<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sabahattin Ali &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/sabahattin-ali/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 01 Mar 2019 05:36:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Sabahattin Ali &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>CHP İktidarı Sabahattin Ali’yi Niçin Öldürttü?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/chp-iktidari-sabahattin-aliyi-nicin-oldurttu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/chp-iktidari-sabahattin-aliyi-nicin-oldurttu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Jan 2019 22:20:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Sabahattin Ali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=8242</guid>

					<description><![CDATA[Eserleri, fikirleri ve kişiliği ile bir döneme damga vuran Sabahattin Ali’nin öldürülmesinin üzerinden 70 yıl geçti ama cinayet hâlâ esrarını koruyor. Cinayetle ilgili en kapsamlı soruşturmayı yapan gazeteci Kemal Bayram’ın kitabında anlatılanlar, şüpheli olarak Milli Emniyet’i ve dönemin Tek Parti iktidarını zan altında bırakıyor. Sabahattin Ali’nin yakınında bulunmuş olan yazar ve aydınların çoğu da benzer görüşleri savunuyor. Sabahattin Ali… Kürk Mantolu Madonna’nın, Kuyucaklı Yusuf’un, İçimizdeki Şeytan’ın yazarı, toplumcu şair. Bir milletin üzerine kâbus gibi çökmüş olan Tek Parti iktidarının karanlığını yırtmaya yeminli bir hürriyet eri. Sanatın, edebiyatın; dahası insanlığın, hoşgörünün geçerliliği olmayan bir dönemde kalemiyle bir umut yarattı ezilen, köleleştirilen ve kendi öz vatanlarında parya olanlara. Kır saçları, çocuksu ifadeye sahip yüzü, heyecanlı, fazla konuşkan ve mütecessis tavırlarıyla dikkat çeken biriydi Sabahattin Ali. Aziz Nesin ile beraber Markopaşa’yı çıkardılar. O zamanın en büyük gazetelerinden daha fazla tiraja ulaştılar. Mizah ile eleştiriyorlardı memleketin kanını emenleri. Markopaşa, büyük bir rahatsızlık uyandırmıştı. Daha sonra Mehmet Ali Aybar’ın Zincirli Hürriyet gazetesindeki yazılarıyla devam etti yergilerine. Baskı arttıkça kalemin ucu daha da sivriliyordu. Sırça Köşk ile doruğa ulaştı muhalifliği. Çevresinden pek çok uyarı aldı, “Biraz daha yumuşak bir dil kullan” diye. Mehmed Kemal de 1940’larda biraz başkaldırmak isteyen sanatçıya, “Bak, Nazım Hikmet’in başına gelenler, sonra &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1"><b>Eserleri, fikirleri ve kişiliği ile bir döneme damga vuran Sabahattin Ali’nin öldürülmesinin üzerinden 70 yıl geçti ama cinayet hâlâ esrarını koruyor. Cinayetle ilgili en kapsamlı soruşturmayı yapan gazeteci Kemal Bayram’ın kitabında anlatılanlar, şüpheli olarak Milli Emniyet’i ve dönemin Tek Parti iktidarını zan altında bırakıyor. Sabahattin Ali’nin yakınında bulunmuş olan yazar ve aydınların çoğu da benzer görüşleri savunuyor.</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Sabahattin Ali… Kürk Mantolu Madonna’nın, Kuyucaklı Yusuf’un, İçimizdeki Şeytan’ın yazarı, toplumcu şair. Bir milletin üzerine kâbus gibi çökmüş olan Tek Parti iktidarının karanlığını yırtmaya yeminli bir hürriyet eri. Sanatın, edebiyatın; dahası insanlığın, hoşgörünün geçerliliği olmayan bir dönemde kalemiyle bir umut yarattı ezilen, köleleştirilen ve kendi öz vatanlarında parya olanlara. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Kır saçları, çocuksu ifadeye sahip yüzü, heyecanlı, fazla konuşkan ve mütecessis tavırlarıyla dikkat çeken biriydi Sabahattin Ali. Aziz Nesin ile beraber Markopaşa’yı çıkardılar. O zamanın en büyük gazetelerinden daha fazla tiraja ulaştılar. Mizah ile eleştiriyorlardı memleketin kanını emenleri. Markopaşa, büyük bir rahatsızlık uyandırmıştı. Daha sonra Mehmet Ali Aybar’ın Zincirli Hürriyet gazetesindeki yazılarıyla devam etti yergilerine. Baskı arttıkça kalemin ucu daha da sivriliyordu. Sırça Köşk ile doruğa ulaştı muhalifliği. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Çevresinden pek çok uyarı aldı, “Biraz daha yumuşak bir dil kullan” diye. Mehmed Kemal de 1940’larda biraz başkaldırmak isteyen sanatçıya, “Bak, Nazım Hikmet’in başına gelenler, sonra senin de başına gelir” diye gözdağı verildiğini yazıyor. Yusuf Turan Günaydın’ın Mehmed Kemal’den aktardığına bakılırsa o yıllarda Sabahattin Ali’ye rejimin için “yaramaz çocuk” gözüyle bakılıyordu. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Dönemin muktedirlerinin hakka, hukuka, sanata, sanatçıya, umuda, özgürlüğe –tabii demokrasiye de– tahammülleri yoktu! Bu yüzden de bastırıldı, sindirildi, sürüldü, hapsedildi aydınlar, yazarlar, sanatçılar… Ve yok edildi Sabahattin Ali… </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Sabahattin Ali’nin ölümü üzerindeki esrar perdesi bugüne kadar aralanamadı. Onu öldürenler, onu tanıyan hiç kimsenin inanmayacağı bir senaryo ortaya attılar. Buna göre, Sabahattin Ali hapishaneden arkadaşı olan Berber Hasan’a, Bulgaristan’a kaçmak istediğini söyledi. Berber Hasan da Sabahattin Ali’yi daha sonra onu katledecek olan Ali Ertekin ile tanıştırdı. Ali Ertekin, Sabahattin Ali’yi Bulgar sınırına kadar getirdi. Senaryoya göre, Sabahattin Ali sınıra varana kadar “devrim, sosyalizm” deyip durdu. Bu sözler Ertekin’in milliyetçi duygularının kabarttı. Ertekin oracıkta Sabahattin Ali’yi katletti. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1"><b>Bir Buçuk Yıl Sonra Serbest</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Sabahattin Ali cinayeti kuşkusuz dehşetengiz bir olaydı; Milli Emniyet de CHP yönetimi de cinayetin duyulmaması için yoğun çaba sarf etti. Gizlemeyi başardılar da. Günaydın’ın “Sabahattin Ali-Bir Cinayetin Anatomisi” adlı kitabında aktardığına göre, 2 Nisan 1948’de 41 yaşında katledilen Sabahattin Ali’nin öldüğü ilk olarak 12 Ocak 1949 tarihli gazetelerde haber olabildi. Haberler birkaç gün sürdü. Önce ‘hain’in yurtdışına kaçarken öldürüldüğü yazıldı; sonra cesedin Sabahattin Ali’yi ait olmadığı yazıldı. En sonunda cesedin –yakın arkadaşı Aziz Nesin’in de teşhisi ile– Sabahattin Ali’ye ait olduğu anlaşıldı. Haberlerdeki belirsizlik ve tutarsızlık iktidarın gazetelere yönelik kısıtlamalarından da kaynaklanmıştı; bir karartma söz konusuydu. Ancak yine Nesin’in söylediklerine bakılırsa dönemin gazeteleri Sabahattin Ali’nin ölümünü sevinçle karşılamış ve katili alkışlamaktan geri durmamıştı. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Milliyetçi duygularının ardına sığınan Ertekin tuhaf bir adamdı. II. Dünya Savaşı sırasında silâh altındayken teçhizatı ile birlikte firar ederek Bulgaristan’a sığınmış, bu yüzden de askeri mahkemede yargılanmış eski bir subay olan Ertekin, cinayetten sonra 7 yıl hapse mahkûm ediliyor, onun da 1,5 yılını yatıp aftan yararlanarak dışarı çıkıyor. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Sabahattin Ali’yi sevenler üzerinde büyük bir teessür bırakan cinayetin bu şekilde gerçekleştiğine ise kimse inanmıyor. Bu noktada pek çok iddia ortaya atılıyor. Bu iddialardan iki tanesi diğerlerine nazaran daha güçlü… Sabahattin Ali’nin bir grup yakın dostu, onun Kırklareli ya da İstanbul’da işkence edilerek öldürüldüğünü, daha sonra sınıra getirildiğini ve Ali Ertekin’in de cinayeti “milliyetçilik masalı”nın arkasına sığınarak üstlendiğini öne sürüyorlar. Diğer iddia sahipleri ise Ali Ertekin’in Milli Emniyet Teşkilatı’nın, yani bugünkü MİT’in adamı olduğunu düşünüyor. Onlara göre, Ertekin kaçıracağını söyleyip Ali’yi kandırarak sınıra götürdü ve orada öldürdü.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1"><b>Kemal Bayram’ın Cinayeti Sorgulayan Röportajları </b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">İlk iddiadan yola çıkan araştırmacı gazeteci Kemal Bayram, o dönem Sabahattin Ali’nin yakın çevresini oluşturan önemli kişilerle cinayet hakkında yaptığı söyleşileri “Sabahattin Ali Olayı” adıyla bir kitapta topladı. Yakın tarihin bu en önemli ve hâlâ fail-i meçhul cinayeti ile ilgili en kapsamlı çalışmada, Sabahattin Ali’nin tanıdıklarının yanı sıra otopsisine katılan Doktor Cevdet Tan ve katili Ali Ertekin ile yapılmış bir söyleşi de yer alıyor. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Kitapta görüşlerine başvurulan önemli isimlerden biri Markopaşa dergisinden arkadaşı Rıfat Ilgaz. Sabahattin Ali’nin sosyalist görüşlü olmasına rağmen arkadaş seçerken ideoloji filtresi koymadığını belirten Ilgaz, onun her kesimden insanla arkadaşlık ettiğini söylüyor. Ilgaz, cinayetin “milliyetçi” duygularla işlendiğine inanmıyor. Tahkikat için mahkemenin cinayet yerini göstermesini istediği zaman Ali Ertekin’in cinayeti işlediği yeri bir türlü bulamadığını ve bu yüzden kendisinde şüpheler oluştuğunu da belirtiyor Ilgaz. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Sabahattin Ali’nin arkadaşlarının çoğunun şüphelendiği ortak isim Mehmet Ali Cimcoz. Eşi Adalet Cimcoz ile birlikte sık sık aydınları ve sanatçıları evlerinde konuk eden Mehmet Ali Cimcoz, siyasi polis teşkilatının adamı olarak görülüyor. Mehmet Ali Cimcoz, Sabahattin Ali’nin en yakın arkadaşı denilebilecek bir konumda. 6 ay aralıksız onun evinde kaldığı, hatta onun çamaşırlarını kullandığı bile oluyor. Müzehher Vânû, Mehmet Ali Cimcoz’un polis teşkilatına çalıştığını Sabahattin Ali’nin bildiğini ve bunu kendisine şu cümlelerle anlattığını da iddia ediyor: </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">“Biliyorum Milli Emniyet ile ilişkileri olduğunu ancak benden öğrenebilecekleri bir şey yok. Bildiğiniz gibi ben her şeyi açıkta olan bir insanım. Onların evinde kendimi emniyette hissediyorum.» </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Cimcoz ile ilgili iddialar bu kadar değil. Hasan İzzettin Dinamo da bu kişinin Milli Emniyet adına çalıştığını söylüyor. Dinamo’ya göre Cimcoz’un görevi dönemin aydınlarını ve sanatçılarını kontrol altında tutmak. Bu dönem aydınlarının sürekli polis takibi altında oldukları herkesçe bilinen bir durum. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Kemal Bayram’ın röportaj kitabında Markopaşa’dan, Sabahattin Ali’nin bir başka arkadaşı Mehdi Zıt da bulunuyor. Zıt, polis teşkilatının aydınlar arasında sürekli ajan bulundurmasıyla ilgili ilginç bir<br />
anı paylaşıyor: </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">“Sanat Sevenler Kulübü vardı İstanbul’da. Burada pek çok kadınlar da bulunuyordu. Bir tanesi de İstanbul’un ünlü terzilerinden biriydi ya da öyle görünüyordu. Sonraları askerlik işleriyle ilgili Emniyet Birinci Şube’ye gitmiştim. Terzi olduğunu söyleyen kadını gördüm. Bir masası vardı orada, oturuyordu. Sivil polisti yani.” </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Zincirli Hürriyet gazetesinin sahibi Mehmet Ali Aybar ise yine Sabahattin Ali Olayı adlı kitapta faşist İttihat ve Terakki’nin mirasçısı olarak gösterdiği CHP ile halk arasında o dönemde mesafenin açıldığını ve Sabahattin Ali’nin halka dokunduğunu, bu yüzden de öldürülmüş olabileceğini anlatıyor. Aybar, Sabahattin Ali’nin cesedinin bir bütün halinde bulunmadığını, bir çuval içinde kemik parçaları şeklinde getirildiğini ve otopsisinin şüpheli bir şekilde yapıldığını da belirtiyor. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1"><b>Sabahattin Ali Kamyonculuk da Yaptı</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Dönemin sakıncalı aydınlarından biri de Hasan İzzettin Dinamo idi. Dinamo anılan kitapta Kemal Bayram’ın sorularına yanıt verirken Sabahattin Ali’nin öldürülmeden önceki birkaç ay içinde devlet görevinden uzaklaştırılmış olduğu için “kamyonculuk” yapmak zorunda kaldığını hatırlatıyor ve onun ölümündeki Milli Emniyet parmağına işaret ediyor. Dinamo, Ali’nin kamyonculuk işini yurtdışına kaçmanın bir aracı olarak değerlendirmek istediğini savunuyor. Ona göre Sabahattin Ali, kamyonuyla Edirne gibi sınır bölgelerinden peynir vs. yükleyip taşıyacak, uygun bir ortam bulduğunda da kaçacaktı. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Milli Emniyet bütün aydınları takip ettiği gibi Sabahattin Ali’yi de takip ediyor ve onu uygun bir yerde tuzağa düşürmeyi planlıyordu. “Kamyon” işi bir anlamda tuzaktı ve Dinamo’ya göre, kamyonu Mehmet Ali Cimcoz eliyle Milli Emniyet temin edip Ali’ye vermişti. Zaten Sabahattin Ali’nin kamyonculuğu Nisan 1948’deki ölümünden altı ay kadar önce Eylül 1947’de başlamıştı. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Kemal Bayram’ın kitapta aktardığı iddialara göre, Milli Emniyet o dönemde bu taktikleri kullanıyordu; Dinamo, kendilerine de bir kişi aracılığıyla Milli Emniyet’in baskı makinesi sağladığını ancak ilerleyen zamanda baskı makinesini kullanan herkesin tutuklandığını söylüyor. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Markopaşa’nın İdari İşlerden Sorumlu Genel Müdürü Haluk Yetiş ise Markopaşa dolayısıyla İsmet Paşa hükümetinin Aziz Nesin ve Sabahattin Ali’den çok rahatsız olduğunu bu yüzden sürekli baskı altında tutulduklarını aktarıyor. Özellikle Sırça Köşk’ün büyük etki yaptığını ve bu etkiden Sabahattin Ali’nin kendisinin bile korktuğunu ifade eden Yetiş, “Sırça Köşk’ü Halk Partisi’ni yıkmak için yazdı, çok da etkili oldu ve kendisi de korktu” şeklinde konuşuyor. Yetiş, Sabahattin Ali’nin baskılardan ve bitmek bilmeyen mahkemelerden bıktığı için kamyon alarak nakliyeciliğe başladığını söylüyor. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1"><b>Nazım Hikmet: “MİT Öldürdü”</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Nazım Hikmet de Moskova’da yazdığı Yeni Zamanlar kitabında Sabahattin Ali’nin ölümüne ilişkin şu satırlara yer veriyor: </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">“Sabahattin’i birkaç kez hapse attılar. Buna karşın savaşımından vazgeçmedi. O zamanki iç ve dış durum öyleydi ki gerici hükümet Markopaşa’yı doğrudan kapatmaya cesaret edemedi. Gazeteyi durdurmanın tek çaresi vardı. Bir provokasyon yardımıyla yayımcıyı yok etmek, yani Sabahattin Ali’yi öldürmek. Öyle de yaptılar. MİT, kiralanmış ajanlarından birinin eliyle Sabahattin Ali’yi bir ormanda öldürttü.” </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Türk basın tarihinin önemli isimlerinden Zekeriya Sertel ise konuyu demokrasi mücadelesi olarak niteliyor. II. Dünya Savaşı’ndan demokrasi taraftarlarının galip çıkması neticesinde Türkiye’nin de demokratikleşmesi için mücadele verdiklerini anlatan Sertel, İnönü’yü yıkmak istediklerini açıklıyor. İnönü’nün sürekli olarak “demokrasiyi getirdim” diye övündüğünü, ancak bunun gerçekle alakası olmadığını ifade eden Sertel, “Demokratik düşünce ve hareketleri önlemek için bizlerin canını çıkardı. Bir kuşağı harcadı. En sonunda övünme ve zafer ona kaldı, aklınca parsayı kendisi topladı” diyor. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Eski politikacı Niyazi Ağırnaslı da dönemin Marksist aydınlarının sürekli polis takibinde olduğunu doğrulayanlardan. Öldürülmesine gerekçe olarak da işçi, köylü ve halk sınıfına inmesinin, onlara uzanmasının ve onları uyandırmaya çalışmasının etkili olduğunun altını çiziyor. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Kemal Bayram’ın konuştuğu kişilerin bir kısmı Sabahattin Ali’nin devlet tarafından öldürüldüğüne inanmıyor. İnanmayanların başında Remzi Atıl geliyor. Atıl, Adana’da oto galericiliği yapan, İstanbul’da olduğu sürece sürekli olarak Sabahattin Ali ile birlikte lüks otellerdeki gece eğlencelerine katılan bir isim. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Rıfat Ilgaz, Atıl’ın polis olduğundan emin olacak derecede şüphe ediyor ve defalarca dile getiriyor. Sabahattin Ali’ye de bu konuyu açıyor ancak Cimcozlar’a dediği gibi Remzi için de “Bundan bana ne, benim gizli bir şeyim yok” diyor. Atıl, kendisinin Ilgaz’a yüz vermediğini ve bu yüzden Sabahattin Ali ile arkadaşlıklarını kıskanarak bunları yazdığını söylüyor. Atıl’a göre, Sabahattin Ali’nin öldürülmesi basit bir gasp meselesi. Ali Ertekin, yurtdışına kaçan birinde mutlaka bir miktar para olduğunu düşünüyor ve parayı almak için öldürüyor. Remzi Atıl bu konuda MİT’e ise kesinlikle toz kondurmuyor. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Sabahattin Ali’nin torba ile gelen kemiklerine otopsi yapan Doktor Cevdet Tan’ın ketumluğu da cinayetin üzerindeki şüpheleri artıyor. Söyleşi sırasında kendisine işkence izi olup olmadığını soran Kemal Bayram’a “bunları söyleyemeyiz” demesi; yine Kemal Bayram’ın “ya ceset Sabahattin Ali’nin değilse” sorusu üzerine de otopsi sonucu ile kanıtlı bir cevap vermek yerine “sanık mahkemede bunu itiraf etti” şeklinde cevap vermesi, meselenin basit bir gasp ya da milliyetçilik meselesi olmadığı iddialarını güçlendiriyor. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1"><b>Aziz Nesin Suskun Kaldı</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Bu dönemde Sabahattin Ali’ye en yakın olan isimlerden birisi de Markopaşa’yı birlikte çıkardığı Aziz Nesin. Onu en iyi tanıyanlardan birisidir Aziz Nesin, çünkü aynı sıkıntıları birlikte yaşadılar. Ancak o da Kemal Bayram’ın sorularına yanıt vermekten kaçınıyor. Tek bir şey söylüyor: </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">“Sabahattin Ali’yi MİT öldürmedi, kendi kusurları nedeniyle öldü.” </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Kemal Bayram’ın son olarak söz verdiği iki kişi daha var. Bunlardan birisi suçlamaların odağında olan Mehmet Ali Cimcoz. Cimcoz, oldukça çarpıcı bilgiler aktarıyor. Birinci Şube’den yani siyasi şubeden Hamdi adında bir komiser ile yaptığı bir görüşmeyi anlatan Cimcoz, Sabahattin Ali’yi öldürtenin herkesçe tanınan bir yazar olduğunu ancak bu kişinin kimliğini açıklayamayacağını dile getiriyor. Komiser Hamdi’nin kendisine “öldürülmesini gerektirecek bir suçu yoktu” dediğini aktarıyor. Mehmet Ali Cimcoz, ölümünden sonra Sabahattin Ali’nin avukatı olarak Ali Ertekin’in duruşmalarına katılıyor. Olay yerine tahkikata gittikleri sırada savcının kendisine anlattığı bazı bilgileri de paylaşıyor. İlk olarak Ali Ertekin’in MİT’in adamı olduğunu savcıdan duyduğunu anlatan Cimcoz, “MİT adamlarını Bulgaristan’a sokmak için Bulgaristan’ı çok iyi bilen bu adamdan yararlanır” diyor. Sabahattin Ali’nin kaçacağı duyumunu alan Ali Ertekin, MİT›e gidip “Ben Sabahattin Ali’yi kaçıracağım, haberiniz olsun” diyor. Onlar da “Aman, Sabahattin Ali’yi yolda temizle, böyle haindir, şöyle haindir” diye uyarıyorlar. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Cimcoz’un anlattıklarına göre, Ali Ertekin, Sabahattin Ali’yi öldürdüğünü ve ortadan kaybolduğunu, cesedi bölgede sürüsünü gezdiren bir çobanın bulduğunu ve polise haber verdiğini, olayın böylece ortaya çıktığını anlatıyor. Cimcoz bütün bunları bir savcıdan duyduğunu aktarıyor. Ancak MİT ve polis teşkilatının bu konuda birbirinden habersiz olduğunu ve Ali Ertekin tutuklanınca olayın duyulmaması için MİT’in seferber olduğunu da söylüyor. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">MİT, Ertekin’in serbest bırakılması için adliyeye baskı yapıyor; ancak mahkeme geri adım atmayıp yargılamada ısrar ediyor. Ertekin yargılamalar sırasında kendisini bu işe teşvik eden ve MİT elemanı olan kimseleri tanık olarak çağırtıyor. Sonra bir avukat da kalkıp çağrılan tanıkların ifadelerinin gizli alınması için gizli celse talep ediyor. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Mehmet Ali Cimcoz cinayetin, MİT tarafından işlendiğini, milliyetçilik ile bir alakası olmadığını ve milliyetçi duygularını öne süren katilin aslında bir asker kaçağı olduğunu da ekliyor. Cimcoz’a göre, Ertekin kendisine emanet edilen teçhizatla birlikte askerden kaçan birisiydi ve milliyetçiliği boş bir iddiadan ibaretti. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Cimcoz, Kemal Bayram’ın sorularını yanıtlarken Dinamo ve diğerlerinin iddialarının aksine kendisinin polis teşkilatının adamı olmadığını da ısrarla vurguluyor. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1"><b>Ertekin: “MİT Bana Komünistleri Takip Vazifesi Verdi”</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Kemal Bayram en önemli kişi gibi görünen ‘katil’ Ali Ertekin ile de görüşüyor. 24 günlük bir aramanın sonunda kendisine ulaşabildiğini ifade eden Kemal Bayram, Ertekin’in kendisine ulaştığında onun emekli olduğunu ve sakin bir hayat yaşadığını gözlemliyor. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Ertekin, Bayram’a, Sabahattin Ali’yi milliyetçi duygularının kabarması nedeniyle öldürdüğünü yineliyor. Ancak Sabahattin Ali’yi öldürdükten sonra MİT’in kendisine vazife verdiğini de söylüyor: “Sonra bana vazife verdiler, Sultanahmet Cezaevi’nde yatan komünistler vardı. Onlara gideceksin, ahbaplık edeceksin, onlarla birlik olacaksın.” </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Sonuç olarak bütün anlatılanlar birer iddiadan ibaret. Dönemin canlı tanıklarının büyük çoğunluğu bugün hayatta olmadığı için olayın araştırılma ya da ortaya çıkarılma şansı da çok az. Bu konuda iddiaların odağındaki kurumların bilgi ve belgelerini paylaşmaları, olayın aydınlatılması açısından tek çıkar yol gibi görünüyor. Cinayeti, işlendiği dönemin şartları içerisinde ele aldığımızda siyasi bir cinayet olması kuvvetle muhtemel. Oklar Tek Parti iktidarını, yani CHP’yi gösteriyor; hem 1923’ten 1950’ye kadar ülkenin tek hâkimi olduğu için hem İsmet İnönü ve çevresindeki faşist/baskıcı partililerin özellikle 1940’lardaki dayanılmaz baskıların savunucusu oldukları için…</span></p>
<p class="p5"><span class="s1">Ancak her şeye rağmen gazeteciliğin ihtimalleri ortaya koyup gerçeklere ulaşmaya çalışan bir iş olduğunu unutmamak ve Sabahattin Ali olayının hâlâ bir fail-i meçhul cinayet olduğunu atlamamak gerekiyor. </span></p>
<p style="text-align: right;">Doç.Dr.Hakan Temiztürk<br />
Enes Şimşek</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/chp-iktidari-sabahattin-aliyi-nicin-oldurttu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölüme Götüren Yazılar</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/olume-goturen-yazilar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/olume-goturen-yazilar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasret G. Polat]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Jan 2019 22:15:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[Markopaşa]]></category>
		<category><![CDATA[Sabahattin Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Soğuk Savaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=8240</guid>

					<description><![CDATA[Sabahattin Ali, Markopaşa’da siyasal yazılar kaleme alıyordu. ABD ile kurulmaya çalışılan ilişkileri, ulusal bağımsızlık açısından sorgulayan; “yabancı sermaye”yi büyüteç altına alan; “demokrasi tarihimiz”in ve “1946 dönemeci”nin sınıfsal özünü açığa vuran; “Soğuk Savaş” stratejisinin ilk sinyallerini veren, “kökü dışarda” edebiyatın içyüzünü sergileyen; Milli Şef Dönemi boyunca yapılan yolsuzluklarla siyasetçi, yeraltı dünyası iç içeliğinin üzerine gidişiyle de “siyasal” bir mizah dergisi olarak Markopaşa’yı Markopaşa yapan bu yazılardır. Tek Parti döneminde, 1949 yılında Bulgaristan sınırı yakınlarında öldürüldü. Ölümüyle ilgili ayrıntılar bugün dahi tam bilinmiyor. Ölüm ilamı ise ancak 1953’te alınabildi. Telif hakları kanununca, yazarın ölümünden 70 yıl geçmesi durumunda telifi düşüyor ve kamuya açık hale geliyor. Bu kanun sebebiyle 1 Ocak itibarıyla Sabahattin Ali’nin telif hakları, serbest hale geldi ve eserlerini birçok yayınevi yayımlamaya başladı. Bununla birlikte de Sabahattin Ali tartışmaları yeniden alevlendi. Sabahattin Ali’nin Edebi Kişiliği İlk şiirini, 1926 yılında Çağlayan dergisinde yayımlayan Sabahattin Ali, 1926-28 yılları arasında Servet-i Fünun, Güneş, Hayat, Meşale gibi dergilerde de kendisine yer bulabildi. İlk hikâyesi olan “Bir Orman Hikâyesi” de 1930’da Resimli Ay’da yayımlandı. Şiirlerinden çok hikâyeciliği ile tanınan Sabahattin Ali, Anadolu’nun köy, kasaba hayatlarını gözlemleyerek toplumcu gerçekçi bir üslupla eserlerini yazdı. Atilla Özkırımlı, Sabahattin Ali için “… Sabahattin Ali’nin öykü kişilerinin bir düşünceyi, bir bildiriyi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1"><b>Sabahattin Ali, Markopaşa’da siyasal yazılar kaleme alıyordu. ABD ile kurulmaya çalışılan ilişkileri, ulusal bağımsızlık açısından sorgulayan; “yabancı sermaye”yi büyüteç altına alan; “demokrasi tarihimiz”in ve “1946 dönemeci”nin sınıfsal özünü açığa vuran; “Soğuk Savaş” stratejisinin ilk sinyallerini veren, “kökü dışarda” edebiyatın içyüzünü sergileyen; Milli Şef Dönemi boyunca yapılan yolsuzluklarla siyasetçi, yeraltı dünyası iç içeliğinin üzerine gidişiyle de “siyasal” bir mizah dergisi olarak Markopaşa’yı Markopaşa yapan bu yazılardır.</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Tek Parti döneminde, 1949 yılında Bulgaristan sınırı yakınlarında öldürüldü. Ölümüyle ilgili ayrıntılar bugün dahi tam bilinmiyor. Ölüm ilamı ise ancak 1953’te alınabildi. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Telif hakları kanununca, yazarın ölümünden 70 yıl geçmesi durumunda telifi düşüyor ve kamuya açık hale geliyor. Bu kanun sebebiyle 1 Ocak itibarıyla Sabahattin Ali’nin telif hakları, serbest hale geldi ve eserlerini birçok yayınevi yayımlamaya başladı. Bununla birlikte de Sabahattin Ali tartışmaları yeniden alevlendi. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1"><b>Sabahattin Ali’nin Edebi Kişiliği</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">İlk şiirini, 1926 yılında Çağlayan dergisinde yayımlayan Sabahattin Ali, 1926-28 yılları arasında Servet-i Fünun, Güneş, Hayat, Meşale gibi dergilerde de kendisine yer bulabildi. İlk hikâyesi olan “Bir Orman Hikâyesi” de 1930’da Resimli Ay’da yayımlandı. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Şiirlerinden çok hikâyeciliği ile tanınan Sabahattin Ali, Anadolu’nun köy, kasaba hayatlarını gözlemleyerek toplumcu gerçekçi bir üslupla eserlerini yazdı. Atilla Özkırımlı, Sabahattin Ali için “… Sabahattin Ali’nin öykü kişilerinin bir düşünceyi, bir bildiriyi iletmek için uydurulmuş kişiler değil, hayattan alınmış insanlar olduğu görülür. Ona göre ‘sanat bütün teferruatıyla hayatı ihtiva etmeli, insanda yaşamak, insan gibi yaşamak, daha iyiye, daha yükseğe, daha temize doğru koşarak yaşamak arzusunu, hatta ihtiyacını uyandırmalıdır.’ Sanat araçtır çünkü amaç değildir. Amaç hayattır, insan hayatıdır. Sabahattin Ali’de öykü gerçeği toplumsal olanla bireysel olanın bileşimidir” yorumunda bulunurken günümüzde Sabahattin Ali’nin neden bu kadar çok sevilip, okunduğunu bir nevi açıklamaktadır.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1"><b>Sabahattin Ali’nin Yeniden Keşfedilmesi </b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Ancak Sabahattin Ali, “İçimizdeki Şeytan”, “Sırça Köşk”, “Değirmen” gibi Atilla Özkırımlı’nın bahsettiği “toplumsal olanla bireysel olanın bileşimi” olan eserler üzerinden değil Sabahattin Ali’nin eserleri arasındaki daha zayıf olduğu düşündüğüm “Kürk Mantolu Madonna” öznelinde popülerleşmiştir. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Neoliberalizmin, dünyada kültür-sanatı etkilemesi ve toplumsallığı yadsımasıyla başlayan süreçte Türkiye’de Oğuz Atay, Tezer Özlü, Yusuf Atılgan gibi yaşadığı dönemlerde geniş kitlelere ulaşamayan yazarların bugün en çok okunan yazarlardan olmasının nedenini; bireyin, nesneleştirilmesinde aramalıyız düşüncesindeyim. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar”ında Selim, Yusuf Atılgan’ın “Anayurt Oteli”nde Zebercet gibi karakterlerin ortak noktası da nesneleşmiş karakter olması, özneliğini yitirmeleridir. Nesneleşen insan, nesneleşmiş karakterlerle kendini özdeştirerek varlığını kanıtlama isteği duymaktadır. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Sabahattin Ali, “Kürk Mantolu Madonna”daki Raif Efendi karakteri de yukarıda bahsettiğim diğer roman karakterleriyle aynı payda da buluşmaktadır. “Kürk Mantolu Madonna”nın okuyucuda karşılık bulması, sevilmesi, yazarın diğer eserlerinin okunmasının da yolunu açmıştır. İkinci en çok okunan romanı ise “Kuyucaklı Yusuf” olmuştur. “Kuyucaklı Yusuf”un başkahramanı olan Yusuf, toplum-birey arasındaki çatışmanın imgesidir ve bu konuda Berna Moran,<span class="Apple-converted-space">  </span>“… anlatıcı ile Yusuf’un halk karşısındaki davranışı aynı değil. Çünkü Yusuf’un gözünde önemli ayırım, ezen eşraf ile ezilen halk arasında değil, kendi ile tüm kasaba insanı arasındadır” demektedir. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">“Kürk Mantolu Madonna”nın bu kadar çok sevilmesinin nedeni sorulduğunda yukarıda ifade etmek istediği şey çok daha iyi anlaşılabilecektir.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Ömer Türkeş şöyle der: “Okuyucu yitik, boşa geçirilmiş bir hayatın hüznünü çok iyi ve derinden yansıtan hikâye ile kendi hayatı arasında kolaylıkla paralellik kurabilir. Ya da çevre ile iletişimsizlik, kıymet bilmeyen -kaba saba- insanlar arasında mahsur kalmak, sevgisizlik, geçmişte bir kereliğine yakalanmış mutluluğun hayali ve pişmanlıkla yaşamak, sonuçta sürdürdüğü hayatı bir ceza gibi algılamak</span><span class="s2"><i> Kürk</i></span> <span class="s2"><i>Mantolu Madonna</i></span><span class="s1">’da yer alan bütün bu kavramların okuyucuda, okuyucunun kendisinin maruz kaldığı hayatta karşılığı olmalı.” </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Filiz Ali’ye göre, </span><span class="s2"><i>“Kürk Mantolu Madonna</i></span><span class="s1">’da Sabahattin Ali, hayatlarında ‘saf aşkın’ eksikliğini duyan bugünün gençlerinin hissedip anlatamadıklarını anlatmakta, onların da anlamasını sağlamaktadır.” Handan İnci’ye göre de “kitabın sırrı, Raif Efendi’nin sevme biçimine duyulan özlemde gizlidir. Çağın maddiyatından bunalan gençlerin romantizme dönüş hareketi ya da romantizmin hüküm sürdüğü gençlik yıllarına denk düşen bir eser olması, </span><span class="s2"><i>Kürk Mantolu Madonna</i></span><span class="s1">’yı çok okunan bir kitap yapmaktadır.” </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Selim İleri de<span class="Apple-converted-space">  </span>“edebiyatımızın en acı romanlarından birinin” yazarı olarak Sabahattin Ali’nin yıllar geçse de etkileyiciliğini kaybetmemesine bağlamakta, ikinci sebebin ise kitabın okunmasının okurlar arasında bir modaya dönüşmesi olduğunu söylemektedir.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1"><b>Sabahattin Ali’nin Cezaevine Girişi</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">1927’de İstanbul Erkek Öğretmen Okulu’ndan mezun olan Sabahattin Ali, 1928 yılında Yozgat Cumhuriyet İlkokulu’na atandı. Aynı yıl Milli Eğitim Bakanlığı’nın yaptığı sınavla Almanya’ya gitti ve bir buçuk yıl sonra yurda geri döndü. 1931’de Aydın’da öğretmenliği sırasında “yıkıcı propaganda” yaptığı gerekçesiyle üç ay tutuklu kaldı ve suçsuz olduğu anlaşılınca serbest bırakıldı. Yine aynı yılın Eylül ayında atandığı Konya Ortaokulu’nda okuduğu şiirle Atatürk’e ima yoluyla hakaret ettiği iddiasıyla ihbar edildi ve yine tutuklandı. 1933 yılının Ocak ayında bir yıl hapse mahkûm edilen Sabahattin Ali’nin cezası 14 aya çıkarıldı ve önce Konya, ardından da Sinop Hapishanesi’ne gönderildi.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">İkinci Dünya Savaşı bittiğinde, çok partili yönetime geçme kararı alındı. Ama halkımızın durumu, Sabahattin Ali’nin yapıtlarında yansıttığı gibiydi: Köylü topraksız, işçi sendikasız, halk örgütsüz. O ortamda yapılan seçimler sonunda oluşan iktidar, Cumhuriyet Dönemi kazanımlarından ödün vermeye başladı. Sabahattin Ali, gerçek demokrasiyi savunanların başında yer aldı. Neyi mi savunuyordu arkadaşlarıyla çıkardıkları Markopaşa gazetesinde: Tam bağımsızlığı, devrimleri, halk egemenliğini&#8230; Sömürünün her çeşidine karşı çıkıyor daha güzele, daha haklıya kavuşmanın savaşımını veriyordu. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1"><b>Markopaşa Dönemi </b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Sabahattin Ali, Markopaşa’da siyasal yazılar kaleme alıyordu. Ancak bunlar günün siyasal sorunlarını ele alan, değerlendiren ve çözüm üretmeye çalıştığı eleştirel yazılardı. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">ABD ile kurulmaya çalışılan ilişkileri, ulusal bağımsızlık açısından sorgulayan; “yabancı sermaye”yi büyüteç altına alan; “demokrasi tarihimiz”in ve “1946 dönemeci”nin sınıfsal özünü açığa vuran; eleştirel “muhalif” yaklaşımı, “meşruluk sınırlan”nın dışına düşürmeyi amaçlayan ve “Soğuk Savaş” stratejisinin ilk sinyallerini veren, “kökü dışarda” edebiyatın içyüzünü sergileyen; Milli Şef Dönemi boyunca yapılan yolsuzluklarla siyasetçi, yeraltı dünyası iç içeliğinin üzerine gidişiyle de “siyasal” bir mizah dergisi olarak Markopaşa’yı Markopaşa yapan bu yazılardır. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">İşte Markopaşa’da elli yıl önce yayımlanmış yazılarından bugün de önemini yitirmemiş birkaç alıntı: “Vatanımızın istiklali üzerine en küçük bir gölge düşmesin, istiklal anlayışımız Atatürk’ün çizdiği yoldan ayrılmasın&#8230;” (Ayıp, Markopaşa 1946) </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Köy Enstitülerine “komünist yuvası” diye saldırılmakta, teknik öğretim yozlaştırılmakta, klasiklerin çevirisi rafa kaldırılmaktadır: “Ne inkılapçı insanlar; milletçe yirmi beş senede aldığımız yolu, yirmi beş haftada nasıl da gerisin geriye gidiverdiler.” (Ne İnkılapçılık, Markopaşa, 1947) </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">“Milletin oluk gibi kan akıtarak kazandığı bu istiklâli siyasî oyunlara âlet edip, elden kaçırmayalım. Sömürücü devletlerin elinde oyuncak olmayalım! Biz demişiz ki: Yabancı sermayeye imtiyazlar vermeyelim, memleketin malî ve askerî işlerine yabancılar burunlarını sokmasınlar. Hem soyuluruz hem de bir dünya patırtısı çıkarsa orda biz eziliriz. Biz demişiz ki: Halkın selâmetini temin ile vazifelendirilmiş olanların siyaset oyunlarına katılmaya, halka zulmetmeye, onu dövmeye ve halkın sırtına binmeye ve onu tabutluklara kapatmaya hakları yoktur. Bunun önüne geçilsin. (&#8230;) Biz demişiz ki: Yıllardan beri arkası gelmeyen dalavereler, arsa oyunları, memleketin dışına para kaçırma rezaletleri, esrarı çözülemeyen cinayetler, millet malı soygunculukları alıp yürümüştür. Öte yanda, millet kara sabanın arkasında donsuz didiniyor. Bu gidişatın sonu hayra çıkmaz.” (Fikir ve Küfür, Markopaşa)</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Okur, bu yazılara ilgisini esirgememiştir. Markopaşa’nın haftalık basım sayısı altı binden altmış bine yükselmiştir çünkü farklı bir ses olarak yer alan Markopaşa’nın söylediklerinde, yıllardır içine attıklarının bir karşılığını bulmuştur. “Egemen güçler”de ilgisini esirgememiştir. Haftalık baskı sayısını altı binden altmış bine tırmandıran; şehirlerden kasabalara, oradan da köylere değin sokulan Markopaşa’yı susturmak için her türlü yol ve yönteme başvurmuştur. Basılmaması için matbaalara, dağıtılmaması için dağıtımcılara, satılmaması için bayilere ve sokak satıcılarına, okunmaması için okurlara gözdağı verilmiş; olur olmaz nedenlerle dergi toplatılmış; yazarları/yayıncıları kovuşturulmuş, gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Sabahattin Ali’nin öldürülmesi ile noktalanan sürecin en önemli halkası, Markopaşa’da sergilediği tutum; diğer bir deyişle de “Markopaşa Yazıları”dır. Sabahattin Ali’nin ölümü üzerine konuşulan şey genellikle “nasıl” öldürüldüğüdür oysa üstünde durulması gereken “neden” öldürüldüğüdür.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1"><b>Sabahattin Ali’yi Kim Öldürdü?</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Ne yazık ki soluk alamaz duruma getirilmişti Sabahattin Ali. Sonunda yurtdışına çıkmayı düşündü. 20. yüzyılın ortasında düşünceleri yüzünden, namuslu yaşamak istediği için Dereköy sınırında öldürüldü; hem de en verimli çağında, 41 yaşında.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">“Sabahattin Ali’nin Türklükle alakası olmayan ve Türk milletine fenalık için haince kaçmak isteyen bir canavar olduğunu anladım. Zaten elinde de şişkin bir çantası vardı, bu çantada mevcut olması muhtemel olan muzır evrakı düşündüm, heyecanım teessüre inkılap etti. Titremeye başladım. Elimde sopa vardı, ayağa kalktım gezinmeye başladım. Her geçen dakika asabımı bir kat daha sarsıyordu. Gözlerim kararır gibi oldu. İşte bu milli düşünceyle birdenbire irademi kaybederek elimdeki sopa ile kitap okumakta iken kafasının sol tarafına yüzüne doğru şiddetle vurdum. İki darbeden sonra Sabahattin Ali sağ tarafına doğru yıkıldı. Dikkat ettim hafif hafif nefes alıyordu. Bu defa üçüncü bir darbeyi ensesine vurunca nefesi tamamen kesildi. Ölmüştü.” Sabahattin Ali’nin katili (ya da öyle bilinen) Ali Ertekin sorgusunda böyle anlatmıştı olayı.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">2012 yılının başlarında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: “Cumhuriyet dönemiyle ilgili pek çok hatalar oldu, yanlışlar oldu. Nazım Hikmet’i kim hapse attı? CHP. Sabahattin Ali’yi kim öldürttü? CHP…” diyerek, Sabahattin Ali’nin ölümüne dair tartışma yaratmıştı. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Kılıçdaroğlu’nun elinde belgeler var ve buna dayanarak mı konuşmuş bilmiyoruz. Çünkü bu konuşmanın ardından yedi yıl geçmesine rağmen bu konuyla ilgili olarak herhangi bir belgeyi kamuoyuna sunmamıştır. Ancak 25 Temmuz 2000 tarihinde Milliyet gazetesi yazarı Azer Bortaçina, Mehmet Ali Cimcöz’ün anlatımına dayanarak dönemin İstanbul Emniyeti Birinci Şube Müdürü Parmaksız Hamdi’nin Cimcöz’e, “Cinayeti işleyen polis değil, MİT’tir. İnfaz emrini veren de gazeteci, yazar, CHP’de üst düzeylerde bir kişidir. Zaten bu emri veren politikacı da daha sonra feci şekilde öldürüldü, adını veremem” dediğini belirtir. Bortaçina, kendisinin yaptığı arşiv çalışmasında bu kişinin Nihat Erim olabileceğini öne sürer.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Ama gerçek böyle miydi? Ajan olduğu saptanan Ertekin, bir-iki yıl sonra hapisten çıktı. Yaşadığı sürece gerçeği anlatmadı. Sabahattin Ali, başka bir yerde işkence altında mı öldürüldü? Sınır yakınındaki ormana sonradan mı getirilip bırakıldı? Yurtdışına kaçıyormuş havası isteyerek mi verildi? Bütün bunlar bugün bile bilinmiyor. Gerçek olan büyük bir yazarın karanlık bir tertiple ortadan kaldırılmış<br />
olmasıdır.</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/olume-goturen-yazilar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Devlet Onu Yurtdışına Kaçışın Önünü Kesmek İçin Öldürdü”</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/devlet-onu-yurtdisina-kacisin-onunu-kesmek-icin-oldurdu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/devlet-onu-yurtdisina-kacisin-onunu-kesmek-icin-oldurdu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aynur Bayram]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Jan 2019 22:10:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Sabahattin Ali]]></category>
		<category><![CDATA[yalçın küçük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=8238</guid>

					<description><![CDATA[Prof. Dr. Yalçın Küçük’ten Yörünge’ye Açıklamalar:  “Devlet Onu Yurtdışına Kaçışın Önünü Kesmek İçin Öldürdü” Sabahattin Ali, ‘ben çok zekiyim, çok kurnazım’ derdi. Ölçüsüz, olaylara fazla güvenen bir adamdı. Tanınan bir gazeteciydi, fazla popülerdi. O dönem, iktidara karşı gelme modası vardı. Çıkan herkes iktidarı eleştirir, kendi demokratlığını savunurdu. Herkes yurtdışına kaçmak istiyordu. Sabahattin Ali de onlardan biriydi. Türkiye’den kaçacağını herkese söylemişti. Devlet ise yurtdışına kaçışın önünü kesmek istedi. Kötü oldu, neticede Sabahattin sevimli bir adamdı. Aşkı, ‘Değirmen’ öyküsüyle anlattı bizlere. İlk öyküsüydü ama ömre bedeldi aşk uğruna çekilen çile. Anadolu insanının acılarını hissettik içimizde. Mapuslara düştük haksız yere. Köy yollarında, ay ışığında kağnılarla yürüdük birlikte. Eşkiyanın peşine düştük, ser verdik, sır vermedik kimseye. Cehaletin insanı çaresizlik içinde nasıl bırakabileceğini gösterdi, tüm çıplaklığıyla hepimize. Öldü! Belki hiç tahmin edemezdi ardından gelecek bu sevgiyi, bu ilgiyi yıllar geçse bile bu kadar bekleneceğini özlemle&#8230; Sabahattin Ali’nin eserleri üzerindeki telif hakkı kalktı. Eserleri ve ismi üzerindeki tartışmalar da gündemin öncelikli sıralarına yükseldi. Yörünge dergisi, Aydın Üzerine Tezler kitabında da konuya farklı bir bakış açısı sunan Yazar, Prof. Dr. Yalçın Küçük’le Sabahattin Ali’nin yaşamı, kişiliği, ölümünü ve sonrasında yaşananları konuştu. Sabahattin Ali’yi nasıl bilirsiniz? Sabahattin Ali, ‘ben çok zekiyim, çok kurnazım’ derdi. Ölçüsüz, olaylara fazla güvenen &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">Prof. Dr. Yalçın Küçük’ten Yörünge’ye Açıklamalar: </span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>“Devlet Onu Yurtdışına Kaçışın Önünü Kesmek İçin Öldürdü”</b></span></p>
<p class="p4"><span class="s1"><b>Sabahattin Ali, ‘ben çok zekiyim, çok kurnazım’ derdi. Ölçüsüz, olaylara fazla güvenen bir adamdı. Tanınan bir gazeteciydi, fazla popülerdi. O dönem, iktidara karşı gelme modası vardı. Çıkan herkes iktidarı eleştirir, kendi demokratlığını savunurdu. Herkes yurtdışına kaçmak istiyordu. Sabahattin Ali de onlardan biriydi. Türkiye’den kaçacağını herkese söylemişti. Devlet ise yurtdışına kaçışın önünü kesmek istedi. Kötü oldu, neticede Sabahattin sevimli bir adamdı.</b></span></p>
<p class="p7"><span class="s1"><i>Aşkı, ‘Değirmen’ öyküsüyle anlattı bizlere. İlk öyküsüydü ama ömre bedeldi aşk uğruna çekilen çile. Anadolu insanının acılarını hissettik içimizde. Mapuslara düştük haksız yere. Köy yollarında, ay ışığında kağnılarla yürüdük birlikte. Eşkiyanın peşine düştük, ser verdik, sır vermedik kimseye. Cehaletin insanı çaresizlik içinde nasıl bırakabileceğini gösterdi, tüm çıplaklığıyla hepimize. Öldü! Belki hiç tahmin edemezdi ardından gelecek bu sevgiyi, bu ilgiyi yıllar geçse bile bu kadar bekleneceğini özlemle&#8230; Sabahattin Ali’nin eserleri üzerindeki telif hakkı kalktı. Eserleri ve ismi üzerindeki tartışmalar da gündemin öncelikli sıralarına yükseldi. Yörünge dergisi, Aydın Üzerine Tezler kitabında da konuya farklı bir bakış açısı sunan Yazar, Prof. Dr. Yalçın Küçük’le Sabahattin Ali’nin yaşamı, kişiliği, ölümünü ve sonrasında yaşananları<br />
konuştu.</i></span></p>
<p class="p8"><span class="s1"><b>Sabahattin Ali’yi nasıl bilirsiniz?</b></span></p>
<p class="p8"><span class="s1">Sabahattin Ali, ‘ben çok zekiyim, çok kurnazım’ derdi. Ölçüsüz, olaylara fazla güvenen bir adamdı. Tanınan bir gazeteciydi, fazla popülerdi. O dönem, iktidara karşı gelme modası vardı. Çıkan herkes iktidarı eleştirir, kendi demokratlığını savunurdu. Bulgaristan’a kaçış o süreçte çok fazlaydı. Herkes yurtdışına kaçmak istiyordu. Sabahattin Ali de onlardan biriydi. Türkiye’den kaçacağını herkese söylemişti. Devlet ise yurtdışına kaçışın önünü kesmek istedi. Kötü oldu, neticede Sabahattin sevimli bir adamdı. Ölümü, Türkiye’de bomba etkisi yarattı.</span></p>
<p class="p8"><span class="s1">Sabahattin Ali, öldürülmeden önce birdenbire ortaya çıktı, o zaman çok da önemli saymazlardı. Bir laf vardır; “O kapıdan bu kapıya gezerdi” popüler bir gazeteciydi ve ölümünden sonra daha da popüler oldu. Ama gayet açık olarak da öyle önemli ölçüde değil, fazla konuştuğu için kendini tehlikede gördü. ‘Ben de kaçacağım, yurtdışına gideceğim” dedi ve bunların hepsini ilan etti. Çocukça bir şey yaptı. Benim için çok önemli bir adam değildi ama sevdiğimiz bir insandı. Dolayısıyla ölümü büyük bir şoktur. Türkiye’de ilk defa tanımış bir yazar öldürüldü, öldürüldüğünü de bilmiyoruz. Bir müddet sonra öldürüldüğünü kabul ettiler. Devletin bir de şu tarafı vardır; iyi, ucuz bir katil buldular çünkü Türkiye’den Bulgaristan’a önemli ölçüde insanımız kaçıyordu.</span></p>
<p class="p8"><span class="s1"><b>Yurtdışına kaçmak isteyen birçok kişi vardı da neden Sabahattin Ali seçildi? </b></span></p>
<p class="p8"><span class="s1">Sabahattin kendi kendini harcamış bir adamdır. Çok ortaya çıktı, çok meydandaydı. Bir ajan bulmuş, ‘Beni kaçıracak’ demiş, herkese söylemiş, bir laf vardır Sabahattin için “Evvela benim evimde, gider polisin yanındadır” derlerdi. Yani Sabahattin’in bir şekilde öldürülmesi çok kolaydı. Gelmiş, beni alın öldürün demiş.</span></p>
<p class="p8"><span class="s1"><b>İnsanların kaçış nedeni neydi?</b></span></p>
<p class="p8"><span class="s1">Bulgar, komünist olmuş, çok popüler, herkes oraya, komünizme kaçıyor gidiyor. Öyle bir kişi, iki kişi değildi. Entelektüel kesim, macera arayanlar, Türkiye’den gidip yeni bir hayat kurmak, yeni bir şey bulmak isteyenler… </span></p>
<p class="p8"><span class="s1"><b>Peki, Sabahattin Ali’nin ölümü yurtdışına kaçışları durdur mu</b>?</span></p>
<p class="p8"><span class="s1">Tabii artık herkes çok korktu. Kolay değil gitmek. Tek Parti dönemi, onun arkasından müthiş bir sessizlik geldi.</span></p>
<p class="p8"><span class="s1"><b>Sabahattin Ali’nin ülkeyi yönetenlerden şikâyeti neydi? </b></span></p>
<p class="p8"><span class="s1">O dönemde Halk Partisi’ne karşı muhalefet bir şekilde modaydı. Sabahattin Ali de öyleydi. Aşağı yukarı herkes, o dönemde demokrat olduklarını, mücadeleci olduklarını her fırsatta göstermek istiyordu. </span></p>
<p class="p8"><span class="s1"><b>Sabahattin Ali’nin sanatçı dostu, o dönemin Başbakan Yardımcılığını ve Çalışma Bakanlığını yapan Samet Ağaoğlu, “Sabahattin Ali’nin ölümünün benim üzerimdeki etkisi çok büyük” demiş, olayın üzerine gitmediğine ilişkin yapılan eleştirilere de “Hayatta öyle hadisler vardır ki bunların üzerine eğilmenin faydası yoktur, olan olmuştur” ifadesini kullanmış. Siz kesin kez Sabahattin Ali’nin devlet tarafından öldürüldüğüne mi kani oldunuz? </b></span></p>
<p class="p8"><span class="s1">Efendim, devlet tarafından öldürüldü. Daha sonradan bir adam ortaya çıktı. Fazla da ceza vermediler öldürenlere. Dört-beş yılda kurtuldular. Devlet bir şekilde bu tür muhalefetleri, bu tür ortaya çıkışları durdurmak istedi. </span></p>
<p class="p8"><span class="s1"><b>Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Nazım Hikmet’i CHP hapse attırdı, Sabahattin Ali’yi de öldürttü yönünde beyanları olmuştu geçmişte. </b></span></p>
<p class="p8"><span class="s1">Kemal Kılıçdaroğlu o dönemi bilmez. İlgisi de yoktur. Tabii CHP’nin tek başına bir iktidarı var, bir zorbalığı var ama buna CHP değil, buna iktidar demek lazım. CHP’de iktidardı. Tabii dolayısıyla susturması lazım. Susturması doğrudur demiyorum, susturmak zorunluluğunu duymuştur. Bulgaristan’a çok giden oluyordu. Türkiye’de Tek Parti dönemi var ve bu kaçışları kesmek istediler. Tedbir alındı, kaçışlar durduruldu. Devletin bir şeyi kesmek, durdurmak istemesi, devletin kendi görevleri arasında ama öldürür mü? Öldürmese daha iyi olurdu. Ben öldürülmesini doğru bulmuyorum ama yaptı bunu. Evvela Türkiye Devleti tarafından öldürüldüğü söylenmedi ama sonradan bir şekilde ilanı oldu. Hiç kimse de çıkıp da eninde sonunda ben katilim demez. Nihayet dört yıl çok az bir cezadır. Adam öldürme cezası bu kadar az değildir. Devlet ne yapar bilmem suçlu, suça yatkın birisini bulabilir. </span></p>
<p class="p8"><span class="s1"><b>Sabahattin Ali’nin eserlerinden yola çıkarak Sabahattin Ali’nin devlet tasviri var mıdır?</b></span></p>
<p class="p8"><span class="s1">Sabahattin gibi adamlarda bütün mesele devlete karşı olmaktı. Bir şekilde de bunların başına bir dert olacağını düşünmüyordu. Benim yazılarımda vardı. “Kaçacağım, şimdi gideceğim”, bunu ilan etti. İlan ettiği zaman devlet iyi yaptı diyemem ama devlet de vurur. Devlet, devlettir.</span></p>
<p class="p8"><span class="s1"><b>Tek Partili dönemde iktidar partisini eleştirmek modaydı dediniz. Geçmişle günümüzü kıyasladığınızda bir benzerlik görüyor mususnuz? Sizce AK Parti’ye yönelik eleştiriler moda mıdır? </b></span></p>
<p class="p8"><span class="s1">O dönem çok farklı Türkiye’ydi. Şimdi Türkiye son derece sessiz. Türkiye’de herhangi bir şey yok. O dönem çok canlanmıştı Türkiye. Sabahattin gibi bir yığın adam çıkıyordu herkes konuşuyordu, şimdi konuşan yok. Türkiye’de bir muhalefet falan da yok. CHP’nin içinde hiç CHP’li yoktur. Kılıçdaroğlu CHP’li değildir. Örneğin; Ekrem İmamoğlu’nun CHP ile ilgisi yoktur. Üç gün önceye kadar oralardan buralardan alınmıştır. Bunların hiçbiri CHP’li değildir. CHP’li olan bir kişi vardır. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu. Gayet açık, Kılıçdaroğlu dahil hiçbiri CHP’li değildir. CHP, toplama bir partidir. </span></p>
<p class="p8"><span class="s1"><b>Şu sıralar pek görünmüyorsunuz medyada, neler yapıyorsunuz?</b></span></p>
<p class="p8"><span class="s1">Bukowski Yalçın Küçük diye bir kitap var onun üzerine tekrar okumalar yapıyorum. Bir de benim okuduklarımdan ötürü yazdığım zaman çok ciddiye alırlar. Eleştiririm, bazı yazarları tanıtırım. Bizim işimiz budur. </span></p>
<p class="p8"><span class="s1"><b>Bu zamana kadar birçok şey yaşadınız, haksızlıklara uğradınız. “Bu ülkeden gitmeliyim yeter artık” dediniz mi ya da bunu söylemek aklınızdan geçti mi? </b></span></p>
<p class="p8"><span class="s1">Ben Türkiye’yi çok seviyorum. Hiç öyle bir şey söylemedim, hep Türkiye’de yaşamak istedim. Bu mücadele ile ben varım. Ben bugün Yalçın olduysam, bu mücadele ile beraber oldum. Benim acılarım falan yok. Hayat öyle bir şey, kolay değil. Ben nasıl acı diyebilirim? Şu anda yaşayan çok özür dileyerek söylüyorum, ünlü adamım, buna acı denir mi? Bu hayatın bir parçasıdır. Bu ara bir baktım ki ben çok az söylemişim birkaç yıl hapis yattım. Yaşadıklarım çok merak ediliyor, çok yazılıyor. Bu ara çok fazla benim üzerimde duruyorlar. Niye duruyorlar bilmiyorum. Onun için bütün bunları toparlamak istiyorum. Zor ama bir şekilde derlemem lazım.</span></p>
<p class="p8"><span class="s1"><b>Geçenlerde bir haber yayınlandı. Türkiye’den başka ülkelere hiç olmadığı kadar beyi göçü yaşandığı iddia edildi. Özellikle nitelikli özelliklere sahip insanlar, Türkiye’yi terk ediyormuş. Gidenleri haklı görüyor musunuz? </b></span></p>
<p class="p9"><span class="s1">İnanın haklı falan değil ama şu var; Türkiye’de okuryazar ve belli kabiliyeti olan insanlar yavaş yavaş dışarıya çıkıyor ve rahat ediyor orada, iş buluyor. Şu anda Türk insanı, Avrupa’da çok önemli ölçüde iş buluyor. Bu yepyeni bir şey. Türkiye’de eskiden yoktu bu. Avrupa’nın bir yerine gidiyor, niteliği varsa üç-dört zaman orada yalnız kalıyor, karnını doyuruyor sonra da iş buluyordu. Artık bizim insanımıza, Avrupa’da iş veriyorlar. Çok da iyiler. İyi kötü bir dil de biliyorlar, artık biz ciddi bir ölçüde Avrupalılaştık. Avrupa artık eskisi gibi bundan 20 sene önceki gibi değil. Bize, “bunlar Türkiye’den geldi” demiyorlar. Bir zaman vardı ki Türküm diyemezdiniz. Tabii şu anda Türkler orada gayet iyi çalışıyorlar, yaşıyorlar. </span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/devlet-onu-yurtdisina-kacisin-onunu-kesmek-icin-oldurdu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
