<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Seçmen &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/secmen/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Wed, 01 Aug 2018 01:46:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Seçmen &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Vakit Artık Seçmenin Talebini Doğru Okuma Vakti</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/vakit-artik-secmenin-talebini-dogru-okuma-vakti/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/vakit-artik-secmenin-talebini-dogru-okuma-vakti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sinan Onuş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Jun 2018 22:27:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[10. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[2018 Seçim]]></category>
		<category><![CDATA[Ak Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Seçimler]]></category>
		<category><![CDATA[Seçmen]]></category>
		<category><![CDATA[Seçmenin Talebi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinan Onuş]]></category>
		<category><![CDATA[Temmuz 2018]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2325</guid>

					<description><![CDATA[Cumhuriyet’in 79. yılında iktidara gelen AK Parti, “adalet ve kalkınma” sloganıyla yola çıkarken “bürokratik oligarşi”yle karşılaştı. Kurumları yeniden dizayn ederken de yeni bir “bürokratik sınıf” oluşturdu. Ancak bu sınıfın bir kısmı, bulunduğu ve kendisine iyi bir gelecek sunacağını düşündüğü mevzii kaybetmemek için aslında farkında olmadan tüm partinin bindiği dalı keser hale geldi. Türkiye yeni bir döneme uyandı. 16 Nisan referandumunda sistem değişikliğini kabul eden seçmen, 2018 seçimlerinde de toplumun tüm kesimlerini kucaklayacak, sıkıntılara güvenilir çözümler üretecek, güçlü ve istikrarlı bir yönetim için tek parti iktidarı isteğini yineledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti yine ipi göğüsleyen taraf oldu. AK Parti’nin seçimlerde kullandığı “Vakit Türkiye Vakti” sloganı da seçmen nezdinde artık yeni bir evreye girdi: Vakit artık çalışma ve seçmenin taleplerini önyargısız, doğru okuma vakti. Peki, bu talepler neler? Toplumun Tüm Kesimleri Kapsanmadan Ekonomik Büyümeyi Başarmak Zordur. ABD ekonomisindeki toparlanma ile birlikte ABD Merkez Bankası FED’in para politikasını sıkılaştırma beklentisi, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu “gelişmekte olan ülkelerin” para birimleri ve tahvilleri üzerinde satış baskısı oluşturdu. Yatırımcıların yüksek risk karşılığında yüksek getiri sağlayan yatırım araçları olarak gördüğü “gelişen ülkeler” sınırlarından çıkıp ABD’ye dönüşü gelişen ülke ekonomilerinde dolar likiditesi sorununu ortaya çıkardı. Böyle olunca da gelişen ülkelerden olan Türkiye’de, Dolar/TL kurundaki artış &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cumhuriyet’in 79. yılında iktidara gelen AK Parti, “adalet ve kalkınma” sloganıyla yola çıkarken “bürokratik oligarşi”yle karşılaştı. Kurumları yeniden dizayn ederken de yeni bir “bürokratik sınıf” oluşturdu. Ancak bu sınıfın bir kısmı, bulunduğu ve kendisine iyi bir gelecek sunacağını düşündüğü mevzii kaybetmemek için aslında farkında olmadan tüm partinin bindiği dalı keser hale geldi.</strong></p>
<p>Türkiye yeni bir döneme uyandı. 16 Nisan referandumunda sistem değişikliğini kabul eden seçmen, 2018 seçimlerinde de toplumun tüm kesimlerini kucaklayacak, sıkıntılara güvenilir çözümler üretecek, güçlü ve istikrarlı bir yönetim için tek parti iktidarı isteğini yineledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti yine ipi göğüsleyen taraf oldu. AK Parti’nin seçimlerde kullandığı “Vakit Türkiye Vakti” sloganı da seçmen nezdinde artık yeni bir evreye girdi: Vakit artık çalışma ve seçmenin taleplerini önyargısız, doğru okuma vakti. Peki, bu talepler neler?</p>
<p><strong>Toplumun Tüm Kesimleri Kapsanmadan Ekonomik Büyümeyi Başarmak Zordur.</strong></p>
<p>ABD ekonomisindeki toparlanma ile birlikte ABD Merkez Bankası FED’in para politikasını sıkılaştırma beklentisi, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu “gelişmekte olan ülkelerin” para birimleri ve tahvilleri üzerinde satış baskısı oluşturdu. Yatırımcıların yüksek risk karşılığında yüksek getiri sağlayan yatırım araçları olarak gördüğü “gelişen ülkeler” sınırlarından çıkıp ABD’ye dönüşü gelişen ülke ekonomilerinde dolar likiditesi sorununu ortaya çıkardı. Böyle olunca da gelişen ülkelerden olan Türkiye’de, Dolar/TL kurundaki artış rekor üstüne rekor tazeledi. Seçim kararı almadan önce başlayan bu artış, seçim kararıyla daha da hızlandı. Merkez Bankası, TL’nin erimesini engellemek için faiz artırımına gitti. İkinci tedbir ise zorunlu karşılıklarda alındı. Bankaların Merkez Bankası’nda tutmak zorunda oldukları TL cinsi likiditenin döviz olarak tutulmasına imkân tanıyan rezerv opsiyonu mekanizmasında üst sınır yüzde 55’ten yüzde 45’e düşürüldü. Böylece piyasaya bir miktar kaynak sağlandı. Sorun şu an için kısmen çözülmüş gibi dursa da önümüzdeki dönemde TL’deki zayıflamanın devam etmesi, Türkiye’ye açık biçimde dış finansman sorunu yaşatacak görünüyor. ABD dolarının yükselişinin ekonomiye kalıcı hasar vermesini önlemek için bu tedbirler yeterli mi? Asıl soru burada kilitleniyor. Çünkü Türkiye, net ithalatçı bir ülke ve büyümek için uluslararası sermayeye ihtiyaç duyuyor. Uzun vadede getiri sağladığı için “popülist” bakış açısı nedeniyle inşaat dışındaki alanlara yatırım yapılmaması, Türkiye’nin her an ekonomik olarak sıkıntı yaşayacağının da göstergesi.</p>
<p>Dünya Bankası’nın 2014’te yayımladığı raporu da bir anlamda bugünleri işaret ediyor. Raporda, 2002-2011 döneminde Türkiye’deki orta sınıf büyüklüğünün iki kat artışla yüzde 21’den yüzde 41’e yükselişi övülürken şu ifade oldukça dikkat çekici: “Buradaki soru, Türkiye’nin aynı yolda aynı hızla devam edebilmesi için gerekli koşulların mevcut olup olmadığıdır. En yoksul ve kırılgan gruplar da dâhil olmak üzere toplumun kesimleri kapsanmadan adil bir toplumu sağlayacak kapsayıcı ekonomik büyümeyi başarmak zordur.”</p>
<p><strong>TÜİK Anketine Göre Yaşlılar En Mutlu</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlere bir ay kala Xsights Araştırma’nın “Toplumsal Nabız Anketi”nin 2017 yılını kapsayan son çeyrek anketinde sorunlara ilişkin ilginç tespitler yer aldı. Türkiye’nin 26 ayrı kentinde yapılan araştırmaya göre vatandaş, devletin sunduğu 19 hizmet arasında en çok “savunma”dan en az da “ekonomi”den memnun görünüyordu. Vatandaşın en az memnun olduğu bir başka hizmet ise “yargı” olarak sıralamaya dâhil oluyordu. Türkiye İstatistik Kurumu’nun “Yaşam Memnuniyeti Araştırması, 2017” başlıklı çalışması da “Toplumsal Nabız Anketi”ni doğrular nitelikteydi. TÜİK anketine göre 2017 yılında yüksek memnuniyet oranı yüzde 74,4 ile asayiş hizmetlerinde gerçekleşti. Ancak aynı ankette genel anlamda bireylerin “mutluluğunun” giderek düştüğü tespit ediliyordu. TÜİK anketine göre, “mutlu” olduğunu beyan eden bireylerin oranı 2016 yılında yüzde 61,3 iken 2017 yılında bu oran yüzde 58’e geriledi.</p>
<p>“Mutsuz” olduğunu beyan eden bireylerin oranı ise yüzde 10,4’ten yüzde11,1’e yükseldi. Yaş gruplarına göre mutluluk düzeyine bakıldığında, 2016 yılında en yüksek mutluluk oranı yüzde 65,1 ile 18-24 yaş grubu iken 2017 yılında en yüksek mutluluk oranının yüzde 66,1 ile 65 ve üzeri yaş grubunda gerçekleştiği görüldü. En düşük mutluluk oranı ise 2017 yılında yüzde 53,1 ile 45-54 yaş grubunda oldu. TÜİK verilerine göre ortaya çıkan bir başka gerçek ise “Bir okul bitirmeyen”lerin mutluluk oranının yüzde 62,5 ile en yüksek seviyede olması. Bunu sırasıyla yüzde 57,7 ile ilkokul mezunu, yüzde 57,4 ile lise ve dengi okul mezunu, yüzde 56,9 ile yükseköğretim mezunu takip etti. 2017 yılının son çeyreğinde vatandaş “en az ekonomiden” memnun olsa da Konsensus Araştırma Şirketi’nin yaptığı ankete katılanların yüzde 51’i, 2018 yılına daha iyimser bakıyor. Ancak hemen belirtmek lazım ki bu iyimserliğin yüzde olarak kritik eşikte olması, iyimserliğin pamuk ipliğine bağlı olduğunu ve her an bir dip dalgayı beraberinde getirebileceği şeklinde de okunabilir.</p>
<p><strong>Ülkenin Yüksek Menfaati İçin Liyakat</strong></p>
<p>Peki, geriye kalanları “mutsuz” eden ne? Yanıt kısa ve net: Ülkenin yüksek menfaati için liyakate değer vermemek ve ortak akıl eksikliği. AK Parti, siyasete dâhil olduğu günden beri kendisini, “reformcu” ve “değişimci” olarak sundu ve bu alanlarda konumlandı. Buna uygun olarak da pek çok alanda “değişimler” gerçekleştirdi. Ancak görmezden gelinmeye çalışılsa da insanları ayakta tutan “umut” örselenmeye ve yitirilmeye başladı. Aslında AK Parti iktidara geldiğinde “bürokratik oligarşi”ye bayrak açarken “ötekileştirmeden” en çok etkilenen ve “çeken” parti olduğu için bu argümanı öne çıkarmıştı. Kapatma davaları, darbe girişimleri, e-muhtıralar hep onu sistem dışına itmek için rasyonel akıldan yoksun bürokrasinin kullandığı metotlardı.</p>
<p>Cumhuriyet’in 79. yılında “adalet ve kalkınma” sloganıyla iktidara gelen AK Parti, “bürokratik oligarşi”ye karşı kurumları yeniden dizayn ederken de yeni bir “bürokratik sınıf” oluşturdu. Ancak bu sınıfın bir kısmı, bulunduğu ve kendisine iyi bir gelecek sunacağını düşündüğü mevzii kaybetmemek için aslında farkında olmadan tüm partinin bindiği dalı keser hale geldi.</p>
<p>Kendi zekâsına ve becerisine güvenmeyen, üretim noktasında elini taşın altına sokuyor gibi görünen, parti içindeki güç dengelerini gözetip ona göre konumlanan bu sınıf, en küçük bir eleştiri karşısında liyakat sahibi, başarılı kişilerin hemen sistem dışına itilmesi için kolları sıvıyor. Bilgi ve liyakatten yoksun bu sınıfın aslında partiyle alakası da tartışmalı. İlkel bir güdü ile hareket eden bu sınıfın ortak kaygısı, ellerindeki imkânları başkasına kaptırmamak. Sistem dışına atılacak olanın “geçmişi”ni, tutmazsa mezhebi farkını öne çıkarmak ise bu sınıfın en önemli silahı. Bu da AK Parti’ye oy vermeyen ama problemi de olmayan, iletişim kurulduğunda aynı hedefe koşma potansiyeli olan liyakat sahibi, eğitimli ve bilgili unsurların mutsuzluğunu beraberinde getiriyor. Türkiye, son derece kısıtlı ve az sayıdaki beşeri sermayesini de bu sebeple küstürüyor.</p>
<p><strong>“Pirus Zaferi”</strong></p>
<p>Yeni sistemin tüm riskini üzerine alan lider Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti’nin önünde iki seçenek duruyor: Birinci seçenek, tüm bu “sorunlara” çözüm üretmek için kendisini ötelenmiş hisseden beşeri sermayeyi ve taleplerini anlamak ve öncelikle çuvaldızı kendisine batırmak. Bu da galibiyetin “Pirus Zaferi”ne dönüşmemesi için kendisine yöneltilen her eleştiriyi bir saldırı değil, ortak yaşama kültürü adına bir arayış olarak görmekle olacaktır. İkinci seçenek ise gerek 16 Nisan halkoylaması gerekse 2018 seçim sonuçlarından kısmen de olsa bir panik havası hissetmemek ve sürekli tekrarlandığı gibi, “milli olmayan tüm güçler birleşmesine rağmen” sonuç, AK Parti açısından “tartışmasız bir başarı” oldu demek.</p>
<p>Tercih ikinci seçenekse ve fırtınalar değil de geminin limana sağ salim getirilmesi ise bu durumda çözüm, sorunları gerçekten görmek mi yoksa zaferden zehirlenip halının altına süpürerek günü kurtarmak mı sorusunun cevabında yatmaktadır. Yanıtı çok değil bir sene sonra yerel seçimlerde karşımızda gelecektir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/vakit-artik-secmenin-talebini-dogru-okuma-vakti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tunus’ta Nahda’nın Pirus Zaferi: Sandık Kazanıldı Ama Seçmen Kaybedildi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/tunusta-nahdanin-pirus-zaferi-sandik-kazanildi-ama-secmen-kaybedildi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/tunusta-nahdanin-pirus-zaferi-sandik-kazanildi-ama-secmen-kaybedildi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fahri Caner]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 May 2018 21:45:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[9. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Fahri Caner]]></category>
		<category><![CDATA[Haziran 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Sandık]]></category>
		<category><![CDATA[Seçmen]]></category>
		<category><![CDATA[Tunus]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2138</guid>

					<description><![CDATA[Nahda Partisi geçmişin izlerini silmek ve siyasal İslamcı ile laik zıtlaşmasını aşmak istiyor. Bütün kesimleri barıştırarak normalleşme sürecine ulaşmayı tasarlıyor. Yine geleneksel tabanını aşarak yeni toplumsal katmanlara ulaşmayı hedefliyor… Buna inananlar açısından bakıldığında herkesin beklentisi, bıçak sırtındaki bu süreçte tüm kesimleri mutlu edecek gelişmeler yaşanması. İsrail sürekli olarak Batılılara kendini ‘çöl içinde vaha, diktatörlükler içinde tek demokratik bölge’ olarak pazarlıyordu. Arap Baharı ile birlikte sadece kendine demokrat olduğu gerçeği ortaya çıktı. Başkalarını insan saymadığı oranda demokratik seçeneklerini de saygıdeğer bulmuyordu. Ya da pragmatik nedenlerle daha iyi anlaştığı diktatörleri halkın iradesine tercih ediyordu. Arap Baharıyla birlikte Tunus da demokratik deneyimin ikinci adresi oldu ve Arap çölünde bir vaha olarak sivrilmeye başladı. Artık siyasi olarak Tunus modelinden ve Tunus ayrıcalığından (El-İstisna et-Tunusi) söz ediliyordu. Mısır’ın darbe sürecine yuvarlanmasıyla birlikte Tunus’un yıldızı daha da parlamaya başladı. Demokrasi gemisini kayalıklara oturtmadan yüzdürmesini biliyordu Tunus. Baştan beri Nahda Hareketinin siyasi seyri hep inişli çıkışlı oldu. Daha önce İslami Yönelim/Eğilim adını taşıyordu. Bununla birlikte1989 yılında şartlar gereği adındaki İslami ibaresinden feragat etti ve ismini Nahda Hareketi olarak değiştirdi. Ardından bu isim değiştirme neredeyse gelenek haline geldi. İki de bir İslami takılarından ‘kurtuldu’. Birileri buna ‘safra atmak’ da diyebilir. 1987 yılında İslami Yöneliş Liderleri; başta Gannuşi olmak &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Nahda Partisi geçmişin izlerini silmek ve siyasal İslamcı ile laik zıtlaşmasını aşmak istiyor. Bütün kesimleri barıştırarak normalleşme sürecine ulaşmayı tasarlıyor. Yine geleneksel tabanını aşarak yeni toplumsal katmanlara ulaşmayı hedefliyor… Buna inananlar açısından bakıldığında herkesin beklentisi, bıçak sırtındaki bu süreçte tüm kesimleri mutlu edecek gelişmeler yaşanması.</strong></p>
<p>İsrail sürekli olarak Batılılara kendini ‘çöl içinde vaha, diktatörlükler içinde tek demokratik bölge’ olarak pazarlıyordu. Arap Baharı ile birlikte sadece kendine demokrat olduğu gerçeği ortaya çıktı. Başkalarını insan saymadığı oranda demokratik seçeneklerini de saygıdeğer bulmuyordu. Ya da pragmatik nedenlerle daha iyi anlaştığı diktatörleri halkın iradesine tercih ediyordu. Arap Baharıyla birlikte Tunus da demokratik deneyimin ikinci adresi oldu ve Arap çölünde bir vaha olarak sivrilmeye başladı. Artık siyasi olarak Tunus modelinden ve Tunus ayrıcalığından (El-İstisna et-Tunusi) söz ediliyordu. Mısır’ın darbe sürecine yuvarlanmasıyla birlikte Tunus’un yıldızı daha da parlamaya başladı. Demokrasi gemisini kayalıklara oturtmadan yüzdürmesini biliyordu Tunus.</p>
<p>Baştan beri Nahda Hareketinin siyasi seyri hep inişli çıkışlı oldu. Daha önce İslami Yönelim/Eğilim adını taşıyordu. Bununla birlikte1989 yılında şartlar gereği adındaki İslami ibaresinden feragat etti ve ismini Nahda Hareketi olarak değiştirdi. Ardından bu isim değiştirme neredeyse gelenek haline geldi. İki de bir İslami takılarından ‘kurtuldu’. Birileri buna ‘safra atmak’ da diyebilir.</p>
<p>1987 yılında İslami Yöneliş Liderleri; başta Gannuşi olmak üzere 30 arkadaşı ile birlikte Burgiba tarafından idam cezasıyla yargılanıyorlardı. Daha önce içişleri bakanlığı yapmış olan ve ardından başbakanlığa getirilen hırslı bürokrat Zeynelabidin Bin Ali, İslami Yöneliş Hareketi liderlerini darağacından alma arzusundan değil ama iktidara gelmenin bir kılıfı olarak idamla yargılamaları ve sosyal barışı bahane ederek saray darbesiyle duruma el koymuştu. Belli ki iktidarının son günlerinde epeyce yaşlanan ve gerçek iktidarı saraydaki güç merkezlerine; eşine ve bakanlarına kaptıran Burgiba’nın siyasi çırağı ve himayelisi (protégé) Bin Ali’nin saray darbesine direnecek takati yoktu. Usulca kenara çekildi ve ölümünü bekledi. Burgiba dönemi baskılar dönemiydi, zordu lakin Bin Ali dönemi daha sistematik bir baskı dönemine dönüşmekte gecikmedi. Nahda Hareketi bağımsız listeler halinde 1989 seçimlerine katıldı ve genelde yüzde 13, başkent Tunus’ta ise yüzde 30 civarında oy aldı. Gannuşi gibi Nahda hareketi liderlerini Bin Ali’nin devrilmesine kadar (2011) uzun bir sürgün dönemi bekliyordu. 1989 yılı ve sonrasında soluğu sürgünde aldılar. Geride kalanlar hapislerle tanıştı. Hareketin lideri Raşid Gannuşi, 21yıl boyunca Londra’da sürgünde kalmıştı. Onca zaman sonra Nahda liderlerinin sürgünden dönüşüyle birlikte Tunus dikensiz gül bahçesi olmadı. Eski tüfekler pusuda bekliyorlardı. Bazı siyasi cinayetler üzerinden siyasi mühendislik gerçekleştirildi ve Nahda iktidarı iğdiş edildi. Bu da halkın sandığa ve demokratik sisteme olan güvenini sarstı. Tunus, 2013 yılında önce muhalif Demokrat Yurtseverler Partisi Genel Sekreteri Şükrü Belid, ardından da 25 Temmuz’da bir başka muhalif siyasetçi Muhammed İbrahimi’ye düzenlenen suikastlarla sarsıldı, siyasi krizin eşiğine geldi.</p>
<p>Bu suikastlar elbette genel olarak İslami kesimlerin üzerine yıkıldı ve bu algı üzerinden Nahda hareketinin kolu kanadı budandı. Bu siyasi cinayetler sonraki siyasi süreci İslamcılar aleyhine şekillendirdi. Bunlar Türkiye’de 1990’lı yıllarda sol veya laik kesimin aydınlarına yönelik sistematik cinayetleri hatırlatıyor. Bu gelişmeler Nahda Partisini karşıtı olan Nida Tunus Partisi ile iktidarı paylaşmaya itti. Yeni dönemin şiari mugalebe/yenişme değil uzlaşma idi. Nitekim 6 Mayıs seçimlerinin ardından Gannuşi ilk açıklamasında seçimi uzlaşma iradesinin kazandığını söyledi. Uzlaşma, İslami kesimler açısından iktidarı paylaşma ve ötesinde laik kesimlere devretme anlamına geliyor. Bununla birlikte şimdiye kadar 4 kez ertelenen belediye seçimlerinde Nahda Partisi varlık göstermiş, 2015 yılında Gannuşi’nin taahhüt ettiği gibi, birinci parti olmuştur. 2013 yılı Mısır’da seçilmiş cumhurbaşkanı Muhammed Mürsi’ye karşı yapılan darbenin kuvvetli yankıları Tunus’ta da hissedildi. Bu durumda sütten ağzı yanan Nahda Hareketi yoğurdu üflemeye başladı. İktidar konusunda temkinli yaklaşıyordu. Hammadi Cibali’nin temsil ettiği İslami bir iktidarı düşleyen kanat süreçten elendi. Reformcu, uyumlu ve uzlaşmacı Gannuşi-Moro anlayışı veya ideolojik değil de pratik ve pragmatik çizgi öne çıktı. 2014 sonrasında iktidar paylaşıldı ve iktidarın dümeni Nida Tunus Partisine geçti. Kaid Sibsi de Gannuşi’nin feragat etmesiyle cumhurbaşkanı seçilmiştir. Nahda ve liderleri süreçte siyaset adına dava veya davet alanından feragat ettikleri yetmiyormuş gibi Sibsi’nin İslami konularda Burgiba’yı hatırlatan çıkışlarını ve İslami kurulların içini boşaltması çabalarını da sessizce sineye çekip geçiştirdiler. Sibsi, İslam miras hukukunda kadın ile erkeğin eşit miras payı alması gerektiğini ve ayrıca Müslüman kadınların gayri Müslim erkeklerle evlenebileceklerini savunuyordu. Tunus 6 Mayıs 2018 tarihinde yapılan seçimlerde uzlaşma adı altında iradesi dışında gelişen ikili sisteme tepki gösterdi ve sandık dışında oluşturulan siyasi mühendisliğin parçası olmak istemedi. Bu açıdan 2013 ve 2014 tarihinden itibaren Tunus’ta kitleler giderek demokratik sistem adına ülkelerindeki mühendislik dayatmalarına yabancılaşmaya başladı.<br />
6 Mayıs seçimlerinde bunun iki göstergesi ortaya çıktı. Halkın sandıktan veya demokratik süreçten uzaklaşması ve ikincisi de partiler yerine bağımsız adaylara yönelmesidir. Nahda Partisi de bu dalgaya iltifat ederek; başkent Tunus’ta olduğu gibi geleneksel tabanı dışındaki adaylara yöneldi.</p>
<p><strong>Davet ile Siyasi Alanın Ayrıştırılması</strong></p>
<p>Nahda Hareketi 1989 yılından sonra ikinci kez Mayıs 2016 tarihinde yapılan 10. Kongresinde kabuk değiştirdi. Bu defa harekete veda ederek yerine parti ifadesini benimsedi. 10. Kongre’nin ardından Tunus’un yeni Nahda’sı: sivil, Müslüman ve demokrat şeklinde tanımlandı. Raşid Gannuşi bunu şöyle ifade ediyor: “Kimlik için mücadele veren doktriner bir hareketten, totaliter rejime karşı demokrasi için mücadele veren protesto hareketine ve oradan da İslami referanslara sahip ulusal, demokratik, Müslüman bir partiye dönüştük.” Kısaca Nahda Hareketi 2014 yılı ve sonrasında Nida Tunus Partisi veya klasik tanımıyla laik kesimler karşısında siyasi olarak geri adım atarken 2016 yılında da dini olarak kendini revize etmiş ve dini alandaki iddiasından vazgeçmiştir. Bu çerçevede söylemini de değiştirmiştir. Halkın kimlik siyaseti değil geçim derdinde olduğunu söylüyorlar. Bununla birlikte geçim meselesi sosyal adalet boyutu üzerinden yine de ideolojik zemine çıkmıyor mu? Mahrumların mahrumiyeti ideolojik bir boyut ve yön taşımıyor mu? Dolayısıyla Tunus’ta siyasi yarış manevi alanı atlayarak sadece maddi alanla veya siyasi alanla sınırlandırılmıştır. İdeoloji veya kimlik siyaseti yerine Nahda yeni kisvesinde ülkede hayat standartlarını yükseltmeye çaba harcayacak. Ümmet bazında değil ulusal bazda hareket edecek. Elbette karşılaştığı şartlar, meydan okumalar hiç kolay değil. Bununla birlikte kendi kendini inkâr veya çıkış noktasını kaybetmek kazanarak kaybetmek olsa gerek. Hatalarından ders çıkarmak veya tekâmül esas olmakla birlikte değişim süreci dönüşüm, başkalaşım, ötekileşme sınırına dayandı ise sonuç reddi mirasa çıkar.</p>
<p><strong>Yeni Seçimin Dinamikleri</strong></p>
<p>6 Mayıs 2018 seçimlerinde Nahda, Tunus’un Çağrısı ( Nida Tunus)Partisini geride bırakmıştır. Seçimlerden birinci çıkmış, başkent Tunus gibi mühim illeri de partisi hanesine zafer olarak yazdırmıştır. Seçimlerde Nahda Partisi yüzde 27.5 oyla seçim mücadelesini önde bitirirken Tunus Çağrısı ikinci gelmiş yaklaşık oyların yüzde 22.5’ini almıştır. Burada asıl kayıp seçmende olmuş ve katılma oranı, müreffeh ve bir o kadar da istikrarlı batılı ülkelerin gerisine düşmüştür. Geçen seçimlere oranla katılım yarı yarıya düşmüş ve toplamda sadece yüzde 33.7’yi bulmuştur. Sadece 1 milyon 796 bin 154 kişi oy kullanmıştır. Bu da yaklaşık olarak seçmenlerin üçte birine tekabül etmektedir.</p>
<p><strong>Açılımın Hedefinde Kadınlar Var</strong></p>
<p>6 Mayıs belediye seçimlerinde Nahda Partisi taktik değiştirerek tabanını genişletmek amacıyla bağımsız ve açık kadınları da listesine eklemiş, çeşitli dairelerden belediye başkan adayı göstermiştir.<br />
Başkent Tunus belediye başkanlığını Nahda Partisi saflarından Sisi’nin annesiyle aynı adı taşıyan Suat İbrahim kazandı. Suat İbrahim bayan belediye başkanı olarak bağımsız bir siyasi geçmişi ve açık bir kimliği temsil ediyor. Belki de bu gibi atraksiyonlarla Nahda Partisi geçmişin izlerini silmek ve siyasal İslamcı ile laik zıtlaşmasını aşmak istiyor. Bütün kesimleri barıştırarak normalleşme sürecine ulaşmayı tasarlıyor. Yine geleneksel tabanını aşarak yeni toplumsal katmanlara ulaşmayı hedefliyor. Bu değişim veya dönüşümün elbette darası oluyor. Bu arada dini de çekişme alanından çıkarmak ve ortak değer haline getirmek istiyor. Esasen bu, ihtiyari surette geçmişte dayatılan hususu benimsemek anlamına geliyor. Zira Arap ülkelerinin genelinde ortak değer olduklarından ırk veya din esasına dayalı parti kurulmasına izin verilmiyordu. Süreçte, Nahda Partisi deneme/yanılma yoluyla kendi kendini bu sınırlara çekmiş oldu.</p>
<p>Nahda Partisi bu değişimiyle ve açılımıyla birlikte Arap dünyası çapında laik ve İslami kesimleri aynı potada kaynaştırma modelini esas almış ve uygulamış görünüyor. Buna inananlar açısından bakıldığında herkesin beklentisi, bıçak sırtındaki bu süreçte tüm kesimleri mutlu edecek gelişmeler yaşanması. Tabii ki Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma ihtimali de var.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/tunusta-nahdanin-pirus-zaferi-sandik-kazanildi-ama-secmen-kaybedildi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
