<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Selçuk Küpçük &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/selcuk-kupcuk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Mon, 07 Jan 2019 05:45:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Selçuk Küpçük &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Tyb Ödülleri Sahiplerini Buldu</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/tyb-odulleri-sahiplerini-buldu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/tyb-odulleri-sahiplerini-buldu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Jan 2019 05:45:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk ve Teselli]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuk Küpçük]]></category>
		<category><![CDATA[Tyb]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=7504</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye Yazarlar Birliği’nin 2018 yılının &#8220;Yazar, Fikir Adamı ve Sanatçıları&#8221; ödüllerinin sahipleri belli oldu. TYB Genel Başkanı Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, 01.01.2019 tarihinde birlik genel merkezinde düzenlenen basın toplantısında ödül alan isimleri kamuoyuna duyurdu. Konuşmasına yeni yılın milletimize ve tüm insanlığa hayırlar getirmesi temennisiyle başlayan Arıcan, “1978 yılında kurulan, Türkiye&#8217;de en fazla üyeye sahip ve etkili bir yazar kuruluşu olan Türkiye Yazarlar Birliği, kültür sanat alanında yaptığı faaliyetlerle kendini kanıtlayarak bugünlere geldi” diye konuştu. TYB medeniyet ve kültür birikimimizi geleceğe taşıyor Arıcan sözlerini şöyle sürdürdü: “40 yıldır, medeniyet ve kültür birikimimizi geleceğe taşımanın gayreti içinde olan birliğimiz; okuryazar buluşmaları, imza günleri, konferanslar, kültür yayınları, paneller, sempozyumlar, şiir şölenleri, tarih, kültür, edebiyat sohbetleri, kültür kervanları, ulusal ve uluslararası kongreler düzenlemektedir. 2018 yılı içinde de kuruluşunun 40.yılı nedeniyle, yurt içinde ve yurt dışında çok önemli kültür, sanat ve edebiyat faaliyetlerini gerçekleştirdik. Bunlardan bazılarını zamanınızı almamak için sadece başlıklar halinde ifade etmek istiyorum; “Ahlak Şurası&#8221;, &#8220;Milletlerarası Tarihi Roman ve Romanda Tarih Bilgi Şöleni&#8221;, &#8220;Türkçenin 12. Uluslararası Şiir Şöleni&#8221;, &#8220;Vefatının 100. Yılında Sultan II. Abdülhamid ve Dönemi Uluslararası Kongresi&#8221;, &#8220;1000. Yılında Nizamülmülk&#8221;, &#8220;Türk Düşüncesinde Yerlilik ve Millilik Sempozyumu&#8221;, &#8220;Kültür Kervanı&#8221;, Kırklar Meclisi, “Yaşayan Yazarlara Saygı”, “3. Korsan Yayınla Mücadele Çalıştayı”, “40. Yıl Vefa &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Yazarlar Birliği’nin 2018 yılının &#8220;Yazar, Fikir Adamı ve Sanatçıları&#8221; ödüllerinin sahipleri belli oldu.<br />
TYB Genel Başkanı Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, 01.01.2019 tarihinde birlik genel merkezinde düzenlenen basın toplantısında ödül alan isimleri kamuoyuna duyurdu.<br />
Konuşmasına yeni yılın milletimize ve tüm insanlığa hayırlar getirmesi temennisiyle başlayan Arıcan, “1978 yılında kurulan, Türkiye&#8217;de en fazla üyeye sahip ve etkili bir yazar kuruluşu olan Türkiye Yazarlar Birliği, kültür sanat alanında yaptığı faaliyetlerle kendini kanıtlayarak bugünlere geldi” diye konuştu.<br />
TYB medeniyet ve kültür birikimimizi geleceğe taşıyor<br />
Arıcan sözlerini şöyle sürdürdü: “40 yıldır, medeniyet ve kültür birikimimizi geleceğe taşımanın gayreti içinde olan birliğimiz; okuryazar buluşmaları, imza günleri, konferanslar, kültür yayınları, paneller, sempozyumlar, şiir şölenleri, tarih, kültür, edebiyat sohbetleri, kültür kervanları, ulusal ve uluslararası kongreler düzenlemektedir. 2018 yılı içinde de kuruluşunun 40.yılı nedeniyle, yurt içinde ve yurt dışında çok önemli kültür, sanat ve edebiyat faaliyetlerini gerçekleştirdik. Bunlardan bazılarını zamanınızı almamak için sadece başlıklar halinde ifade etmek istiyorum;<br />
“Ahlak Şurası&#8221;, &#8220;Milletlerarası Tarihi Roman ve Romanda Tarih Bilgi Şöleni&#8221;, &#8220;Türkçenin 12. Uluslararası Şiir Şöleni&#8221;, &#8220;Vefatının 100. Yılında Sultan II. Abdülhamid ve Dönemi Uluslararası Kongresi&#8221;, &#8220;1000. Yılında Nizamülmülk&#8221;, &#8220;Türk Düşüncesinde Yerlilik ve Millilik Sempozyumu&#8221;, &#8220;Kültür Kervanı&#8221;, Kırklar Meclisi, “Yaşayan Yazarlara Saygı”, “3. Korsan Yayınla Mücadele Çalıştayı”, “40. Yıl Vefa Gecesi”, “Erol Güngör sempozyumu”, “2. Genç Yazarlar Kurultayı”, “Tarihi Yaşatmak Şehri Yaşatmak Sempozyumu”, “Şehir Kültürü Kültürlü Şehir Elazığ”, “Mesnevî Okumaları”, “Tarık Buğra Bilgi Şöleni”, “Kırk Yılın Hikâyesi Sempozyumu”, “Vefatının 30. Yılında Şehriyâr Paneli”, “Erzincan Şubesi Açılışı ve Şiir Zirvesi”, “2. Felsefe Şûrası”, “Türk Romanı Paneli”, “Uluslararası Yahya Kemal Sempozyumu”, “Niyâzî-i Mısrî Bilgi Şöleni”, 10. İstanbul Edebiyat Festivali, Şiirin Zirvesinde 40 Yıl “ Mehmet Akif Ersoy’dan Yahya Kemal Beyatlı’ya.<br />
Bu faaliyetlerden uluslararası şiir şöleni ve Edirne’den Mostar’a Kültür Kervanı’nı yurt dışında, geriye kalan tüm etkinlikleri ise yıl içinde ülkemizin farklı farklı illerinde gerçekleştirdik.”<br />
Türkiye Yazarlar Birliği’nin Türkiye’nin kültür-sanat yaşamına yön verdiğini, öncülük yaptığını belirten Arıcan, önemli ve sürekli faaliyetlerinden birinin de 37 yıldır devam eden yılın yazar fikir adamı ve sanatçılarını belirlemesi faaliyeti olduğunu ifade etti.<br />
Ödül için kapsamlı araştırma yapıyoruz<br />
Konuşmasında, ödül alan eserlerin nasıl değerlendirildiğine ilişkin bilgiler veren Başkan Arıcan, “Yıl içinde yönetim kurulumuzun kapsamlı araştırmalarının yanı sıra ülkemizin seçkin yazar, şair ve eleştirmenlerinin görüş ve önerilerinden de yararlanılarak yılın yazar, fikir adamı ve sanatçılarını belirliyoruz. Bir eserin değerlendirilmeye alınabilmesi için; basılı olması, ilk baskı olması ve basımının yıl içerisinde yapılmış olması gerekmektedir. Aynı dalda bir kişiye üst üste ödül verilmemektedir. TYB yönetim kurulu üyelerine ödül vermiyoruz.” diye konuştu.<br />
2018 yılına ait ödül değerlendirme çalışmalarını yıl sonu itibariyle tamamladıklarını belirten Arıcan “ Ülkemizde yaşanan kültür, sanat ve düşünce hayatındaki gelişmeleri yakından takip ederek değerlendirdik; ödül alacak kişi, kurum ve eserlerini belirledik. Artık, gelenek haline gelen ödüller her sene hikâyeden şiire, fikirden hatıraya, müzikten sinemaya kadar pek çok alanda veriliyor ve bu ödüller her yılın kültür sanat hayatının portresini çıkarıyor. TYB’nin verdiği ödüllerin maddi yönü bulunmasa da; Kültür, sanat ve geleneklerin en kıymetli taşıyıcıları olan yazarlarımızı ve eserlerini tanıtmamız, bu yöndeki çaba ve çalışmaları desteklememiz kamuoyu tarafından da 37 yıldır takdirle karşılanmaktadır. Ayrıca, Yönetim kurulumuzca, yılın yazar fikir adamı ve sanatçıları değerlendirmesi yapılırken aynı zamanda “Üstün Hizmet Ödülleri” verileceklerin de isimleri belirlenmektedir. Üstün hizmet ödülleri; İlim, kültür, sanat, edebiyat ve düşünce alanında olağanüstü gayret ve çalışmaları bulunan şahsiyetlere, şükran ve minnet borcumuzun bir ifadesi olarak verilmektedir. Ödül sahiplerine ileriki günlerde açıklayacağımız bir zamanda belgeleri takdim edilecektir. Yılın yazar, fikir adamı ve sanatçılarını, kısacası ödül sahiplerini huzurunuzda tebrik ediyor, kendilerine nice başarılı çalışmalar diliyorum.”<br />
2018 Yılının “Yazar, Fikir Adamı ve Sanatçıları Ödülleri” :<br />
Hikâye dalında, Elif Genç, Düşünsene Hızır Bendim, kitabıyla, (Ketebe Yayınları)<br />
Şiirde, Ali Ayçil, Bir Japon Nasıl Ölür? kitabıyla, (Dergah Yayınları)<br />
Romanda, Mahmut Coşkun, Yakarım Gül Satanlar Bahçesini romanıyla, (İz Yayınları)<br />
Denemede, Mustafa Uçurum, Şairin Aynası kitabıyla, (Çıra Yayınları)<br />
Fikirde, Cengiz Anık, Modern Düşüncenin Bunalımı ve Doğu eseriyle, (İnsan Yayınları)<br />
Araştırmada, Ömer Özcan, Bir Vatandan Bir Vatana kitabıyla, (Dergah Yayınları)<br />
İncelemede, Selçuk Karakılıç, Sürgün, İntihal ve İntihar kitabıyla, (Ötüken Yayınları)<br />
Edebi Tenkitte, Mustafa Kurt, Çağdaş Türk Şiirinde Modernizmin Araştırmaları kitabıyla, (Çolpan Yayınları)<br />
Dilde, Osman Fikri Sertkaya, Kelime Dağarcığımızdan Etimoloji Araştırmaları, kitabıyla, (Akçağ Yayınları)<br />
Hatırada, Necdet Subaşı, Adını Sonra Koyarız kitabıyla, (Otto Yayınları)<br />
Tercümede, Samet Köse, T.S. Eliot Bütün Şiirleri (1909-1962) kitabıyla, (Everest Yayınları)<br />
Biyografide, Bilen Işıktaş, Şerif Muhiddin Targan kitabıyla, (İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları)<br />
Çocuk Yayınları, Bilim Çocuk, Tubitak<br />
Basın Röportaj, Tuba Kalkıç (Sabah Gazetesi)<br />
Basın, TRT World, Cemal Kaşıkçı Olayı Haberleri<br />
Dergi Yayıncılığında, Mahalle Mektebi,<br />
Halk Kültüründe, Mustafa Tatçı, Hazret-i Pîr Şabân-ı Velî kitabıyla, (H Yayıncılık)<br />
Elektronik Yayıncılık, fikriyat.com<br />
Türk Müziğinde, Selçuk Küpçük, Aşk ve Teselli (Susmanın Müzikal Peotiği), (Kopernik Yayınları)<br />
Şehir Kitaplarında, İsmail Efe, Sinop Tarihi, (Büyüyen Ay Yayınları)<br />
TV Belgeselde, Namibya Belgeseli, TRT Belgesel<br />
Sinemada, Aida Begiç, Bırakma Beni<br />
TV Kültür Programında, Diyanet TV, Yazar Kafa<br />
Radyo Programında, Salih Turhan, Abuzer Akbıyık, Türkü Muhabbeti, (TRT 1 Ankara) Kamu yayıncılığında, Amasya Belediyesi Yayınları<br />
Yayıncılık Özel Ödülüne, Cümle Yayınları (Ankara) layık görülmüştür.<br />
Kültür ve sanat hayatımıza yaptıkları uzun süreli katkılarından dolayı:<br />
Prof. Dr. Mustafa Kara<br />
Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun<br />
Prof. Dr. Mübahat Türker Küyel<br />
Üstün hizmet ödülüne layık görülmüşlerdir.</p>
<p>Mahmut Erdemir</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/tyb-odulleri-sahiplerini-buldu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>-Victor Jara’dan Dedehan Hasan’a- Direniş Şarkıları Söylemek</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/victor-jaradan-dedehan-hasana-direnis-sarkilari-soylemek/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/victor-jaradan-dedehan-hasana-direnis-sarkilari-soylemek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Dec 2018 10:40:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Emperyalizm Karşıtlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Dedehan]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuk Küpçük]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası Müzikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[Victor Jara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=5600</guid>

					<description><![CDATA[Neşet Ertaş’ın “Leyla”sı ne kadar bizimse Hasan Dedehan’ın “Leyla”sı da o kadar bizimdir diyebiliriz. O topraklardan Anadolu’ya kadar bütün bir coğrafyayı besleyen söylemin ana membaı Hoca Ahmet Yesevi’nin Hikmetleri’nden beslenmektedir. Selçuk Küpçük Dünyabizim için yazdı. Türkiye’de müzik-politika, müzik ve emperyalizm karşıtlığı, müzik-direniş ilişkisi gibi alt başlıklarla çoğaltabileceğimiz temel konularda yazılmış hemen bütün literatürde özellikle Güney Amerika deneyimi önemli yer tutar. İkinci Dünya Savaşı sonrası girilen Soğuk Savaş yıllarında sadece simgesel çatışma alanları açısından değil, bizatihi sıcak çatışmaların yaşandığı bir coğrafya olarak öne çıkan Güney Amerika’dakapitalizmi temsil eden ABD’nin emirleriyle bir gelecek kurmak istemeyen yerel direniş örgütlerinin modern zamanlarda ortaya koyduğu mücadele, dünyanın farklı mekanlarında heyecan uyandırdı ve örnek alındı. Güney Amerika, kapitalizmin bu ceberut basıncına baş kaldırırken, aynı zamanda müzikal olarak bu direnişin ruhunu taşıyan “Yeni Türkü/Şarkı” akımının da ortayı çıkışına öncülük etti. Arjantinli Atahualpa Yupanqui’den Mercedes Sosa’ya, Carlos Puebla’dan Şilili Victor Jara’ya kadar kendi müzikal köklerinden hareket ederek ve modern müziğin geldiği teknik imkanlardan yararlanaraksosyal, siyasal konuları ağırlıklı tema edinen bu formun dünyanın başka coğrafyalarındaki benzer pozisyonları da etkilediğini söylemek mümkün. 1970 yılında demokratik seçimle Şili’de ülkesinin yönetimini devralan sosyalist lider Salvador Allende’nin, ABD’nin güdümünde yerli işbirlikçi askerler tarafındandarbe ile (11 Eylül 1973)  devrilmesi sırasında katledilen isimlerden birisi de bu bahsettiğimiz müzikal formun temsilcilerinden Victor Jara’dır. Ülkesinin emperyalistlerce işgalini engellemek amacıyla gitarını eline alan ve direniş şarkıları söyleyerek bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Neşet Ertaş’ın “Leyla”sı ne kadar bizimse Hasan Dedehan’ın “Leyla”sı da o kadar bizimdir diyebiliriz. O topraklardan Anadolu’ya kadar bütün bir coğrafyayı besleyen söylemin ana membaı Hoca Ahmet Yesevi’nin Hikmetleri’nden beslenmektedir. Selçuk Küpçük Dünyabizim için yazdı.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Türkiye’de <b><strong>müzik-politika</strong></b>, <b><strong>müzik ve emperyalizm karşıtlığı</strong></b>, <b><strong>müzik-direniş</strong></b> ilişkisi gibi alt başlıklarla çoğaltabileceğimiz temel konularda yazılmış hemen bütün literatürde özellikle <b><strong>Güney Amerika</strong></b> deneyimi önemli yer tutar. İkinci Dünya Savaşı sonrası girilen <b><strong>Soğuk Savaş</strong></b> yıllarında sadece simgesel çatışma alanları açısından değil, bizatihi sıcak çatışmaların yaşandığı bir coğrafya olarak öne çıkan Güney Amerika’da<b><strong>kapitalizm</strong></b>i temsil eden <b><strong>ABD</strong></b>’nin <b><strong>emirleriyle bir gelecek kurmak istemeyen yerel direniş örgütleri</strong></b>nin modern zamanlarda ortaya koyduğu mücadele, dünyanın farklı mekanlarında heyecan uyandırdı ve örnek alındı. Güney Amerika, kapitalizmin bu ceberut basıncına baş kaldırırken, aynı zamanda müzikal olarak bu direnişin ruhunu taşıyan “<b><strong>Yeni Türkü/Şarkı</strong></b>” akımının da ortayı çıkışına öncülük etti.</p>
<p style="font-weight: 400;">Arjantinli <b><strong>Atahualpa Yupanqui</strong></b>’den <b><strong>Mercedes Sosa</strong></b>’ya, <b><strong>Carlos Puebla</strong></b>’dan Şilili <b><strong>Victor Jara</strong></b>’ya kadar kendi müzikal köklerinden hareket ederek ve modern müziğin geldiği teknik imkanlardan yararlanarak<b><strong>sosyal, siyasal konuları ağırlıklı tema edinen </strong></b>bu formun dünyanın başka coğrafyalarındaki benzer pozisyonları da etkilediğini söylemek mümkün. 1970 yılında demokratik seçimle Şili’de ülkesinin yönetimini devralan <b><strong>sosyalist lider Salvador Allende</strong></b>’nin, ABD’nin güdümünde <b><strong>yerli işbirlikçi askerler tarafından</strong></b><b><strong>darbe </strong></b>ile (11 Eylül 1973)  devrilmesi sırasında katledilen isimlerden birisi de bu bahsettiğimiz müzikal formun temsilcilerinden <b><strong>Victor Jara’</strong></b>dır. Ülkesinin emperyalistlerce işgalini engellemek amacıyla gitarını eline alan ve direniş şarkıları söyleyerek bir umudu sürekli diri tutmaya çabalayan <b><strong>Jara</strong></b>, binlerce genç öğrenci ve arkadaşıyla tutuklanıp Şili stadyumuna götürülür. Eşi<b><strong> Johan</strong></b> öykünün geri kalanını şöyle anlatır: “Çok cesur davrandığını biliyorum. Tutuklu arkadaşlarının direnç kaynağı olduğunu biliyorum. Biliyorum, orda da şarkı söylemişti. Orda ona çok işkence yapılmıştı, biliyorum. Ellerini ve bileklerini kırmışlardı ve iki gün sonra da onu öldürmüşlerdi, biliyorum. Stadyumda kaldığı günlerde, daha sonra ağızdan ağıza dolaşan bir şarkı bestelendiğini de biliyorum” (Victor Jara, <em>Ölümsüz Şarkı</em>, Parantez Yayınları, Eylül 1993, s.40-41).</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/2-Victor_Jara.jpg" /></p>
<p style="font-weight: 400;"><b><strong>Sosyalist Victor Jara gibi Dedehan Hasan da ülkesi için direniş şarkıları söylüyor</strong></b></p>
<p style="font-weight: 400;"><b><strong>Güney Amerika</strong></b>’da ABD’nin bu <b><strong>emperyalist tahakkümüne</strong></b> <b><strong>sosyalizm</strong></b> düşüncesinden beslenerek karşı koyulmaya çalışılırken, bu ideolojik devlet biçiminin liderliğini yapan <b><strong>Sovyetler Birliği</strong></b> de dünyanın diğer ucu<b><strong>Asya</strong></b>’nın ortasında bir başka halkın, <b><strong>işgal ettiği toprakları üzerinde bir başka hegemonya kurmuştu</strong></b>. Verimli pamuk tarlaları başta olmak üzere bütün yeraltı ve yerüstü zenginlikleri <b><strong>sosyalist</strong></b> ideolojiyle donanmış <b><strong>Sovyetlerce sömürülen</strong></b> <b><strong>Türkistan coğrafyası </strong></b>zaman zaman tıpkı <b><strong>Victor Jara’</strong></b>nın halkı gibi sivil ve silahlı direniş gösterse de üzerine çullanan bu devasa güce maalesef fazla direnemedi. Tıpkı <b><strong>ABD uydusu</strong></b> <b><strong>kukla Şili</strong></b> <b><strong>yöneti</strong></b>minin yaptığı gibi, <b><strong>Türkistan</strong></b> coğrafyasında Sovyetlerce uydurularak kurulan<b><strong>Orta Asya</strong></b> devletlerinde sıradan insanlardan aydın ve sanatçılara kadar hepsinin devlet <b><strong>hapishane</strong></b>lerinde ömürlerinin önemli bir kısmını çok kötü şartlarda <b><strong>tutuklu</strong></b> olarak geçirdiklerini, kimisinin <b><strong>Sibirya </strong></b>soğuklarında bir daha çocukluklarının yaşandığı ve yılkı atlarının özgürce koşmalarını bahtiyarlık içerisinde seyrettikleri bozkırlara dönemediğini, resmi söylemin dışında hiçbir düşüncenin akıldan geçirilmesine dahi müsaade edilmediğini sanırım hatırlatmaya bile gerek yok.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sosyalist sanatçı <b><strong>Victor Jara</strong></b>’nın sanatsal olarak en verimli çağlarını geçirdiği 1970’lerin başında bu bahsettiğimiz <b><strong>Türkistan</strong></b>’ın <b><strong>Özbekistan</strong></b> diyarında bir başka isim <b><strong>Dedehan Hasan</strong></b> tıpkı onun gibi işgal edilen ülkesi için <b><strong>direniş şarkıları </strong></b>söylüyor,<b><strong> mücadele şiirleri </strong></b>yazıyordu. <b><strong>Jara</strong></b>’nın bir kimlik ve elinde tuttuğu gitarının bir parçası olarak taşıdığı <b><strong>sosyalizm</strong></b><b><strong>ideolojisine sahip Sovyetlerce işgal edilen </strong></b>bu <b><strong>Orta Asya</strong></b> topraklarında, atalarının özgürce gökyüzüne bakmanın bahtiyarlığını yaşadığı günleri hatırlayıp, halkının bu duyarlılığı hiç kaybetmemesi için türküler söyleyen<b><strong>Dedehan Hasan</strong></b> tıpkı <b><strong>Jara</strong></b> ve ABD kuklası rejimlere<b><strong>muhalif </strong></b>olan diğer <b><strong>Güney Amerikalı</strong></b> <b><strong>sanatçılar</strong></b> gibi kendi ülkesinde <b><strong>yasaklamalar, polis takibi, baskılar, hapishaneler</strong></b> ve <b><strong>işkenceler</strong></b> gördü. <b><strong>Jara </strong></b>davasında ne kadar samimi ise <b><strong>Dedehan Hasan</strong></b> da ülkesine, toprağına ve insanına o kadar samimi duygularla aşık bir direniş şarkıcısı olarak anılmayı hak eden saygın bir ses. Dolayısıyla eğer <b><strong>emperyalizm karşıtlığı</strong></b> üzerinden bir <b><strong>yüce sanatsal öykü anlatacaksak</strong></b> bunun bir tarafında <b><strong>Victor Jara</strong></b>’dan bahsederken, diğer tarafında da <b><strong>Dedehan Hasan’ın mücadelesini önemseyerek tarihe not düşmek gerekli. </strong></b></p>
<p><img decoding="async" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/3_11_2.jpg" /></p>
<p style="font-weight: 400;">Yurdunu işgal eden Sovyetlerin İkinci Dünya Savaşına girdiği yılların hemen başında <b><strong>1941</strong></b>’de Orta Asya topraklarının en kadim şehirlerinden <b><strong>Fergana</strong></b>’nın bir köyünde doğdu <b><strong>Dedehan Hasan</strong></b>. Babası daha o iki yaşında iken Sovyet ordusunda Almanlara karşı, kendi ülkesini de işgal eden Rusları savunurken şehit düşer. Gerisini tahmin etmek güç değil. <b><strong>Yetim bir çocuk</strong></b> olarak fakirlik içerisinde geçirilen zorlu yıllarla boğulmuş bir hayat. Üniversitede <b><strong>gazetecilik </strong></b>eğitimi alan <b><strong>Hasan</strong></b> mezun olduktan sonra bir müddet gazetecilik yapar. Üniversitede öğrencilik zamanlarından itibaren atalarının topraklarında çağlar boyu söylenegelen öyküleri, kahramanlıkları anlatan şiirler yazmaya başlayan ve o yıllardan itibaren <b><strong>Sovyet gizli servisi KGB’ce takibe alınan</strong></b>, rejim karşıtı olarak <b><strong>hakkında dosyalar tutulan</strong></b> <b><strong>Dedehan Hasan</strong></b> kısa zamanda ülkesinin edebi çevrelerinde önemli bir isim olarak öne çıkar.</p>
<p style="font-weight: 400;"><b><strong>Sovyet sosyalizminin araçsallaştırdığı sanatçı olmayı reddetti</strong></b></p>
<p style="font-weight: 400;">Ülkesinde sosyalist rejime övücü şiirler yazan, şarkılar söyleyen yerli işbirlikçi yazar, şair ve sanatçılar gibi ideolojinin nesnesine indirgenmiş ve <b><strong>araçsallaşmış bir aydın olmayı daha başından reddedip</strong></b>, yaşayacağı bütün zorlukları göze alarak yolunda yılmadan yürüyen <b><strong>Hasan</strong></b>’ı bütün <b><strong>Özbekistan</strong></b>’a tanıtan ilk şarkısı “<b><strong>Leyla</strong></b>”, <b><strong>Orta Asya</strong></b>’dan <b><strong>Balkanlara</strong></b> o <b><strong>büyük anlatının parçası</strong></b>ndan başka bir avaz değildir aslında. <b><strong>Neşet Ertaş</strong></b>’ın “<b><strong>Leyla</strong></b>”sı ne kadar bizimse <b><strong>Hasan</strong></b>’ın “<b><strong>Leyla</strong></b>”sı da o kadar bizimdir diyebiliriz. O topraklardan Anadolu’ya kadar bütün bir coğrafyayı besleyen söylemin ana membaı <b><strong>Hoca Ahmet Yesevi</strong></b>’nin<b><strong>Hikmetleri</strong></b>’ni besteleyerek modern zamanlarda bu kadim bilgiyi yeniden güncelleyen sanatçının aynı zamanda <b><strong>1965</strong></b> yılında işgalci <b><strong>Sovyetler tarafından</strong></b> rejim muhalifi olduğu ve “<b><strong>vatan</strong></b>” şiirleri yazdığı, halkını uyanışa çağırdığı için <b><strong>vurularak şehit edilen şair Süleyman Çolpan</strong></b>’ın, kitaplarının basılması yasak olmasına karşın şiirlerini besteleyerek tarihe not düşmesinin simgesel anlamının büyük olduğunu tartışmaya bile gerek yok. Bu arada <b><strong>Çolpan</strong></b>’ın “<b><strong>Güzel Türkistan</strong></b>” isimli şiirine <b><strong>Dedehan Hasan</strong></b> tarafından yapılan bestenin <b><strong>Hasan Sağındık </strong></b>tarafından 1990 yılındaki “<b><strong>Yusuf Yüzlüler</strong></b>” isimli ilk kasetinde modern bir altyapı üzerine okunduğunu ve dinleyicisi tarafından çok sevildiğini hatırlatalım.</p>
<p style="font-weight: 400;"><img decoding="async" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/4_12_1.jpg" /></p>
<p style="font-weight: 400;"><b><strong>Dedehan Hasan</strong></b>’ın sesini Türkiye ilk kez <b><strong>1991</strong></b> yılında<b><strong>Giz Ajans</strong></b> tarafından yayınlanan “<b><strong>Kıyam Kıvılcımları/Türkistan Marşları</strong></b>” adlı kaset sayesinde duydu. Ülkemize okumak amacıyla gelen <b><strong>Türkistanlı öğrenciler tarafından</strong></b> getirilip çoğaltılan bu kaset benim arşivimin de en kıymetli parçaları arasında (Gerçi kasette yer alan eserlerin “marş” olarak tanımlanamayacağını belirtmek isterim). <b><strong>Stüdyo Metropol</strong></b>’de yayınlanacak hale getirilen ve <b><strong>Dedehan Hasan</strong></b>’ın türkülerinden, şarkılarından evvel <b><strong>Ahmet Mercan</strong></b> tarafından kaleme alınmış bir giriş metniyle başlayan kasetin ülkemizde “<b><strong>Türk Dünyası müzikleri</strong></b>” adı altında ortaya konan çalışmalara ilham veren ürünlerin başında geldiğini söyleyebiliriz.</p>
<p style="font-weight: 400;"><b><strong>Siyasal milliyetçiliğin tonlarını aşan bir sanatçı</strong></b></p>
<p style="font-weight: 400;">Yayınlamış olduğu şiir kitapları, kasetleri, saygın edebi ve sanatçı kişiliği yanı sıra politik kimliği ile Türkistan coğrafyasının yaşayan en önemli isimlerinden birisi olan <b><strong>Dedehan Hasan</strong></b>’ı değerlendirirken <b><strong>siyasal milliyetçiliğin muhtelif tonlarını aşan, ülkesi</strong></b> ve <b><strong>atalarının toprakları için emperyalist güçlere karşı direniş şarkıları söyleyen öncü bir sanatçı </strong></b>demek daha doğru olur. Ki bunun en büyük ispatı kendi topraklarından çok uzaklarda <b><strong>Tunuslu</strong></b> bir çocuğun Avrupa’da maruz kaldığı <b><strong>milliyetçi tutumla ötekileştirilmesi</strong></b>ni anlattığı “<b><strong>Tunuslu Bala</strong></b>” şarkısını yapmasıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ancak bunun yanında Türkiye’de <b><strong>emperyalizm karşıtlığı ve müzik ilişkisi</strong></b> konusunda ortaya konan mevcut literatürün de meseleyi salt sosyalizm üzerinden okuyarak başta <b><strong>Dedehan Hasan</strong></b> olmak üzere, yine Rus gizli servisince cephe dışında sivil bir alanda pusu kurularak şehit edilen <b><strong>Çeçen sanatçı İmam Alim Sultan</strong></b> gibi isimleri bilerek ya da bilmeyerek <b><strong>görmezden geldiğini</strong></b> söylemek mümkün. Dolayısı ile<b><strong>sosyalist Victor Jara</strong></b> ne kadar önemli ise müzik ve emperyalizm karşıtlığı açısından, toprakları sosyalistlerce işgal edilen <b><strong>Dedehan Hasan da bir o kadar önemlidir.</strong></b></p>
<p style="font-weight: 400;"><b><strong>Selçuk Küpçük</strong></b></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/victor-jaradan-dedehan-hasana-direnis-sarkilari-soylemek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşk ve Teselli &#8211; Susmanın Müzikal Poetiği &#8211;</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ask-ve-teselli-susmanin-muzikal-poetigi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ask-ve-teselli-susmanin-muzikal-poetigi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Nov 2018 06:40:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk ve Teselli]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuk Küpçük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=5153</guid>

					<description><![CDATA[Selçuk Küpçük çok yönlü bir entelektüel. Şair, şiir kitapları var. Kirletilmiş Ölümler ve Büyük Tefsir gibi. Birçok dergide şiir, müzik poetika yazıları yayınlandı. Yüzleşmenin Kişisel Tarihi ile ülkücülüğün muhasebesini yaptı. Modern Türk Şiirinde Bellek Arayışı ile şiirin siyasi dönemlerle, darbelerle ilişkisini sergiledi. Türkiye’de yayınlanan edebiyat dergilerini kapsayan Türkiye Edebiyat Dergileri Atlası, çok önemli bir hizmet. Birkaç sayı çıkan ve hala devam eden dergilerle edebiyatın Türkiye’de nasıl ocak işlevi gördüğünü bu kitapla anlıyoruz. Müzikle uğraşı, besteci ve yorumcu bir müzisyen olarak sahnelerde görünse de teorik ve poetik olarak da arkaplanda müziğin sebep ve sonuçlarını mesele edinmiş bir sanatçı ile yüz yüzeyiz. Müzik üzerine yazıları nihayet kitaplaştı. Beklenen bir kitap. Türkiye’deki değişimi, göç olgusunu, varoşların sesini, Anadolu mayasının büyükşehirlerde nasıl yol bulduğunu öğreniyoruz bu kitapla. Arabeski, geniş kitlelerin sosyolojisini açıklayan bir veri olarak okumak ilginç değerlendirmeler çıkarıyor ortaya. Müziğin bugün ve yarın önemli bir ‘sorun’ olduğunu biliyoruz. Yine de biz dinleme makamındayız her zaman. Peki, bizim dinlediğimiz o ana kadar nasıl bir süreç işliyor görünmeyen salonlarda? Müzik, Dans bütün milletlerin en temel toplumsal yankısı. O halde hangi aşamalardan geçip yarına kalacak bir kültür haline gelebilir? Kitapta Hayret Makamı’nda Neşet Ertaş’tan Orhan Gencebay’a, Cem Karaca’dan Barış Mançoya, Sezen Aksu’dan Ahmet Kaya’ya müziğin serüveni &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Selçuk Küpçük çok yönlü bir entelektüel. Şair, şiir kitapları var. Kirletilmiş Ölümler ve Büyük Tefsir gibi. Birçok dergide şiir, müzik poetika yazıları yayınlandı. Yüzleşmenin Kişisel Tarihi ile ülkücülüğün muhasebesini yaptı. Modern Türk Şiirinde Bellek Arayışı ile şiirin siyasi dönemlerle, darbelerle ilişkisini sergiledi. Türkiye’de yayınlanan edebiyat dergilerini kapsayan Türkiye Edebiyat Dergileri Atlası, çok önemli bir hizmet. Birkaç sayı çıkan ve hala devam eden dergilerle edebiyatın Türkiye’de nasıl ocak işlevi gördüğünü bu kitapla anlıyoruz.</p>
<p>Müzikle uğraşı, besteci ve yorumcu bir müzisyen olarak sahnelerde görünse de teorik ve poetik olarak da arkaplanda müziğin sebep ve sonuçlarını mesele edinmiş bir sanatçı ile yüz yüzeyiz.</p>
<p>Müzik üzerine yazıları nihayet kitaplaştı. Beklenen bir kitap. Türkiye’deki değişimi, göç olgusunu, varoşların sesini, Anadolu mayasının büyükşehirlerde nasıl yol bulduğunu öğreniyoruz bu kitapla. Arabeski, geniş kitlelerin sosyolojisini açıklayan bir veri olarak okumak ilginç değerlendirmeler çıkarıyor ortaya. Müziğin bugün ve yarın önemli bir ‘sorun’ olduğunu biliyoruz. Yine de biz dinleme makamındayız her zaman. Peki, bizim dinlediğimiz o ana kadar nasıl bir süreç işliyor görünmeyen salonlarda? Müzik, Dans bütün milletlerin en temel toplumsal yankısı. O halde hangi aşamalardan geçip yarına kalacak bir kültür haline gelebilir?</p>
<p>Kitapta Hayret Makamı’nda Neşet Ertaş’tan Orhan Gencebay’a, Cem Karaca’dan Barış Mançoya, Sezen Aksu’dan Ahmet Kaya’ya müziğin serüveni toplumsal değişmeler, Anadolu’nun sesini duyurma biçimleri olarak inceleniyor. Bu nedenle kültür ve halkla kesişen ve ayrışan kavşaklar öne çıkarılıyor.</p>
<p>Aşk dünyaya müzikle yansıyor çoğu zaman. Hayret makamında. Gurbet, göç, karşılıksız kalan ümitler müzikle anlatıyor derdini. Geniş kitlelere tercüman ve ses olduğunda toplumsal karşılık buluyor. Derdi olan iniler. Bu inilti nasıl sanata, estetik değerlere dönüşüyor? Kitapla bunu anlıyor, müzik sanatçılarının macerası ile Türkiye’de bir kesimin macerası arasında sağlam bağlar kuruyoruz.</p>
<p>Selçuk Küpçük kitaptaki tercih ve öne çıkardıklarını müzikle kişisel ilişkisinin bir yansıması diyorsa da müziği dert edindiği ve isabetli yorumlarla hem teşhiste isabetli hem geleceğe kalacak kültürel değerlerde önemli bir icmal çıkarmış. Türkiye’nin her gün göz önündeki bir cephesine ayna olmanın derin soluğunu anlıyoruz.</p>
<p>Dinleyici olarak değil anlamak isteyen bir sorumluluk her aydının müzikle sınavıdır. Selçuk Küpçük bu sınavdan bizim adımıza başarı ile çıkıyor.<br />
Okuyalım okutalım. Selçuk Küpçük’ü tebriklerimle.</p>
<p>Mustafa Everdi</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ask-ve-teselli-susmanin-muzikal-poetigi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Selçuk Küpçük: Elektro Bağlama Modernleşme Maceramızı Temsil Eder</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/selcuk-kupcuk-elektro-baglama-modernlesme-maceramizi-temsil-eder/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/selcuk-kupcuk-elektro-baglama-modernlesme-maceramizi-temsil-eder/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Nov 2018 06:29:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk ve Teselli]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuk Küpçük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=5088</guid>

					<description><![CDATA[“Şamanlardan Mevlana’ya ve oradan son temsilcilerle bize gelen yolun menzilinde müzikle dünyanın ağırlığından kurtulmak, fazlalıklarımızı atmak, egonun tasallutundan sıyrılmak, erdemli bir insan olmak vardır. Bunu vermeyen müzik zaten bizi bir yere taşımaz.” Dünyabizim yazarlarından Selçuk Küpçük ile son kitabı “Aşk ve Teselli”yi konuştuk. Farklı dergilerin yanı sıra dunyabizim.com’da da müzik yazılarını okuduğumuz Selçuk Küpçük geçtiğimiz haftalarda yeni bir kitap çıkardı. Selçuk Küpçük son yıllarda yayınladığı müzik yazılarını kitaplaştırdı. Arabeskten, Anadolu-Rock’a, pop müzikten, özgün müziğe, türkülerden dünyanın farklı coğrafyalarındaki müzik hareketlerine kadar birçok sanatçıyı inceleyen kitap Aşk ve Teselli (Kopernik Kitap) ismini taşıyor. Selçuk Küpçük ile Aşk ve Teselli: Susma&#8217;nın Müzikal Poetiği üzerine sohbet ettik. Sizin farklı alanlarda kitaplarınız, çalışmalarınız var. Biraz bu çalışma alanları üzerine konuşarak başlayalım isterseniz. Aslında farklı alanlar gibi gözüküyor ama tıpkı hayatın kendisi gibi birbiri ile çabucak ilişki kurabilecek disiplinler bunlar. Mesela modern şiir siyasetten, sosyolojiye, ekonomiden teolojiye kadar çağın yeni insanını ilgilendiren her şeyi mesele edinerek kendisine form buldu. Bu ilişkiyi kaçırdığınız zaman hayatın senkronunu da kaçırıyorsunuz ve şiiriniz de doğal olarak anakronik bir hâl alıyor. Şiir, poetika, milliyetçilik, müzik, dergicilik ve sinema temel çalıştığım alanlar. Ben bunların hepsinin birbiri ile ilişkili olduğunu görüyorum ve bu meselelerle ilgili yıllardır bana yardımcı olacak bir sürü yayın &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="panel-title">
<p class="font-medium mb-0"><strong>“Şamanlardan Mevlana’ya ve oradan son temsilcilerle bize gelen yolun menzilinde müzikle dünyanın ağırlığından kurtulmak, fazlalıklarımızı atmak, egonun tasallutundan sıyrılmak, erdemli bir insan olmak vardır. Bunu vermeyen müzik zaten bizi bir yere taşımaz.” Dünyabizim yazarlarından Selçuk Küpçük ile son kitabı “Aşk ve Teselli”yi konuştuk.</strong></p>
<p>Farklı dergilerin yanı sıra dunyabizim.com’da da müzik yazılarını okuduğumuz <b><strong>Selçuk Küpçük</strong></b> geçtiğimiz haftalarda yeni bir <b><strong>kitap</strong></b> çıkardı. Selçuk Küpçük son yıllarda yayınladığı müzik yazılarını kitaplaştırdı. Arabeskten, Anadolu-Rock’a, pop müzikten, özgün müziğe, türkülerden dünyanın farklı coğrafyalarındaki müzik hareketlerine kadar birçok sanatçıyı inceleyen kitap <em>Aşk ve Teselli </em>(<b><strong>Kopernik Kitap</strong></b>) ismini taşıyor. Selçuk Küpçük ile <em>Aşk ve Teselli: Susma&#8217;nın Müzikal Poetiği</em> üzerine sohbet ettik.</p>
<p><b><strong>Sizin farklı alanlarda kitaplarınız, çalışmalarınız var. Biraz bu çalışma alanları üzerine konuşarak başlayalım isterseniz.</strong></b></p>
<p>Aslında farklı alanlar gibi gözüküyor ama tıpkı hayatın kendisi gibi birbiri ile çabucak ilişki kurabilecek disiplinler bunlar. Mesela modern şiir siyasetten, sosyolojiye, ekonomiden teolojiye kadar çağın yeni insanını ilgilendiren her şeyi mesele edinerek kendisine form buldu. Bu ilişkiyi kaçırdığınız zaman hayatın senkronunu da kaçırıyorsunuz ve şiiriniz de doğal olarak anakronik bir hâl alıyor.</p>
<p><b><strong>Şiir, poetika, milliyetçilik, müzik, dergicilik</strong></b> ve <b><strong>sinema </strong></b>temel çalıştığım alanlar. Ben bunların hepsinin birbiri ile ilişkili olduğunu görüyorum ve bu meselelerle ilgili yıllardır bana yardımcı olacak bir sürü yayın topluyorum. Bir müddet sonra mesela dergi arşivim belli bir sayıya ulaşınca oturup bunları yazmak istedim. 1980 sonrasını merkez alan <b><strong><em>Türkiye Edebiyat Dergileri Atlası</em></strong></b> kitabı böyle çıktı. Yine 1950 sonrası Türk şiirini isimler ve dergiler üzerinden anlamaya çalıştığım <b><strong><em>Modern Türk Şiirinde Bellek Arayışı</em></strong></b> kitabım çok partili dönemden itibaren darbeler ve edebiyat, bir siyasal akım olarak İslamcılık ve edebiyat, Alevilik, heterodoksi ve edebiyat ilişkisini vs. çözümlemeye çalışıyor. <b><strong><em>Yüzleşmenin Kişisel Tarihi</em></strong></b> ise 1970’lerden günümüze ülkücü hareketi Türkiye’nin geçirdiği değişimler, dönemler, travmalar, darbeler, müzikal hareketleri üzerinden eleştirel olarak okumaya yönelen bir kitap.</p>
<p>Son yıllarda ise ağırlıklı biçimde müzik yazıları kaleme alıyorum. Bunlar teknik yazılar değil. Sosyolojik incelemeler. Toplumdaki ve insandaki değişimleri gözlemleyebilmek için müzik en işlevsel alan bana göre. <b><strong>Toplumun maruz kaldığı her travmatik durumun mutlak müzikal bir karşılığı var</strong></b> dünyanın hemen her yerinde.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-5090" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/1_8_1.jpg" alt="" width="600" height="400" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/1_8_1.jpg 600w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/1_8_1-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p><b>Müziği, insanın nesne boyutunu aşan aşk ilişkisi üzerinden anlarız</b></p>
<p><b>Bahsettiğiniz müzik yazılarından oluşan kitabınızın</b> <b>ismi neden “Aşk ve Teselli”?</b></p>
<p>Müzik modern zamanlarda kuşatılmış biçimde salt ticari bir etkinlik ve nesneye indirgenmiş metaya dönüştü. <b>Adorno</b>’nun yazdıkları üzerinden bunu çözümlemek mümkün.  Gerçi ben Adornocu yaklaşımı önemsemekle beraber yetersiz bulurum. Çünkü oradan bakarsak arabesk müziğe değer atfetmememiz gerekiyor. Kültürel çalışmalar disiplini de Adornocu bakış açısının içine girmeyen alanları anlamayı kolaylaştırıyor.</p>
<p>Neyse, <b>müzik aslında modern zamanlarda nesneye indirgenmeden evvel insanın varoluşunu anlamlandıran bir öykü taşıyordu</b>. Gökle yer arasındaki irtibatı sağlayan, ilişkiyi kuran bir bilgiye sahipti.  Binlerce yıldır taşınan bu bilgiyi bize ulaştıran son halkalardan birisi <b>Neşet Ertaş</b>.</p>
<p>Bizler müziği, insanın nesne boyutunu aşan aşk ilişkisi üzerinden anlarız. Müziği duyduğumuz zaman bizi hemen tesir altına almasının kuşkusuz yaratılışımızla büyük ilgisi söz konusu. Bu ilgi <b>aşk</b> ilgisidir. <b>Şamanlardan Mevlana</b>’ya ve oradan son temsilcilerle bize gelen yolun menzilinde müzikle <b>dünyanın ağırlığından kurtulmak, fazlalıklarımızı atmak, egonun tasallutundan sıyrılmak</b>, <b>erdemli bir insan olmak</b> vardır. Bunu vermeyen müzik zaten bizi bir yere taşımaz. Modern dünyanın pazarı haline getirir sadece.</p>
<p><b>Peki “Teselli”?</b></p>
<p>“Teselli” <b>Orhan Gencebay</b>’a bir gönderme. Kitapta isimler üzerinden arabesk müziğe dair farklı yazılar da var. Ben arabesk müziği sadece iyi bir dinleyicisi olduğum için değil, Türkiye’yi anlamak açısından da değerli bir veri olarak görüyorum. <b>Türk modernleşmesinin en simgesel alanı arabesk </b>bence. <b>Elektro bağlama</b>’nın icat edilmesi bile başlı başına bu modernleşme maceramızı temsil eden bir durum. Doğu’ya ait bir görüntü ama hem sesi hem de içi (tekniği) Batılı. Bağlama gibi akustik, organik değil. Bağlama ait olduğu toprağın ağacından yapılmış, yerli ama çağa cevap veremiyor. Çünkü 1950 sonrası geldiği kentlerde çalınmak zorunda kaldığı büyük mekanlarda (gazinolarda mesela) sesi yetmiyor. Önüne, kenarına, içine mikrofon koysalar da olmuyor. Bu zorlama ortaya elektro bağlamayı çıkartıyor. Gövdesinin hangi ağaçtan yapıldığı pek mühim değil! Mühim olan, yani asıl işlevsel olan ve ihtiyaca cevap veren onun içinde Batılı bir aklın ürünü olan teknik tesisat. <b>Tam bir melez kimlik. İşte Türk modernleşmesi bu.  </b></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-5091" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/AdsYz_8.png" alt="" width="600" height="440" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/AdsYz_8.png 600w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/AdsYz_8-300x220.png 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p><b>Kitapta başka kimler üzerine yazılar var?</b></p>
<p><b>Neşet Ertaş</b> yazısı ile başlıyor kitap. Onun hayatı algılayış biçimindeki aşkınlık meselesi ile müziğinin ne kadar ilişkili olduğunu anlatmaya çalıştım. <b>Yaptığı hiçbir plağı, kaseti kendisinde bulundurmayan bir ozan.</b> Bunu ancak yalan dünyanın ağırlıklarını atmakla, öte dünya ile kurduğu <b>aşk</b> ilişkisi ve <b>tasavvuf</b> ile açıklayabiliriz. <b>Orhan Gencebay, Ergüder Yoldaş, Cem Karaca, Sezen Aksu, Ahmet Kaya, Burhan Bayar, Cengiz Kurtoğlu, Bergen, Erkan Oğur, Bülent Ortaçgil, Çağdaş Türkü, Gündoğar</b> ve <b>Düş Sokağı Sakinleri</b> grubundan <b>Murat Çelik </b>üzerine yazılarla ilerliyor kitap.</p>
<p><b>“Bu kitap benim içim bir vefa borcu”</b></p>
<p><b>Bu isimleri nasıl belirlediniz peki?</b></p>
<p>Aslında <b>bu kitap benim içim bir vefa borcu</b>. Çocukluğumdan itibaren dinlediğim, olgunlaşmama vesile olan, yaşadığım her travmatik sorunda sesleri, şarkıları ile bana eşlik eden, acılarımı paylaşan ya da zihnimin çeperlerini açarak etrafımda olup biten hakkında daha fazla sorular sormamı sağlayan sanatçılara karşı yıllardır gerçekleştirmek istediğim teşekkür. Onlar olmasa mevcut verimliliğim olmazdı belki. <b><i>Yüzleşmenin Kişisel Tarihi</i></b> kitabımı mesela <b>Madredeus</b> grubunun müziği üzerine yazdım. Yani kitabı hazırladığım yaklaşık 3-4 yıl boyunca hemen her gece yazının başına oturduğumda bu grubu dinleyerek zihnimi zorladım. Böyle bir sürü şarkı ve şarkıcı var. Tabii henüz yazamadıklarım da söz konusu. Onları da ileride yazacağım.</p>
<p><b>Kitapta arabesk üzerine birbirini tamamlayan çokça yazı var. Arabeske fazla yer vermişsiniz gibi.</b></p>
<p>Dediğim gibi arabeski sosyolojik olarak önemsiyorum. <b>Caz, blues Amerika’da toplumla ilişkisi bakımından ne söylemek istiyorsa Türkiye’de de arabesk aynı şeyi söyler</b> aslında. Kitapta bunu farklı yazılarda açmaya çalıştım. Ayrıca <b>çocukluğumdan beri arabesk dinlerim</b>. Kaset arşivimin -ki bine yakındır kasetim- önemli bir kısmı arabesk müziğin farklı ürünlerinden oluşur. Dolayısıyla bende büyük hatıraları var adeta her bir şarkının. Bir de <b>son yıllarda arabesk müzik üzerine güzellemeler düzen sentetik yazılar okuyoruz</b> bol bol. Teybin hoparlörüne kulağını dayayıp geceler boyu Müslüm dinlememiş, Ferdi’nin feryatlarındaki ciğer delen acıyı hissetmemiş, Orhan Gencebay’ın santim santim dokuduğu melodilerinin hazzına varmamış entellerin şimdi arabesk üzerine cafcaflı laflar etmesine bir tepkidir benimkisi. “<b>Durun, acımızı anlatan öyküyü size malzeme yaptırtmayız, yedirtmeyiz</b>” demek bir bakıma.</p>
<p><b>“Evrensel vicdan, adalet ve ahlak diye bir şey var”</b></p>
<p><b>“Yalan Dünyanın Şarkıları” bölümündeki yazılar nasıl doğdu?</b></p>
<p>Bu, <b>dünyanın yalanlığı</b> ve <b>geçiciliği</b> meselesi, müziği aşk kavramı üzerinden algılayan her yerde benzer söylemlere sahip. Güney Amerika’da da, Uzak Doğu’da da, Afrika’da da böyle. <b>Evrensel vicdan, adalet ve ahlak diye bir şey var</b> ve müziği, dünyalık yaşamanın ötesinde kavrayan herkeste bu ortak bakış açısını görmek mümkün. Bunu görünce büyük bir kapı aralanıyor size. “<b><i>Yalan Dünyanın Şarkıları</i></b>” bölümünde dünyanın farklı coğrafyalarındaki sanatçıların bu ortak duyarlılıklarını keşfetmeye çalıştım.</p>
<p>Pakistan kavvali müziğinin üstadı <b>Nusret Fatih</b>, Portekiz fado müziğinin modern yüzü <b>Madredeus</b> grubu, Güney Amerikalı devrimci şarkıcı <b>Victor Jara</b> ile ortak yönlerini ele aldığım Çeçen sanatçı <b>İmam Alim</b>, müziği neden bıraktığının eleştirisini yaptığım <b>Yusuf İslam</b>, popüler kültür karşısındaki duruşunu ele aldığım <b>Loreena Mckennit</b> üzerine yazılar var bu bölümde.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-5092" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/SELCUK_KUPCUK-_FOTO_1.jpg" alt="" width="600" height="400" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/SELCUK_KUPCUK-_FOTO_1.jpg 600w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/SELCUK_KUPCUK-_FOTO_1-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p><b>Sadece isimler değil, temel meseleleri de tartışıyorsunuz bir başka bölümde.</b></p>
<p>Evet “<b>Hüzün, Bellek, Kültür</b>” isimli bölüm. Orada da Türk modernleşmesinin, ülkemizin geçirdiği dönemlerin etkilerini meseleler üzerinden anlamaya çalışıyorum. Mesela ozanlık kavramının dönüşümü ve “<b>kent ozanlığı</b>” kavramının ortaya çıkışı, daha doğrusu toplumun hareketliliği ile türkülerin ne tür bir değişim geçirdiği, müzik yasağının doğurduğu olumsuz sonuçları, <b>Türk Dünyası müzikleri </b>ile geç kurulan ilişkinin gerekçeleri, <b>Tamburi Cemil Bey</b> ile <b>Kafka</b> arasındaki ilişki ve Osmanlının geçirdiği zor yılların onun müziğinde nasıl karşılık bulduğu gibi konuları bu bölümde kendi bakış açımla anlatıyorum.</p>
<p><b>Bu bölümde Kütahyalı Ermeni müzik adamı Gomidas Vertabed üzerine yazınız da ilgi çekici. </b></p>
<p><b>Gomidas</b> 1900’lerin başında Türkçe, Kürtçe, Farsça ve Ermenice türküleri derleyerek <b>Anadolu’nun ses birikimini tarihe not düşen çok önemli bir müzik adamı. </b>Yaşantısı da çok travmatik. Küçük yaşta anne babasını kaybediyor. Yetimhanede büyüyor. Hayatı boyunca bu yetimliğin izleğinde bu mizaç taşıyor. Vakti ile <b>Türk Ocağı’nda konferans </b>vermiş, <b>Ziya Gökalp</b> ve <b>Mehmet Emin Yundakul</b> ile irtibatı bulunan, <b>Halide Edip’in evinde sohbetlere davet edilmiş</b> bir entelektüel. <b>Çankırı’ya sürgüne</b> gönderildiğinde onu geri getirmek için gayret gösterenlerin başında <b>Türk milliyetçiliği</b> düşüncesinin önemli isimlerinden <b>Mehmet Emin Yurdakul</b> geliyor. Sürgünde yaşadıklarından sonra hiç konuşmamış, artık bir daha piyano çalmamış ve ölümüne kadar hiç konuşmamış bir adamdan bahsediyoruz. Gomidas bu toprakların sesi, bizim müziğimiz ve vicdanımız. <b>Türk Dünyasının müziklerini modern saund ile günümüze taşıyan İrfan Gürdal üzerine de, Gomidas üzerine de yazı yazmak boynumuzun borcu. </b></p>
<p><b>Röportaj: <strong class="klink">Munise Şimşek</strong></b></p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/selcuk-kupcuk-elektro-baglama-modernlesme-maceramizi-temsil-eder/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Arabesk ve Anadolu Rock’ın Kısa Öyküsü</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/arabesk-ve-anadolu-rockin-kisa-oykusu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/arabesk-ve-anadolu-rockin-kisa-oykusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Nov 2018 07:49:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Cem Karaca]]></category>
		<category><![CDATA[Erkin Koray]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Gencebay]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuk Küpçük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4232</guid>

					<description><![CDATA[Arabesk ve Anadolu rock bin yıllık ses yolculuğumuzun taşıyıcı formu olan türkülerin modern zamanlardaki öyküsüdür bana göre. Ve bu öykü hiç kuşkusuz ait olduğu toplumun hikâyesini de içinde barındırmaktadır. Selçuk Küpçük yazdı. Arabeskin kendisini varettiği 1970’li yıllar aynı zamanda Anadolu rock formunun da ortaya çıktığı zamanlardır. Senkronik biçimde ikisi de kente ait müzikal arayışlar olarak beliren bu iki türün bazı ortak noktaları söz konusu. Öncelikle iki türün müzikal formunu taşıyan temel enstrüman bağlamadır. Ve bağlama bu iki formun zorlaması neticesinde teknik gelişimini bir anda hızlandırmış, en fazla bir kahvehanede sesini (volümünü) duyurabilecek güce sahipken elektro bağlamaya dönüşerek statlara kendisini dinlettirebilecek ses genişliğine ulaşmıştır. Dolayısı ile ben elektro bağlamın elektrogitara özenilerek ortaya çıkan teknik yapısının aynı zamanda simgesel bir niteliği olduğunu da düşünmüşümdür hep. Bu simgesel taşıyıcılık temsil ettiği toplumsal katmanın da dönüşümünü karşılar adeta. Anadolu rock ile arabeskin diğer ortak özelliği ikisinin de mekânının kent olmasıdır. Modernleşmeye bağlı biçimde kentin ürettiği yeni müzik türleri halinde beliren bu formlar doğal olarak kent insanının karşılaştığı yeni bireysel ve toplumsal sorunları içeren temalara eğilmiştir. Bir anlamda iki müzik türünün karşılaştığı mekândır kent. Arabeskin kırdan, taşradan akan toplumsal katmana ait hikâyeyi, Anadolu rockın ise kentin seçkin aile çocuklarının gittiği kolejlerden kopup gelen kuşağına ait öyküyü taşıdığını iddia edebiliriz.  Biri merkezden, diğeri çevreden &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Arabesk ve Anadolu rock bin yıllık ses yolculuğumuzun taşıyıcı formu olan türkülerin modern zamanlardaki öyküsüdür bana göre. Ve bu öykü hiç kuşkusuz ait olduğu toplumun hikâyesini de içinde barındırmaktadır. Selçuk Küpçük yazdı.</strong></p>
<p><b>Arabeskin</b> kendisini varettiği 1970’li yıllar aynı zamanda <b>Anadolu rock</b> formunun da ortaya çıktığı zamanlardır. Senkronik biçimde ikisi de kente ait müzikal arayışlar olarak beliren bu <b>iki türün bazı ortak noktaları söz konusu</b>. Öncelikle iki türün müzikal formunu taşıyan temel enstrüman <b>bağlama</b>dır. Ve bağlama bu iki formun zorlaması neticesinde teknik gelişimini bir anda hızlandırmış, en fazla bir kahvehanede sesini (volümünü) duyurabilecek güce sahipken <b>elektro bağlamaya</b> dönüşerek statlara kendisini dinlettirebilecek ses genişliğine ulaşmıştır. Dolayısı ile ben elektro bağlamın elektrogitara özenilerek ortaya çıkan teknik yapısının aynı zamanda simgesel bir niteliği olduğunu da düşünmüşümdür hep. Bu simgesel taşıyıcılık temsil ettiği toplumsal katmanın da dönüşümünü karşılar adeta.</p>
<p>Anadolu rock ile arabeskin diğer ortak özelliği <b>ikisinin de mekânının kent olmasıdır</b>. Modernleşmeye bağlı biçimde kentin ürettiği yeni müzik türleri halinde beliren bu formlar doğal olarak kent insanının karşılaştığı yeni bireysel ve toplumsal sorunları içeren temalara eğilmiştir. Bir anlamda iki müzik türünün karşılaştığı mekândır kent. Arabeskin kırdan, taşradan akan toplumsal katmana ait hikâyeyi, Anadolu rockın ise kentin seçkin aile çocuklarının gittiği kolejlerden kopup gelen kuşağına ait öyküyü taşıdığını iddia edebiliriz.  Biri merkezden, diğeri çevreden birbirine doğru hareket eden <b>bu iki türün buluştuğu ses evreni ise türküler sayesinde şekillenir</b>. Anadolu rock türküleri, bildiği bir biçim üzerinden, Batı popu ve rock müziğinin teknik altyapısını kullanarak yorumlamaya yöneliyor. Tıpkı <b>Bob Dylan</b>’ın ya da Güney Amerikalı <b>Yeni Türkü</b> hareketinin, <b>Victor Jara</b>’nın, <b>Mercedes Sosa’</b>nın yaptığı gibi.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/1_6_1.jpg" alt="" /></p>
<p><b>Bir geleneğin dönüşümü</b></p>
<p>Arabeski ise geleneksel bellekle kente getirilen türkülerin burada yaşanan yeni durumları tam anlamı ile ifade edememesi üzerine kısıtlı imkanlarını (kültürel, ekonomik, teknik) harekete geçirerek derdini anlatma çabası biçiminde değerlendirmek mümkün. O da türküleri arkasına alarak kendisini yeniden tanımlamaya, yaşadıklarını anlamlandırmaya çalışmıştır. Arabeskin en simgesel eserlerinden olan <b><strong class="klink">Orhan Gencebay</strong></b>’ın “<b>Hatasız Kul Olmaz</b>”ı <b>Ankara havalarının ritmik yürüyüşü olan “kostak” üzerine oturan bir kent türküsüdür mesela</b>. Dolayısı ile Gencebay sayesinde <b>geleneğin dönüşümü</b>ne şahitlik ederiz.</p>
<p>Anadolu rock ve arabesk için, geleneksel kalıplara muhafazakâr bir psikolojiyle kapanan klasikçilerin (Türk ve Batı) başaramadığı bir şeyi yapmaya yönelerek adeta <b>donmuş olan ve çağın ruhunu taşıyamayan Türk müziğinin gecikmiş modernleşme sürecinin kapılarını açmışlar</b> ve oradan çok dinamik iki müzik türü halinde eş zamanlı olarak çıkmışlardır değerlendirmesinde bulunmak mümkün. Bu <b>Orhan</b> <b>Gencebay</b>’ın adına “<b>serbest çalışmalar</b>”, <b><strong class="klink">Cem Karaca</strong></b>’nın “<b>ulusal Türk müziği</b>” dediği formdur bir bakıma. <b>Türk Beşleri</b>dâhil,  devletin bütün imkanlarını arkasına alarak (mekan, maaş, bürokrasi, TRT) zamandan, sosyolojiden, toplumun ihtiyaçlarından ve duygu haritasından kopuk ve ayağı yerlere basmayan işler yapan Batıcısı, yerlisi ile “<b>uğultu koroları</b>”nın ortaya koyamadığı bir süreci işleterek sokaktaki insan ile müziği buluşturmuşlar, dönüp durmakta olan dünyanın sesini yakalamışlardır da diyebiliriz.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/2_4_3.jpg" alt="" /></p>
<p><b>Gazinolar yerli müziğin mekânlarıydı</b></p>
<p><b>Anadolu rock</b> türünün bir müddet sonra oluşan toplumsal ilgi ile beraber <b>gazinolarda sahne almaya başlaması</b>da ilginçtir. Oysa <b>gazinolar temelde yerli müziğin mekânları idi</b>. Ancak 70’lerde Cem Karaca’nın mesela gazinolarda kendi türünü icra etmeye başladığını fark ederiz ki, arabeskin belirleyici olduğu o ortamın ruhuna eklemlenmekte hiç zorluk çekmez Anadolu rock. Dolayısı ile meşhur <b>Lalezar Gazinosu</b>’nda Türk müziği söyleyen <b>Zeki Müren, Cem Karaca ve Kardaşlar grubunun aynı sahneyi paylaştığını, aynı dinleyici profiline hatip ettiklerini görürüz.</b></p>
<p>1970’lerde ayrıca <b>TRT</b> kurumunun kendisine yayınlanmak üzere getirilen müzikleri <b>denetlemek</b> gibi bir görevi(!) vardır. Bununla ilgili türleri kapsayan maaşlı kurulları söz konusu. Günümüzden geriye doğru bakınca çok komik gözüküyor ama öyle. Tabii o yıllarda topluma ve geniş kitlelere ulaşmanın tek yolu TRT, çünkü başka bir kanal yok. Yaptığınız her yeni eseri duyurmak istiyorsanız en etkili yöntem bu. Ancak orada da denetleme kurullarının saçma sapan engelleri ile karşılaşıyorsunuz. “<b>Bu eserde bağlama niye kullandın</b>” gibi garip soruların sorulduğu anakronik bir kurul işte. Hem bütünüyle arabesk hem Anadolu rock (bazı eserleri açısından) 1970’lerde bu kurulun gazabına uğramış iki dinamik müzik türü olarak toplumla buluşma imkanları kısıtlanmıştır. Ancak sosyolojik karşılığı hızla büyüyen <b>bu iki türün devletin bütün görmezden gelme çabalarına karşın milyonlara ulaşan plak ve kaset rakamlarıyla ülkeyi edata avucunun içene aldığını söyleyebiliriz.</b></p>
<p><b><img decoding="async" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/4.jpeg" alt="" /></b></p>
<p><b>Anadolu rock formunun “babası”</b></p>
<p>Devletin teknik imkânlarının (stüdyo, kayıt, sahne) dışında <b>sivil alanın ürettiği alternatifleri kullanan arabesk ve Anadolu rock</b><b>Unkapanı</b>’ndaki <b>İMÇ’</b>de <b>kendisine mahsus özel bir mekân elde etti</b>. Unkapanı 1970’lerden 2000’lere kadar Türkiye’de müzik üretiminin kalbinin attığı ana mekân olarak büyük hizmetler vermiş, yeni ve <b>özgürlükçü arayışların adresi olmuştur</b> tartışmasız şekilde. İki müzik türünün bütün yapımcı firmaları burada ortaya çıkan şirketler olarak sadece arabeske ve Anadolu rock’a değil, zamanın ihtiyaçlarına göre poptan, alternatif her türlü çalışmaya kadar müziğin ana arterini meydana getirmiştir.</p>
<p><b>Anadolu rock</b> formunun “<b>babası</b>” <b><strong class="klink">Erkin Koray</strong></b> ve <b>arabeskin</b> “<b>babası</b>” <b>Orhan Gencebay</b> bu <b>iki türün bir aradalığını temsil eden iki etkin figür</b> bana göre. Birbirlerinin plak ve kaset kayıtlarında Gencebay bağlama, Koray elektrogitar çalarak adeta anlatmaya çalıştığımız öykünün ortak fotoğrafını vermişlerdir. <b>12 Eylül 1980 darbesi</b> sonucu 70’lerdeki politik dili dolayısı ile Anadolu rock’ın yaşama alanı kalmadı maalesef. Ama arabesk, yolculuğunu hiç durmadan ve gelişerek sürdürdü. Her iki müzik türü de birbirinin özgün arayışından epeyce beslenerek dünya müziğinin geldiği teknik imkanları takip etmişler, oradan devraldıkları imkanları kendi formlarına dönüştürmüşler ve stüdyo enstrümanı ihtiyacını karşılayan sayısız önemli icracıyı tetikleyerek müziğimizin gelişimine büyük katkı sunmuşlardır.</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/3-YMC_BloklarY_UnkapanY_1.jpg" alt="" /></p>
<p><b>Arabesk </b>ve <b>Anadolu rock</b> <b>bin yıllık ses yolculuğumuzun taşıyıcı formu olan türkülerin modern zamanlardaki öyküsüdür</b> bana göre. Ve bu öykü hiç kuşkusuz ait olduğu toplumun hikâyesini de içinde barındırmaktadır.</p>
<p><strong><span style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif;"><strong class="klink">Selçuk Küpçük</strong></span></strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/arabesk-ve-anadolu-rockin-kisa-oykusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
