<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Seçimler &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/secimler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Wed, 12 Jun 2019 06:45:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Seçimler &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Oyları Çalmanın Üç Aşaması</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/oylari-calmanin-uc-asamasi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/oylari-calmanin-uc-asamasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Jun 2019 06:45:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[oy çalma]]></category>
		<category><![CDATA[Seçimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11116</guid>

					<description><![CDATA[Hikayenin ayrıntısını hepimizin yaklaşık olarak biliyoruz. Seçime iki hafta kaldığı bir zaman kesitinde, bu ayrıntıyı bir kez daha yazıyorum ki, AK Parti teşkilatları işin ciddiyetini bir daha gözden geçirsinler. AK Parti teşkilatlarının öncelikle bilmesi gereken şey şudur: Karşılarında çalma işlerini en iyi bilen bir FETÖ vardır. Dışarıdan CİA (elbet bütün yabancı istihbaratlar) destekli, içeriden CHP çatısı altında toplanan partilerin katkılarıyla iyice donanacak olan FETÖ için oy çalmak çok kolay olacaktır. Bilindiği gibi sandıklardaki oyu çalmanın esas olarak üç aşaması vardır. 1.AK Partiye verilen oyların, elden geldiğince iptal edilmesi&#8230; 2.Sandığın içindeki oylar nasıl verilmiş olursa olsun, tutanaklara farklı geçirilmesi&#8230; 3.Sandık tutanakları ne olursa olsun, ilçe seçim kurullarının kayıtlarına farklı geçirilmesi&#8230; İlk ikisinde çok dikkatli olunsa bile, üçüncü aşamaya dikkat edilmezse, bütün emekler boşa gidecektir. Çünkü ilçe seçim kurulları aynen durmaktadır. Değişen, sadece 13 ilçe seçim müdürüdür. Diğer 26 ilçe seçim müdürleri yerinde durduğu gibi, ilçe seçim kurullarında hiç değişiklik yapılmamıştır. Değişen 13 seçim müdürünün yerine gelecek yeni seçim müdürlerini belirleyecek olan yine seçim kurullarıdır. AK Partinin işi gerçekten zordur. Ve Ak Partililer çoğunluk olarak böyle bir zorluğa hiç alışkın değillerdir. Rabbim yar ve yardımcıları olsun. Seyit Mehmet Şen]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hikayenin ayrıntısını hepimizin yaklaşık olarak biliyoruz.<br />
Seçime iki hafta kaldığı bir zaman kesitinde, bu ayrıntıyı bir kez daha yazıyorum ki, AK Parti teşkilatları işin ciddiyetini bir daha gözden geçirsinler.<br />
AK Parti teşkilatlarının öncelikle bilmesi gereken şey şudur:<br />
Karşılarında çalma işlerini en iyi bilen bir FETÖ vardır.<br />
Dışarıdan CİA (elbet bütün yabancı istihbaratlar) destekli, içeriden CHP çatısı altında toplanan partilerin katkılarıyla iyice donanacak olan FETÖ için oy çalmak çok kolay olacaktır.<br />
Bilindiği gibi sandıklardaki oyu çalmanın esas olarak üç aşaması vardır.<br />
1.AK Partiye verilen oyların, elden geldiğince iptal edilmesi&#8230;<br />
2.Sandığın içindeki oylar nasıl verilmiş olursa olsun, tutanaklara farklı geçirilmesi&#8230;<br />
3.Sandık tutanakları ne olursa olsun, ilçe seçim kurullarının kayıtlarına farklı geçirilmesi&#8230;<br />
İlk ikisinde çok dikkatli olunsa bile, üçüncü aşamaya dikkat edilmezse, bütün emekler boşa gidecektir.<br />
Çünkü ilçe seçim kurulları aynen durmaktadır.<br />
Değişen, sadece 13 ilçe seçim müdürüdür.<br />
Diğer 26 ilçe seçim müdürleri yerinde durduğu gibi, ilçe seçim kurullarında hiç değişiklik yapılmamıştır.<br />
Değişen 13 seçim müdürünün yerine gelecek yeni seçim müdürlerini belirleyecek olan yine seçim kurullarıdır.<br />
AK Partinin işi gerçekten zordur.<br />
Ve Ak Partililer çoğunluk olarak böyle bir zorluğa hiç alışkın değillerdir.<br />
Rabbim yar ve yardımcıları olsun.<br />
Seyit Mehmet Şen</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/oylari-calmanin-uc-asamasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;ye Yönelen Tehditler</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/turkiyeye-yonelen-tehditler/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/turkiyeye-yonelen-tehditler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 May 2019 07:56:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[İslamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[Seçimler]]></category>
		<category><![CDATA[Tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10485</guid>

					<description><![CDATA[Dünyada her geçen gün artan İslamafobi kimler tarafından üretiliyor, kimlere fayda sağlıyor? İslamofobik davranışlara baktığımızda bunun tarihi kökeni var. 11 Eylül’den sonra başta ABD olmak üzere maalesef Batı dünyasında, Müslümanları ötekileştirici ve bütün suçların kökeni bunlarmış gibi bir tavır, böyle bir durumun ortaya çıkmasına neden oldu. Son dönem Arap Baharı süreci ile ilgili dikkat edin üzücü olan şu; demokratik süreçte siyasal sistemin içinde yer almak isteyen Müslümanlara darbe yapıldığında Mısır örneğinde olduğu gibi Batı alkışladı. Bunları el üstünde tuttu, sırtlarını sıvazlandı. Arkasından da dediler ki “Niye İslam dünyasında radikal gruplar ortaya çıkıyor?” 1979&#8217;dan bu yana birlikte çalıştıkları radikal grupların önünü açarak kendilerini haklı göstermeye çalıştılar. Bölgede toplumsal temeli olan, demokratik süreci benimsemeye yatkın, bu konuda fikir beyan etmiş ve sistemin içinde yer almaya çalışan Müslüman grupları ötelediler. Onları, İslam dünyasında sorun diye ortaya çıkarmaya çalıştılar. Sorun yaklaşımda. “Hem DEAŞ’la mücadele ediyorum” diyorsunuz hem de DEAŞ’ın düşman olarak gördüğü Müslüman Kardeşler’e darbe yapıldığında “İyi yaptınız” diyorsunuz. Orta Doğu&#8217;ya radikalizmle mücadele edilmez. Sorun burada. Gelinen sürece baktığınız zaman da bunların tesadüf olmadığını görüyorsunuz. Bakın Yemen, Suriye, Libya&#8230; Mağrip, Maşrik bir de aşağıya baktığınız zaman Arap Yarımadası’nın bir köşesinde üç tane ülkede iç savaşın yaşandığını ve cehennem gibi bir dünyaya devam ettiğini görüyorsunuz. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dünyada her geçen gün artan İslamafobi kimler tarafından üretiliyor, kimlere fayda sağlıyor?</strong></p>
<p>İslamofobik davranışlara baktığımızda bunun tarihi kökeni var. 11 Eylül’den sonra başta ABD olmak üzere maalesef Batı dünyasında, Müslümanları ötekileştirici ve bütün suçların kökeni bunlarmış gibi bir tavır, böyle bir durumun ortaya çıkmasına neden oldu. Son dönem Arap Baharı süreci ile ilgili dikkat edin üzücü olan şu; demokratik süreçte siyasal sistemin içinde yer almak isteyen Müslümanlara darbe yapıldığında Mısır örneğinde olduğu gibi Batı alkışladı. Bunları el üstünde tuttu, sırtlarını sıvazlandı. Arkasından da dediler ki “Niye İslam dünyasında radikal gruplar ortaya çıkıyor?” 1979&#8217;dan bu yana birlikte çalıştıkları radikal grupların önünü açarak kendilerini haklı göstermeye çalıştılar. Bölgede toplumsal temeli olan, demokratik süreci benimsemeye yatkın, bu konuda fikir beyan etmiş ve sistemin içinde yer almaya çalışan Müslüman grupları ötelediler. Onları, İslam dünyasında sorun diye ortaya çıkarmaya çalıştılar. Sorun yaklaşımda.</p>
<p>“Hem DEAŞ’la mücadele ediyorum” diyorsunuz hem de DEAŞ’ın düşman olarak gördüğü Müslüman Kardeşler’e darbe yapıldığında “İyi yaptınız” diyorsunuz. Orta Doğu&#8217;ya radikalizmle mücadele edilmez. Sorun burada. Gelinen sürece baktığınız zaman da bunların tesadüf olmadığını görüyorsunuz. Bakın Yemen, Suriye, Libya&#8230; Mağrip, Maşrik bir de aşağıya baktığınız zaman Arap Yarımadası’nın bir köşesinde üç tane ülkede iç savaşın yaşandığını ve cehennem gibi bir dünyaya devam ettiğini görüyorsunuz. Bu coğrafyaların seçiminin tesadüf olduğunu düşünen varsa ben onlara günaydın diyorum.</p>
<p>Şu an Arap Baharı değil Siyonizm Baharı’nın yaşandığını görüyorsunuz. Bunu söylemek zorundayız. Kudüs ile Golan ile ilgili bir karar alınıyor. Peki, bu karar Birleşik Arap Emirlikleri&#8217;nden, Suudi Arabistan&#8217;dan habersiz mi alınıyor? Tepki var mı? Hayır. Bundan 5 yıl önce biri, Mekke-Medine&#8217;nin yönetim hizmetkârı olan yönetimin, İsrail ile birlikte Orta Doğu&#8217;da Arap kardeşlerine, Müslüman kardeşlerine karşı hareket edeceğini söylese, bu adam aklını peynir ekmekle yemiş derdim. Ama bugün gelinen noktaya baktığımız zaman bu süreç devam ediyor. Bazı Arap ülkeleri ile Arap yönetimleriyle İsrail&#8217;i nasıl bir araya getirirsiniz sorusunu soralım ilk önce. Bunu sağlamanın yolu, ortak bir tehdit oluşturmak.</p>
<p><strong>Nedir bu tehditler?  </strong></p>
<p>Türkiye tehdit, İran tehdit, DEAŞ’ı koyarlar oraya. Onların tek motivasyonu vardır, İslam dünyası ve Arap dünyası ile birlik oluşturmak değil mevcut yönetimleri ayakta tutmaktır. Baştaki yönetim tehdit olarak görüldüğünde ise onu yıkmak için şeytanla bile ortaklık yapmaktan geri durmadıklarını görüyorsunuz. Bu vardı ancak daha da arttı. Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan&#8217;ın İsrail ile ilişkileri görünen. Acaba görünmeyen tarafında ne var? Neredeyse bölgeyi zamanınızın Orta Çağı gibi yönetmeye çalıştıklarını görüyorsunuz.</p>
<p><strong>Batı Orta Doğu’da Model Olacak Ülke ve Kişi İstemiyor</strong></p>
<p><strong>31 Mart yerel seçimlerinde Cumhur İttifakı seçim propagandasını beka sorunu söylemi üzerinden yürüttü. Tüm bunlara baktığımız zaman beka sorunu söyleminin ispatı mıdır yaşananlar?</strong></p>
<p>Seçim bitti. Şimdi S-400, F-35, ABD&#8217;nin terör örgütlerine desteği, İran&#8217;a karşı almış olduğu yaptırımlar tartışılıyor. Kendilerini ülkenin kurucu partisi olarak görenler, kendisini milliyetçi olarak tanımlayan İP, kendilerinin Erbakan Hoca&#8217;nın devamı olduğunu söyleyen Saadet Partisi’nin bu konulara ilişkin düşüncelerini merak ediyorum. Ancak bir cümleyle geçiştirmesinler.</p>
<p>Yaşananlar tam anlamıyla beka sorunudur. Yanı başınızda ABD&#8217;nin, bir PKK kuluçkasında yattığını görüyorsunuz. Kastettiğim şu: 1990&#8217;lı yıllarda Amerikalılar o kuluçkaya Irak&#8217;ta yatmıştı. Şimdi Suriye&#8217;deki iç savaştan dolayı Suriye&#8217;de yattılar. Suriye’yi bölerek orada bir PKK statüsü oluşturmaya çalışıyorlar. Türkiye&#8217;nin başına bir PKK koridoru, terör koridoru kurmak istiyorlar. Bazılarının “Bu Türkiye&#8217;ye tehdit olmaz” şeklinde yaklaşımları var. Bunları dinlemeye dahi gerek yok. Yanı başınızda bir terör örgütü var, ekonomimizi dış politikamızı, iç politikamızı etkiliyor, yıllardır çekiyoruz.</p>
<p>Çubuk&#8217;ta muhalefet partisinin liderine yapılan linç girişimi, saldırı, açık söyleyeyim bununla ilgili değil mi? Neyin gerginliğini yaşıyoruz. Toplumsal gerginliği etkiliyor mu? Peki, bunlar ortadayken bu kuluçkaya karşı tavrınız ne olacak? Elbette ki önemli çünkü burada oluşacak bir yapı, Türkiye&#8217;nin önündeki on yıllarına belki daha ileriki sürece ipotek koyacak. Burada ortak hareket etmemiz gerekmiyor mu? Farklı siyasi partilerin olması demokrasinin gereğidir. Demokratik ülkelerde bunlar olur. Kardeşler arasında bu oluyor, farklı yaklaşımlar ortaya çıkıyor. Bunları doğal karşılamak ve hoş görmek gerekiyor ama düşünün bir aileye karşı dışarıdan bir saldırı yapıldığında diğer kardeşler ne yapar, birlikte hareket ederler. Siyasi partilerin farklı siyasi görüşte olsalar da Türkiye&#8217;nin geleceğini etkileyecek önemli konularda söyleyecek bir çift sözleri olmalı. Bu sözleri duymak istiyoruz.</p>
<p><strong>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik de giderek artan bir fobi var. </strong></p>
<p>Başta ABD olmak üzere Batı dünyası, İslam dünyasından ve Orta Doğu&#8217;dan örnek alınacak bir kişi, model olacak bir ülke istemiyor. Sorun buradan kaynaklanıyor. Sayın Cumhurbaşkanı&#8217;nın davranışları niye Orta Doğu&#8217;da, İslam dünyasındaki yönetimler tarafından değil de halklar tarafından kabul görüyor? Bu, susamışlığın ifadesi. Lider böyle olmalı diyor? Çünkü doğruya doğru, eğriye eğri diyor. Bir model sunuyor. Bağımlı müttefikten bağımsız müttefikliğe bir tavır ortaya sürüyor. İslam dünyası halkı yöneticilerine, “Sen niye Erdoğan gibi davranmıyorsun, niye Filistin konusunda Erdoğan&#8217;ın dediğini demiyorsun, niye Kudüs, Golan konusunda bunu söylemiyorsun” diye soruyor. Tabii Erdoğan şahsında Türkiye’yi örnek gösteriyor.</p>
<p>Erdoğanofobi’nin altında yatan şey model ülke ve model kişiyi ortadan kaldırma girişimi. Hepsi onu etkisiz kılmak, etkisini zedeleme, azaltma, yok etme girişimleri. Bu, 2013 yılından bu yana sistematik bir şekilde devam ediyor. Bunu sadece Erdoğan&#8217;ın şahsi olarak değil bir model olarak ortaya çıkmasından dolayı bir tavır olduğunu düşünüyorum. Onun içinde Erdoğan karşıtlığı seçim dönemlerinde Avrupa&#8217;da çok net kendini gösteriyor. Yapmadıkları kalmıyor neredeyse.</p>
<p>SÖYLEŞİ: AYNUR BAYRAM</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/turkiyeye-yonelen-tehditler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toplum İttifakları Benimsedi mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/toplum-ittifaklari-benimsedi-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/toplum-ittifaklari-benimsedi-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cüneyt Toraman]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 May 2019 10:30:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[31 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[Ak Parti]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhur İttifakı]]></category>
		<category><![CDATA[Millet İttifakı]]></category>
		<category><![CDATA[Seçimler]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Seçimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10138</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de siyasi partiler arasındaki “ittifak”, Başkanlık sisteminin amaçlarına hizmet etmiyor. Yeni sistemin rayına oturması için seçim yasası başta olmak üzere, birçok yasada değişiklik yapılması gerekiyor. Seçimlerden sonra Cumhurbaşkanlığını ve Meclis’te çoğunluğu kazanan Cumhur İttifakı ile bu seçimlerde oylarını artıran, yerel seçimlerde de büyük başarı elde eden Millet İttifakı’nın geleceğini herkes merak ediyor. Yeni sistemde siyasi partilerin “ittifaklarının” birleşmeye değil, partilerin daha da artmasına sebebiyet verecek gibi görünüyor. 31 Mart 2019 tarihinde, “tarihi” seçimlerden birini daha geride bıraktık. Daha doğrusu, Başkanlık sistemi referandumundan sonra biri genel diğeri yerel iki seçim tecrübesi yaşadık. Başkanlık sistemini, bu tecrübelerden sonra yeniden değerlendirmek daha sağlıklı olacaktır. Başkanlık sistemine ilişkin Anayasa paketi gündeme geldiğinde, muhalefet partileri bu öneriye şiddetle karşı çıkmışlar, bu değişikliğin gerçekleşmemesi için kampanya yürütmüşlerdi. Bu değişikliğin demokrasinin sonu olacağını, devletin bütün erklerinin tek kişiye bağlanacağını, tek adam rejiminin hâkim olacağını öne sürmüşlerdi. Bu tartışmalar sırasında; “Mevcut sistemin parlamenter sistem olmadığını, esasen Türkiye’de hiçbir zaman parlamenter sistem uygulanmadığını, 2010 yılına kadar parlamenter sistem görünümlü askeri vesayet sisteminin uygulandığını, 2010 yılından itibaren bu vesayetin FETÖ’nün eline geçtiğini, 2014 yılına kadar devam ettiğini, bu sistemin, dış müdahalelere açık bir sistem olduğunu, siyasi tarihimizde bunun çok sayıda örneği olduğunu, AK Parti’nin önerisinin ‘Başkanlık sistemi’ olduğunu, bu sistemin &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye’de siyasi partiler arasındaki “ittifak”, Başkanlık sisteminin amaçlarına hizmet etmiyor. Yeni sistemin rayına oturması için seçim yasası başta olmak üzere, birçok yasada değişiklik yapılması gerekiyor. Seçimlerden sonra Cumhurbaşkanlığını ve Meclis’te çoğunluğu kazanan Cumhur İttifakı ile bu seçimlerde oylarını artıran, yerel seçimlerde de büyük başarı elde eden Millet İttifakı’nın geleceğini herkes merak ediyor. Yeni sistemde siyasi partilerin “ittifaklarının” birleşmeye değil, partilerin daha da artmasına sebebiyet verecek gibi görünüyor.</strong></p>
<p>31 Mart 2019 tarihinde, “tarihi” seçimlerden birini daha geride bıraktık. Daha doğrusu, Başkanlık sistemi referandumundan sonra biri genel diğeri yerel iki seçim tecrübesi yaşadık. Başkanlık sistemini, bu tecrübelerden sonra yeniden değerlendirmek daha sağlıklı olacaktır. Başkanlık sistemine ilişkin Anayasa paketi gündeme geldiğinde, muhalefet partileri bu öneriye şiddetle karşı çıkmışlar, bu değişikliğin gerçekleşmemesi için kampanya yürütmüşlerdi. Bu değişikliğin demokrasinin sonu olacağını, devletin bütün erklerinin tek kişiye bağlanacağını, tek adam rejiminin hâkim olacağını öne sürmüşlerdi.</p>
<p>Bu tartışmalar sırasında; “Mevcut sistemin parlamenter sistem olmadığını, esasen Türkiye’de hiçbir zaman parlamenter sistem uygulanmadığını, 2010 yılına kadar parlamenter sistem görünümlü askeri vesayet sisteminin uygulandığını, 2010 yılından itibaren bu vesayetin FETÖ’nün eline geçtiğini, 2014 yılına kadar devam ettiğini, bu sistemin, dış müdahalelere açık bir sistem olduğunu, siyasi tarihimizde bunun çok sayıda örneği olduğunu, AK Parti’nin önerisinin ‘Başkanlık sistemi’ olduğunu, bu sistemin de parlamenter sistem gibi demokratik sistemlerden biri olduğunu, bu sistemlerin her birinin artılarının ve zaaflarının olduğunu, Başkanlık sisteminde, başkanın seçilmesi için %50+1 oy gerektiğinden, <strong>seçimden önce</strong> ittifakın, parlamenter sistemde ise <strong>seçimden sonra</strong> koalisyonun söz konusu olduğunu, Başkanlık sisteminin, toplumu iki kutupta topladığını, seçmenleri ittifaka zorladığını, zaman içinde iki partili bir sisteme evrildiğini, Türkiye’de bu sistemin en fazla CHP’nin işine yarayacağını” belirtmiştim. Bilindiği üzere 16 Nisan 2017 tarihinde, cumhurbaşkanlığı sistemi referanduma sunuldu, %51,41 ‘Evet’ oyuyla yeni bir sisteme geçmiş olduk.</p>
<p><strong>Başkanlık Sistemi Niçin Gündeme Geldi?</strong></p>
<p>Seçim ittifaklarını değerlendirmeye geçmezden önce <strong>bu sistemin niçin gündeme geldiğine</strong> göz atmak gerekir. Esasen, siyasi tarihimizde güçlü liderler, Başkanlık sistemi özlemi içinde olmuşlardır. Süleyman Demirel, Necmeddin Erbakan, Alpaslan Türkeş, Muhsin Yazıcıoğlu, Turgut Özal, başkanlık sistemini savunmuştur.</p>
<p>AK Parti de 2007 yılında “sistem içi operasyonlara” <strong>tepki olarak</strong> “<em>Başkanlık sistemini</em>” gündeme getirmiş, ancak kendi adayının cumhurbaşkanının seçilmesiyle bu konu gündemden düşmüştür. Askeri vesayet sisteminde köklü değişiklikler yapan 2010 referandumundan sonra bu konuyu tekrar gündeme getirmiş, 6 Kasım 2012 tarihinde bu teklifini TBMM Uzlaşma Komisyonu’na sunmuştur. Önerinin Anayasa değişikliği gerektirmesi ve muhalefet partilerinin destek vermemesi nedeniyle bu girişimi sonuçsuz kalmıştır.</p>
<p>AK Parti, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra bu sistemi yeniden gündeme getirmiştir. Başkanlık sisteminde başkan 5 yıl süreyle halk tarafından seçildiğinden, koalisyonlara gerek kalmayacağını, bunun da istikrara ve ekonomik kalkınmaya destek olacağını dile getiriyordu. Bu gerekçe, 1980 öncesi veya 2002 yılından önceki koalisyonlara tepki olarak dile getirilseydi makul karşılanabilirdi, ancak koalisyonların olmadığı bir dönemde gündeme getirilmesi, bu önerinin arkasında başka sebeplerin olduğunu gösteriyor.</p>
<p>AK Parti’nin, 2016 yılında Başkanlık sistemini yeniden gündeme getirmesini, <strong>2014 Cumhurbaşkanlığı</strong> ve <strong>7 Haziran seçimlerinde</strong> aramak gerekiyor. “Adalet ve Kalkınma Partisi’nin seçim bildirgelerinde Başkanlık sistemi önerisi <strong>ilk kez</strong> Sayın Erdoğan’ın 14 Ağustos 2014’te -Cumhurbaşkanı seçimini kazanmasından sonra- 7 Haziran ve 1 Kasım 2015 seçimlerinde yer almıştır.” (<em>Ertuğrul Günay, Başkanlık önerisi AK Parti belgelerinde ne zaman yer aldı? 20.01.2016, Radikal</em>)</p>
<p><strong>Muhalefet Partilerinin İttifak Denemeleri</strong></p>
<p>2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri, on dört siyasi partinin<sup>1</sup>, tek aday (Ekmeleddin İhsanoğlu) etrafında ittifakına sahne oldu. Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak, “<em>Cumhurbaşkanı adaylarının hiçbirinin Milli Görüş’ün ilke ve prensiplerine uymadıkları gerekçesi ile hiçbir adaya oy vermeyeceklerini, seçimlerin ikinci tura kalması durumunda yeniden değerlendirme yapacaklarını ve alacakları kararı kamuoyuyla paylaşacaklarını</em>” söyledi.</p>
<p>Üç adayın yarıştığı birinci turda AK Parti adayı Recep Tayyip Erdoğan %51,79, muhalefetin çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu %38,4, HDP adayı Selahattin Demirtaş ise %9,8 oy aldı. Erdoğan birinci turda Cumhurbaşkanı seçildi. 16 Nisan’da yapılan referandumda, çatı adayı etrafında ittifak yapan muhalefet blokuna HDP de eklendi.</p>
<p>Başkanlık sistemine geçildikten sonra yapılan 7 Haziran genel seçimlerinde, HDP’nin barajı aşması için destek kampanyaları başladı. HDP, bu seçimlere (bağımsız adaylarla değil) parti olarak katılmaya karar verdi. HDP, kurulduğundan bu yana en yüksek oyunu (%13,2) aldı. AK Parti, %41 oyla 258 milletvekili çıkarabildi. Meclis’te çoğunluk, (2002 yılından itibaren) <strong>ilk kez</strong> muhalefetin (CHP 132, MHP 80, HDP 80 milletvekili ile) eline geçti.</p>
<p>Koalisyon görüşmeleri sırasında MHP’nin, HDP’nin içeriden veya dışarıdan destek vereceği hiçbir hükümet formülüne yanaşmayacağını açıklaması üzerine, “seçimlerin yenilenmesine” karar verildi. AK Parti, 3 Kasım 2015 seçimlerinde yeniden tek başına iktidara geldi. AK Parti’nin <strong>Başkanlık sistemi önerisini</strong>, muhalefet partilerinin 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimi ve 7 Haziran seçimlerinde yaptıkları “ittifak” ile ilişkilendirmek daha mantıklı görünüyor.</p>
<p>7 Haziran seçimlerinden sonra PKK’nın terör eylemleri artmaya başladı. Hükümetin PKK’nın saldırılara operasyonlarla karşılık vermesi ve MHP’nin desteğiyle “<strong>yeni bir süreç</strong>” başladı. Devlet Bahçeli’nin HDP’nin içeriden veya dışarıdan destek vereceği her türlü koalisyon formülüne kapılarını kapattığını açıklamasıyla seçimlerin yenilenmesine karar verildi.</p>
<p>Bu arada, MHP içinde muhalefet Devlet Bahçeli’yi tasfiye etmek için harekete geçti. 15 Temmuz darbe teşebbüsü, MHP ile AK Parti arasındaki işbirliğini “stratejik ortaklık” düzeyine taşıdı. Başkanlık sistemi süreci de Devlet Bahçeli’nin davetiyle başladı.</p>
<p>Devlet Bahçeli, 11 Ekim 2016 tarihli grup toplantısında; “<em>Ya Erdoğan Anayasa’nın öngördüğü Cumhurbaşkanlığı yetkilerine çekilsin ya da getirin Başkanlık sistemini Meclis’te oylayalım, PKK, FETÖ’nün başaramadığı çözülmeyi sağlamak için çırpınmaktadır. Hükümete sesleniyorum; arkanızda milletin duası, MHP’nin desteği vardır? O zaman niye duruyorsunuz? Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan elinizi çabuk tutunuz.”</em> (<em>Habertürk, 11 Ekim 2016</em>)</p>
<p>MHP’nin açık desteği olmasa AK Parti bu teklifi Meclis’e sunamaz, referandumdan geçiremez, 24 Haziran seçimlerinde Cumhurbaşkanlığını (iktidarı), 31 Mart seçimlerinde de elindeki belediyelerin yarısından fazlasını kaybederdi. Dolayısıyla Başkanlık sistemi AK Parti’nin durup dururken gündeme getirdiği bir konu olmayıp, muhalefetin referandumda ve son iki seçimdeki “ittifakına” cevap niteliğindedir. 17-25 Aralık’tan sonra “trenden inen” bazı isimlerin Erdoğan’a cephe alması, “<strong>yeni parti</strong>” söylentileri de başkanlık sistemi önerisinde etkili olmuş olabilir.</p>
<p><strong>İki Turlu Seçimlerde İttifak Sandıkta Oluyor?</strong></p>
<p>Başkanın veya cumhurbaşkanının, halk tarafından seçildiği iki turlu seçimler, birinci turda her partinin kendi adayını çıkarması ve kendi adayına oy vermesi, seçimler ikinci tura kalırsa, birinci turda elenen partilerin ikinci turda kendilerine en yakın gördükleri adaya oy vermesi esasına dayanıyor. Parlamenter sistemde siyasi partilerden biri tek başına hükümet kuracak çoğunluğu elde edemediği takdirde, <strong>seçimden sonra</strong> diğer partilerle koalisyon için uzlaşması gerekiyor. Başkanlık sisteminde ise hükümet kurma yetkisi başkanda olduğundan, uzlaşmanın <strong>seçimden önce</strong> (sandıkta) gerçekleşmesi gerekiyor.  Yarı başkanlık sisteminin uygulandığı Fransa’da son başkanlık seçimlerini örnek verelim. 23 Nisan 2017 tarihinde yapılan <strong>birinci turda,</strong> hiçbir aday %50+1 barajını aşamadı. Fransa’nın sağ kanadını temsil eden Cumhuriyetçiler Partisi adayı François Fillon (%19,90) da sol kanadını temsil eden Jean-Luc Melenchon (%19,69) da ilk ikiye giremedi. İkinci tura, Yürüyüş Hareketi lideri Emmanuel Macron (%23,80) ile aşırı sağcı Ulusal Cephe Partisi lideri Maire Le Pen (%21,50) kaldı. 7 Mayıs 2017 tarihinde yapılan <strong>ikinci tur oylamada</strong>, Macron %65,1 oy alırken, aşırı sağcı Maire Le Pen %34,9’a ulaşabildi. Birinci turda elenen partilerin seçmenlerinden Macron’a %41,21 ilave oy gelirken, Marie Le Pen’e destek %13,49’da kaldı.</p>
<p><strong>Ukrayna’da</strong>, 21 Nisan 2019 tarihinde yapılan birinci turda ünlü komedyen Vladimir Zelenskiy %30,24, mevcut devlet başkanı Proşenko %15,95, eski devlet başkanı Timeşenko %14,2, Rusya yanlısı muhalefet blokunun adayı Yuriy Boyko %9,8 oy aldı. 21 Nisan’da iki adayın yarıştığı <strong>ikinci turda</strong>, Zelenskiy oyların %73,2’sini alırken, Proşenko %25,3 oy alabildi. Zelenskiy, birinci turdaki oyunu, %30’dan %73,2’ye yükseltirken, Proşenko %15,95’ten %25,3’e yükseltebildi.</p>
<p>Her iki örnekte de birinci turda elenen partilerin seçmenlerinin, ikinci turda kendilerine en yakın gördükleri adaya oy verdiğini görüyoruz. Gerek Fransa’da ve gerekse Ukrayna’da, siyasi partilerin birinci turda “kendi adaylarıyla” seçime katıldı, birinci turda elenen partilerin ikinci turda parti mensuplarını serbest bıraktı, siyasi partiler arasında “ittifak” gündeme dahi gelmedi. Bizde ise Başkanlık sistemine geçmeden önce ve sonraki iki seçime, siyasi partilerin ittifakları damga vurdu.</p>
<p><strong>Sistemin Kurgusunda Hata mı Var?</strong></p>
<p>16 Nisan 2017 tarihli referandumda, istikrarlı ve güçlü bir Türkiye için oy verenler, referandumdan sonra gerçekleşen iki seçimin sonuçlarına <strong>anlam veremiyor</strong>. Başkanlık sistemini öneren AK Parti, 24 Haziran genel seçimlerinde Meclis’te çoğunluğunu, 31 Mart yerel seçimlerinde de elindeki önemli belediyeleri kaybetti. Başkanlık siteminin merkez partilerin işine yarayacağı söylendiği halde, %0,25 oy alan partiler bu sistemde hayat bulmaya, %1,34 oy alan Saadet Partisi Meclis’te temsil edilmeye başladı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı veya Başkanın halk tarafından seçildiği ülkelerde, birinci turda adaylardan biri salt çoğunluğu elde edemediği takdirde, en fazla oyu alan iki parti dışındaki partiler eleyip, sistemin dışına attığı halde bizde, toplumsal desteği az olan (küçük) partiler bir araya gelerek (ittifak yaparak), <strong>merkezde bulunan en büyük partiyi sistemin dışına </strong>atabiliyor. Bu sonuçlar, sistemin kurgusunda hata olduğunu gösteriyor. 16 Nisan’dan önceki sistem de parlamenter sistemin ruhuna uygun değildi. 1950-57 arasında liste usulü çoğunluk, 1980 sonrası getirilen %10 barajı, küçük partileri sistemin dışına atıyordu.</p>
<p>Başkanlık sistemi, yönetimde istikrarı ve yürütmeyi tahkim eden bir sistem olduğu halde, Türkiye’deki seçim sistemi buna izin vermedi. Başkanlık sisteminde, beş yıl boyunca başkanı değiştirme imkânı olmadığından, başkanın Meclis’te de güçlü olması gerekiyor. Bunu gerçekleştirmenin en etkili formüllerinden biri “<strong>dar bölge seçim sistemi</strong>” ve “<strong>siyasi partilerin ittifaklarına</strong>” yol verilmemesidir.</p>
<p>Türkiye 200 bölgeye ayrılıp, her bölgeden 3’er milletvekili seçilse, başkanın partisi Meclis’te de çoğunluğu elde eder ve Meclis ile hükümet uyumlu olarak çalışabilir. Dar bölge seçim sisteminde, herhangi bir partinin milletvekilliği kazanabilmesi %20’nin üzerinde oy almasını gerektireceğinden, <strong>seçim barajına</strong> da gerek kalmayacaktır.</p>
<p>Bir seçim bölgesinden sadece 3 adayın seçilecek olması, büyük partilerin kendi adaylarını göstermesini ve küçük partilerle ittifak yapmasını anlamsız hale getirecektir. Parlamenter sistemde, yasama organı ile yürütme arasında kriz çıkması durumunda, hükümet istifa edebilir, parlamento içinden yeni bir başbakan ve yeni bir hükümet çıkabilir. Ancak Başkanlık sisteminde başkanın alternatifi olmadığından, yasama ile yürütme farklı partilerde olursa, patlak verecek bir krizin sonuçları çok daha ağır olur.</p>
<p>Parlamentoda çoğunluğa sahip olmayan başkan, vaatlerini gerçekleştiremez. 16 Nisan’dan sonra bu sisteme uygun değişiklikler yapılabilseydi, iki seçimin ve bundan sonra yapılacak seçimlerin sonuçları daha farklı olabilirdi. Güçlü bir yürütme, istikrarlı bir Türkiye için mevcut sistemin, Başkanlık sistemine <strong>uyumlu</strong> hale getirilmesi gerekiyor. Parlamenter sistemde, %35 oy ile seçilen başbakanın sahip olduğu yetkiler, %50’den fazla oyla seçilen başkandan esirgenmemelidir.</p>
<p><strong>Başkanlık Sistemini ve İttifaklar Benimsendi mi?</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanlığı sistemine giden yolda, referandum ve iki seçim, yeni sistemin benimsenip benimsenmediği konusunda bize ipucu verebilir. Bu üç tecrübe, referandumdan önce söylenilenler için de test niteliğindedir. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, AK Parti’nin Başkanlık sistemi önerisine, “Başkanlık sistemini kan dökmeden bu ülkede gerçekleştiremezsiniz” diye cevap vermişti. Son yerel seçimden sonra CHP’nin parlamenter sistemi hiç gündeme getirmemesi, yeni sistemin benimsendiğini gösteriyor.</p>
<p>Başkanlık sistemi de yarı başkanlık sistemi ve parlamenter sistem gibi <strong>demokratik sistemlerdir</strong>. Bu sistemlerin başarısı, toplumdaki demokrasi kültürünün düzeyine ve tercih edilen sistemin toplumun yapısına uygun olmasına bağlıdır. Her iki sistemin artıları olduğu gibi, zaafları da vardır.</p>
<p>AK Parti, mevcut sistemi (vesayet sistemini) ıslah ederek, yeni bir anayasayla, gerçek bir parlamenter sistemi inşa edebilir ya da başkanlık veya yarı başkanlık sistemini tercih edebilirdi. Mevcut sistemin ıslahı yerine başkanlık sistemini önerdi ve halk da buna “onay” verdi. Bu aşamadan sonra “<strong>sistem tartışmasının</strong>” enerji kaybı olduğunu düşünüyorum. Mevcut sistemin aksayan yanlarını tespit edip, bu sisteme uyumlu hale getirilmesi için destek vermemiz gerekiyor.</p>
<p><strong>İttifakların Olumlu Yanları</strong></p>
<p>Son iki seçimde, siyasi partilerin kurdukları “ittifaklar” Başkanlık sisteminin ruhuna uygun olmasa da demokrasi kültürüne katkılarını da görmemiz gerekiyor. Demokrasi, hukuk devletinin egemen olduğu, iktidarın toplumun bütün kesimlerine açık olduğu, paylaşıldığı, (kolayca) el değiştirebildiği, uzak olmayan periyodlarla<sup>2</sup> halkın yönetime katıldığı, yönetenleri denetlediği sistemin adıdır. Başkanlık sistemine bu açıdan baktığımızda, olumlu sonuçlarını görebiliriz.</p>
<p>Başkanlık sistemi en fazla HDP üzerinde etkili olmuştur. 24 Haziran seçimlerinde HDP (seçim barajını aşması için) “alıcı” pozisyonundaydı. 31 Mart seçimlerinde ise bir önceki seçimde aldığı desteğin karşılığını “vermesi” gerekiyordu. Türkiye’nin batısında, kuzeyinde, güneyinde, muhalefet partilerine destek verip vermeyeceği merak konusuydu. Seçim sonuçları, HDP’nin batıda Millet İttifakı adaylarına önemli oranda destek verdiğini gösteriyor. Etnik kimlik üzerinden siyaset yapan HDP’nin <strong>diğer partilere</strong> destek vermesi son derece önemlidir.</p>
<p>HDP seçmenlerinin başka partilere oy vermesi, HDP’yi sisteme entegre etmektedir. Bundan önceki seçimlerde HDP’ye oy verenlerin önemli bir kısmının, Doğu’da ve Güneydoğu’da HDP’ye oy vermemesi, Türkiye’nin üniter yapısına sahip çıkması son derece anlamlıdır. Siyasal iktidar ırkçı bir dil kullansaydı, Kürt seçmenler HDP’nin kucağına itilseydi bugün Doğu’da “<strong>özerkliği</strong>” tartışıyor olacaktık.</p>
<p>Başkanlık sistemi, salt çoğunluğun oyunu gerektirdiğinden, aşırılıkları törpülemekte, partileri merkeze çekmektedir. CHP, Ankara Büyükşehir Belediyesi için MHP kökenli Mansur Yavaş’ı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi için camiye giden, Yasin-i Şerif okuyan, (Şişli’de başarılı sonuçlar alan Mustafa Sarıgül’ün versiyonu) Ekrem İmamoğlu’nu aday göstermiştir. AK Parti İzmir Büyükşehir Belediyesi adayının CHP tabanına mesajlar vermesi, partilerin ideolojik kalıplarını esnetmesi olarak görebiliriz. AK Parti’nin adayının mesajlarının, İzmir’de karşı taraftan oy getirmediğinin de altını çizmek gerekir. Bu sistemin, uzun dönemde uç söylemleri merkeze çekeceğini daha fazla göreceğiz.</p>
<p>Bundan önceki sistemde CHP, 1950’den bu yana “tek başına” iktidara gelemedi. Azınlık hükümeti veya koalisyon dönemlerindeki iktidarları da uzun sürmedi. Muhalefet partilerinin olağan yollarla (seçimle) iktidara gelemeyecek olması, bu partileri sandık dışı seçeneklere itiyor, küresel güçler de bunu fırsata çeviriyordu. Başkanlık sistemine geçildikten sonra siyasi partilere ittifak yolunun açılması, muhalefet partilerine “kazanma” umudu aşıladı.</p>
<p>24 Haziran Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’a oy verenlerin %2,60’i muhalefet cephesine geçse, başkanlık seçimi ikinci tura kalacak, belki de muhalefetin adayı kazanacaktı. Son yerel seçimlerde de seçimi kazanan birinci parti ile ikinci parti arasındaki makas, ittifaklar nedeniyle iyice kapandı. AK Parti, birçok yerde oylarını artırmasına rağmen, muhalefet partilerinin ittifakı nedeniyle elindeki belediyeleri kaybetti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 1994’te parlamenter sistemde %25,19 oyla kazandığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni, (seçimler yenilenmezse) 25 yıl sonra %48,55 oyla kendi getirdiği Başkanlık sisteminde kaybetmiş olacak.</p>
<p>Seçimin ortada olması partiler arasındaki rekabeti artırır, sandığın hakemliğini tahkim eder. Seçimi kazanan adayların bir sonraki seçimde “kaybetme” endişesi, hizmet kalitesini artırır. Seçimi kaybeden bir partinin bir sonraki seçimde kazanma umudu, partileri motive eder, sandık dışı seçenekleri etkisiz hale getirir. İktidar partisi ve muhalefet partisi arasındaki rekabetin, Türkiye’nin bağımsızlığı ve çıkarları konusunda iki cepheyi birbirine yaklaştırması toplumdaki kutuplaşmayı da azaltabilir. Hukuk devletinden ödün vermeyen, istikrarlı ve güçlü bir Türkiye hepimizin özlemi!</p>
<p><strong>İttifaklar Devam Eder mi?</strong></p>
<p>Türkiye’de siyasi partiler arasındaki “ittifak”, Başkanlık sisteminin amaçlarına hizmet etmiyor. Yeni sistemin rayına oturması için seçim yasası başta olmak üzere, birçok yasada değişiklik yapılması gerekiyor. Seçimlerden sonra Cumhurbaşkanlığını ve Meclis’te çoğunluğu kazanan Cumhur İttifakı ile bu seçimlerde oylarını artıran, yerel seçimlerde de büyük başarı elde eden Millet İttifakı’nın geleceğini herkes merak ediyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde, 16 Nisan’da “Evet” oyu kullananların Cumhur İttifakı blokunda, “Hayır” oyu kullananların da Millet İttifakı blokunda toplanıp toplanmayacağını, iki cephede toplanan siyasi partilerin tek parti çatısı altında <strong>birleşip birleşmeyeceğini</strong> göreceğiz. Ancak yeni sistemde siyasi partilerin “ittifaklarının” birleşmeye değil, partilerin <strong>daha da artmasına</strong> sebebiyet verecek gibi görünüyor.</p>
<p>Son iki seçimde, ittifakların içinde yer alan partilerin tabanı (çoğunluğu), parti yönetimlerinin desteklediği adayları desteklerken, bir kısmı ittifakın adaylarına destek vermedi. Milliyetçi seçmenlerin bir kısmı (Millet İttifakı’nda yer alan) İP’ye, bir kısmı (Cumhur İttifakı’nda yer alan) MHP’ye oy verdi. Önümüzdeki dönemde, Millet İttifakı adaylarına destek vermeyen İP’lilerden MHP’ye, Cumhur İttifakı’na destek vermeyen MHP’lilerden İP’ye geçenler olacaktır. Bundan önceki seçimlerde HDP’ye oy veren muhafazakâr seçmenler AK Parti’ye, sol eğilimli olanlar da CHP’ye oy verdi. İttifakların siyasi kimliği oturuncaya kadar, her iki bloktan diğerine geçişler olacağını gösteriyor.</p>
<p>CHP, sağ seçmenin desteğini alabileceği adaylara yönelirken, partinin “kurucu unsurlarını” da küstürmemeye çalışıyor. CHP’nin başkan adaylarını beğenmeyenler DSP’ye yöneldi. Bu politika, DSP’ye oy akışını devam ettirebilir, (MHP’de olduğu gibi) kopmalar ve yeni parti kurulmasıyla sonuçlanabilir. CHP’li belediye başkanlarının son seçimde kendilerine verilen desteğini korumak için sağ seçmenleri de parti tabanını da memnun etmesi gerekiyor. İcraatlarında tercih yapmak zorunda olan belediyelerin, her iki kesimi memnun etmesi zor görünüyor.</p>
<p>HDP yönetimi “bağımsız” bir görüntü sergilese de 24 Haziran’da Millet İttifakı tarafından desteklendiği, 31 Mart’ta da Millet İttifakı adaylarını desteklediği biliniyor. 31 Mart seçimlerinde Millet İttifakı’na destek veren partiler (HDP dahil), bu ittifakın kazandığı belediyelerde söz sahibi olmak isteyecektir. Türkiye siyasetinde iki zıt kutbu temsil eden İP ve HDP’nin aynı çatı altında kalması zor görünüyor. Söylemler eyleme dönüştükçe, ittifakın bir kanadını mutlu ederken, diğer kanadının tepkisine neden olacaktır. Destek verdiği belediyelerde dışlanırsa HDP’liler, aksi durumda İP’liler, ittifaktan kopacaktır.</p>
<p>AK Parti’ye alternatif olması beklenen İP, 24 Haziran seçimlerinde beklenen başarıyı elde edemediği gibi, yerel seçimlerde de başarılı olamadı. Aynı değerleri benimseyen MHP birçok il ve ilçe belediyesi kazanırken aynı oy oranıyla İP’nin başarısız olması, ittifakın sorgulanmasına yol açtı. Millet İttifakı’na destek veren HDP’nin bu belediyelerdeki etkinlikleri, milliyetçi unsurların İP’den kopmasına ve partinin dağılmasına sebebiyet verebilir. Siyasi tarihimiz, aynı tabandan beslenen birden fazla partinin yaşamasının zor olduğunu gösteriyor. Önümüzdeki dönemde, MHP ve İP aynı çatı altında bir araya gelmezse, ikisinden biri tasfiye olacak.</p>
<p>Refah Partisi’nin değerlerini sahip çıktığını söyleyen Saadet Partisi’nin, Millet İttifakı içinde yer alması ilginç bir durumdur. Partililer, bu ittifaka itiraz etmediklerine göre, partilerinin aday göstermediği yerlerde Millet İttifakı’na oy verdiklerini kabul etmemiz gerekiyor. SP yöneticilerinin, “AK Parti’nin dip dalgayla sarsılacağı, partiden kopanların SP’ye yöneleceği” beklentisi gerçekleşmedi, AK Parti oylarını korudu, SP sıçrama yapamadı. Seçimlerden sonra partiye tepkiler artmaya başladı. Parti yönetimi, bu baskılara daha fazla dayanamaz. SP’nin, yakın bir tarihte Millet İttifakı ndan çıkması, Cumhur ittifakıyla iş birliği yapmasa bile “tarafsız” kalması muhtemel görünüyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde, herkesin gözü “<strong>Cumhur İttifakı’nın</strong>” üzerinde olacak. Her iki partide, çok sayıda kişinin bu ittifaka karşı olduğunu biliyoruz. AK Parti’nin bundan önceki seçimlerde tek başına kazandığı belediyeleri, son yerel seçimde “ittifaka rağmen” kaybetmesi, bu ittifaka karşı olanların elini güçlendirdi. Bu ittifakın mevcut haliyle bundan sonraki seçimleri kazanması zor görünüyor. Bundan sonraki süreçte iki parti arasındaki ihtilaflar çoğalır, ekonomik kriz ve işsizlik devam ederse, Erdoğan bu ittifaka son verebilir.</p>
<p>İttifakın sona ermesi için AK Parti’nin toplumu kucaklayan “yeni politikalar” üretmesi ve bu boşluğu doldurması gerekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son günlerde gündeme getirdiği “<strong>Türkiye İttifakı</strong>” sözlerinin bahse konu politika değişikliğinin işareti olup olmadığını zamanla göreceğiz. Ancak AK Parti “özgürlükleri” esas alan “reformcu” kimliğine dönerse, başka partilerle ittifak yapmasına ihtiyacı kalmayacaktır.</p>
<p style="font-size: 0.8em;">1 2014 yılında Ekmeleddin İhsanoğlu’nu, 14 siyasi parti (CHP, MHP, DSP, LDP, DP, BTP, BBP, DHP, TSİP, DYP, Kadın Partisi (KP), Halk ve Adalet Partisi (HAP), Toplumsal Uzlaşma Reform ve Kalkınma Partisi (Turk Parti), Büyük Anadolu Kalkınma Hareketi (BAK Parti) desteklemişti.</p>
<p style="font-size: 0.8em;">2 Demokratik ülkelerde seçimler (genellikle) 4 yılda bir yapılmaktadır. Yerel seçimler ile genel seçimler farklı tarihlerde yapıldığından, halk 2 yılda bir yöneticilerini <strong>denetleme imkânına</strong> kavuşmaktadır. Yerel seçimlerin (1995 yılında) 5 yıla çıkarılmasıyla, iki seçim birbirine yaklaşmaya başladı. 16 Nisan’da genel seçimlerin de 5 yıla çıkarılması bu sorunu ortadan kaldıramadı. Bir sonraki seçimin 4,5 yıl sonra yapılacak olması, önemli bir eksikliktir. Halkın <strong>makul sürelerde</strong> yönetime katılması (denetlemesi) için Anayasa’daki genel seçim ve yerel seçim sürelerinin yeniden düzenlenmesi gerekiyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/toplum-ittifaklari-benimsedi-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eşeğe Binmek Bir Ayıp İnmek İki Ayıp</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/esege-binmek-bir-ayip-inmek-iki-ayip/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/esege-binmek-bir-ayip-inmek-iki-ayip/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beşir İyidiker]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 May 2019 09:19:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[31 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[Seçimler]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Seçimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10134</guid>

					<description><![CDATA[Seçim kazanılır, seçim kaybedilir, mesele bu değildir. Hatta 15-20 seneden bile sonra seçim kaybedilmiyorsa en büyük mesele budur. Asıl mesele, tertemiz seçimler yapıp yapamamaktır. Bir ülke seçilmiş insanlar tarafından idare edilecekse, ki buna demokrasi deniyor, ülkeyi idare etmeye talip kişilerin ve kadroların evvela bir yarışa girebilmeleri ve bu yarışın da düzgün bir yarış olması gerekir. Ülkemizde parti kurmak kısıtlı olmadığı gibi, kanunlarla parti kapatmak zorlaştırıldığına ve epey zamandır hiçbir parti de kapatılmadığına göre, parti kapatılması da artık söz konusu değildir. Yani artık ülkeyi idare etmeye gözü kesenlerin “ben yarışa giremiyorum ki” gibi bir bahanesi yoktur. Ya eşit yarış? Partiler sık sık medya imkânlarından eşit yararlanamadıklarını iddia etseler bile sosyal medyanın bu derece geliştiği bir dünyada sesini duyuramamak artık söz konusu olamaz. Ya ne olur? Olsa olsa edilen laf, laf olmadığı için kendini dinletememek söz konusu olur. “Oynamasını bilmeyen gelin yerim dar dermiş” ya, bazıları işte uzun süre bunu yapmaya kalktılar ve millet de anladı ve yutmuyor bu numaraları artık. Bunu yapanlar da milletin bu numarayı yemediğini gördüler ve artık bu rolü pek oynamıyorlar. Seçimler de düzgün yapılıyorsa pek bir mesele kalmamış demektir. Ülkemizde Seçimler Düzgün Yapılıyor mu? ‘Açık oy, gizli tasnif’ yöntemiyle yapılan 1946 seçim rezaletinden sonra halkın iradesinin sandığa &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Seçim kazanılır, seçim kaybedilir, mesele bu değildir. Hatta 15-20 seneden bile sonra seçim kaybedilmiyorsa en büyük mesele budur. Asıl mesele, tertemiz seçimler yapıp yapamamaktır.</strong></p>
<p>Bir ülke seçilmiş insanlar tarafından idare edilecekse, ki buna demokrasi deniyor, ülkeyi idare etmeye talip kişilerin ve kadroların evvela bir yarışa girebilmeleri ve bu yarışın da düzgün bir yarış olması gerekir. Ülkemizde parti kurmak kısıtlı olmadığı gibi, kanunlarla parti kapatmak zorlaştırıldığına ve epey zamandır hiçbir parti de kapatılmadığına göre, parti kapatılması da artık söz konusu değildir. Yani artık ülkeyi idare etmeye gözü kesenlerin “ben yarışa giremiyorum ki” gibi bir bahanesi yoktur.</p>
<p>Ya eşit yarış? Partiler sık sık medya imkânlarından eşit yararlanamadıklarını iddia etseler bile sosyal medyanın bu derece geliştiği bir dünyada sesini duyuramamak artık söz konusu olamaz. Ya ne olur? Olsa olsa edilen laf, laf olmadığı için kendini dinletememek söz konusu olur.<br />
“Oynamasını bilmeyen gelin yerim dar dermiş” ya, bazıları işte uzun süre bunu yapmaya kalktılar ve millet de anladı ve yutmuyor bu numaraları artık. Bunu yapanlar da milletin bu numarayı yemediğini gördüler ve artık bu rolü pek oynamıyorlar. Seçimler de düzgün yapılıyorsa pek bir mesele kalmamış demektir.</p>
<p><strong>Ülkemizde Seçimler Düzgün Yapılıyor mu? </strong></p>
<p>‘Açık oy, gizli tasnif’ yöntemiyle yapılan 1946 seçim rezaletinden sonra halkın iradesinin sandığa yansıması ve sandıktaki oyların da dosdoğru sayılması konusunda muhtelif zamanlarda bazı kural dışılıklar yaşanmış olsa bile Türkiye olarak yüzümüzün en ziyade ak olduğu alan galiba burasıdır.</p>
<p>1975 kısmi seçimlerinde ve 1977 genel seçiminde oy kullanırken kimlik sorulmamış, oy kullanacak olanın, Seçmen Bilgi Kâğıdı’nı sandık görevlilerine ibraz etmesi yeterli görülmüştür. Bazı partilerin militan taraftarları ev ev dolaşarak posta kutularını yoklamışlar, buldukları Seçmen Bilgi Kâğıtlarını toplayarak kendi partilerinden olan gözü kara kişilere dağıtmışlar, bu kâğıtları ellerine geçirenler de bu kâğıtlarla başkasına ait oyları kullanmışlardır. Bu sahtekârlıklar elbette herkesin birbirini tanıdığı yerlerde yapılamazdı. Ya nerede yapıldı bu sahtekârlıklar? Tabii ki kimsenin birbirini tanımadığı büyük şehirlerde. Mükerrer seçmen yazımının önüne de ancak tüm seçmenlerin bilgisayarlara yüklenmesiyle geçilebilmiştir.</p>
<p>Seçmen kayıtlarının bilgisayarlara yüklenmesinden önce hem nüfusa kayıtlı olduğu yerde, hem de ikamet ettiği yerde iki defa seçmen olmak çık sık rastlanan bir durumdu. Bütün bu kural dışılıklara rağmen 1977 genel seçiminde CHP’ye verilen %42 oranındaki oyların azami iki puanı haksız kullanılmış oylardan gelmişti. Kısaca bu tür kural dışılıklar hiçbir zaman milli iradenin yönünü ciddi derecede saptıracak seviyelere ulaşmamıştır. Lakin buna rağmen seçim kaybedenlerin “aslında seçimi kazanan bizdik ama alavere-dalavere bize seçimi kaybettirdiler” iddialarının da önüne bir türlü geçilememiştir. Hele de kaybedenle kazananın oyları birbirine yakınsa böyle iddialardan kaçınmak hiç mümkün olmamıştır.</p>
<p>Az farkla seçim kazanıp kaybetme de en ziyade, iki adayın yarıştığı seçimlerde veya iki alternatifli referandumların oylanmasında söz konusu olmuştur. Cumhurbaşkanlığı seçimi de artık bu tür seçimlerden biri haline gelmiştir. Bu tür seçimlerde evetlerle hayırlar veya yarışan iki aday arasındaki farkların birbirine yakın olması pek sürpriz bir durum değildir. O halde bu tür seçimler, bakkal terazisiyle meyve-sebze tartar gibi olmamalı, hassas teraziyle altın tartar gibi olmalıdır.</p>
<p><strong>Her Kim “Hain Organizasyon Şüphesi Uyandırmadı” Derse Yalan Söyler</strong></p>
<p>31 Mart’ta İstanbul’da yapılan Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde de sen kazandın-ben kazandım tartışmasının maalesef en büyüğü yaşanmıştır. Neden? Kural dışılıkları yeterince azaltmayan mevcut seçim uygulamamız böyle az farklı bir seçime uygun olmadığı için. Bu seçimde İstanbul’da da adaylar arasındaki fark bir puan bile olsaydı problem çıkmayacaktı ama fark 0,25 puan.</p>
<p>Elbette bunun en büyük sebebi oyların birbirine yakın olmasıdır ama başka hiçbir seçimde görülmeyen ama bu seçimde İstanbul’da görülen bazı kural dışılıklar da bu olaya tuz-biber ekmiştir. İstisnasız her sandıkta, yarışan tarafların müşahitleri bulunduğu halde ve oy kullanımı, tasnifi ve tutanakların hazırlanması sırasında hemen hemen hiçbir niza-ihtilaf söz konusu olmadığı halde neden böyle bir şüphe doğmuştur peki?</p>
<p>Elbette sandık sayım-döküm cetvellerinin ve sandık-sonuç tutanaklarının hazırlanmasında bazı hatalar vardır ama bunlar dikkatli bir inceleme sonunda düzeltilebilecek hatalardır olup, kesinlikle yeniden oy sayımını gerektirecek türden hatalar değildir. Birleştirme tutanaklarındaki hatalar da gene sayım-döküm ve sandık-sonuç tutanaklarıyla yeniden karşılaştırılarak düzetilebilecek hatalardır. Rakamların bilgisayara girişi sırasında yapılan hatalar da gene düzeltilebilecek türdendir. Zaten bu hatalar düzeltildikten sonra fark yarı yarıya azalmıştır.</p>
<p>Lakin kaybeden taraf olan AK Parti’nin bir iddiası vardır ki hiç de ‘bu kadar kusur kadı kızında da olur’ denecek hafiflikte değildir. Nedir bu? 62 bin kadar sandık başkanı ve başkan yardımcısından 18 bin kadarının kamu görevlisi tanımına uymayanlardan seçilmiş olmasıdır.</p>
<p>Böyle bir kusurun sehivle açıklanması hiç mümkün görünmemektedir. Her kim “bu durum bende bir hain organizasyon şüphesi uyandırmadı” derse yalan söyler. Bu şüphe Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) yapılan itirazda dile getirilmiş olup, herhalde araştırılacak ve böyle bir durumun bir daha tekerrür etmemesi için de herhalde bundan sonra uygulanmak üzere bazı tedbirler alınacaktır.</p>
<p>Lakin en kötü niyetli ve en gözü kara görevlilerin bile mevcut aleniyet ve şeffaflık şartlarında bir hainlik yapması pek de kolay gözükmemektedir. Bir partiye nizami olarak verilmiş bir oyun, yarışan tarafların müşahitlerinin gözünün önünde başka bir partiye verilmiş gibi göstermenin veya geçersiz sayılmasının imkânı da herhalde çok çok azdır. Lakin alınan oylar arasındaki fark çok çok az olunca böyle bir az farka 18 bin kadar kötü niyetli sandık görevlisi bile sebep olamaz” deme imkânı ortadan kalkmaktadır. Yani 18 bin kadar kötü niyetli sandık görevlisi pek ala seçimin sonucunu değiştirebilir. Böyle olunca da “Seçimin yenilenmesini isteyenler haklı o halde” gibi bir sonuca varılabilir. Ama hayır! Neden hayır?</p>
<p>Hükümet ve YSK seçimlerin daha az kusurlu olması için gerekli tedbirleri önceden almadığı için. Böyle olunca da iktidar partisi, YSK’ya seçimlerin yenilenmesi için başvuru yaparken, affedersiniz, “FETÖ uykuda haberimiz olmadan ırzımıza tasaddi etmiş” diyor adeta. FETÖ uykuda ırzımıza tasaddi ettiyse bu bir ayıp, böyle bir şey olmadığı halde iktidar partisi oldu diye iddia ediyorsa bu da iki ayıp. “Eşeğe binmek bir ayıp, inmek iki ayıp” diye bir laf vardır ya, eh işte, onun gibi bir şey.</p>
<p><strong>Hukuken Doğru Olan Siyaseten Yanlış Olabilir</strong></p>
<p>Şimdi de şu soruyu soralım: Diyelim ki FETÖ, şeytanın bile aklına gelmeyen bazı hain tertiplerle seçim sonucuna tesir etmeyi hakikaten başardı, ne yapalım o zaman? Peki, böyle bir şüphe gerçekten de var mı? 62 bin kadar sandık başkan ve başkan yardımcısından 18 bin kadarı kamu görevlisi tanımına uymadığına göre böyle bir şüphe tabii ki de var. O halde şu soruyu da sormak farz olur. Böyle bir şüpheyi görmezden gelip araştırmamak kabul edilebilir mi? Herhalde kabul edilemez. Eee, seçim mi yenilenmeli o halde? Evet, seçimi kaybeden tarafa göre seçim yenilenmeli!</p>
<p>Seçimin düzgün yapıldığı konusunda şüphe varsa, ki 62 bin kadar sandık başkan ve başkan yardımcısından 18 bin kadarı kamu görevlisi değilse vardır, “o halde bu seçim şaibelidir” demek mümkündür. Yani, “seçim şaibelidir ve yenilenmelidir” öyle mi? Bu soruya hukuki anlamda “evet, öyle” demek kolay da siyasi anlamda o kadar da kolay değil herhalde. Neden kolay değil? Hukuken doğru olan, siyaseten yanlış olabilir de ondan. Ha, şimdi de seçimi yenilemenin siyaseten neden yanlış olacağını anlatmaya çalışalım.</p>
<p>Bir ülkede seçimlerin tertemiz yapıldığı konusunda şüphe doğarsa bunun maliyeti bir ülkenin altından kalkamayacağı kadar büyük olabilir. FETÖ gibi bir hain teşkilat, şeytanın bile aklına gelmeyecek yollarla dahi olsa, seçim sonuçlarını değiştirebilecek kadar seçimlere müdahil olabildiyse bu kabahat ve bu kabahatin sorumluluğu elbette en ziyade hükümete aittir. Bu kabahatin ve sorumluluğun bir kısmı il-ilçe seçim kurullarına ve YSK’ya aitse bile kamuoyu bu sorumluluğu hükümete yükler. Neden böyle? YSK, bir zamanlar olduğu gibi muhalefetin yanında değil de hükümete daha yakın görülüyor da onun için.</p>
<p>Bütün sandıklar açıldıktan sonra seçimi önde götürdüğü görülen muhalefetin adayı ise şayet, seçimin iptali veya seçimi kazananın diğer aday olduğunun ilanı halinde, yüzde yüz haklı sebeplere dayansa bile “Türkiye temiz seçim yapamıyor” görüntüsünden asla kurtulamayız. Sayılmış oyları yeniden saymak suretiyle oyları adeta mıncıklayarak ve “müflis tüccar defter karıştırır” görüntüsü vererek imajımızı zaten epeyce zedeledik. Biraz evvel de söylendiği gibi, bütün bunlardan sonra farklı birini galip ilan etmenin veya seçimi iptal etmenin ülkemize maliyeti altından kalkamayacağımız kadar büyük olur.</p>
<p><strong>FETÖ’nün Maksadı Hasıl Olmuş Sayılmaz mı?</strong></p>
<p>Şimdi en can alıcı soruyu soralım o zaman: Ya seçimlerin iptalini gerektiren kesin bir hukuki bulguya ulaşırsa, ne yapsın böyle bir durumda YSK? YSK’nın kararı bu şartlarda siyasi olursa mı ülkeye daha fazla zarar verir, yoksa hukuki olursa mı? Apaçık ki karar hukuki olur da seçim iptal edilirse ülke daha çok zarar  görecektir.</p>
<p>Bir idari kurum olmanın yanında aynı zamanda bir hukuk kurumu da sayılan YSK siyasi karar verirse hukuki bakımdan pek şık olmayacaktır ama hukuki karar alınması durumunda ülkeye gelecek zarar YSK’nın bir miktar yıpranmasını göze aldıracak derecede büyüktür. YSK’nın kararı siyasi de olsa hukukçular buna bir hukuki kılıf bulabilirler herhalde.</p>
<p>Ha, şöyle bir soru daha var: YSK seçimi iptal etmezse FETÖ’nün maksadı hasıl olmuş sayılmaz mı? Maalesef FETÖ’nün maksadı hasıl olmuş sayılır. Ne yapalım, FETÖ’nün bu yaptığı melanetin hesabını da Türk polisi ve adliyesi görsün artık.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/esege-binmek-bir-ayip-inmek-iki-ayip/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AK Parti&#8217;nin Belediye Başkan Adayları Belli Oldu! İşte O İsimler</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ak-partinin-belediye-baskan-adaylari-belli-oldu-iste-o-isimler/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ak-partinin-belediye-baskan-adaylari-belli-oldu-iste-o-isimler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Nov 2018 10:12:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Akparti]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Seçimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=5129</guid>

					<description><![CDATA[Afyonkarahisar &#8211; Mehmet Zeybek Ankara &#8211; Mehmet Özhaseki Balıkesir &#8211; Yücel Yılmaz Bingöl &#8211; Erdal Arıkan Çanakkale &#8211; Ayhan Gider Çorum &#8211; Halil İbrahim Aşgın Çankırı &#8211; Hüseyin Boz Eskişehir &#8211; Burhan Sakallı Hatay &#8211; İbrahim Güler İzmir &#8211; Nihat Zeybekci Karaman &#8211; Mahmut Sami Şahin Konya &#8211; Uğur İbrahim Altay Mardin &#8211; Mehmet Vecdi Kahraman Muş &#8211; Feyat Asya Sakarya &#8211; Ekrem Yüce Sivas &#8211; Hilmi Bilgin Tokat &#8211; Eyüp Eroğlu Trabzon &#8211; Murat Zorluoğlu Uşak &#8211; Mehmet Çakın Yozgat &#8211; Celal Köse]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Afyonkarahisar &#8211; Mehmet Zeybek</strong></em></p>
<p><em><strong>Ankara &#8211; Mehmet Özhaseki</strong></em></p>
<p><em><strong>Balıkesir &#8211; Yücel Yılmaz</strong></em></p>
<p><em><strong>Bingöl &#8211; Erdal Arıkan</strong></em></p>
<p><em><strong>Çanakkale &#8211; Ayhan Gider</strong></em></p>
<p><em><strong>Çorum &#8211; Halil İbrahim Aşgın</strong></em></p>
<p><em><strong>Çankırı &#8211; Hüseyin Boz</strong></em></p>
<p><em><strong>Eskişehir &#8211; Burhan Sakallı</strong></em></p>
<p><em><strong>Hatay &#8211; İbrahim Güler</strong></em></p>
<p><em><strong>İzmir &#8211; Nihat Zeybekci</strong></em></p>
<p><em><strong>Karaman &#8211; Mahmut Sami Şahin</strong></em></p>
<p><em><strong>Konya &#8211; Uğur İbrahim Altay</strong></em></p>
<p><em><strong>Mardin &#8211; Mehmet Vecdi Kahraman</strong></em></p>
<p><em><strong>Muş &#8211; Feyat Asya</strong></em></p>
<p><em><strong>Sakarya &#8211; Ekrem Yüce</strong></em></p>
<p><em><strong>Sivas &#8211; Hilmi Bilgin</strong></em></p>
<p><strong><em>Tokat &#8211; Eyüp Eroğlu</em></strong></p>
<p><strong><em>Trabzon &#8211; Murat Zorluoğlu</em></strong></p>
<p><strong><em>Uşak &#8211; Mehmet Çakın</em></strong></p>
<p><strong><em>Yozgat &#8211; Celal Köse</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ak-partinin-belediye-baskan-adaylari-belli-oldu-iste-o-isimler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İki Müslüman Kongre Üyesi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/iki-musluman-kongre-uyesi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/iki-musluman-kongre-uyesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Nov 2018 08:16:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Seçimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4182</guid>

					<description><![CDATA[RASHIDA TLAIB VE ILHAM OMAR ABD&#8217;deki ara seçimlerde, Demokrat Partili Müslüman adaylar Rashida Tlaib ve Ilhan Omar&#8217;ın, ABD&#8217;nin Michigan ve Minnesota eyaletlerinden Temsilciler Meclisi üyeliğine seçildi. Tlaib ve Omar böylece ABD Kongresi&#8217;nin ilk kadın Müslüman üyeleri oldu. Peki Tlaib ve Omar kimdir? Tlaib: Filistinli kökenli sosyal hizmet uzmanı Tlaib, Filistinli bir anne babanın 14 çocuğundan en büyüğü olarak Detroit&#8217;te doğdu. Babası Ford fabrikasında işçiydi. Kendisi bir sosyal güvenlik uzmanı. 42 yaşındaki Tlaib, 2008&#8217;de Michigan&#8217;ın ilk Müslüman kadın eyalet meclisi üyesi oldu. 2016&#8217;daki Başkanlık seçiminde, dönemin Başkan Adayı Donald Trump&#8217;ın Detroit&#8217;teki konuşmasını kesen on kadar protestocudan biriydi. Afrika kökenli Amerikalılar&#8217;ın yoğun olarak yaşadığı bir bölgeden yarışa giren Tlaib, işçi sınıfının haklarını savunan bir aday portresi çizdi. Tlaib kampanya döneminde, Trump&#8217;ın Müslüman ülkelerin vatandaşlarını etkileyen tartışmalı seyahat yasağı gibi politikalarına karşı çıkmak için Kongre yarışına girdiğini söyledi. ABC News&#8217;e verdiği bir röportajda Tlaib, &#8220;Seçime, seçilmem tarihi bir şey olur diye girmedim. Adaletsizlikler için, Müslüman kimliklerini ve buraya ait olup olmadıklarını sorgulayan oğullarım için girdim. Asla kenarda bekleyen biri olmadım&#8221; diye konuştu. Tlaib, seçilmesi ardından Twitter&#8217;da yayımladığı mesajında ise, &#8220;bölgesindeki tüm çocukların ve ailelerin adil bir toplumda yaşamasını sağlamak için mücadele edeceğini&#8221; söyledi. Omar: Somali kökenli, başörtülü siyasetçi Başörtülü siyasetçi Ilhan Omar, ailesiyle &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: #404040; font-family: Helmet, Freesans, Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: medium;">RASHIDA TLAIB VE ILHAM OMAR</span></strong></p>
<p>ABD&#8217;deki ara seçimlerde, Demokrat Partili Müslüman adaylar Rashida Tlaib ve Ilhan Omar&#8217;ın, ABD&#8217;nin Michigan ve Minnesota eyaletlerinden Temsilciler Meclisi üyeliğine seçildi.</p>
<p>Tlaib ve Omar böylece ABD Kongresi&#8217;nin ilk kadın Müslüman üyeleri oldu.</p>
<p>Peki Tlaib ve Omar kimdir?</p>
<p><strong>Tlaib: Filistinli kökenli sosyal hizmet uzmanı</strong></p>
<p>Tlaib, Filistinli bir anne babanın 14 çocuğundan en büyüğü olarak Detroit&#8217;te doğdu. Babası Ford fabrikasında işçiydi. Kendisi bir sosyal güvenlik uzmanı.</p>
<p>42 yaşındaki Tlaib, 2008&#8217;de Michigan&#8217;ın ilk Müslüman kadın eyalet meclisi üyesi oldu.</p>
<p>2016&#8217;daki Başkanlık seçiminde, dönemin Başkan Adayı Donald Trump&#8217;ın Detroit&#8217;teki konuşmasını kesen on kadar protestocudan biriydi.</p>
<p>Afrika kökenli Amerikalılar&#8217;ın yoğun olarak yaşadığı bir bölgeden yarışa giren Tlaib, işçi sınıfının haklarını savunan bir aday portresi çizdi.</p>
<p>Tlaib kampanya döneminde, Trump&#8217;ın Müslüman ülkelerin vatandaşlarını etkileyen tartışmalı seyahat yasağı gibi politikalarına karşı çıkmak için Kongre yarışına girdiğini söyledi.</p>
<p>ABC News&#8217;e verdiği bir röportajda Tlaib, &#8220;Seçime, seçilmem tarihi bir şey olur diye girmedim. Adaletsizlikler için, Müslüman kimliklerini ve buraya ait olup olmadıklarını sorgulayan oğullarım için girdim. Asla kenarda bekleyen biri olmadım&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Tlaib, seçilmesi ardından Twitter&#8217;da yayımladığı mesajında ise, &#8220;bölgesindeki tüm çocukların ve ailelerin adil bir toplumda yaşamasını sağlamak için mücadele edeceğini&#8221; söyledi.</p>
<p><strong>Omar: Somali kökenli, başörtülü siyasetçi</strong></p>
<p>Başörtülü siyasetçi Ilhan Omar, ailesiyle birlikte Somali&#8217;den kaçmalarının ardından Kenya&#8217;daki bir mülteci kampında yaşadı.</p>
<p>Aile daha sonra Lüteriyen Kilisesi&#8217;nin desteğiyle Minneapolis&#8217;e yerleşti.</p>
<p>36 yaşındaki Omar, 2016&#8217;da Minnesota&#8217;daki ilk Somali kökenli Amerikalı eyalet meclisi üyesi oldu.</p>
<p>Omar bu yarışı kazanmasının ardından yaptığı ilk konuşmada, &#8220;Bu zafer o mülteci kampındaki 8 yaşındaki çocuğun. Bu zafer, çocuk yaşta evliliğe zorlanan genç kadın için. Bu zafer, rüyalarının sınırı olduğu söyleyenen her insan için&#8221; dedi.</p>
<p>Elle dergisine verdiği söyleşide de, &#8220;Temsiliyetçi demokrasilerin ne olduğunu gösterebilmek için ABD Kongresi&#8217;ne girmeyi amaçladığını&#8221; söyledi.</p>
<p>Omar genel sağlık sigortası sistemine destek veriyor.</p>
<p>Başkan Trump&#8217;ın attığı ilk adımlardan biri, Ocak 2017&#8217;de nüfuslarının çoğu Müslüman 7 ülke, İran, Irak, Yemen, Somali, Sudan ve Libya vatandaşlarının ABD&#8217;ye girişini geçici olarak yasaklayan başkanlık kararnamesini imzalamaktı.</p>
<p>&#8220;Trump başkanlık kampanyası sırasında Minnesota&#8217;daki Somalili toplulNisan 2017&#8217;de BBC&#8217;ye konuşan Ilhan Omar, Trump&#8217;ın sözlerinin toplumunu ürkütmek yerine, değişim için oy kullanma kararlılığı verdiğini belirtecekti.</p>
<p>Ilhan Omar, Kongre tarihindeki ilk başörtülü üye de olacak.</p>
<p>Omar, seçilmesi ardından Twitter&#8217;da paylaştığı mesajında &#8220;Bunu birlikte yaptık, teşekkürler&#8221; dedi.</p>
<p>Kaynak: BBC Türkçe</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/iki-musluman-kongre-uyesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Amerika&#8217;da Geri Sayım Başladı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/amerikada-geri-sayim-basladi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/amerikada-geri-sayim-basladi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Nov 2018 11:01:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Seçimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4053</guid>

					<description><![CDATA[SEÇMENİN KARARI BU KEZ NEDEN ÇOK ÖNEMLİ? ABD&#8217;de yarın yapılacak Temsilciler Meclisi ve Kongre ara seçimlerine çok sertleşmiş bir siyasi-kültürel kutuplaşma ortamında gidiliyor. Oy pusulalarının üzerinde Başkan Trump&#8217;ın adı yok ama bu seçimler adeta onun başkanlığı, iç ve dış politika pratikleri üzerine bir referandum özelliği taşıyor. BBC Türkçe, Amerikan seçimlerini analiz eden bir yazı yayımladı. Gazeteci Ergin Yıldızoğlu imzasıyla yayımlanan yazıda dikkat çeken ifadeler kullanıldı: ABD&#8217;de ara seçimler: Seçmenlerin kararı bu kez neden çok önemli? Bu ara seçimler ABD&#8217;yi o kadar kritik bir dönemece getirdi ki, eski başkan Obama&#8217;nın bile, eski başkanların siyasetten uzak durma geleneğini bir kenara bırakarak Trump&#8217;a karşı Demokrat Parti kampanyasını desteklemek için sahaya indiğini görüyoruz. ABD&#8217;de her başkanlık döneminin ortasında, Temsilciler Meclisi&#8217;nin 435 üyesini, senatonun 100 üyesinden 35/39&#8217;unu yenileyen bir &#8220;ara seçim&#8221; yapılır. Bu seçimler vatandaşlara, iki yıl önce seçtikleri başkanın ve partisinin performansını değerlendirme, hoşnut değillerse Mecliste veya Senato&#8217;da hatta ikisinde birden çoğunluğu muhalefet partisine oy vererek, başkanı dengeleme fırsatı yaratır. Buna karşılık başkanın partisi eğer her iki mecliste çoğunluğa sahip ise, başkan parlamentodan istediği yasayı çıkartabilir. Yüksek Hakimler Kurulu&#8217;nun başkanı da iktidar partisinden ise güçler ayrılığı, pratikte bir dahaki seçimlere kadar kağıt üstünde kalır. Bu süre içinde teorik olarak başkan, sistemin doğasını etkileyebilecek radikal &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>SEÇMENİN KARARI BU KEZ NEDEN ÇOK ÖNEMLİ?</b></p>
<p>ABD&#8217;de yarın yapılacak Temsilciler Meclisi ve Kongre ara seçimlerine çok sertleşmiş bir siyasi-kültürel kutuplaşma ortamında gidiliyor. Oy pusulalarının üzerinde Başkan Trump&#8217;ın adı yok ama bu seçimler adeta onun başkanlığı, iç ve dış politika pratikleri üzerine bir referandum özelliği taşıyor. BBC Türkçe, Amerikan seçimlerini analiz eden bir yazı yayımladı. Gazeteci Ergin Yıldızoğlu imzasıyla yayımlanan yazıda dikkat çeken ifadeler kullanıldı:</p>
<p><strong>ABD&#8217;de ara seçimler: Seçmenlerin kararı bu kez neden çok önemli?</strong></p>
<p>Bu ara seçimler ABD&#8217;yi o kadar kritik bir dönemece getirdi ki, eski başkan Obama&#8217;nın bile, eski başkanların siyasetten uzak durma geleneğini bir kenara bırakarak Trump&#8217;a karşı Demokrat Parti kampanyasını desteklemek için sahaya indiğini görüyoruz. ABD&#8217;de her başkanlık döneminin ortasında, Temsilciler Meclisi&#8217;nin 435 üyesini, senatonun 100 üyesinden 35/39&#8217;unu yenileyen bir &#8220;ara seçim&#8221; yapılır.</p>
<p>Bu seçimler vatandaşlara, iki yıl önce seçtikleri başkanın ve partisinin performansını değerlendirme, hoşnut değillerse Mecliste veya Senato&#8217;da hatta ikisinde birden çoğunluğu muhalefet partisine oy vererek, başkanı dengeleme fırsatı yaratır.</p>
<p>Buna karşılık başkanın partisi eğer her iki mecliste çoğunluğa sahip ise, başkan parlamentodan istediği yasayı çıkartabilir.</p>
<p>Yüksek Hakimler Kurulu&#8217;nun başkanı da iktidar partisinden ise güçler ayrılığı, pratikte bir dahaki seçimlere kadar kağıt üstünde kalır.</p>
<p>Bu süre içinde teorik olarak başkan, sistemin doğasını etkileyebilecek radikal kararlar alabilir, hatta Anayasa&#8217;yı değiştirmeye kalkabilir.</p>
<p>ABD&#8217;de bugüne kadar, hem başkanlar, hem de Cumhuriyetçi Parti ve Demokrat Parti merkez sağ ve merkez sol çizgilerde kaldıkları için, her iki meclisin çoğunluğunun başkanın partisinin elinde olduğu dönemlerde bile rejim ve düzen açısından ciddi bir sorun çıkmadı.</p>
<p>Ancak, bu ara seçimlerde durum farklı. Farklı sandık sonuçların siyasi etkileri ne olur?</p>
<p>Trump merkez sağın iyice sağında olan bir başkan.</p>
<p>Halen iki mecliste çoğunluğu elinde tutan Cumhuriyetçi Parti de gittikçe artan oranda merkez sağ çizgiden uzaklaşarak Trump&#8217;ın siyasi çizgisinin etkisi altına giriyor.</p>
<p>Demokrat Parti&#8217;de de, en son Hillary Clinton tarafından temsil edilen merkez solun temsilcilerinin partinin tabanının güvenini artık koruyamadıkları görülüyor. ABD&#8217;de siyasetin yelpazesinde merkez sağ ve merkez sol iyice zayıfladı, zayıflamaya hatta erimeye devam ediyor.</p>
<p>Eğer Demokrat Parti, bu ara seçimlerde Kongre ve Meclis&#8217;te çoğunluğu ele geçirebilirse Trump&#8217;ı azletme sürecini başlatabilecek.</p>
<p>Yalnızca Meclis&#8217;in çoğunluğunu ele geçirse bile Demokrat Parti, en azından Trump&#8217;ın seçim kampanyası ile Rusya arasındaki bağlara ilişkin soruşturmayı canlandırma, genişletme olanağı elde edecek.</p>
<p>Eğer Cumhuriyetçiler Kongre ve Meclis&#8217;teki çoğunluklarını koruyabilirlerse, yalnızca Trump&#8217;ın başkanlığı güvence altına alınmış olamayacak.</p>
<p>Trump&#8217;ın çatışmacı, toplumu kutuplaştırıcı tarzının, aşırı sağ politik çizgisinin seçim kazandırdığı yönünde bir algı oluşacağından partinin sağa kayışı daha da hızlanacak.</p>
<p>ABD siyasi ikliminde, Trump&#8217;ın başkanlığıyla hızlanan kutuplaşma ve değişim eğilimi giderek daha da güçlenecek.</p>
<p>Bu nedenlerden, ABD dünyanın en zengin ekonomisine, en güçlü ordusuna, bilişim ve kültür endüstrisine sahip olduğundan yarınki seçimlerin sonuçları, yalnızca ABD halkının değil, tüm dünya halklarının da yaşamını, geleceğini etkileyebilecek.</p>
<p>Seçimlerden Cumhuriyetçi Parti zaferle çıkarsa, küreselleşmeye karşı milliyetçiliği ve &#8220;yerliciliği&#8221;, hatta ırkçı politikaları savunan bir yönelimle, ABD&#8217;yi İklim Değişikliği Anlaşması, İran&#8217;la nükleer anlaşma, Rusya ile Orta Menzilli Nükleer Füzeler Anlaşması gibi tüm insanlık için yaşamsal öneme sahip anlaşmalardan çıkaran, Çin&#8217;i hedef alan ticaret savaşları başlatan, Avrupa Birliği&#8217;nde, milliyetçi ırkçı ve birlik karşıtı akımları desteleyen dış politikalar; içerde de ırkçı, LGBT düşmanı politikalar konsolide olacak.</p>
<p>Diğer bir deyişle, ABD&#8217;de siyasi, dengelerde sağa kayış hızlanır kutuplaşma derinleşirken, uluslararası alanda gezegenin ekolojik dengelerini tehdit eden, bir büyük savaş olasılığını da güçlendiren gelişmeler hızlanacak.</p>
<p>Seçimlerden Demokrat Parti zaferle çıkarsa, Cumhuriyetçi partiden senatör ve temsilciler, Trump politikalarının seçim kazandırmadığını düşünecekler.</p>
<p>Demokrat Parti de Trump&#8217;ı azletme, en azından etkisiz hale getirme yönünde önemli adımlar atma olanağı elde edecek.</p>
<p>Ancak ABD siyasi ikliminde derinleşmekte olan kutuplaşma eğilimini geri çevirmek kolay olmayacak.</p>
<p><b>Seçimlerin yapıldığı &#8216;zehirli iklim&#8217;</b></p>
<p>Gerçekten de ABD halkı bu ara seçimlere, demokrasinin geleceği, toplumsal istikrar açısından son derecede zehirli bir iklimde giriyor.</p>
<p>Bu iklimin oluşmasında üç kümedeki gelişmelerin rol oynadığı söylenebilir.</p>
<p>Birinci kümede, ekonomik krizin 2007-10 döneminde ABD&#8217;de gelir dağılımını daha da bozarak, toplumunun dokusunda yarattığı etkiler var.</p>
<p>İkinci kümede, ABD toplumunda belli bölgelerde ve toplumsal kesimlerde hiç etkisini kaybetmeyen ırkçı, dinci eğilimler var.</p>
<p>Üçüncü kümede de, uluslararası alanda ABD&#8217;nin kazanılamayan savaşlar, çözülemeyen sorunlar, yükselişi engellenemeyen güçler karşısında artık gerileyen bir imparatorluk konumuna geçmiş olmasının, &#8220;en özel ülke&#8221;, &#8220;en güçlü ülke&#8221;, &#8220;dünya lideri ülke&#8221; inancı ve bu inancı besleyen söylemler üzerinde yaptığı olumsuz etkiler var.</p>
<p>Bu üç kümedeki gelişmeler ABD halkında yönetici seçkinlerin toplumu yönetme becerisine, topluma sundukları liberal demokrasi, serbest piyasa, küreselleşme ve nihayet çok kültürlülük söylemlerine karşı önce bir güvensizliğe sonra güçlü bir tepkiye yol açtı.</p>
<p>İkinci kümede, köleciliği kaldıran iç savaştan bu yana, 1970&#8217;lerin sivil haklar, eşitlik mücadelelerinin kazanımlarına rağmen tamamen ortadan kalkmayan, &#8220;eski&#8221; &#8211; siyahların, kadınların, LGBT bireylerin, yabancıların toplumdaki yerinin belli olduğu- &#8220;güzel&#8221; günlere yönelik bir nostalji vardı.</p>
<p>Bu nostalji küreselleşmeye, uluslararası sorunları çözmek için sorumluluk almaya, bu çözümlere kaynak aktarmaya karşı milliyetçi, dayatmacı ve yerlici bir tepkiyle birleşerek Amerikan halkı arasında yaygınlaşmaya, ABD toplumunu siyasi ve kültürel olarak kutuplaşmaya başladı.</p>
<p>Donald Trump bu nostaljiden, küreselleşmeye ve yönetici seçkinlere yönelik tepkilerden, toplumdaki kutuplaşmadan beslenerek seçim kampanyasını tasarlamış, o kampanyayla seçimleri kazanarak başkan olmuştu.</p>
<p>Başkan olduğundan bu yana da, kendisini başkanlığa taşıyan eğilimleri güçlendirmek için elinden gelen yaptı.</p>
<p>Sonuç olarak, yarın yapılacak ara seçimlere gelindiğinde de ABD&#8217;de kutuplaşma had safhaya yükselmişti. Bir tarafta, yabancılarla, solcularla, &#8220;ahlaksız politikacılarla&#8221;, eşcinsel haklarıyla &#8220;kirletilmemiş eski günlerine&#8221; geri dönmek isteyen, beyaz üstünlüğüne inanan, ırkçı şoven milliyetçi, Evanjelik Hristiyan bir seçmen grubu (Trump&#8217;ın oy tabanı) var.</p>
<p><b>Cumhuriyetçi adayların kampanyalarından korkuları besleyen dil</b></p>
<p>Bu kesimde soğuk savaş bittiğinden bu yana duyulmayan, &#8220;sosyalist-komünist tehlike&#8221; söyleminin yaygınlaşmaya başladığı görülüyor.</p>
<p>Beyaz Saray&#8217;ın Ekonomik Danışmanlar Konseyi bile, &#8220;Sosyalizmin Fırsat Maliyeti&#8221; başlıklı, Financial Times&#8217;dan Martin Sanbu&#8217;nun sözleriyle &#8220;çok seviyesiz bir broşür&#8221; yayımlıyor.</p>
<p>Trump Demokrat Parti&#8217;yi sosyalist, piyasa düşmanı olmakla suçlayabiliyor. Karşısında da toplumun geri kalanı gittikçe daha fazla korkmaya başlıyor.</p>
<p>The New York Times, The Atlantic Monthly gibi liberal eğilimli, &#8220;ana akım&#8221; medyada &#8220;faşizm&#8221; sözcüğüne bugüne kadar görülmemiş bir sıklıkta rastlanıyor. Tüm bunlar olurken, ABD ekonomisi iddiaya, göre &#8220;Trump&#8221; etkisiyle bir toparlanma yaşıyor.</p>
<p>Ancak ilginçtir, New York Times&#8217;ın dikkat çektiği gibi ne Trump ne de Cumhuriyetçi parti adayları seçim kampanyalarında &#8220;ekonomik başarılarını&#8221; öne çıkarmaya, &#8220;iyi haberler&#8221; üzerinde durmaya çalışıyor.</p>
<p>Aksine hem Trump hem de Cumhuriyetçi partinin adayları negatif, kötü haberler üzerinde duruyorlar. Tehlikeleri, kaybedilmesi olası ayrıcalıkları vurgulayarak, taraftarlarında, varoluşsal korkuları, karşı tarafa yönelik nefreti besleyen bir dil kullanıyorlar.</p>
<p>&#8220;Irkçı, yabancı düşmanı&#8221; olarak görülen dil, rakiplerine yönelik şiddeti onaylıyor; ana akım medyanın eleştirel yaklaşımını, Nazi Almanya&#8217;sının Lügenpress (yalancı basın) kavramını anımsatan biçimde &#8220;sahte haber medyası&#8221; olarak tanımlıyor.</p>
<p>Trump Latin Amerika&#8217;dan ABD&#8217;ye doğru ilerleyen, &#8220;içinde Ortadoğulu &#8216;teröristleri&#8217; barındırdığı&#8221; iddia edilen, hatta &#8220;globalistler (Yahudiler) tarafından finanse edildiği&#8221; öne sürülen bir sığınmacılar konvoyundan giderek artan bir sıklıkta söz ederken, hiç çekinmeden yalan söylüyor.</p>
<p>ABD&#8217;ye doğru gelmekte olan bu sığınmacılar konvoyunu, &#8220;işgalciler&#8221; olarak tanımlıyor, Meksika sınırına &#8220;gerektiğinde vur emriyle 15,000 asker&#8221; göndermekten, toplama kampları, çadır kentler kurmaktan, doğumla elde edilen vatandaşlık hakkını kaldırmaktan söz ediyor.</p>
<p>Böylece Trump hem orduyu seçim kampanyasına dahil ediyor hem de başkanlık kararnameleriyle anayasa değişikliği olasılığını gündeme getiriyor.</p>
<p><b>Siyasi yelpazenin aşırı uçları silahlanıyor mu?</b></p>
<p>Seçimler yaklaşırken, &#8220;siyahlar bana oy vermeyecek kadar aptaldır&#8221;, &#8220;bir siyah liderin yönettiği ama bok çukuru olmayan bir ülke gösterin&#8221; gibi ifadeleri kolaylıkla sarf edebilen Trump&#8217;ın ırkçı olarak yorumlanan söylemlerinin dozu da yükselmeye, toplumdaki kutuplaşma eğilimini daha da güçlendirmeye çalıştığı görülüyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu kutuplaşma eğilimi, ABD tarihinde çok uzun zamandır görülmeyen zehirli sonuçlar üretmeye başladı. Ağustos ayında neo-nazi, beyaz üstünlüğü görüşleriyle bilinen bir genç, Virginia&#8217;nın Charlotteesville kasabasında barışçı bir gösterinin içine arabasıyla dalıp bir kişiyi öldürmüş, birçok kişiyi de yaralamıştı.</p>
<p>O zaman Trump&#8217;ın, saldırıyla ilgili beyaz üstünlüğünü savunan grubu suçlamaktan kaçınan, &#8220;her iki tarafta da iyi insanlar var&#8221; sözleri büyük tepki çekmişti.</p>
<p>Sonra, Trump&#8217;ın Yüksek Hakimler Kurulu&#8217;na başkan olarak önerdiği Yargıç Brett Kavanaugh&#8217;un adaylığı, hakkındaki, kadınlara yönelik bir taciz olayı iddiasına, Kongre komisyonunda ifade verirken aşırı partizan ve saldırgan bir dil kullanmış olmasına karşın onaylandı.</p>
<p>Geçtiğimiz haftalarda, beyaz üstünlüğünü savunan ırkçı militanlar şiddet eylemlerine başladılar.</p>
<p>Demokrat Parti liderlerine, Yahudi iş adamı ve George Soros&#8217;a postayla bombalı paketler gönderildi.</p>
<p>Bir sinagoga yapılan silahlı saldırıda 11 Musevi öldü, 20&#8217;den fazlası yaralandı. Siyahların gittiği bir kiliseye saldırmaya kalkan bir adam içeri giremeyince sokaktaki iki siyahı öldürdü.</p>
<p>Washington Post&#8217;ta geçtiğimiz günlerde bir haber, Oregon ve New York&#8217;taki sağ sol çatışmalarına göndermeyle &#8220;kıyıdan kıyıya şiddet&#8221; başlığını taşıyordu.</p>
<p>New York&#8217;ta Manhattan&#8217;ın ortasında, kendilerine Proud Boys diyen beyaz üstünlüğünü savunucusu faşist bir grubun üyeleriyle, Antifa (Antifaşist) grubu yandaşları arasında bir meydan kavgası patlak vermiş. Yaklaşık 100 kişinin katıldığı, Proud Boys grubunun üyelerini, muşta, bıçak, cop kullandığı kavgayı polis çok zor kontrol altına alabilmiş.</p>
<p>Yine geçen günlerde Daily Beast&#8217;de yayımlanan bir araştırma, terörizmle mücadele etmekle görevli Ulusal Güvenlik Örgütü&#8217;nün (Homeland Security) yıllardır &#8220;beyaz üstünlüğünü&#8221; savunan gruplardan kaynaklanan &#8220;terör&#8221; riskini görmezden geldiğini aktarıyordu.</p>
<p>Aynı dönemde yayımlanan çok daha ayrıntılı bir The New York Times araştırması bu gözlemi destekliyordu.</p>
<p>Araştırma &#8220;yıllarca görmezden geldiler, şimdi nasıl durduracaklarını bilemiyorlar. Yıllardır gösterilen bilinçli ihmal altında bu hareketler büyüdü ve metastaz yaptı&#8221; diyordu.</p>
<p>New York Times&#8217;taki bir başka araştırma da, aşırı sağ gruplardaki belirgin silahlanmaya ve artan şiddet eylemlerine karşılık, kimi antifaşist, sosyalist grupların da silahlanmaya, silah talim dernekleri kurmaya başladığını aktarıyor.</p>
<p>Bu gelişmeler, ABD&#8217;de, siyasi yelpazenin aşırı uçlarının silahlanmaya başladığı, tehlikeli bir kutuplaşmanın derinleşmekte olduğunu düşündürüyor.</p>
<p><b>Faşizm kelimesinin kullanım sıklığı</b></p>
<p>The Atlantic&#8217;teki bir yazarın araştırmasına bakılırsa Trump&#8217;ın ırkçı söylemi, yerlici söylemlerle kutuplaşmayı kışkırtma taktiği, salt bu seçimlerin kampanyasıyla sınırlı değil.</p>
<p>Yazara göre &#8220;Trump&#8217;ın seçim kampanyasını belirleyen kadronun seçimlerin çok ötesinde, uzun erimli bir planı olduğu anlaşılıyor.&#8221;</p>
<p>Bu durumda da, faşizm sözünü aşırı buldukları için düne kadar ağzına almakta isteksiz davranan liberal demokrat çevreler, ilk kez bu sıklıkta &#8220;Trump ve faşizm&#8221; sözcüklerini birlikte kullanıyorlar.</p>
<p>Yarın yapılacak ABD ara seçimlerinde seçmen oyunu atarken, yalnızca kendi yaşamlarının, hak ve özgürlüklerinin geleceğini değil, dünya barışının, hatta ekolojik dengelerinin geleceğini etkileyecek çok önemli, tehlikeli olasılıkları içeren bir sonucu belirlemek için karar veriyor olacak.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/amerikada-geri-sayim-basladi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İYİ Parti’nin Bir Geleceği Var mı?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/iyi-partinin-bir-gelecegi-var-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/iyi-partinin-bir-gelecegi-var-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Burak Bilgehan Özpek]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Jul 2018 21:48:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İyi Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Meral Akşener]]></category>
		<category><![CDATA[Seçimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2491</guid>

					<description><![CDATA[İYİ Parti’nin Türk demokrasisi için gerekli olduğunu, bu yüzden desteklenmesi gerektiğini düşünen şehirli, eğitimli ve toplumla diyalog kurabilen kesimler, İYİ Parti’nin ve Akşener’in tek çıkış yolu olabilir. Artan ekonomik kriz beklentisi ve bunun tetikleyeceği sosyal ve siyasal problemler karşısında İYİ Parti, bir çözüm önerisi ile ön plana çıkabilir. Aksi takdirde, muhtemelen yeniden aday olacak ve genel başkanlığa seçilecek olan Akşener’in partisi, gözünün önünde gün geçtikçe eriyecek. Meral Akşener 20 yılı aşkın bir süredir siyaset sahnesinde tutunmayı başaran bir isim. Mevcut siyasetçilerin çok azında rastlanan bir özellik bu ve Akşener’in siyaset yapma kapasitesi hakkında çok şey söylüyor. Bir siyasetçinin, 28 Şubat’tan 24 Haziran’a kadar geçen zaman zarfı içinde oyundan düşmemesi bile başlı başına takdire şayan bir durum. Belki de bu yüzden Akşener’in, MHP içinde başlattığı ve İYİ Parti’nin kuruluşu ile neticelenen mücadelesi birçok kesimde büyük beklentiler doğurdu. Bu beklentilerin sebebi, sadece Akşener’in siyasi olarak ayakta kalması değil aynı zamanda siyasi sistemdeki diğer aktörlerin de sahneden çekileceği var sayımına dayanmasıydı. Diğer bir ifadeyle Türkiye siyaseti, bir dönüşümün eşiğindeydi ve Akşener, bu dönüşümden sağ çıkmak için bir hamlede bulunmuştu. Dolayısıyla İYİ Parti’nin kuruluşu, sadece Akşener’in siyasi varlığının devam edeceği için değil diğer aktörlerin de siyaseten yok olacağı için bir heyecan yaratmıştı. 24 Haziran &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İYİ Parti’nin Türk demokrasisi için gerekli olduğunu, bu yüzden desteklenmesi gerektiğini düşünen şehirli, eğitimli ve toplumla diyalog kurabilen kesimler, İYİ Parti’nin ve Akşener’in tek çıkış yolu olabilir. Artan ekonomik kriz beklentisi ve bunun tetikleyeceği sosyal ve siyasal problemler karşısında İYİ Parti, bir çözüm önerisi ile ön plana çıkabilir. Aksi takdirde, muhtemelen yeniden aday olacak ve genel başkanlığa seçilecek olan Akşener’in partisi, gözünün önünde gün geçtikçe eriyecek.</strong></p>
<p>Meral Akşener 20 yılı aşkın bir süredir siyaset sahnesinde tutunmayı başaran bir isim. Mevcut siyasetçilerin çok azında rastlanan bir özellik bu ve Akşener’in siyaset yapma kapasitesi hakkında çok şey söylüyor. Bir siyasetçinin, 28 Şubat’tan 24 Haziran’a kadar geçen zaman zarfı içinde oyundan düşmemesi bile başlı başına takdire şayan bir durum. Belki de bu yüzden Akşener’in, MHP içinde başlattığı ve İYİ Parti’nin kuruluşu ile neticelenen mücadelesi birçok kesimde büyük beklentiler doğurdu. Bu beklentilerin sebebi, sadece Akşener’in siyasi olarak ayakta kalması değil aynı zamanda siyasi sistemdeki diğer aktörlerin de sahneden çekileceği var sayımına dayanmasıydı. Diğer bir ifadeyle Türkiye siyaseti, bir dönüşümün eşiğindeydi ve Akşener, bu dönüşümden sağ çıkmak için bir hamlede bulunmuştu. Dolayısıyla İYİ Parti’nin kuruluşu, sadece Akşener’in siyasi varlığının devam edeceği için değil diğer aktörlerin de siyaseten yok olacağı için bir heyecan yaratmıştı. 24 Haziran seçimlerinde İYİ Parti’nin başarısı da bu iki değişken üzerinden ölçülmeye çalışılıyor ve haliyle ortaya bir çelişki çıkıyor. Zira Akşener’in partisi 43 milletvekili ile parlamentoya girdi ama siyasi sistemdeki diğer aktörler buharlaşmadı. Mesela Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) eğer %11 yerine %5 oy alsaydı, İYİ Parti’nin aldığı oy, mutlak bir zafere işaret edecekti. Ancak bu olmadı. Siyaset sahnesinin çökmemesi, Akşener’in kerametini sorgulanır hale getirdi. Öte yandan ortada inkâr edilmeyecek bir İYİ Parti vakası var. Kuruluşundan 6 ay sonra girdiği ilk seçimde %10 oy alan ve parlamentoda dengeleri etkileyebilecek bir konuma oturan bir partiden bahsediyoruz. O halde sorulması gereken iki soru var. Birincisi, İYİ Parti bu kadar oyu nasıl alabildi? İkincisi ise İYİ Parti’nin aldığı oy, siyasetin diğer aktörlerini niçin yıpratmadı. Bu sorulara vereceğimiz cevap, İYİ Parti’nin bir geleceği olup olmadığı konusunda da bize bir fikir verebilir.</p>
<p><strong>Huzursuz Sağ Seçmen ve İYİ Parti</strong></p>
<p>Türkiye’yi sadece ideolojik hatlar üzerinden okumak oldukça sorunlu ve sosyolojik değişkenleri ihmal eden bir yaklaşım. Bu durum, sağ seçmeni yekpare bir bütün olarak ele alma zayıflığını gösteriyor. Şehirleşme, gelir grubu, gelirin sağlanma araçları ve etnik/kültürel miras gibi konular ihmal edildiğinde her bir sağ seçmenin aynı coşku ve heyecan ile oy kullandığı var sayılıyor. Hâlbuki durum böyle değil. 2002 yılından itibaren sağ siyaseti domine eden AK Parti aslında bunun farkındaydı. Bu yüzden iktidar hikâyesinin büyük bölümünü, sağ siyaseti dizayn etmekteki başarısına borçlu. Bu mühendislik, alternatif sağ partileri seçmenin gözünden uzak tutmak ve siyaseti sağ-sol ayrımına sıkıştırmak gibi basit bir hesaba dayanıyor. Ne var ki huzursuz bir sağ seçmen hep var oldu. Merkezde konumlanmış bir sağ partinin yokluğunda bu huzursuzluk fırsat buldukça kendini belli etti. Mesela 7 Haziran seçimlerinde, MHP-SP ve BBP’nin toplum oyu %20 seviyesine kadar çıktı. Bu memnuniyetsiz seçmenleri iki gruba ayırabiliriz. Bir yandan AK Parti’nin yönetim tarzından, kadrolarından ve söylemlerinden rahatsız olanlar var. Bunlar ağırlıklı olarak sağ seçmenin şehirlerde yaşayan, daha eğitimli ve hayatta kalmak için kamu kaynaklarına daha az ihtiyacı olan kesimi. Diğer yanda ise AK Parti’nin izlediği politikaların felsefesine karşı olanlar vardı. Bu kesimin ağırlıklı olarak küçük şehirlerde yaşadığı ve kamu ilişkiler ağı içinde olduklarını söyleyebiliriz. Geçtiğimiz 16 yıl içinde AK Parti, konjonktürel olarak yaptığı politika dönüşleriyle izlediği politikanın felsefesine karşı olanlar ile zaman zaman yakınlaştı zaman zaman uzaklaştı. Ancak AK Parti’nin, yönetim metodolojisine alerjik olan sağ seçmenle yıldızı hiç barışmadı.</p>
<p>Bu yüzden, 7 Haziran ile 1 Kasım arasında geçen süreçte AK Parti’nin çözüm sürecini terk etmesi ve yeniden güvenlikçi bir ajandaya dönmesi %20 oranına ulaşan huzursuz sağ seçmenin %5’nin yeniden AK Parti’ye dönmesine sebep oldu. Bu tablo bize, hâlihazırda %15 oranında AK Parti’nin yönetme tarzı ile sorun yaşayan sağ seçmenin İYİ Parti’ye kaymaya hazır olduğunu gösterdi. Bu oran, Akşener’in tabanı olarak kabul edildi ve MHP’nin tarihe karışacağı düşünüldü. 24 Haziran seçimlerinde, İYİ Parti ile Saadet Partisi toplam %11,5’luk bir oy aldı. Bu oran, hedeflenen %15’lik pastanın %3,5’unun parti ve lider sadakatinden dolayı MHP’de kalmaya devam ettiğini gösteriyor. İlginç olan, MHP’nin %7,5 oranında AK Parti’den oy devşirebilmiş olması. Bunun manası, aynı politika pozisyonunda konumlanmasına rağmen, AK Parti’den kopuşların devam etmesi ve nitelik değiştirmesi. Diğer bir ifadeyle huzursuz sağ seçmenin artık yekpare bir bütün olarak, AK Parti’nin yönetim tarzından memnuniyetsizliğini bir şekilde ifade ediyor oluşu. Bu oran, 24 Haziran seçimlerinde %23 oranına ulaştı ve Akşener, bu huzursuz seçmenin yaklaşık yarısının oyunu aldı. Bu durum ortaya hâlihazırda mevcut bir seçmen potansiyelinin varlığını ve İYİ Parti’nin en önemli meselesinin devamlılığını sağlamak olduğunu gösteriyor. AK Parti’nin yaşayacağı yönetim krizleri ve bu krizlerin sosyal ve ekonomik alana yansıması, Türk sağının alternatif partilerini güçlendirecektir. Dolayısıyla İYİ Parti’nin en büyük başarısı kurulması ve var olmasıydı. Bir binası olmasa ve seçim mitingleri yapmasa da İYİ Parti varlığı sayesinde bu oy oranına zaten ulaşacaktı. Bu, arzını yaratan talepti.</p>
<p><strong>Siyaset Sahnesi Niçin Yıkılmadı?</strong></p>
<p>Aslında siyaset sahnesi yıkılmış bir şekilde 24 Haziran seçimlerine gidildi. Devletin menfaatlerinin ve milli güvenlik kavramsallaştırılmasının rekabet eden aktörler tarafından tanımlandığı bir atmosfer demokratik bir siyasetin varlığına işaret etmiyor. Buna rekabetçi diyebiliriz. Zira muhalefet etmek ile milli güvenlik tehdidi olmak arasında neredeyse hiçbir alan bırakılmadı. Diğer bir ifadeyle Erdoğan’ın başkan seçilmesi ve Cumhur İttifakı’nın yüksek oy alması, ulusal güvenliğin ve devletin bekasının bir gerekliği olarak tanımlandı. Böylece, muhalefet etmek kriminal bir hadiseye dönüştü.</p>
<p>Siyasete egemen olan bu hava, memnuniyetsiz seçmenin tercihlerini de etkiledi. AK Parti hükümetinden memnun olmayan seçmen hem bu memnuniyetsizliğini göstermek hem de kriminalize olmayan makul bir noktada konumlanmak istedi. Bu nokta da AK Parti ile arasındaki politika farklılıklarını ortadan kaldırmış olan MHP, en güvenli seçenek olarak öne çıktı. Bahçeli, seçim sürecinde çok fazla medyada görünmedi, miting yapmadı ve heyecan verici vaatlerde bulunmadı. Sadece MHP’nin, makbul ulusal güvenlik paradigmasının ortağı olduğunu beyan etti ve partisinin otonomisini korumaya gayret etti. AK Parti’nin yönetim tarzından, yani metodolojisinden şikâyetçi olan seçmen için MHP güvenli bir liman haline geldi. Zira iktidarı denetlemek için MHP dışındaki partilere oy verme düşüncesi bile ihaneti vataniye ile tanımlanacak bir hale gelmişti. Gerek siyasal iradenin tavrı gerekse medyanın kurduğu söylem, muhalefet partilerine oy vermeyi oldukça radikal bir eylem olarak tanımladı. Günün sonunda, MHP kendisini ayakta tutmaya yetecek oyu AK Parti’den almayı başardı. MHP’nin oyu onu, hem İYİ Parti’nin üstüne taşıdı hem de AK Parti’yi %40’ın altına itmeyecek ölçüde ılımlı bir oranda seyretti. Siyasetin sözüm ona sahnesi yıkılmadı ve siyasi bir “survivor” olan Akşener, bu yıkıntının arasından yükselemedi. İYİ Parti’nin aldığı oyu gölgeleyen de bu oldu.</p>
<p><strong>Bundan Sonra Ne Olacak?</strong></p>
<p>İYİ Parti sıkıntılı bir süreç geçiriyor. Akşener’in kongre çağrısı yapması ve bir daha aday olmayacağını ilan etmesi bunu gösteriyor. Aslında bu çok normal. Zira İYİ Parti’nin bu oyu alması için yapması gereken hiçbir şey yoktu. Mevcut huzursuzluğun nimetlerinden faydalandı. Seçimlerden sonra ise ne bu huzursuzluk geçti ne de İYİ Parti iktidara etki edebilecek bir konuma yerleşti. Üstelik beş sene boyunca herhangi bir siyasi rekabetin yaşanmayacak olması, yıllardır iktidardan uzak kalmış olan parti içindeki sağ politikacılar için sürdürülmesi zor bir durum. Dolayısıyla yeni bir tutum belirlenecek ve parti içindeki birçok kesimin, Akşener’i ve partiyi farklı yönlere çekiştirmesi bu açıdan şaşırtıcı değil.</p>
<p>Ancak İYİ Parti’nin bir geleceği olacaksa kısa vadeli politik hamleler tasarlamak, birkaç ismin üstünü çizmek veya birkaç ismi ön plana çıkartmak yerine her şeye sıfırdan başlaması gerekiyor. Partinin kimliğini, siyasi skaladaki konumunu, söylemlerini yeniden tanımlamalı ve kadrosunu revize etmeli. Bunu yaparken, ülkücülüğe sıkışmayan bir sağ siyaset dili ve tavrı oluşturmalı. Çünkü İYİ Parti seçmeni ağırlıklı olarak ülkücülerden oluşsa da onların İYİ Parti’ye oy verme sebebi ülkücü olmaları değil. Öte yandan, ülkücü kimliğini bastırmak için siyaset yapma heveslisi oportünist isimlerden uzak durulmalı. İYİ Parti seçmeni zaten AK Parti içindeki bu karakterlerden rahatsız olduğu için huzursuz. Diğer bir ifadeyle Akşener’in partisinin ülkücülerden oluşan ayağını, heveskâr ortayolcularla dengeleme stratejisinden vazgeçmesi gerekecek. Bu kısa vadeli strateji yerine, seçmenlerin İYİ Parti’ye yönelirken asıl motivasyonlarının, AK Parti iktidarının yönetim metodolojisinden duydukları rahatsızlık olduğu idrak edilmeli ve bu bir çıkış noktası olarak belirlenmeli.</p>
<p>Aslında İYİ Parti içerisinde, kişilik olarak bu dönüşümü temsil eden Ahat Andican, Ayfer Yılmaz ve Durmuş Yılmaz gibi isimler hâlihazırda mevcut. Sansasyonel olmayan ve topluma uzun vadeli güven veren bu tip politikacılar ve İYİ Parti’nin Türk demokrasisi için gerekli olduğunu, bu yüzden desteklenmesi gerektiğini düşünen şehirli, eğitimli ve toplumla diyalog kurabilen kesimler, İYİ Parti’nin ve Akşener’in tek çıkış yolu olabilir. Artan ekonomik kriz beklentisi ve bunun tetikleyeceği sosyal ve siyasal problemler karşısında İYİ Parti, bir çözüm önerisi ile ön plana çıkabilir. Aksi takdirde, muhtemelen yeniden aday olacak ve genel başkanlığa seçilecek olan Akşener’in partisi, gözünün önünde gün geçtikçe eriyecek.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/iyi-partinin-bir-gelecegi-var-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyolog Dr. Emin Yaşar Demirci’den Yörünge’ye Açıklamalar</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sosyolog-dr-emin-yasar-demirciden-yorungeye-aciklamalar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sosyolog-dr-emin-yasar-demirciden-yorungeye-aciklamalar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adil GÜLMEZ]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Jun 2018 22:39:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[10. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Adil Gülmez]]></category>
		<category><![CDATA[Emin Yaşar Demirci]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Seçimler]]></category>
		<category><![CDATA[Temmuz 2018]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'nin Geleceği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2331</guid>

					<description><![CDATA[Sosyolog Dr. Emin Yaşar Demirci’den Yörünge’ye Açıklamalar: “Seçmen Türkiye’nin Geleceğini Onayladı” 24 Haziran seçimlerinde Türkiye’nin geleceği oylanmıştır ve Türkiye’nin geleceği onaylanmıştır. Ben 100 yılın seçimi yerine 200 yılın seçimi diyorum. Osmanlı modernleşmesinden beri evrimleşen parlamenter siyasal sistemin yerine başkanlık sitemi getirilmektedir. Bu kendi başına radikal bir dönüşümdür. Bu dönüşümün ince ayarları ile sistemin tam olarak yerleştirilmesi zaman alacak olsa da dönüşümün kendisi gerçekleşmiştir. Türkiye’nin kaderini belirleyecek bir seçim sonrasında bu seçimin önemini ve sonuçlarının nasıl okunması gerektiğini Sosyolog Dr. Emin Yaşar Demirci’ye sorduk. İbn Haldun Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim üyesi olan Sayın Demirci, seçim sonuçlarını ve gelecek öngörülerini Yörünge’ye değerlendirdi. Seçmen Beka Sorununu Gördü 24 Haziran seçimlerine içte ve dışta vatandaşların yoğun ilgi göstermesini hangi parametrelerle açıklayabiliriz? Ülkemizde siyasi katılım her zaman yüksek olmuştur ve nadiren %80’nin altına düşmüştür. Bu seçimlerdedeki katılım %87’yi aşan bir oranla önceki seçimlerdeki katılım oranının üzerinde gerçekleşmiştir. Detaya girmeden açıklamak gerekirse bu durum demokratik sistemin ve demokrasi kültürünün toplum hayatımızda güçlü bir karşılığı olduğuna ve millet iradesinin meclise yansıması açısından ülkemizdeki seçimlerin demokratik meşruiyetine işaret etmektedir. Yine bu son seçimdeki katılım oranının ayrı bir anlamı da vardır. Özellikle son üç yılda her yıla bir seçimin düştüğü, neredeyse seçim yorgunu haline gelmiş bir ülkede bu düzeyde &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyolog Dr. Emin Yaşar Demirci’den Yörünge’ye Açıklamalar:<br />
<strong>“Seçmen Türkiye’nin Geleceğini Onayladı”</strong></p>
<p><strong>24 Haziran seçimlerinde Türkiye’nin geleceği oylanmıştır ve Türkiye’nin geleceği onaylanmıştır. Ben 100 yılın seçimi yerine 200 yılın seçimi diyorum. Osmanlı modernleşmesinden beri evrimleşen parlamenter siyasal sistemin yerine başkanlık sitemi getirilmektedir. Bu kendi başına radikal bir dönüşümdür. Bu dönüşümün ince ayarları ile sistemin tam olarak yerleştirilmesi zaman alacak olsa da dönüşümün kendisi gerçekleşmiştir.</strong></p>
<p><em>Türkiye’nin kaderini belirleyecek bir seçim sonrasında bu seçimin önemini ve sonuçlarının nasıl okunması gerektiğini Sosyolog Dr. Emin Yaşar Demirci’ye sorduk. İbn Haldun Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim üyesi olan Sayın Demirci, seçim sonuçlarını ve gelecek öngörülerini Yörünge’ye değerlendirdi.</em></p>
<p><strong>Seçmen Beka Sorununu Gördü</strong></p>
<p><strong>24 Haziran seçimlerine içte ve dışta vatandaşların yoğun ilgi göstermesini hangi parametrelerle açıklayabiliriz?</strong></p>
<p>Ülkemizde siyasi katılım her zaman yüksek olmuştur ve nadiren %80’nin altına düşmüştür. Bu seçimlerdedeki katılım %87’yi aşan bir oranla önceki seçimlerdeki katılım oranının üzerinde gerçekleşmiştir. Detaya girmeden açıklamak gerekirse bu durum demokratik sistemin ve demokrasi kültürünün toplum hayatımızda güçlü bir karşılığı olduğuna ve millet iradesinin meclise yansıması açısından ülkemizdeki seçimlerin demokratik meşruiyetine işaret etmektedir. Yine bu son seçimdeki katılım oranının ayrı bir anlamı da vardır. Özellikle son üç yılda her yıla bir seçimin düştüğü, neredeyse seçim yorgunu haline gelmiş bir ülkede bu düzeyde bir katılımın gerçekleşmiş olmasının üzerinde durulmalıdır. Bu seçimlerde seçmen kendisine vaat edilenler arasından bir tercih yapmamış, ülkenin içinde bulunduğu iç ve dış tehditler karşısında yaşanan beka sorununa sahip çıkmıştır. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız arasındaki yüksek katılımı da bununla izah edebiliriz. Yurt dışı vatandaşlarımızın ülkelerinin beka sorununa sahip çıkmalarının ve geleceğinde söz sahibi olmak istemelerinin üzerinde de ayrıca durulmalıdır.</p>
<p><strong>Sistemin Radikal Dönüşümü</strong></p>
<p><strong>Bu seçimlerinin Türkiye ve Dünya açısından önemi nedir? Bazıları bu seçim için 100 yılın seçimi diyorlar.</strong></p>
<p>24 Haziran seçimlerinde Türkiye’nin geleceği oylanmıştır ve Türkiye’nin geleceği onaylanmıştır. Ben 100 yılın seçimi yerine 200 yılın seçimi diyorum. Osmanlı modernleşmesinden beri evrimleşen parlamenter siyasal sistemin yerine başkanlık sitemi getirilmektedir. Bu kendi başına radikal bir dönüşümdür. Bu dönüşümün ince ayarları ile sistemin tam olarak yerleştirilmesi zaman alacak olsa da dönüşümün kendisi gerçekleşmiştir. 24 Haziran seçimlerinin dünya için önemini büyük güçlerin Türkiye üzerine kurdukları planların çökmesi olarak anlayacak olursak “büyük güçlerin bir kez daha başarısız olduklarını” söyleyebiliriz. Ama bu eşyanın doğasında olan bir durum. Burada durmayacakları kesin. Ancak her defasında başarısız olmaları da kaçınılmaz. Esas olan, dünyanın geri kalanı için olumlu bir anlamı ve önemi var mıdır sorusudur ki bu sorunun cevabı yeni sistem içerisinde ülkemizi nereye getirebileceğimize bağlıdır. Bu hususta olumlu konuşabildiğimiz ölçüde 24 Haziran seçimlerinin, egemenler dışındaki dünya için de bir anlamı olduğunu söyleyebileceğiz.</p>
<p><strong>Liderlerin propaganda sürecinde kullandıkları seçim dilini nasıl buldunuz? Kullanılan iletişim argümanlarını da göz önüne aldığımızda her şey yolunda gitti diyebilir miyiz? Liderlerin ve partilerin propaganda performanslarını değerlendirebilir misiniz?</strong></p>
<p>Hızlı ve kısa süren bir seçim dönemi yaşadık. İyi de oldu. Zaman zaman sertleşse de üslup geçmişe kıyasla daha makuldu. Aynı şeyi sosyal medya platformları için söyleyemeyeceğim. Sosyal medyanın dili son derece saygısız, üslüpsuz, hiç bir kuralı ve kutsalı olmayan ahlaksız bir dildi. Gelecekte bu dilin nereye evrileceğini kaygıyla izliyorum. Liderlerin ve partilerin performansları sonuçlarda kendi göstermekte. Sayın Cumhurbaşkanı bu hususta rakipsiz olduğunu bir kez daha teyit etti. Muharrem İnce’nin performansını da yabana atmamak gerek. Bu seçimler siyasi hayatımıza yeni bir lider kazandırdı. Kılıçdaroğlu’nun günleri sayılı diyebiliriz.</p>
<p><strong>Seçimlerde sandıktan çıkan sonucu belirleyen unsurlar sizce nelerdir?</strong></p>
<p>Seçim vaatlerinin sonuçlar üzerindeki etkisinin asgari olduğunu düşünüyorum. Belki bu konuda bir alan çalışması yapmak ve seçim vaatlerinin tercihler üzerindeki etkisini ölçmekte fayda var. Sonucu belirlemede vaatlerden ziyade partilerin gelecek için çizdikleri vizyon daha etkili oldu. Zaman zaman geçmişi, onun olumsuzluklarını hatırlatmaya çalışan tartışmalar olduysa da bunun seçmen nezdinde çok fazla karşılığı olduğunu düşünmüyorum. Kısaca partilerin gelecekle ilgili vizyonları yarıştı ve bu hususta en inandırıcı olan ise ipi göğüsledi.</p>
<p><strong>25 Haziran’da Türkiye artık yeni bir sisteme geçiyor. Yeni sistemle demokrasi kültürümüz daha da artacak diyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Bu biraz da bizim demokrasiden ne anladığımız, ondan ne beklediğimizle ilgilidir. En başta şu hususu hatırlatmakta fayda var: Demokrasi mükemmelin değil, mümkünün sistemidir. Demokrasiyi önemli kılan da bu eksikliğidir. Bu eksik sistemin içinde yaşamaya, yaşatmaya çalıştığımız mükemmellerimizle mümkünü yakalamaya çalışırız. Bunu kabullendiğimiz, içselleştirdiğimiz oranda da demokrasi kültürümüz daha çok gelişir. Yeni sistemin ince ayarlarıyla daha köklü bir demokrasi kültürü geliştirebiliriz.</p>
<p><strong>İttifakların Geleceği</strong></p>
<p><strong>İttifakların geleceği ne olacak? Seçim sürecindeki ittifaklar, koalisyonlara evrilebilir mi?</strong></p>
<p>İttifaklar konusunda biraz farklı düşünmekteyim. %10 barajının zorunlu bir sonucu olarak ortaya çıkan ittifaklar barajı anlamsız kılmıştır. Barajın olmadığı bir seçim sistemi olsaydı tablo bugünkünden daha farklı olmazdı. Hatta daha olumlu bir tablo ile karşılaşabilirdik. En başta seçim başında kurulan ittifakla iktidarın eli önceden bağlanmazdı. İktidar, seçim sonrasındaki muhtemel ittifak imkanlarıyla kendisine daha geniş bir manevra alanı kurabilirdi. Ben ittifakı iktidarın önündeki en önemli problem alanı olarak görmekteyim. İnşallah yanılırım.</p>
<p><strong>Seçim meydanları 24 Haziran’dan sonraki Türkiye için nasıl mesajlar verdi? Meydanların dilinden akıllarda kalanlar sizce nelerdir?</strong></p>
<p>Muhalefetin seçim dili karşıtlık ve red üzerine kurulu olduğu için akılda kalan bir mesajı olduğunu düşünmüyorum. Vaatlerin seçmen üzerinde çok fazla etkisi olmadığını daha önce söylemiştim. Önemli olan iktidarın nasıl bir gelecek vizyounu çizdiği ile ilgilidir. Bu hususta inandırıcı olduğu ölçüde de başarılı oldu.</p>
<p><strong>Anket Şirketleri Temenni Satıyor</strong></p>
<p><strong>Seçim öncesi açıklanan anket sonuçlarını, sandık sonuçlarıyla karşılaştırdığımızda neler söyleyebiliriz? Neden Türkiye’de tahminleri tutmayan anket şirketleri kepenk indirmiyor?</strong></p>
<p>Bu seçimler söz konusu olduğunda, anketlerin pek yanıldığı söylenemez. Şu an önde gelen araştırma şirketlerinin sonuçlarına bakıyorum oldukça isabetli tahminler yapmışlar. Bu biraz da geçmişten ders almalarından, daha temkinli davranmalarından kaynaklanıyor. Tabii sonuçlar konusunda muhteşem şekilde yanılmakta ısrar eden araştırma şirketleri de var. Ancak onlar tahmin yapmıyorlar, temennide bulunuyorlardı ki işin başından beri onları tanıyor biliyoruz. Kepenk kapatmıyorlar çünkü müşterilerine tahmin değil temenni satıyorlar. Temenniler üzerinden maniplasyon satıyorlar. İşleri ve işlevlerı farklı.</p>
<p><strong>Bazı dinî çevreler, cemaatler ve mütedeyyin siyasi oluşumların bu seçimlerde Ak Parti’ye özellikle mesafeli durmalarını nasıl açıklayabilirsiniz?</strong></p>
<p>Mütedeyyin cevrelerin, cemaatlerin neden AK Parti’ye mesafeli durduklarını bilmem mümkün değil. Araştırmak gerekir. Ancak bu mesafenin aslında olumlu bir şey olduğunu düşünüyorum. Din söz konusu olduğunda Hz. Ali’ye atfedilen şu sözü hatırlarım: “Ulemanın makbulü ümeraya uzak durandır, ümeranın makbulü ise ulemaya yakın olandır.” Ben mezkur çevrelerin siyasi iktidarlara her zaman bir dirsek mesafesinde durmaları gerektiğini düşünürüm. Bu onları daha özgür ve daha sivil kılacaktır. İkdidarlara karşı takınılan mesafeli tutum ise bu çevrelerin birbirlerine olan mesafelerini azaltacaktır.</p>
<p>Seçim sonuçları gösteriyor ki seçimden önce öngörülen partiler arası oy kaymaları pek gerçekleşmedi. İYİ Parti’nin MHP’nin oylarından çoğunu alacağı iddia ediliyordu. Sonuçlar itibarıyla pek böyle gözükmüyor. Seçimlerde hangi parti hangi partiden oy devşirdi sizce?</p>
<p>Seçim sonuçları detaylı olarak incelenmeden bu hususta değerlendirme yapmak doğru olmaz. Ancak sonuçlara kabaca bakacak olursak partiler arasında büyük kaymalar olmadığı görünüyör. İYİ Parti’nin MHP’den, beklenen ölçüde olmasa da bir miktar oy devşirdiği söylenebilir. AK Parti’den İYİ Parti ve MHP’ye, MHP’den İYİ partiye, CHP’den İYİ Parti ve HDP’ye sınırlı oy kaymaları olduğu söylenebilir. Ancak bunlar afaki iddialar olur. Oy kaymalarının hangi ölçü ve ölçekte olduğunun ayrıca araştırılması gerekir.</p>
<p><strong>Demokrasi Şöleni</strong></p>
<p><strong>Bu seçimlerde Türkiye olarak tüm dünyaya örnek olacak bir demokrasi şöleni yaşadığımız/yaşattığımız söylenebilir mi?</strong></p>
<p>Seçimler büyük bir olgunluk içinde geçti. Kayda değer bir olay meydana gelmedi. Seçim sonrası tartışmalar da aynı olgunlukta devam ediyor. En büyük rakip konumundaki Sayın Muharrem İnce, büyük bir olgunlukla yenilgiyi, kabul etmiş, seçim süreci ve sonuçların meşruiyetinin tartışılmasına fırsat vermemiştir. Seçim sonrası kutlamalarda aynı olgunluk ve nezaket içinde gerçekleşmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımızın gerek İstanbul’da gerekse Ankara’da halka hitaplarında kullandığı üslup son derece dikkatli ve kuşatıcı olmuştur. Kısaca bir ülkenin kaderini belirleyecek bir seçim huzur ve barış içinde gerçekleşmiştir. Aynı derecede kader belirleyici nitelikte bir seçim ve sonucu herhangi bir batı ülkesinde bile bu kadar olgunlukla karşılanmazdı. Halkımız ve ülkemizle bu hususta gurur duyabiliriz. Bu ülkede demokratik kültür herhangi bir batılı gözlemcinin algılayabildiğinin ötesinde yerleşmiş ve kök salmıştır.</p>
<p><strong>Beka Sorunu</strong></p>
<p><strong>Erken seçimin gerekçesi olarak gösterilen Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası sorunu sandık sonuçlarına bakarak halkımız tarafından anlaşılmış diyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Bu ülkenin son bir yılı, son iki yılı, son üç yılı, bunu 2012 yılına kadar geri götürebiliriz, hep olağanüstülükler içinde geçmiştir. 2012 yılında devletin kılcal damarlarına kadar nüfuz etmiş çetenin ilk başkaldırışı ile başlayan süreç, ülkeyi aynı çetenin darbe girişimine kadar götürmüştür. Bu darbe girişimi bize ne büyük badireler içinden geçtiğimizi bütün çıplaklığı ile göstermiştir. Bir an durup düşünelim: Allah korusun, darbe girişimi amacına ulaşsaydı bugünkü halimiz ne olurdu? En iyimser ihtimalle ülke bir kaç parçaya bölünür, tarafların birbirleri ile muhtemel çatışmalarını bahane eden dış güçler duruma müdahale ederler, yaratılan fiili durumun ardından ülkenin en zengin, gelişmiş bölgeleri batı ile bütünleştirilirken geri kalan bölgeleri ise kendi aralarında didişen çatışma kuşağına dönüştürülürlerdi. Tam bir kâbus hali ki bu aslında en iyimser senaryo. Maazallah darbe girişimi başarıya ulaşmış olsaydı bu iyimser senaryodan daha kötüsü başımıza gelebilirdi. Yıllar sürecek korkunç bir iç savaş girdabında milyonlarca insanımızı kaybedebilirdik. Gidecek yeri olmayan on milyonlar ise mülteci bile olamazlardı. 15 Temmuz sabahı bu ülke böyle bir felaketin eşiğinden dönmüş, kâbustan uyanmıştır. O yüzden 15 Temmuz şehitleri ve gazileri hakkındaki duygularımıza ancak Mehmet Akif’in mısraları tercüman olabilir: “Bedr’in arslanları ancak bu kadar şanlı idi”. Onlar Bedr’in, Çanakkale’nin, Milli mücadalenin arslanlarının bilinciyle ülkenin kaderine sahip çıkarak bizi bir felaketin eşiğinden kurtarmıştır. Bu bir tesadüf değildir. Bu ülke halkının sahip olduğu tarih bilincinin bir tezhürüdür. Bu bilinç Bedir’de, Çanakkale’de, Milli mücadelede olduğu gibi zor zamanlarda tezahür ederek kendi geleceğine sahip çıkar. Seçimlerde tercihlerimizi bu tarihi bilincin rehberliğinde gerçekleştirdik.</p>
<p><strong>24 Haziran seçimlerinde oy kaybına uğrayan partilerin kaybetme nedenleri nelerdir? Buna karşılık oy sayısını artıran partilerin cumhurbaşkanı adaylarının oylarını artırma sebepleri nelerdir?</strong></p>
<p>Bu soruyu bir önceki soruya ve cevabına geri dönerek cevaplamaya çalışayım. Bu seçimin iki galibi var. Sayın Cumhurbaşkanı ve Devlet Bahçeli. Bu iki ismi öne çıkaran husus 15 Temmuz sonrası ülkenin maruz kaldığı tehditleri zamanında algılamaları ve ortak bir tepki geliştirebilmeleridir. Devletin ve ülkenin maruz kaldığı tehditler karşısında her iki siyasi lider, aralarında daha önce var olan rekabeti bir kenara bırakarak bir araya gelebilmişler, ortak bir politika geliştirebilmişlerdir. Diğer partiler ise bu konuda yeterince hassasiyet gösterememiş, siyasi rekabetleri yüzünden FETÖ tehdidi karşısında net bir tavır gösteremeyerek zaafiyete düşmüşlerdir. Kanaatim odur ki memleketin beka sorunu karşısında yeterli hassasiyet gösterilmesi durumunda diğer partiler de daha iyi bir sonuç elde edebilirlerdi.</p>
<p><strong>İttifakların Faydaları ve Zararları</strong></p>
<p><strong>Seçim öncesi gerçekleştirilen ittifaklar ve sandıktan çıkan sonuçlar gözü önüne alındığında parlementoda koalisyon oluşumları gerçekleşebilir mi? Yeni oluşacak parlamentoda Ak Parti, milletvekili sayısı açısından sorunlar yaşayabilir mi? Önümüzdeki günlerde kurulacak kabinede Milliyetçi Hareket Partisi’ne mensup yeni bakanların görev alacağı söylenebilir mi?</strong></p>
<p>İttifaklar konusundaki düşüncemi önceki sorulardan birinde açıklamıştım. İttifaklar yerine ittifaklara ihtiyacın olmayacağı barajsız bir seçim sistemini tercih ederim. Sebebine gelince: Öncelikle seçim öncesinde kurulacak ittifaklar, seçim sonrasında iktidar olmaları durumunda tarafları birbirlerine mecbur kılmaktadır. İttifak yapan tarafların her zaman uyum içinde çalışacağını kimse garanti edemez. Bunun yanında seçim öncesi ittifaklar tarafların birbirlerine karşı bloklaşmalarına ve sertleşmelerine yol açar. Oysa barajsız bir sistemde taraflar birbirlerini muhtemel bir iktidar ortağı olarak göreceğinden üsluplarında daha makul ve yapıcı tavır geliştireceklerdir düşüncesindeyim. Tabii bu ideal bir durumdur ki olaylar çoğu zaman ideal duruma göre gelişmezler. Kısaca bu husustaki düşüncelerimde yanılma ihtimalinin yüksek olduğunu peşinen kabul etmeliyim. Bu konuyu kapamadan bir hususun altını çizmekte fayda görüyorum: Seçim sonuçları barajın fiilen bir işlevi olmadığını gösterdi. Diğer sonuçlar bir tarafa barajsız bir seçim sisteminde HDP’nin kürt seçmen üzerindeki tekeli kırılacak, göründüğünden çok daha çoğulcu özellikler gösteren Kürt seçmenlerin tercihleri meclise yansıyacaktır. Bu durumun Kürt sorununun çözümünde daha kolay mesafe almamıza katkı sağlaycağını düşünmekteyim.</p>
<p><strong>Sizce 24 Haziran seçimlerini bir cümle ile ifade etmek gerekirse sandıklarda seçmen hangi mesajı verdi?</strong></p>
<p>Seçmenin mesajının ne olduğu her seçim sonrasının en çok tartışılan konusudur. Tartışmaya konu mesaj sayısı ise neredeyse tartışmaya taraf muhataplar kadar çoktur. Yani her tartışmacının kendine ait bir “seçmen ne mesaj verdi” görüşü vardır. Bu görüşlerin çok azı bir diğeri ile örtüşür. Bunun sebebi seçmen diye mesaj verebilen gerçek bir kişinin olmayışıdır. Bizim seçmen dediğimiz farklı kaygıları, beklentileri, umutları, korkuları olan ve farklı saiklerle sandığı gidip tercihte bulunan insanlardan oluşur. Seçmen tercihlerinin hiç biri diğerinin aynısı değildir. Çoğu zaman birbirleri ile çelişen, bir diğerine indirgenemez tercihlerdir. Bu durumu bazı siyaset bilimciler “demokrasinin imkânsızlığı” tezi ile ifade etmeye çalışırlar. Teorik olarak doğru gibi görünen bu tezin pratikte karşılığı yoktur. Herşeye rağmen işleyen bir demokrasi vardır. Sebebine gelince: her ne kadar tercihler birbirleri ile çelişen, birbirlerine indirgenemez tercihler olsa da tercihlerin bir birleri ile kesişme noktalarında oluşan tercih kümeleri vardır. Bizim demokratik tercih dediğimiz şey aslında bizim en çok tercih ettiğimiz gerçekleşmese de gerçekleşenin ikinci, üçüncü,….. on beşinci, tercihler arasında olmasıdır. Kısaca demokratik tercihte bizim için mükemmel olan değil, mümkün olan gerçekleşir. Bizim seçmenin mesajı dediğimiz şey, bu mümkün tercihlerin kesişme noktalarında oluşan tercih kümelerine getirdiğimiz yorumlardır. Aslında seçmenin bir mesajından çok, tercih kümelerine getirdiğimiz yorumlar söz konusudur. Bu ise ayrı bir beceri, birikim ve sezgiyi gerekli kılar. Gerçeğe en yakın yorum sahipleri o tercih kümelerine en uygun politikaları geliştirme becerisine sahip olacaklardır. Buraya kadar yapılan tartışmaların ışığında seçmen ne mesaj verdi sorusuna cevap verecek olursak: Seçmen tercihlerini istikrar, beka, gelecek vizyonu ile ilgili kesişme noktalarında yoğunlaştırmış, kendisini bu beklentilere en uygun politikaları üreteceğine inandıran tarafları ise iktidara taşımıştır. Seçmenin mesajı şüphesiz bunlarla da sınır değil. O mesajların neler olduğunu anlamak ve ona göre politikalar üretmek gelecek seçimlerde başarılı olmak isteyen siyasi aktörlerin en başta gelen ihtiyacıdır. Beş yıl sonraki seçimin muhtemel galibinin şimdiden bu mesajlar üzerinde çalışmaya başladığını düşünüyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sosyolog-dr-emin-yasar-demirciden-yorungeye-aciklamalar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vakit Artık Seçmenin Talebini Doğru Okuma Vakti</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/vakit-artik-secmenin-talebini-dogru-okuma-vakti/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/vakit-artik-secmenin-talebini-dogru-okuma-vakti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sinan Onuş]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Jun 2018 22:27:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[10. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[2018 Seçim]]></category>
		<category><![CDATA[Ak Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Seçimler]]></category>
		<category><![CDATA[Seçmen]]></category>
		<category><![CDATA[Seçmenin Talebi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinan Onuş]]></category>
		<category><![CDATA[Temmuz 2018]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2325</guid>

					<description><![CDATA[Cumhuriyet’in 79. yılında iktidara gelen AK Parti, “adalet ve kalkınma” sloganıyla yola çıkarken “bürokratik oligarşi”yle karşılaştı. Kurumları yeniden dizayn ederken de yeni bir “bürokratik sınıf” oluşturdu. Ancak bu sınıfın bir kısmı, bulunduğu ve kendisine iyi bir gelecek sunacağını düşündüğü mevzii kaybetmemek için aslında farkında olmadan tüm partinin bindiği dalı keser hale geldi. Türkiye yeni bir döneme uyandı. 16 Nisan referandumunda sistem değişikliğini kabul eden seçmen, 2018 seçimlerinde de toplumun tüm kesimlerini kucaklayacak, sıkıntılara güvenilir çözümler üretecek, güçlü ve istikrarlı bir yönetim için tek parti iktidarı isteğini yineledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti yine ipi göğüsleyen taraf oldu. AK Parti’nin seçimlerde kullandığı “Vakit Türkiye Vakti” sloganı da seçmen nezdinde artık yeni bir evreye girdi: Vakit artık çalışma ve seçmenin taleplerini önyargısız, doğru okuma vakti. Peki, bu talepler neler? Toplumun Tüm Kesimleri Kapsanmadan Ekonomik Büyümeyi Başarmak Zordur. ABD ekonomisindeki toparlanma ile birlikte ABD Merkez Bankası FED’in para politikasını sıkılaştırma beklentisi, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu “gelişmekte olan ülkelerin” para birimleri ve tahvilleri üzerinde satış baskısı oluşturdu. Yatırımcıların yüksek risk karşılığında yüksek getiri sağlayan yatırım araçları olarak gördüğü “gelişen ülkeler” sınırlarından çıkıp ABD’ye dönüşü gelişen ülke ekonomilerinde dolar likiditesi sorununu ortaya çıkardı. Böyle olunca da gelişen ülkelerden olan Türkiye’de, Dolar/TL kurundaki artış &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cumhuriyet’in 79. yılında iktidara gelen AK Parti, “adalet ve kalkınma” sloganıyla yola çıkarken “bürokratik oligarşi”yle karşılaştı. Kurumları yeniden dizayn ederken de yeni bir “bürokratik sınıf” oluşturdu. Ancak bu sınıfın bir kısmı, bulunduğu ve kendisine iyi bir gelecek sunacağını düşündüğü mevzii kaybetmemek için aslında farkında olmadan tüm partinin bindiği dalı keser hale geldi.</strong></p>
<p>Türkiye yeni bir döneme uyandı. 16 Nisan referandumunda sistem değişikliğini kabul eden seçmen, 2018 seçimlerinde de toplumun tüm kesimlerini kucaklayacak, sıkıntılara güvenilir çözümler üretecek, güçlü ve istikrarlı bir yönetim için tek parti iktidarı isteğini yineledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti yine ipi göğüsleyen taraf oldu. AK Parti’nin seçimlerde kullandığı “Vakit Türkiye Vakti” sloganı da seçmen nezdinde artık yeni bir evreye girdi: Vakit artık çalışma ve seçmenin taleplerini önyargısız, doğru okuma vakti. Peki, bu talepler neler?</p>
<p><strong>Toplumun Tüm Kesimleri Kapsanmadan Ekonomik Büyümeyi Başarmak Zordur.</strong></p>
<p>ABD ekonomisindeki toparlanma ile birlikte ABD Merkez Bankası FED’in para politikasını sıkılaştırma beklentisi, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu “gelişmekte olan ülkelerin” para birimleri ve tahvilleri üzerinde satış baskısı oluşturdu. Yatırımcıların yüksek risk karşılığında yüksek getiri sağlayan yatırım araçları olarak gördüğü “gelişen ülkeler” sınırlarından çıkıp ABD’ye dönüşü gelişen ülke ekonomilerinde dolar likiditesi sorununu ortaya çıkardı. Böyle olunca da gelişen ülkelerden olan Türkiye’de, Dolar/TL kurundaki artış rekor üstüne rekor tazeledi. Seçim kararı almadan önce başlayan bu artış, seçim kararıyla daha da hızlandı. Merkez Bankası, TL’nin erimesini engellemek için faiz artırımına gitti. İkinci tedbir ise zorunlu karşılıklarda alındı. Bankaların Merkez Bankası’nda tutmak zorunda oldukları TL cinsi likiditenin döviz olarak tutulmasına imkân tanıyan rezerv opsiyonu mekanizmasında üst sınır yüzde 55’ten yüzde 45’e düşürüldü. Böylece piyasaya bir miktar kaynak sağlandı. Sorun şu an için kısmen çözülmüş gibi dursa da önümüzdeki dönemde TL’deki zayıflamanın devam etmesi, Türkiye’ye açık biçimde dış finansman sorunu yaşatacak görünüyor. ABD dolarının yükselişinin ekonomiye kalıcı hasar vermesini önlemek için bu tedbirler yeterli mi? Asıl soru burada kilitleniyor. Çünkü Türkiye, net ithalatçı bir ülke ve büyümek için uluslararası sermayeye ihtiyaç duyuyor. Uzun vadede getiri sağladığı için “popülist” bakış açısı nedeniyle inşaat dışındaki alanlara yatırım yapılmaması, Türkiye’nin her an ekonomik olarak sıkıntı yaşayacağının da göstergesi.</p>
<p>Dünya Bankası’nın 2014’te yayımladığı raporu da bir anlamda bugünleri işaret ediyor. Raporda, 2002-2011 döneminde Türkiye’deki orta sınıf büyüklüğünün iki kat artışla yüzde 21’den yüzde 41’e yükselişi övülürken şu ifade oldukça dikkat çekici: “Buradaki soru, Türkiye’nin aynı yolda aynı hızla devam edebilmesi için gerekli koşulların mevcut olup olmadığıdır. En yoksul ve kırılgan gruplar da dâhil olmak üzere toplumun kesimleri kapsanmadan adil bir toplumu sağlayacak kapsayıcı ekonomik büyümeyi başarmak zordur.”</p>
<p><strong>TÜİK Anketine Göre Yaşlılar En Mutlu</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlere bir ay kala Xsights Araştırma’nın “Toplumsal Nabız Anketi”nin 2017 yılını kapsayan son çeyrek anketinde sorunlara ilişkin ilginç tespitler yer aldı. Türkiye’nin 26 ayrı kentinde yapılan araştırmaya göre vatandaş, devletin sunduğu 19 hizmet arasında en çok “savunma”dan en az da “ekonomi”den memnun görünüyordu. Vatandaşın en az memnun olduğu bir başka hizmet ise “yargı” olarak sıralamaya dâhil oluyordu. Türkiye İstatistik Kurumu’nun “Yaşam Memnuniyeti Araştırması, 2017” başlıklı çalışması da “Toplumsal Nabız Anketi”ni doğrular nitelikteydi. TÜİK anketine göre 2017 yılında yüksek memnuniyet oranı yüzde 74,4 ile asayiş hizmetlerinde gerçekleşti. Ancak aynı ankette genel anlamda bireylerin “mutluluğunun” giderek düştüğü tespit ediliyordu. TÜİK anketine göre, “mutlu” olduğunu beyan eden bireylerin oranı 2016 yılında yüzde 61,3 iken 2017 yılında bu oran yüzde 58’e geriledi.</p>
<p>“Mutsuz” olduğunu beyan eden bireylerin oranı ise yüzde 10,4’ten yüzde11,1’e yükseldi. Yaş gruplarına göre mutluluk düzeyine bakıldığında, 2016 yılında en yüksek mutluluk oranı yüzde 65,1 ile 18-24 yaş grubu iken 2017 yılında en yüksek mutluluk oranının yüzde 66,1 ile 65 ve üzeri yaş grubunda gerçekleştiği görüldü. En düşük mutluluk oranı ise 2017 yılında yüzde 53,1 ile 45-54 yaş grubunda oldu. TÜİK verilerine göre ortaya çıkan bir başka gerçek ise “Bir okul bitirmeyen”lerin mutluluk oranının yüzde 62,5 ile en yüksek seviyede olması. Bunu sırasıyla yüzde 57,7 ile ilkokul mezunu, yüzde 57,4 ile lise ve dengi okul mezunu, yüzde 56,9 ile yükseköğretim mezunu takip etti. 2017 yılının son çeyreğinde vatandaş “en az ekonomiden” memnun olsa da Konsensus Araştırma Şirketi’nin yaptığı ankete katılanların yüzde 51’i, 2018 yılına daha iyimser bakıyor. Ancak hemen belirtmek lazım ki bu iyimserliğin yüzde olarak kritik eşikte olması, iyimserliğin pamuk ipliğine bağlı olduğunu ve her an bir dip dalgayı beraberinde getirebileceği şeklinde de okunabilir.</p>
<p><strong>Ülkenin Yüksek Menfaati İçin Liyakat</strong></p>
<p>Peki, geriye kalanları “mutsuz” eden ne? Yanıt kısa ve net: Ülkenin yüksek menfaati için liyakate değer vermemek ve ortak akıl eksikliği. AK Parti, siyasete dâhil olduğu günden beri kendisini, “reformcu” ve “değişimci” olarak sundu ve bu alanlarda konumlandı. Buna uygun olarak da pek çok alanda “değişimler” gerçekleştirdi. Ancak görmezden gelinmeye çalışılsa da insanları ayakta tutan “umut” örselenmeye ve yitirilmeye başladı. Aslında AK Parti iktidara geldiğinde “bürokratik oligarşi”ye bayrak açarken “ötekileştirmeden” en çok etkilenen ve “çeken” parti olduğu için bu argümanı öne çıkarmıştı. Kapatma davaları, darbe girişimleri, e-muhtıralar hep onu sistem dışına itmek için rasyonel akıldan yoksun bürokrasinin kullandığı metotlardı.</p>
<p>Cumhuriyet’in 79. yılında “adalet ve kalkınma” sloganıyla iktidara gelen AK Parti, “bürokratik oligarşi”ye karşı kurumları yeniden dizayn ederken de yeni bir “bürokratik sınıf” oluşturdu. Ancak bu sınıfın bir kısmı, bulunduğu ve kendisine iyi bir gelecek sunacağını düşündüğü mevzii kaybetmemek için aslında farkında olmadan tüm partinin bindiği dalı keser hale geldi.</p>
<p>Kendi zekâsına ve becerisine güvenmeyen, üretim noktasında elini taşın altına sokuyor gibi görünen, parti içindeki güç dengelerini gözetip ona göre konumlanan bu sınıf, en küçük bir eleştiri karşısında liyakat sahibi, başarılı kişilerin hemen sistem dışına itilmesi için kolları sıvıyor. Bilgi ve liyakatten yoksun bu sınıfın aslında partiyle alakası da tartışmalı. İlkel bir güdü ile hareket eden bu sınıfın ortak kaygısı, ellerindeki imkânları başkasına kaptırmamak. Sistem dışına atılacak olanın “geçmişi”ni, tutmazsa mezhebi farkını öne çıkarmak ise bu sınıfın en önemli silahı. Bu da AK Parti’ye oy vermeyen ama problemi de olmayan, iletişim kurulduğunda aynı hedefe koşma potansiyeli olan liyakat sahibi, eğitimli ve bilgili unsurların mutsuzluğunu beraberinde getiriyor. Türkiye, son derece kısıtlı ve az sayıdaki beşeri sermayesini de bu sebeple küstürüyor.</p>
<p><strong>“Pirus Zaferi”</strong></p>
<p>Yeni sistemin tüm riskini üzerine alan lider Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti’nin önünde iki seçenek duruyor: Birinci seçenek, tüm bu “sorunlara” çözüm üretmek için kendisini ötelenmiş hisseden beşeri sermayeyi ve taleplerini anlamak ve öncelikle çuvaldızı kendisine batırmak. Bu da galibiyetin “Pirus Zaferi”ne dönüşmemesi için kendisine yöneltilen her eleştiriyi bir saldırı değil, ortak yaşama kültürü adına bir arayış olarak görmekle olacaktır. İkinci seçenek ise gerek 16 Nisan halkoylaması gerekse 2018 seçim sonuçlarından kısmen de olsa bir panik havası hissetmemek ve sürekli tekrarlandığı gibi, “milli olmayan tüm güçler birleşmesine rağmen” sonuç, AK Parti açısından “tartışmasız bir başarı” oldu demek.</p>
<p>Tercih ikinci seçenekse ve fırtınalar değil de geminin limana sağ salim getirilmesi ise bu durumda çözüm, sorunları gerçekten görmek mi yoksa zaferden zehirlenip halının altına süpürerek günü kurtarmak mı sorusunun cevabında yatmaktadır. Yanıtı çok değil bir sene sonra yerel seçimlerde karşımızda gelecektir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/vakit-artik-secmenin-talebini-dogru-okuma-vakti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
