğine mi?</p>



<p>19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ortaya çıkarılan Muhammed Abduh’un “ıslah ve tecdit” adıyla başlayan radikal selefiliğine mi?<br>Hassan el-Benna’nın ihvan teşkilatına kaynaklık eden selefiliğine mi?<br>Pakistanlı Mevdudi’nin, siyasal Cemaat-ı İslami’sini üzerine inşa ettiği selefiliğe mi?<br>Harici paradigmayla yola çıkan şiddet yanlısı (cihad, tekfir, en-Nusra, el-kaide, Işid, Deaş, Boko Haram vd.) örgütlere kaynaklık eden selefiliğe mi?<br>Hadis merkezli din anlayışına sahip “ehl-i hadis”in kaynak kabul ettiği selefiliğe mi?<br>Mezhep merkezli fıkıh anlayışına sahip selefi “ehl-i sünnet” blokuna mı?<br>Ehl-i Beyt, imamet ve mehdiyeti esas alan şii selefiliğin felsefesine mi?<br>Temeli sahabe, arif ve evliyaya (!) dayanan, eşitli inançlardan etkilenen, mistisizme kapı aralayan ve Anadolu’nun hoşgörü kültürü ile yoğrulan selefiliğe mi aitsiniz?</p>



<p>Sahiden hangi selefi ekole aitsiniz? Yoksa selefilik terörle anıldığı için vaz mı geçtiniz? Evet, ne yazık ki başlangıçta her grup, selef yolunda olduğunu iddia ederken, bugün gruplar (cübbeli-cübbesiz, sakallı-sakalsız) birbirlerini “selefi” olmakla suçlamaktadırlar. Bu durum, samimiyetsizliğin ve ikiyüzlülüğün daniskasıdır.</p>



<p>Öyle ise, gelin –başkalarını değil- Allah’ın kitabı olan Kur’an’ı ve onu pratiğe dönüştüren elçisinin yolunu aklımızı kullanarak doğru anlamaya çalışalım. Tarihten/müktesabattan yararlanalım, ders alalım; ama tarihe saplanıp kalmayalım. Bütün konuları çağın aydınlığında çözmeye çalışalım ve çağın idrakine sunalım.</p>



<p>Makalemizin uzandığının farkındayım; lakin konu geniş olduğundan ancak bu kadar kısaltabildim. Okuyucuların hoşgörüsüne…</p>



<p>Selam ve muhabbetlerimle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/siz-selefiligin-hangi-kolundansiniz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Selef mi Selefîlik mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/selef-mi-selefilik-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/selef-mi-selefilik-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hilmi Demir]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Sep 2020 12:28:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Selefilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15812</guid>

					<description><![CDATA[Etimolojik benzerlik, her zaman anlam benzerliğine yol açmaz. İşte Selefi ile Selefîlik de böyledir. Selef kelimesi, Hazreti Peygamber sonrası oluşan üç asrı ifade eder. Ancak Muhammed b. Abudulvehhab, teolojik argümanlarla halkı Osmanlıya karşı isyana teşvik etti. Bu argümanlarının da “Selef’in itikadı”na dayandığını iddia etti. Selef ve Selefîlik kavramları üzerinde tam bir kafa karışıklığı bulunmaktadır. Bu karışıklığın nedeni; bazen cehaletten, bazen akademi dünyasındaki dikkatsizlikten kaynaklanıyor. Selefîliği meşrulaştırmak için yapılan yorumlarda bu durumu besliyor. Etimolojik benzerlik, her zaman anlam benzerliğine yol açmaz. Bunun en güzel örneği, Kur’an ile Kur’aniyyûn kavramları arasındaki farktır. Kur’an ilahi bir kitap olmasına karşı, Kur’aniyyûn dinde Kur’an dışında hiçbir kaynak kabul etmeyen ve Hazreti Peygamber’in hadislerini inkâr eden akımın adıdır. Kur’an 14 asırlık bir kitap olduğu hâlde, Kur’aniyyûn akımı 20. yüzyıla aittir. İşte Selefi ile Selefîlik de böyledir. Selef kelimesi, etimolojik olarak öncekiler anlamına gelir. Teknik olarak da Hazreti Peygamber sonrası Sahabe, Tabiûn (Sahabeyi görenler) ve Tebeu’t-tâbiîn’den (Tabiûnu görenler) oluşan üç asrı ifade eder. Dolayısıyla “Selef” kelimesi üç asra gönderme yapan bir terimdir. Bu terimin kazandığı bir diğer anlam ise bu üç asır içinde özellikle Ebu Hanife hazretlerinin “Ehli Rey” olarak bilinen ekolüne karşı “nakilci din” yorumunu savunanlar anlamındadır. Bu anlamıyla “Selef” bazen &#8220;Ehli Eser&#8221;, bazen de &#8220;Ehli &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em><strong>Etimolojik benzerlik, her zaman anlam benzerliğine yol açmaz. İşte Selefi ile Selefîlik de böyledir. Selef kelimesi, Hazreti Peygamber sonrası oluşan üç asrı ifade eder. Ancak Muhammed b. Abudulvehhab, teolojik argümanlarla halkı Osmanlıya karşı isyana teşvik etti. Bu argümanlarının da “Selef’in itikadı”na dayandığını iddia etti.</strong></em></p>



<p>Selef ve Selefîlik kavramları üzerinde tam bir kafa karışıklığı bulunmaktadır. Bu karışıklığın nedeni; bazen cehaletten, bazen akademi dünyasındaki dikkatsizlikten kaynaklanıyor. Selefîliği meşrulaştırmak için yapılan yorumlarda bu durumu besliyor. Etimolojik benzerlik, her zaman anlam benzerliğine yol açmaz. Bunun en güzel örneği, Kur’an ile Kur’aniyyûn kavramları arasındaki farktır. Kur’an ilahi bir kitap olmasına karşı, Kur’aniyyûn dinde Kur’an dışında hiçbir kaynak kabul etmeyen ve Hazreti Peygamber’in hadislerini inkâr eden akımın adıdır. Kur’an 14 asırlık bir kitap olduğu hâlde, Kur’aniyyûn akımı 20. yüzyıla aittir.</p>



<p>İşte Selefi ile Selefîlik de böyledir. Selef kelimesi, etimolojik olarak öncekiler anlamına gelir. Teknik olarak da Hazreti Peygamber sonrası Sahabe, Tabiûn (Sahabeyi görenler) ve Tebeu’t-tâbiîn’den (Tabiûnu görenler) oluşan üç asrı ifade eder. Dolayısıyla “Selef” kelimesi üç asra gönderme yapan bir terimdir. Bu terimin kazandığı bir diğer anlam ise bu üç asır içinde özellikle Ebu Hanife hazretlerinin “Ehli Rey” olarak bilinen ekolüne karşı “nakilci din” yorumunu savunanlar anlamındadır. Bu anlamıyla “Selef” bazen &#8220;Ehli Eser&#8221;, bazen de &#8220;Ehli Hadis&#8221; olarak bilinir. Hatta Ehli Sünnet kelimesi bile bu dar anlamıyla, Ehli Hadisi ifade etmek için kullanılıyordu. Dolayısıyla aslında bu anlam kelimenin ilk anlamından daha dar bir anlama sahiptir.</p>



<p>“Selef” kelimesi aslında özellikle Hicri 2. yüzyıldan itibaren dar anlamıyla Ehli Rey’i dışarıda tutan ve dini anlamda daha çok nakli, rivayeti esas alan ve aklî yorumu dışarıda tutan Ehli Hadis zihniyeti için kullanılıyordu.&nbsp; Burada özellikle bir hususa dikkat etmek gerekiyor. Ebu Hanife’nin şahsında öne çıkan ama aslında Irak ekolü olarak bilinen Ehli Rey ile Ehli Hadis arasındaki temel fark, hadisleri kabul edip veya etmemek değil hadisleri anlama biçimidir. Bu anlamıyla Ehli Rey, Hazreti Peygamber’den gelen hadisleri inkâr ediyor değildir. Hadisleri ele alma, yorumlama biçimi farklıdır. Bu sebeple bazı müellifler Hanefîler’in ahad haberle amel konusunda getirdiği şartların, Hazreti Peygamber’in sünnet ve hadisine yönelik aşırı hassasiyetlerinden kaynaklandığını ifade eder.</p>



<p><strong>İKİ YOLUN FARKI</strong></p>



<p>Ehli Hadis ile Ehli Rey arasındaki bir diğer önemli fark, özellikle itikâdî konularda aklî delillere başvurulup başvurulmamasıyla ilgilidir. Söz gelimi; Kur’an ve hadislerde Allah hakkında insanî özellikler çağrıştıran el, göz, inmek, gelmek gibi bazı sıfatlardan bahsedilmektedir. Bu sıfatlar kelamcılarca yoruma tabi tutulurken, Ehli Hadis bunları hiçbir yoruma tabi tutmadan olduğu gibi kabul etmek gerektiğini savunur.</p>



<p>İlk dönemde Malik b. Enes (v.h.179) gibi hadis âlimleri varken daha sonra bu ekolün önemli temsilcisi olarak Ahmed b. Hanbel’in (v.h.241), görüldüğüne şahit oluruz. Ehli hadis, “selefin yolu” (mezhebü’s-selef, tariku’s-selef, minhacü’s-selef) şeklinde isimlerle anılır olmuştur. Bu ifadeler sonra da meşhur olarak İmam Gazali ve Fahreddin Razi hazretlerinin eserlerine girmiştir. Fakat bunlar hiçbir biçimde literatürde, fıkhî veya kelâmî bir mezhep olarak anılmamışlardır…</p>



<p>Ayrıca İslamın ana yorumu; Ehli Rey üzerinden ilerleyerek, Ebu Hanife, İmamı Malik, İmamı Şafi ve daha sonra da oldukça geç dönemde Hanbelilik şeklinde fıkıh ekolleri teşekkül etmiştir. Kelamda da İmam Eş’ari ve İmam Matüridi şeklinde iki ana akım akaid alanını kapatmıştır, diyebiliriz.</p>



<p>Görüldüğü gibi buradaki Selef ifadesi, belirli konularla sınırlı olup oldukça dar alanda kalmıştır. Hatta kelamcılarla Selefîlerin arasındaki ihtilafları üç meselede toplamak mümkündür: 1. Allah’ı insana benzeten sıfatlar (eli, göz, inmek, gelmek) tevil edilemez, 2. Ameller imana dâhildir 3. Dini konularda tartışmak yasaktır, ilmi kelam ile meşgul olmak bidattir.</p>



<p><strong>EHL-İ SÜNNET TABİRİNİN BAŞLANGICI</strong></p>



<p>İslam tarihinin gidişine baktığımızda bu üç konunun da 19. yüzyıla kadar çok itibar görmediği açıktır. Hiçbir mezhepler tarihi eserinde “Selef” ayrı bir ekol ve mezhep olarak anılmamıştır. Özellikle 10. yüzyıldan itibaren artık Ebû Ca’fer et-Tahâvî’nin (ö.933) eserinde gördüğümüz gibi Ehli Sünnet ifadesi, Ebu Hanife’nin itikâdî görüşlerinin yolundan gidenler anlamında kullanılmaya başlanmıştır. İmam Mâtürîdî de hem tefsirinde hem de Kitâbu’t-Tevhîd’inde “Ehl-i sünnet” veya “Ehl-i sünnet ve’l-cemaat” ifadesini açıkça kullanmaya başlar. Özellikle Sultan Alparslan’ın Bağdad’ta inşa ettirdiği Nizamiye ve Azamiyye medreseleri ile birlikte Şafiilik ve Hanefilik, Ehli Sünnetin kurucu iki unsuru olarak öne çıkmıştır.</p>



<p>Moğol saldırıları sonrası da İslam dünyasında dış düşmana karşı birlik, Sünni mezhepler arasında ortak bir konsensüse kavuşur. Ekmeleddin el-Bâbertî (ö.1384), Ebû’l-Berekât en-Nesefî’nin Umdetü’l-akâid adlı eserine yazdığı şerhte Mâtürîdî’den “Hüdâ ilminin imamı” veya “Hidayetin önderi” Eş’arî’den de “Ehl-i sünnet’in reisi” olarak bahseder. Dolayısıyla artık Ehli Sünnet dendiğinde, Eş’ari ve Matüridilik anlaşılacaktır.</p>



<p><strong>SÖZDE ÖZE DÖNÜŞ!</strong></p>



<p>Tȃ ki Muhammed b. Abudulvehhab’ın örgütlediği Vehhâbî isyanı oluncaya kadar. Muhammed b. Abudulvehhab, birtakım teolojik argümanlarla halkı Osmanlıya karşı isyana teşvik etti. Bu argümanlarının da “Selef’in itikadı”na dayandığını iddia etti. Osmanlıda yaygın olan tasavvufun şirk ve İslam’da olmadığını, mevlid okutmanın haram olduğunu, kabir ve türbeleri ziyaretin şirk olduğunu, tevhidin aslının ubudiyet tevhidi olduğunu iddia etti. Dinde bir tür sözde öze dönüş hareketi başlatarak Kur’an ve sünnet adı altında geleneği tasfiye etmeye başladı. Özellikle kelama ve dolayısıyla Eş’arî, Mâtürîdî ve tasavvufi itikadına kökten karşı çıktı. Bu çıkış bir müddet sonra Bağdad’ta Hayreddin el-Âlûsîve yeğeni Mahmut Şükrü el-Âlûsî, Şam’da Abdurrezzak Bitar ve Cemaleddin Kâsımî, Kahire’de Muhammed Abduh ve Reşid Rıza tarafından karşılık buldu. Ve artık ciddi ciddi “es-Selefiyye” kavramı bazen bir düşünce hareketi bazen “selef”in yolu anlamında itikadi bir yol ve yöntem olarak anılmaya başladı.</p>



<p>Dolayısıyla İslâm’ın erken dönemlerinde Ehli hadis anlamında oldukça dar bir anlamda kullanılan “Selef” kelimesi, 19. yüzyılla birlikte daha geniş bir anlamda “es-Selefiyye” olarak kullanılmaya başlandı. İzmirli İsmail Hakkı yanlış ve hatalı biçimde bunu “Selef” ile eş anlamlı kabul ederek, Ehli Sünnetin bir fırkası olarak saydı. Fakat bu tasnif çok da kabul görmedi.</p>



<p>Zira Selefîliğin bir “sosyal hareket” mi ya da bir “zihniyet” mi olup olmadığı konusunda kafalar karışıktı. Çünkü Selefîlik kendi içinde Reşid Rıza gibi modernist eğilimler taşıyabiliyor ya da Muhammed b. Abudulvehhab gibi oldukça katı dini yorumlar içerebiliyordu.</p>



<p>19. yüzyılda Selefîliğin aslında çıkış itibariyle beş temel esası vardı:</p>



<ol class="wp-block-list"><li>Tasavvuf karşıtlığı,</li><li>Sünnî kelâmî mezhepleri (Eş’arilik ve Matüridi) bidat kabul etmesi,</li><li>Ameli imanın aslından sayması,</li><li>Üçlü tevhid ayrımı,</li><li>&#8220;Ameli şirk&#8221; ve &#8220;ameli küfr&#8221; kavramı.</li></ol>



<p>Bunlardan ilk üçü modernist Selefi eğilimlerde, ilk dördü tebliğci selefi eğilimlerde, beşi de radikal selefi eğilimlerde bulunur. Bunlar dışında ameli şirk ve küfür, tekfir, üçlü tevhit ayrımı, tağut, velȃ ve berȃ, demokrasinin küfür olması gibi birçok yeni tartışmalar Selefîlik içinde yer almaktadır. Bu tartışmaların hiçbiri bizim ilk başta ele aldığımız ve Ehli Hadis’i tanımlayan “Selef” kelimesinin içeriğinde bulunmamaktadır. Aslında Selefîlik, “Selef” de olmayan birçok tartışmayı, itikadı alana sokarak kelamcıları suçladığı bidatçiliğe düşmüştür.</p>



<p>Günümüzde Selefîlik, siyasi ve ideolojik devrimci bir hareket olarak görülmektedir. Selefîlik, Müslüman dünyasındaki düşünce krizlerinden faydalanarak birçok ülkeye kendisini birçok farklı biçimde klonlamayı başardı. Bugün bir Selefîlikten daha çok bir Selefîlik ağından bahsedebiliriz. Selefîlik misyoner bir teşkilat gibi gittiği ülkelerin rengini almakta ve farklı biçimlere girebilmektedir. Bu açıdan teolojik Selefîlik ile siyasi Selefîlik birbirine çokça karıştırılmaktadır.</p>



<p>İlahiyat fakültelerinde son zamanlarda Selefîlik konusunda birçok makale yayınlanmış ve birçoğunda Selefîliğin bir mezhep, fırka olarak anılamayacağı doğru biçimde ifade edilmeye başlanmıştır.</p>



<p>Fakat buna rağmen, maalesef İzmirlinin yanlış biçimde Selefîliği, Ehli Sünnet’in bir fırkası olarak ele aldığı tasnif; hem imam hatip kitaplarında hem ilahiyat fakültelerinde hem Diyanet İşleri Başkanlığı’nın İlmihali’nde yer almaktadır. Bu da aslında Eş’arîliği ve Mâtürîdîliği bir sapma gören, Tasavvufu şirk kabul eden, tekfirci radikal Selefîliğe ciddi bir meşruiyet kazandırmaktadır. Çünkü bu konuda bir eleştiri getirmeye başladığınızda, insanlar sizin önünüze “ama Diyanet bunu Ehli Sünnet’in bir kolu görüyor, imam hatip kitaplarında geçiyor” diyerek getiriyor. Diyanet tarafından DEAŞ ile ilgili yazılan kitapta DEAŞ’ın ideolojisi olarak gösterilen Selefîliğin, bu sefer ilmihalde Ehli Sünnet’in içinde bir fırka olarak anlatıldığını söylediğimizde, izahta zorluk çekiyoruz. Dolayısıyla Türkiye’de bir din politikası olmayınca, Selefîlik konusunda da herkes kafasına göre bir Selefîlik tasnifi yapıyor. Olan da hâliyle Anadolu’da tutunmaya çalışan “Ehli Sünnet”e oluyor.</p>



<p>Kaynak: tepav.org.tr</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/selef-mi-selefilik-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Medhalî Selefiyye Nedir ve Neyi Amaçlıyor?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/medhali-selefiyye-nedir-ve-neyi-amacliyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/medhali-selefiyye-nedir-ve-neyi-amacliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Ali BÜYÜKKARA]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 May 2020 08:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Selefilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=14548</guid>

					<description><![CDATA[Kurucusu Rebî’ bin Hâdî el-Medhalî’nin adına nispetle Medhaliyye diye de isimlenen Medhali Selefilik, günümüz Selefiyye gelenekçiliği içinde değerlendireceğimiz bir alt akımdır.Şeyh Medhalî 1931 yılında Suudi Arabistan’ın Yemen sınırındaki Cizan’da doğdu. Medine İslam Üniversitesi’nden mezun oldu ve uzun bir süre bu üniversitede hocalık yaptı. Bilahare başladığı doktora öğrenimini 1980’de Mekke Ümmü’l-Kurâ Üniversitesi’nde tamamladı. Ardından Medine İslam Üniversitesi’ne döndü ve 1990’lardaki emekliliğine kadar bu kurumda hadis ilimleri okuttu, öğrenciler yetiştirdi.Şeyh Medhalî ve talebelerinin görüşleriyle şekillenen Medhaliyye grubu, itikadi kabüller bakımdan genel olarak tarihi Ehl-i Hadis – Vahhabilik – Selefilik mezhep çizgisini takip etmektedir. Bu nedenle ayrı bir mezhep olarak değerlendirilmesi doğru değildir. O, günümüz Selefiyyesi’nde özellikle 1990’lardan sonra iyice belirginleşen “farklı Selefiyyeler” gerçeğinin dikkat çekici bir parçasıdır. Söz konusu Selefi farklılaşmalar en bariz biçimde Suudi Arabistan’da, ülkenin dini kurumlarında, bu kurumlarda vazifeli ulema arasında ve bu kurum ve alimlerle irtibatlı ülke dışındaki Selefi oluşumlarda kendini göstermiştir.1744’den beri Suudi rejimin ayrılmaz unsuru olan Vehhabiliğin, mezhebî kabüllerde kendisiyle ortak olan fakat çağdaş İslamcılık’tan etkilenmek suretiyle rejimden görece bağımsız bir siyasi çizgide ortaya çıkan Sahve (Uyanış) akımıyla karşı karşıya kalışı günümüz Selefiliği açısından önemli bir gelişmedir. 1980’lerin sonuna doğru kendisini gösteren Sahve’nin içerisinden, 1990’larda “Cihadi Selefilik” adı altında, uluslararası boyutları da olan, daha radikal ve &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kurucusu Rebî’ bin Hâdî el-Medhalî’nin adına nispetle Medhaliyye diye de isimlenen Medhali Selefilik, günümüz Selefiyye gelenekçiliği içinde değerlendireceğimiz bir alt akımdır.<br>Şeyh Medhalî 1931 yılında Suudi Arabistan’ın Yemen sınırındaki Cizan’da doğdu. Medine İslam Üniversitesi’nden mezun oldu ve uzun bir süre bu üniversitede hocalık yaptı. Bilahare başladığı doktora öğrenimini 1980’de Mekke Ümmü’l-Kurâ Üniversitesi’nde tamamladı. Ardından Medine İslam Üniversitesi’ne döndü ve 1990’lardaki emekliliğine kadar bu kurumda hadis ilimleri okuttu, öğrenciler yetiştirdi.<br>Şeyh Medhalî ve talebelerinin görüşleriyle şekillenen Medhaliyye grubu, itikadi kabüller bakımdan genel olarak tarihi Ehl-i Hadis – Vahhabilik – Selefilik mezhep çizgisini takip etmektedir. Bu nedenle ayrı bir mezhep olarak değerlendirilmesi doğru değildir. O, günümüz Selefiyyesi’nde özellikle 1990’lardan sonra iyice belirginleşen “farklı Selefiyyeler” gerçeğinin dikkat çekici bir parçasıdır. Söz konusu Selefi farklılaşmalar en bariz biçimde Suudi Arabistan’da, ülkenin dini kurumlarında, bu kurumlarda vazifeli ulema arasında ve bu kurum ve alimlerle irtibatlı ülke dışındaki Selefi oluşumlarda kendini göstermiştir.<br>1744’den beri Suudi rejimin ayrılmaz unsuru olan Vehhabiliğin, mezhebî kabüllerde kendisiyle ortak olan fakat çağdaş İslamcılık’tan etkilenmek suretiyle rejimden görece bağımsız bir siyasi çizgide ortaya çıkan Sahve (Uyanış) akımıyla karşı karşıya kalışı günümüz Selefiliği açısından önemli bir gelişmedir. 1980’lerin sonuna doğru kendisini gösteren Sahve’nin içerisinden, 1990’larda “Cihadi Selefilik” adı altında, uluslararası boyutları da olan, daha radikal ve şiddet yanlısı diğer bir akım ortaya çıkmıştır. Bu gelişmeler tam aksi yönde Medhali akımın doğuşunu tabir caizse tetiklemiştir. Sahve ve onun bir çeşit türevi olan Cihadilik, resmi Suudi dini kurumları yörüngesindeki Selefi-Vehhabi çevrede tepkiyle karşılanmıştır, zira bu yeni Selefilikler Suudi devletinin işleyiş ve meşruiyetini sorgulamaktadırlar. Tepkiler çoğu zaman resmi zeminlerde alimler tarafından dile getirilmiş ve bu Selefi yönelimler hem metot (menhec) hem de yöntem (hareket) olarak mahkum edilmişlerdir. Bu süreçte sözü edilen Suud resmiyetinin nispeten dışında kalmakla birlikte aynı siyasal duruşu paylaşan Şeyh Medhalî, daha ileri ve aşırı bir eleştirel söylemi benimsemiştir.<br>Söz konusu duruş biraz da Rebî’ el-Medhalî’nin ilmi kişiliğiyle ilgilidir. Hocası Şeyh Abdülaziz bin Bâz tarafından “son yüzyılın cerh ve ta’dil üstadı” olarak anılması boşuna değildir. Klasik hadis ilimlerinden olan cerh ve ta’dil, sünneti sonraki nesillere aktaran râvîlerin güvenilir (âdil) insanlar olup olmadıklarını araştıran bir disiplindir. Şeyh Medhalî bu uzmanlığını günümüzde İslam adına söz söyleyen meşhur kişilere de uygulayan popüler bir din dili geliştirmiştir. Hedefindeki kişiler ise daha çok siyasal İslam ideolojisinin İslam dünyasındaki meşhur isimleri ve onlarla bağlantılı cemaatlerdir. Arap aleminde İhvân-ı Müslimîn, Hint aleminde Cemaat-i İslamî grupları ve bunların liderleri başta olmak üzere, Selefîyye’den Sahve ve “Cihad” şeyhleri bu türden tenkitlerin hedefi olmuşlardır. Fasıklık, bidatçılık gibi sıfatlarla itham ettiği bu çeşit grup ve şahsiyetlerden uzak durmayı itikadi bir prensip sayan Medhalî, yazdığı birçok kitap ve risalede bu suçlamalarını gerekçeleriyle açıklamaktadır.<br>Şeyh Medhalî’nin bu dışlamacı tavrında belirleyici olan dini-mezhebi unsur, klasik Ehl-i Hadis çizgisinden çağdaş Selefiyye’ye aktarılan “hükümete koşulsuz itaat” kuralıdır. Ahmed b. Hanbel’den başlamak üzere bu konuda takip edilen ilmi ve siyasi tavır, zalim ve fasık dahi olsa meşru hükümete baş kaldırılamayacağı yönündedir. Sahve tarafından cerhedilen ve hatta çoğu Cihadî grup tarafından tekfir edilen Suud rejimi, bu nedenle Medhaliyye’nin geliştirdiği söylemi kendi meşruiyeti açısından kullanışlı bulmuştur. Aslında sert tavırları, yerli yersiz ithamları ve dışlamacılıkları nedeniyle Suudi yörüngesinde bile aşırı bulunan Medhalî söylem, bahsettiğimiz nedenlerle rejim tarafından ülke içinde ve dışında desteklenmektedir. 2000’li yıllarda Orta ve Güney Asya’da, Güney Doğu Asya’da, Balkanlar’da, Mağrib’te, Afrika’da, kısacası Selefiliğin mevcut olduğu her yerde kendilerine Medhalî denen bu tür grupçuklar ortaya çıkmış, “gayr-i Sünni” addettikleri sufi ve İslamcı cemaatlerle kavgalarının yanısıra, kendileri gibi düşünmeyen Selefi şahıs ve oluşumlara da tenkit ve tekfir oklarını yöneltmişlerdir.<br>Suudi Arabistan’ın son on yılda şiddetlenen merkezinde İhvân cemaatinin bulunduğu siyasal İslam’la olan mücadelesinde Medhalîlik, mezkur sebeplerle bir hayli önemli hale gelmiştir. Arap alemindeki seküler nitelikli otoriter rejimler için bile, kendi ifadeleriyle “dini aşırılıkla mücadele” seyrinde Medhaliyye daima bir can simiti işlevi görmektedir. Radikal nitelikli olsun olmasın Selefi veya İslamcı oluşumlar tarafından “gayr-i İslami” ilan edilen bu çeşit rejimler, Medhalîlik sayesinde dini meşruiyet kazanmakla kalmıyor, insan kaynağı da temin edebiliyor. Suudi Arabistan’ın müttefiki olan Orta Doğu rejimleri veya onun adına vekalet savaşı veren paramiliter kuvvetler bu destekten maksimum düzeyde yararlanmaktadır. Suudi Arabistan-Mısır-BAE tarafından “İhvancı ve İslamcı” olarak nitlenen Libya’nın meşru Ulusal Mutabakat Hükümeti karşısında darbeci general Hafter’in yanında savaşan Medhalî Selefilik, konumuz bağlamında Libya’da gayet anlaşılır bir rol oynamaktadır. Güney Yemen’deki Medhaliyye de yine aynı bağlamda BAE’nin amaçları doğrultusunda hareket eden bir oluşum kimliğindedir. Aslında Medhali ismi taşıyan bu ve benzer grupları saf dini cemaatler olarak görmek hatalı bir değerlendirme olur. Karmaşık etnik ve kabilevi ilişkiler, yoğun siyasal bağlantılar bu oluşumlar üzerinde etkili esas unsurlardır. Bunlara Körfez sermayesinin cömertçe sponsorluğunu da eklemek gerekir. Bunları “Medhalî” yapan unsur ise, grupların yönetiminde bulunan alim/şeyh pozisyonundaki bir takım kişilerin, Rebî’ el-Medhalî’nin dini, Suudi Arabistan’ın da siyasi söylemlerine uygun fetvalarıyla bu grupları yönlendirmeleridir.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://www.eflatunkitap.com/ihvandan-cuheymana-suudi-arabistan-ve-vehhabilik-262670"><img decoding="async" width="730" height="93" src="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/Yazarin_Kitaplarinijpg.jpg" alt="" class="wp-image-14416" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/Yazarin_Kitaplarinijpg.jpg 730w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/Yazarin_Kitaplarinijpg-300x38.jpg 300w" sizes="(max-width: 730px) 100vw, 730px" /></a></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/medhali-selefiyye-nedir-ve-neyi-amacliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Selefilik ile Vehhabilik Arasındaki Farklar Nelerdir?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/selefilik-ile-vehhabilik-arasindaki-farklar-nelerdir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/selefilik-ile-vehhabilik-arasindaki-farklar-nelerdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 May 2019 09:35:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Selefilik]]></category>
		<category><![CDATA[Vehhâbîlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10802</guid>

					<description><![CDATA[Vehhâbî anlayış, hadis taraftarı olarak adlandırılan Selefî köklerden önemli ölçüde beslenmekle birlikte esasında Selefîliğin aşırı boyutlara ulaşmış bir tezahürüdür. Vehhâbî çevrelerin, son dönemlerde Selefiyye adını tercih etmeye başladıkları görülmektedir. Onların bu tercihinde muhtemel olarak, Hz. Peygamber sonrası ilk üç neslin dinî tasavvurları ile yaşam biçimlerine dönmeyi talep etmelerinin etkisi vardır. Selefîlik, dinin anlaşılması, özellikle itikâdî konularda Kur’an ve sünnetin lafzına bağlılık noktasında buluşan grupların ortak adıdır. Bu grupların bir diğer önemli niteliği, dinin anlaşılması noktasında önemli bir disiplin olan kelam ile yine bu noktada önemli bir yöntem olan te’vil’in kabul edilmemesidir. Bunun yanında Selefîler, ilim ve fazilet bakımından Müslümanların öncü nesilleri olan sahabe ve tâbiûnu ifade eden Selef’e kendilerini nispet eden kimseler ve selefin yolundan gidenler olarak görülmüştür. Vehhâbîlik ise, Selefîliğin ortaya çıkışından çok sonra XVIII. yüzyılda Muhammed b. Abdülvehhâb tarafından temelleri atılmış olan dinî-politik bir harekettir. Dolayısıyla tarihsel anlamda Selefîlik’le aralarında büyük bir fark vardır. Anlayış olarak aynı çizgide olduklarını ifade etseler de Vehhâbîler, dinî anlama ve yaşama noktasında Selefîlik’ten daha aşırı ve katı özelliklere sahiptir. Klasik Selefî düşünce ile tevhid, selefe dönüş, taklidi red ve bid’atlerle mücadele gibi konularda bazı ortak noktaları olmakla birlikte Vehhâbî hareketinin özgünlüğünden kaynaklanan kendine has yönlerinin de bulunduğu kabul edilmelidir. Ayrıca, Vehhâbîler, itikad ve amelde &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Vehhâbî anlayış, hadis taraftarı olarak adlandırılan Selefî köklerden önemli ölçüde beslenmekle birlikte esasında Selefîliğin aşırı boyutlara ulaşmış bir tezahürüdür. Vehhâbî çevrelerin, son dönemlerde <em>Selefiyye</em> adını tercih etmeye başladıkları görülmektedir. Onların bu tercihinde muhtemel olarak, Hz. Peygamber sonrası ilk üç neslin dinî tasavvurları ile yaşam biçimlerine dönmeyi talep etmelerinin etkisi vardır.</p>
<p>Selefîlik, dinin anlaşılması, özellikle itikâdî konularda Kur’an ve sünnetin lafzına bağlılık noktasında buluşan grupların ortak adıdır. Bu grupların bir diğer önemli niteliği, dinin anlaşılması noktasında önemli bir disiplin olan kelam ile yine bu noktada önemli bir yöntem olan te’vil’in kabul edilmemesidir. Bunun yanında Selefîler, ilim ve fazilet bakımından Müslümanların öncü nesilleri olan sahabe ve tâbiûnu ifade eden Selef’e kendilerini nispet eden kimseler ve selefin yolundan gidenler olarak görülmüştür. Vehhâbîlik ise, Selefîliğin ortaya çıkışından çok sonra XVIII. yüzyılda Muhammed b. Abdülvehhâb tarafından temelleri atılmış olan dinî-politik bir harekettir. Dolayısıyla tarihsel anlamda Selefîlik’le aralarında büyük bir fark vardır. Anlayış olarak aynı çizgide olduklarını ifade etseler de Vehhâbîler, dinî anlama ve yaşama noktasında Selefîlik’ten daha aşırı ve katı özelliklere sahiptir. Klasik Selefî düşünce ile tevhid, selefe dönüş, taklidi red ve bid’atlerle mücadele gibi konularda bazı ortak noktaları olmakla birlikte Vehhâbî hareketinin özgünlüğünden kaynaklanan kendine has yönlerinin de bulunduğu kabul edilmelidir. Ayrıca, Vehhâbîler, itikad ve amelde daha farklı ve yeni bir takım esaslar ortaya koydukları için Selefîlik’le bütünüyle özdeş biçimde görülmeleri pek mümkün görünmüyor.</p>
<p>Vehhâbîlik, özellikle akıl karşıtı tavrı, sadece dinî metni öne çıkaran lafızcılığı, dar kalıplar arasında kalan fikir yapısı, yine dışlayıcı ve katı şekilci tavrı nedeniyle klasik Selefîlik’ten önemli ölçüde farklılaşmıştır. Vehhâbî çevreler, dinî metinleri sadece zahirlerine bağlı kalarak yüzeysel bir tarzda yorumlamaları, bu çerçevede akla, fikir hürriyetine ve hoşgörüye yer vermeyen özelliklerinden dolayı geniş kitlelere hitab etme noktasında bir hayli zorluk yaşamaktadırlar.</p>
<p>Harun YILDIZ/beyaztarih.com</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/selefilik-ile-vehhabilik-arasindaki-farklar-nelerdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şia Mezhebi Atlas Okyanusuna Kadar Uzandı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sia-mezhebi-atlas-okyanusuna-kadar-uzandi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sia-mezhebi-atlas-okyanusuna-kadar-uzandi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Nov 2018 08:07:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Nijerya]]></category>
		<category><![CDATA[Selefilik]]></category>
		<category><![CDATA[Şiilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=5200</guid>

					<description><![CDATA[İran’ın Afrika’da Genişleyen Nüfuz Sahası 1979’da gelen İran devrimi birçok Nijeryalı Müslümana ilham kaynağı oldu. 1980&#8217;lere gelindiğinde, İran örneğinden ilham alan Nijeryalı aktivistlerin çoğu Sünniydi. Onlar için İran, genel olarak Müslümanların gerçekleştirebileceği şeyleri temsil ediyordu. İran tarafından davet edilen Zakzaki, mezhepçilik yolunu seçti. Zamanla, Şiiliğin dini sembollerini benimsedi. Nijerya&#8217;da Şiilik, Selefilik, Sufilik ve siyasi çatışma İran&#8217;ın da desteğiyle Nijerya&#8217;da yükselen Şii düşünce, Selefilik ve Sufilik gibi ideolojilerin çatışması zor bir denklem ortaya koyuyor. Nijerya&#8217;da Şiilik gün geçtikçe yükselen sosyal ve siyasal bir trend olarak karşımıza çıkıyor. İran&#8217;ın Afrika&#8217;da Şii ideolojiyi desteklediği en önemli merkez olan Nijerya&#8217;da Şii ideolojinin Şii karşıtlığı, Selefilik ve Nijerya devleti ile ilişkileri karmaşık bir denklem oluşturuyor. Nijerya&#8217;da Şii ideolojinin temeline ilişkin, Alexander Thurston&#8217;un &#8220;Maydan Politics&#38;Society&#8221;de 15 Mayıs 2017&#8217;de yayınlanan analizi Mepa News okurları için Türkçeleştirildi. Afrika&#8217;nın en kalabalık ülkesi olan Nijerya, kıtanın en büyük Şii topluluğuna ev sahipliği yapıyor. Şiilerin Nijerya Müslümanları arasında üç milyona varan ya da yüzde 3 ile yüzde 5 arasında bir nüfus büyüklüğüne sahip oldukları tahmin ediliyor. Ülkede en görünür ve ihtilaflara sebep olan olan Şiilik oluşumu, İbrahim Zakzaki (d. 1953) tarafından yönetilen Nijerya İslami Hareketi&#8217;dir (IMN). Şiilik, hükümet baskısına ve Sünni muhalefetine rağmen kuzey Nijerya&#8217;da yayılıyor. Sünni muhalefetin öncülüğünü özellikle Selefi hareket üstleniyor. İronik olarak, rakip olsalar &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İran’ın Afrika’da Genişleyen Nüfuz Sahası</strong></p>
<p>1979’da gelen İran devrimi birçok Nijeryalı Müslümana ilham kaynağı oldu. 1980&#8217;lere gelindiğinde, İran örneğinden ilham alan Nijeryalı aktivistlerin çoğu Sünniydi. Onlar için İran, genel olarak Müslümanların gerçekleştirebileceği şeyleri temsil ediyordu. İran tarafından davet edilen Zakzaki, mezhepçilik yolunu seçti. Zamanla, Şiiliğin dini sembollerini benimsedi.</p>
<p><strong>Nijerya&#8217;da Şiilik, Selefilik, Sufilik ve siyasi çatışma</strong></p>
<p>İran&#8217;ın da desteğiyle Nijerya&#8217;da yükselen Şii düşünce, Selefilik ve Sufilik gibi ideolojilerin çatışması zor bir denklem ortaya koyuyor.</p>
<p>Nijerya&#8217;da Şiilik gün geçtikçe yükselen sosyal ve siyasal bir trend olarak karşımıza çıkıyor. İran&#8217;ın Afrika&#8217;da Şii ideolojiyi desteklediği en önemli merkez olan Nijerya&#8217;da Şii ideolojinin Şii karşıtlığı, Selefilik ve Nijerya devleti ile ilişkileri karmaşık bir denklem oluşturuyor. Nijerya&#8217;da Şii ideolojinin temeline ilişkin, Alexander Thurston&#8217;un &#8220;Maydan Politics&amp;Society&#8221;de 15 Mayıs 2017&#8217;de yayınlanan analizi Mepa News okurları için Türkçeleştirildi.</p>
<p>Afrika&#8217;nın en kalabalık ülkesi olan Nijerya, kıtanın en büyük Şii topluluğuna ev sahipliği yapıyor. Şiilerin Nijerya Müslümanları arasında üç milyona varan ya da yüzde 3 ile yüzde 5 arasında bir nüfus büyüklüğüne sahip oldukları tahmin ediliyor.</p>
<p>Ülkede en görünür ve ihtilaflara sebep olan olan Şiilik oluşumu, İbrahim Zakzaki (d. 1953) tarafından yönetilen Nijerya İslami Hareketi&#8217;dir (IMN).</p>
<p>Şiilik, hükümet baskısına ve Sünni muhalefetine rağmen kuzey Nijerya&#8217;da yayılıyor. Sünni muhalefetin öncülüğünü özellikle Selefi hareket üstleniyor. İronik olarak, rakip olsalar bile, hem IMN hem de Selefiler bu çatışmalardan yararlanıyorlar. Her iki hareket de, Nijeryalı Müslümanların sadakatleri için düşmanlarıyla -birbirleriyle ve diğer gruplarla- rekabete girdikçe etki alanlarını genişletiyorlar.</p>
<p><em>Nijerya İslami Hareketi&#8217;nin Kano bölgesinde 2015 düzenlediği Aşura yürüyüşünden bir kare</em></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-5202" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/ss.jpg" alt="" width="563" height="317" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/ss.jpg 563w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/ss-300x169.jpg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/ss-330x186.jpg 330w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/ss-318x180.jpg 318w" sizes="(max-width: 563px) 100vw, 563px" /></p>
<p><strong>Nijerya&#8217;da Şiilik ve IMN</strong></p>
<p>IMN, Zakzaki’nin 1970’lerde öğrenci radikalizminden ortaya çıktı. Nijerya&#8217;nın en büyük üniversitesi olan Zaria Ahmadu Bello Üniversitesi&#8217;nde Zakzaki, Müslüman Öğrenciler Topluluğu&#8217;na (MSS) liderlik etti. MSS, 1970&#8217;lerin sonlarında, Nijerya’nın Müslümanları ile Hıristiyanları ve aynı zamanda farklı Müslüman sosyal gruplarının arasında gerginliğin arttığı günlerde, gittikçe İslamcı ve agresif bir grup haline geldi. 1970&#8217;lerin sonlarında, bazı Nijeryalı Müslümanlar, sosyal hayatın İslamileşmesi için önceki yirmi yıldan daha yüksek sesle çağrı yapmaya başladılar.</p>
<p>1979’da gelen İran devrimi birçok Nijeryalı Müslümana ilham kaynağı oldu. 1980&#8217;lere gelindiğinde, İran örneğinden ilham alan Nijeryalı aktivistlerin çoğu Sünniydi. Onlar için İran, genel olarak Müslümanların gerçekleştirebileceği şeyleri temsil ediyordu. İran tarafından davet edilen Zakzaki, mezhepçilik yolunu seçti. Zamanla, Şiiliğin dini sembollerini benimsedi.</p>
<p>IMN, Doğu Afrika&#8217;da var olan İsmaili mezhebi ya da Yemen&#8217;de yaygın olan Zeydi mezhebi yerine, İran&#8217;da baskın olan “İmamiyye Şiiliği&#8221; (On iki imam) mezhebini takip ediyor. IMN, Şia&#8217;nın imamlarından biri olarak kabul ettiği Hz. Muhammed&#8217;in torunu Hz.Hüseyin&#8217;in ölümünün anıldığı Aşure gibi Şii ritüellerine de idrak eder.</p>
<p>Şiilik, örgüt hareketinin sadece bir yönüdür, ancak bazı açılardan, Zakzaki, geleneksel bir Nijerya Müslüman dini lideri olarak hareket eder ve takipçilerin pratik sorularını yanıtlar. (Örneğin ülser hastasının Ramazan ayında oruç tutmasının gerekip gerekmediği gibi.) Soru ve cevap oturumlarında, bazı Şii uygulamalarını reddeder, örneğin İmamların bir başkası adına Allah&#8217;a aracı olması için dua etmek.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-5203" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/Untitled.jpg" alt="" width="563" height="306" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/Untitled.jpg 563w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/Untitled-300x163.jpg 300w" sizes="(max-width: 563px) 100vw, 563px" /></p>
<p><em>İbrahim Zakzaki</em></p>
<p>Zakzaki’nin memleketi Zaria, onun üssü olmaya devam ediyor. Ancak yetkililerle tekrarlanan çatışmalarından dolayı, yıllarca hapiste kaldı: 1981-1985, 1987-1989 ve 1996-1998.</p>
<p>Kuzey Nijerya&#8217;da, Zakzaki&#8217;nin takipçileri, yetkililer ve ana akım toplum tarafından sorunlu kişiler olarak görülüyordu. Örneğin, 1991 yılında, Zakzaki’nin takipçisi Yakubu Yahaya, Kuzeydeki Katsina kentinde, Daily Times gazetesini dine küfür ettiği iddiasıyla hedef alan şiddetli bir protestoya öncülük etti.</p>
<p>2007 yılında, IMN, Nijerya&#8217;nın kuzeybatısındaki Sokoto&#8217;daki yetkililerle çatıştı. Bu çatışma, 2015 yılına kadar süren hukuki bir savaşı tetikledi. Zakzaki ve Yahaya&#8217;ya ek olarak, diğer önde gelen IMN liderleri arasında Kano&#8217;daki İmam Kurna ve Sokoto&#8217;daki Kasimu Umar yer alıyor. Hepsi &#8216;tartışmacı kişiler&#8217; olarak kalmaya devam ediyorlar.</p>
<p><strong>&#8220;Nijerya&#8217;daki Şiiliğin yüzü&#8221;</strong></p>
<p>IMN, Nijerya&#8217;daki Şiiliğin yüzüdür, ancak orada sadece Şiiliği ifade etmezler. IMN ve öncülleri, bölünmeye eğilimlidir. 1994&#8217;te, Zakzaki’nin takipçilerinin bir kısmı, onun Şiiliğe dönüşünü reddederek gruptan ayrıldılar, grup kendisi &#8216;Cemaat Tecdid el İslam&#8217; olarak adlandırdı.</p>
<p>Bu arada, IMN&#8217;den kısmen ya da tamamen farklı olan Şii akımları da var. Biri Nura Dass ve Saleh Zaria tarafından yönetilen Rasul el Azam Vakfı; Vakfın liderlerinin Zakzaki ile &#8216;bir iyi bir kötü&#8217; ilişkisi vardı, fakat mevcut kriz sırasında (aşağıda açıklanacak) kendilerini onlardan uzaklaştırdılar ve Nijerya devletine bağlılıklarını beyan ettiler.</p>
<p><strong>Nijerya devleti ile IMN arasındaki gerilim</strong></p>
<p>Son yıllarda Nijerya ordusu IMN&#8217;ye sert karşılık verdi. Haziran 2014&#8217;te, güçlü bir paramiliter dokuya sahip olan IMN&#8217;nin  Kudüs Günü geçit töreni, şiddet olaylarına sahne oldu. IMN, askeri bir devriyeyi durdurdu ve askerler yürüyüşçülere ateş açtı. Askerler, Zakzaki&#8217;nin oğullarından üçü olmak üzere onlarca kişiyi öldürdü.</p>
<p>IMN ile Nijerya devleti arasındaki en son gerilimler Aralık 2015&#8217;te başladı. Zaria&#8217;daki bir tören sırasında, IMN bir otoyolu kapattı ve Genelkurmay Başkanı Tukur Buratai&#8217;yi taşıyan bir konvoyu durdurdu. Generalin adamları, Şii gençlere ateş açtı. Olayı bir suikast girişimi olarak gören ordu, Zakzaki&#8217;yi tutukladı.</p>
<p>Ortaya çıkan şiddet yaklaşık 300 kişinin ölümüne ve onlarca kişinin tutuklanmasına neden oldu. Zakzaki’nin kıdemli yardımcılarından bazıları &#8216;İran destekli terörizme&#8217; destek olmakla suçlandı. Onlar ise suçsuz olduğunu iddia ediyor. Ölenler arasında Zakzaki&#8217;nin üç genç oğlu vardı.</p>
<p><em>Nijerya&#8217;da güvenlik güçleri ve IMN göstericileri sık sık karşı karşıya geliyor</em></p>
<p>Zakzaki hapiste kalmaya devam ediyor [Editörün notu: 28 Kasım 2018 itibariyle Zakzaki halen hapiste.] Devletin adaletsizce onlara zulmettiğine inanan IMN, başkentte ve kuzey kentlerinde “Zakzaki&#8217;yi Serbest Bırakın” adı altında şiddetli protestolar başlattı. Aralık 2016&#8217;da, bir Federal Yüksek Mahkeme, yetkililere, suçlama olmadan tutukluluğun yasadışı olduğu gerekçesiyle Zakzaki&#8217;yi serbest bırakmalarını emretti.</p>
<p>Sağlık durumu kötü olan ve çok sayıda acil talep dikkatine sunulan Nijerya Cumhurbaşkanı Muhammadu Buhari, Zakzaki&#8217;yi serbest bırakmayı reddetti ve Uluslararası Af Örgütü gibi insan hakları örgütlerinden tepkiler yükseldi. Buhari’nin yokluğunda görevli olan Başkan Yardımcısı Osinbajo da Zakzaki’yi serbest bırakmayı reddetti.</p>
<p>Krizin ortasında, eyalet yönetimleri IMN karşıtı hareket ediyorlar. IMN&#8217;nin kalesi olan ve Zaria şehrinin bağlı olduğu Kaduna eyelatinde hareketin faaliyetleri yasaklandı. Dinler arası çatışmaların yoğun olduğu Plateau&#8217;da, en kalabalık kuzey eyaleti olan ve Şii aktivizmi için bir merkez olan Kano&#8217;da yetkililer IMN&#8217;nin faaliyetlerini kısıtladılar.</p>
<p>Nijeryalı demokrasi yanlısı aktivist Jibrin İbrahim, IMN&#8217;nin Kaduna&#8217;da yasaklanmasını “Örgütün yasaklanması, örgüt üyeleri tarafından kendi dinlerini uygulamada anayasal haklarının yasaklanması olarak anlaşılacaktır.” diyerek eleştirdi. Devlet yetkilileri IMN&#8217;ye baskı uygularken, diğer Müslüman gruplar örgütün dini meşruiyetini sorgulamakta.</p>
<p><strong>Şii karşıtlığı</strong></p>
<p>Şii karşıtı düşünce kuzey Nijerya&#8217;da güçlü ve büyümeye devam ediyor. Bir noktaya kadar Şiilik ve Şii karşıtlığı birlikte gelişir, çünkü bazı Sünni aktörler iddia edilen Şii tehdidine karşı çıkarak bu durumdan yararlanırlar.</p>
<p>Şiiliğe karşı en çok tepki, tamamen yazılı naslara dayalı bir din anlayışına sahip olan ve kendini Sünni İslam&#8217;ın en saf hali olarak gören Selefi hareketinden geliyor.</p>
<p>Dünyanın dört bir yanında, Selefiler keskin bir biçimde Şii karşıtıdır. En iyi ihtimalle, Nijerya ve diğer yerlerdeki Selefiler, Şia&#8217;nın kitlesini çok cahil görüyorlar. En olumsuz olarak ise, Şiileri hain, kafir ve “terörizm” ihraç eden kişiler olarak görüyorlar. Selefiler, Şiilerin Hz. Muhammed&#8217;in sahabelerine karşı antipati duymalarına atıfta bulunarak genellikle onları “Rafizi” &#8211; “reddediciler” diye adlandırırlar.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sia-mezhebi-atlas-okyanusuna-kadar-uzandi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
