<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sapkınlık &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/sapkinlik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 02 Apr 2024 13:02:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Sapkınlık &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cinsiyetsizlik ve Cinsel Sapma</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cinsiyetsizlik-ve-cinsel-sapma/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cinsiyetsizlik-ve-cinsel-sapma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Apr 2024 13:02:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Sapkınlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=19109</guid>

					<description><![CDATA[Bilginin belirsizliğe, düzenin kaosa dönüşmesi ve değerlerin yok sayılması, doğrudan insanın ve doğallığının hedef seçilmesini beraberinde getirmiştir. İnsanın doğallığının önemli bir unsuru cinsiyeti ve cinselliğidir. Cinsiyetsizleştirme insanın doğallığından uzaklaştırılması, kimliksizleştirilmesi, ailenin yok edilmesi, değerlerin yozlaştırılması ve toplumun fesat çukuruna itilmesidir. Bu girişimin temel amacı, cinsel ilişki serbestliğinin ve keyfi cinsiyet tercihinin önünü açmaktır. Böylece insan istenilen şeklin verildiği veya her tür muamelenin kendisine yapılabildiği bir tür nesneye dönüştürülmek istenmektedir. Bakıldığında bu gidişin son noktasının ne veya neresi olacağı şüphelidir. Nitekim LGBT+ hareketinin artısının neyi ifade ettiği ve insanı neye dönüştürme niyeti taşıdığı yani nihai amacının ne olduğu tam bir belirsizliktir. Tarihî derinliği 1900’lü yıllardan öteye gitmeyen bu akım ne yazık ki kendilerini medenî sayan batı toplumlarını adeta hipnoz etmiş veya esir almıştır. Bu hareketin tarihini daha eskiye götürmeye çalışanlar bundan binlerce yıl önce yaşamış Sodom ve Gomere kavimlerindeki sapkınlığa ulaşabilirler. Zaten şu ayet bu sapkın fiilin toplumsal ve kültürel düzeyde daha önceki toplumlarda bulunmadığını ifade etmektedir:“Lût, kavmine demişti ki: “Siz, kesinlikle daha önce hiçbir milletten hiç kimsenin yapmadığı bir hayasızlığı yapıyorsunuz. Siz erkek erkeğe ilişki kurmaya, fıtrat yolunu kapatmaya, toplantılarınızda ahlâk dışı işler yapmaya devam edecek misiniz?” (el-Ankebût 29/28-29). Onların helak edilmesiyle de bu hareketin toplumsal düzeydeki görünümü son bulmuştur. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bilginin belirsizliğe, düzenin kaosa dönüşmesi ve değerlerin yok sayılması, doğrudan insanın ve doğallığının hedef seçilmesini beraberinde getirmiştir. İnsanın doğallığının önemli bir unsuru cinsiyeti ve cinselliğidir. Cinsiyetsizleştirme insanın doğallığından uzaklaştırılması, kimliksizleştirilmesi, ailenin yok edilmesi, değerlerin yozlaştırılması ve toplumun fesat çukuruna itilmesidir. Bu girişimin temel amacı, cinsel ilişki serbestliğinin ve keyfi cinsiyet tercihinin önünü açmaktır. Böylece insan istenilen şeklin verildiği veya her tür muamelenin kendisine yapılabildiği bir tür nesneye dönüştürülmek istenmektedir.</p>



<p>Bakıldığında bu gidişin son noktasının ne veya neresi olacağı şüphelidir. Nitekim LGBT+ hareketinin artısının neyi ifade ettiği ve insanı neye dönüştürme niyeti taşıdığı yani nihai amacının ne olduğu tam bir belirsizliktir. Tarihî derinliği 1900’lü yıllardan öteye gitmeyen bu akım ne yazık ki kendilerini medenî sayan batı toplumlarını adeta hipnoz etmiş veya esir almıştır.</p>



<p>Bu hareketin tarihini daha eskiye götürmeye çalışanlar bundan binlerce yıl önce yaşamış Sodom ve Gomere kavimlerindeki sapkınlığa ulaşabilirler. Zaten şu ayet bu sapkın fiilin toplumsal ve kültürel düzeyde daha önceki toplumlarda bulunmadığını ifade etmektedir:“Lût, kavmine demişti ki: “Siz, kesinlikle daha önce hiçbir milletten hiç kimsenin yapmadığı bir hayasızlığı yapıyorsunuz. Siz erkek erkeğe ilişki kurmaya, fıtrat yolunu kapatmaya, toplantılarınızda ahlâk dışı işler yapmaya devam edecek misiniz?” (el-Ankebût 29/28-29).</p>



<p>Onların helak edilmesiyle de bu hareketin toplumsal düzeydeki görünümü son bulmuştur. Çağdaş döneme kadar bireysel düzeyde bu tür sapma eylemi görülse de toplumsal ve kültürel düzeyde ciddi bir görünürlüğü söz konusu olmamıştı.</p>



<p>Hz. Lût’un peygamber olarak gönderildiği kavim başka bir nedenle değil, söz konusu doğallıktan sapma, azgınlık ve insan nesline yönelik zulüm dolayısıyla helak edilmiştir. Çünkü onların cinsel yaşantıda fıtratın dışına çıkmaları ve doğallıktan uzaklaşmaları kültürel, psikolojik ve toplumsal boyutta bir bozukluğu ve bozgunculuğu temsil etmekteydi.</p>



<p>Matüridî’nin dediği gibi Yüce Allah dünya hayatında hiçbir kavmi sadece küfrü ve şirki dolasıyla helak etmez. Ancak peygamberleri öldüren, zulmeden, başkalarını küçük gören, güçsüzleri ezen ve sistematik haksızlık uygulayan; aklın kötü gördüğü ve dinin haram kıldığı sapkın fiilleri işlemeyi ısrarlı ve inatçı bir tavırla sürdüren, batıl tutum ve davranışlarını hayat tarzı ve kültüre dönüştüren kavimleri peygamberlerin duasıyla Yüce Allah geçmişte helak etmiştir. (Matürîdî, <em>Te’vîlâtü’l-Kur’ân</em>, nşr. Ertuğrul Boynukalın, İstanbul: Mizan, 2006, V, 416).</p>



<p>Aslında Sodom ve Gomore halkı değerlerini yozlaştıracak, toplumu ifsat edecek ve insanlığı kökünden yok edecek bir zemini kendi elleriyle hazırlamışlardır. Onların hikâyesinin Kur’an’da tekrarlanarak anlatılması ve sapkınlıklarına işaret edilmesi, gelecek milletlere yönelik örnek uyarı niteliğindedir.</p>



<p>Günümüzde bu gelişmeye biyolojik boyut da eklenerek katmerli bir doğallıktan uzaklaşma/fıtratı tahrip etme eylemine dönüşmüştür. Biyolojik müdahalelerle kadının erkeğe, erkeğin kadına dönüştürülmesi teşebbüsü, dönüşü olmayan bir mecraya girilmesi anlamını taşımaktadır. Bu anlayışın ve gidişatın varacağı sonuç nüfus artışının eksiye düşmesi ve insan türünün yok olmaya doğru sürüklenmesidir. Nitekim her tür cinsel yönelimi meşru sayan ülkelerin nüfuslarının baş aşağı gitmesi, bunun somut göstergesidir. Örneğin 2018 yılında Avrupa Birliği üyesi 28 ülkede ölenlerin sayısı doğanları geçmiştir. 2024 yılında da eksiye gidişte değişen bir durum yoktur. &nbsp;</p>



<p>(bk.<a href="https://tr.euronews.com/2019/07/10/2018-de-olenlerin-sayisi-doganlari-gecti-ancak-nufus-artti-demografi-turkiye-artis-rapor">https://tr.euronews.com/2019/07/10/2018-de-olenlerin-sayisi-doganlari-gecti-ancak-nufus-artti-demografi-turkiye-artis-rapor</a>,1.04.2024;23:40;</p>



<p><a href="https://populationtoday.com/tr/continents/europe/">https://populationtoday.com/tr/continents/europe/</a>, 1.04.2024; 22:53. Geniş değerlendirme için bk. <a href="https://www.gzt.com/gercek-hayat/avrupa-dunyanin-azinligi-olmaya-hazirlaniyor-3746219">https://www.gzt.com/gercek-hayat/avrupa-dunyanin-azinligi-olmaya-hazirlaniyor-3746219</a>, 1.04.2024; 23:00).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cinsiyetsizlik-ve-cinsel-sapma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Bir Suç Duyurusu ve Çağrıdır [Savcılıklara ve TBMM’ye]</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bu-bir-suc-duyurusu-ve-cagridir-savciliklara-ve-tbmmye/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bu-bir-suc-duyurusu-ve-cagridir-savciliklara-ve-tbmmye/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Sep 2023 05:50:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sapkınlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18872</guid>

					<description><![CDATA[ÜLKEMİZDE CİNSİYET DEĞİŞTİRME AMELİYATLARINI YASALARA AYKIRI BİÇİMDE YAPAN [18 YAŞTAN ÖNCE BAŞLATAN] DOKTORLAR/MERKEZLER VAR! Ülkemizde cinsiyet değiştirme ameliyatları maalesef tıbbî ilkelere ve yasalara aykırı biçimde yapılmaya başlandı,&#160; artık bu operasyonları 18 yaşından önce (15-16 yaşındaki çocuklarda) başlatan&#160; merkezler veya doktorlar var (1). Bu tıbbî ilkelere de yasalarımıza da aykırıdır, suçtur; Çünkü cinsiyet değişikliği talebinde bulunabilmek için aranan ilk şart 19 yaşından gün almış olmaktır[Medeni Kanun md 40]. Bu yaştan önceki talepler dikkate alınamaz. Ve bu ameliyatlar ancak [ilgili uzmanların bulunduğu heyet tarafından] ‘’cinsiyet değiştirme ameliyatı uygundur’’ raporu verildikten sonra yapılabilir [ki bu süreç genelde 24, 25 yaşlarda tamamlanır]. Bu ameliyatlar bu yaştan önce yapılamadığına göre bu ameliyatların öncülleri de bu yaştan önce başlatılamaz. Ancak naklettiğimiz bu çalışmada(1) henüz ergenliğini tamamlamamış 22 çocukta ‘’ergenlik durdurucu hormonlar (puberte blokerler)” kullanılmış ve 7 çocukta [18 yaştan önce] geriye dönüşü mümkün olmayan cinsiyet değiştirme ameliyatları yapılmıştır [mastektomi; memelerin alınması, sesi ve yüzü feminize eden ameliyatlar, meme büyütme ameliyatı]. Oysa cinsiyet hoşnutsuzluğu çoğunlukla ergenliğin sonunda kendiliğinden geriler(2). Bu nedenle bu kararlarda acele edilmemelidir. Nitekim ameliyat yapılan 7 çocuktan biri ortaya çıkan yeni bedensel görünümünden memnun kalmamış ve tüm tedavileri keserek geçişten vazgeçmiştir(1). Şimdi bunun hesabını kim verecek? Bu işlemler Medeni Kanun’un yaş ilkesini düzenleyen 40 &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>ÜLKEMİZDE CİNSİYET DEĞİŞTİRME AMELİYATLARINI YASALARA AYKIRI BİÇİMDE YAPAN [18 YAŞTAN ÖNCE BAŞLATAN] DOKTORLAR/MERKEZLER VAR!</p>



<p>Ülkemizde cinsiyet değiştirme ameliyatları maalesef tıbbî ilkelere ve yasalara aykırı biçimde yapılmaya başlandı,&nbsp; artık bu operasyonları 18 yaşından önce (15-16 yaşındaki çocuklarda) başlatan&nbsp; merkezler veya doktorlar var (1).</p>



<p>Bu tıbbî ilkelere de yasalarımıza da aykırıdır, suçtur;</p>



<p>Çünkü cinsiyet değişikliği talebinde bulunabilmek için aranan ilk şart 19 yaşından gün almış olmaktır[Medeni Kanun md 40]. Bu yaştan önceki talepler dikkate alınamaz. Ve bu ameliyatlar ancak [ilgili uzmanların bulunduğu heyet tarafından] ‘’cinsiyet değiştirme ameliyatı uygundur’’ raporu verildikten sonra yapılabilir [ki bu süreç genelde 24, 25 yaşlarda tamamlanır]. Bu ameliyatlar bu yaştan önce yapılamadığına göre bu ameliyatların öncülleri de bu yaştan önce başlatılamaz.</p>



<p>Ancak naklettiğimiz bu çalışmada(1) henüz ergenliğini tamamlamamış 22 çocukta ‘’ergenlik durdurucu hormonlar (puberte blokerler)” kullanılmış ve 7 çocukta [18 yaştan önce] geriye dönüşü mümkün olmayan cinsiyet değiştirme ameliyatları yapılmıştır [mastektomi; memelerin alınması, sesi ve yüzü feminize eden ameliyatlar, meme büyütme ameliyatı].</p>



<p>Oysa cinsiyet hoşnutsuzluğu çoğunlukla ergenliğin sonunda kendiliğinden geriler(2). Bu nedenle bu kararlarda acele edilmemelidir. Nitekim ameliyat yapılan 7 çocuktan biri ortaya çıkan yeni bedensel görünümünden memnun kalmamış ve tüm tedavileri keserek geçişten vazgeçmiştir(1). Şimdi bunun hesabını kim verecek?</p>



<p>Bu işlemler Medeni Kanun’un yaş ilkesini düzenleyen 40 ve ’’kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz’’ ilkesini içeren 41. maddelerine aykırı olduğu gibi, TCK’ya göre de suçtur;</p>



<p>taksirle yaralama suçu(md.89), çocuklar üzerinde deney yapma suçu(md.90), kısırlaştırma suçu(md.101) ve görevi kötüye kullanma; kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olma suçu(md.257) işlenmiştir.</p>



<p>Ayrıca bu çocuklarda yapılan ‘’pubertal blokaj/ergenlik durdurma’’ yöntemi tıbbi literatürde yoğun itirazlara maruz kalan oldukça tartışmalı bir uygulamadır, hatta bu konuda gayet kapsamlı bir bilimsel rapor hazırlayan Amerikan Pediatri Koleji[ACP]’ne göre etik dışı bir uygulamadır. ACP’ye göre puberte blokajı[+karşıt cins hormon kullanımı] “reşit olmayan bireylerin kısırlığına neden olan bir kombinasyonu içermekte, bilim dışı bir ideolojiye dayanmakta, bilimsel kanıtlara dayanmamakta ve tıpta uzun süreden beri var olan/uygulanan “Önce zarar verme” etik ilkesini ihlal etmektedir(2).</p>



<p>Bu yöntemde ‘’GnRHa+Antiandrojen’’ ilaçlar/hormonlar verilir, böylece gonadal hormonlar susturulmuş/bloke edilmiş yani kimyasal kastrasyon yapılmış olur(yani ergen bir bakıma hadım edilir). Biz [ürologlar] bu ilaçları ileri evredeki (metastatik) prostat kanserinin tedavisinde&nbsp; androjenleri baskılamak ve kanseri kontrol altına almak için kullanırız, ki bu hastalar genelde 60 yaş üzerindeki erkekler yani fiziksel ve ruhsal gelişimini tamamlamış kişilerdir, biz bu bireylerde bile kılı kırk yarıyor ve yan etkileri nedeniyle bu ilaçları dikkatli kullanmaya çalışıyorken, bu hormon blokerler henüz fiziksel ve ruhsal gelişimini tamamlamamış çocuklarda nasıl kullanılabilir?&nbsp; Bu çocukların beyin ve kemik gelişimi dahil fiziksel ve ruhsal gelişimini durdurmak, organlarının olgunlaşmasını engellemek ve onları kısır yapmak nasıl savunulabilir?(üstelik bu ilaçların uzun dönemdeki yan etkileri de henüz bilinmiyor).</p>



<p>ACP’nin onlarca araştırma verisine dayanarak hazırladığı raporunda ‘’bilimsel değil ideolojiktir, kanıta dayalı değildir, kısırlık yapar, etik dışıdır, zarar vericidir’’ dediği(2), beyin ve kemik gelişimini durduran ve onlarca fiziksek-ruhsal soruna neden olan, kalıcı sekeller bırakan(5) böyle bir uygulama nasıl güvenli bir uygulama olarak sunulabilir?</p>



<p>Bu çalışmada bu ilaçlar toplam 22 çocuğa, ortalama 0,2 yıllık takip sonrasında yani bu çocukları 3 ay bile takip etmeden başlanmış, oysa cinsiyet hoşnutsuzluğu yaşayan çocuklarda bu durum ergenliğin sonunda çoğunlukla kendiliğinden geriler(2).</p>



<p>O halde bu acelecilik nedir? Bu hangi bilimsel ilkeye uyar?&nbsp; Dahası İstanbul Üniversitesi Etik Kurul’u böyle bir çalışmaya nasıl izin verebilir? Bu izin hangi kritere dayanarak verilmiştir?</p>



<p>Trans operasyonları için hemen onay veren Batılı merkezler bile [örneğin Avustralya Kraliyet ve Yeni Zelanda Psikiyatristler Koleji],&nbsp; artık ‘’acele etmemeliyiz, elimizde yeterince kanıt yok’’ demeye başlamışken, bu meslektaşlarımızın bu acelesi nedir?</p>



<p>Bakın Avustralya Kraliyet ve Yeni Zelanda Psikiyatristler Koleji[RANZCP] bu konudaki yeni pozisyonunu 2021’de nasıl tanımlıyor;</p>



<p>‘’Cinsiyet Hoşnutsuzluğu/Disforisi önemli sıkıntılarla ilişkilidir. Cinsiyet kimliği endişeleriyle başvuran kişilerin tedavi seçeneklerine ilişkin kutuplaşmış görüşler ve karışık kanıtlar var, özellikle çocuklarda ve gençlerde… Kapsamlı değerlendirme çok önemlidir. Değerlendirme ve tedavi kanıtlara dayalı olmalı, hastanın cinsiyet kimliğini, bunun ortaya çıktığı bağlamı, akıl hastalığının diğer özelliklerini ve kişisel ve aile öyküsünün kapsamlı bir değerlendirmesini tam olarak araştırmalı ve bu bir formülasyona yol açmalıdır. Değerlendirme her zaman kişinin ihtiyaçlarına duyarlı ve destekleyici olmalıdır. Psikiyatristler, RANZCP Etik Kuralları da dahil olmak üzere, kapasiteyi değerlendirme ve onay alma ile ilgili yasaları ve mesleki standartları dikkate almalıdır. Cinsiyet disforisi gelişmekte olan bir araştırma alanıdır ve şu anda [elimizde] çok az kanıt bulunmaktadır. Özellikle çocuklar ve ergenler için sonuçlar konusunda daha iyi kanıtlara ihtiyacımız var’’(6)</p>



<p>RANZCP gibi kurumlar bile gerçeği görmeye ve ‘’daha dikkatli olmalıyız, acele etmemeliyiz’’ demeye başlamışken [çünkü ABD ve Avustralya’da cinsiyetini değiştirdikten sonra pişman olan ve doktorları dava eden pek çok transseksüel var] ülkemizdeki bazı meslektaşlarımızın bu acelesi nedir?&nbsp;</p>



<p>Not-1:Bu TBMM’ye bir çağrıdır, çünkü yasalara aykırı bir şekilde yapılan bu işlemler, muhtelif TCK maddelerine göre suç ise de bu fiilin/suçun TCK’da müstakil olarak da tanımlanması gerekir [ki uygulamada daha net sonuçlar alınabilsin]. Bu bağlamda –yukarıda naklettiğim tıbbi gerekçelere dayanarak- mevcut yasalar da yeniden düzenlenebilir[örneğin günümüzde ergenlik yaşının özellikle ruhsal açıdan birkaç yıl ötelendiğini bildiren bilimsel verilere dayanarak mevcut yasal yaş sınırı aynı oranda yükseltilebilir, takip ve onay süreçleri daha somut ilkelere bağlanabilir vs].</p>



<p>Not-2: Ergenliği durduran ilaçlar maalesef reçetesiz olarak da alınabiliyor, cinsiyet hoşnutsuzluğu yaşayan bazı çocuklar/ergenler bunu internetten öğreniyor ve bunları alıp kullanabiliyorlar, bu çok vahim bir durumdur, Sağlık Bakanlığı’nın bu konuda acil bir düzenleme/uygulama yapması gerekir.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Not-3: Ben burada [kanıta değil ideolojik dayatmalara göre davranan ve böylece hem etik ilkeleri hem yasaları ihlal eden, suç işleyen] bazı meslektaşlarımı ihbar etmiş oldum, bundan elbette ki hoşnut değilim, ancak ben dahil hiçbir meslektaşımın şahsi konumu ve menfaati, mensubu bulunduğum tıp mesleğinin yüce konumundan üstün değildir, ben öncelikle mesleğimin/tababetin izzet ve onurunu korumakla mükellefim, vicdani sorumluluğum da okuduğumuz hekimlik andı da bunu gerektirir, zira bu ihtarım aynı zamanda ilgili yasalardan haberi olmadığı için bu suçu işleme olasılığı bulunan başka meslektaşlarımı da uyarmış ve korumuş olabilir;</p>



<p>‘’Hekimlik mesleğinin bir üyesi olarak; … Mesleğimi vicdanımla, onurumla ve iyi hekimlik ilkelerini gözeterek uygulayacağıma,… hekimlik mesleğinin onurunu ve saygın geleneklerini bütün gücümle koruyup geliştireceğime, tıbbi bilgimi hastaların yararı ve sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi için paylaşacağıma, hizmeti en yüksek düzeyde sunabilmek için kendi sağlığımı, esenliğimi ve mesleki yetkinliğimi korumaya dikkat edeceğime, tehdit ediliyor olsam bile, tıbbi bilgimi, insan haklarını ve bireysel özgürlükleri çiğnemek için kullanmayacağıma, … onurum üzerine ant içerim.’’</p>



<p>TIBBÎ KAYNAKLAR</p>



<p>1-Karakilic Ozturan E, Ozturk AP, Bas F, Erdogdu AB, Kaptan S, Kardelen Al AD, Poyrazoglu S, Yıldız M, Direk N, Yuksel S, Darendeliler F. Endocrinological Approach to Adolescents with Gender Dysphoria: Experience of a Pediatric Endocrinology Department in a Tertiary Center in Turkey. J Clin Res Pediatr Endocrinol. 2023 Mar 29. doi: 10.4274/jcrpe.galenos.2023.2023-1-13</p>



<p>2-https://acpeds.org/position-statements/gender-dysphoria-in-children</p>



<p>3-de Vries AC, Cohen-Kettenis PT. Clinical management of gender dysphoria in children and adolescents: the Dutch approach. J Homosex. 2012;59:301-20.</p>



<p>4-Klink D, Caris M, Heijboer A, van Trotsenburg M, Rotteveel J. Bone mass in&nbsp; young adulthood following gonadotropin-releasing hormone analog treatment&nbsp; and cross-sex hormone treatment in adolescents with gender dysphoria. J Clin Endocrinol Metab. 2015;100:E270–5.</p>



<p>5- Giovardi G. Buying time or arresting development? The dilemma of administering hormone blockers in trans children and adolescents. Porto Biomed J 2017;2:153-56. 6-https://www.ranzcp.org/news-policy/policy-and-advocacy/position-statements/gender-dysphoria</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bu-bir-suc-duyurusu-ve-cagridir-savciliklara-ve-tbmmye/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hz. Lût’un Fıtrat Çağrısı ve Kavminin Helak Sebebi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/hz-lutun-fitrat-cagrisi-ve-kavminin-helak-sebebi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/hz-lutun-fitrat-cagrisi-ve-kavminin-helak-sebebi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Jun 2023 09:18:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Lut kavmi]]></category>
		<category><![CDATA[Sapkınlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18782</guid>

					<description><![CDATA[“Lût, kavmine demişti ki:“Siz, kesinlikle daha önce hiçbir milletten hiç kimsenin yapmadığı bir hayâsızlığı yapıyorsunuz.Siz erkek erkeğe ilişki kurmaya, fıtrat yolunu kapatmaya,toplantılarınızda ahlâk dışı işler yapmaya devam edecek misiniz?”(Ankebût 29/28-29) İslam âlimleri cinsel arzunun amacının, insanın varlığını ve devamını sağlama olduğu hususunda görüş birliği içindedirler. İnsanın varlığı her ne kadar cinsel birliktelikle gerçekleşiyorsa da bunun sürdürülebilir olması ancak karşılıklı hak ve sorumluluk doğuracak hukukî bir düzenlemeyle mümkündür. Bu düzenleme hem cinsel arzunun amacının hem de sınırlarının belirlenmesi ve korunması açısından son derece önemlidir. Bu sınırlar korunmadığı takdirde amacın geri plana itilmesi ve sadece hoyratça cinsel arzuların tatmini yönünde bir eğilimin öne çıkması kaçınılmazdır. Bu gelişme de, sapmaları ve saldırganlıkları beraberinde getirecektir. (bk. Matüridî, Te’vilât, II, 538; Fahreddîn er-Razî, et-Tefsîru’l-Kebîr, XV, 58). Zaten Kur’an’da Lût kavminin üzerinde bu kadar durulmasının nedeni, bu sapmaların ve saldırganlıkların ne denli vahim sonuçlar doğurabileceğini insanlığa göstermek içindir. Yukarıdaki ayette belirtildiği gibi evde, sokakta, hatta toplantılarda bile bu arzunun dışa vurulması, konuşulması, davranışa ve eyleme dönüşmesi, bunun kişisel ve bireysel olmaktan çıkıp toplumsal ve kültürel bir sapkınlığa dönüştüğünün açık belgesidir. (bk. Ankebût 29/28-29) O yüzdendir ki, Mâtürîdî ve Fahreddin Razî’ye göre Kur’an’da zikredilen Hz. Lût’un davet yöntemi ve şekline bakıldığında cinsel sapkınlığa karşı uyarma ve sakındırmanın &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-right"><em>“Lût, kavmine demişti ki:</em><br><em>“Siz, kesinlikle daha önce hiçbir milletten hiç kimsenin yapmadığı bir hayâsızlığı yapıyorsunuz.</em><br><em>Siz erkek erkeğe ilişki kurmaya, fıtrat yolunu kapatmaya,</em><br><em>toplantılarınızda ahlâk dışı işler yapmaya devam edecek misiniz?”</em><br>(Ankebût 29/28-29)</p>



<p>İslam âlimleri cinsel arzunun amacının, insanın varlığını ve devamını sağlama olduğu hususunda görüş birliği içindedirler. İnsanın varlığı her ne kadar cinsel birliktelikle gerçekleşiyorsa da bunun sürdürülebilir olması ancak karşılıklı hak ve sorumluluk doğuracak hukukî bir düzenlemeyle mümkündür. Bu düzenleme hem cinsel arzunun amacının hem de sınırlarının belirlenmesi ve korunması açısından son derece önemlidir. Bu sınırlar korunmadığı takdirde amacın geri plana itilmesi ve sadece hoyratça cinsel arzuların tatmini yönünde bir eğilimin öne çıkması kaçınılmazdır. Bu gelişme de, sapmaları ve saldırganlıkları beraberinde getirecektir. (bk. Matüridî, <em>Te’vilât</em>, II, 538; Fahreddîn er-Razî, <em>et-Tefsîru’l-Kebîr</em>, XV, 58).</p>



<p>Zaten Kur’an’da Lût kavminin üzerinde bu kadar durulmasının nedeni, bu sapmaların ve saldırganlıkların ne denli vahim sonuçlar doğurabileceğini insanlığa göstermek içindir. Yukarıdaki ayette belirtildiği gibi evde, sokakta, hatta toplantılarda bile bu arzunun dışa vurulması, konuşulması, davranışa ve eyleme dönüşmesi, bunun kişisel ve bireysel olmaktan çıkıp toplumsal ve kültürel bir sapkınlığa dönüştüğünün açık belgesidir. (bk. Ankebût 29/28-29)</p>



<p>O yüzdendir ki, Mâtürîdî ve Fahreddin Razî’ye göre Kur’an’da zikredilen Hz. Lût’un davet yöntemi ve şekline bakıldığında cinsel sapkınlığa karşı uyarma ve sakındırmanın öncelikli mesele olduğu görülür. Hâlbuki bütün peygamberlerin faaliyetlerinde “Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka tanrınız yoktur” (Mü’minûn 23/32) şeklinde tevhide ve ibadete çağrı birinci plandadır. (Mâtürîdî, <em>Te’vilât</em>, II, 256; Fahreddîn er-Razî, <em>et-Tefsîru’l-Kebîr</em>, XV, 57-58).</p>



<p>Hz. Lût’un davetinde önceliğin bu meseleye verilmesi, diğer kötülüklerin aksine bu sapkınlığın fıtratı/doğal olanı tahrip edici niteliği dolayısıyladır. Her ne kadar Hz. Nûh’un kavminde alt kesimlere yönelik haksızlıklar ve zulümler, Hz. Şuayb’ın kavminde ölçü ve tartı sahtekârlıkları, Hz. Musa döneminde firavunun zulmü, Hz. Peygamber zamanda müşriklerin kadın, yetim ve kölelere yönelik haksızlıkları önemli sorunlar olarak yer alıyorsa da, hiç birisi bu denli insanın fıtratını bozmaya ve insanlığı yok etmeye yönelik özellikte değildir. Tevhid ilkesinin benimsenmesiyle sayılan bu haksızlıkların ortadan kalkması söz konusudur. Zaten bir peygamberin insanları tevhide ve ibadete çağırmaması düşünülemez. Buna karşın Hz. Lût’u böyle bir önceliğe götüren kaygı, bu şekilde doğallığından çıkan insanın başta tevhîd olmak üzere yukarıda sayılan tüm haksızlık ve zulümlere duyarsız hale geleceğindendir.</p>



<p>Şu bir gerçek ki hakikate davette amaç, insanı önce insanlık noktasında tutmak, ardından ona hakikati anlatmaktır. Bu yüzden Yüce Allah “İnsanlığını unutmamış, haddini bilen ve vicdanını karartmamış kimseler için Kur’an’ın bir rehber olacağını” bildirir (bk. Bakara 2/2, 185, Lokman /3). İnsanlığını erozyona uğratan ve yok eden; kulağını, gözünü ve kalbini hakikate kapatan, aklını hakikat yolunda kullanmayan kişilere ve topluluklara peygamberin davetinin fayda vermesi oldukça zordur. “Onları uyarmak da uyarmamak da eşit düzeydedir ve asla yararı olmaz” (Bakara 2/6, 171; Neml 27/80; Fatır 35/22). Nitekim “Kendini bilen Rabbini bilir” düsturu bir yönüyle kendini bilmeyen, insanlıktan ve doğallıktan uzaklaşmış olan kişinin Allah’ı bilmesinin ve insan olduğu bilincine varmasının zorluğuna işaret eder.</p>



<p>Nitekim Hz. Lût’un kavmindeki doğallıktan uzaklaşma boyutu kültürel, psikolojik ve davranış bozukluğu düzeyine ulaşmıştı. Günümüzde ise buna biyolojik boyut da eklenerek deyim yerindeyse katmerli bir doğallıktan uzaklaşma/fıtratı tahrip etme düzeyine ulaşılmış oldu. Biyolojik müdahalelerle kadının erkeğe, erkeğin kadına dönüştürülmesi teşebbüsü, dönüşü olmayan bir mecraya girilmesi anlamını taşımaktadır. Bu noktaya gelinmesinde Lût kavminde bulunan kültürel, psikolojik ve davranış sapmalarının bir alt yapı oluşturduğunu görmek gerekir. Söz konusu sapmalara karşı mücadele tevhid ve ibadete çağrının yanında hatta bir adım öncesinde doğallığa yani fıtrata çağrı şeklinde olmalıdır.</p>



<p>Matüridî’nin dediği gibi, Yüce Allah dünya hayatında hiçbir kavmi sadece küfrü ve şirki dolasıyla helak etmez. Ancak peygamberleri öldüren veya onlara zulmeden, başkalarını küçük gören, güçsüzleri ezen ve sistematik haksızlık uygulayan; aklın kötü gördüğü ve dinin haram kıldığı fiilleri ısrarlı ve inatçı bir tavırla işleyen, bu batıl tutum ve davranışlarını hayat tarzı ve kültüre dönüştüren bazı kavimleri peygamberlerin duasıyla Yüce Allah geçmişte helak etmiştir. (Matüridî, <em>Te’vilât</em> I, 403; II, 257).</p>



<p>Hz. Lût’un davette bulunduğu kavme bakıldığında cinsel azgınlıklarını ısrarlı ve inatçı bir şekilde sürdürdükleri, bunu toplumsal davranışa ve kültüre dönüştürdükleri açık bir şekilde görülür. O yüzdendendir ki Hz. Lût cinsel sapkınlıktan sakındırma davetini öncelemiştir. Buna rağmen o kavim çirkin arzularına, azgın taleplerine ve saldırganlıklarına devam ederek kendi yapıp ettikleriyle helaki çağırmışlardır. Çünkü bütün çaba ve ısrarına rağmen Hz. Lût’un uyarıları onlara fayda vermemiş, üstelik onlar kendisini ve inananları şehirde istenmeyen kişiler ilan etmişler ve şehirden zorla çıkartmaya kalkışmışlardı.</p>



<p>Sonuç olarak kötülüğü, zulmü ve sapmayı dip noktasına vardırmış, bunları bir yaşam tarzı ve kültüre dönüştürmüş bir topluluktan iyi, güzel ve fayda beklemek mümkün olmadığı gibi, onların Rablerini tanımalarını, O’na şükranda bulunmalarını ve ahireti hatırlamalarını beklemek de mümkün değildir. Aslında bunlar kendilerini tüketecek, toplumu ifsat edecek ve insanlığı kökünden yok edecek bir zemini kendi elleriyle hazırlayanlardır. Onların hikâyesinin Kur’an’da bu netlikte anlatılması ve kötülüklerine işaret edilmesi, gelecek milletlere yönelik örnek uyarı niteliğindedir. Her tür cinsel yönelimi meşru sayan ülkelerin nüfuslarının baş aşağı gitmesi, bu uyarının ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Örneğin 2018 yılında AB üyesi 28 ülkede ölümlerin sayısı doğumları geçmiştir. Bu dönemde toplam 5,3 milyon ölüm, 5 milyon doğum gerçekleşmiştir. (bk. <a href="https://www.aa.com.tr/tr/dunya/abnin-nufusu-513-5-milyon-oldu/1527828">https://www.aa.com.tr/tr/dunya/abnin-nufusu-513-5-milyon-oldu/1527828</a>; 19.04.2023; 15:02 Sonuç olarak Hz. Lût’un kavminin helak edilmesinin nedeni, cinselliği azgınlık ve zorbalık noktasına getirmiş olmalarıdır. Ama onların cezası sadece ölmeleri değildir. Çünkü ölüm doğal bir olaydır ve herkes için geçerlidir. Onların esas helaki, genç erkekler suretinde Hz. Lût’a misafir olarak gönderilen meleklere dahi saldırmaları sonucu azgınlıklarının belgelenmesi ve suçüstü yapılması suretiyle öte dünyada ilahî adalet gereği ebedî azaba çarptırılacak olmalarıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/hz-lutun-fitrat-cagrisi-ve-kavminin-helak-sebebi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsana Ters Cinsel Eğilim</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/insana-ters-cinsel-egilim/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/insana-ters-cinsel-egilim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Apr 2023 13:54:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Lut kavmi]]></category>
		<category><![CDATA[Sapkınlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18746</guid>

					<description><![CDATA[İnsan bünyesinde kimi birbirine zıt kimi uyumlu birçok özellik, güç ve imkân bulunmaktadır. Bunlar fıtrî ve potansiyel olarak her insanda mevcuttur. Bu potansiyel özelliklerin işlerlik kazanmasında, pratiğe dönüşmesinde ve sonuç üretmesinde kişinin kendisi, çevresi, geçmişten devraldığı kültürel ve tarihî miras ile yetişme ortamı ve aldığı eğitimin oldukça büyük etkisi vardır. Farklı ortamlarda yetişen ikizler arasında görülen farklılıklar ancak bu şekilde izah edilebilmektedir. Kalıtımsal olarak gelen etkenlerin belli düzeyde etkisi olsa bile yukarıda saydığımız etkenler mutlak anlamda baskın çıkabilmekte ve kişiliği şekillendirmektedir. Hz. Peygamber’in “Dünyaya gelen her insan fıtrat üzere doğar; sonra anne babası onu Yahudi, Hıristiyan, Mecusî yapar”, (Buhari, “Cenâiz”, 79, 80, 93; Müslim, “Kader”, 22-25). hadîsi bu etkiye işaret etmektedir. Söz konusu bu özellik, güç ve imkânların üst ve alt seviyeleri diğer bir deyişle dip ve tavan şeklinde uç noktaları bulunmaktadır. Bu aşırı uçları eskiler ifrat ve tefrit kavramlarıyla ifade etmişlerdir. Bu aşırılıklar kişinin ya sinikleşme ve tükenmişlik psikolojisine girmesine ya da azgınlık ve saldırganlık tutumu takınmasına yol açabilmektedir. İşte bu özeliklerden biri olan şehvetin de pasifleştirilmesi veya aşırı yönde kullanılması mümkün ve muhtemeldir. Nitekim şehvet tamamen veya kısmen bastırıldığında insan neslinin devamının tehlikeye girmesi yanında diğer arzuların da paralel olarak baskılanması ve pasifleştirilmesi söz konusu olabilmektedir. Öte yandan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İnsan bünyesinde kimi birbirine zıt kimi uyumlu birçok özellik, güç ve imkân bulunmaktadır. Bunlar fıtrî ve potansiyel olarak her insanda mevcuttur. Bu potansiyel özelliklerin işlerlik kazanmasında, pratiğe dönüşmesinde ve sonuç üretmesinde kişinin kendisi, çevresi, geçmişten devraldığı kültürel ve tarihî miras ile yetişme ortamı ve aldığı eğitimin oldukça büyük etkisi vardır. Farklı ortamlarda yetişen ikizler arasında görülen farklılıklar ancak bu şekilde izah edilebilmektedir. Kalıtımsal olarak gelen etkenlerin belli düzeyde etkisi olsa bile yukarıda saydığımız etkenler mutlak anlamda baskın çıkabilmekte ve kişiliği şekillendirmektedir. Hz. Peygamber’in “<em>Dünyaya gelen her insan fıtrat üzere doğar; sonra anne babası onu Yahudi, Hıristiyan, Mecusî yapar</em>”, (Buhari, “Cenâiz”, 79, 80, 93; Müslim, “Kader”, 22-25). hadîsi bu etkiye işaret etmektedir.</p>



<p>Söz konusu bu özellik, güç ve imkânların üst ve alt seviyeleri diğer bir deyişle dip ve tavan şeklinde uç noktaları bulunmaktadır. Bu aşırı uçları eskiler <em>ifrat</em> ve <em>tefrit</em> kavramlarıyla ifade etmişlerdir. Bu aşırılıklar kişinin ya sinikleşme ve tükenmişlik psikolojisine girmesine ya da azgınlık ve saldırganlık tutumu takınmasına yol açabilmektedir. İşte bu özeliklerden biri olan şehvetin de pasifleştirilmesi veya aşırı yönde kullanılması mümkün ve muhtemeldir. Nitekim şehvet tamamen veya kısmen bastırıldığında insan neslinin devamının tehlikeye girmesi yanında diğer arzuların da paralel olarak baskılanması ve pasifleştirilmesi söz konusu olabilmektedir. Öte yandan cinsel arzuların aşırı boyuta taşınması saldırganlığa, karşı cinslere yönelik eziyete ve hatta aynı cinsiyetten olanlara yönelik cinsel ilişki talebine kadar gitmektedir. Bu sayılanlar tam anlamıyla şehvet bakımından sapma, azgınlık ve aşırılıktır. Bunun sistematik hale dönüşmesi ise zulüm olarak ortaya çıkmaktadır.</p>



<p>Diğer özellikler ve imkânlarda olduğu gibi İslam şehvete yönelik de orta yolu tutan, dengeli, sağlıklı ve fıtrata uygun işlev görmesi noktasında düzenlemeler getirmiştir. Bu düzenlemeyle İslam hem kadını hem erkeği korumayı, aile kurumunu ayakta tutmayı; toplumların, milletlerin ve insanlığın devamını sağlamayı hedeflemiştir.</p>



<p>Din, tarih ve tecrübe bakımından sabittir ki karşı cinlerin ilişkisi Allah’ın insanlığa bir nimetidir, çünkü âdetullah (doğa kanunları) gereği insanlığın devamı buna bağlı kılınmıştır. Bu tür ilişkinin haram olması, kanun ve hukuk dışına çıkılmasıyla gerçekleşir. İslam’da haram olan zina işte bu kanun ve hukuk dışı ilişkinin adıdır. Erkek erkeğe veya kadın kadına aynı cinsiyet arasındaki ilişki ise ne doğaldır ne de Allah’ın murat ettiği fiildir. Çünkü bunda şehvetin hoyratça tatmin edilmesi dışında bir fayda da yoktur. Bu şekilde şehevî ihtiyacın karşılanması ise hem doğanın işleyişine hem de insan fıtratına terstir. Bu yüzden bunun haramlığı sadece din bakımından değil, aynı zamanda akıl bakımındandır.</p>



<p>Büyük İslam düşünürü Matüridî daha ileri bir adım atarak “İlahî bir yasaklama olmasa bile akıl bu tür cinsel sapmayı haram kılardı” demektedir. Dolayısıyla karşı cinsiyettekilerin ilişkisi nasıl ki doğal ve normal ise aynı cinsiyettekilerin ilişkisi anormaldir, doğaya ve doğala aykırıdır. Karşı cinsiyetlerin ilişkisi doğal olduğu için ona dönük helal veya haram şeklinde bir hukuki düzenleme yapılabilir, ancak aynı cinsiyettekilerin ilişkisi akla ve fıtrata aykırı olduğu için normalleştirici bir düzenleme yapılması söz konusu edilemez. (bk. Matüridî, <em>Te’vilât</em>, II, 256, 542; III, 58). Çünkü aynı cinsiyettekilerin ilişkisi, bir erkeğin kadına, bir kadının erkeğe dönüştürülme teşebbüsüne benzer. Teşebbüs diyoruz çünkü bu işlemin sonucunda ortaya çıkan ne tam kadın ne tam erkektir yeni ve belirsiz bir figürdür. Bu tür iş ve işlemlerin haramlığı akıl bakımından düşünmeyi gerektirmeyecek derece açık ve nettir.</p>



<p>Son nokta olarak Hz. Lût’un kıssasında ortaya konulan ilahî irade ve bildirim eşcinsel ilişkinin haram olduğunun en açık ve kesin delilidir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/insana-ters-cinsel-egilim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her Doğuştan Olan Fıtri Olan Mıdır?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/her-dogustan-olan-fitri-olan-midir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/her-dogustan-olan-fitri-olan-midir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz KÖKTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Apr 2023 14:01:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Sapkınlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18730</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzde bazıları eşcinselliğin gayet doğal olduğunu savunabiliyor. Bunu da eşcinselliğin fıtri olduğuna dayandırıyorlar. Bununla eşcinselliğin doğuştan olduğunu, sonradan kazanılmadığını iddia etmiş oluyorlar. Burada asıl sorulması gereken soru şudur: Fıtri olanla doğuştan olan aynı şey midir? Bana göre aynı değildir. Fıtri olanı, Allah&#8217;ın değişmez kanunu, sünnetullah olarak anlıyorum. Doğuştan olana gelince, evet, doğuştan olan genelde fıtrat kanununa göre cereyan etmektedir. Ama bu her zaman böyle olmayabilir. Çünkü anne karnındaki dokuz aylık süre zarfında, belki anne babanın genetiğini de ilave edersek, doğuma etki eden çeşitli faktörler bulunabilir. Annenin yediği içtiği bile icabında cenine tesir edebiliyor. Doğuma tesir edebilen muhtemelen çok faktör vardır, ama biz bugün bunların bir kısmını bilebiliyoruz, fakat çoğunu bilmiyoruz. Konuyu biraz daha açalım. Doğuştan bir erkeğin sesi çok ince olabilir. Yine bir kızın sesi kalın olabilir. Bunlar doğuştandır, ancak fıtrattan değil. Dolayısıyla bunlar fıtrattan olmadığı için normal şeyler olarak kabul edilemez. Belki en güzel örnek hünsa denilen kişilerin varlığıdır. Hünsa, doğuştan hem erkeklik hem de dişilik organına sahip olunan veya erkek mi kadın mı olduğu tespit edilemeyen kişiyi ifade eder. İnsanlarda çok ender rastlanan bu yapısal bozukluk veya çift cinsiyetlilik vücutta hem er bezleri hem de yumurtalıkların bulunması, dış üreme organlarının her iki cinse ait özellikleri taşıması, hatta hücrelerin &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Günümüzde bazıları eşcinselliğin gayet doğal olduğunu savunabiliyor. Bunu da eşcinselliğin fıtri olduğuna dayandırıyorlar. Bununla eşcinselliğin doğuştan olduğunu, sonradan kazanılmadığını iddia etmiş oluyorlar.</p>



<p>Burada asıl sorulması gereken soru şudur: Fıtri olanla doğuştan olan aynı şey midir? Bana göre aynı değildir. Fıtri olanı, Allah&#8217;ın değişmez kanunu, sünnetullah olarak anlıyorum. Doğuştan olana gelince, evet, doğuştan olan genelde fıtrat kanununa göre cereyan etmektedir. Ama bu her zaman böyle olmayabilir. Çünkü anne karnındaki dokuz aylık süre zarfında, belki anne babanın genetiğini de ilave edersek, doğuma etki eden çeşitli faktörler bulunabilir. Annenin yediği içtiği bile icabında cenine tesir edebiliyor. Doğuma tesir edebilen muhtemelen çok faktör vardır, ama biz bugün bunların bir kısmını bilebiliyoruz, fakat çoğunu bilmiyoruz.</p>



<p>Konuyu biraz daha açalım. Doğuştan bir erkeğin sesi çok ince olabilir. Yine bir kızın sesi kalın olabilir. Bunlar doğuştandır, ancak fıtrattan değil. Dolayısıyla bunlar fıtrattan olmadığı için normal şeyler olarak kabul edilemez. Belki en güzel örnek hünsa denilen kişilerin varlığıdır. Hünsa, doğuştan hem erkeklik hem de dişilik organına sahip olunan veya erkek mi kadın mı olduğu tespit edilemeyen kişiyi ifade eder. İnsanlarda çok ender rastlanan bu yapısal bozukluk veya çift cinsiyetlilik vücutta hem er bezleri hem de yumurtalıkların bulunması, dış üreme organlarının her iki cinse ait özellikleri taşıması, hatta hücrelerin bazısında erkek bazısında dişi kromozom çiftlerinin görülmesi şeklinde ortaya çıkar. Böyle bir durumun nasıl hasıl olduğunu, buna neyin etki ettiğini şimdilik bilemiyoruz. Bununla birlikte bildiğimiz şey şudur: Bu durum doğuştandır, ancak fıtrattan değildir. Allah&#8217;ın fıtrat kanununda böyle bir üçüncü cinsiyet bulunmamaktadır.</p>



<p>Malum olduğu üzere İslam hukukunda estetik müdahaleler tartışma konusudur. Estetik müdahaleye doğuştan anormallikler söz konusu olduğunda cevaz verilmektedir. Dikkat edersek burada fıtrata müdahale yoktur; sadece doğuştan gelen anormalliklere müdahale söz konusudur. Örneğin bir insanın kaşları oldukça sık ve birbirine bitişik ise bu normal bir şey değildir. Yani bu, fıtratta yoktur, ancak doğuştan böyle şeylere rastlamak mümkündür. Bu durum bize fıtrattan olan ile doğuştan gelen arasında bir ayrım yapmamız gerektiğini ortaya koyuyor. Her ne kadar fıtratta olan genelde doğuşta ortaya çıksa bile bu böyledir.</p>



<p>Bunu eşcinsellik meselesine uyguladığımızda şöyle bir tablo ortaya çıkar: Eşcinsellik bildiğimiz kadarıyla sonradan kazanılmış bir şeydir. Hadi, bunun doğuştan olduğunu varsayalım. Evet buraya dikkat edelim. Fıtrattan değil, doğuştan olduğunu varsayalım. Fıtrattan olması mümkün değil, çünkü Allah böyle bir üçüncü cinsiyet türü yaratmamıştır. İnsanlarda X-Y kromozomu dışında cinsiyet belirleyen bir gen yoktur. Yani eşcinsel gen diye bir gen bulunmamaktadır. Allah erkek ve kadını, birbirini çekecek şekilde, birbirini arzulayacak şekilde yaratmıştır. Erkeği kadına, kadını da erkeğe eş yapmıştır.</p>



<p>Hal böyle olunca fıtrat kanununda eşcinsellik yoktur. Ancak doğuştan nadir de olsa hünsa örneğinde görüldüğü gibi eşcinsellik olabilir. Doğrusu, bunu da tam olarak bilmiyorum, bir varsayım üzerinden yola çıkarak bunu söylüyorum. Nadir de olsa böyle bir şeyin bulunması zaten normal bir durum değildir, anormaldir. Belki de bir kromozom bozukluğu buna sebep olmuştur. O kromozom bozukluğuna da neyin sebep olduğunu şimdiki bilgilerimizde bilemiyoruz. Eğer ortada böyle bir yapısal bozukluk varsa bu tedavi edilecek demektir. Aynı şekilde eşcinsellik sonradan kazanılmış ise -ki genelde bildiğimiz budur- ortada yine bir sorun vardır. Bu sorun belki psikolojik bir sorundur; belki çevresel etkileşim sorunudur. Bu sorunun giderilmesi için yine tedaviye ihtiyaç vardır.</p>



<p>Sonuç olarak denilebilir ki, eşcinsellik genelde sonradan kazanılmış bir şeydir, ancak bir varsayım olarak nadir de olsa doğuştan geldiğini kabul edebiliriz. Doğuştan gelmesi normal ve doğal olduğu anlamına gelmez, yani bunun fıtrattan olduğu anlamına asla gelmez. Nitekim doğuştan bazı yapısal bozuklukların olduğu bilinen bir gerçektir. Şayet böyle bir durum varsa eşcinselliği de bu yapısal bozukluklar içerisinde saymak mümkündür.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/her-dogustan-olan-fitri-olan-midir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TBMM Anayasa Komisyonunda Ne Dedim? Nasıl Linç Edildim?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/tbmm-anayasa-komisyonunda-ne-dedim-nasil-linc-edildim/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/tbmm-anayasa-komisyonunda-ne-dedim-nasil-linc-edildim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Feb 2023 11:24:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Sapkınlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18649</guid>

					<description><![CDATA[Geçtiğimiz Salı günü [24 Ocak 2023], Anayasa Komisyonunun daveti üzerine meclisteydim. Komisyon, görüşülmekte olan Anayasa değişikliği maddeleri üzerindeki görüşmeler kapsamında ‘’bilgi ve görüşlerime başvurulmak üzere’’ beni de davet etti. Malum, değişiklik önerisi 24. madde [başörtüsüne anayasal güvence] ve 41. madde ile ilgili idi. Ben 41. madde ile ilgili olarak davet edilmiştim. Çünkü tasarı ile olası eşcinsel evlilik ve evlat edinme taleplerinin önü, maddeye ‘’Evlilik birliği, ancak kadın ile erkeğin evlenmesiyle kurulabilir’’ ifadesi eklenerek kesilmek isteniyordu. Yapılmak istenen buydu, ben bu nedenle, eşcinsellikle ilgili kitabı ve çalışmaları olan bir ürolog akademisyen/yazar olarak [41. madde hakkında görüş beyan etmek üzere] davet edilmiştim. Ancak olan biteni olduğu gibi [doğru] nakleden gazeteler olduğu gibi [Sabah, Takvim, Türkiye], komisyon üyesi CHP Ankara milletvekili Murat Emir’in itirazını ön plana çıkaran, bilimsel verilere dayalı olarak sunduğum bilgileri yani asıl beyanlarımı görmezden gelen, verdiğim cevapları çarpıtan, söylemediklerimi isnad eden, dalga geçen, cehaletle suçlayan, iftira atan gazeteler ve siteler de oldu [Cumhuriyet, Evrensel, T24 vb]. Hatta olayı ‘’Başörtüsü teklifi görüşmelerinde ürolog dinlendi…’’ manşeti ile veren -manipülasyon yapan- siteler oldu [artigercek]. Sosyal medyada ise tam bir lince tabi tutuldum, özellikle KAOS GL başta olmak üzere eşcinsel lobi ve aktivistlerin domine ettiği mecralarda türlü türlü hakaretlere, aşağılamalara vs uğradım. Peki bunlar &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Geçtiğimiz Salı günü [24 Ocak 2023], Anayasa Komisyonunun daveti üzerine meclisteydim. Komisyon, görüşülmekte olan Anayasa değişikliği maddeleri üzerindeki görüşmeler kapsamında ‘’bilgi ve görüşlerime başvurulmak üzere’’ beni de davet etti. Malum, değişiklik önerisi 24. madde [başörtüsüne anayasal güvence] ve 41. madde ile ilgili idi. Ben 41. madde ile ilgili olarak davet edilmiştim. Çünkü tasarı ile olası eşcinsel evlilik ve evlat edinme taleplerinin önü, maddeye ‘’Evlilik birliği, ancak kadın ile erkeğin evlenmesiyle kurulabilir’’ ifadesi eklenerek kesilmek isteniyordu. Yapılmak istenen buydu, ben bu nedenle, eşcinsellikle ilgili kitabı ve çalışmaları olan bir ürolog akademisyen/yazar olarak [41. madde hakkında görüş beyan etmek üzere] davet edilmiştim.</p>



<p>Ancak olan biteni olduğu gibi [doğru] nakleden gazeteler olduğu gibi [Sabah, Takvim, Türkiye], komisyon üyesi CHP Ankara milletvekili Murat Emir’in itirazını ön plana çıkaran, bilimsel verilere dayalı olarak sunduğum bilgileri yani asıl beyanlarımı görmezden gelen, verdiğim cevapları çarpıtan, söylemediklerimi isnad eden, dalga geçen, cehaletle suçlayan, iftira atan gazeteler ve siteler de oldu [Cumhuriyet, Evrensel, T24 vb]. Hatta olayı ‘’Başörtüsü teklifi görüşmelerinde ürolog dinlendi…’’ manşeti ile veren -manipülasyon yapan- siteler oldu [artigercek]. Sosyal medyada ise tam bir lince tabi tutuldum, özellikle KAOS GL başta olmak üzere eşcinsel lobi ve aktivistlerin domine ettiği mecralarda türlü türlü hakaretlere, aşağılamalara vs uğradım.</p>



<p>Peki bunlar beni şaşırttı mı? Tabii ki hayır, ben bunların olacağını biliyordum, zaten bu konularda yazan-konuşan biri olarak ben bunlara alışkınım, hatta bunlarla birlikte yaşıyorum, çünkü bu lobinin organize propagandist, etiketleyici, saldırgan, müfteri, çatışmacı yapısını ve hatta bunun eşcinselliğe içkin bir durum olduğunu biliyorum. Bu nedenle de tedbirimi baştan alıyorum. Nedir o? Naklettiğim tüm bilgileri mutlaka bilimsel bir çalışma verisine dayandırmak. Yani bilimsel olmayan [literatürde karşılığı bulunmayan] hiçbir bilgi nakletmemek, ki her halükarda sözlerimin arkasında durabileyim. Nitekim komisyonda naklettiğim tüm bilgiler de böyledir, konuşmayı irticalen yaptığım için tabii ki kaynak zikretmedim orada ama bilimsel dayanağı bulunmayan hiçbir veri nakletmedim, birazdan komisyon tutanaklarını nakledecek ve bunun böyle olduğunu kanıtlayacağım, hadi buyursunlar, görelim bakalım, bilimsel olan, literatürle konuşan kim, bilimsel olmayan, delilsiz konuşan, bazı mitleri bilimsel görüşlermiş gibi soslayarak sunan [dogmatik olan] kimmiş?</p>



<p>Anayasa Komisyonunun herkese açık tutanaklarını [24 Ocak 2023’teki konuşmamı] TBMM’nin sitesinden naklediyorum [sadece eş anlamlı 1-2 parantez ve naklettiğim bilgilerle ilgili literatürleri ekleyerek; cümle sonlarında […1,2] şeklinde eklediğim parantezler yani kaynaklar konuşmayı irticalen yaptığım için tutanaklarda yoktur];TBMM ANAYASA KOMİSYONU 24 OCAK 2023 TARİHLİ OTURUM</p>



<p>…</p>



<p>‘’OTURUM BAŞKANI ALİ ÖZKAYA – Sayın Küçük, çok teşekkür ediyorum. Son söz, Profesör Zeki Bayraktar, Hocam, herhâlde siz Sağlık Üniversitesi olduğu için aile kısmı ve bu husus [la ilgili konuşacaksınız]?</p>



<p>PROF. DR. ZEKİ BAYRAKTAR – [Evet] 41’inci maddeyle ilgili.</p>



<p>OTURUM BAŞKA NI ALİ ÖZKAYA – Evet, buyurun. Sizden de orayı alabilirsek.</p>



<p>PROF. DR. ZEKİ BAYRAKTAR – Sayın Başkan, sayın millet vekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ben, ürolog akademisyenim, hukukçu değilim. Görüşlerimi 41’inc i maddeyle ilgili teknik bağlamda [sunacağım], üç dakikaya neyi sığdırabilirsek…</p>



<p>OTURUM BAŞKANI ALİ ÖZKAYA – Hocam, size üç dakika daha ilave veririz, bize yeter ki konuyu tam anlatın ama bir dakika daha istemeyin.</p>



<p>PROF. DR. ZEKİ BAYRAKTAR – Evet, benim çağrılma nedenim, gerekçe, sanıyorum Türkiye’de [yazılan], tercüme olmayan, alandaki tek kitap yazarı olmam herhâlde, “İnterseks-Hermafrodit ve Eşcinsel” isimli kitap ve başka çalışmalarımız var. Şimdi, hukuki bağlamda zaten benim herhangi bir şey söyleme yetkinliğim yok, o konuya girmeyeceğim fakat bu konuda yirmi beş yıldır alanda çalışan bir ürolog olarak gördüklerimizi ve literatürde olan bilgileri harmanlayarak şunu söyleyebilirim: Bir dip dalgayla karşı karşıyayız ve henüz bunun kamuoyu tarafından da [tam] algılanabildiğini düşünmüyoruz çünkü bu dip dalga kamuoyunun algılayabileceği şekle [henüz] gelmemiş. Kamuoyu eşcinsel ve transseksüel bireyleri görür, biz ise bunun öncüllerini görüyoruz şu anda. 2019’da bu konuda yapılan akademik bir çalışmaya göre Türkiye ’de eşcinsellik oranı yüzde 4 olarak raporlanmıştır [1]. Bu konuda yapılan muhtelif [çalışmalar ve] sayılar var ama ben bu akademik çalışmayı naklediyorum, Rahman ve arkadaşları tarafından [yapılmış], İngiltere’de [bulunan] bir akademisyendir bu, bu çalışmaya göre Türkiye’de eşcinsellik oranı yüzde 4, Hollanda’da yüzde 15, en yüksek oran Hollanda’da tespit edilmiş, fakat bütün literatür verileri son on yılda, bunun da özellikle son beş yılında daha önce görmediğimiz yeni bir durumla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor [2-7], hatta bu kelime sizi ürkütebilir ama yine bir salgın var [3,5], fakat bu enfeksiyon salgını değil, “ergen karmaşası” dediğimiz, “ergenlerde biseksüel konfüzyon” dediğimiz, aslında eskiden beri var olan ama yüzde 98’i geçici olan bir durumun günümüze özgü koşullar nedeniyle, özellikle internet ve sosyal medya etkileşimleri bağlamında kalıcı hâle gelmesi sonucunda gördüğümüz ve teknik terimle “ergenlerde hızlı başlangıçlı cinsiyet hoşnutsuzluğu” adı verilen bir durum var, bu yeni bir klinik antite [5,7]. Eğer biz bu süreci doğru yönetemezsek; hekimler olarak, yöneticiler olarak, devlet olarak bu süreci rasyonel biçimde, akılcı yöntemlerle, panik yapmadan doğru bir şekilde yönetemezsek ne yazık ki önümüzdeki yıllarda eşcinsel ve transseksüel vakalarda bir patlamayla karşı karşıya kalabiliriz. Çünkü bu [cinsiyet hoşnutsuzluğu], eşcinselliğin ve transseksüelliğin öncülü olan bir durumdur [8-11].&nbsp;</p>



<p>Aslında eşcinsellik ve transseksüellik büyük oranda erken çocukluk döneminde “cinsiyet kimlik bozukluğu” dediğimiz, ki bu [gelişiminde] hatalı ebeveyn davranışlarının da etkili olduğu, akran etkileşimlerinin rol oynadığı, ergenlik döneminde yaşanan bu karmaşaların rol oynadığı bir süreçtir [8,9,12], busüreci iyi yönetemezsek önümüzdeki yıllarda böyle bir patlamayla karşı karşıya kalabiliriz. [Peki] Şu denilebilir mi: “Olsun -çünkü bizim bunu söyleyen arkadaşlarımızın da var olduğunu biliyoruz; bu bir karşıt görüş olarak da ele alınabilir, bir görüş olarak da ele alınabilir- eşcinsellik diyelim ki önümüzdeki yıllarda Hollanda gibi yüzde 15 ’lere, yüzde 25’lere çıksın, neticede bu da bir tercihtir [yönelimdir], niçin bundan kaygılanalım?” denilebilir mi?</p>



<p>Cevabı şöyle verelim: Devlet, vatandaşının, özellikle gençlerin beden ve ruh sağlığını korumakla yükümlüdür. Bu, devletin Anayasal görevidir, benim bildiğim kadarıyla.</p>



<p>FETİ YILDIZ (İstanbul) – Doğrudur.</p>



<p>PROF. DR. ZEK İ BAYRAKTAR – Eşcinsellik ve transseksüellik, adına ister “hastalık” deyin, ister “tercih” deyin, ister “yönelim” deyin, ister “normatif bir davranış ” deyin… ne derseniz deyin, öyle bir şeydir ki bireyin yaşam süresini on altı yıl ile yirmi yedi yıl arasında kısaltan yani ömrü ortalama yirmi beş yıl kısaltan bir durumdur [13-15]. Niye bu böyle? Çünkü eşcinseller, eşcinselliğe özgü davranışlar nedeniyle multipartnerli bir yaşam sürerler yani çok fazla partnerli bir yaşamları olur; 100’lü, 200’lü, 300’lü, 500’lü [partnerler], ve bu yaşamın getirdiği zührevi hastalıklar, riskler nedeniyle başta HIV olmak üzere bütün cinsel temasla geçen hastalıklara çok yüksek oranda yakalanırlar ve bu nedenle de başta kaposi sarkomu, lenfoma, anal-genital kanserler olmak üzere, kanserler ve enfeksiyonlar çok sık görülür ve bunlardan dolayı bağışıklık sistemi baskılanır ve ortalama yirmi, yirmi beş yıl ömür kısalır bu bireylerde [15]. Ayrıca, yaşadıkları sürede de yüksek oranda psikolojik sorunlar yaşarlar, yani madde bağımlılığı, anksiyete, depresyon, intihara eğilim ve bizatihi intihar, 7 kat ile 16 kat arasında fazla görülür bu bireylerde [15-27]. Dolayısıyla, sanıyorum hepimiz çocuklarımızın, torunlarımızın böyle bir durumla karşılaşmasını arzu etmeyiz. Devletin de vatandaşlarının beden ve ruh sağlığını korumakla görevli olduğunu düşündüğümüz zaman -teknik detayını ben bilemem ama- bu konuda belli önlemlerin alınması gerektiği ortadadır ve hatta bunun aslında yine benim görebildiğim kadarıyla, daha sistematik bir şekilde [yapılması gerekir], sadece Anayasa veya yasal düzenlemelerle değil, devletin etkin kurumları, Bakanlıklar devreye girerek, bütün ebeveynlerin bu konuda bilinçlendirilmesini, bütün öğretmenlerin bu konuda bilinçlendirilmesini sağlayarak, özellikle bu ergen karmaşasını nasıl yöneteceğimiz konusunda bilinçlendirme yaparak bu süreci iyi yönetmemiz gerekiyor. Bu konuda biz elimizden geldiğince STK&#8217;lerde katkı vermeye çalışıyoruz, bugün de burada bu sunumu yaparak [inşallah] katkı vermiş olduk. Süremi aştım mı bilemiyorum.</p>



<p>OTURUM BAŞKANI ALİ ÖZKAYA – Yok, teşekkür ediyoruz Sayın Hocam yani size özellikle teşekkür ediyorum. İsminizi duyuyorduk ama ilk defa gördük. Bu konuyu bu kadar kısa sürede bu kadar vazıh anlattığınız için ayrıca teşekkür ediyorum.</p>



<p>PROF. DR. ZEKİ BAYRAKTAR – Bir soru var Sayın Başkanım.</p>



<p>FETİ YILDIZ (İstanbul) – Hangi sene yapıldı bu [çalışma]?</p>



<p>PROF. DR. ZEKİ BAYRAKTAR – Az önce verdiğim eşcinsellik oranı 2019’da yapıldı, 25 ülke incelemesi var.</p>



<p>FETİ YIL DIZ (İstanbul) – Yaş aralığı?</p>



<p>PROF. DR. ZEKİ BA YRAKTAR – Erişkinlerde, 20 yaşın üzerindeki [bireylerde], ama o “Ergenlerle ilgili salgın var.” dediğimiz şey ergen grubunda, yani 12 -18 yaş arası grupta.</p>



<p>OTURUM BAŞKANI ALİ ÖZKAYA – Evet, Millet vekilimiz Sayın Murat Emir hem doktor hem de hukukçu. Buyurun.</p>



<p>MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, ben bir Komisyon üyesi olarak şimdiye kadar söz almadım ve soruyu da birkaç dakikalık bir açıştan sonra soracağım eğer izin verirseniz.</p>



<p>MURAT EMİ R (Ankara) – [Önce 24. madde ile ilgili görüşlerini beyan ettikten sonra] …&nbsp;</p>



<p>Devam ediyorum, şimdi ben geçen haftaki oturumda bir talepte bulunmuştum. Hiç olmazsa bakın “ sapkınlık,” “sapıklık” falan deniyor, Türk Psikiyatri Derneğinin bir temsilcisini çağırın demiştim. Bilim insanı gelsin, birkaç kişi gelsin, Türk Tabipler Birliğinden de gelsin ve bu konuda bizi aydınlatsınlar, ben burada derin bir cehalet görüyorum. Kendi pozisyonumu ifade edeyim önce yanlış anlamalara izin verilmemesi için. Türkiye’de, bu ülkede, bu toplumda çocuklarımızı, ergenlerimizi korumak birincil görevimizdir ve bunun için millî eğitimden tutun birçok alanda yapılması gereken birçok şey olduğuna inanıyorum, bu alanın başıboş bırakılmaması gerektiğine inanıyorum.</p>



<p>OTURUM BAŞKANI ALİ ÖZKAYA – Çok özür diliyorum ama Genel Kurul ara vermiş, Meclis kapanmış.</p>



<p>MURAT EMİR (Ankara) – Geliyorum, geldim, bir dakika kaldı Sayın Başkan.</p>



<p>OTURUM BAŞKANI ALİ ÖZKAYA – Yine kapattırırsınız Genel Kurulu.</p>



<p>MURAT EMİR (Ankara ) – Bakın, sayın uzmanı çağırdınız, sayın meslektaşımı çağırdınız, önemli bilgiler verdi, teşekkür ederim ama…</p>



<p>OTURUM BAŞKANI ALİ Ö ZKAYA – Hocama sorun ki…</p>



<p>MURAT EMİ R (Ankara ) – Soruyorum, şimdi soruyorum. Bakın, kullandığı kelimeleri söylüyorum, sizi şey yapmak için söylemiyorum, siz çünkü ürologsunuz hâliyle. Bakın, ergenlik karmaşası, cinsel kimlik bunalımı, cinsel kimlik arayışı, normatif davranış, psikolojik sorunlar, intihar, depresyon, ya bunlar üroloğun işi değil arkadaşlar, bunlar psikiyatristlerin işi, psikologların işi, ergen psikiyatrisiyle uğraşanların işi; getirin bir tane uzman onlar anlatsın bunları. Ya, bu yüce Meclis bunlara mahkûm mu?</p>



<p>OTURUM BAŞKANI ALİ Ö ZKA YA – Bak, bu hiç olmadı, bu hiç olmadı Murat Bey.</p>



<p>MURAT EMİR (Ankara) – Evet, bakın bu soruların hangisi ürolojinin alanıdır?</p>



<p>PROF. DR. ZEKİ BAYRAKTAR – Bir cevap verebilir miyim?</p>



<p>MURAT EMİ R (Ankara ) – Hocam, bakın söylediğiniz kelimeler. Ergenlik karmaşası ürolojinin alanı mıdır? Psikolojik sorunlar ürolojinin alanı mıdır? İntihar, depresyon ürolojinin alanı mıdır? Ruh sağlığını korumak, cinsel kimlik ürolojinin alanı mıdır Hocam?</p>



<p>PROF. DR. ZEKİ BAYRAKTAR – Teşekkür ediyorum. Şimdi bu [konu] konuşulurken ifade edilen bir kısaltma var, biliyorsunuz, LGBTİ. L, lezbiyen; G, gey, B, biseksüel; T, transseksüel; İ, interseks. Bu kitabım bunların tamamını anlatan bir kitaptır. Mesela interseks dediğimiz hasta grubu tamamen ürolojinin alanındadır, psikiyatristler tek bir interseks [vaka] görmezler, bir. Transseksüeller yani cinsiyet değiştirme ameliyatları, …</p>



<p>MURAT EMİR (Ankara) – Ya yapmayın, ameliyata son anda size geliyorlar.</p>



<p>PROF. DR. ZEKİ BAYRAKTAR – Müsaadenizle…</p>



<p>OTURUM BAŞKANI ALİ ÖZKAYA – Evet, Sayın Emir, Hocam cevap versin. Ben kapatmak durumundayım, bir ara vermek durumundayım, Genel Kurula geçeceğiz.</p>



<p>PROF. DR. ZEKİ BAYRAKTAR – Cinsiyet değiştirme ameliyatları da keza ürologların dâhil olduğu bir şeydir. Geyler, biseksüeller psikiyatristlerin terapi alanıyla alakalıdır ama bunlar p sikiyatristlerden 10 kat daha f azla bize gelirler, biyolojik-zührevi hastalıklar nedeniyle yani benim yirmi beş yılda gördüğüm gey, biseksüel…</p>



<p>AYSU BANKOĞL U (Bartın) – Ne alakası var Anayasa değişikliğiyle.</p>



<p>OTURUM BAŞKANI ALİ Ö ZKAYA – Sayın Bankoğlu, lütfen…</p>



<p>PROF. DR. ZEKİ BAYRAKTAR – Ama meslektaşımın şu dediği doğru: Buraya bir psikiyatrist de çağırılmalı, çağrılabilir fakat ben burada terapiyle ilgili bir şey söylemedim, dik kat ed erseniz…</p>



<p>OTURUM BAŞKANI ALİ ÖZKAYA – Hocam, mesele …</p>



<p>PROF. DR. ZEKİ BAYRAKTAR – Altını çizmek istiyorum Sayın Başkan. Bakın, ben psikiyatristlerin terapi alanına karışmadım hatta eşcinselliği bir hastalık olarak nitelemedim, yönelim olarak niteledim, normatif veya normatif değil diye de nitelemedim çünkü bu tartışmaları ben biliyorum. Dedim ki: Nasıl nitelerseniz niteleyin sonuca bakıyoruz. Sonuç: Eşcinsellik öyle bir durumdur ki bireyin ortalama yaşamını on altı yıl ile yirmi altı yıl arasında kısaltan bir durumdur. Neden bu [böyle bir] durumdur? İşte bunu [eşcinsellerin maruz kaldığı biyolojik-zührevi hastalıkları ve sonuçlarını] psikiyatristler bilmezler. Bir psikiyatrist arkadaşım olsa tartışırdık. Çünkü ben…</p>



<p>MURAT EMİR (Ankara ) – Olsun diyoruz işte, biz gelsin istiyoruz.</p>



<p>OTURUM BAŞKANI ALİ ÖZKAYA – Onu da biz konuşacağız. Hocam, teşekkür ediyorum, ara vereceğim.’’</p>



<p>Evet, komisyonda naklettiğim bilgiler bunlardı, şimdi bu bilgileri hangi tıbbi literatüre dayalı olarak verdiğimi [kaynaklarımı] naklediyorum, bilimsel olan/olmayan, delille konuşan/konuşmayan kimmiş görelim.</p>



<p>Naklettiğim bu bilgilerin hangisi yanlış?</p>



<p>Hodri meydan…</p>



<p>.</p>



<p>KAYNAKLAR</p>



<p>1-Rahman Q, Xu Y, Lippa RA, Vasey PL.Prevalence of Sexual Orientation Across 28 Nations and Its Association with Gender Equality, Economic Development, and Individualism. Arch Sex Behav. 2019 Dec 3. doi: 10.1007/s10508-019-01590-0.</p>



<p>2- Wood H, Sasaki S, Bradley SJ, et al. Patterns of referral to a gender identity service for children and adolescents (1976–2011): Age, sex ratio, and sexual orientation [Letter to the Editor]. Journal of Sex and Marital Therapy, 2013;39, 1-6.</p>



<p>3-Marchiano L. Outbreak: On transgender teens and psychic epidemics. Psychological Perspectives: A Quarterly Journal of Jungian Thought, 2017;60, 345-66.</p>



<p>4-de Graaf NM, Giovanardi G, Zitz C, Carmichael P Sex ratio in children and adolescents referred to the Gender Identity Development Services in the UK (2009–2016) [Letter to the Editor]. Archives of Sexual Behavior, 2018;47, 1301-304.</p>



<p>5-Zucker KJ. Adolescents with Gender Dysphoria: Refections on Some Contemporary Clinical and Research Issues. Arch Sex Behav. 2019 Oct;48(7):1983-1992.</p>



<p>6-Kaltiala R, Bergman H, Carmichael P, et al. Time trends in referrals to child and adolescent gender identity services: a study in four Nordic countries and in the UK. Nord J Psychiatry. 2020 Jan;74(1):40-44.</p>



<p>7-Littman L. Correction: Parent reports of adolescents and young adults perceived to shown signs of a rapid onset of gender dysphoria. PLoS ONE. 2019; https ://doi.org/10.1371/journ al.pone.02141 57.</p>



<p>8-Bradley SJ, Zucker KJ. Gender identity disorder psychosexual problems in children and adolescents. Canadian Journal of Psychiatry, 1990;35 (6), 477-486.</p>



<p>9-Bailey JM, Zucker KJ. Childhood sex-typed behavior and sexual orientation: a conceptual analysis and quantitive review. Developmental Psychology, 1995;31 (1), 43-55.</p>



<p>10-Wallien MS, Cohen-Kettenis PT. Psychosexual outcome of gender-dysphoric children. J Am Acad Child Adolesc Psychiatry.2008;47:1413-1423.</p>



<p>11-Drummond KD, Bradley SJ, Peterson-Badali M, Zucker K. A follow-up study of girls with gender identity disorder. Dev Psychol. 2016;44:34-45.&nbsp;</p>



<p>12-van den Aardweg GJM. On the Psychogenesis of Homosexuality. Linacre Q. 2011, Aug;78(3):330-354.</p>



<p>13-CDC, “HIV Cost-effectiveness: HIV Survival,”&nbsp;</p>



<p><a href="http://web.archive.org/web/20131107173550/http://www.cdc.gov/hiv/prevention/ongoing/costeffectiveness/">http://web.archive.org/web/20131107173550/http://www.cdc.gov/hiv/prevention/ongoing/costeffectiveness/</a></p>



<p>14-Hogg R, Lima V, Sterne JAC et al; Antiretroviral Therapy Cohort Collaboration. Life expectancy of individuals on combination antiretroviral therapy in high-income countries: a collaborative analysis of 14 cohort studies. Lancet 2008 Jul 26;372(9635):293-9.</p>



<p>15-Camenker B. The health hazards of homosexuality: what the medical and psychological research reveals/Eşcinsel Hayat Tarzının Sağlık Tehlikeleri [Çeviren:Gül Aktaş], Kaknüs y., 2021, s.82, 352</p>



<p>16-Fergusson DM, Horwood LJ, Beautrais AL. Is sexual orientation related to mental health problems and suicidality in young people? Arch Gen Psychiatry. 1999 Oct;56(10):876-80.</p>



<p>17-Fergusson DM, Horwood LJ, Ridder EM, Beautrais AL Suicidal behaviour in adolescence and subsequent mental health outcomes in young adulthood. Psychol Med. 2005 Jul;35(7):983-93.</p>



<p>18-Bostwick WB, Boyd CJ, Hughes TL, McCabe SE. Dimensions Of Sexual Orientation And The Prevalence Of Mood And Anxiety Disorders In The United States. American Journal of Public Health, 2010;100(3), 468-75.</p>



<p>19-Remafedi G, Resnick M, Blum R, Harris L. Demography of sexual orientation in adolescents. Pediatrics. 1992 Apr;89(4 Pt 2):714-21.</p>



<p>20-Lourie MA, Needham BL. Sexual Orientation Discordance and Young Adult Mental Health. J Youth Adolesc. 2017 May;46(5):943-954.</p>



<p>21-Lytle MC, De Luca SM, Blosnich JR, Brownson C. Associations of racial/ethnic identities and religious affiliation with suicidal ideation among lesbian, gay, bisexual, and questioning individuals. J Affect Disord. 2015 Jun 1;178:39-45.</p>



<p>22-Lock J, Steiner H. Gay, lesbian, and bisexual youth risks for emotional, physical, and social problems: results from a community-based survey. J Am Acad Child Adolesc Psychiatry. 1999 Mar;38(3):297-304.</p>



<p>23-Haas AP, Eliason M, Mays VM et al.&nbsp; Suicide and Suicide Risk in Lesbian, Gay, Bisexual, and Transgender Populations: Review and Recommendations, J Homosex. 2011;58(1):10-51.</p>



<p>24-Sandfort TGM, de Graaf R, Bijl RV et al. Same-sex sexual behavior and psychiatric disorders: findings from the Netherlands Mental Health Survey and Incidence Study (NEMESIS). Arch Gen Psychiatry 2001;58:85–91.</p>



<p>25-Sandfort TG, de Graaf R, Ten Have M, Ransome Y, Schnabel P. Same-sex sexuality and psychiatric disorders in the second Netherlands Mental Health Survey and Incidence Study (NEMESIS-2). LGBT Health. 2014 Dec;1(4):292-301. Epub 2014 Oct 16.</p>



<p>26-Yavuz MF,&nbsp; Dalkanat N, Gölge B, Müderrisoğlu S. Eşcinsel erkeklere yönelik fiziksel şiddetin değerlendirilmesi. Adli Tıp Dergisi 2006;20(2):15-21.</p>



<p>27-Zhao Y, Montoro R, Igartua K, Thombs BD. Suicidal ideation and attempt among adolescents reporting &#8220;unsure&#8221; sexual identity or heterosexual identity plus same-sex attraction or behavior: forgotten groups? J Am Acad Child Adolesc Psychiatry. 2010 Feb;49(2):104-13.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/tbmm-anayasa-komisyonunda-ne-dedim-nasil-linc-edildim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
