<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Savunma &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/savunma/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 25 Sep 2025 14:27:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Savunma &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İlk Değil&#8230;</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ilk-degil/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ilk-degil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gündüz Demirhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Sep 2025 14:00:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Sanayi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=20093</guid>

					<description><![CDATA[İpek Yiğit yazmış&#8230; &#8220;Devletin kalbine hançer saplanmış. Savunma sanayimizin gizli ithalat ihracat verileri gümrük sitemlerinden para karşılığı Telegram gruplarında satılmış.&#8221; Çok doğrudur&#8230; Tutuklananlar ve tutuklanacak olanlar vardır. ASELSAN, TEİ, MKE ve ASSAN gibi kamu ve özel savunma sanayi şirketlerinde neler dönüyor bir bilseniz. Ben en uç örneklerinden birini vereceğim. Bizzat Selçuk Bayraktar&#8217;dan dinlemiştim ve satır aralarında defalarca paylaşmıştım. Benim dinleme ve öğrenme tarihim Ekim 2018&#8230; Olayın gerçekleşme tarihi 2013&#8230; Selçuk Bey o zamanlar daha damat filan değil&#8230; Ne Tayyip Beyi ne de Sümeyye Hanımı tanıyor&#8230; Babası da Saadet Parti yönetiminde olduğu için hükümete biraz mesafeli&#8230; Sonra araya Rizeli birileri giriyor ve Selçuk Bayraktar&#8217;a, o zamanlar Başbakan olan Erdoğan&#8217;la bir sunum görüşmesi ayarlıyor. Selçuk Bayraktar, Erdoğan&#8217;a İHA sunumu yapıyor. SİHA yok daha&#8230; Selçuk Bayraktar anlatıyor&#8230; İHA&#8217;ların 5 ana özelliği varsa, motor hariç 4&#8217;ünde dünyanın ileri gelen bütün ülkelerinden ileride veya aynı seviyede yarış ettiklerini anlatıyor. Yüzde 97 yerli olduğunu söylüyor. Bu sunumu 2 ay sonra bazı bakan ve bürokratlar önünde de tekrarlıyor. Erdoğan yine dinliyor ve hazır olan herkese talimat veriyor. &#8220;Burada ne anlatıldı ise gerçekleşmesi için elinizden geleni yapacaksınız.&#8221; Talimat veriliyor. Sonrasını Selçuk Bayraktar&#8217;ın kelimeleri ile söylüyorum. &#8220;Proje dosyalarını bakanlığa teslim ettik ve 6 ay bekledik. Arıyor soruyoruz, bekleyin diyorlar. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İpek Yiğit yazmış&#8230;</p>
<p>&#8220;Devletin kalbine hançer saplanmış.<br />
Savunma sanayimizin gizli ithalat ihracat verileri gümrük sitemlerinden para karşılığı Telegram gruplarında satılmış.&#8221;</p>
<p>Çok doğrudur&#8230;</p>
<p>Tutuklananlar ve tutuklanacak olanlar vardır. ASELSAN, TEİ, MKE ve ASSAN gibi kamu ve özel savunma sanayi şirketlerinde neler dönüyor bir bilseniz.</p>
<p>Ben en uç örneklerinden birini vereceğim.</p>
<p>Bizzat Selçuk Bayraktar&#8217;dan dinlemiştim ve satır aralarında defalarca paylaşmıştım.</p>
<p>Benim dinleme ve öğrenme tarihim Ekim 2018&#8230;</p>
<p>Olayın gerçekleşme tarihi 2013&#8230;</p>
<p>Selçuk Bey o zamanlar daha damat filan değil&#8230; Ne Tayyip Beyi ne de Sümeyye Hanımı tanıyor&#8230; Babası da Saadet Parti yönetiminde olduğu için hükümete biraz mesafeli&#8230;</p>
<p>Sonra araya Rizeli birileri giriyor ve Selçuk Bayraktar&#8217;a, o zamanlar Başbakan olan Erdoğan&#8217;la bir sunum görüşmesi ayarlıyor.</p>
<p>Selçuk Bayraktar, Erdoğan&#8217;a İHA sunumu yapıyor. SİHA yok daha&#8230; Selçuk Bayraktar anlatıyor&#8230; İHA&#8217;ların 5 ana özelliği varsa, motor hariç 4&#8217;ünde dünyanın ileri gelen bütün ülkelerinden ileride veya aynı seviyede yarış ettiklerini anlatıyor. Yüzde 97 yerli olduğunu söylüyor. Bu sunumu 2 ay sonra bazı bakan ve bürokratlar önünde de tekrarlıyor. Erdoğan yine dinliyor ve hazır olan herkese talimat veriyor.</p>
<p>&#8220;Burada ne anlatıldı ise gerçekleşmesi için elinizden geleni yapacaksınız.&#8221;</p>
<p>Talimat veriliyor.</p>
<p>Sonrasını Selçuk Bayraktar&#8217;ın kelimeleri ile söylüyorum.</p>
<p>&#8220;Proje dosyalarını bakanlığa teslim ettik ve 6 ay bekledik. Arıyor soruyoruz, bekleyin diyorlar. İnsan çocuğunu dünyanın öbür ucunda olsa tanır değil mi? O projeler de benim çocukluğumdan beri hayalimdi. Biz yazılımcılarda bir alışkanlık vardır. Yazılımın, projenin bir yerine kendi anlayacağımız bir imza atarız.<br />
O teslim ettiğimiz projeler dünyanın öbür ucunda karşımıza çıktı.&#8221;</p>
<p>Gerisini varın siz tahmin edin. Tabii ki projenin tamamını teslim etmemişlerdi.</p>
<p>Selçuk Bayraktar sonra ne yaptı?</p>
<p>Yanına güvendiği 3 ASELSAN mühendisi aldı, o sıralar Ergenekon&#8217;dan aranan Saldıray Paşa aile dostları ve onun referansı ile Diyarbakır Askeri Havaalanı hangarında, herkesten gizli ve telefon görüşmesi bile yapmadan çalışmaya başlıyorlar.</p>
<p>Sümeyye Hanım o sıralar Erdoğan&#8217;ın tercüman danışmanlığını yapıyordu. Ondan başkasının da orada bu çalışmayı yaptığından haberi olmamıştı. Haberleşmeyi onun vasıtası ile yapıyorlar.</p>
<p>Bu çalışmalar sırasında, Abi Haluk Bayraktar gözaltına alınmış, Selçuk Bayraktar&#8217;ın nerede olduğu sorulmuş, 17-25 Aralık olayları, MİT Tırları kumpası olmuş ama Selçuk Bayraktar, çalışmalarına ara vermemişti.</p>
<p>Sonunda Mart 2014 ilk yerli SİHA başarı ile uçurulmuştu.</p>
<p>Evet&#8230;</p>
<p>Kuşatma çok büyük&#8230; Dün CIA yetiştirmesi FETÖ ile vardılar&#8230; Bugün yine CIA yetiştirmesi başkaları ile varlar. Büyük resmi görmek lazım&#8230; Sadece CIA veya sadece FETÖ dersen, ormana bakarsın ama kibrit çöpünün ardında koca ormanı göremezsin, kaybedersin.</p>
<p>Bakın&#8230; İki yıldır hükümete muhalefet ediyorum; niye?</p>
<p>Çünkü insanını yaşatmayan devlet yaşamaz. İnsanın kanını emen IMF politikası uygulanıyor. İçimizde hiç hain olmasa bile bu politikalar hain üretir.</p>
<p>Faiz ile ilgili sık paylaştığım ayet ve hadisleri iyi hatırlayın.</p>
<p>Allah&#8217;a savaş açan kimse başarılı olamaz. En ahlaksız fiilden bile aşağılık olan faizci sistemde kanını emdiğin insanlardan ahlak bekleyemezsin.</p>
<p>Bu sisteme mecbur değildik.</p>
<p>Yüksek faiz politikasının aynısı Arjantin&#8217;de uygulanıyor.</p>
<p>Ne mantığı var?</p>
<p>Borcun var; dövize muhtaçsın&#8230; Üretim yaparak döviz kazanmak yerine, borçlanarak ve daha sonra daha yüksek faizle borç ödemek için borçlanarak döviz getirmeye çalışıyorsun.</p>
<p>Bunun adı rasyonel değil ahmaklık politikasıdır.</p>
<p>Selçuk Bayraktar ve ailesi, tek kuruş kredi kullanmadı, faizden uzak durdu, devletten hibe almadı.</p>
<p>Evlerini sattılar ve bir İHA yaptılar.</p>
<p>Allah&#8217;a savaş açmadılar. Ahlaksızlığa bulaşmadılar.</p>
<p>Ve Allah&#8217;ın yardımı mukadder oldu.</p>
<p>Ülkemiz için ise, aynısı olmadı ve bu kafa ile, bu tefeci zihniyet ile olmaz.</p>
<p>Tefecilere verdiğimiz her kuruşun, İsrail&#8217;e kurşun yardımı olduğunu da bir anlasaydık&#8230; Belki Müslüman kalacaktık ama artık zor; ümidimi kestim.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ilk-degil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ASELSAN Cinayetleri Hakkında Neler Biliyorsunuz?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/aselsan-cinayetleri-hakkinda-neler-biliyorsunuz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/aselsan-cinayetleri-hakkinda-neler-biliyorsunuz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gündüz Demirhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Aug 2023 14:11:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Aselsan]]></category>
		<category><![CDATA[silah]]></category>
		<category><![CDATA[Suikast]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18856</guid>

					<description><![CDATA[Bazılarını özet şekilde yazayım&#8230; Hüseyin Başbilen, Milli Tank Projesinde görevliydi. Geliştirdiği yazılımın sunumunu yapmasına bir hafta vardı. 4 Ağustos 2006 tarihinde aracında ölü olarak bulundu ve ölümü kayıtlara önce intihar olarak geçti. Vahdet Gazetesinde yayınlanan fotoğrafında ise sadece bilekleri değil, boğazı da kesilmişti. Soruşturmayı yürüten savcı Murat Demir, 15 Temmuz sonrası ByLock kullanıcısı çıkmış ama FETÖ mağduru olduğunu öne sürmüştü. Evrim Yançeken, yüksek lisans tezini hazırlıyordu. Kayıtlara göre 24 Ocak 2007&#8217;de, Gölbaşındaki evinin yedinci katından atlayarak intihar etti. Burhaneddin Volkan, Hacettepe Bilgisayar bölümü mezunuydu. Gece gündüz uyumuyor, savunma yazılımı hazırlıyordu. İşine ara verip, evlenmiş, askere gitmiş ve düğününden tam 40 gün sonra 9 Ekim 2007&#8217;de, nöbetçi subay odasında ölü bulunmuştu. Bu dava ile ilgili Askeri Yüksek İdare Mahkemesi TSK&#8217;yı 212 bin lira tazminata mahkum etti. Zafer Oluk, ODTÜ&#8217;yü dereceyle bitirmişti. Leopard tanklarının yazılımı üzerine çalışıyordu. Yedek subay olarak askerlik yapıyordu. 7 Mayıs 2008&#8217;de geçirdiği kaza sonrası öldü ve olay yerinde kimliğine ait bir belge bulunamadı. Önce elektrik trafosu tamirinde kaza diye kayıtlara geçti. Sonra Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ailesine 92 bin lira tazminat ödedi. Hakan Öksüz, elektronik güdüm ve elektro optik bölümünde çalışıyordu. 25 Ocak 2012&#8217;de Eskişşehir yolunda geçirdiği kaza sonucu ölü bulundu. Olay yerinde kendisine ait hiç bir kimlik &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bazılarını özet şekilde yazayım&#8230;</p>



<p>Hüseyin Başbilen, Milli Tank Projesinde görevliydi. Geliştirdiği yazılımın sunumunu yapmasına bir hafta vardı. 4 Ağustos 2006 tarihinde aracında ölü olarak bulundu ve ölümü kayıtlara önce intihar olarak geçti. Vahdet Gazetesinde yayınlanan fotoğrafında ise sadece bilekleri değil, boğazı da kesilmişti. Soruşturmayı yürüten savcı Murat Demir, 15 Temmuz sonrası ByLock kullanıcısı çıkmış ama FETÖ mağduru olduğunu öne sürmüştü.</p>



<p>Evrim Yançeken, yüksek lisans tezini hazırlıyordu. Kayıtlara göre 24 Ocak 2007&#8217;de, Gölbaşındaki evinin yedinci katından atlayarak intihar etti.</p>



<p>Burhaneddin Volkan, Hacettepe Bilgisayar bölümü mezunuydu. Gece gündüz uyumuyor, savunma yazılımı hazırlıyordu. İşine ara verip, evlenmiş, askere gitmiş ve düğününden tam 40 gün sonra 9 Ekim 2007&#8217;de, nöbetçi subay odasında ölü bulunmuştu. Bu dava ile ilgili Askeri Yüksek İdare Mahkemesi TSK&#8217;yı 212 bin lira tazminata mahkum etti.</p>



<p>Zafer Oluk, ODTÜ&#8217;yü dereceyle bitirmişti. Leopard tanklarının yazılımı üzerine çalışıyordu. Yedek subay olarak askerlik yapıyordu. 7 Mayıs 2008&#8217;de geçirdiği kaza sonrası öldü ve olay yerinde kimliğine ait bir belge bulunamadı. Önce elektrik trafosu tamirinde kaza diye kayıtlara geçti. Sonra Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ailesine 92 bin lira tazminat ödedi.</p>



<p>Hakan Öksüz, elektronik güdüm ve elektro optik bölümünde çalışıyordu. 25 Ocak 2012&#8217;de Eskişşehir yolunda geçirdiği kaza sonucu ölü bulundu. Olay yerinde kendisine ait hiç bir kimlik belgesi bulunamadı. Kısa süre önce de ilginç bir tehdit görmüş ve saldırıya uğramıştı.</p>



<p>Erdem Uğur, Yerli İHA ve F16 projelerinde çalışıyordu. Tüpün hortumu yatağında, 15 Ocak 2015 tarihinde gaz zehirlenmesinden ölü bulundu. Önce intihar denildi, sonra takipsizlik kararı verildi.</p>



<p>Kerem Parıldar, yerli savunma sistemleri üzerine çalışan elektronik yüksek mühendisiydi. 21 Kasım 2017&#8217;de ikamet ettiği evden 15 km uzaktaki bir binanın 14. katından atlayarak intihar ettiği öne sürüldü.</p>



<p>&#8230;</p>



<p>&#8230;</p>



<p>ASELSAN, Kıbrıs Harekatı sonrası Türkiye&#8217;ye uygulanan ambargo sonrası 1975 yılında Erbakan&#8217;ın gayretleri ile kuruldu. 1982&#8217;de HAVELSAN ve 1988&#8217;de ROKETSAN iştirakleri ile beraber milli silah sanayimize katkıda bulunması planlanmıştı.</p>



<p>Yıllarca arpalık ve göstermelik bir kurum olarak kaldıktan sonra şimdi yeni yeni canlanıyor&#8230; Yıllarca ne geliştirdi ve icat ettiyse, küresel sermayenin istediği yerlere pazarlandı. TSK ve MİT&#8217;in ABD ve NATO güdümünden kurtulduktan sonra biraz kendisine geldi. Şimdilerde Bayraktar ve TEİ ile beraber teknoloji geliştirerek tam gaz yoluna devam ediyor. Daha gidecek çok yolu var.</p>



<p>Şimdi düşünelim&#8230; Yıllarca bu kurum gelişmesin, Türkiye askeri teknoloji geliştirmesin ve dışa bağımlı kalsın diye neler yapıldı ise, şimdi de bu kurumun finansman kaynağı kesilsin diye aynısı yapılıyor olmaz mı?</p>



<p>Ben borsada işlem gören ASELSAN hisse senedine bu gözle bakıyorum. Paraya ihtiyacı olduğunda kredi çekmesin&#8230; Yüksek fiyattan biraz hisse senedi satsın ve finansman sağlasın. Yeni mini ama devleşmeye aday şirketler kursun ve halka arz etsin. Çip de, cep telefonu da üretsin, kamera da, insansız kara, deniz ve hava aracı da&#8230; Bunları yaptı, yapıyor ve daha fazla kapasitesi var&#8230; İnsan kaynağı sorunu da yok&#8230; Zaman ve finansman konusunda sıkıntıları var ama ülkenin genel durumu da malum&#8230;</p>



<p>Cana ve çalışana yapılan suikastların finansal anlamda da yapılmıyor olacağını kim iddia edebilir? İşte bu nedenle bir ASELSAN hissesi alıp tutmak ve bu şekilde de olsa destek çıkmak milli bir görev sayılmaz mı?</p>



<p>Milli bir anlayışla çalışan kadrosu arttıkça başarısının daha da çok artacağına inanıyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/aselsan-cinayetleri-hakkinda-neler-biliyorsunuz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Afganistan’ı Yalnız Bırakmamalıdır</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/turkiye-afganistani-yalniz-birakmamalidir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/turkiye-afganistani-yalniz-birakmamalidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Aug 2021 12:06:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Taliban]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17623</guid>

					<description><![CDATA[&#8216;Güncellenmiş Taliban&#8217; kavramı Rus işgaline karşı verilen mücadelede uzun süre Afganistan&#8217;da kalmış bölgeyi yakından tanıyan bir isme ait. Taliban ve Afganistan&#160;hakkında yazmadan ve konuşmadan önce bölgeyi bilenlere çeşitli sorular sordum.ture-in-PictureFullscreen Aldığım cevaplarla Afganistan hakkında ahkâm kesenlerin ve oluşturulan algıların gerçeği yansıtmadığını gördüm. Son yazdığım yazıyı da yine bölgeyi iyi bilen bir arkadaşa okuttuktan sonra yayınladım. 1996-2001 yılları arasında Afganistan&#8217;a hükmeden&#160;Taliban&#8216;ın dışarıya verdiği resim Batı medyasının abartmasıyla maalesef çok itici, kaba ve nefret ettiriciydi. İslam dinine ya da Müslümanlara karşı duyulan nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve kin besleme anlamına gelen&#160;İslamofobiye bolca malzeme verdiler. Oysa İslam müjdelemeyi nefret ettirmemeyi, kolaylaştırmayı zorlaştırmamayı esas alan bir dindir. Hem Batı medyası hem de ülkemizdeki Batıcı medya ve kafalar şeytanlaştırdıkları Taliban üzerinden İslamofobiyi teşvik ettiler halen de ediyorlar. Tıpkı IŞID, el-Kaide ve Boko Haram gibi örgütler üzerinden İslam düşmanlığı körüklendiği gibi Taliban üzerinden de aynı mesaj verilmeye çalışılıyor. Taliban&#8217;ın vahşet denecek uygulamalarını savunacak değilim.&#160;Taliban ve 1996-2001 arasındaki uygulamaları&#160;kesinlikle İslam&#8217;ı temsil etmez.&#160;Önce bunun altını kalın çizgilerle çizelim. Tam tersine İslam düşmanlarına kullanabilecekleri bol miktarda malzeme vermişlerdir. Taliban&#8217;ın o dönemdeki uygulamalarını kendi geleneksel yapılarının yorumu/yansıması olarak görüyorum. Katılıkları ve sertlikleri İslami kültürün değil, geleneksel kültürün yansımasıdır. Hanefi Maturidi&#160;geleneğine sahip olmaları onları kesinlikle aklamaz. Önemli olan o geleneği iyi okuyup &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8216;Güncellenmiş Taliban&#8217; kavramı Rus işgaline karşı verilen mücadelede uzun süre Afganistan&#8217;da kalmış bölgeyi yakından tanıyan bir isme ait.</p>



<p><strong>Taliban ve Afganistan</strong>&nbsp;hakkında yazmadan ve konuşmadan önce bölgeyi bilenlere çeşitli sorular sordum.ture-in-PictureFullscreen</p>



<p>Aldığım cevaplarla Afganistan hakkında ahkâm kesenlerin ve oluşturulan algıların gerçeği yansıtmadığını gördüm. Son yazdığım yazıyı da yine bölgeyi iyi bilen bir arkadaşa okuttuktan sonra yayınladım.</p>



<p>1996-2001 yılları arasında Afganistan&#8217;a hükmeden&nbsp;<strong>Taliban</strong>&#8216;ın dışarıya verdiği resim Batı medyasının abartmasıyla maalesef çok itici, kaba ve nefret ettiriciydi.</p>



<p>İslam dinine ya da Müslümanlara karşı duyulan nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve kin besleme anlamına gelen&nbsp;<strong>İslamofobiye bolca malzeme verdiler.</strong></p>



<p>Oysa İslam müjdelemeyi nefret ettirmemeyi, kolaylaştırmayı zorlaştırmamayı esas alan bir dindir.</p>



<p>Hem Batı medyası hem de ülkemizdeki Batıcı medya ve kafalar şeytanlaştırdıkları Taliban üzerinden İslamofobiyi teşvik ettiler halen de ediyorlar.</p>



<p>Tıpkı IŞID, el-Kaide ve Boko Haram gibi örgütler üzerinden İslam düşmanlığı körüklendiği gibi Taliban üzerinden de aynı mesaj verilmeye çalışılıyor.</p>



<p>Taliban&#8217;ın vahşet denecek uygulamalarını savunacak değilim.&nbsp;<strong>Taliban ve 1996-2001 arasındaki uygulamaları</strong>&nbsp;<strong>kesinlikle İslam&#8217;ı temsil etmez.</strong>&nbsp;Önce bunun altını kalın çizgilerle çizelim. Tam tersine İslam düşmanlarına kullanabilecekleri bol miktarda malzeme vermişlerdir.</p>



<p>Taliban&#8217;ın o dönemdeki uygulamalarını kendi geleneksel yapılarının yorumu/yansıması olarak görüyorum.</p>



<p>Katılıkları ve sertlikleri İslami kültürün değil, geleneksel kültürün yansımasıdır.</p>



<p><strong>Hanefi Maturidi</strong>&nbsp;geleneğine sahip olmaları onları kesinlikle aklamaz. Önemli olan o geleneği iyi okuyup hayata yansıtmaktır.</p>



<p>Taliban yaşadığı ortamın içinde bulunduğu geleneği yansıtmıştır.</p>



<p><strong>Hanefi Maturidi</strong>&nbsp;geleneğinin en güzel temsilcisi&nbsp;<strong>Mevlana Celaleddin Rumi&#8217;dir</strong>. Mevlana da Afganistan kökenlidir ve Hanefi Fıkıh alimlerinden biridir.</p>



<p>Mevlana&#8217;nın hoşgörüsü ve insana bakışıyla Taliban&#8217;ın hâkim olduğu 5 yıl içindeki uygulamaları mukayese edilince aynı mezhebe mensup iki farklı yorumun hangisinin güzellik dini olan İslam&#8217;ın hedefine/ruhuna daha uygun olduğu rahatlıkla görülebilir.</p>



<p><strong>ABD İŞGALİ ve TALİBAN İLE MÜZAKERE</strong></p>



<p>Güncellenmeye tekrar dönecek olursak Taliban&nbsp;<strong>Usame bin Ladin&#8217;i</strong>&nbsp;ABD&#8217;ye vermeyi reddedince&nbsp;<strong>1999 yılında BMGK 1267</strong>&nbsp;sayılı kararıyla Taliban ve el-Kaide&#8217;yi terör örgütü listesine almıştı.</p>



<p>ABD 2001&#8217;de Afganistan&#8217;ı işgal etti.</p>



<p>Taliban ABD işgalinden sonra pes etmedi, işgale karşı mücadelesini sürdürdü.</p>



<p>10 yıl sonra&nbsp;<strong>ABD silahlı mücadelenin çözüm olmadığını fark etti</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>28 Kasım 2010</strong>&nbsp;tarihinde&nbsp;<strong>Münih&#8217;</strong>de Taliban ile masaya oturdu. Tam 11 saat süren uzun bir görüşme yaptı.</p>



<p>ABD&nbsp;<strong>15 Şubat 2011&#8217;de</strong>&nbsp;Taliban ileikinci kez&nbsp;<strong>Katar&#8217;da</strong>&nbsp;bir araya geldi.</p>



<p>Yani ABD&#8217;nin Taliban ile görüşmesi yeni değil, 10 yıldır görüşüyor!</p>



<p><strong>TALİBAN TERÖR ÖRGÜTÜ LİSTESİNDE YOK</strong></p>



<p>Artık Taliban da barış istiyordu. Bunu gören&nbsp;<strong>BMGK 2011 yılında 1989 sayılı</strong>&nbsp;kararıyla Taliban&#8217;ı terör örgütü listesinden çıkardı.</p>



<p>Yani&nbsp;<strong>Taliban artık terör örgütü sayılmıyor</strong>.</p>



<p>Taliban uluslararası camiada&nbsp;<strong>tanınmak için</strong>&nbsp;çabalıyor.</p>



<p><strong>Taliban</strong>&nbsp;18 Kasım 2013 tarihinde Katar Doha&#8217;da&nbsp;<strong>siyasi temsilcilik bürosu</strong>&nbsp;açıyor.</p>



<p>Taliban güncelleniyor!</p>



<p>Taliban, Doha&#8217;da resmi görüşmeler yapıyor. Sadece 2019&#8217;da ABD ile 9 ayrı görüşme gerçekleştiriyor.</p>



<p>2021 Şubatında ABD Taliban ile Afganistan&#8217;dan Mayıs ayında tamamen çekilmek üzere anlaşıyor. Mayıs ayında tamamlanamayınca Eylül ayına kadar çekilme üzerine mutabakat sağlanıyor.</p>



<p>6 ay içerisinde Kabil&#8217;e girmesi mümkün olmadığı düşünülen Taliban sürpriz bir şekilde on gün içinde Kabil&#8217;i ele geçiriyor.</p>



<p>Ve yine sürpriz bir şekilde Taliban ılımlının da ötesinde&nbsp;<strong>makul ve mantıklı açıklamalar yaparak dünyayı şaşırtıyor.</strong></p>



<p>Muhaliflere genel aftan tutun en katı olduğu ve eleştirildiği kadın politikaları hususunda dahi fevkalade önemli açılımlar getiriyor.</p>



<p>Güncellenmenin bu boyutunda &#8216;Taliban geçmişten ders alarak mı katılıktan vazgeçti yoksa uluslararası camiada tanınmak için mi böyle olumlu adımlar atıyor?&#8217; tartışması başladı.</p>



<p><strong>TALİBAN IŞID FARKI</strong></p>



<p>Taliban&#8217;ı IŞID ve el-Kaide ile aynı kefeye koyanlar bu açılımları inandırıcı bulmuyorlar. Aslında kendi bakış açılarından değerlendirildiğinde haklı da sayılabilirler.</p>



<p>Ancak Taliban&#8217;ın IŞID ve el-Kaideden farklı olduğunu bilmedikleri için yanılıyorlar.</p>



<p>Bilen de bilmeyen de konuşuyor.</p>



<p>İnandırıcılıkları konusunda ben de uygulamayı görmek gerektiğini düşünüyor, o yüzden teenni ile yaklaşmayı tercih ediyorum. Ancak fotoğrafı doğru okumak için Taliban&#8217;ın diğerlerinden farklı olduğunu bilmek gerekir.</p>



<p>Taliban ile IŞİD&#8217;ı aynı kategoriye koymak birbirine düşman iki kesimi dost olarak göstermek gibi bir şey.</p>



<p>Bir defa Taliban&nbsp;<strong>inanç ve düşünce açısından</strong>&nbsp;IŞID ve el Kaideden&nbsp;<strong>farklıdır.</strong></p>



<p>Taliban Hanefi Maturidi ekolüne mensuptur. Hâlbuki IŞID ve el-Kaide Selefi akımın temsilcileridir, Taliban&#8217;a karşıdırlar ve onları bidat ehli olarak görürler. Hatta IŞID kimi güçler tarafından Afganistan&#8217;da Taliban&#8217;a karşı mücadele etmesi için desteklenmektedir. Taliban da onlara karşı tavizsizdir.</p>



<p>İkinci olarak&nbsp;<strong>Taliban mensuplarının hepsi Afganistanlıdır</strong>, IŞID ve el-Kaide mensupları ise dünyanın dört bir tarafından devşirilmiştir.</p>



<p>Üçüncü olarak da&nbsp;<strong>Taliban&#8217;ın faaliyet alanı Afganistan&#8217;dır</strong>. Bu itibarla milli ve işgale karşı direnmektedir. IŞID ve el-Kaide&#8217;nin faaliyet alanı bütün dünyadır!</p>



<p>Dördüncüsü Taliban 2010&#8217;dan bu yana yürüttüğü kamu diplomasisi ile<strong>&nbsp;uluslararası alanda tanınmak&nbsp;</strong>için resmi temsilcilik açarak faaliyet gösterirken, IŞID ve el-Kaide&#8217;nin tanınma gibi bir hedefi bulunmamaktadır.</p>



<p><strong>DEĞİŞİM VE GELİŞME</strong></p>



<p>Dolayısıyla Taliban son on yılda yürüttüğü açılımlar ile kendisini güncellemekte, daha önce &#8211; mesela Şiiler gibi- düşman olarak gördüğü birtakım kesimlere zeytin dalı uzatmakta, dün kadının çalışmasını yasaklarken bugün önünü açmakta, böylece&nbsp;<strong>gelişmeye ve değişime açık</strong>&nbsp;olduğunu göstermektedir. Oysa IŞID ve el-Kaide&#8217;de böyle bir değişim söz konusu değildir.</p>



<p>Öte yandan bu örgütlerin dünyadaki<strong>&nbsp;İslam algısına verdikleri zararlar&nbsp;</strong>bir yana -orası ayrı bir konu- ortada yeni bir durum vardır.</p>



<p><strong>Taliban ülkenin hâkimidir</strong>&nbsp;ve tüm bölge ülkeleri de artık yeni Afganistan hükümetini beklemektedir.</p>



<p>Bu arada Taliban&#8217;ın da bölge ülkeleriyle&nbsp;<strong>çok yönlü görüşmeler</strong>&nbsp;yaptığı gözden kaçmamaktadır.</p>



<p>Taliban uluslararası meşruiyet kazanmak için şaşırtıcı açıklamalar yapıyor olabilir.</p>



<p>Ama artık ortada bir Afgan yönetimi var ve kimi emperyalist çevreler bunu fırsata çevirebilir. Bunların başında da Çin gelmektedir.</p>



<p><strong>AFGANİSTAN YALNIZ BIRAKILMAMALIDIR</strong></p>



<p><strong>Çin</strong>&nbsp;Taliban&#8217;a yeşil ışık yakarak Afganistan üzerinde telafisi mümkün olmayan bir nüfuz elde edebilir. Bu da&nbsp;<strong>Afganistan için tehlikeli sonuçlar doğurabilir.</strong>&nbsp;Taliban da tanınma kaygısıyla bu yaklaşımı reddetmeyebilir ki, gelişmeler onu gösteriyor.</p>



<p>İşte bu aşamada Taliban&#8217;ı bugün verdiği sözlerle ve açıklamalarla değerlendirip ihtiyatlı davranmak ve&nbsp;<strong>Afganistan&#8217;ı yalnız bırakmamak Türkiye&#8217;nin önceliği olmalıdır.</strong></p>



<p><strong>Afgan halkının Türkiye sevgisi</strong>&nbsp;göz önünde bulundurulur ve Taliban sözcülerinin de Türkiye&#8217;yi müttefik görme arzuları hesaba katılırsa, Afganistan&#8217;ın imar ve inşası devlet kurumlarının ihyası hususunda yeni yönetime katkıda bulunabilir, bulunmalıdır da.</p>



<p>Evet, Taliban&#8217;ın geçmişteki olumsuz uygulamaları temkinli olmamızı teenni ile hareket etmemizi gerekli kılar. Ancak&nbsp;<strong>Taliban&#8217;</strong>ın dünkü Taliban olmadığını en azından yaptığı açıklamalar ile&nbsp;<strong>değişime açık olduğu da unutulmamalıdır.</strong></p>



<p>Bölgeyi tehdit eden göç meselesi ve bölgesel diğer konular da Türkiye&#8217;nin Afganistan hükümeti ile iyi ilişkiler kurmasını gerekli kılmaktadır.</p>



<p>Cumhurbaşkanımızın, dışişleri ve milli savunma bakanlarımızın açıklamalarından Türkiye&#8217;nin Afganistan&#8217;ı yalnız bırakmayacağı dünyaya ilan edilmiştir.</p>



<p>Bundan sonra top Afganistan&#8217;ın yeni hükümetindedir. Süreci nasıl yönetecekler bekleyip göreceğiz!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/turkiye-afganistani-yalniz-birakmamalidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;ye Yönelen Tehditler</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/turkiyeye-yonelen-tehditler/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/turkiyeye-yonelen-tehditler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 May 2019 07:56:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[İslamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[Seçimler]]></category>
		<category><![CDATA[Tehdit]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10485</guid>

					<description><![CDATA[Dünyada her geçen gün artan İslamafobi kimler tarafından üretiliyor, kimlere fayda sağlıyor? İslamofobik davranışlara baktığımızda bunun tarihi kökeni var. 11 Eylül’den sonra başta ABD olmak üzere maalesef Batı dünyasında, Müslümanları ötekileştirici ve bütün suçların kökeni bunlarmış gibi bir tavır, böyle bir durumun ortaya çıkmasına neden oldu. Son dönem Arap Baharı süreci ile ilgili dikkat edin üzücü olan şu; demokratik süreçte siyasal sistemin içinde yer almak isteyen Müslümanlara darbe yapıldığında Mısır örneğinde olduğu gibi Batı alkışladı. Bunları el üstünde tuttu, sırtlarını sıvazlandı. Arkasından da dediler ki “Niye İslam dünyasında radikal gruplar ortaya çıkıyor?” 1979&#8217;dan bu yana birlikte çalıştıkları radikal grupların önünü açarak kendilerini haklı göstermeye çalıştılar. Bölgede toplumsal temeli olan, demokratik süreci benimsemeye yatkın, bu konuda fikir beyan etmiş ve sistemin içinde yer almaya çalışan Müslüman grupları ötelediler. Onları, İslam dünyasında sorun diye ortaya çıkarmaya çalıştılar. Sorun yaklaşımda. “Hem DEAŞ’la mücadele ediyorum” diyorsunuz hem de DEAŞ’ın düşman olarak gördüğü Müslüman Kardeşler’e darbe yapıldığında “İyi yaptınız” diyorsunuz. Orta Doğu&#8217;ya radikalizmle mücadele edilmez. Sorun burada. Gelinen sürece baktığınız zaman da bunların tesadüf olmadığını görüyorsunuz. Bakın Yemen, Suriye, Libya&#8230; Mağrip, Maşrik bir de aşağıya baktığınız zaman Arap Yarımadası’nın bir köşesinde üç tane ülkede iç savaşın yaşandığını ve cehennem gibi bir dünyaya devam ettiğini görüyorsunuz. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dünyada her geçen gün artan İslamafobi kimler tarafından üretiliyor, kimlere fayda sağlıyor?</strong></p>
<p>İslamofobik davranışlara baktığımızda bunun tarihi kökeni var. 11 Eylül’den sonra başta ABD olmak üzere maalesef Batı dünyasında, Müslümanları ötekileştirici ve bütün suçların kökeni bunlarmış gibi bir tavır, böyle bir durumun ortaya çıkmasına neden oldu. Son dönem Arap Baharı süreci ile ilgili dikkat edin üzücü olan şu; demokratik süreçte siyasal sistemin içinde yer almak isteyen Müslümanlara darbe yapıldığında Mısır örneğinde olduğu gibi Batı alkışladı. Bunları el üstünde tuttu, sırtlarını sıvazlandı. Arkasından da dediler ki “Niye İslam dünyasında radikal gruplar ortaya çıkıyor?” 1979&#8217;dan bu yana birlikte çalıştıkları radikal grupların önünü açarak kendilerini haklı göstermeye çalıştılar. Bölgede toplumsal temeli olan, demokratik süreci benimsemeye yatkın, bu konuda fikir beyan etmiş ve sistemin içinde yer almaya çalışan Müslüman grupları ötelediler. Onları, İslam dünyasında sorun diye ortaya çıkarmaya çalıştılar. Sorun yaklaşımda.</p>
<p>“Hem DEAŞ’la mücadele ediyorum” diyorsunuz hem de DEAŞ’ın düşman olarak gördüğü Müslüman Kardeşler’e darbe yapıldığında “İyi yaptınız” diyorsunuz. Orta Doğu&#8217;ya radikalizmle mücadele edilmez. Sorun burada. Gelinen sürece baktığınız zaman da bunların tesadüf olmadığını görüyorsunuz. Bakın Yemen, Suriye, Libya&#8230; Mağrip, Maşrik bir de aşağıya baktığınız zaman Arap Yarımadası’nın bir köşesinde üç tane ülkede iç savaşın yaşandığını ve cehennem gibi bir dünyaya devam ettiğini görüyorsunuz. Bu coğrafyaların seçiminin tesadüf olduğunu düşünen varsa ben onlara günaydın diyorum.</p>
<p>Şu an Arap Baharı değil Siyonizm Baharı’nın yaşandığını görüyorsunuz. Bunu söylemek zorundayız. Kudüs ile Golan ile ilgili bir karar alınıyor. Peki, bu karar Birleşik Arap Emirlikleri&#8217;nden, Suudi Arabistan&#8217;dan habersiz mi alınıyor? Tepki var mı? Hayır. Bundan 5 yıl önce biri, Mekke-Medine&#8217;nin yönetim hizmetkârı olan yönetimin, İsrail ile birlikte Orta Doğu&#8217;da Arap kardeşlerine, Müslüman kardeşlerine karşı hareket edeceğini söylese, bu adam aklını peynir ekmekle yemiş derdim. Ama bugün gelinen noktaya baktığımız zaman bu süreç devam ediyor. Bazı Arap ülkeleri ile Arap yönetimleriyle İsrail&#8217;i nasıl bir araya getirirsiniz sorusunu soralım ilk önce. Bunu sağlamanın yolu, ortak bir tehdit oluşturmak.</p>
<p><strong>Nedir bu tehditler?  </strong></p>
<p>Türkiye tehdit, İran tehdit, DEAŞ’ı koyarlar oraya. Onların tek motivasyonu vardır, İslam dünyası ve Arap dünyası ile birlik oluşturmak değil mevcut yönetimleri ayakta tutmaktır. Baştaki yönetim tehdit olarak görüldüğünde ise onu yıkmak için şeytanla bile ortaklık yapmaktan geri durmadıklarını görüyorsunuz. Bu vardı ancak daha da arttı. Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan&#8217;ın İsrail ile ilişkileri görünen. Acaba görünmeyen tarafında ne var? Neredeyse bölgeyi zamanınızın Orta Çağı gibi yönetmeye çalıştıklarını görüyorsunuz.</p>
<p><strong>Batı Orta Doğu’da Model Olacak Ülke ve Kişi İstemiyor</strong></p>
<p><strong>31 Mart yerel seçimlerinde Cumhur İttifakı seçim propagandasını beka sorunu söylemi üzerinden yürüttü. Tüm bunlara baktığımız zaman beka sorunu söyleminin ispatı mıdır yaşananlar?</strong></p>
<p>Seçim bitti. Şimdi S-400, F-35, ABD&#8217;nin terör örgütlerine desteği, İran&#8217;a karşı almış olduğu yaptırımlar tartışılıyor. Kendilerini ülkenin kurucu partisi olarak görenler, kendisini milliyetçi olarak tanımlayan İP, kendilerinin Erbakan Hoca&#8217;nın devamı olduğunu söyleyen Saadet Partisi’nin bu konulara ilişkin düşüncelerini merak ediyorum. Ancak bir cümleyle geçiştirmesinler.</p>
<p>Yaşananlar tam anlamıyla beka sorunudur. Yanı başınızda ABD&#8217;nin, bir PKK kuluçkasında yattığını görüyorsunuz. Kastettiğim şu: 1990&#8217;lı yıllarda Amerikalılar o kuluçkaya Irak&#8217;ta yatmıştı. Şimdi Suriye&#8217;deki iç savaştan dolayı Suriye&#8217;de yattılar. Suriye’yi bölerek orada bir PKK statüsü oluşturmaya çalışıyorlar. Türkiye&#8217;nin başına bir PKK koridoru, terör koridoru kurmak istiyorlar. Bazılarının “Bu Türkiye&#8217;ye tehdit olmaz” şeklinde yaklaşımları var. Bunları dinlemeye dahi gerek yok. Yanı başınızda bir terör örgütü var, ekonomimizi dış politikamızı, iç politikamızı etkiliyor, yıllardır çekiyoruz.</p>
<p>Çubuk&#8217;ta muhalefet partisinin liderine yapılan linç girişimi, saldırı, açık söyleyeyim bununla ilgili değil mi? Neyin gerginliğini yaşıyoruz. Toplumsal gerginliği etkiliyor mu? Peki, bunlar ortadayken bu kuluçkaya karşı tavrınız ne olacak? Elbette ki önemli çünkü burada oluşacak bir yapı, Türkiye&#8217;nin önündeki on yıllarına belki daha ileriki sürece ipotek koyacak. Burada ortak hareket etmemiz gerekmiyor mu? Farklı siyasi partilerin olması demokrasinin gereğidir. Demokratik ülkelerde bunlar olur. Kardeşler arasında bu oluyor, farklı yaklaşımlar ortaya çıkıyor. Bunları doğal karşılamak ve hoş görmek gerekiyor ama düşünün bir aileye karşı dışarıdan bir saldırı yapıldığında diğer kardeşler ne yapar, birlikte hareket ederler. Siyasi partilerin farklı siyasi görüşte olsalar da Türkiye&#8217;nin geleceğini etkileyecek önemli konularda söyleyecek bir çift sözleri olmalı. Bu sözleri duymak istiyoruz.</p>
<p><strong>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik de giderek artan bir fobi var. </strong></p>
<p>Başta ABD olmak üzere Batı dünyası, İslam dünyasından ve Orta Doğu&#8217;dan örnek alınacak bir kişi, model olacak bir ülke istemiyor. Sorun buradan kaynaklanıyor. Sayın Cumhurbaşkanı&#8217;nın davranışları niye Orta Doğu&#8217;da, İslam dünyasındaki yönetimler tarafından değil de halklar tarafından kabul görüyor? Bu, susamışlığın ifadesi. Lider böyle olmalı diyor? Çünkü doğruya doğru, eğriye eğri diyor. Bir model sunuyor. Bağımlı müttefikten bağımsız müttefikliğe bir tavır ortaya sürüyor. İslam dünyası halkı yöneticilerine, “Sen niye Erdoğan gibi davranmıyorsun, niye Filistin konusunda Erdoğan&#8217;ın dediğini demiyorsun, niye Kudüs, Golan konusunda bunu söylemiyorsun” diye soruyor. Tabii Erdoğan şahsında Türkiye’yi örnek gösteriyor.</p>
<p>Erdoğanofobi’nin altında yatan şey model ülke ve model kişiyi ortadan kaldırma girişimi. Hepsi onu etkisiz kılmak, etkisini zedeleme, azaltma, yok etme girişimleri. Bu, 2013 yılından bu yana sistematik bir şekilde devam ediyor. Bunu sadece Erdoğan&#8217;ın şahsi olarak değil bir model olarak ortaya çıkmasından dolayı bir tavır olduğunu düşünüyorum. Onun içinde Erdoğan karşıtlığı seçim dönemlerinde Avrupa&#8217;da çok net kendini gösteriyor. Yapmadıkları kalmıyor neredeyse.</p>
<p>SÖYLEŞİ: AYNUR BAYRAM</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/turkiyeye-yonelen-tehditler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Casusluk ve Ulusal Güvenlik</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/casusluk-ve-ulusal-guvenlik/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/casusluk-ve-ulusal-guvenlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Immanuel Wallerstein]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Apr 2018 23:00:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Casusluk]]></category>
		<category><![CDATA[Immanuel Wallerstein]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Strateji]]></category>
		<category><![CDATA[Ulusal Güvenlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2000</guid>

					<description><![CDATA[Ulusal güvenlik birçok durumda birçok farklı anlama gelebilir. Hükümetler ulusal güvenlik temasını bahane ederek, yolsuzluk veya jeopolitik ittifaklar konusunun kamuoyunda tartışılmasını engellemeyi ya da tamamen ortadan kaldırmayı hedefler. Bu, farklı amaçlara ulaşmak için nispeten etkili bir yöntemdir. Hükümetler geçerliliğini kanıtlamak zorunda kalmadan ulusal güvenlik iddiasında bulunabilirler. Hatta kanıtları sunmanın kendisinin dahi ulusal güvenliği ihlal ettiğini ileri sürebilirler. Dünyanın her yerinde insanlar yolsuzluk ve ulusal güvenlik konularında çeşitli iddialarda ve serzenişte bulunuyorlar. Dünyada bu serzenişin yapılmadığı hiçbir ülke yok. Eğer bir ülkede -ister vatandaş olsun, ister oturma izni olan olsun, isterse geçici yaşayan biri olsun &#8211; bu konudan bahsetmiyorsa bilin ki bunun sebebi iktidarın bireyler üzerinde kurduğu baskıdır Aksi takdirde bu temalar dünyadaki bütün ülkelerin siyasetinin ve jeopolitiğinin merkezinde yer alır. Bir ülkedeki mevcut durum ülke dışındaki kişiler tarafından tartışılabilir. O ülkenin sürgündeki vatandaşları bu konular hakkında görüş serdedebilirler. Diğer ülkelerdeki sosyal hareketler bunlar hakkında konuşabilirler ya da diğer hükümetler bu konulardan bahsedebilirler. Bununla birlikte bu konuları tartışan kimseler belirli bir ülke söz konusu olduğunda, kamuoyu nezdinde bambaşka şeyler de söyleyebilirler. Bu yüzden, neler olduğunu anlamamız ve iddia ve şikâyetleri iyi analiz etmemiz için; insanların kullandıkları dili dikkatle analiz edip, gerçekliği nasıl tasvir ettiklerine bakmamız icap eder. Yolsuzluk neredeyse kaçınılmaz bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ulusal güvenlik birçok durumda birçok farklı anlama gelebilir. Hükümetler ulusal güvenlik temasını bahane ederek, yolsuzluk veya jeopolitik ittifaklar konusunun kamuoyunda tartışılmasını engellemeyi ya da tamamen ortadan kaldırmayı hedefler. Bu, farklı amaçlara ulaşmak için nispeten etkili bir yöntemdir. Hükümetler geçerliliğini kanıtlamak zorunda kalmadan ulusal güvenlik iddiasında bulunabilirler. Hatta kanıtları sunmanın kendisinin dahi ulusal güvenliği ihlal ettiğini ileri sürebilirler.</strong></p>
<p>Dünyanın her yerinde insanlar yolsuzluk ve ulusal güvenlik konularında çeşitli iddialarda ve serzenişte bulunuyorlar. Dünyada bu serzenişin yapılmadığı hiçbir ülke yok. Eğer bir ülkede -ister vatandaş olsun, ister oturma izni olan olsun, isterse geçici yaşayan biri olsun &#8211; bu konudan bahsetmiyorsa bilin ki bunun sebebi iktidarın bireyler üzerinde kurduğu baskıdır</p>
<p>Aksi takdirde bu temalar dünyadaki bütün ülkelerin siyasetinin ve jeopolitiğinin merkezinde yer alır.</p>
<p>Bir ülkedeki mevcut durum ülke dışındaki kişiler tarafından tartışılabilir. O ülkenin sürgündeki vatandaşları bu konular hakkında görüş serdedebilirler. Diğer ülkelerdeki sosyal hareketler bunlar hakkında konuşabilirler ya da diğer hükümetler bu konulardan bahsedebilirler.</p>
<p>Bununla birlikte bu konuları tartışan kimseler belirli bir ülke söz konusu olduğunda, kamuoyu nezdinde bambaşka şeyler de söyleyebilirler. Bu yüzden, neler olduğunu anlamamız ve iddia ve şikâyetleri iyi analiz etmemiz için; insanların kullandıkları dili dikkatle analiz edip, gerçekliği nasıl tasvir ettiklerine bakmamız icap eder.</p>
<p>Yolsuzluk neredeyse kaçınılmaz bir olgudur. Genel bir kural olarak, ülke ne kadar zenginse yolsuzluk miktarı o kadar büyük olur. Basın manşetlerinden, üst düzey bir siyasi figür ya da üst düzey bir şirket yöneticisinin yolsuzlukla suçlandığını hatta hapis cezasına çarptırıldığını öğrenebiliriz. Aynı şeyi alt düzeydeki kişiler de yaparlar ama basının alt düzeydeki görevlileri manşete taşıma olasılığı daha düşüktür. Bir kimse yolsuzluğa nasıl bulaşır? Cevap oldukça basit aslında.</p>
<p>Paranın bir kişiden diğerine aktarıldığı zincirde kendine bir yer bulursa o kişi yolsuzluğa bulaşmış olur. Kuşkusuz, sahip olduğu değerleri bu zincirin bir halkası olmasına mani olan bazı bireyler de vardır. Ancak bunların sayıları bizim sandığımızdan daha düşüktür.İnsanları yolsuzlukla suçlamanın maksadı nedir? Birçok şey olabilir. Mesela hükümeti yıkmak arzusu olabilir. Yapılan eleştiriler sokak gösterilerine ya da hükümet karşıtı eylemlere sebebiyet verebilir. Bu eylemler sonuç getirebilir ya da başarısızlığa uğrayabilir. Ancak hükümeti yıkmak bir hedef olarak orada kalmaya devam eder. Bu sırada iktidar sahibi kimseler, hükümet karşıtı göstericileri yolsuzlukla suçlayıp, kendilerinin hükümet yetkililerini kınayacak pozisyonda olamayacaklarını iddia edebilir. Hükümetlerin birbirleri hakkındaki iddialarında ise yolsuzluk suçlamalarının jeopolitik çıkarlarla birebir bağlantılı olduğunu görürüz.</p>
<p>Genel bir kural olarak bir hükümet, müttefiki olduğu hükümeti ya da iktidarda kalmasını arzuladığı bir hükümeti yolsuzlukla suçlamaz. Bununla birlikte bir hükümet, düşman olarak gördüğü ya da en azından iktidarda kalmasını istemediği bir hükümeti yolsuzlukla suçlayabilir. Ya da bir hükümet, bir başka hükümeti açıkça yolsuzlukla suçlamaktan sakınırken, kapalı kapılar ardında bu sakınmanın geçici olduğunu ve bu durumun devamının diğer hükümetin pozisyonundaki bazı değişikliklere bağlı olduğunu iddia eder. Ulusal güvenlik temasında da durum bundan çok farklı değildir. Ulusal güvenlik birçok durumda birçok farklı anlama gelebilir. Hükümetler ulusal güvenlik temasını bahane ederek, yolsuzluk veya jeopolitik ittifaklar konusunun kamuoyunda tartışılmasını engellemeyi ya da tamamen ortadan kaldırmayı hedefler. Bu, farklı amaçlara ulaşmak için nispeten etkili bir yöntemdir. Hükümetler geçerliliğini kanıtlamak zorunda kalmadan ulusal güvenlik iddiasında bulunabilirler. Hatta kanıtları sunmanın kendisinin dahi ulusal güvenliği ihlal ettiğini ileri sürebilirler.Bu konuların kamu tarafından tartışılmasının önündeki engeli aşmanın bir yolu içerden birinin basına bilgi sızdırmasıdır. Bu kişi basına haber vererek, basının ulusal güvenlik konusundaki iddiaların, muhalefeti susturmak amaçlı kullanıldığı haberini yaymasını bekler. Ancak böylesi bir sızıntı hükümet tarafından ulusal güvenliği tehlikeye attığı gerekçesiyle derhal kovuşturmaya uğrar.</p>
<p>Ulusal güvenlikle bağlantılı olan diğer bir konu da casusluktur. Casusluk evrenseldir. Ancak bu pahalı ve zor bir meslektir. Bu nedenle zengin ülkeler bu işi daha kapsamlı ve muhtemelen başarılı bir şekilde yaparlar ve karşı tarafın casuslarını daha şiddetli bir şekilde cezalandırabilirler. Okur, bu yazıda şimdiye kadar herhangi bir ülkenin adını kullanmaktan kendimi alıkoyduğumu fark etmiştir.</p>
<p>Bunun nedeni, bu yazının sadece tek bir ülkenin politik veya jeopolitik durumuyla ilgili olmamasıdır. Vurgulamaya çalıştığım asıl nokta, tüm bu olup bitenlerin, son zamanlarda sıkça kullanılan tabirle ifade edersek, “sahte haber (fake news)” den başka bir şey olmamasıdır. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki suçlamalara sahte haber demek de kamusal tartışmayı bastırmaya çalışmanın başka bir yoludur. Peki, gerçekte neler olduğunu anlayabilme hususunda tamamen çaresiz miyiz? Neyin gerçek olup neyin olmadığını anlamanın hiç bir yolu yok mu? Tabii ki var.</p>
<p>Makul bir analiz yapabilmek için, her birimiz farklı durumlarda tekrarlayan bu temaları bir dedektif edasıyla takip edip anlayabiliriz. Ama mesele şu ki dedektiflik de çok ama çok fazla mesai gerektiren bir iştir.</p>
<p>Sadece çok azımızın bu iş için isteği, parası ve vakti var. Bu nedenle bu işi başkalarına devrederiz: Bir ya da birden fazla toplumsal harekete; bir ya da birden fazla gazeteye; bir ya da birden fazla kişiye. Bunu yapmak için, taşeron(lar)a güven duymalı ve onları düzenli bir şekilde yenilemeliyiz. Bu büyük bir iş. Detektifliği kendimiz yapmadığımız müddetçe veya birinci sınıf ve güvenilir bir taşeron bulmadıkça, bu tekrarlanan temalar bizi boğacaktır. Zira zaten oldukça çok güçsüz bir haldeyiz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/casusluk-ve-ulusal-guvenlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’nin S-400 Macerasının 4 Yüzü</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/turkiyenin-s-400-macerasinin-4-yuzu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Kibaroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Jan 2018 21:46:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[5. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kibaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[S-400]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Şubat 2018]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1603</guid>

					<description><![CDATA[ABD’nin ve Avrupalı müttefiklerin ağız birliği yapmışçasına Türkiye’nin önce Çin’den sonra Rusya’dan HSS alma girişimlerine karşı çıkmalarının ardında Soğuk Savaş dönemindeki “Doğu-Batı” ideolojik kamplaşmasının etkilerinin de bulunduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Giriş Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri (HSS) satın alması birçok bakımdan tartışmalara neden oldu. Sınırlı sayıda tedarik edilmesi düşünülen HSS’nin Türkiye’nin savunmasına ne derece katkısı olacağı, S-400’lerin Rus yapımı olmasının NATO üyesi Türkiye açısından ne gibi sorunlar yaratacağı, yüksek miktarlarda doğalgaz alımı ve nükleer santral kurulmasından sonra şimdi de ülke savunmasında Rusya’ya bağımlı olmanın hangi sakıncaları doğuracağı gibi konular son iki yılda Türkiye’nin gündemini oldukça meşgul etti. Bu süreçte konu hakkında yorum yapan uzmanlar arasında ciddi görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Bir grup uzman S-400 alımının her yönüyle Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda atılmış bir adım olduğunu savunurken bir başka grup uzman ise ülkenin HSS ihtiyacı olduğunu kabul etmekle beraber, S-400’lerin Rusya’dan alınacak olmasının Türkiye’nin geleneksel dış politikası ve güvenlik stratejileri bakımından yaratacağı sorunları ön plana çıkarttılar. Bütün bu tartışmalar, Türkiye ile Rusya’nın, en üst düzeyde yürütülen görüşmeler sonrasında S-400 alımı konusunda nihai anlaşmaya varmasını engellemedi. 2017’nin son günlerinde, Türkiye’de Milli Savunma Bakanı Canikli ve Rusya’da savunma sanayi şirketi Rosteh’in Başkanı Çemezov ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarla, Türkiye’nin Rusya’dan “4 adet S-400 füze &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ABD’nin ve Avrupalı müttefiklerin ağız birliği yapmışçasına Türkiye’nin önce Çin’den sonra Rusya’dan HSS alma girişimlerine karşı çıkmalarının ardında Soğuk Savaş dönemindeki “Doğu-Batı” ideolojik kamplaşmasının etkilerinin de bulunduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.</strong></p>
<p><strong>Giriş</strong></p>
<p>Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri (HSS) satın alması birçok bakımdan tartışmalara neden oldu. Sınırlı sayıda tedarik edilmesi düşünülen HSS’nin Türkiye’nin savunmasına ne derece katkısı olacağı, S-400’lerin Rus yapımı olmasının NATO üyesi Türkiye açısından ne gibi sorunlar yaratacağı, yüksek miktarlarda doğalgaz alımı ve nükleer santral kurulmasından sonra şimdi de ülke savunmasında Rusya’ya bağımlı olmanın hangi sakıncaları doğuracağı gibi konular son iki yılda Türkiye’nin gündemini oldukça meşgul etti.</p>
<p>Bu süreçte konu hakkında yorum yapan uzmanlar arasında ciddi görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Bir grup uzman S-400 alımının her yönüyle Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda atılmış bir adım olduğunu savunurken bir başka grup uzman ise ülkenin HSS ihtiyacı olduğunu kabul etmekle beraber, S-400’lerin Rusya’dan alınacak olmasının Türkiye’nin geleneksel dış politikası ve güvenlik stratejileri bakımından yaratacağı sorunları ön plana çıkarttılar.</p>
<p>Bütün bu tartışmalar, Türkiye ile Rusya’nın, en üst düzeyde yürütülen görüşmeler sonrasında S-400 alımı konusunda nihai anlaşmaya varmasını engellemedi. 2017’nin son günlerinde, Türkiye’de Milli Savunma Bakanı Canikli ve Rusya’da savunma sanayi şirketi Rosteh’in Başkanı Çemezov ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarla, Türkiye’nin Rusya’dan “4 adet S-400 füze savunma sistemi bataryasını 2,5 milyar dolara satın aldığını” kamuoyuna duyurdular.</p>
<p>Bu noktadan geriye dönüş olması artık beklenmediği için olacak ki S-400 konusu gündemdeki öncelikli yerini başka tartışmalara bıraktı. Bu durum, bir bakıma konu hakkında fikir beyan eden herkesin, ortaya konulan menfi ya da müspet bütün görüşleri gözden geçirerek, Türkiye’nin S-400 almasının gerçekte ne gibi sonuçları olacağını daha dingin bir yaklaşımla değerlendirmesi için önemli bir fırsat teşkil edebilir.</p>
<p>Biz de bu değerlendirmemizde S-400 konusunu dört ayrı boyutuyla ele alıp, gelecek yıllara yönelik ne gibi sonuçlar doğuracağını öngörmeye çalışacağız.</p>
<p>Birinci boyut olarak, Türkiye’nin HSS ihtiyacını karşılamak bakımından S-400 alımının ne gibi katkısı olacağını ele alacağız. İkinci boyutta S-400 tedarikçisi ülkenin Rusya olmasının Türkiye’nin Batı ittifakı içindeki konumunu nasıl etkileyeceğini irdeleyeceğiz. Üçüncü olarak, Rusya ile yapılan S-400 anlaşmasının, Türkiye’nin HSS üretmek için teknoloji transferi yapmasında ne gibi katkıları olabileceğini değerlendireceğiz. Dördüncü olarak da S-400 konusunda yaşanan tartışmanın yoğunluğunun savunma sanayimize insan kaynağı bakımından neler kazandırmış olabileceği konusunu yorumlayacağız.</p>
<p><strong>1.Türkiye’nin HSS İhtiyacı ve S-400</strong></p>
<p>Gündemi uzun süre meşgul eden tartışmanın özünde, Türkiye’nin milyarlarca dolar maliyet yaratacak olan HSS tedarikine gerek olup olmadığı sorusu bulunmaktaydı. Bu sorunun cevabı kısa ve nettir: Evet! Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada algıladığı tehditler sebebiyle topraklarının önemli bir bölümünde HSS konuşlandırma ihtiyacı vardır.</p>
<p>Tehditlerin kaynağında, Orta doğu bölgesindeki komşularımızın sahip oldukları hava gücü ve balistik füze kapasitelerinin yanı sıra NATO içinde müttefik olmamıza rağmen Ege Denizi’nde yaşanan krizler sebebiyle bir kaç kez savaşın eşiğine geldiğimiz Yunanistan’ın kapsamlı hava gücü bulunmaktadır.</p>
<p>Peki, Türkiye’nin yakın komşularından algıladığı bu tehdit karşısında S-400 ne ölçüde ülke savunmasına hizmet edebilir? Bu sorunun cevabını S-400 HSS’nin Sovyetler Birliği döneminde ilk olarak geliştirildiği 1970’li yıllarda üstlendiği son derece stratejik rolü hatırlayarak vermek mümkündür.</p>
<p>Soğuk Savaş döneminde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Sovyetler Birliği (SSCB) arasında yaşanan nükleer silahlanma yarışında 1960’lı yılların sonları itibarıyla güç dengesi oluşmuştu. Her iki süper gücün de elinde on binlerce nükleer başlık ve onları uzak mesafelere göndermekte kullanılabilecek karada, havada ve denizde konuşlandırılmış balistik füze platformları vardı.</p>
<p>Taraflardan birinin ilk saldırıyı yapması durumunda, diğer tarafın buna karşılık verebilecek “ikinci vuruş yeteneğini” (second-strike capability) korunaklı ortamlarda bulundurma imkânı sebebiyle süper güçler arasında yaşanabilecek bir savaşın kazananı olmaz deniyordu.</p>
<p>Literatürde “nükleer dehşet dengesi” olarak bilinen bu durum sebebiyle, ABD ve SSCB, istenmeyen bir nükleer savaşı engellemek ve karşılıklı güven tesis etmek amacıyla, 1972 yılında Anti Balistik Füzeler (ABM) Antlaşması imzaladılar. ABM Antlaşması’nın en dikkat çeken yaptırımlarından biri her iki tarafın da toprakları üzerinde HSS konuşlandırmayacak olmalarıydı.</p>
<p>Bu durumun istisnası olarak başkentler Washington ve Moskova ile her iki ülkenin kendileri tarafından belirleyecekleri birer kıtalararası balistik füze (ICBM) fırlatma silosunun olduğu bölge çevresine HSS konuşlandırılabilecekti. Bu istisnai durum dışında kalan toprakların tümünde HSS konuşlandırılması ABM Antlaşması ile yasaklanmıştı.</p>
<p>SSCB’nin başkenti Moskova’nın hava savunması için geliştirilen HSS bugün S-300 olarak bilinen ve S-400’lerin de öncülü olan sistemlerdir. Bir başka deyişle, Soğuk Savaş döneminde, nükleer tehdidin en üst seviyede algılandığı yıllarda Sovyetler Birliği’ni yönetenler, olası bir hava saldırısına karşı S-300’lerin korumasına güvenmişlerdi. 1970’li yıllarda geliştirilmiş ilk modellerine nazaran, günümüzde çok daha ileri teknolojik özelliklere sahip olan S-400 HSS’nin, stratejik öneme haiz belli bir coğrafyayı -ki bu başkent Ankara ve İstanbul, İzmir gibi büyük şehirler olabilir, askeri stratejik bölgeler olabilir- havadan kaynaklanan tehditlere karşı etkili bir şekilde savunabilecek olması konusunda akıllarda çok fazla soru işareti kalmamış olması gerekir.</p>
<p>Dolayısıyla her ne kadar iki bataryadan oluşan S-400 HSS alımından söz ediliyor ve bu yönüyle eleştiriliyor olsa da bataryaların mobil olmaları, Türkiye’nin zaman içinde algılayacağı tehditler ve komşularıyla yaşayabileceği krizler sürecinde, hem ülkenin karar verici sivil ve asker yönetici kadrolarının bulunduğu ortamları savunmak hem de karşı taraf üzerinde caydırıcı etki yaratmak açısından bu bataryaları tek başlarına (stand alone) belli bölgelere konuşlandırmak mümkün olabilecektir. Sağlayacağı savunma kapasitesi ve caydırıcılık özelliği sebebiyle, S-400 HSS için ödenen maliyet makul olarak görülebilir.</p>
<p><strong>2. Türkiye’nin NATO Üyesi Olması ve S-400</strong></p>
<p>Rus yapımı S-400 alımı sürecinde yaşanan ve Türkiye’nin NATO ittifakı içindeki yükümlülüklerine vurgu yapan tartışmaların hemen hemen aynısı daha önce Çin yapımı HSS alımı söz konusu olduğunda da yaşanmıştı.</p>
<p>Tartışmaların odağında, Türkiye’ye konuşlandırılacak Çin ya da Rus yapımı HSS’nin NATO tarafından kurulmakta olan ve tüm müttefiklerin topraklarının balistik füze tehdidine karşı savunulmasında etkili olması düşünülen “Füze Kalkanı” (Missile Shield) ile entegre edilemeyecek olması sebebiyle gereksiz olduğu düşüncesi yatmaktaydı.</p>
<p>Türk yetkililerin kullanılacak bir “ara yüz” (interface) ile Türkiye’nin alacağı HSS’nin İttifak’ın Füze Kalkanı ile uyumlu çalışmasının mümkün olduğu görüşünü ortaya koymalarına rağmen NATO yetkilileri teknolojik açıdan mümkün olsa da Türkiye’nin önerisinin siyasi açıdan kabul edilemez olduğunu ifade etmişlerdir.</p>
<p>ABD’nin ve Avrupalı müttefiklerin ağız birliği yapmışçasına Türkiye’nin önce Çin’den sonra Rusya’dan HSS alma girişimlerine karşı çıkmalarının ardında Soğuk Savaş dönemindeki “Doğu-Batı” ideolojik kamplaşmasının etkilerinin de bulunduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.</p>
<p>Türkiye’nin NATO üyesi olduğunu ve Füze Kalkanı’nın en stratejik unsurlarından biri olan radar sistemini kendi topraklarında, Malatya Kürecik’te konuşlandırdığını hatırlatarak S-400 HSS almasıyla adeta İttifak’a ihanet ettiğini öne sürenlere hatırlatılması gereken önemli bir konu bulunmaktadır: Müttefik ülkelerin tüm topraklarını havadan kaynaklanan tehditlere karşı etkili bir şekilde savunacak şekilde yapılandırıldığı söylenen Füze Kalkanı, tüm unsurlarıyla operasyonel hale gelmesi durumunda dahi Türkiye’nin doğu ve güneydoğu bölgeleri, İttifak’ın hava savunmasının dışında kalmaktadır.</p>
<p>Dolayısıyla Füze Kalkanı’nın, Avrupalı müttefikleri, ABD’yi ve Kanada’yı tümüyle savunma kapsamasına almasına karşın Türkiye’nin geniş bir coğrafyasını, milyonlarca insanını ve stratejik tesislerini koruyamayacak olması göz önünde tutulduğunda Türk yetkililerin önlem almak istemesinin anlaşılmayacak bir yanı bulunmamaktadır.</p>
<p><strong>3. Türkiye’nin Teknoloji Paylaşımı Talebi ve S-400</strong></p>
<p>NATO üyesi olan Türkiye’nin, Füze Kalkanı’nın açıkta bıraktığı bölgelerin hava savunması için konuşlandıracağı sistemin İttifak’ın kullanacağı sistemle uyumlu olması tabii ki en ideal durumdur.</p>
<p>Ancak Türkiye’nin bu yöndeki ısrarlı taleplerine duyarsız kalan müttefik ülkeler, son çare olarak önce Çin, sonra Rus HSS üreticileriyle Türk yöneticilerin görüşmelerde bulunmasını anlayışla karşılamalıdır.</p>
<p>Nitekim Türkiye ile Rusya’nın iki yıl süren müzakereler sonucunda 27 Aralık 2017’de nihai anlaşmaya varmalarıyla birlikte NATO müttefikimiz İtalya ve Fransa ortaklığı EUROSAM tarafından üretilen HSS’nin Türkiye’nin istediği şartlarda sağlanmasına olanak veren anlaşma kısa sürede imzalanma aşamasına gelmiş ve 5 Ocak 2018’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Fransa ziyareti sırasında imzalanmıştır.</p>
<p>Yıllarca Türkiye’nin ortak teknoloji geliştirme ve üretimde işbirliği talebine olumsuz cevap veren NATO müttefiklerimizin, belki de bir “blöf” olarak gördükleri Çin firması CPMIEC tarafından önerilen HQ-9 için yapılan görüşmelerin sonuçsuz kalması ve Rusya’dan S-400 alımının gerçekleşmesinin hemen ardından Ankara’nın kapısını çalmaları ve anlaşma yoluna gitmeleri, Türkiye’nin alternatif tedarikçiler arayışının ne kadar isabetli bir strateji olduğunu da ortaya koymuştur. Türkiye’nin gerek coğrafi konumu gerek sahip olduğu askeri, ekonomik ve diğer milli güç unsurları ile orta büyüklükte bir güç olduğu göz ardı edilmemelidir.</p>
<p>Bu kapasiteye sahip bir ülkenin savunma ihtiyaçlarını sürekli olarak dış alımlara dayalı olarak sağlaması kabul edilebilecek bir durum değildir. Kaldı ki Türkiye, yakın geçmişte, Kıbrıs Barış Harekâtı’nı gerçekleştirdiği 1970’li yıllarda ve PKK terör örgütü ile en yoğun mücadeleyi yürüttüğü ve en zorlu güvenlik sınamalarından geçtiği 1990’lı yıllarda müttefiklerinin kendisine karşı uyguladığı silah ambargolarına tabi olmuş bir ülkedir. Bu acı tecrübeleri Türk yetkililerin unutmalarını beklemek hata olur.Bu sebeple, Türkiye’nin kendi imkan ve kabiliyetleriyle savunma teknolojilerini geliştirmek istemesi ve uluslararası ihalelerde bu şartı ortaya koyması son derece doğaldır.</p>
<p>Gelişmelerde bu tutumun, Türkiye’nin bundan sonraki savunma sistemleri tedariki süreçlerinde Türk yetkililer tarafından dikkatle gözetileceğine dair güçlü işaretler bulunmaktadır.</p>
<p><strong>4. Savunma Sanayi ve S-400</strong></p>
<p>Savunma sanayii son derece stratejik öneme sahiptir. Bu alanda ortaya konulan ürünler, ülkelerin yalnızca savunma kapasitelerini arttırmalarına katkı yapmakla kalmayıp zaman içinde sivil yaşamdaki kullanılmaları yoluyla, kendilerine yapılmış olan yatırımları kat be kat geri ödeyen ciddi ekonomik büyüklük de yaratmaktadır. Bu durumun pek çok örneği mevcuttur. Günümüzde yaşamımızın vazgeçilmez parçaları haline gelen internet, mobil akıllı telefonlar gibi ortaya çıkan ürün ve hizmetlerin hemen hepsi sivil ortamlarda kullanıma girmelerinden yıllar önce yüksek bütçeli gizli askeri projeler kapsamında geliştirilmiştir. Önemli bir kısmının özellikle istihbarat ve özel kuvvetler birimlerince, ülkelerinin güvenliğini ilgilendiren operasyonlarda kendilerine avantaj sağlayacak şekilde kullanılmış oldukları bilinmektedir. Bu sebeple gelişmiş birçok ülke, ileri düzeyde bilim ve teknoloji geliştiren kurum ve kuruluşlara sahip olmak için çok büyük meblağlar harcamakta, dünyanın hemen her köşesinden, tespit ettikleri en zeki insanları kendi ülkelerine çekecek son derece cazip şartlar yaratmaktadırlar. Savunma harcamaları konusunda ABD, açık ara lider ülke konumunu uzun yıllardır bırakmamaktadır.</p>
<p>2018 yılı askeri harcama bütçesi 825 milyar dolar olan ABD, bu miktarla kendisini takip eden 9 ülkenin harcamalarının toplamı kadar bir savunma bütçesine sahip olmaktadır. Yüzlerce milyar dolar harcama kapasitesi olan ABD, savunma sanayi alanında çalışacak bilim insanlarını öncelikle dünyanın en tanınmış üniversitelerine çekmekte, oradan mezun olmalarını müteakiben araştırma enstitülerinde ve savunma sanayi içinde yer alan şirketlerde istihdam etmek suretiyle bu sektörde kalıcı olmalarını sağlamaktadır. Bu nedenle kendi ülkelerinde benzer imkânlar bulamayan zeki ve yetenekli gençler rotalarını ABD yönüne kırmakta ve o ülkenin daha da güçlenmesine hizmet etmektedirler.</p>
<p>Türkiye gibi bölgesinde ağırlığı olan orta büyüklükteki bir ülkenin bulunduğu coğrafyadan algıladığı tehditlerle baş edebilmesi ve ekonomik açıdan da kalkınması için ABD ve diğer ülkelere beyin göçünü önleyecek şartları süratle oluşturması gerekmektedir.</p>
<p>Türk savunma sanayi alanına yapılacak kapsamlı yatırımlar bu konuda önemli yol kat edilmesine imkân verebilir. S-400 tartışmaları, bir kısmı daha lise çağlarında olan bir kısmı üniversitelerde mühendislik, temel bilimler gibi alanlarda eğitim gören çok sayıda Türk gencinin savunma sanayi alanına ciddi ilgi duymasına ve bu sektörde yer almak için şimdiden girişimlerde bulunmasına yol açacak ve Türkiye’nin uzun vadeli çıkarlarına hizmet etmiş olacaktır.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Yurt içinde ve yurt dışında gündemi uzun süre meşgul eden S-400 HSS’nin Rusya’dan satın alınması sürecine geri dönüp baktığımızda Türkiye’nin bu girişiminin öne çıkan dört boyutunu bu yazımızda ele aldık. İçeriden ve dışarıdan sivil ve asker uzmanların, bürokratların ve siyasilerin çok yönlü eleştirilerine maruz kalan Türkiye’nin S-400 macerasının öne çıkan dört yüzünün de daha sakin bir şekilde değerlendirmesini yaptığımızda, Rusya ile varılan anlaşmanın ülkemiz bakımından kaygılanacak ya da kayıp olduğu düşünülecek yönleri olmadığı görülebilmektedir.</p>
<p>Bilakis planlandığı şekilde sonuçlanırsa topraklarımız üzerinde konuşlandırılacak S-400 HSS, gerek duyulan zamanda ve yerde hem karar verici kadroların bulunduğu bölgeleri ve stratejik öneme haiz tesisleri korumakta hem de saldırı planı olanların caydırılmasında etkili olacaktır. S-400 HSS’nin kamuoyunda çok fazla gündeme gelmeyen bir yönü de Türkiye’nin kâğıt üzerinde müttefiki olan ancak siyasi ve askeri alanda dostane tavırlar içinde olmayan ülkelere karşı da gerektiğinde etkili olarak kullanılabilecek olmasıdır. Sadece bu yönüyle dahi ele alındığında önemli bir hamle olduğu söylenebilir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
