<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>S-400 &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/s-400/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 12 Jul 2019 11:44:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>S-400 &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Peş Peşe İniş Yapıyorlar</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/pes-pese-inis-yapiyorlar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/pes-pese-inis-yapiyorlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jul 2019 11:44:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[S-400]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11797</guid>

					<description><![CDATA[Milli Savunma Bakanlığı&#8217;ndan yapılan açıklamada, &#8220;S-400 sisteminin birinci grup malzemelerinin Mürted Hava Meydanı&#8217;na intikaline bugün başlandı.&#8221; denildi. S-400 taşıyan uçaklar peş peşe Ankara&#8217;ya indi. Rus S-400 Hava Savunma Sistemi&#8217;nin intikal ettiği Ankara&#8217;da bulunan Mürted Hava Üssü&#8217;nde yoğun saatler yaşanıyor. Rusya&#8217;dan S-400 parçalarını taşıyan üçüncü uçak da Mürted Hava Üssü&#8217;ne indi. Uçaklardaki S-400 parçaları Mürted Üssü&#8217;ndeki hangarlara yerleştiriliyor. Milli Savunma Bakanlığı&#8217;ndan bugün yapılan yazılı açıklamada, Türkiye’nin hava ve füze savunma ihtiyacının karşılanmasına yönelik S-400 Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sisteminin tedarik sözleşmesinin 11 Nisan 2017’de imzalandığı ifade edilmişti Açıklamada, &#8220;Sözleşme kapsamında S-400 Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemi&#8217;nin birinci grup malzemelerinin Mürted Hava Meydanı / Ankara’ya intikali 12 Temmuz 2019 tarihinden itibaren başlamıştır&#8221; denilmişti. TÜRKİYE GERİ ADIM ATMADI Ulusal savunmasını güçlendirmek için Rusya’dan S-400 sistemi satın alan Türkiye, ABD yönetiminin tehdit ve şantajlarına rağmen geri adım atmayarak dünyaya örnek oldu. Türkiye’nin talebiyle, ilk olarak 2020 Mart olarak belirlenen teslim tarihi bu yılın temmuz ayına çekildi. Dünyanın en iyi hava savunma sistemi olarak gösterilen S-400’lerin ilk parçaları, planlandığı gibi Türkiye’ye ulaştı. gunes.com]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Milli Savunma Bakanlığı&#8217;ndan yapılan açıklamada, &#8220;S-400 sisteminin birinci grup malzemelerinin Mürted Hava Meydanı&#8217;na intikaline bugün başlandı.&#8221; denildi. S-400 taşıyan uçaklar peş peşe Ankara&#8217;ya indi.</strong></p>
<div class="detail">
<p>Rus S-400 Hava Savunma Sistemi&#8217;nin intikal ettiği Ankara&#8217;da bulunan Mürted Hava Üssü&#8217;nde yoğun saatler yaşanıyor. Rusya&#8217;dan S-400 parçalarını taşıyan üçüncü uçak da Mürted Hava Üssü&#8217;ne indi. Uçaklardaki S-400 parçaları Mürted Üssü&#8217;ndeki hangarlara yerleştiriliyor.</p>
<p>Milli Savunma Bakanlığı&#8217;ndan bugün yapılan yazılı açıklamada, Türkiye’nin hava ve füze savunma ihtiyacının karşılanmasına yönelik S-400 Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sisteminin tedarik sözleşmesinin 11 Nisan 2017’de imzalandığı ifade edilmişti</p>
<p>Açıklamada, &#8220;Sözleşme kapsamında S-400 Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemi&#8217;nin birinci grup malzemelerinin Mürted Hava Meydanı / Ankara’ya intikali 12 Temmuz 2019 tarihinden itibaren başlamıştır&#8221; denilmişti.</p>
<p><strong>TÜRKİYE GERİ ADIM ATMADI</strong></p>
<p>Ulusal savunmasını güçlendirmek için Rusya’dan S-400 sistemi satın alan Türkiye, ABD yönetiminin tehdit ve şantajlarına rağmen geri adım atmayarak dünyaya örnek oldu. Türkiye’nin talebiyle, ilk olarak 2020 Mart olarak belirlenen teslim tarihi bu yılın temmuz ayına çekildi. Dünyanın en iyi hava savunma sistemi olarak gösterilen S-400’lerin ilk parçaları, planlandığı gibi Türkiye’ye ulaştı.</p>
<p>gunes.com</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/pes-pese-inis-yapiyorlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Neden S-400 Alıyoruz?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/neden-s-400-aliyoruz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/neden-s-400-aliyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 May 2019 08:25:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yörünge Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[S-400]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10381</guid>

					<description><![CDATA[ABD Türkiye’nin kısa-orta uzun menzilli hava savunma füze sistemi olan S-400’ü Rusya’dan almasına tepki gösteriyor. Amerika dışında karşı çıkan bir ülke yok. F-35’lerde de sorun var. Amerika neden itiraz ediyor Türkiye’ye? ABD ile yaşanan sorun sadece S-400, F-35 değil, Suriye&#8217;nin kuzeyindeki PKK-PYD-YPG’ye ABD&#8217;nin desteği, İran’a ambargosu&#8230; Hepsini üst üste koyduğunuzda ortaya bir şey çıkıyor. Mesele S-400 meselesi değil. Mesele; Türkiye&#8217;nin bağımlı olup olmama meselesidir. Meselenin özü budur. Çünkü S-400 ile bugüne kadar silah tedarik ettiğiniz alanın dışına çıkıyorsunuz ve ABD buna karşı çıkıyor. “Hayır, siz benim müttefikimizsiniz ama bu müttefik ittifak içinde siz tüketici müttefiksiniz, üretici müttefik olmayın” diyor. Bir anlamda ittifak sistemini kendi pazarı olarak görüyor. Amerika’nın S-400 ile F-35‘i gündeme getirmesinin sebebi kendini haklı göstermek. Çünkü S-400’de Amerika kendisini müttefiklerine, iç kamuoyuna, bürokrasisine haklı olduğunu anlatabiliyor. Amerika ile Türkiye arasındaki sorunun kaynağı -ki S-400’de buna bağlıdır- ABD&#8217;nin terör örgütlerine destek verip vermemesidir. &#160; Bunu Birinci Dünya Savaşı’nda Gördük Biz niye S-400 alıyoruz?  ABD’nin terör örgütlerine destek vermesi ve bizim yanı başımızda Orta Doğu&#8217;da yürütmüş olduğu faaliyetlerin bize tehdit oluşturmasından dolayı bunu yapıyoruz. Çünkü savunma noktasında bize bırakın yardımcı olmayı, tehdit oluşturuyor. Biz de bu tehdidi bertaraf etmek, hava savunma sistemimizi güçlendirmek için diğer bir alternatife bakıyoruz. O zaman &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ABD Türkiye’nin kısa-orta uzun menzilli hava savunma füze sistemi olan S-400’ü Rusya’dan almasına tepki gösteriyor. Amerika dışında karşı çıkan bir ülke yok. F-35’lerde de sorun var. Amerika neden itiraz ediyor Türkiye’ye?</strong></p>
<p>ABD ile yaşanan sorun sadece S-400, F-35 değil, Suriye&#8217;nin kuzeyindeki PKK-PYD-YPG’ye ABD&#8217;nin desteği, İran’a ambargosu&#8230; Hepsini üst üste koyduğunuzda ortaya bir şey çıkıyor. Mesele S-400 meselesi değil. Mesele; Türkiye&#8217;nin bağımlı olup olmama meselesidir. Meselenin özü budur. Çünkü S-400 ile bugüne kadar silah tedarik ettiğiniz alanın dışına çıkıyorsunuz ve ABD buna karşı çıkıyor. “Hayır, siz benim müttefikimizsiniz ama bu müttefik ittifak içinde siz tüketici müttefiksiniz, üretici müttefik olmayın” diyor. Bir anlamda ittifak sistemini kendi pazarı olarak görüyor.</p>
<p>Amerika’nın S-400 ile F-35‘i gündeme getirmesinin sebebi kendini haklı göstermek. Çünkü S-400’de Amerika kendisini müttefiklerine, iç kamuoyuna, bürokrasisine haklı olduğunu anlatabiliyor. Amerika ile Türkiye arasındaki sorunun kaynağı -ki S-400’de buna bağlıdır- ABD&#8217;nin terör örgütlerine destek verip vermemesidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bunu Birinci Dünya Savaşı’nda Gördük</strong></p>
<p><strong>Biz niye S-400 alıyoruz?  </strong></p>
<p>ABD’nin terör örgütlerine destek vermesi ve bizim yanı başımızda Orta Doğu&#8217;da yürütmüş olduğu faaliyetlerin bize tehdit oluşturmasından dolayı bunu yapıyoruz. Çünkü savunma noktasında bize bırakın yardımcı olmayı, tehdit oluşturuyor. Biz de bu tehdidi bertaraf etmek, hava savunma sistemimizi güçlendirmek için diğer bir alternatife bakıyoruz. O zaman burada hatalı olan kim? ABD! Bu tartışılsa yani ABD&#8217;nin terör örgütlerine başta PYD-YPG desteği tartışılmış olsa Amerika dünyada kötü gözükecek, herkes onu konuşacak. Türkiye haklı olacak. Farkındaysanız bunun konuşulmaması için Amerika sürekli S-400’leri gündeme getiriyor. Birincisi bu.</p>
<p>İkincisi ise ABD’nin karşısında 1952’den bu yana NATO&#8217;dan alışık olduğu, güneydoğu kanadını ne pahasına olursa olsun koruyan bir Türkiye vardı. Kendisine bir görev verilir ve onu yapar. Türkiye şimdi diyor ki; “Bölgede yaşananlardan dolayı benim güvenlik kaygılarım var. Bu her geçen gün artıyor. Artık ben, o sizin bildiğiniz, alışık olduğunuz Türkiye değilim. Bana karşı oluşmuş tehditleri bertaraf etmek için kendi kararlarımı alacak güçteyim. Bu irade bende var. Bunda da en iyi alternatif neyse onu kullanacağım.” Bu nedir biliyor musunuz? Türkiye&#8217;nin 1952&#8217;den bu yana Amerika&#8217;ya bağımlı müttefik olmaktan, bağımsız müttefik olmaya geçiş sürecidir. Baskının nedeni bu.</p>
<p>Bunun bir de şöyle bir sonucu olur: Türkiye bunu ortaya koyduğu zaman Amerika&#8217;ya bağımlı başka ülkeler de bu işin dışına çıkmaya çalışır. Bundan da korkuyor. ABD, bağımsız müttefiklerin ortaya çıkmasını istemediği için S-400’ü dolayısıyla F-35’i de bir sopa olarak kullanmaya çalışıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>2018 yılında Türkiye, Fransa ve İtalya ortaklığıyla kurulan savunma sanayi şirketi Eurosam ile bir anlaşma imzaladı. Yapılan anlaşmayla insansız hava araçlarıyla füzelere karşı savunma sistemi geliştirilecekti Ancak 18 aylık yapılan anlaşmada uzun bir zaman geçmesine rağmen bir gelişme kaydedilmedi. Bunun nedeni nedir?  </strong></p>
<p>Bunun en önemli nedeni S-400 tartışmaları. Türkiye&#8217;nin alışıla geldiği davranışları devam etsin, bağımlı kalsın, Rusya’nın alanı daralsın, Türkiye başkalarına örnek oluşturmasın düşüncesi. Hatırlayalım, Suriye’den Türkiye&#8217;ye teröristler saldırı yapmaya başladığında adamlar patriotları çekmeye başladılar. Yanılmıyorsam bir İspanya&#8217;nın patriotu kaldı. Hollanda, Fransa çekti. Tehlikeye en yakın hissettiğimiz bir dönemde siz NATO müttefikisiniz çekiliyorsunuz. Ortak savunma sisteminin içinde yer alalım dediğimizde kendi keyfinize göre hareket ediyorsunuz.</p>
<p>Daha kötüsünü söyleyeyim;  savunma anlamında bir projenin içine girdiğimizde siz, Türkiye&#8217;yi oradan atmaya çalışıyorsunuz. F-35’te olduğu gibi. Bunu biz, Birinci Dünya Savaşı&#8217;nda gördük. İngiltere bizim iki gemimizi vermedi hatırlayın. Aynı onun gibi bir şey bu. Peki, o zaman şu soruyu soralım; müttefik olarak ben sana nasıl güveneyim? ABD’nin yakın coğrafyamızda atmış olduğu her adım Türkiye karşıtı. Nasıl güvenelim? Bence tüm bu olanlar Türkiye&#8217;nin aklını başına getirmiştir. Ya da getirmesi gerekir.</p>
<p><strong>Söyleşi: Aynur Bayram</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/neden-s-400-aliyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Seçim İptali, Dövizin Ateşi ve S-400 Hava Savunma Sistemi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/secim-iptali-dovizin-atesi-ve-s-400-hava-savunma-sistemi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/secim-iptali-dovizin-atesi-ve-s-400-hava-savunma-sistemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 May 2019 08:45:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[dolar]]></category>
		<category><![CDATA[Ömür Çelikdönmez]]></category>
		<category><![CDATA[S-400]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10259</guid>

					<description><![CDATA[Gerçekleşen olaylar bazen göründüğü gibi değildir ve arka planında bizlerin bilmediği etkenler rol oynar. O nedenle, seçimin iptalini ve diğer gelişmeleri bu gözle değerlendirelim. Çinli Filozof Lao Tzu şöyle bir hikâye anlatır : Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış.  Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara büyük bir servet teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. “Bu at, sadece bir at değil benim için; bir dost. İnsan dostunu satar mı?” demiş. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok.  Köylü ihtiyarın başına toplanmış: “Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Kral’a satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler. İhtiyar: “Karar vermek için acele etmeyin” demiş. “Sadece at kayıp” deyin, “Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.” Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmiş ve at, bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.  Bunu gören köylüler toplanıp ithiyara gidip özür dilemişler. “Babalık” demişler, “Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gerçekleşen olaylar bazen göründüğü gibi değildir ve arka planında bizlerin bilmediği etkenler rol oynar. O nedenle,<strong> seçimin iptalini ve diğer gelişmeleri </strong>bu gözle değerlendirelim.</p>
<p><strong>Çinli Filozof Lao Tzu</strong> şöyle bir hikâye anlatır</p>
<p>:</p>
<p><em>Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama </em><strong><em>Kral</em></strong><em> bile onu kıskanırmış. </em></p>
<p><em>Öyle dillere destan bir </em><strong><em>beyaz atı </em></strong><em>varmış ki, </em><strong><em>Kral</em></strong><em> bu at için ihtiyara büyük bir servet teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. “</em><strong><em>Bu at, sadece bir at değil benim için; bir dost. İnsan dostunu satar mı?</em></strong><em>” demiş.</em></p>
<p><em>Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. </em></p>
<p><em>Köylü ihtiyarın başına toplanmış: “</em><strong><em>Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Kral’a satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın</em></strong><em>” demişler.</em></p>
<p><strong><em>İhtiyar</em></strong><em>: “</em><strong><em>Karar vermek için acele etmeyin</em></strong><em>” demiş. “</em><strong><em>Sadece at kayıp</em></strong><em>” deyin, “</em><strong><em>Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.</em></strong><em>”</em></p>
<p><em>Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmiş ve at, bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. </em></p>
<p><em>Bunu gören köylüler toplanıp ithiyara gidip özür dilemişler. “</em><strong><em>Babalık</em></strong><em>” demişler, “</em><strong><em>Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var.</em></strong><em>”</em></p>
<p><em>“</em><strong><em>Karar vermek için gene acele ediyorsunuz</em></strong><em>” demiş ihtiyar. </em></p>
<p><em>“</em><strong><em>Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz.</em></strong><em>”</em></p>
<p><em>Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ancak içlerinden “</em><strong><em>Bu ihtiyar sahiden saf”</em></strong><em> diye geçirmişler. </em></p>
<p><em>Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan </em><strong><em>ihtiyarın tek oğlu </em></strong><em>attan düşmüş ve ayağını kırmış. </em></p>
<p><em>Evin geçimini sağlayan oğul, şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış.</em></p>
<p><em>Köylüler gene gelmişler ihtiyara. “</em><strong><em>Bir kez daha haklı çıktın</em></strong><em>” demişler. “</em><strong><em>Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın</em></strong><em>” demişler. </em></p>
<p><em>İhtiyar “</em><strong><em>Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz</em></strong><em>” diye cevap vermiş.</em></p>
<p><em>“</em><strong><em>O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağını asla bilemezsiniz</em></strong><em>”</em></p>
<p><em>Birkaç hafta sonra düşmanlar hanedanlığa çok büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere gönderme emrini vermiş. </em></p>
<p><em>Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. </em></p>
<p><em>Köyü matem sarmış. </em></p>
<p><em>Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.</em></p>
<p><em>Köylüler, gene ihtiyara gelmişler. “</em><strong><em>Gene haklı olduğun kanıtlandı</em></strong><em>” demişler. “</em><strong><em>Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer…</em></strong><em>”</em></p>
<p><strong>“Siz erken karar vermeye devam edin</strong>” demiş, ihtiyar. “<strong><em>Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.</em></strong>”</p>
<p><strong>Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatle tamamlar:</strong></p>
<p><em>“Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. </em></p>
<p><em>Karar; aklın durması halidir. </em></p>
<p><em>Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur.</em></p>
<p><em>Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. </em></p>
<p><em>Oysa gezi asla sona ermez. </em></p>
<p><em>Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. </em></p>
<p><em>Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”</em></p>
<p>*</p>
<p>İtiraf edeyim; <strong>YSK kararı</strong> benim için sürpriz oldu. Çünkü ülkenin kuşatılmışlığı ve her geçen gün etkisini artıran <strong>ekonomik kriz</strong> nedeniyle böylesine bir kararın<strong> ateşe odun</strong>atmaktan farksız olduğu kanaati yaygındı.</p>
<p>Yaşadığınız muhiti dolaştığınızda kiralık işyerlerinin sayısındaki artışı gözlemleyebilirsiniz. <strong>Küçük esnaf</strong> iş yapamamaktan şikâyetçi. <strong>İşsizler</strong> ordusuna her geçen gün binlercesi katılıyor.</p>
<p>Ama yetkili birilerinin ekranlara çıkıp “<strong>Burası çok önemli!.. Bakın burası çok önemli…</strong>” tarzında halkı keriz yerine koyan açıklamaları da ekonomik krizi tetikliyor. Maalesef keriz sayısı çoğaldıkça kriz derecesi artıyor.</p>
<p><strong><em>Dövizin ateşi neden yükseldi?</em></strong></p>
<p>Ekonomi uzmanlarına göre <strong>Dolar</strong> kurunun yükselmesinde iki etken rol oynadı.</p>
<p>Birincisi <strong>Trump</strong>&#8216;ın ticaret savaşlarında ateşkesi rafa kaldırmasıyla <strong>9 ay sonra 6 lira</strong>üzerine çıkması, ikincisi, <strong>YSK&#8217;nın</strong> <strong>İstanbul</strong> <strong>Büyükşehir</strong> Belediyesi Başkanlık seçimlerini <strong>iptal</strong> kararı.</p>
<p>YSK&#8217;nın İstanbul seçimlerini yeniletme kararıyla akşam sığ piyasada dolar kuru 6.15 TL, euro da 6.85 TL&#8217;yi gördü. Döviz kurunun önü açık.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/omur_kap._altYn_dolar_s400.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p>Cari açık, gider gelir dengesizliği, tasarruf tedbirlerine uyulmaması vs etkenleri çoğaltabiliriz.</p>
<p>Seçim ortamının devamı ve yaklaşık bir buçuk ay sürecek politik belirsizlik piyasalar için bir yeni bir <strong>stres</strong> testi olacak.</p>
<p>Bu sabah itibari ile dolara karşı<strong> 6.12 </strong>civarında işlem gören TL’de ilk tepki <strong>yüzde 1.4</strong>değer kaybına işaret ediyor.</p>
<p>İktidarın piyasaları fonlayabilecek araçlardan yoksun olması nedeniyle önümüzdeki günlerde Türk Lirası değer kaybını sürdürebilir.</p>
<p><em><strong>Merkez Bankası, borçla temin ettiği dövizleri nereye harcadı?</strong></em></p>
<p><strong>26 Nisan 2019</strong>’da “<strong>Merkez Bankası borçla temin ettiği dövizleri nereye harcadı?</strong>” sorusuna birlikte cevap aramıştık.</p>
<p>Süreci hatırlamakta fayda var.<strong> Merkez Bankası, </strong>son iki yıldır mevcut döviz rezervlerinin bir bölümünü <strong>altına</strong> çevirirken, en başta <strong>ABD Merkez Bankası</strong> “FED”de duran <strong>28.7 ton altın rezervlerini</strong> başka merkezlere taşıyarak sıfırlamıştı.</p>
<p>Sonuç hemen alındı.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/altYn_reserv_1.png" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p>Hem altın rezervi yükseldi hem de yurtiçine kaydırma amaçlı transferler nedeniyle<strong>yurtiçindeki altın varlıkları 100 ton</strong>dan fazla artı.</p>
<p><strong>Merkez Bankası</strong>, döviz rezervlerini tuttuğu yatırım alanlarının en başında gelen <strong>ABD devlet tahvili </strong>varlıklarını ivedilikle elden çıkardı.</p>
<p><strong>2018</strong> sonu verilerine göre; <strong>Merkez Bankası</strong>’nın toplam altın rezervleri zorunlu karşılıklar için tutulan altınlardaki azalış nedeniyle 76.3 ton düşerken, kendi malı olan altın rezervleri 53.8 ton arttı.</p>
<p><strong>Türkiye, döviz borçlandı; döviz aldı, dövizleri altına çevirdi.</strong> Türkiye’nin altın stokları arttı. İyi de madem <strong>Türkiye altın zengini,</strong> yer gök altın stokladı o halde ekonomi neden kötü?</p>
<p><strong><em>S-400 hava savunma sistemi neden hayati derecede önemli?</em></strong></p>
<p><strong>NATO</strong> ve <strong>AB</strong> nedense <strong>Türkiye’nin, S-400</strong> hava savunma sistemi almasını istemiyor.<strong>Türkiye</strong>’nin bu bloklarla ilişkisi, şu fıkraya ne kadar da çok benziyor:</p>
<p><em>Baba ile oğlu uyuyorlarmış. Yan odadan gelen tıkırtılar üzerine, baba, oğluna, ‘git bak bakalım’ demiş&#8230;</em></p>
<p><em>Oğlu gitmiş. Ses-seda çıkmayınca baba seslenmiş;</em></p>
<p><em>-Oğlum ne oldu?</em></p>
<p><em>-Baba bir hırsız tuttum.</em></p>
<p><em>-Tut kolundan getir.</em></p>
<p><em>-Gelmiyor.</em></p>
<p><em>-Bırak gitsin.</em></p>
<p><em>-Gitmiyor.</em></p>
<p><em>-Sen gel oğlum.</em></p>
<p><em>-Gelemiyorum.</em></p>
<p><em>-Niye gelemiyorsun?</em></p>
<p><em>-Ben onu bırakıyorum o beni bırakmıyor.   </em></p>
<p>*</p>
<p><strong>Çankaya Köşkü&#8217;nde</strong> düzenlenen <strong>NATO</strong> Konseyi ve NATO Akdeniz Diyaloğu Ortakları Toplantısında <strong>NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg</strong>, <strong>Türkiye</strong>’nin, <strong>Rus S-400 S</strong>avunma Sistemi satın alması planının doğuracağı sonuçların “<strong>endişe verici”</strong>olduğunu belirtmesi baba ile oğulun arasındaki “<strong>hırsız”</strong> diyaloğunu andırmıyor mu?</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/s_4000_erdalll_1.png" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>ABD/AB/NATO</strong>’nun <strong>Türkiye</strong>’nin <strong>S-400</strong> edinmesine karşı çıkmasının en önemli askeri gerekçesi, <strong>2 S-400 Hava Savunma Sistemi</strong>nin <strong>İzmir</strong> ve <strong>Hatay</strong> merkezli konuşlandırılması durumunda<strong> Türkiye’nin kontrol edeceği hava sahası 600 km</strong>’yi kapsıyor.</p>
<p><strong>Akdeniz enerji denkleminden Türkiye’yi devre dışı bırakmayı amaçlayan her türlü projeyi bozan bu fiili durum</strong>; hiç şüphesiz <strong>Türkiye’nin</strong> en acil savunma ihtiyaçlarından.</p>
<p><strong><em>S-400 hava savunma sistemlerini kullanacak Türk ve Çin askerlerinin eğitimi Rusya’da başlıyor!</em></strong></p>
<p>Ne yapsalar boş!..</p>
<p><strong>Türkiye,</strong> kararını çoktan verdi.<strong> </strong></p>
<p><strong>Türkiye, Rusya</strong>&#8216;nın devlet askeri ihracat şirketi <strong>Rosoboronexport</strong>’tan tedarik ettiği<strong>S-400 hava savunma sistemlerini teslim almak için</strong> gün sayıyor.<strong> </strong></p>
<p><strong>Türkiye Savunma Sanayii Müsteşarlığı’</strong>nın <strong>Rusya</strong>’dan satın alınan; <strong>S-400</strong> hava savunma sistemlerinin <strong>Temmuz 2019</strong>’da teslimatının yapılacağını söylemesinin ardından <strong>Rosoboronexport</strong>&#8216;un başkanı <strong>Aleksandr Miheyev</strong>, <strong>Türkiye&#8217;ye S-400</strong>füzeleri teslimatının tarihini öne çekmek için gereken her şeyi yaptıklarını söyledi.</p>
<p>Bu takvime göre, <strong>Rusya</strong>&#8216;nın devlet askeri ihracat şirketi <strong>Rosoboronexport</strong>&#8216;un  imal ettiği<strong> S-400</strong> hava savunma sistemlerini kullanacak yaklaşık, <strong>100 Türk askerin eğitimi</strong> bu ay sonunda <strong>Rusya</strong>’daki bir askeri üstte başlayacak.</p>
<p><strong>Mayıs</strong> ayı sonunda, yaklaşık <strong>100 Türk askeri, anlaşmaya göre Temmuz 2019’da teslim edilecek olan S-400</strong> hava savunma sistemlerini kullanmak üzere <strong>Rusya</strong>’da bir askeri üstte eğitime başlıyor.</p>
<p>Eğitim yaklaşık 5 ay sürecek. Türk askerlerin, <strong>Mart</strong> <strong>ortasında,</strong> aynı askeri üstte eğitimine başlamış olan <strong>Çinli askerlerle birlikte</strong> eğitileceği de gelen bilgiler arasında.</p>
<p><strong><em>Merkez Bankası borçla temin ettiği dövizleri nereye harcadı?</em></strong></p>
<p><strong>Önce bir anekdot; Rusya</strong>&#8216;nın savaş ve uzay teknolojisi üretmesine yapılan eleştiriye <strong>Putin</strong>&#8216;in tarihi olduğu kadar <strong>filezofik</strong> cevabı:</p>
<p><strong><em>&#8220;Bugün silah yerine, iPhone&#8217;a para yatıranlar, yarın düşman ülkesini işgal ederken düşmanın fotoğrafını çeker</em></strong><strong><em>.&#8221;</em></strong></p>
<p><strong>Türkiye,</strong> maalesef çok yakın zamana kadar ülkeyi işgal etmesi muhtemel düşmanların fotoğraflarını çekebileceği kalemlere para harcadı. İthalat çılgınlığı halen devam ediyor.</p>
<p>Sattığı aldığını karşılamıyor. “<strong>-Burası çok önemli</strong>” diyenler de bu süreci maalesef durdurmaktan aciz.</p>
<p>Ama nasıl olduysa <strong>S-400 hava savunma sistemi </strong>ve <strong>Akkuyu Nükleer Güç Santrali</strong>konusunda çok akıllıca karar verildi.</p>
<p>Sözü uzatmayalım, <strong>Ankara ve Moskova</strong> arasındaki anlaşma ile yapımına başlanılan<strong>Akkuyu Nükleer Güç Santrali</strong>’nin masrafı nereden karşılanıyor?</p>
<p><strong>Türkiye</strong>’nin <strong>Rusya’dan satın aldığı S-400</strong> hava savunma sisteminin karşılığını<strong>limonla, domates, biber, patlıcanla</strong> mı ödeyeceğini sanıyorsunuz?</p>
<p>Yani bu değirmenin suyu nereden geliyor hiç düşündünüz mü?</p>
<p><strong><em>Türkiye Rusya’ya ödemeleri altın külçelerle yapıyor!..</em></strong></p>
<p><strong>Türkiye</strong>, <strong>döviz</strong> <strong>borçlandı</strong>; <strong>döviz aldı, dövizleri altına çevirdi.</strong></p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/dolarr_1.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Türkiye</strong>’nin altın stokları arttı.</p>
<p>İşte <strong>Türkiye</strong>, o altınları <strong>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası</strong>’nın depolarında tutmak yerine, <strong>Rusya</strong>’ya olan borçlarını ödüyor.</p>
<p>.</p>
<p><strong>Ömür Çelikdönmez</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/secim-iptali-dovizin-atesi-ve-s-400-hava-savunma-sistemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Mesele S-400 Değil Türkiye’nin Bağımlı Bir Ülke Olup Olmaması”</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/mesele-s-400-degil-tu%cc%88rkiyenin-bagimli-bir-ulke-olup-olmamasi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/mesele-s-400-degil-tu%cc%88rkiyenin-bagimli-bir-ulke-olup-olmamasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aynur Bayram]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 May 2019 10:47:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[S-400]]></category>
		<category><![CDATA[S400]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10144</guid>

					<description><![CDATA[Prof. Dr. Mehmet Şahin’den Yörünge’ye Açıklamalar: ABD’nin karşısında 1952’den bu yana NATO’dan alışık olduğu, güneydoğu kanadını ne pahasına olursa olsun koruyan bir Türkiye vardı. Şimdi diyor ki; “Bölgede yaşananlardan dolayı benim güvenlik kaygılarım var. Artık ben o sizin bildiğiniz, alışık olduğunuz Türkiye değilim.” Bu, Türkiye’nin bağımsız müttefik olmaya geçiş sürecidir. Türkiye bunu ortaya koyduğu zaman Amerika’ya bağımlı başka ülkeler de bu işin dışına çıkmaya çalışır. S-400’ü dolayısıyla F-35’i de bir sopa olarak kullanmaya çalışıyor.  Yerel seçimler bitti. Uzun bir süre de Türkiye’nin önünde yeni bir seçim görünmüyor. Türkiye seçim sürecindeyken etrafındaki kuşatma adım adım devam ediyordu. Türkiye, müttefikleri tarafından S-400, F-35 üzerinden sıkıştırılırken sözde Ermeni soykırımı iddiaları yeniden piyasaya sürüldü. Üstüne İran’a uygulanan ambargoda aralarında Türkiye’nin de olduğu sekiz ülkenin muafiyetinin kaldırılacağı haberleri geldi. Tam bu noktada da iç politikanın dış politikadan ayrı tutulamayacağı, bu nedenle de seçimlerdeki “beka” vurgusunun ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Polis Akademisi, Güvenlik Bilimleri Enstitüsü öğretim üyelerinden ve aynı zamanda Polis Akademisi Uluslararası Terör ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. Mehmet Şahin, Yörünge dergisinin uluslararası politikada din, Orta Doğu ve Türk dış politikası üzerine sorularını yanıtladı. ABD Türkiye’nin kısa-orta uzun menzilli hava savunma füze sistemi olan S-400’ü Rusya’dan almasına tepki &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Mehmet Şahin’den Yörünge’ye Açıklamalar:</p>
<p><strong>ABD’nin karşısında 1952’den bu yana NATO’dan alışık olduğu, güneydoğu kanadını ne pahasına olursa olsun koruyan bir Türkiye vardı. Şimdi diyor ki; “Bölgede yaşananlardan dolayı benim güvenlik kaygılarım var. Artık ben o sizin bildiğiniz, alışık olduğunuz Türkiye değilim.” Bu, Türkiye’nin bağımsız müttefik olmaya geçiş sürecidir. Türkiye bunu ortaya koyduğu zaman Amerika’ya bağımlı başka ülkeler de bu işin dışına çıkmaya çalışır. S-400’ü dolayısıyla F-35’i de bir sopa olarak kullanmaya çalışıyor.</strong></p>
<p><em> </em><em>Yerel seçimler bitti. Uzun bir süre de Türkiye’nin önünde yeni bir seçim görünmüyor. Türkiye seçim sürecindeyken etrafındaki kuşatma adım adım devam ediyordu. Türkiye, müttefikleri tarafından S-400, F-35 üzerinden sıkıştırılırken sözde Ermeni soykırımı iddiaları yeniden piyasaya sürüldü. Üstüne İran’a uygulanan ambargoda aralarında Türkiye’nin de olduğu sekiz ülkenin muafiyetinin kaldırılacağı haberleri geldi. Tam bu noktada da iç politikanın dış politikadan ayrı tutulamayacağı, bu nedenle de seçimlerdeki “beka” vurgusunun ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıktı. </em></p>
<p><em>Polis Akademisi, Güvenlik Bilimleri Enstitüsü öğretim üyelerinden ve aynı zamanda Polis Akademisi Uluslararası Terör ve Güvenlik Araştırmaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. Mehmet Şahin, Yörünge dergisinin uluslararası politikada din, Orta Doğu ve Türk dış politikası üzerine sorularını yanıtladı. </em></p>
<p><strong>ABD Türkiye’nin kısa-orta uzun menzilli hava savunma füze sistemi olan S-400’ü Rusya’dan almasına tepki gösteriyor. Amerika dışında karşı çıkan bir ülke yok. F-35’lerde de sorun var. Amerika neden itiraz ediyor Türkiye’ye?</strong></p>
<p>ABD ile yaşanan sorun sadece S-400, F-35 değil, Suriye’nin kuzeyindeki PKK-PYD-YPG’ye ABD’nin desteği, İran’a ambargosu&#8230; Hepsini üst üste koyduğunuzda ortaya bir şey çıkıyor. Mesele S-400 meselesi değil. Mesele; Türkiye’nin bağımlı olup olmama meselesidir. Meselenin özü budur. Çünkü S-400 ile bugüne kadar silah tedarik ettiğiniz alanın dışına çıkıyorsunuz ve ABD buna karşı çıkıyor. “Hayır, siz benim müttefikimizsiniz ama bu müttefik ittifak içinde siz tüketici müttefiksiniz, üretici müttefik olmayın” diyor. Bir anlamda ittifak sistemini kendi pazarı olarak görüyor.</p>
<p>Amerika’nın S-400 ile F-35‘i gündeme getirmesinin sebebi kendini haklı göstermek. Çünkü S-400’de Amerika kendisini müttefiklerine, iç kamuoyuna, bürokrasisine haklı olduğunu anlatabiliyor. Amerika ile Türkiye arasındaki sorunun kaynağı -ki S-400’de buna bağlıdır- ABD’nin terör örgütlerine destek verip vermemesidir.</p>
<p><strong>Bunu Birinci Dünya Savaşı’nda Gördük</strong></p>
<p><strong>Biz niye S-400 alıyoruz?  </strong></p>
<p>ABD’nin terör örgütlerine destek vermesi ve bizim yanı başımızda Orta Doğu’da yürütmüş olduğu faaliyetlerin bize tehdit oluşturmasından dolayı bunu yapıyoruz. Çünkü savunma noktasında bize bırakın yardımcı olmayı, tehdit oluşturuyor. Biz de bu tehdidi bertaraf etmek, hava savunma sistemimizi güçlendirmek için diğer bir alternatife bakıyoruz. O zaman burada hatalı olan kim? ABD! Bu tartışılsa yani ABD’nin terör örgütlerine başta PYD-YPG desteği tartışılmış olsa Amerika dünyada kötü gözükecek, herkes onu konuşacak. Türkiye haklı olacak. Farkındaysanız bunun konuşulmaması için Amerika sürekli S-400’leri gündeme getiriyor. Birincisi bu.</p>
<p>İkincisi ise ABD’nin karşısında 1952’den bu yana NATO’dan alışık olduğu, güneydoğu kanadını ne pahasına olursa olsun koruyan bir Türkiye vardı. Kendisine bir görev verilir ve onu yapar. Türkiye şimdi diyor ki; “Bölgede yaşananlardan dolayı benim güvenlik kaygılarım var. Bu her geçen gün artıyor. Artık ben, o sizin bildiğiniz, alışık olduğunuz Türkiye değilim. Bana karşı oluşmuş tehditleri bertaraf etmek için kendi kararlarımı alacak güçteyim. Bu irade bende var. Bunda da en iyi alternatif neyse onu kullanacağım.” Bu nedir biliyor musunuz? Türkiye’nin 1952’den bu yana Amerika’ya bağımlı müttefik olmaktan, bağımsız müttefik olmaya geçiş sürecidir. Baskının nedeni bu.</p>
<p>Bunun bir de şöyle bir sonucu olur: Türkiye bunu ortaya koyduğu zaman Amerika’ya bağımlı başka ülkeler de bu işin dışına çıkmaya çalışır. Bundan da korkuyor. ABD, bağımsız müttefiklerin ortaya çıkmasını istemediği için S-400’ü dolayısıyla F-35’i de bir sopa olarak kullanmaya çalışıyor.</p>
<p><strong>2018 yılında Türkiye, Fransa ve İtalya ortaklığıyla kurulan savunma sanayi şirketi Eurosam ile bir anlaşma imzaladı. Yapılan anlaşmayla insansız hava araçlarıyla füzelere karşı savunma sistemi geliştirilecekti Ancak 18 aylık yapılan anlaşmada uzun bir zaman geçmesine rağmen bir gelişme kaydedilmedi. Bunun nedeni nedir?  </strong></p>
<p>Bunun en önemli nedeni S-400 tartışmaları. Türkiye’nin alışıla geldiği davranışları devam etsin, bağımlı kalsın, Rusya’nın alanı daralsın, Türkiye başkalarına örnek oluşturmasın düşüncesi. Hatırlayalım, Suriye’den Türkiye’ye teröristler saldırı yapmaya başladığında adamlar patriotları çekmeye başladılar. Yanılmıyorsam bir İspanya’nın patriotu kaldı. Hollanda, Fransa çekti. Tehlikeye en yakın hissettiğimiz bir dönemde siz NATO müttefikisiniz çekiliyorsunuz. Ortak savunma sisteminin içinde yer alalım dediğimizde kendi keyfinize göre hareket ediyorsunuz.</p>
<p>Daha kötüsünü söyleyeyim;  savunma anlamında bir projenin içine girdiğimizde siz, Türkiye’yi oradan atmaya çalışıyorsunuz. F-35’te olduğu gibi. Bunu biz, Birinci Dünya Savaşı’nda gördük. İngiltere bizim iki gemimizi vermedi hatırlayın. Aynı onun gibi bir şey bu. Peki, o zaman şu soruyu soralım; müttefik olarak ben sana nasıl güveneyim? ABD’nin yakın coğrafyamızda atmış olduğu her adım Türkiye karşıtı. Nasıl güvenelim? Bence tüm bu olanlar Türkiye’nin aklını başına getirmiştir. Ya da getirmesi gerekir.</p>
<p><strong>Komşuna Uygulanan Her Ambargo Sana Uygulanan Ambargodur</strong></p>
<p><strong>ABD’nin Türkiye dâhil sekiz ülkenin İran’a uyguladığı yaptırımlardan muaf tutmasıyla ilgili yeni bir karar aldı. Bu tavrın sonu ne olacak?</strong></p>
<p>Bu, Türkiye’yi sıkıştırma aşamasının bir ileri noktası. ABD küresel diktatör gibi davranıyor. Küresel diktatörlüğün işaretleri; “İran’la yapılan nükleer anlaşmayı iptal ettim. İran’la ticaret yapmak, petrol almak yasak. Rusya’ya ambargo koyuyorum, bunlara uyacaksınız. Muhalefet liderini Venezuela’ya başkan olarak atıyorum. YPG ve PKK terör örgütlerine desteğe devam edeceğim” diyor. Terör örgütü demiyor ama destek vereceğini açıklıyor. “Kudüs’ü, Golan’ı, İsrail’e verdim, S-400 alamazsınız” diyor. Allah aşkına uluslararası hukukla bunun ne ilgisi var? Bu, tek taraflı ABD’nin kendi çıkarlarını, dünyaya demiyorum “müttefiklerine” dayatmasıdır. Gelinen noktada uluslararası hukuk çerçevesinde hareket işlemiyor. ABD, “Tek taraflı yaptırım kararı alıyorum, buna uymazsanız ben sizin bankacılık sisteminize, şirketlerinize, kişilerinize ambargo koyarım. Bunlarla ilgili girişimde bulunurum” diyor. Uluslararası hukuk bu mu?</p>
<p>“İran’a petrol ambargosu uyguluyorum, seni 6 ay muaf tutuyorum.” Allah razı olsun dememizi mi bekliyor? ABD’nin aldığı kararların Güvenlik Konseyi kararlarıyla bir ilgisi var mı? Yok. İran’a ambargo koyuyorsunuz Türkiye’de bunların çoğu yanlış anlaşılıyor. Bir kısım insanlar bu işi ya anlamıyor ya da kasıtlı olarak Türkiye’deki yönetim sıkışsın, Türkiye zarar görsün mantığıyla yaklaşıyor. Yıllardır olan bu. Bizde bazı hocalar, gazeteciler; “İran’a ambargo uyguladı bize ne kardeşim” diyor. Komşuna uygulanan her ambargo sana uygulanan ambargodur. Bunun ötesi yoktur.</p>
<p>Amerika diyor ki; “Birleşik Arap Emirlikleri ile Suudi Arabistan’dan alın.” Birleşik Arap Emirlikleri ile Suudi Arabistan, ABD’nin dediğini yapan taşeron devlet konumuna gelmiş durumda ve son dönemdeki tüm faaliyetleri Türkiye aleyhtarı. Ben bunun kapısına gidip petrol mü isteyeceğim, böyle bir şey var mı?</p>
<p>İki, Irak’a ambargo uyguluyorsunuz bana uygulanıyor, ticaret yapamıyorum. Suriye’ye uyguluyorsunuz. Rusya’ya diyorsunuz ki ambargo uyguluyorum, doğalgaz konusunda dikkat edin. Rusya ile benim ticaret hacmim 100 milyara doğru gidiyor. Bunları üst üste koyduğumuz zaman benim gördüğüm şu;  bağımlı müttefik olarak gördüğü Türkiye’nin kendi ulusal çıkarları çerçevesinde bölge devletleri ile ilişkiler geliştirilmesi ABD’yi rahatsız ediyor. ABD’nin son dönemdeki faaliyetlerini Türkiye’nin ilişkilerini bozmak ve bölgedeki ilişkilerini tıkamak için yürütmüş olduğu politikalar diye görüyorum. Başka bir şey daha söyleyeyim. Bunu yaparken maalesef teröre bile destek verecek kadar gözü dönmüş bir Amerikan politikası olduğunu görüyorsunuz.</p>
<p><strong>İmparatorluk Görmüş Orta Boy Güç</strong></p>
<p><strong>Fransa Parlamentosu’nda Ermeni meselesi yeniden gündeme getirildi. 24 Nisan’da Fransa, sözde Ermeni soykırımını anma günü ilan etti ve etkinlikler düzenledi. Ermeni meselesinin yeniden gündeme getirilme nedeni nedir?</strong></p>
<p>24 Nisan Osmanlı’nın özellikle belli bölgelerinde silahlı isyana kalkıp katliam yapmaya çalışan Ermeni çetelerinin tutuklanması, engellenmesi noktasında ortaya koymuş olduğu bir genelgedir. Talat Paşa’nın genelgesidir. Soykırım değildir. Ermeni meselesi ABD’de, Fransa’da ve Avrupa’da özellikle Türkiye’ye karşı kullanabileceğiniz sıfır maliyetle maksimum kâr elde edeceğiniz kart noktasına geldi. Bir şey ödediğiniz yok, sıfır maliyetiniz var. Bunun bir örneğini söyleyeyim; Amerika’daki Ermeni lobisi ve destekçileri Ermeni meselesini Kongre’ye getirmeye çalışır. Bizimkiler giderler Yahudi lobisine parayı öderler. Aman getirmeyin, engel olun diye. Sadece bunun için çalışan birkaç Yahudi lobi şirketi var. Biz parayı öderiz. Kongre’de tartışırız sonra ABD Başkanı “Ben soykırım demedim de büyük felaket dedim” der. Bizimkiler de “oh be” der. Her yıl yaşanan tam bu.</p>
<p>Türkiye’nin bağımsız politika takip etmesi özellikle Tayyip Bey döneminde arttı. Türkiye, uluslararası politikada orta boy bir güç.  Ama normal orta boy bir güç değil, imparatorluk görmüş orta boy bir güç. İmparatorluk görmüş orta boy bir güç olan devletle o devletin vatandaşları normal bir orta boy güç olan devlet gibi davranmaz. İran bunlardan bir tanesidir. İmparatorluk görmüştür, tarihi derinliği vardır. Türkiye bunlardan biridir. Fransa, Almanya, İngiltere bunları kıyaslayabiliriz. Bunların davranışları farklı olur. Bölgesel düzende etki yapıcı güce sahiptir. Son dönemde içerideki mevcut durumu da göz önünde bulundurarak Türkiye’nin dış politika hamlelerini sekteye uğratmak bunu engellemek, moral bozmak.</p>
<p><strong>Gavura Kızıp Orucu Bozmak</strong></p>
<p><strong>Türkiye NATO’da kalmalı mı, kalmamalı soruları gündem oluşturmaya başladı. Siz, Türkiye’nin NATO üyeliğine nasıl bakıyorsunuz, Türkiye NATO’da kalmalı mı? </strong></p>
<p>NATO’nun içindeki bir ülkeye yapılan eleştirilerle dışındaki ülkelere yapılan eleştiriler farklı olur. Niye çıkalım? NATO’nun anayasası vardır. O maddelere baktığınız zaman Türkiye, NATO’nun hangi maddesini zedeliyor? Her maddesine uyuyor. Biz NATO’ya, ABD veya başkalarının lütfuyla girmedik. Türkiye NATO’ya diyet ödeyerek, Kore Savaşı ile şehitler vererek girdi. Soğuk Savaş döneminde maddi manevi her anlamda baktığınız zaman en büyük maliyet ödeyen ülkelerden biri.</p>
<p>Kim maliyet ödedi? Biz maliyet ödedik. İç kısmına girmiyorum, içeri girersem daha kötü! Soğuk Savaş döneminde 1950’den bugüne girdiğimiz askeri ilişkilerin Türkiye’de yapılan darbeler ile ilişkileri nedir? Daha oraya bir girsek 15 Temmuz’a kadar getiririz. Bu savunma örgütünde en çok maliyet ödeyen en az faydalanan ülkelerden birisi de Türkiye. O zaman diyorum ki NATO’nun kurallarına uymayanlar çıksın. Niye kurallara uyan Türkiye, NATO’dan çıksın? NATO üyeleri ve kurumsal yapısı tarafından ittifak sistemine ihanet edenler, terör örgütlerine destek verenler eleştirilsin.</p>
<p>Türkiye’nin NATO’nun dışına çıkma girişimleri ve tartışmalarını sağlıklı bulmuyorum. Çünkü bu defa da Türkiye’yi ittifak sisteminin kurallarına uymuyor deyip suçlu pozisyonuna, savunma pozisyonuna sokacaklar. Türkiye’yi şeytanlaştırma sürecini devam ettirecekler. Türkiye’yi bir yere yakıştırmaya çalışacaklar. Rusya’yla komşu olarak ilişki geliştirmeye çalışıyorsunuz bu kadar eleştiri oluyor. Bir de Türkiye’nin NATO üyesi olmadığını düşünün! Bir söz vardır, gavura kızıp oruç bozmak. Gavura kızıp oruç bozmaya gerek yok.</p>
<p><strong>Dünyada her geçen gün artan İslamafobi kimler tarafından üretiliyor, kimlere fayda sağlıyor?</strong></p>
<p>İslamofobik davranışlara baktığımızda bunun tarihi kökeni var. 11 Eylül’den sonra başta ABD olmak üzere maalesef Batı dünyasında, Müslümanları ötekileştirici ve bütün suçların kökeni bunlarmış gibi bir tavır, böyle bir durumun ortaya çıkmasına neden oldu. Son dönem Arap Baharı süreci ile ilgili dikkat edin üzücü olan şu; demokratik süreçte siyasal sistemin içinde yer almak isteyen Müslümanlara darbe yapıldığında Mısır örneğinde olduğu gibi Batı alkışladı. Bunları el üstünde tuttu, sırtlarını sıvazlandı. Arkasından da dediler ki “Niye İslam dünyasında radikal gruplar ortaya çıkıyor?” 1979’dan bu yana birlikte çalıştıkları radikal grupların önünü açarak kendilerini haklı göstermeye çalıştılar. Bölgede toplumsal temeli olan, demokratik süreci benimsemeye yatkın, bu konuda fikir beyan etmiş ve sistemin içinde yer almaya çalışan Müslüman grupları ötelediler. Onları, İslam dünyasında sorun diye ortaya çıkarmaya çalıştılar. Sorun yaklaşımda.</p>
<p>“Hem DEAŞ’la mücadele ediyorum” diyorsunuz hem de DEAŞ’ın düşman olarak gördüğü Müslüman Kardeşler’e darbe yapıldığında “İyi yaptınız” diyorsunuz. Orta Doğu’ya radikalizmle mücadele edilmez. Sorun burada. Gelinen sürece baktığınız zaman da bunların tesadüf olmadığını görüyorsunuz. Bakın Yemen, Suriye, Libya&#8230; Mağrip, Maşrik bir de aşağıya baktığınız zaman Arap Yarımadası’nın bir köşesinde üç tane ülkede iç savaşın yaşandığını ve cehennem gibi bir dünyaya devam ettiğini görüyorsunuz. Bu coğrafyaların seçiminin tesadüf olduğunu düşünen varsa ben onlara günaydın diyorum.</p>
<p>Şu an Arap Baharı değil Siyonizm Baharı’nın yaşandığını görüyorsunuz. Bunu söylemek zorundayız. Kudüs ile Golan ile ilgili bir karar alınıyor. Peki, bu karar Birleşik Arap Emirlikleri’nden, Suudi Arabistan’dan habersiz mi alınıyor? Tepki var mı? Hayır. Bundan 5 yıl önce biri, Mekke-Medine’nin yönetim hizmetkârı olan yönetimin, İsrail ile birlikte Orta Doğu’da Arap kardeşlerine, Müslüman kardeşlerine karşı hareket edeceğini söylese, bu adam aklını peynir ekmekle yemiş derdim. Ama bugün gelinen noktaya baktığımız zaman bu süreç devam ediyor. Bazı Arap ülkeleri ile Arap yönetimleriyle İsrail’i nasıl bir araya getirirsiniz sorusunu soralım ilk önce. Bunu sağlamanın yolu, ortak bir tehdit oluşturmak.</p>
<p><strong>Nedir bu tehditler?  </strong></p>
<p>Türkiye tehdit, İran tehdit, DEAŞ’ı koyarlar oraya. Onların tek motivasyonu vardır, İslam dünyası ve Arap dünyası ile birlik oluşturmak değil mevcut yönetimleri ayakta tutmaktır. Baştaki yönetim tehdit olarak görüldüğünde ise onu yıkmak için şeytanla bile ortaklık yapmaktan geri durmadıklarını görüyorsunuz. Bu vardı ancak daha da arttı. Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ın İsrail ile ilişkileri görünen. Acaba görünmeyen tarafında ne var? Neredeyse bölgeyi zamanınızın Orta Çağı gibi yönetmeye çalıştıklarını görüyorsunuz.</p>
<p><strong>Batı Orta Doğu’da Model Olacak Ülke ve Kişi İstemiyor</strong></p>
<p><strong>31 Mart yerel seçimlerinde Cumhur İttifakı seçim propagandasını beka sorunu söylemi üzerinden yürüttü. Tüm bunlara baktığımız zaman beka sorunu söyleminin ispatı mıdır yaşananlar?</strong></p>
<p>Seçim bitti. Şimdi S-400, F-35, ABD’nin terör örgütlerine desteği, İran’a karşı almış olduğu yaptırımlar tartışılıyor. Kendilerini ülkenin kurucu partisi olarak görenler, kendisini milliyetçi olarak tanımlayan İP, kendilerinin Erbakan Hoca’nın devamı olduğunu söyleyen Saadet Partisi’nin bu konulara ilişkin düşüncelerini merak ediyorum. Ancak bir cümleyle geçiştirmesinler.</p>
<p>Yaşananlar tam anlamıyla beka sorunudur. Yanı başınızda ABD’nin, bir PKK kuluçkasında yattığını görüyorsunuz. Kastettiğim şu: 1990’lı yıllarda Amerikalılar o kuluçkaya Irak’ta yatmıştı. Şimdi Suriye’deki iç savaştan dolayı Suriye’de yattılar. Suriye’yi bölerek orada bir PKK statüsü oluşturmaya çalışıyorlar. Türkiye’nin başına bir PKK koridoru, terör koridoru kurmak istiyorlar. Bazılarının “Bu Türkiye’ye tehdit olmaz” şeklinde yaklaşımları var. Bunları dinlemeye dahi gerek yok. Yanı başınızda bir terör örgütü var, ekonomimizi dış politikamızı, iç politikamızı etkiliyor, yıllardır çekiyoruz.</p>
<p>Çubuk’ta muhalefet partisinin liderine yapılan linç girişimi, saldırı, açık söyleyeyim bununla ilgili değil mi? Neyin gerginliğini yaşıyoruz. Toplumsal gerginliği etkiliyor mu? Peki, bunlar ortadayken bu kuluçkaya karşı tavrınız ne olacak? Elbette ki önemli çünkü burada oluşacak bir yapı, Türkiye’nin önündeki on yıllarına belki daha ileriki sürece ipotek koyacak. Burada ortak hareket etmemiz gerekmiyor mu? Farklı siyasi partilerin olması demokrasinin gereğidir. Demokratik ülkelerde bunlar olur. Kardeşler arasında bu oluyor, farklı yaklaşımlar ortaya çıkıyor. Bunları doğal karşılamak ve hoş görmek gerekiyor ama düşünün bir aileye karşı dışarıdan bir saldırı yapıldığında diğer kardeşler ne yapar, birlikte hareket ederler. Siyasi partilerin farklı siyasi görüşte olsalar da Türkiye’nin geleceğini etkileyecek önemli konularda söyleyecek bir çift sözleri olmalı. Bu sözleri duymak istiyoruz.</p>
<p><strong>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik de giderek artan bir fobi var. </strong></p>
<p>Başta ABD olmak üzere Batı dünyası, İslam dünyasından ve Orta Doğu’dan örnek alınacak bir kişi, model olacak bir ülke istemiyor. Sorun buradan kaynaklanıyor. Sayın Cumhurbaşkanı’nın davranışları niye Orta Doğu’da, İslam dünyasındaki yönetimler tarafından değil de halklar tarafından kabul görüyor? Bu, susamışlığın ifadesi. Lider böyle olmalı diyor? Çünkü doğruya doğru, eğriye eğri diyor. Bir model sunuyor. Bağımlı müttefikten bağımsız müttefikliğe bir tavır ortaya sürüyor. İslam dünyası halkı yöneticilerine, “Sen niye Erdoğan gibi davranmıyorsun, niye Filistin konusunda Erdoğan’ın dediğini demiyorsun, niye Kudüs, Golan konusunda bunu söylemiyorsun” diye soruyor. Tabii Erdoğan şahsında Türkiye’yi örnek gösteriyor.</p>
<p>Erdoğanofobi’nin altında yatan şey model ülke ve model kişiyi ortadan kaldırma girişimi. Hepsi onu etkisiz kılmak, etkisini zedeleme, azaltma, yok etme girişimleri. Bu, 2013 yılından bu yana sistematik bir şekilde devam ediyor. Bunu sadece Erdoğan’ın şahsi olarak değil bir model olarak ortaya çıkmasından dolayı bir tavır olduğunu düşünüyorum. Onun içinde Erdoğan karşıtlığı seçim dönemlerinde Avrupa’da çok net kendini gösteriyor. Yapmadıkları kalmıyor neredeyse.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/mesele-s-400-degil-tu%cc%88rkiyenin-bagimli-bir-ulke-olup-olmamasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye S-400’leri Almalı Mı?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/turkiye-s400-almali-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/turkiye-s400-almali-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Mar 2019 13:02:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Gürkan Zengin]]></category>
		<category><![CDATA[S-400]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9232</guid>

					<description><![CDATA[Amerika gibi bir ‘müttefiki’ olan Türkiye’nin düşmana ihtiyacı yoktur. S-400’ler Türkiye için bir tercih değil, mecburiyettir. Tarih 2 Ağustos 1990 Irak diktatörü Saddam Hüseyin yeni bir ‘hesap hatası’ yaparak Kuveyt’i işgal etmeye kalkıyor. (Bir önceki hesap hatasını 1980’de İran’a saldırarak, sekiz yıl sürecek ve bir milyon insanın hayatına malolacak savaşı başlatarak yapmıştı.) Türkiye, o günlerde Amerika’nın öncülüğündeki uluslararası koalisyonun en aktif üyelerinden biriydi. İşgalin hemen ardından Irak petrolünü uluslararası pazarlara taşıyan Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattını kapatmıştı. Saddam Hüseyin, zaten bir süredir ‘su meselesi’ yüzünden tehditler savuruyor, Arap Birliği’ni Türkiye’ye karşı kışkırtıyordu. Turgut Özal’ın petrol boru hattını kapatma kararı Saddam Hüseyin’i Türkiye’ye karşı daha da öfkelendirdi. O sırada Ortadoğu’nun en güçlü diktatörlerinden biriydi, özgüveninin hududu yoktu, ordusuna güveniyordu, dahası, elinde de 130 ilâ 1500 kilometre menzili olan Scud füzeleri vardı. Nitekim Irak, sekiz hafta süren savaşta 88 Scud füzesini ateşlemiş, bu füzeler İsrail, Suudi Arabistan, Bahreyn ve Katar topraklarına düşmüştü. Bu bölgedeki diktatörlerin köşeye sıkıştıklarında ne yapacaklarını tahmin etmek mümkün değildir. Türkiye o günlerde Irak’ın “füze tehdidi” altındaki ülkelerden biriydi. Böyle bir saldırıya karşı elinde bir füze savunma sistemi de yoktu. Türkiye, bu sebeple NATO’dan güney sınırlarına füze savunma sistemi yerleştirilmesini talep etmişti. Bu vak’a da Türkiye’nin füze savunma sistemine ihtiyacı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Amerika gibi bir ‘müttefiki’ olan Türkiye’nin düşmana ihtiyacı yoktur. S-400’ler Türkiye için bir tercih değil, mecburiyettir.</strong></p>
<p>Tarih 2 Ağustos 1990</p>
<p>Irak diktatörü Saddam Hüseyin yeni bir ‘hesap hatası’ yaparak Kuveyt’i işgal etmeye kalkıyor. (Bir önceki hesap hatasını 1980’de İran’a saldırarak, sekiz yıl sürecek ve bir milyon insanın hayatına malolacak savaşı başlatarak yapmıştı.)</p>
<p>Türkiye, o günlerde Amerika’nın öncülüğündeki uluslararası koalisyonun en aktif üyelerinden biriydi. İşgalin hemen ardından Irak petrolünü uluslararası pazarlara taşıyan Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattını kapatmıştı. Saddam Hüseyin, zaten bir süredir ‘su meselesi’ yüzünden tehditler savuruyor, Arap Birliği’ni Türkiye’ye karşı kışkırtıyordu. Turgut Özal’ın petrol boru hattını kapatma kararı Saddam Hüseyin’i Türkiye’ye karşı daha da öfkelendirdi. O sırada Ortadoğu’nun en güçlü diktatörlerinden biriydi, özgüveninin hududu yoktu, ordusuna güveniyordu, dahası, elinde de 130 ilâ 1500 kilometre menzili olan Scud füzeleri vardı. Nitekim Irak, sekiz hafta süren savaşta 88 Scud füzesini ateşlemiş, bu füzeler İsrail, Suudi Arabistan, Bahreyn ve Katar topraklarına düşmüştü. Bu bölgedeki diktatörlerin köşeye sıkıştıklarında ne yapacaklarını tahmin etmek mümkün değildir.</p>
<p>Türkiye o günlerde Irak’ın “füze tehdidi” altındaki ülkelerden biriydi. Böyle bir saldırıya karşı elinde bir füze savunma sistemi de yoktu. Türkiye, bu sebeple NATO’dan güney sınırlarına füze savunma sistemi yerleştirilmesini talep etmişti. Bu vak’a da Türkiye’nin füze savunma sistemine ihtiyacı yakıcı biçimde ortaya çıkmıştı.</p>
<p><strong>20 yıl sonra yeni tehdit bu kez Suriye’den</strong></p>
<p>Sene 2011-2012. ‘Birinci Körfez Savaşı’nın üzerinden 20 yıl geçmiş. Arap Baharı’nın rüzgârları Akdeniz kıyılarına varmış; Suriye bölge tarihinin gördüğü en kanlı olayları yaşamaya başlıyor.</p>
<p>Türkiye, son dönemde ‘etle tırnak gibi’ olduğu, Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği zemininde ortak kabine toplantıları yaptığı Suriye ile 2011 Ağustos ayından itibaren, bilinen sebeplerle yollarını ayırmış. Suriye’nin gözünde Türkiye artık bir ‘can düşmanı’. Velhasıl, Suriye artık Türkiye’nin ‘tehdit’ algıladığı ülkelerden biridir.</p>
<p>Dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun 2012 yılında NATO toplantılarından birinde yaptığı konuşmadan anlıyoruz ki, Türkiye’nin elindeki verilere göre, Suriye o dönemde bazıları uzun menzilli olmak üzere 700 civarında balistik füzeye sahiptir.</p>
<p>Peki , 1991’de Irak kaynaklı füze saldırısı tehdidinden 20 yıl sonra, bu kez Suriye kaynaklı tehdit baş göstermişken Türkiye’nin elinde bir füze savunma sistemi var mıdır?</p>
<p>Yoktur! 20 yıl sonra yine yoktur!</p>
<p>Peki ne yapıldı?</p>
<p>20 yıl sonra bir kez daha NATO’dan yardım istendi.</p>
<p>Füzeler Şam’dan düğmeye basılmasından birkaç dakika sonra Türkiye topraklarını vurabilecek durumdaydı. Ama NATO’dan ‘olur’ kararının çıkması ve savunma sistemlerinin ihtiyaç duyulan bölgelere yerleştirilmesi haftalar sürdü.  Türkiye’nin NATO’dan füze savunması sistemini talep ettiği tarih 2012 Kasım ortası; talebin kabul edilip sistemlerin kurularak hazır hale getirildiği tarih ise 2013 yılı Ocak ayı sonudur. Aradaki, neredeyse iki aylık zamanda Türk vatandaşları füze tehdidine karşı savunmasız durumdaydı.</p>
<p>Yani, tehdit ‘birkaç dakika ötede’yken, savunma sistemleri ‘iki aylık mesafede’ydi.</p>
<p>1990’larda Türkiye’nin füze saldırılarına karşı savunmasız olduğu görülmüşken 20 yıl sonra neden bir ‘tedbir’ alınmamıştır? Aradan geçen 20 yıl içinde bu “güvenlik açığı” neden kapatılmamıştır?</p>
<p>1990’larda ve 2000’lerde üzerlerine vazife olmayan her türlü siyasi işe müdâhil olan, (28 Şubat sürecini hatırlayın) Cumhurbaşkanı’nın eşinin başörtüsü takıp takmamasını devlet krizine dönüştürüp (27 Nisan muhtırasını hatırlayın) Cumhurbaşkanlığı seçimini – ve tabii siyaseti – kilitleyen dönemin askerî ricâli, ülkenin bu askerî ihtiyacı karşısında neden bir istîcal göstermemiştir? O dönemlerde her konuda kamuoyu önünde görüş beyan eden, uyarılarda bulunan askerlerin, bu konuda bir görüş beyan ettiğini, siyasetçilerin dikkatini çektiğini işittiniz mi?</p>
<p>Hadi, o dönemlerin komuta kademelerine o kadar da haksızlık etmeyelim; zira muhtemelen o ‘istîcali göstermiş olsalardı bile Türkiye o sistemi alamayacaktı. Bunu, merhum gazeteci Cüneyt Arcayürek’in 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in danışmanı olarak Çankaya Köşkü’nde bulunduğu yılları anlattığı hâtıralarından biliyoruz. Demirel, ‘Türkiye’nin füze savunma sistemine ihtiyacı olduğunu ama NATO’nun buna izin vermediğini’ Arcayürek’e anlatmıştı.</p>
<p>O yıllar öyle yıllardı; NATO’dan ‘izin’ çıkmadığı için füze sistemi alamazdınız.</p>
<p><strong>S-400 Türkiye’nin hayatî ihtiyacıdır</strong></p>
<p>Rus üretimi S-400 füze sistemleri bugün dünyadaki en gelişmiş füze sistemlerinden biri. Bu alanın uzmanları, Amerikan üretimi olan Patriot sistemleriyle karşılaştırıldığında S-400’lerin süratten menzile kadar pek çok açıdan Patriot’lardan daha üstün olduğunu söylüyor.</p>
<p>Aslında ‘S-400’leri almalı mı’ sorusu absürt bir soru, zira Türkiye S-400’lere ilişkin alım sözleşmesini zaten imzaladı, ilk taksitini ödedi. Sistemin ilk parçaları bu yaz aylarında Türkiye’ye geliyor.  Yani ‘aş’ çoktan ‘pişmiş’ durumda.</p>
<p>Öyleyse?</p>
<p>‘Türkiye S-400’leri almalı mı?’ sorusunu bugün gündeme taşıyanların asıl dillendirmek istediği şey şu: “Bu iş Türkiye’nin başına büyük dertler açacak gibi görünüyor; bu işten vazgeçmenin bir yolu bulunmalı.”</p>
<p>Bir başka deyişle, S-400 alımını sorgulayanlar Amerika’nın gazâbından korkuyor.</p>
<p><strong>Amerika artık ‘müttefik’ değil ‘hasım’</strong></p>
<p>Şunu bir kenara önemli bir veri olarak kaydedelim: Türkiye’nin Rusya’dan S-400 sistemi satın almak zorunda kalması Amerika’nın Türkiye ile ilgili tercihlerinin doğrudan sonucudur.</p>
<p>Amerika’nın uzunca bir süredir Türkiye ile yürüttüğü ilişki, bölgedeki stratejik hedeflerinin bir yansıması olarak, ‘ittifak’ kavramıyla değil ‘düşmanlık’ kavramıyla tarif edilebilir.‘Kuzey Atlantik ittifakı’ içinde birlikte bulunuyor olmaları bu gerçeği değiştirmiyor. Türkiye, bugün 1990’lardaki gibi NATO’ya başvurup füze savunma sistemi isteyecek olsa, acaba oradan, bırakın iki ayı iki sene sonra bile bir ‘approved’ (uygundur/onaylanmıştır) kararı çıkar mı acaba?</p>
<p>Amerika’nın Türkiye’ye yaptığı düşmanlıkları bugün Anadolu yaylasının en ücra köşesindeki bir çoban bile size gayet derinlikli bir kavrayışla sayıp dökebilir.</p>
<p>Bölgeyi yeniden dizayn etmeye karar vermiş, bu yolda PKK’ya roller biçmiş bir Amerika gerçeğiyle karşı karşıyayız. Arap Baharı’ndan sonra olabilecek en vahim senaryolardan biri gerçekleşmiş, küresel bir güç, Türkiye’nin toprak bütünlüğüne kast etmiş olan PKK ile ittifak ilişkisine girmiş durumda. Bu ilişki, 2014 Ekim ayından itibaren Amerika’nın PKK/PYD’yi fiilen silahlandırmaya başlamasıyla ‘askeri ittifak’ düzeyine erişti. Türkiye’nin toprak bütünlüğüne kastetmiş bir örgütle silahlı işbirliğine girmiş bir ‘müttefik’ten bahsediyoruz.</p>
<p>Talimatı Pensilvanya’dan verilmiş 15 Temmuz hamlesi ve Amerika’nın bu darbe girişimini gerçekleştirenleri canhıraş şekilde himâye etmesi de  gayet gözaçıcı sonuçlar doğurdu oldu.  Amerika gibi bir ‘müttefiki’ olan Türkiye’nin düşmana ihtiyacı yoktur. Türkiye bu dönemde yeni bir tehdit değerlendirmesi yapmaya mecburdu. Kâğıda dökülmemiş, kitaba girmemiş olsa da bu değerlendirmenin yapıldığı, resmî söylemler ne olursa olsun, Amerika’nın Türkiye için artık ‘müttefik’ değil ‘hasım güç’ olduğu gerçeğinin Türkiye’nin stratejik aklında bilince çıktığı görülüyor. NATO belgelerinde Rusya’nın ‘stratejik düşman’ diye gösterilmesinin bu tablo karşısında Türkiye için bir anlamı yoktur.</p>
<p>Amerika, son yıllarda Türkiye’yi ‘hizaya getirmek’ için öylesine kartlar kullandı, öylesine bel altı vuruşlar yaptı ki; bu aşamada artık ‘Amerika ne der?’ sorusu, ‘Kandil’dekiler ne der?’ ‘Pensilvanya’daki ‘Hocaefendi’ nasıl bakar?’ gibi saçma bir soru haline dönüşmüştür.</p>
<p>Şimdi böyle bir Amerika’nın ‘baskılarıyla’ mı S-400 işinden vazgeçilecek?</p>
<p><strong>S-400 almak bakkaldan ekmek, peynir almaya benzemez</strong></p>
<p>Kaldı ki, dört buçuk milyar dolar verip balistik füze sistemi alma kararını vermek, bu teknolojiye sahip aktörlerle pazarlık masalarına oturmak, nihayet sistemi satın almak bakkaldan ekmek, peynir almaya benzemez.</p>
<p>Birkaç yıl önce Çin’le yapılan görüşmeler nihai aşamaya geldikten sonra her nasılsa –kuvvetle muhtemel Amerika’nın itirazlarıyla- bundan vazgeçmiş Türkiye’nin, şimdi de Rusya’yla bu aşamaya geldikten sonra S-400 alımından vazgeçmesi, bir takım ‘orta yol’ arayışına girmesi devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz.</p>
<p>Türkiye, 1964’te Kıbrıs adasına askeri müdahale kararı alıp bunu Amerika’ya bildirdiğinde Washington’dan son derece kaba bir dille yazılmış bir tehdit mektubu gelmiş, tarihe “Johnson Mektubu” diye geçen bu mektuba cevaben İnönü,  “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye de orada yerini alır” demişti. Ama o dönemde ‘kurulan yeni bir dünya’ yoktu; Türkiye de Johnson Mektubu üzerine geri adım atarak Kıbrıs’a harekâtı “şimdilik” ertelemek zorunda kalmıştı.</p>
<p>Bugün ise bambaşka bir dünya konjonktürü var.</p>
<p>Askeri ittifaklar sarsılıyor, küresel ekonomide muazzam güç kaymaları oluyor. Soğuk Savaş biteli çeyrek yüzyıl geçti ama yeni bir “düzen” kurulamadı.  Dünyada bir “küresel kaos” hâli hüküm sürüyor.  Velhasıl, nasıl ve nereye doğru evrileceği belirsiz ama yeni bir dünyanın kuruluş sancıları yaşanıyor. Uluslararası sahnenin bütün önemli aktörleri bu yeni döneme/yeni düzene hazırlanıyor.</p>
<p>Rusya’dan S-400 satın alma kararı ‘ittifak değiştirmek’ anlamına gelmez.</p>
<p>Peki ne anlama gelir?</p>
<p>Amerika ile ilişkilerin yeni mâhiyetini doğru kavramak, yeni bir dünyanın kurulmakta olduğunun idrakinde olmak ve bütün bunların icabını yerine getirmek anlamına gelir.</p>
<p>Gürkan-Zengin/Serbestiyet</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/turkiye-s400-almali-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>S 400 Hangi Planı Bozuyor</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/s-400-hangi-plani-bozuyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/s-400-hangi-plani-bozuyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Mar 2019 07:49:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[S-400]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=8988</guid>

					<description><![CDATA[Amerika&#8217;da Türkiye&#8217;nin S 400 almasına şiddetle karşı çıkan ve bunu durdurmak için yoğun çaba harcayan bir lobi var. Bunların ülkemizde hınk deyicileri var. Uyumlu çalışıyorlar. Amerika&#8217;dakiler hapşırınca buradakiler öksürük krizine tutuluyor. Dünyamız, ciddi bir paylaşım savaşı tehdidi altında. Ülkeler konumlarını bu duruma göre düzenliyorlar. Ülkelerin savaşa karşı direnme gücünü arttırmaları, savaş kışkırtıcılarının elini tutuyor. Bu tehdidi savuşturacak olan şey, savaş kışkırtıcılarının cesaretlerinin kırılmasıdır. Türkiye de elinden geldiğince tedbirini alıyor. Kendi savunma sanayini güçlendiriyor, sınırlarındaki tehditleri minimuma indirmeye çalışıyor, ordusunu Amerikancı kriptolardan temizliyor ve yeniden düzenliyor, &#8216;Mavi Vatan&#8217; tatbikatıyla üç tarafını çevreleyen denizlerden gelecek işgal girişimlerine karşı ülkesini nasıl koruyacağını test ediyor. S 400&#8217;ler de bu çalışmaların bir parçası. Türkiye&#8217;nin hava sahası açıktır; hava savunma sistemine sahip değil. İsteyen gelir, elini kolunu sallaya sallaya istediği kentimizi bombalar. Füzelerini serbestçe gönderebilir. Ülkemiz havadan, Nasrettin Hocanın türbesi gibi. Körfez savaşı sırasında, Saddam&#8217;ın Scud füzelerinin Ankara&#8217;yı vuracak menzile sahip olduğu kamuoyunda çok tartışılmıştı. Suriye&#8217;nin işgali gündeme geldiğinde Türkiye metazori koalisyona katılmış, bunun oluşturduğu tehdit için üyesi olduğu NATO dan yardım istemiş, güney sınırlarımıza Almanya ve Hollanda&#8217;dan bir kaç batarya Patriyot savunma sistemi yerleştirilmişti. Bu ülkeler bu bataryaları bir süre sonra geri çektiler. Ne zaman; 15 Temmuz arifesinde. Tabi 15 Temmuz başarılı olamadı, PKK&#8217;nın güney &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Amerika&#8217;da Türkiye&#8217;nin S 400 almasına şiddetle karşı çıkan ve bunu durdurmak için yoğun çaba harcayan bir lobi var. Bunların ülkemizde hınk deyicileri var. Uyumlu çalışıyorlar. Amerika&#8217;dakiler hapşırınca buradakiler öksürük krizine tutuluyor.</p>
<p>Dünyamız, ciddi bir paylaşım savaşı tehdidi altında. Ülkeler konumlarını bu duruma göre düzenliyorlar. Ülkelerin savaşa karşı direnme gücünü arttırmaları, savaş kışkırtıcılarının elini tutuyor. Bu tehdidi savuşturacak olan şey, savaş kışkırtıcılarının cesaretlerinin kırılmasıdır. Türkiye de elinden geldiğince tedbirini alıyor. Kendi savunma sanayini güçlendiriyor, sınırlarındaki tehditleri minimuma indirmeye çalışıyor, ordusunu Amerikancı kriptolardan temizliyor ve yeniden düzenliyor, &#8216;Mavi Vatan&#8217; tatbikatıyla üç tarafını çevreleyen denizlerden gelecek işgal girişimlerine karşı ülkesini nasıl koruyacağını test ediyor. S 400&#8217;ler de bu çalışmaların bir parçası.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin hava sahası açıktır; hava savunma sistemine sahip değil. İsteyen gelir, elini kolunu sallaya sallaya istediği kentimizi bombalar. Füzelerini serbestçe gönderebilir. Ülkemiz havadan, Nasrettin Hocanın türbesi gibi. Körfez savaşı sırasında, Saddam&#8217;ın Scud füzelerinin Ankara&#8217;yı vuracak menzile sahip olduğu kamuoyunda çok tartışılmıştı.</p>
<p>Suriye&#8217;nin işgali gündeme geldiğinde Türkiye metazori koalisyona katılmış, bunun oluşturduğu tehdit için üyesi olduğu NATO dan yardım istemiş, güney sınırlarımıza Almanya ve Hollanda&#8217;dan bir kaç batarya Patriyot savunma sistemi yerleştirilmişti. Bu ülkeler bu bataryaları bir süre sonra geri çektiler. Ne zaman; 15 Temmuz arifesinde. Tabi 15 Temmuz başarılı olamadı, PKK&#8217;nın güney sınırlarımızdan çukur eylemleriyle başlatmaya çalıştığı işgal girişimi akamete uğratıldı, hava savunma sistemlerinin neden çekildiği kamuoyuna çok net yansımadı.</p>
<p>Türkiye işte bu açığı kapatmak istiyor. Amerika&#8217;dan istenen patriyotlar verilmedi, Türkiye de yüzünü Çin&#8217;e döndü. Çin&#8217;in sistemleri uygun görülmeyince Rusya ile S 400&#8217;ler üzerinden anlaşıldı. Rusya bu füzelerin teknolojik bilgilerini de Türkiye&#8217;ye verecek. Hatta S 500&#8217;ler için ortak üretim gündemde. Durum buraya varınca Amerika&#8217;daki Türkiye karşıtı lobi neden ayaklandı. Türkiye&#8217;nin hava savunma sistemi kurmasını istemiyor. Ne olur ne olmaz, demek ki Türkiye&#8217;nin hava sahasının savunmasız olması isteniyor. Belli ki bir hesapları var.</p>
<p>Durumlar böyle iken böyle. Bütün bunlar açıktan ortada dolaşırken &#8216;aman Amerika&#8217;yı kızdırmayalım&#8217; cılar korkaklık, siniklik telkin ediyorlar. Amerika&#8217;nın bizi öpmesi için kızmasına gerek yok. o çoktan bunu kafaya koymuş. Baksana kırk yıldır FETÖ&#8217;yü de PKK&#8217;yı da beslemiş semirtmiş. Şimdi üzerimize salıyor.</p>
<p>Peki durumlar böyleyken bizdeki siniklik lobisi nasıl çalışıyor? &#8216;Beka sorunu mu? Kah kah kah, kih kih, beka sorunu değil zeka sorunu diye&#8217; dalgasını geçiyor. Ahmaklıktan değilse işbirlikçilikten.</p>
<p>Firuz Türker</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/s-400-hangi-plani-bozuyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dışişleri Bakanlığı: ABD&#8217;ye S-400&#8217;leri İnceletmeyeceğiz</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/disisleri-bakanligi-abdye-s-400leri-inceletmeyecegiz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/disisleri-bakanligi-abdye-s-400leri-inceletmeyecegiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Dec 2018 14:07:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[S-400]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=6911</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye&#8217;nin Rusya&#8217;dan aldığı S-400 hava savunma sistemlerini &#8216;ABD&#8217;nin incelemesine sunacağı&#8217; iddialarına Türk Dışişleri&#8217;nden yanıt geldi. Dışişleri Bakanlığı kaynakları, “Bakanımız, Türkiye’nin ABD’ye S-400 hava savunma sistemlerini inceleme fırsatı vermesi yönünde bir görüşme yapılmadığının güvencesini, Rus diplomatik temsilcisine verdi” dedi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye&#8217;nin Rusya&#8217;dan aldığı S-400 hava savunma sistemlerini &#8216;ABD&#8217;nin incelemesine sunacağı&#8217; iddialarına Türk Dışişleri&#8217;nden yanıt geldi.</strong></p>
<p>Dışişleri Bakanlığı kaynakları, “Bakanımız, Türkiye’nin ABD’ye S-400 hava savunma sistemlerini inceleme fırsatı vermesi yönünde bir görüşme yapılmadığının güvencesini, Rus diplomatik temsilcisine verdi” dedi.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/disisleri-bakanligi-abdye-s-400leri-inceletmeyecegiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NATO ve Batı, Türkiye’nin Güvenliğini Tehdit Ediyor</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/nato-ve-bati-turkiyenin-guvenligini-tehdit-ediyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beyazıt Karataş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Jan 2018 21:48:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[5. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[Beyazıt Karataş]]></category>
		<category><![CDATA[Güvenlik]]></category>
		<category><![CDATA[Nato]]></category>
		<category><![CDATA[S-400]]></category>
		<category><![CDATA[Şubat 2018]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ulusal Güvenlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1605</guid>

					<description><![CDATA[S-400’ler, yapılacak anlaşmaya uygun olarak Türkiye’nin hava savunma sisteminin üretilmesini temin edecek ve Türkiye-Rusya ilişkilerinde siyasi, askeri, ekonomik boyutun yanı sıra savunma sanayii alanına da katkı sağlayacaktır. Türkiye-NATO/Türkiye-ABD İlişkilerindeki Sorunlar NATO üyesi Türkiye’nin Rusya’dan S-400’leri almaya kadar giden süreci daha iyi anlayabilmek için yeri gelmişken son günlerde gündemde olan Türkiye-NATO/Türkiye-ABD ilişkilerindeki sorunlar ve tartışma konularını bazı yönleriyle ele almakta fayda bulunmaktadır. 04 Nisan 1949’da 12 ülke tarafından imzalanan antlaşmayla kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (İngilizce: NATO/ North Atlantic Treaty Organization, Fransızca: OTAN/ Organisation du Traité de l’Atlantique Nord) 1952 yılında Türkiye ve Yunanistan’ın, farklı dönemlerde toplam 14 ülkenin ve en son 05 Haziran 2017 tarihinde Karadağ’ın katılmasıyla üye ülkelerin sayısı 29 olan bir askeri işbirliği anlaşmasıdır. Fransa, 1966 yılında NATO’nun askeri kanadından çıkmış, 2009 yılında tekrar dönmüştür. Yunanistan, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra NATO’nun askeri kanadından çıkmış, 1980 yılında dönmüştür. Fransa’nın 1966 yılında NATO’nun askeri kanadından çekilmesine kadar NATO’nun merkezi 1949-1967 yılları arasında Paris’tedir. NATO’nun merkezi 1967 yılından itibaren Brüksel’e taşınmıştır. 25 Mayıs 2017 tarihinde yapılan açılış töreni ile NATO, eski karargâhın yanındaki ana yolun hemen karşısında yer alan yeni karargâhına taşınmıştır. Öncelikle bir yanlış algıyı düzeltelim. Türkiye’de herhangi bir NATO üssü veya ABD üssü yoktur. NATO ve ABD varlığı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>S-400’ler, yapılacak anlaşmaya uygun olarak Türkiye’nin hava savunma sisteminin üretilmesini temin edecek ve Türkiye-Rusya ilişkilerinde siyasi, askeri, ekonomik boyutun yanı sıra savunma sanayii alanına da katkı sağlayacaktır.</strong></p>
<p><strong>Türkiye-NATO/Türkiye-ABD İlişkilerindeki Sorunlar</strong></p>
<p>NATO üyesi Türkiye’nin Rusya’dan S-400’leri almaya kadar giden süreci daha iyi anlayabilmek için yeri gelmişken son günlerde gündemde olan Türkiye-NATO/Türkiye-ABD ilişkilerindeki sorunlar ve tartışma konularını bazı yönleriyle ele almakta fayda bulunmaktadır.</p>
<p>04 Nisan 1949’da 12 ülke tarafından imzalanan antlaşmayla kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (İngilizce: NATO/ North Atlantic Treaty Organization, Fransızca: OTAN/ Organisation du Traité de l’Atlantique Nord) 1952 yılında Türkiye ve Yunanistan’ın, farklı dönemlerde toplam 14 ülkenin ve en son 05 Haziran 2017 tarihinde Karadağ’ın katılmasıyla üye ülkelerin sayısı 29 olan bir askeri işbirliği anlaşmasıdır.</p>
<p>Fransa, 1966 yılında NATO’nun askeri kanadından çıkmış, 2009 yılında tekrar dönmüştür. Yunanistan, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra NATO’nun askeri kanadından çıkmış, 1980 yılında dönmüştür.</p>
<p>Fransa’nın 1966 yılında NATO’nun askeri kanadından çekilmesine kadar NATO’nun merkezi 1949-1967 yılları arasında Paris’tedir. NATO’nun merkezi 1967 yılından itibaren Brüksel’e taşınmıştır. 25 Mayıs 2017 tarihinde yapılan açılış töreni ile NATO, eski karargâhın yanındaki ana yolun hemen karşısında yer alan yeni karargâhına taşınmıştır.</p>
<p>Öncelikle bir yanlış algıyı düzeltelim. Türkiye’de herhangi bir NATO üssü veya ABD üssü yoktur. NATO ve ABD varlığı vardır. Türkiye’nin antlaşmalar gereği NATO veya ABD’nin kullanımına tahsis ettiği yerler vardır. Yani Türkiye ev sahibi ülke olarak istediği anda tahsis edilen üs, birlik ve yerleri NATO ve ABD’nin kullanımına kapatabilir.</p>
<p>08-17 Kasım 2017 tarihleri arasında NATO Harp Merkezi-Stavanger Norveç’de icra edilen “Trident Javelin-2017” bilgisayar destekli komuta yeri tatbikatı sırasında özetle; Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın düşman ülke liderleri olarak gösterilmesi ve NATO’nun böyle bir büyük skandala imza atması, zaten NATO’ya ilişkin hiç de iyi olmayan sicilinin yeniden tartışılmasına, NATO’dan çıkalım görüşünün ağırlık kazanmasına ve Türkiye’deki NATO ve ABD karşıtlığı oranlarının yükselmesine neden olmuştur. NATO tatbikatındaki skandal, NATO’dan çıkalım, çıkmayalım tartışmalarını da beraberinde getirmiştir.</p>
<p>NATO’da mutlaka kalınması gerektiğini savunanlar genel olarak aşağıdaki konuları ön plana çıkarmaktadırlar:</p>
<p>-NATO’da veto hakkımız var. Dolayısıyla NATO, Türkiye aleyhinde herhangi bir karar alamaz. Ayrılmamız durumunda ise Türkiye aleyhinde karar alınabilir, engel olma olanağımızı kendi elimizle yok etmiş oluruz.</p>
<p>-Türkiye, NATO üyesi olduğu için Kıbrıs Rum Kesimi’nin NATO üyeliğini veto etmektedir. Ayrılmamız durumunda Rum kesimi NATO üyesi olur ve Türkiye, Kıbrıs ve Ege sorununda sadece Rum kesimi ve Yunanistan’ı değil, bütün NATO ülkelerini karşısına almış olur.</p>
<p>-NATO’dan ayrılmamız durumunda mevcut silah sistemimiz kendimizi savunmamız açısından yeterli olmaz. Durup dururken dünyanın en gelişmiş silah sistemlerine sahip askeri paktını karşımıza almak akıllıca olmaz.</p>
<p>NATO’dan çıkılması hususunun artık değerlendirilmesi gerektiğini savunanlar ise genel olarak aşağıdaki konuları ön plana çıkarmaktadırlar:</p>
<p>-NATO’yu kâğıt üzerindeki amaçlarına ve görevlerine göre değerlendirmek eksik bir yaklaşımdır. Günümüzde başta ABD olmak üzere tüm NATO üyeleri, gerektiğinde başka başka isimler altında birliktelikler kurarak koalisyonlar yaratarak “NATO teşkilatının adını kullanmadan, NATO sayesinde elde ettikleri imkânları Milli İmkânlar gibi kullanarak faaliyetler, operasyonlar” yürütmektedirler. Dolayısıyla NATO, eşit oy veya veto hakkını kullanmamızın ve NATO üyesi olmanın sağladığı haklardan yoksun bırakan durumlar yaratmaktadır.</p>
<p>-NATO üyelerinin Kıbrıs, Ege ve Adalar konusundaki genel tutumu başından itibaren Yunanistan lehine olmuştur. NATO, Ege Adalarının Yunanistan tarafından silahsızlandırılmasına karşı girişimlerde bulunmadığı gibi NATO tatbikatlarının söz konusu adalarda planlanması için her fırsatta girişimlerde bulunmaktadır.</p>
<p>NATO, Türkiye’ye ait olan ada, adacık ve kayalıkların Yunanistan tarafından işgaline de ses çıkarmamaktadır. NATO, Ege’de iki ülke arasındaki sorunlara taraf olmamaya özen gösteriyormuş gibi davranmasına rağmen her fırsatta Yunanistan lehine Türkiye aleyhine davranışlarda bulunmaktadır.</p>
<p>-Türkiye, yaklaşık 70 yıldır silah sanayiinde dışa bağımlılığı azaltmak için gayret göstermektedir. Türkiye, Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası ABD tarafından uygulanan silah ambargosu nedeniyle savunma ihtiyaçlarında yerlilik oranını ve farklı ülkelerle işbirliği yapma faaliyetlerini artırmıştır.</p>
<p>NATO ve ABD en son S-400 örneğinde olduğu gibi Türkiye’nin savunma sanayiinin gelişmesi ve ihtiyaçlarının karşılanmasındaki en büyük engel olarak her zaman karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>-Türkiye’nin soğuk savaş döneminde ve sonrasında NATO’nun barış ve savaş zamanında ikinci büyük askeri gücü olmasına ve bu gücü destekleyebilmek için kaynaklarını harcamasına rağmen, NATO içerisinde arzu ettiği saygınlığı görmediği gibi “gladyo” yapılanmaları nedeniyle demokrasisi zorunlu kesintiye uğratılarak yıkıcı operasyonlara maruz kaldığı, yurtiçi ve yurtdışı belgelerle ispatlanmıştır.</p>
<p>-Türkiye’nin milli menfaatleri ve politikaları ile NATO politikaları her zaman uyumlu olmamıştır. Türkiye, Soğuk Savaş döneminde SSCB’ye karşı NATO üye ülkeleri içerisindeki ikinci büyük ordusu ile önemli görevler üstlenmiş ve fedakârlıklarda bulunmuştur.</p>
<p>Türkiye, NATO şemsiyesi adı altında nükleer silahlara ev sahipliği yapmış, halen İncirlik’te bulunan tahrip gücü artırılmış uçaklardan atılabilen taktik ABD nükleer bombalarına ev sahipliği yapmakta ve açıkça “nükleer hedef” olmaktadır.</p>
<p>-NATO ve ABD, Türk Silahlı Kuvvetleri, diğer bir deyişle NATO’nun ikinci büyük ordusu Ergenekon ve Balyoz gibi kumpas davalarla zayıflatılırken sesini çıkartmamış, 15 Temmuz 2016 ABD-CIA destekli darbe girişimi nedeniyle tutuklanan FETÖ/PDY üyeleri için “en yakın çalışma müttefiklerini kaybettiklerini” söylemişlerdir.</p>
<p>-Yakın zamanda yaşadığımız bir örnekle devam edelim: Şu anda NATO’ya üye 29 ülkenin 28’i DEAŞ’la mücadele altında ABD’nin liderliğindeki koalisyon içerisinde Suriye’dedir. NATO ortada yok ama 28 NATO üyesi ile toplamda yaklaşık 70 ülke ABD liderliğindeki koalisyon içerisinde Suriye savaşına dahil olmaktadır.</p>
<p>-Irak ve Suriye’de açıkça görüldüğü gibi terör örgütü PKK/PYD’ye “benim kara ordum” diyen ve NATO’yu örtülü olarak kullanan ABD yani NATO’nun lider ülkesi sözüm ona DEAŞ’la mücadele altında Türkiye’nin güvenliğini tehdit etmekte ve terör örgütleri ile işbirliği yapmaktadır.</p>
<p>-Türkiye’nin komşularıyla ilişkilerini bozmak için çalışan NATO ve ABD ikiyüzlü politikaları ile insanlık suçu işlemekte ve DEAŞ’la mücadele altında PKK/PYD terör örgütüne yardım etmekte, Türkiye’nin güvenliğini ve bütünlüğünü açıkça tehdit etmektedir. Görüldüğü gibi zaten NATO organizasyonu dışında hareket eden ABD ve NATO üyeleri adeta gözümüzün içine baka baka Türkiye ile alay etmektedir.</p>
<p>-NATO kesinlikle artık güvenilir bir organizasyon değildir. ABD Başkanı Donald Trump’ın 2016 seçim çalışmaları sırasında ifade ettiği gibi DEAŞ terör örgütünü yaratan ABD, NATO’nun lider ülkesidir. NATO ve ABD, daha önce örtülü olarak terör örgütlerine verdiği desteğini artık açıkça yapmaktan kaçınmamaktadır.</p>
<p>-15 Temmuz darbe girişiminin bir numarası FETÖ/PDY lideri 21 Mart 1999 tarihinden itibaren ABD’de yaşamaktadır. Birçok FETÖ/PDY üyesi özellikle NATO üyesi ülkelerden sığınma ve siyasi destek almış, almaya da devam etmektedir.</p>
<p>-NATO üyesi ülkelerin yine büyük bir çoğunluğu ve ABD, PKK/PYD’yi yanına alarak eğitmiş, karadan ve havadan silah yardımı yapmış, hava gücü ile desteklemiş ve desteklemeye devam etmektedir. NATO’yu kullanan ABD, Suriye’de kurduğu üslerle Orta doğu’da kalıcı olmaya ve hakimiyet alanını genişletmeye çalışmaktadır. NATO ve ABD artık Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve sonrasında Türkiye ve İran’ın toprak bütünlüğünü hedef almış terör destekçisi potansiyel bir tehdit unsurudur.</p>
<p>-NATO tartışmalarını sadece antlaşma ruhuna uygun akademik olarak yaptığınızda eşit üyelik ve veto hakkınızı ön plana çıkarabilir hatta faydalarını saymakla bitiremezsiniz. Fakat NATO’yu, lider ülkesi ABD’yi, üyelerinin politika ve uygulamalarını birlikte değerlendirmek zorunluluğu kaçınılmazdır. Soğuk Savaş sonrası NATO ve ABD dünyada tek kutuplu kalmanın verdiği cesaretle kendilerine farklı görevler bulmaya başlamıştır. Bu fırsattan istifade ile ABD, NATO’yu hep kendi çıkarları için kullanmaya ve farklı oluşumlar şeklinde görevlendirmeye ve kullanmaya başlamıştır. Yani NATO, ABD’nin oyuncağı hale gelmiştir.</p>
<p>-Türkiye’nin üyesi olduğu 1952 yılından günümüze kadar faydasının yanı sıra zararı daha fazla olan NATO, görevini tamamlamış ve “kirli” bir organizasyon halini almıştır. Artık NATO’dan ayrılmak ve başta komşu ülkeler İran, Irak, Suriye ve Rusya olmak üzere Batı Asya’da yeni ittifaklar kurmak Türkiye’nin öncelikleri arasında olmalıdır. NATO’dan ayrılmaya ilişkin öncelikle askeri kanadından başlayan birçok yöntem uygulanabilir. Bu konuda verilecek kararın Türk halkının isteğini yansıtan bir “referandum” ile yapılması daha uygun olacaktır.</p>
<p><strong>S-400 Uzun Menzilli Yüksek İrtifa Hava Savunma Sisteminin Özellikleri Nelerdir?</strong></p>
<p>2017 yılından itibaren yürütülen görüşmeler ve iki ülke arasında Ocak 2018 ayında ödemeye ilişkin kredi usullerinde varılan anlaşma ile Türkiye Rusya’dan 2.5 Milyar Dolar tutarında 2 sistem, 4 bataryadan oluşan S-400 Uzun Menzilli Yüksek İrtifa Hava Savunma Füzesi satın almaya karar vermiştir. SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) döneminde S-300 füzelerinin üretilmesinden sonra geliştirilmeye başlanan S-400 Uzun Menzilli Yüksek İrtifa Hava Savunma Sistemi, 2007 yılından itibaren Rusya’nın silah envanterinde yer almaktadır.</p>
<p>S-400’ler, sratejik öneme sahip siyasi, ekonomik ve askeri hedefleri korumak için geliştirilen bir hava savunma sistemidir. Dünyadaki en iyi hava savunma sistemlerinden biri olarak nitelendirilen sistem, savaş uçakları, radar tespit ve kontrol uçakları, keşif uçakları, stratejik ve taktik uçaklar, taktik, operasyonel-taktik balistik füzeler, orta menzilli balistik füzeler, hipersonik hedefler ve diğer gelişmiş hava saldırısı araçlarını imha etmek üzere tasarlanmıştır.</p>
<p>Kısa, orta ve uzun menzillerde füzeleri aynı anda kullanabilen S-400’ler, radarı ile 600 kilometre uzaklıktaki hedefi algılama özelliğine sahiptir.</p>
<p>S-400’ler; çok uzun menzilli 40N6 model füzeyle 400 kilometre, uzun menzilli 48N6 model füzeyle 250 kilometre, orta menzilli 9M96E2 model füzeyle 120 kilometre ve kısa menzilli 9M96E model füzeyle de 40 kilometredeki hedefleri vurabilmektedir.</p>
<p>Türkiye’nin sahip olacağı füze adedi ve tiplerinin hangi menzilleri kapsayacağı ve diğer ayrıntılar henüz açık kaynaklara yansımamakla beraber karma menzillere sahip füzelerden satın alınacağı değerlendirilmektedir.</p>
<p><strong>Türkiye S-400 Rus Füzeleri İçin Neden Israrcı Oldu?</strong></p>
<p>ABD ve bazı Batı ülkeleri, PKK/PYD ve FETÖ/PDY ile mücadelede Türkiye’ye karşı iki yüzlü bir politika uygulamakta ve terör örgütlerini destekleyerek ülke güvenliğimizi yıllardır tehdit etmektedir. Türkiye, ABD’nin çeşitli bahanelerle yüksek teknoloji ürünü silahları hatta son yıllarda daha düşük kapasiteli silahları bile satmaktan vazgeçmesi üzerine farklı kaynaklara ve işbirliği yapacağı ülkelere yönelmiştir. Türkiye elbette PKK/PYD’ye kara gücüm diyen, 21 Mart 1999’dan beri FETÖ elebaşına ev sahipliği yapan, 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında olan ülke ve ülkelere karşı bazı yaptırımlar uygulayacaktır. Bunlardan birisi de siyasi karar gerektiren S-400 alımıdır.</p>
<p><strong>S-400’Leri Diğer Hava Savunma Sistemlerinden Ayıran Özellikler Nelerdir?</strong></p>
<p>S-400 Uzun Menzilli Yüksek İrtifa Hava Savunma Sistemi, Türkiye’nin gündemine giren diğer uzun menzilli yüksek irtifa hava savunma sistemlerinden imkân ve kabiliyetleri açısından Tablo-1’de mukayeseli olarak görüldüğü gibi genel olarak 2.5 kat daha iyi özelliklere sahiptir.</p>
<p><strong>Türkiye NATO’yu Kendisine Tehlike Olarak mı Görüyor?</strong></p>
<p>Soğuk savaş sürecinin sona ermesinden sonra NATO üyesi ABD ve bazı Batı ülkeleri, bölgesel politikalarında Türkiye’nin ulusal bütünlüğüne karşı eylemler içerisindedirler. Yıllardır bazı NATO üyelerinin PKK/PYD terör örgütüne olan destekleri, Irak ve Suriye’de uyguladıkları politikalar, FETÖ/PDY’ye destekleri, 15 Temmuz’un arkasında durmaları, Barzani’nin sözde referandumuna verdikleri destek ile son olarak Suriye’de ağırlığı PKK/PYD’den oluşacak Irak ve Suriye sınırlarını korumak üzere 30 bin kişilik sınır koruma gücü kuracağını açıklaması açık bir şekilde Türkiye’yi hedef almaktadır. Bu özünde NATO’nun Türkiye’ye karşı düşmanca tutumundan başka bir şey değildir. Elbette Türkiye NATO’nun kendisine tehdit teşkil etmesini sorgulayacaktır. En önemli gösterge: NATO ve Batı, Türkiye’nin toprak bütünlüğüne karşıdır. Artık ittifak ilişkilerinin bu yalın gerçekler karşısında sorgulanması ve ona göre tedbir alınması gereklidir.</p>
<p><strong>S-400’ler NATO İçin Tehlike Mi?</strong></p>
<p>S-400’ler bir hava savunma sistemi olup, saldırı silahı değildir. Türkiye’nin özellikle 1990’lı yıllardan itibaren eksikliğini hissettiği uzun menzilli yüksek irtifa hava savunma sisteminde önemli bir boşluğu dolduracaktır. Çok açık bir şekilde “Ülkemize, Anavatanımıza” tehdit teşkil edecek ve saldıracak düşmanlara karşı kullanılacaktır. Bu şu anlamı taşımaktadır: en çok gündeme getirildiği gibi yani direkt olarak NATO’ya karşı değil, havadan gelebilecek ister halihazır “NATO Üyesi” bir ülkeden olsun, ister olmasın kimden gelirse gelsin “düşman ülke” tehditlerine karşı kullanılacak bir sistemdir.</p>
<p><strong>S-400’ler NATO Sistemleri İle Uyumlu mu? Uyumlu Hale Getirilecek mi? Getirilebilir mi?</strong></p>
<p>Öncelikle bir konunun altına çizmekte fayda var. Teknik uzmanlar çok daha iyi detayları bileceklerdir. Dünyadaki farklı iki sistem yapılacak/yazılacak bir ara yüz vasıtasıyla birbirleriyle uyumla hale getirilebilir. S-400’ler de istenirse NATO sistemi ile birlikte kullanılabilir. Ama S-400 sistemi NATO üyesi olmayan bir ülkeden alındığı için NATO sistemlerine entegre edilmeyecektir. Bu NATO politikalarına aykırıdır. NATO ve ABD bu konudaki tehditkâr açıklamalarına devam etmektedirler. S-400’ler NATO sistemine politik olarak entegre olmaz ama teknik olarak her zaman entegre olması mümkündür. Ayrıca, S-400’lerin milli olarak kullanılması için fiziki ve teknik altyapı çalışmaları yürütülmektedir.</p>
<p>S-400’ler, Türkiye’nin öncelikle stratejik hedeflerinin savunmasında kullanılacak şekilde konuşlandırılacaktır. Yani tehdit değerlendirilmesine uygun olarak Türkiye’nin başkentine, doğu-batı, güney-kuzey her bölgesine konuşlandırılabilir. Sistemlerin hareketli (mobil) olması Türkiye’ye bu harekât elastikiyetini kazandıracaktır.</p>
<p>Türkiye’nin coğrafi özellikleri nedeniyle herhangi bir sistemin yerleştirildiği yer ve coğrafi şartlar S-400’lerin başlangıçta açıklanan teknik değerlerinin arazi şartlarına göre yeniden hesaplanmasını zorunlu kılmaktadır. Haritalarda gösterilen değerler azami olarak alınmış olup, gerçek değerler ise yerleştirilen bölgeye göre değişiklik gösterecektir.</p>
<p>Yalnız unutulmaması gereken bir diğer konu S-400’lerinin kendi öz savunması için başka füze ve uçaksavarlara da ihtiyaç vardır. Yani bu şu demektir: S-400’lerle uyumlu ve onların orta ve alçak hava savunma ihtiyacını karşılayacak ilave hava savunma sistemlerinin alınması kaçınılmaz olacaktır.</p>
<p><strong>15 Temmuz ve Benzeri Olaylarda S-400 Benzeri Hava Savunmasının Önemi Nedir?</strong></p>
<p>15-16 Temmuz 2016 tarihlerinde ABD-CIA destekli FETÖ/PDY darbe girişimi esnasında sadece F-16 uçakları ile yapılan bombalı saldırılarda 68 vatandaşımız şehit, 118 vatandaşımız gazi olmuş olup, Türkiye genelinde ise 249 vatandaşımız şehit, 2196 vatandaşımız gazi olmuştur.</p>
<p>15 Temmuz 2016 saat 23.18’de Emniyet Genel Müdürlüğü Havacılık Daire Başkanlığı bombalanmış, 7 vatandaşımız şehit, 5 vatandaşımız gazi olmuştur.</p>
<p>15 Temmuz 2016 saat 24.00’te Gölbaşı ilçesindeki Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekât Daire Başkanlığı bombalanmış, 44 vatandaşımız şehit, 36 vatandaşımız gazi olmuştur.</p>
<p>16 Temmuz 2016 saat 00.56’da ve saat 01.18’de olmak üzere Ankara Emniyet Müdürlüğü Binası 2 kez bombalanmış, 2 vatandaşımız şehit, 38 vatandaşımız yaralanmıştır.</p>
<p>16 Temmuz 2016 saat 02.35’te TBMM Bahçesi ve saat 03.24/03.25’te TBMM Yerleşkesi hedef olmak üzere TBMM 2 kez bombalanmış, 32 vatandaşımız gazi olmuştur.</p>
<p>16 Temmuz 2016 saat 03.14/03.15/ 03.17/03.19’da TÜRKSAT yerleşkesi bombalanmıştır.</p>
<p>16 Temmuz 2016 saat 06.19’da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Yakınındaki Köprülü Kavşak ve Otopark bombalanmış, 15 vatandaşımız şehit, 7 vatandaşımız gazi olmuştur.</p>
<p>Darbeye teşebbüs faaliyeti sırasında 25 pilot F-16 uçağı kullanmış, bunlardan 11 pilot 6 hedefe 14 bomba atma faaliyetini gerçekleştirmiş, pilotlardan 2’si İstanbul üzerinde alçak uçuş yapmış, 2’si Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uçağını takiple görevlendirilmiş, diğer 10 F-16 pilotu da Ankara üzerinde alçak uçuş yapmıştır.</p>
<p>Darbe girişimi sırasında uçak ve helikopterler Türk Hava Sahasını serbestçe kullanmışlar ve başlangıçta herhangi büyük bir engelleme ile karşılaşmamışlardır. Alçak irtifada yapılan helikopter saldırılarına karşı bir derece karşı konulmuş, uçaklar için ise hiçbir şey yapılamamıştır.</p>
<p>Ancak ilerleyen saatlerde darbeci pilotların kullandığı uçak ve helikopterler yine darbe karşıtı pilotların kullandığı uçaklar ile engellenmişlerdir. F-16 uçaklarının yaptığı saldırı ve uçuşlara dikkat çekmemizin amacı; S-400 ve benzeri uzun menzilli yüksek irtifa hava savunma füzelerinin tedarik edilmesiyle sadece yurt dışından gelen düşman hava ve füze saldırılarına karşı değil, 15 Temmuz kalkışmasında olduğu gibi içimizde bulunan hain FETÖ/PDY piyonları gibi hava sahamızda elini-kolunu sallayarak uçanlara karşı da gerektiğinde kullanılması söz konusu olabilecektir.</p>
<p><strong>S-400’ler Türkiye’nin Savunması İçin Yeterli mi?</strong></p>
<p>Hiçbir zaman bir hava savunma sistemi tek başına çözüm olmayacaktır. Çünkü her hava savunma sistemin kendisinin de hava savunma korumasına ihtiyaç vardır.</p>
<p>Buna karşılık Türkiye’nin Rusya ile S-400 anlaşması, hava sahamızın korunması açısından çok önemli bir caydırıcılık sağlayacaktır.</p>
<p>Dünyada silah üreticileri olarak başta ABD, Rusya, İngiltere ve arkasından da Almanya, İtalya olmak üzere hiçbir ülke ürettiği silahların kaynak kodlarını sattığı ülkelerle paylaşma yoluna gitmemektedir.</p>
<p>Teknoloji transferinde kısıtlı transferi ön görmektedirler. Bu sadece Rusya için değil ABD için de geçerlidir. Örnek olarak ABD, kaynak kodlarını veya ileri teknoloji paylaşımına ait bilgileri en yakın müttefiki İngiltere’yle bile paylaşmamaktadır.</p>
<p>Ayrıca, Rus yetkililer de S-400’lerin kaynak kodlarını Türkiye’ye vermeyi düşünmediklerini açıklamışlardır. 2020 yılından itibaren envantere gireceği ifade edilen S-400’ler, yapılacak anlaşmaya uygun olarak Türkiye’nin hava savunma sisteminin üretilmesini temin edecek ve Türkiye-Rusya ilişkilerinde siyasi, askeri, ekonomik boyutun yanı sıra savunma sanayii alanına da katkı sağlayacaktır.</p>
<p>Sonuç olarak başta ABD ve NATO, S-400 anlaşmasının Çin ile olan anlaşmada olduğu gibi yine iptal edilmesini ümitle beklemekte ve Türkiye’ye karşı her türlü baskı ve engelleme yollarını son ana kadar kullanacaklarını açıkça ifade etmektedirler.</p>
<p>Türkiye ve Rusya arasında S-400 tedariğine ilişkin imzalanan anlaşmanın uygulanması bu anlamda Türkiye’nin güvenirliği, güvenliği, uluslararası alanda saygınlığı ve komşu ülkelerle işbirliği açısından da büyük önem taşımaktadır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’nin S-400 Macerasının 4 Yüzü</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/turkiyenin-s-400-macerasinin-4-yuzu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Kibaroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Jan 2018 21:46:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[5. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Kibaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[S-400]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Şubat 2018]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1603</guid>

					<description><![CDATA[ABD’nin ve Avrupalı müttefiklerin ağız birliği yapmışçasına Türkiye’nin önce Çin’den sonra Rusya’dan HSS alma girişimlerine karşı çıkmalarının ardında Soğuk Savaş dönemindeki “Doğu-Batı” ideolojik kamplaşmasının etkilerinin de bulunduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Giriş Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri (HSS) satın alması birçok bakımdan tartışmalara neden oldu. Sınırlı sayıda tedarik edilmesi düşünülen HSS’nin Türkiye’nin savunmasına ne derece katkısı olacağı, S-400’lerin Rus yapımı olmasının NATO üyesi Türkiye açısından ne gibi sorunlar yaratacağı, yüksek miktarlarda doğalgaz alımı ve nükleer santral kurulmasından sonra şimdi de ülke savunmasında Rusya’ya bağımlı olmanın hangi sakıncaları doğuracağı gibi konular son iki yılda Türkiye’nin gündemini oldukça meşgul etti. Bu süreçte konu hakkında yorum yapan uzmanlar arasında ciddi görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Bir grup uzman S-400 alımının her yönüyle Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda atılmış bir adım olduğunu savunurken bir başka grup uzman ise ülkenin HSS ihtiyacı olduğunu kabul etmekle beraber, S-400’lerin Rusya’dan alınacak olmasının Türkiye’nin geleneksel dış politikası ve güvenlik stratejileri bakımından yaratacağı sorunları ön plana çıkarttılar. Bütün bu tartışmalar, Türkiye ile Rusya’nın, en üst düzeyde yürütülen görüşmeler sonrasında S-400 alımı konusunda nihai anlaşmaya varmasını engellemedi. 2017’nin son günlerinde, Türkiye’de Milli Savunma Bakanı Canikli ve Rusya’da savunma sanayi şirketi Rosteh’in Başkanı Çemezov ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarla, Türkiye’nin Rusya’dan “4 adet S-400 füze &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ABD’nin ve Avrupalı müttefiklerin ağız birliği yapmışçasına Türkiye’nin önce Çin’den sonra Rusya’dan HSS alma girişimlerine karşı çıkmalarının ardında Soğuk Savaş dönemindeki “Doğu-Batı” ideolojik kamplaşmasının etkilerinin de bulunduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.</strong></p>
<p><strong>Giriş</strong></p>
<p>Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri (HSS) satın alması birçok bakımdan tartışmalara neden oldu. Sınırlı sayıda tedarik edilmesi düşünülen HSS’nin Türkiye’nin savunmasına ne derece katkısı olacağı, S-400’lerin Rus yapımı olmasının NATO üyesi Türkiye açısından ne gibi sorunlar yaratacağı, yüksek miktarlarda doğalgaz alımı ve nükleer santral kurulmasından sonra şimdi de ülke savunmasında Rusya’ya bağımlı olmanın hangi sakıncaları doğuracağı gibi konular son iki yılda Türkiye’nin gündemini oldukça meşgul etti.</p>
<p>Bu süreçte konu hakkında yorum yapan uzmanlar arasında ciddi görüş ayrılıkları ortaya çıktı. Bir grup uzman S-400 alımının her yönüyle Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda atılmış bir adım olduğunu savunurken bir başka grup uzman ise ülkenin HSS ihtiyacı olduğunu kabul etmekle beraber, S-400’lerin Rusya’dan alınacak olmasının Türkiye’nin geleneksel dış politikası ve güvenlik stratejileri bakımından yaratacağı sorunları ön plana çıkarttılar.</p>
<p>Bütün bu tartışmalar, Türkiye ile Rusya’nın, en üst düzeyde yürütülen görüşmeler sonrasında S-400 alımı konusunda nihai anlaşmaya varmasını engellemedi. 2017’nin son günlerinde, Türkiye’de Milli Savunma Bakanı Canikli ve Rusya’da savunma sanayi şirketi Rosteh’in Başkanı Çemezov ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarla, Türkiye’nin Rusya’dan “4 adet S-400 füze savunma sistemi bataryasını 2,5 milyar dolara satın aldığını” kamuoyuna duyurdular.</p>
<p>Bu noktadan geriye dönüş olması artık beklenmediği için olacak ki S-400 konusu gündemdeki öncelikli yerini başka tartışmalara bıraktı. Bu durum, bir bakıma konu hakkında fikir beyan eden herkesin, ortaya konulan menfi ya da müspet bütün görüşleri gözden geçirerek, Türkiye’nin S-400 almasının gerçekte ne gibi sonuçları olacağını daha dingin bir yaklaşımla değerlendirmesi için önemli bir fırsat teşkil edebilir.</p>
<p>Biz de bu değerlendirmemizde S-400 konusunu dört ayrı boyutuyla ele alıp, gelecek yıllara yönelik ne gibi sonuçlar doğuracağını öngörmeye çalışacağız.</p>
<p>Birinci boyut olarak, Türkiye’nin HSS ihtiyacını karşılamak bakımından S-400 alımının ne gibi katkısı olacağını ele alacağız. İkinci boyutta S-400 tedarikçisi ülkenin Rusya olmasının Türkiye’nin Batı ittifakı içindeki konumunu nasıl etkileyeceğini irdeleyeceğiz. Üçüncü olarak, Rusya ile yapılan S-400 anlaşmasının, Türkiye’nin HSS üretmek için teknoloji transferi yapmasında ne gibi katkıları olabileceğini değerlendireceğiz. Dördüncü olarak da S-400 konusunda yaşanan tartışmanın yoğunluğunun savunma sanayimize insan kaynağı bakımından neler kazandırmış olabileceği konusunu yorumlayacağız.</p>
<p><strong>1.Türkiye’nin HSS İhtiyacı ve S-400</strong></p>
<p>Gündemi uzun süre meşgul eden tartışmanın özünde, Türkiye’nin milyarlarca dolar maliyet yaratacak olan HSS tedarikine gerek olup olmadığı sorusu bulunmaktaydı. Bu sorunun cevabı kısa ve nettir: Evet! Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada algıladığı tehditler sebebiyle topraklarının önemli bir bölümünde HSS konuşlandırma ihtiyacı vardır.</p>
<p>Tehditlerin kaynağında, Orta doğu bölgesindeki komşularımızın sahip oldukları hava gücü ve balistik füze kapasitelerinin yanı sıra NATO içinde müttefik olmamıza rağmen Ege Denizi’nde yaşanan krizler sebebiyle bir kaç kez savaşın eşiğine geldiğimiz Yunanistan’ın kapsamlı hava gücü bulunmaktadır.</p>
<p>Peki, Türkiye’nin yakın komşularından algıladığı bu tehdit karşısında S-400 ne ölçüde ülke savunmasına hizmet edebilir? Bu sorunun cevabını S-400 HSS’nin Sovyetler Birliği döneminde ilk olarak geliştirildiği 1970’li yıllarda üstlendiği son derece stratejik rolü hatırlayarak vermek mümkündür.</p>
<p>Soğuk Savaş döneminde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Sovyetler Birliği (SSCB) arasında yaşanan nükleer silahlanma yarışında 1960’lı yılların sonları itibarıyla güç dengesi oluşmuştu. Her iki süper gücün de elinde on binlerce nükleer başlık ve onları uzak mesafelere göndermekte kullanılabilecek karada, havada ve denizde konuşlandırılmış balistik füze platformları vardı.</p>
<p>Taraflardan birinin ilk saldırıyı yapması durumunda, diğer tarafın buna karşılık verebilecek “ikinci vuruş yeteneğini” (second-strike capability) korunaklı ortamlarda bulundurma imkânı sebebiyle süper güçler arasında yaşanabilecek bir savaşın kazananı olmaz deniyordu.</p>
<p>Literatürde “nükleer dehşet dengesi” olarak bilinen bu durum sebebiyle, ABD ve SSCB, istenmeyen bir nükleer savaşı engellemek ve karşılıklı güven tesis etmek amacıyla, 1972 yılında Anti Balistik Füzeler (ABM) Antlaşması imzaladılar. ABM Antlaşması’nın en dikkat çeken yaptırımlarından biri her iki tarafın da toprakları üzerinde HSS konuşlandırmayacak olmalarıydı.</p>
<p>Bu durumun istisnası olarak başkentler Washington ve Moskova ile her iki ülkenin kendileri tarafından belirleyecekleri birer kıtalararası balistik füze (ICBM) fırlatma silosunun olduğu bölge çevresine HSS konuşlandırılabilecekti. Bu istisnai durum dışında kalan toprakların tümünde HSS konuşlandırılması ABM Antlaşması ile yasaklanmıştı.</p>
<p>SSCB’nin başkenti Moskova’nın hava savunması için geliştirilen HSS bugün S-300 olarak bilinen ve S-400’lerin de öncülü olan sistemlerdir. Bir başka deyişle, Soğuk Savaş döneminde, nükleer tehdidin en üst seviyede algılandığı yıllarda Sovyetler Birliği’ni yönetenler, olası bir hava saldırısına karşı S-300’lerin korumasına güvenmişlerdi. 1970’li yıllarda geliştirilmiş ilk modellerine nazaran, günümüzde çok daha ileri teknolojik özelliklere sahip olan S-400 HSS’nin, stratejik öneme haiz belli bir coğrafyayı -ki bu başkent Ankara ve İstanbul, İzmir gibi büyük şehirler olabilir, askeri stratejik bölgeler olabilir- havadan kaynaklanan tehditlere karşı etkili bir şekilde savunabilecek olması konusunda akıllarda çok fazla soru işareti kalmamış olması gerekir.</p>
<p>Dolayısıyla her ne kadar iki bataryadan oluşan S-400 HSS alımından söz ediliyor ve bu yönüyle eleştiriliyor olsa da bataryaların mobil olmaları, Türkiye’nin zaman içinde algılayacağı tehditler ve komşularıyla yaşayabileceği krizler sürecinde, hem ülkenin karar verici sivil ve asker yönetici kadrolarının bulunduğu ortamları savunmak hem de karşı taraf üzerinde caydırıcı etki yaratmak açısından bu bataryaları tek başlarına (stand alone) belli bölgelere konuşlandırmak mümkün olabilecektir. Sağlayacağı savunma kapasitesi ve caydırıcılık özelliği sebebiyle, S-400 HSS için ödenen maliyet makul olarak görülebilir.</p>
<p><strong>2. Türkiye’nin NATO Üyesi Olması ve S-400</strong></p>
<p>Rus yapımı S-400 alımı sürecinde yaşanan ve Türkiye’nin NATO ittifakı içindeki yükümlülüklerine vurgu yapan tartışmaların hemen hemen aynısı daha önce Çin yapımı HSS alımı söz konusu olduğunda da yaşanmıştı.</p>
<p>Tartışmaların odağında, Türkiye’ye konuşlandırılacak Çin ya da Rus yapımı HSS’nin NATO tarafından kurulmakta olan ve tüm müttefiklerin topraklarının balistik füze tehdidine karşı savunulmasında etkili olması düşünülen “Füze Kalkanı” (Missile Shield) ile entegre edilemeyecek olması sebebiyle gereksiz olduğu düşüncesi yatmaktaydı.</p>
<p>Türk yetkililerin kullanılacak bir “ara yüz” (interface) ile Türkiye’nin alacağı HSS’nin İttifak’ın Füze Kalkanı ile uyumlu çalışmasının mümkün olduğu görüşünü ortaya koymalarına rağmen NATO yetkilileri teknolojik açıdan mümkün olsa da Türkiye’nin önerisinin siyasi açıdan kabul edilemez olduğunu ifade etmişlerdir.</p>
<p>ABD’nin ve Avrupalı müttefiklerin ağız birliği yapmışçasına Türkiye’nin önce Çin’den sonra Rusya’dan HSS alma girişimlerine karşı çıkmalarının ardında Soğuk Savaş dönemindeki “Doğu-Batı” ideolojik kamplaşmasının etkilerinin de bulunduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.</p>
<p>Türkiye’nin NATO üyesi olduğunu ve Füze Kalkanı’nın en stratejik unsurlarından biri olan radar sistemini kendi topraklarında, Malatya Kürecik’te konuşlandırdığını hatırlatarak S-400 HSS almasıyla adeta İttifak’a ihanet ettiğini öne sürenlere hatırlatılması gereken önemli bir konu bulunmaktadır: Müttefik ülkelerin tüm topraklarını havadan kaynaklanan tehditlere karşı etkili bir şekilde savunacak şekilde yapılandırıldığı söylenen Füze Kalkanı, tüm unsurlarıyla operasyonel hale gelmesi durumunda dahi Türkiye’nin doğu ve güneydoğu bölgeleri, İttifak’ın hava savunmasının dışında kalmaktadır.</p>
<p>Dolayısıyla Füze Kalkanı’nın, Avrupalı müttefikleri, ABD’yi ve Kanada’yı tümüyle savunma kapsamasına almasına karşın Türkiye’nin geniş bir coğrafyasını, milyonlarca insanını ve stratejik tesislerini koruyamayacak olması göz önünde tutulduğunda Türk yetkililerin önlem almak istemesinin anlaşılmayacak bir yanı bulunmamaktadır.</p>
<p><strong>3. Türkiye’nin Teknoloji Paylaşımı Talebi ve S-400</strong></p>
<p>NATO üyesi olan Türkiye’nin, Füze Kalkanı’nın açıkta bıraktığı bölgelerin hava savunması için konuşlandıracağı sistemin İttifak’ın kullanacağı sistemle uyumlu olması tabii ki en ideal durumdur.</p>
<p>Ancak Türkiye’nin bu yöndeki ısrarlı taleplerine duyarsız kalan müttefik ülkeler, son çare olarak önce Çin, sonra Rus HSS üreticileriyle Türk yöneticilerin görüşmelerde bulunmasını anlayışla karşılamalıdır.</p>
<p>Nitekim Türkiye ile Rusya’nın iki yıl süren müzakereler sonucunda 27 Aralık 2017’de nihai anlaşmaya varmalarıyla birlikte NATO müttefikimiz İtalya ve Fransa ortaklığı EUROSAM tarafından üretilen HSS’nin Türkiye’nin istediği şartlarda sağlanmasına olanak veren anlaşma kısa sürede imzalanma aşamasına gelmiş ve 5 Ocak 2018’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Fransa ziyareti sırasında imzalanmıştır.</p>
<p>Yıllarca Türkiye’nin ortak teknoloji geliştirme ve üretimde işbirliği talebine olumsuz cevap veren NATO müttefiklerimizin, belki de bir “blöf” olarak gördükleri Çin firması CPMIEC tarafından önerilen HQ-9 için yapılan görüşmelerin sonuçsuz kalması ve Rusya’dan S-400 alımının gerçekleşmesinin hemen ardından Ankara’nın kapısını çalmaları ve anlaşma yoluna gitmeleri, Türkiye’nin alternatif tedarikçiler arayışının ne kadar isabetli bir strateji olduğunu da ortaya koymuştur. Türkiye’nin gerek coğrafi konumu gerek sahip olduğu askeri, ekonomik ve diğer milli güç unsurları ile orta büyüklükte bir güç olduğu göz ardı edilmemelidir.</p>
<p>Bu kapasiteye sahip bir ülkenin savunma ihtiyaçlarını sürekli olarak dış alımlara dayalı olarak sağlaması kabul edilebilecek bir durum değildir. Kaldı ki Türkiye, yakın geçmişte, Kıbrıs Barış Harekâtı’nı gerçekleştirdiği 1970’li yıllarda ve PKK terör örgütü ile en yoğun mücadeleyi yürüttüğü ve en zorlu güvenlik sınamalarından geçtiği 1990’lı yıllarda müttefiklerinin kendisine karşı uyguladığı silah ambargolarına tabi olmuş bir ülkedir. Bu acı tecrübeleri Türk yetkililerin unutmalarını beklemek hata olur.Bu sebeple, Türkiye’nin kendi imkan ve kabiliyetleriyle savunma teknolojilerini geliştirmek istemesi ve uluslararası ihalelerde bu şartı ortaya koyması son derece doğaldır.</p>
<p>Gelişmelerde bu tutumun, Türkiye’nin bundan sonraki savunma sistemleri tedariki süreçlerinde Türk yetkililer tarafından dikkatle gözetileceğine dair güçlü işaretler bulunmaktadır.</p>
<p><strong>4. Savunma Sanayi ve S-400</strong></p>
<p>Savunma sanayii son derece stratejik öneme sahiptir. Bu alanda ortaya konulan ürünler, ülkelerin yalnızca savunma kapasitelerini arttırmalarına katkı yapmakla kalmayıp zaman içinde sivil yaşamdaki kullanılmaları yoluyla, kendilerine yapılmış olan yatırımları kat be kat geri ödeyen ciddi ekonomik büyüklük de yaratmaktadır. Bu durumun pek çok örneği mevcuttur. Günümüzde yaşamımızın vazgeçilmez parçaları haline gelen internet, mobil akıllı telefonlar gibi ortaya çıkan ürün ve hizmetlerin hemen hepsi sivil ortamlarda kullanıma girmelerinden yıllar önce yüksek bütçeli gizli askeri projeler kapsamında geliştirilmiştir. Önemli bir kısmının özellikle istihbarat ve özel kuvvetler birimlerince, ülkelerinin güvenliğini ilgilendiren operasyonlarda kendilerine avantaj sağlayacak şekilde kullanılmış oldukları bilinmektedir. Bu sebeple gelişmiş birçok ülke, ileri düzeyde bilim ve teknoloji geliştiren kurum ve kuruluşlara sahip olmak için çok büyük meblağlar harcamakta, dünyanın hemen her köşesinden, tespit ettikleri en zeki insanları kendi ülkelerine çekecek son derece cazip şartlar yaratmaktadırlar. Savunma harcamaları konusunda ABD, açık ara lider ülke konumunu uzun yıllardır bırakmamaktadır.</p>
<p>2018 yılı askeri harcama bütçesi 825 milyar dolar olan ABD, bu miktarla kendisini takip eden 9 ülkenin harcamalarının toplamı kadar bir savunma bütçesine sahip olmaktadır. Yüzlerce milyar dolar harcama kapasitesi olan ABD, savunma sanayi alanında çalışacak bilim insanlarını öncelikle dünyanın en tanınmış üniversitelerine çekmekte, oradan mezun olmalarını müteakiben araştırma enstitülerinde ve savunma sanayi içinde yer alan şirketlerde istihdam etmek suretiyle bu sektörde kalıcı olmalarını sağlamaktadır. Bu nedenle kendi ülkelerinde benzer imkânlar bulamayan zeki ve yetenekli gençler rotalarını ABD yönüne kırmakta ve o ülkenin daha da güçlenmesine hizmet etmektedirler.</p>
<p>Türkiye gibi bölgesinde ağırlığı olan orta büyüklükteki bir ülkenin bulunduğu coğrafyadan algıladığı tehditlerle baş edebilmesi ve ekonomik açıdan da kalkınması için ABD ve diğer ülkelere beyin göçünü önleyecek şartları süratle oluşturması gerekmektedir.</p>
<p>Türk savunma sanayi alanına yapılacak kapsamlı yatırımlar bu konuda önemli yol kat edilmesine imkân verebilir. S-400 tartışmaları, bir kısmı daha lise çağlarında olan bir kısmı üniversitelerde mühendislik, temel bilimler gibi alanlarda eğitim gören çok sayıda Türk gencinin savunma sanayi alanına ciddi ilgi duymasına ve bu sektörde yer almak için şimdiden girişimlerde bulunmasına yol açacak ve Türkiye’nin uzun vadeli çıkarlarına hizmet etmiş olacaktır.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Yurt içinde ve yurt dışında gündemi uzun süre meşgul eden S-400 HSS’nin Rusya’dan satın alınması sürecine geri dönüp baktığımızda Türkiye’nin bu girişiminin öne çıkan dört boyutunu bu yazımızda ele aldık. İçeriden ve dışarıdan sivil ve asker uzmanların, bürokratların ve siyasilerin çok yönlü eleştirilerine maruz kalan Türkiye’nin S-400 macerasının öne çıkan dört yüzünün de daha sakin bir şekilde değerlendirmesini yaptığımızda, Rusya ile varılan anlaşmanın ülkemiz bakımından kaygılanacak ya da kayıp olduğu düşünülecek yönleri olmadığı görülebilmektedir.</p>
<p>Bilakis planlandığı şekilde sonuçlanırsa topraklarımız üzerinde konuşlandırılacak S-400 HSS, gerek duyulan zamanda ve yerde hem karar verici kadroların bulunduğu bölgeleri ve stratejik öneme haiz tesisleri korumakta hem de saldırı planı olanların caydırılmasında etkili olacaktır. S-400 HSS’nin kamuoyunda çok fazla gündeme gelmeyen bir yönü de Türkiye’nin kâğıt üzerinde müttefiki olan ancak siyasi ve askeri alanda dostane tavırlar içinde olmayan ülkelere karşı da gerektiğinde etkili olarak kullanılabilecek olmasıdır. Sadece bu yönüyle dahi ele alındığında önemli bir hamle olduğu söylenebilir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
