<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Resul Tosun &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/resul-tosun/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 18 Jun 2019 12:49:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Resul Tosun &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yıldırım 3, İmamoğlu 1</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yildirim-3-imamoglu-1/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yildirim-3-imamoglu-1/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Jun 2019 12:49:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Binali Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[ekrem imamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Resul Tosun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11343</guid>

					<description><![CDATA[Beklenen TV programı yapıldı bitti. Bu program ne Yıldırım’ı destekleyenleri ne de İmamoğlu’nu destekleyenleri kararından vazgeçirecek bir etki yapmadı. Her iki taraf da adayını galip ilan etti. Çünkü saflar bugüne kadar netleşmişti. Buna rağmen bu program bence faydalı olmuştur. ***  Faydalı olmuştur çünkü iki adayın yüz yüze konuşması bile taraflar arasındaki gerginliği az da olsa frenlemiştir. Tartışabilen Türkiye fotoğrafı verilmiştir. Her iki taraf da birbirine hediye vererek insani yönlerini öne çıkarmışlardır. Aileleriyle birlikte fotoğraf vermeleri bir anlık bile olsa sosyal barışa katkıda bulunmuştur. ***  İçeriğe gelince. Moderatör programa hâkim olmakla birlikte çok başarılı sayılmazdı. Bununla birlikte durumunu 20 sene sonra ilk kez gerçekleşen böylesi bir tartışmayı kazasız belasız bitirme kaygısıyla hareket ettiğine yorabiliriz. Bazı can alıcı sorular sorulmasına rağmen programın, projelerden ziyade seçim sonuçları ve iddialar etrafında döndüğü için zaman zaman sıkıcı bir boyuta geçtiğini söyleyebiliriz. Uzatılan son bölüm projeler konuşulduğu için en faydalı bölüm olmuştur da diyebiliriz. ***  Adayların performasına gelince, ilk piar kazanımı İmamoğlu’nundur. Çünkü sadece başbakanlık ve meclis başkanlığı yapmış bir şahsiyet ile eşit şartlarda programa çıkıyor olması önemli bir tanıtım ve reklam atağıdır. Seçimi kaybetse bile başbakanla tartışmış bir aday olma vasfı onun hayatı boyunca kullanacağı bir kazanımdır. İmamoğlu gençliği ve retoriğiyle rakibine fark atmış görünse de heyecanıyla ve veri kopyalaması, valiye hakaret ve tekrar sayım gibi kimi konulardaki tutarsız tavrıyla rakibi karşısında zayıf kalmıştır. Rakibine attığı en başarılı gol ise Sayıştay Raporu bölümü olmuştur. Sorunlardan bahsedip çözüm projelerini anlatamaması da eksilerindendir. ***  Yıldırım ise tabiatı itibarıyla sakin ve yavaş konuşan biridir. Bununla birlikte &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Beklenen TV programı yapıldı bitti. Bu program ne <strong>Yıldırım’ı</strong> destekleyenleri ne de <strong>İmamoğlu’</strong>nu destekleyenleri kararından vazgeçirecek bir etki yapmadı.</p>
<p>Her <strong>iki taraf da adayını galip</strong> ilan etti.</p>
<p>Çünkü <strong>saflar </strong>bugüne kadar <strong>netleşmişti</strong>.</p>
<p>Buna rağmen bu <strong>program</strong> bence <strong>faydalı</strong> olmuştur.</p>
<p><strong>*** </strong></p>
<p>Faydalı olmuştur çünkü iki adayın yüz yüze konuşması bile taraflar arasındaki <strong>gerginliği </strong>az da olsa <strong>frenlemiştir</strong>.</p>
<p><strong>Tartışabilen Türkiye</strong> fotoğrafı verilmiştir.</p>
<p>Her iki taraf da birbirine hediye vererek <strong>insani yönlerini</strong> öne çıkarmışlardır.</p>
<p><strong>Aileleriyle birlikte fotoğraf vermeleri</strong> bir anlık bile olsa <strong>sosyal barışa</strong> katkıda bulunmuştur.</p>
<p><strong>*** </strong></p>
<p>İçeriğe gelince.</p>
<p><strong>Moderatör</strong> programa hâkim olmakla birlikte çok <strong>başarılı sayılmazdı</strong>. Bununla birlikte durumunu 20 sene sonra ilk kez gerçekleşen böylesi bir tartışmayı <strong>kazasız belasız bitirme kaygısıyla</strong> hareket ettiğine yorabiliriz.</p>
<p>Bazı <strong>can alıcı sorular</strong> sorulmasına rağmen programın, projelerden ziyade <strong>seçim sonuçları ve iddialar </strong>etrafında döndüğü için zaman zaman sıkıcı bir boyuta geçtiğini söyleyebiliriz.</p>
<p>Uzatılan <strong>son bölüm projeler konuşulduğu</strong> için en <strong>faydalı</strong> bölüm olmuştur da diyebiliriz.</p>
<p><strong>*** </strong></p>
<p>Adayların performasına gelince, ilk piar kazanımı <strong>İmamoğlu’nundur</strong>. Çünkü sadece <strong>başbakanlık</strong> ve <strong>meclis başkanlığı</strong> yapmış bir şahsiyet ile eşit şartlarda programa çıkıyor olması önemli bir <strong>tanıtım ve reklam atağıdır</strong>. Seçimi kaybetse bile başbakanla tartışmış bir aday olma vasfı onun hayatı boyunca kullanacağı bir kazanımdır.</p>
<p><strong>İmamoğlu gençliği ve retoriğiyle</strong> rakibine fark atmış görünse de <strong>heyecanıyla</strong> ve veri kopyalaması<strong>, valiye hakaret</strong> ve tekrar sayım gibi kimi konulardaki tutarsız tavrıyla rakibi karşısında zayıf kalmıştır.</p>
<p>Rakibine attığı en başarılı gol ise <strong>Sayıştay Raporu</strong> bölümü olmuştur.</p>
<p>Sorunlardan bahsedip <strong>çözüm projelerini anlatamaması</strong> da eksilerindendir.</p>
<p><strong>*** </strong></p>
<p><strong>Yıldırım</strong> ise tabiatı itibarıyla sakin ve yavaş konuşan biridir. Bununla birlikte programda normal hayatına göre daha akıcı bir konuşma üslubu sergilediğini düşünüyorum.</p>
<p>Sayıştay raporu bölümü haricinde de <strong>başarılı ve ikna edici</strong> buldum.</p>
<p>Bence rakibini üç kez nakavt ederek üstünlük sağlamıştır.</p>
<p><strong>Birincisi</strong>, veri tabanının kopyalanması hususunda yönelttiği soru ile rakibini tabir caizse nakavt etmiştir. Rakibinin konuyu <strong>basit bir yedekleme</strong> olarak anlatmasına karşılık Yıldırım’ın <strong>yedekleme ile kopyalama farkını anlatması</strong>, kopyalamayı kamu görevlisi olmayanlara yaptırması ve bu <strong>yöntemin FETÖ’ye</strong> ait olduğunu vurgulaması rakibini çaresiz bırakmıştır.</p>
<p><strong>İkincisi</strong>, <strong>75 bin öğrenciye burs</strong> vereceğini açıklayan rakibine, <strong>‘Belediye zaten burs veriyordu ama CHP’nin itirazı üzerine belediyelerin burs vermesinin kanunen yasaklandığını’</strong> hatırlatması ve rakibinin nasıl burs verebileceğini sorgulaması dört dörtlük bir nakavt idi.</p>
<p>Üçüncüsü de uzatılan bölümde projeleri açıklarken yaptığı sunumdu. Bu sunum ile<strong>rakibine</strong> <strong>açık ara fark attığını </strong>söyleyebiliriz.</p>
<p><strong>*** </strong></p>
<p>Program boyunca tarafların kullandığı kelimeler de kişiliklerini ele vermesi açısından önemli.</p>
<p>Mesela Yıldırım <strong>28 kez proje </strong>demiş, rakibi 17 kez; <strong>11 kez istihdamdan</strong> bahsetmiş rakibi 3 kez; 18 kez hizmet demiş rakibi 7 kez.</p>
<p>Yıldırım hiçbir konuda ‘<strong>haberim yok’</strong> dememiş ama rakibi 8 kez ‘haberim yok’ demiş. Aynı şekilde Yıldırım hiç <strong>‘ben bilmem’ </strong>dememiş rakibi 10 kez ‘ben bilmem’ demiş.</p>
<p>Keza hiç alakam yok dememiş rakibi ise <strong>16 kez alakam yok</strong> demiş.</p>
<p>Program boyunca sadece <strong>iki kez ‘ben’</strong> demiş rakibi <strong>75 kez BEN</strong> demiş.</p>
<p><strong>Yıldırım </strong>program boyunca <strong>84 kez biz</strong> demiş rakibi ise sadece 15 kez ‘biz’ diyebilmiş.</p>
<p>Bu da Yıldırım’ın çevresine güven verdiğine rakibinin ise henüz olgunlaşma aşamasında olduğuna delalet etmesi açısından anlamlıdır!</p>
<p>Resul Tosun/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yildirim-3-imamoglu-1/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yöneticilerin Okumaması Gereken Yazı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yoneticilerin-okumamasi-gereken-yazi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yoneticilerin-okumamasi-gereken-yazi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Dec 2018 15:15:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Resul Tosun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=7075</guid>

					<description><![CDATA[Allah hepsinden razı olsun, Said b. Âmir, Hz. Ömer halife olduğunda ona demişti ki, ‘Ey Ömer! Halkın işlerini yaparken Allah’tan kork, Allah’ın emirlerini yerine getirirken insanlardan korkma. Sözün fiiline aykırı olmasın. Zira sözün en hayırlısı, fiilin doğruladığıdır. Ey Ömer! İşlerini üzerine aldığın uzak-yakın herkesle ilgilen. Kendin için istediğini onlar için de iste. İstemediğini onlara da isteme. Allah’ın emrini yaparken hiçbir dedikodudan ve kınamadan korkma.’ Hz. Ömer bütün itirazlarına rağmen onu, Humus’a vali tayin etti. Said bir maaş bağlanmasını da ‘Gerek yok, beytülmalden aldığım bana yetiyor’ diyerek kabul etmedi. ***  Aradan zaman geçti Humus’tan Medine’ye gelen bir heyetle görüşen Hz. Ömer onlardan yardım göndermek için Humus’taki fakirlerin isimlerini istedi. Hz. Ömer’e verilen fukara listesinde Said b. Âmir’in ismi de vardı. Şaşırdı, acaba aynı isimde başkası da mı var diyerek hayretle sordu heyet ‘Sizin valiniz!’ cevabını verince Hz. Ömer ağladı, heyetle Said’in şahsi ihtiyaçları için bin dinar gönderdi. Humus’ta para kesesi Said’e verilince, başına bir felaket gelmişçesine “İnna lillahi ve inna ileyhi raciun” demeye başladı. Hanımı telaşlandı, ‘Ne oldu Said, müminlerin emiri mi vefat etti?’ diye sordu. Said, ’Daha büyük bir felaket’ dedi. Hanımı, ‘Yoksa Müslümanlar bir savaşı mı kaybetti?’ dedi. Said, ‘Daha büyük bir felaket!’ deyince, ‘Ondan daha büyük felaket ne ola ki?’ diye sordu. Said: ‘Ahiretimi ifsat için dünya üzerime geldi evimin içine fitne girdi!’ Hanımı paradan habersiz, ‘O fitneden kurtul o &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Allah hepsinden razı olsun, <strong>Said b. Âmir, Hz. Ömer </strong>halife olduğunda ona demişti ki, ‘Ey Ömer! Halkın işlerini yaparken Allah’tan kork, Allah’ın emirlerini yerine getirirken insanlardan korkma. Sözün fiiline aykırı olmasın. Zira sözün en hayırlısı, fiilin doğruladığıdır.</p>
<p>Ey Ömer! İşlerini üzerine aldığın uzak-yakın herkesle ilgilen. Kendin için istediğini onlar için de iste. İstemediğini onlara da isteme. Allah’ın emrini yaparken hiçbir dedikodudan ve kınamadan korkma.’</p>
<p><strong>Hz. Ömer </strong>bütün itirazlarına rağmen onu, <strong>Humus’a vali tayin</strong> etti.</p>
<p>Said bir maaş bağlanmasını da <strong>‘Gerek yok, beytülmalden aldığım bana yetiyor</strong>’ diyerek kabul etmedi.</p>
<p><strong>*** </strong></p>
<p>Aradan zaman geçti <strong>Humus’tan Medine’ye </strong>gelen bir heyetle görüşen <strong>Hz. Ömer </strong>onlardan yardım göndermek için <strong>Humus’taki fakirlerin </strong>isimlerini istedi.</p>
<p>Hz. Ömer’e verilen fukara listesinde <strong>Said b. Âmir’in </strong>ismi de vardı.</p>
<p>Şaşırdı, acaba aynı isimde başkası da mı var diyerek hayretle sordu heyet <strong>‘Sizin valiniz!</strong>’ cevabını verince <strong>Hz. Ömer</strong> ağladı, heyetle Said’in şahsi ihtiyaçları için <strong>bin dinar </strong>gönderdi.</p>
<p><strong>Humus</strong>’ta para kesesi Said’e verilince, başına bir felaket gelmişçesine <strong>“İnna lillahi ve inna ileyhi raciun</strong>” demeye başladı.</p>
<p>Hanımı telaşlandı, ‘Ne oldu Said, müminlerin emiri mi vefat etti?’ diye sordu. Said<strong>, ’Daha büyük bir</strong> <strong>felaket</strong>’ dedi. Hanımı, ‘Yoksa Müslümanlar bir savaşı mı kaybetti?’ dedi. Said, ‘Daha büyük bir felaket!’ deyince, ‘Ondan daha büyük felaket ne ola ki?’ diye sordu. Said: ‘<strong>Ahiretimi ifsat için dünya üzerime geldi evimin içine fitne girdi!’</strong></p>
<p>Hanımı paradan habersiz, <strong>‘O fitneden kurtul o zaman!</strong>’ dedi. Said, ‘Kurtulmam için bana yardım eder misin?’ diye sordu, hanımı, ’Elbette’ deyince keseyi aldı ve <strong>altınları</strong> fakir Müslümanlara <strong>dağıttı!</strong></p>
<p><strong>*** </strong></p>
<p>Bir müddet sonra <strong>Hz. Ömer Şam bölgesine geldi. </strong>Humus’a vardığında halka ‘Valinizi nasıl buldunuz?’ diye sordu.</p>
<p>Halk, ‘Valimiz iyi fakat kuşluk vaktinden önce evinden çıkmıyor. Geceleri kimseyle görüşmüyor. Ayda bir gün dışarıya hiç çıkmıyor. Arada bir de bayılıyor!’ diyerek şikayet etti.</p>
<p><strong>Hz. Ömer </strong>bu şikayetleri sorunca Humus valisi <strong>Said b. Âmir </strong>dedi ki: ‘Doğrudur müminlerin emiri. Bu konuları konuşmayı hiç istemem ama madem kaçış yok söyleyeyim. Benim <strong>hizmetçim yok </strong>her sabah ailemin ekmek ihtiyacı için hamur yoğuruyorum biraz mayalanmasını bekliyorum sonra ekmek pişiriyorum, abdest alıp çıkıyorum. O yüzden sabahları gecikiyorum.</p>
<p>Geceleri kimseyle görüşmüyorum doğru, çünkü gündüzü halka <strong>geceyi Hakk’a ayırıyorum </strong>ibadetle meşgulüm.</p>
<p><strong>Ayda bir gün hiç dışarı çıkmıyorum </strong>o da doğru. Dedim ya hizmetçim yok ve üzerimdeki şu elbiseden başka giyeceğim de bulunmuyor. Ayda bir kez onu yıkıyorum o kuruyuncaya kadar bekliyorum kuruyunca akşama doğru çıkıyorum.</p>
<p>Bayılmama gelince, ben Hubeyb’in katledilmesine şahit oldum o zaman müşriktim. Hubeyb’in<strong>“Vallahi Muhammed’in (s.a.) değil burada olmasını, ona bir diken batırılması karşılığında dahi kurtulmayı istemem” </strong>diyerek şehid edildiğinde ben nasıl o gün ona yardım edemedim diye düşünüyorum ve Allah’ın beni bağışlamayacağı korkusuyla bayılıyorum.</p>
<p><strong>*** </strong></p>
<p>Hz. Ömer ‘<strong>Allah’a hamd olsun Said beni hayal kırıklığına uğratmadı’</strong> diyerek <strong>Medine</strong>’ye döndü ve ona <strong>bin dinar </strong>daha gönderdi.</p>
<p>Said’in hanımı parayı görünce, ‘Allah’a şükürler olsun seni sıkıntıdan kurtardı. Şimdi bir hizmetçi bul ve biraz yiyecek al’ dedi. Said, ‘Daha iyi bir şey yapalım ne dersin? Bize daha büyük bir kazanç temin edecek birine verelim!’ deyince hanımı  ‘Kime?’ diye sordu. Said, <strong>‘Karz-ı hasen olarak Allah’a verelim!</strong>’, hanımı da ‘Olur!’ dedi.</p>
<p>Said hemen paraları keselere koydu ve birine vererek: Al bunları filan dul kadına, filan yetime, filan fakire ve filan filan ihtiyaç sahiplerine dağıt!’ dedi.</p>
<p>Resul Tosun/STAR</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yoneticilerin-okumamasi-gereken-yazi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kim Demiş Türkiye’den Bilim Adamı Çıkmaz Diye?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kim-demis-turkiyeden-bilim-adami-cikmaz-diye/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kim-demis-turkiyeden-bilim-adami-cikmaz-diye/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Nov 2018 12:31:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim Adamı]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Aykut Özdarendeli]]></category>
		<category><![CDATA[Resul Tosun]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4502</guid>

					<description><![CDATA[Prof. Dr. Aykut Özdarendeli 2010 yılında KKKAH için aşı projesi başlatmış ve aşı geliştirilmiştir. 2013 yılında Erciyes Üniversitesi’nde, Dünya Sağlık Örgütü standartlarındaki Biyogüvenlik laboratuvarları kurularak, ilk aşı antijenlerimiz üretilmiştir. Bu laboratuvarlar, Erciyes Üniversitesi Aşı Araştırma ve Geliştirme Merkezi (ERAGEM) adıyla faaliyetlerini sürdürmektedirler. 2017 yılında: Erciyes Üniversitesi ERAGEM’de üretilen aşı (KKA-Vax), Sağlık Bakanlığı onayıyla 58 gönüllüde denenerek, olumlu sonuç alınmıştır. Resul Tosun KKKAH sizlere ömür! Siyaset gündemi yoğun. Ama ben bugün çok farklı bir gelişmeye temas etmek istiyorum. Ülkemizin ve insanlığın yüzünü güldürecek bir gelişme. Doğrusu bu başarıdan benim de Dr. Yıldırım Ramazanoğlu beyin bilgilendirmesiyle haberim oldu. Bu vesileyle Ramazanoğlu’na buradan teşekkürlerimi sunuyorum. *** Kene sokmasından komaya giren ve kurtulamayan hastaların haberlerini yaz aylarında sık sık duyarız. Biz Anadolu insanıyız keneyi biliriz. Bir yerimize yapışır biz de söker atarız sinek sokması kadar ancak değer veririz.. Ama 2002 yılından beri bir kene türü peyda oldu. Bu kene -Allah korusun- sokar da bizim Anadolu usulü söküp atarsanız musallaya giden bir yola girmiş oluyorsunuz. Bu habis kene türüne Kırım-Kongo-Kanamalı-Ateşi-Hastalığı (KKKAH) adı verildi. 2002 ila 2017 arasında ülkemizde bu türden 10 bin vaka rapor edildi. Ve maalesef çaresi olmayan bir illete dönüştü. ***  Hastalığın başlıca görüldüğü yerler: Tokat, Çorum, Yozgat, Erzurum, Erzincan, Gümüşhane, Bayburt, Sivas, Amasya, Çankırı, Bolu, Kastamonu, Artvin, Giresun, Ardahan, Tunceli, Bingöl, Karabük ve Samsun illerimizdir. Hastalık dünyada sıklıkla Afrika, Batı Asya ile Ortadoğu ve Doğu Avrupa&#8217;dagörülmektedir. KKKAH virüsünün Bulgaristan, Makedonya, İspanya, Kosova, Pakistan, Irak, Afganistan, İran, Kazakistan, Sahra altı Afrika ülkeleri, eski Sovyetler Birliği, Yunanistan, Arap yarımadası, Dubai, Kuveyt, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Prof. Dr. Aykut Özdarendeli</strong> 2010 yılında KKKAH için <strong>aşı projesi başlatmış</strong> ve aşı geliştirilmiştir. 2013 yılında <strong>Erciyes Üniversitesi’nde</strong>, Dünya Sağlık Örgütü standartlarındaki Biyogüvenlik laboratuvarları kurularak, ilk aşı antijenlerimiz üretilmiştir. Bu laboratuvarlar, <strong>Erciyes Üniversitesi Aşı Araştırma ve Geliştirme Merkezi (ERAGEM) </strong>adıyla faaliyetlerini sürdürmektedirler. 2017 yılında: Erciyes Üniversitesi ERAGEM’de üretilen aşı (KKA-Vax), Sağlık Bakanlığı onayıyla 58 gönüllüde denenerek, olumlu sonuç alınmıştır.</p>
<p><strong><a href="https://www.star.com.tr/yazarlar/resul-tosun/">Resul Tosun</a></strong></p>
<p><strong>KKKAH sizlere ömür!</strong></p>
<p>Siyaset gündemi yoğun. Ama ben bugün çok farklı bir gelişmeye temas etmek istiyorum. Ülkemizin ve <strong>insanlığın yüzünü güldürecek</strong> bir gelişme.</p>
<p>Doğrusu bu başarıdan benim de <strong>Dr. Yıldırım Ramazanoğlu</strong> beyin bilgilendirmesiyle haberim oldu.</p>
<p>Bu vesileyle <strong>Ramazanoğlu’</strong>na buradan teşekkürlerimi sunuyorum.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Kene sokmasından komaya giren ve kurtulamayan hastaların haberlerini yaz aylarında sık sık duyarız.</p>
<p>Biz <strong>Anadolu insanıyız</strong> keneyi biliriz. Bir yerimize yapışır biz de söker atarız sinek sokması kadar ancak değer veririz..</p>
<p>Ama <strong>2002 yılından beri</strong> bir kene türü peyda oldu. Bu kene -Allah korusun- sokar da bizim Anadolu usulü söküp atarsanız <strong>musallaya giden bir yola</strong> girmiş oluyorsunuz.</p>
<p>Bu habis kene türüne <strong>Kırım-Kongo-Kanamalı-Ateşi-Hastalığı (KKKAH)</strong> adı verildi.</p>
<p>2002 ila 2017 arasında ülkemizde bu türden 10 bin vaka rapor edildi.</p>
<p>Ve maalesef çaresi olmayan bir illete dönüştü.</p>
<p><strong>*** </strong></p>
<p>Hastalığın başlıca görüldüğü yerler: <strong>Tokat,</strong> Çorum, <strong>Yozgat</strong>, Erzurum, <strong>Erzincan</strong>, Gümüşhane, <strong>Bayburt</strong>, Sivas, <strong>Amasya</strong>, Çankırı, <strong>Bolu,</strong> Kastamonu, <strong>Artvin,</strong> Giresun, <strong>Ardahan</strong>, Tunceli, <strong>Bingöl</strong>, Karabük ve <strong>Samsun </strong>illerimizdir.</p>
<p>Hastalık dünyada sıklıkla <strong>Afrika, Batı Asya ile Ortadoğu ve Doğu Avrupa&#8217;da</strong>görülmektedir. KKKAH virüsünün <strong>Bulgaristan</strong>, Makedonya, <strong>İspanya,</strong> Kosova, <strong>Pakistan</strong>, Irak, <strong>Afganistan,</strong> İran, <strong>Kazakistan</strong>, <strong>Sahra altı Afrika ülkeleri</strong>, eski Sovyetler Birliği, <strong>Yunanistan</strong>, Arap yarımadası, <strong>Dubai,</strong> Kuveyt<strong>, Çin</strong> ve Moritanya’da salgınlar yaptığı bildirilmiştir.</p>
<p><strong>*** </strong></p>
<p>İşte <strong>Dr. Yıldırım Ramazanoğlu</strong> sadece ülkemizi değil dünyayı tehdit eden bu devasız hastalığa <strong>çareyi bir Türk doktorunun bulduğu</strong> müjdesini verdi.</p>
<p>KKKAH’a karşı tıp dünyasının yıllardır bir türlü geliştiremediği aşıyı<strong>, Prof. Dr. Aykut Özdarendeli </strong>keşfetmiştir ki ülkemiz için iftihar vesilesidir.</p>
<p>Normalde 25-30 sene süren süreci 8 seneye indirip geliştirmiş, piyasaya sürülebilir hale getirmiştir.</p>
<p><strong>Aykut hoca</strong> aşı projesinin uluslararası dev aşı firmalarına peşkeş çekilmesine izin vermeyerek, tüm haklarını ve sonuçlarını T.C. Sağlık Bakanlığımızın sahipliğine devretmiştir.</p>
<p><strong>*** </strong></p>
<p>Bana ulaşan bilgiye göre:</p>
<p><strong>Prof. Dr. Aykut Özdarendeli</strong> 2010 yılında KKKAH için <strong>aşı projesi başlatmış</strong> ve aşı geliştirilmiştir.</p>
<p>2013 yılında <strong>Erciyes Üniversitesi’nde</strong>, Dünya Sağlık Örgütü standartlarındaki Biyogüvenlik laboratuvarları kurularak, ilk aşı antijenlerimiz üretilmiştir.</p>
<p>Bu laboratuvarlar, <strong>Erciyes Üniversitesi Aşı Araştırma ve Geliştirme Merkezi (ERAGEM)</strong>adıyla faaliyetlerini sürdürmektedirler.</p>
<p>2017 yılında: Erciyes Üniversitesi ERAGEM’de üretilen aşı (KKA-Vax), Sağlık Bakanlığı onayıyla 58 gönüllüde denenerek, olumlu sonuç alınmıştır.</p>
<p><strong>***   </strong></p>
<p>Aşısı olmayan KKKAH için, dünyada ilk defa aşı geliştirmeyi başaran, haklarını Sağlık Bakanlığımıza devreden, <strong>Prof. Dr. Aykut Özdarendeli’ye</strong> ne kadar teşekkür etsek azdır.</p>
<p>Aynı şekilde bu ilim adamına ilgi gösteren ve sınırsız imkan sunma garantisi veren <strong>Erciyes Üniversitesi yönetimine ve TÜBİTAK’a da </strong>ne kadar teşekkür etsek azdır.</p>
<p>Kim demiş Türkiye’den ilim adamı çıkmıyor, dünya çapında projelere imza atmıyor diye?!</p>
<p>Bence <strong>Prof. Dr. Aykut Özdarendeli,</strong> <strong>Aziz Sancar’a</strong> verilen ödülün benzerini fazlasıyla hak ediyor.</p>
<p>Ne buyuruyor <strong>Peygamber Efendimiz,</strong> <strong>“Allah her hastalığa bir deva yaratmıştır, araştırınız.”</strong></p>
<p>Kaynak: www.star.com.tr</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kim-demis-turkiyeden-bilim-adami-cikmaz-diye/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Resul Tosun Yazdı&#8230; Din Düşmanlarının Yapamadığını İlahiyatçılar Yapıyor</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/resul-tosun-yazdi-din-dusmanlarinin-yapamadigini-ilahiyatcilar-yapiyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/resul-tosun-yazdi-din-dusmanlarinin-yapamadigini-ilahiyatcilar-yapiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Oct 2018 11:34:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Resul Tosun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=3016</guid>

					<description><![CDATA[Gazeteci-yazar Resul Tosun, bugünkü yazısını son günlerin popüler tartışma konusuna “din” alanına ayırdı. Din ile siyaset konusunda herkesin her yerde dilediği gibi konuştuğunu dile getiren Tosun, din ile siyaseti karşılaştırarak; “siyaset konusunda herkes konuşabilir. Bundan kimseye zarar gelmez ancak “din” konusunda herkes her yerde ağzına geleni söylememeli” diyerek önümüzdeki günlerde çok konuşulacak bir iddiada bulundu: “Misyonerlerin ve din düşmanlarının yapamayacağı tahribatı canlı yayında ilmi tartışma yapan ilahiyatçılar yapmaktadırlar!” Star gazetesinden yayınlanan o yazının tamamı: “Türk toplumunda din ve siyaset alanları hemen herkesin destursuz girdiği bir alandır. Siyaset herkesin konuştuğu, icraatları eleştirip takdir ettiği bir alan olsa da siyaset alanı resmen dolu olduğu için bu alandaki tartışmanın topluma pek zararı yoktur. Nihayetinde partiler orada, yöneticileri orada hükümet orada, tartışmaların siyasete hiçbir zararı yoktur. Hakaret içermediği sürece de kimseye bir zararı olmaz. *** Oysa din alanı öyle değil. Otorite boşluğu var. Özellikle de canlı yayınlarda akademik düzeydeki dini tartışmalar, toplumu inancı hakkında dini hakkında, şüpheye düşüren ve topluma zarar veren tartışmalardır. Kuran ve Hz. Peygamber sünneti hakkındaki ilmi meclislerde yapılması gereken ama canlı yayında ulu orta yapılan tartışmalar, konunun uzmanı olmayan Müslümanları tereddüde ve şüpheye sevk etmektedir. Misyonerlerin ve din düşmanlarının yapamayacağı tahribatı canlı yayında ilmi tartışma yapan ilahiyatçılar yapmaktadırlar! *** Söylediğim &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gazeteci-yazar Resul Tosun, bugünkü yazısını son günlerin popüler tartışma konusuna “din” alanına ayırdı. Din ile siyaset konusunda herkesin her yerde dilediği gibi konuştuğunu dile getiren Tosun, din ile siyaseti karşılaştırarak;<strong> “siyaset konusunda herkes konuşabilir. Bundan kimseye zarar gelmez ancak “din” konusunda herkes her yerde ağzına geleni söylememeli”</strong> diyerek önümüzdeki günlerde çok konuşulacak bir iddiada bulundu: “Misyonerlerin ve din düşmanlarının yapamayacağı tahribatı canlı yayında ilmi tartışma yapan <strong>ilahiyatçılar yapmaktadırlar!”</strong></p>
<p>Star gazetesinden yayınlanan o yazının tamamı:</p>
<p>“Türk toplumunda din ve siyaset alanları hemen herkesin destursuz girdiği bir alandır.</p>
<p>Siyaset herkesin konuştuğu, icraatları eleştirip takdir ettiği bir alan olsa da siyaset alanı resmen dolu olduğu için bu alandaki tartışmanın topluma pek zararı yoktur.</p>
<p>Nihayetinde <strong>partiler</strong> orada, <strong>yöneticileri</strong> orada <strong>hükümet</strong> orada, tartışmaların siyasete hiçbir zararı yoktur.</p>
<p><strong>Hakaret içermediği</strong> sürece de kimseye bir zararı olmaz.</p>
<p>***</p>
<p>Oysa din alanı öyle değil. Otorite boşluğu var.</p>
<p>Özellikle de <strong>canlı yayınlarda</strong> akademik düzeydeki dini tartışmalar, toplumu <strong>inancı hakkında</strong> dini hakkında, <strong>şüpheye düşüren</strong> ve topluma zarar veren tartışmalardır.</p>
<p><strong>Kuran</strong> ve <strong>Hz. Peygamber sünneti</strong> hakkındaki<strong> ilmi meclislerde yapılması gereken</strong> ama canlı yayında ulu orta yapılan tartışmalar, konunun <strong>uzmanı olmayan Müslümanları</strong> tereddüde ve şüpheye sevk etmektedir.</p>
<p>Misyonerlerin ve din düşmanlarının yapamayacağı tahribatı canlı yayında ilmi tartışma yapan <strong>ilahiyatçılar yapmaktadırlar!</strong></p>
<p>***</p>
<p>Söylediğim gibi bu tür tartışmalar ilim meclislerinde, akademik ortamlarda tartışılabilir/tartışılmalıdır.</p>
<p>Ama bunu canlı yayında yapıldığı zaman dinleyenleri/seyredenleri olumsuz etkilemektedir.</p>
<p>Uzman olmayan Müslümanın yapması gereken <strong>ehl-i sünnetin muteber bir akaid kitabından</strong> dinin inanç esaslarını ve <strong>bir ilmihalden</strong> namaz oruç helal ve haramlar gibi konuları öğrenip ihlasla <strong>inanmak ve amel etmektir.</strong></p>
<p>Çünkü bu akaid ve ilmihal kitapları <strong>1400 yıllık birikimin eseridir</strong>. İlim ehlinin <strong>Kuran</strong>’ın bütün ayetlerini ve Hz. Peygamberin bütün uygulamalarını, ulemanın bütün değerlendirmelerini gözden geçirmiş, elemiş, taramış ve Müslümanın önüne kolayca anlayıp amel edeceği şekilde koymuştur.</p>
<p>***</p>
<p><strong>Kuran ve hadis okumaya</strong> elbette karşı değiliz. Ama siz uzmanlığı bulunmayan Müslümanlara nasıl namaz kılacağını, nasıl oruç tutacağını ve diğer konuları açın <strong>Kuran’dan öğrenin, hadisten öğrenin</strong> derseniz, bu zahirde kulağa hoş gelen ama gerçekte Müslümanı zora sokan yokuşa süren bir söylemdir.</p>
<p><strong>Kuran’dan sünnetten hüküm çıkarmak</strong>, tarladan domates toplamaya benzemez.</p>
<p>İşin uzmanı olmadan yani metedolojisini bilmeden, ahkam ayetlerinin bütününü ve yüzbinlerce hadisin tamamını okuyup anlamadan aradaki farklılıkları kavramadan kimse hüküm çıkaramaz. Ehil olmadan çıkarmaya çalışanların çoğu kafasına göre yeni bir din ihdas etmiş olur. Ondan sonra çakma mehdiden çakma mesihden ve kurtarıcıdan başımızı alamayız.</p>
<p>***</p>
<p>Tıpkı doktorun yazdığı reçetedeki ilaçları aldığımızda acaba bu ilaçlar hangi maddelerden yapılmış, şunun fabrikasını öğreneyim, kim imal etmiş ona bakayım demeden kullandığımız gibi <strong>ehl-i sünnetin muteber akaid ve ilmihal kitaplarının verdiği reçeteyi alıp günlük hayatımızı dinimize göre idame ettirmeliyiz.</strong></p>
<p>Çünkü her Müslümana <strong>farz-ı ayn</strong> olan yani mutlaka yapması gereken, <strong>Müslümanca yaşayabileceği düzeyde dini bilgi sahibi olmaktır</strong>. Tefsirde, fıkıhta, hadiste ve diğer dini ilimlerle uzmanlık farz-ı kifayedir. Hangi ayetin nasıl anlaşılacağı hangi hadisin derecesi ve anlamı, hukuk ve diğer ilmi konular <strong>uzmanların işidir</strong>.</p>
<p>***</p>
<p>Söz biraz uzadı demem o ki, <strong>dini program yapan televizyonlarımız</strong> konuları ve konukları seçerken <strong>Müslümanın imanını takviye edecek konu ve konuklar</strong> seçmeli, programı dinleyenlerin/seyredenlerin kafası karışmamalı, <strong>huzur bulmalıdır</strong>.</p>
<p>Reyting uğruna hassas dini konuları gündeme getirip bir takım <strong>aykırı fikirleri ekranlara taşımak</strong>, kimse kusura bakmasın <strong>dini reytinge alet ettikleri için din istismarıdır</strong>.</p>
<p>Reyting uğruna müminleri dinlerinde şüpheye düşürmek mümin işi olmasa gerek!</p>
<p>‘<strong>Fitne uykudadır</strong>’, uyandırmamak lazım!”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/resul-tosun-yazdi-din-dusmanlarinin-yapamadigini-ilahiyatcilar-yapiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vekil Pazarı Kurarak Demokrasiyi Kurtarmak</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/vekil-pazari-kurarak-demokrasiyi-kurtarmak/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/vekil-pazari-kurarak-demokrasiyi-kurtarmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Apr 2018 22:45:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[8. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Gül]]></category>
		<category><![CDATA[Ak Parti]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhur İttifakı]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Ekmeleddin İhsanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Mayıs 2018]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Resul Tosun]]></category>
		<category><![CDATA[Seçim]]></category>
		<category><![CDATA[Seçimler]]></category>
		<category><![CDATA[Vekil Pazarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1994</guid>

					<description><![CDATA[Garip olan, CHP 15 milletvekilini istifa ettirmekten çok mutlu görünüyor. Demokrasiyi kurtarıyorlarmış. Demokrasi ayıbı olan vekil pazarı kurarak demokrasiyi kurtarıyor CHP. CHP içindeki solcular haklı olarak diğer sol partilere de 20’şer vekil isteriz ironisini yaptılar. Öyle ya İP seçime katılamayınca demokrasi yara alacaksa, CHP gibi kendisini sol cenahta tanımlayan bir parti seçimlere katılamayan diğer sol partilere de 20’şer vekil vererek demokrasiyi kurtarabilir! Siyasi partiler iktidar olmak için kurulur ve faaliyet gösterirler. Genel başkanları da icranın başına geçmeye tek adaydır. Tek başına iktidar olamayacağını gören parti bir başka parti ile ittifak kurar, bunu da tıpkı cumhur ittifakında olduğu gibi şeffaf bir şekilde ilan eder. Parti yönetimi de vekilleri de teşkilatları da mensupları da seçmen de bunu bilir. Artık bunun yasal alt yapısı da hazır olduğuna göre kendinde iktidar gücü görmeyen partinin tutacağı yol budur. CHP’nin Handikapları Sözcülerine bakılırsa, CHP iktidara aday bir parti. Genel başkanı da icranın başına geçmeye tek aday. Üstelik de iddialı. Ama cumhurbaşkanlığına aday olmayı göze alamıyor. Hadi bu noktada partisinin gücünü görüyor ve mantıklı davranıyor diyelim. Peki, aylar önce ilan edilen cumhur ittifakını gördüğü halde neden şimdiye kadar bir ittifak kurmakta gecikti? Seçime 60 gün kalmış hâlâ CHP’nin adayı belli değil. Cumhur ittifakının erken seçim kararı ile &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Garip olan, CHP 15 milletvekilini istifa ettirmekten çok mutlu görünüyor. Demokrasiyi kurtarıyorlarmış. Demokrasi ayıbı olan vekil pazarı kurarak demokrasiyi kurtarıyor CHP. CHP içindeki solcular haklı olarak diğer sol partilere de 20’şer vekil isteriz ironisini yaptılar. Öyle ya İP seçime katılamayınca demokrasi yara alacaksa, CHP gibi kendisini sol cenahta tanımlayan bir parti seçimlere katılamayan diğer sol partilere de 20’şer vekil vererek demokrasiyi kurtarabilir!</strong></p>
<p>Siyasi partiler iktidar olmak için kurulur ve faaliyet gösterirler. Genel başkanları da icranın başına geçmeye tek adaydır. Tek başına iktidar olamayacağını gören parti bir başka parti ile ittifak kurar, bunu da tıpkı cumhur ittifakında olduğu gibi şeffaf bir şekilde ilan eder. Parti yönetimi de vekilleri de teşkilatları da mensupları da seçmen de bunu bilir. Artık bunun yasal alt yapısı da hazır olduğuna göre kendinde iktidar gücü görmeyen partinin tutacağı yol budur.</p>
<p><strong>CHP’nin Handikapları</strong></p>
<p>Sözcülerine bakılırsa, CHP iktidara aday bir parti. Genel başkanı da icranın başına geçmeye tek aday. Üstelik de iddialı. Ama cumhurbaşkanlığına aday olmayı göze alamıyor. Hadi bu noktada partisinin gücünü görüyor ve mantıklı davranıyor diyelim. Peki, aylar önce ilan edilen cumhur ittifakını gördüğü halde neden şimdiye kadar bir ittifak kurmakta gecikti? Seçime 60 gün kalmış hâlâ CHP’nin adayı belli değil. Cumhur ittifakının erken seçim kararı ile hazırlıksız yakalandı. Erken seçim kararına karşı attığı adım 15 milletvekilini İP’e göndermek oldu. Tıpkı partisinin en yetkili isimlerinin bile haberi olmadan genel başkanın Ekmeleddin İhsanoğlu’nu cumhurbaşkanı adayı ilan ettiği gibi. Garip olan, CHP 15 milletvekilini istifa ettirmekten çok mutlu görünüyor. Demokrasiyi kurtarıyorlarmış. Demokrasi ayıbı olan vekil pazarı kurarak demokrasiyi kurtarıyor CHP. CHP içindeki solcular haklı olarak diğer sol partilere de 20’şer vekil isteriz ironisini yaptılar. Öyle ya İP seçime katılamayınca demokrasi yara alacaksa, CHP gibi kendisini sol cenahta tanımlayan bir parti seçimlere katılamayan diğer sol partilere de 20’şer vekil vererek demokrasiyi kurtarabilir! Tabii vekil transferinin sadece İP’e yapılması bu iki partinin aynı merkezden sufle aldığı anlamına gelmiyorsa!</p>
<p>CHP, İP ile ittifak kurabilir hiçbir sakınca ve engel yok. Hatta İP genel başkanını aday da gösterebilir onda da sakınca yok. CHP’nin İP’e 15 vekili güle oynaya göndermesi bir ittifak halidir ama kirli bir ittifaktır, açıkça hülle yapılmaktadır. Bu karar CHP tabanını ne kadar memnun eder orasını bilmiyorum. Ama kamuoyunda CHP’nin uzaktan kumandalı bir parti olduğu ve siyaset mühendisliğine rıza gösterdiği iddiasını teyit eden bir adımdır. Bana göre de Pennsylvania’da çanak yalayanlarla eşzamanlı kiraz mevsiminden dem vuran CHP, vekil pazarı kurarak siyaset mühendisliğine teslim olmuştur. Özetle, CHP’nin İP’e 15 vekil göndermesinin manası, Erdoğan’ın birinci turda seçilmesini engelleme hamlesi demektir. İP, grup kurduğu için genel başkanını rahatlıkla aday gösterecek, tabii ki CHP de bir aday gösterecek. Böylece Erdoğan’ın birinci turda seçilmesini engellerlerse ikinci turda güç birliği yapacaklar. Hangisi ikinci tura kalırsa onu desteklemekte birleşecekler. Yani hedef emperyalizmin hedefindeki Erdoğan’ı düşürüp, güçlü Türkiye’den rahatsız olanları rahatlatmak. İttifak kurmayıp hülle yapmalarından bu anlaşılıyor. CHP’nin SP ile dünkü temasında, 11. Cumhurbaşkanının da bu oyunda rol alacağı izlenimine yol açacak açıklamalar yapıldı. Bu kirli oyunun bir parçası olmaz inşallah!</p>
<p><strong>Gül’ün Adaylığının Anlamı</strong></p>
<p>Siyaset tarihi sürprizlerle dolu bir tarihtir. Hiç beklenmedik şahsiyetlerden sürpriz çıkışlar yaşanmıştır/yaşanmaktadır. Bazen bizzat siyasetçinin hırsı bazen de çevresindekilerin tahriki şaşırtıcı sonuçlara müncer olabiliyor. Tıpkı Abdullah Gül beyin dün kendisine tuzak kuranlarla birlikte kadim dostunun karşısına aday olarak çıkma izlenimi bırakması gibi. Bakanlık, başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı makamına yükselmesinde en büyük desteği veren dostunun karşısında aday olma izlenimi vermesi şaşırtıcı bir durumdu. Ne zaman ki erken seçim kararı alındı Gül ismi tekrar gündeme geldi. Hem de 2007’deki seçilmesini engellemek için üretilen 367 garabetinin meclisteki temsilcisi CHP’nin desteklediği bir aday olarak. Yazık ki, ‘Kardeşim Erdoğan karşısında aday olmam!’ demesi beklenirken, tam tersine adaylığa sıcak baktığı izlenimi vermeyi sürdürdü.</p>
<p>Tabii ki aday olmak, şartları taşıyan her vatandaşın demokratik hakkıdır, Gül’ün de hakkıdır. Ama kurucusu olduğu partinin adayına karşı üstelik kendisinin seçilmemesi için her yola tevessül etmiş ve tek amaçları Erdoğan’ı devirmek olan bir kitlenin safında yer alması o hakkı kötüye kullanmaktan öte bir anlam taşımazdı. Dün kendisine karşı ‘sözde değil özde laik cumhurbaşkanı istiyoruz’ diyenlerin adayı olma ihtimaline itiraz etmemesi korkunç bir tenakuzdu! Muhalefetin ortak adayı olsaydı dostlarını kaybettiği gün olacaktı, adaylığı kabul edeceği izlenimi bıraktığı için büyük yara aldı. CHP’liler de diğer muhalif partililer de onu zaten sevmiyorlardı, koptuğu için AK Partililer de sevmeyecekti, hiç kimseye yaranamayacaktı. Ona yakın görünenler bile alacakları tepkiyi hesap ederek destekleyemeyeceklerdi.</p>
<p>Evet, Türkiye düşmanlarının ağzıyla siyaset yapan muhalefetin ortak adayı olma ihtimali Gül’ü yaraladı. Gül muhalefetin adayı olsaydı yanlış yapmış olurdu, sevenlerinin gözünde intihar etmiş siyasi bir figür olmaktan öteye anlam ifade etmezdi. Gül’den sevenlerinin beklediği tavır, ‘Emperyalizmin savaş açtığı Erdoğan’a karşı bir darbe de ben vurmam’ deyip kardeşi Erdoğan’a destek vermesidir. Dün kendisini dövenlerle bir olup kardeşine rakip olmaya rıza göstermesi değildi. Şükür ki muhalefet anlaşamadı da Gül’ün siyasi intiharı şimdilik önlendi. Olayın bir yönü böyle. Bir başka yönü daha var. O da toplumumuzun muhafazakârlığının ve dindarlığının tescil edilmiş olmasıdır. CHP ve HDP gibi dine mesafeli partilerin bile ortak aday olarak dindar birini aramış olmaları, halkımızın din karşıtı görünenlere itibar etmediğinin ve seçimleri Erdoğan’ın kazanacağının açık itirafıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/vekil-pazari-kurarak-demokrasiyi-kurtarmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İttifaklar Gölgesinde 2019 Seçimleri</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ittifaklar-golgesinde-2019-secimleri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ittifaklar-golgesinde-2019-secimleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Mar 2018 21:50:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[2019 Seçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[7. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Gül]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Seçim]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[İP]]></category>
		<category><![CDATA[İttifak]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Nisan 2018]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[PYD]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Resul Tosun]]></category>
		<category><![CDATA[Seçim]]></category>
		<category><![CDATA[YPG]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1842</guid>

					<description><![CDATA[Kabul etmek gerekir ki eğer Gül, Erdoğan karşısında 2014 şartlarında aday olsaydı seçimi zorlayabilirdi. MHP’nin tavrını açıkça Erdoğan’dan yana koyduğu tarihe kadar Gül’ün bir şansı vardı. Fakat ne zaman ki Devlet Bahçeli, ‘Cumhurbaşkanı adayımız Recep Tayyip Erdoğan’dır.’ dedi. O gün Erdoğan karşısındaki hiçbir adayın şansı kalmadı. Ne Gül’ün ne de başkasının. 2019’da yerel yönetimler, milletvekili ve cumhurbaşkanlığı olmak üzere üç seçim yapılacak. Bu üç seçim içinde şüphesiz en önemlisi cumhurbaşkanlığı seçimidir. Çünkü Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimiyle yeni bir evreye girmiş olacak. Parlamenter sistem bütünüyle sona erecek ve adına ‘cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’ denen ama dünyada başkanlık olarak bilinen sisteme geçilecek. Bu sistem bir taraftan siyasi istikrarı garanti ederken, diğer taraftan kuvvetler ayrılığı ilkesini pekiştirecek (sert kuvvetler ayrılığı), ülke kalkınmasına olumlu katkıda bulunacaktır. Sistem gereği icra erki yasama erkinin güvenoyuna muhtaç olmayacak, yasama erki de parlamenter sistemdeki icranın vesayetinden kurtulacaktır. Detaylar tartışılabilir, ancak başkanlık sisteminin ülkeye kazandıracağı en önemli kazanımlardan biri de kutuplaşmayı törpüleyecek olmasıdır. Malum parlamenter sistemde yüzde 30-40 bandındaki oy oranı ile de hükümetler kurulabiliyor. Oysa başkanlık sisteminde artık çıta yüzde 50+1’e yükselmiştir. Yani cumhurbaşkanlığında baraj yüzde 50+1 olmuştur. Durum böyle olunca başkan adayları ya da partiler ister istemez ittifaklar kurmak zorunda kalacaklardır. Bu da partileri ve partilileri birbirlerine karşı daha &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kabul etmek gerekir ki eğer Gül, Erdoğan karşısında 2014 şartlarında aday olsaydı seçimi zorlayabilirdi. MHP’nin tavrını açıkça Erdoğan’dan yana koyduğu tarihe kadar Gül’ün bir şansı vardı. Fakat ne zaman ki Devlet Bahçeli, ‘Cumhurbaşkanı adayımız Recep Tayyip Erdoğan’dır.’ dedi. O gün Erdoğan karşısındaki hiçbir adayın şansı kalmadı. Ne Gül’ün ne de başkasının.</strong></p>
<p>2019’da yerel yönetimler, milletvekili ve cumhurbaşkanlığı olmak üzere üç seçim yapılacak. Bu üç seçim içinde şüphesiz en önemlisi cumhurbaşkanlığı seçimidir. Çünkü Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimiyle yeni bir evreye girmiş olacak. Parlamenter sistem bütünüyle sona erecek ve adına ‘cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’ denen ama dünyada başkanlık olarak bilinen sisteme geçilecek. Bu sistem bir taraftan siyasi istikrarı garanti ederken, diğer taraftan kuvvetler ayrılığı ilkesini pekiştirecek (sert kuvvetler ayrılığı), ülke kalkınmasına olumlu katkıda bulunacaktır. Sistem gereği icra erki yasama erkinin güvenoyuna muhtaç olmayacak, yasama erki de parlamenter sistemdeki icranın vesayetinden kurtulacaktır. Detaylar tartışılabilir, ancak başkanlık sisteminin ülkeye kazandıracağı en önemli kazanımlardan biri de kutuplaşmayı törpüleyecek olmasıdır. Malum parlamenter sistemde yüzde 30-40 bandındaki oy oranı ile de hükümetler kurulabiliyor. Oysa başkanlık sisteminde artık çıta yüzde 50+1’e yükselmiştir. Yani cumhurbaşkanlığında baraj yüzde 50+1 olmuştur. Durum böyle olunca başkan adayları ya da partiler ister istemez ittifaklar kurmak zorunda kalacaklardır. Bu da partileri ve partilileri birbirlerine karşı daha dikkatli, daha itinalı ve daha hoşgörülü davranmaya sevk edecektir. Nitekim bugün AK Parti MHP ve BBP arasındaki ittifak bu üç partinin birbirlerine daha dostane yaklaşımlarını sağlıyor. Ayrıca AK Parti, SP’yi de ittifakta görmek istediği için çok ölçülü bir üslup kullanıyor. Yani yeni sistem partilerin birbirlerine karşı sert tutumlarını daha şimdiden yumuşatmıştır diyebiliriz. Aynı esnek tavrı muhalefetteki CHP’nin diğer partilere yaklaşımında da görüyoruz. Dolayısıyla başkanlık sistemi partiler arasında bir dayanışmayı da mecbur kıldığı için kutuplaşmayı törpüleyen bir sistem olarak öne çıkıyor diyebiliriz.</p>
<p><strong>Her Parti Önemlidir</strong></p>
<p>Bir diğer husus da yüzde 50+1 barajı, partileri büyüklüğüne küçüklüğüne bakılmaksızın önemli kılmaktadır. Bırakın yüzde bir oyu, başkanın seçimini bir oy bile etkileyeceği için küçük partiler de artık çok önemli. 1 Kasım 2015 seçimlerindeki tabloya bakıldığında yüzde birin altında oy alan partiler bile cumhurbaşkanlığı seçimlerinde önem arz ediyor. Mesela SP, yüzde 0.68 ile 325 bin 947 oy almış. BBP yüzde 0.54 ile 259 bin 579 oy almış. VP yüzde 0.25 ile 119 bin 196 oy almış. HAK-PAR yüzde 0.23 ile 109 bin 722 oy almış. DYP yüzde 0.03 ile 14 bin 87 oy alarak en küçük parti olmuş. Ama değil mi ki 14 bin oyu var başkanlık sisteminde DYP bile görüşülmesi, konuşulması ve ittifak edilmesi gereken bir parti konumundadır. Başka bir ifadeyle başkanlık seçimi en küçük partiyi bile önemli kılan bir özelliğe sahip görünüyor. Tabii ki ittifaklar cumhurbaşkanın söylediği gibi azami müşterekleri olan partiler arasında gerçekleşebilir ya da gerçekleşmesi daha mantıklıdır. Onun için cumhurbaşkanı cumhur ittifakına başka partileri de beklediğini açıkça söylüyor. SP’nin yüzde 0.68 oy oranıyla gündemde bu kadar fazla kalmasının bir diğer sebebi de budur.</p>
<p><strong>Cumhur İttifakı</strong></p>
<p>Seçimlere bir seneden fazla vakit olmasına rağmen AK Parti ile MHP arasında cumhur ittifakı adı verilen bir ittifak şimdiden kurulmuştur. Bu ittifaka BBP’nin de olumlu yaklaştığı bilinmektedir. Başta SP olmak üzere belki başka partiler de bu ittifaka destek verebilir. Kimi çevrelerin bu bağlamda SP’yi cumhur ittifakından uzaklaştırma gayretleri de gözden kaçmıyor değil. SP’nin kendisine uzatılan eli boş çevirmiş olması da konunun ayrı bir boyutu. Halbuki azami müşterekleri itibariyle AK Parti’ye en yakın parti Saadet Partisi’dir.</p>
<p>SP, Milli Görüş’ü sahiplenmektedir. Ancak Milli Görüş tabanının ezici çoğunluğu bugün AK Parti’yi desteklemektedir. 1995 seçimlerinde Milli Görüş’ün partisi RP, 6 milyon oy alarak (yüzde 21 oranıyla) birinci parti olmuştu. SP’nin son seçimde aldığı oy miktarı ise 325 bin 947 (%0.68) dir. En basit hesapla Milli Görüş tabanının 5 milyon 600 bini AK Parti’yi desteklemektedir! 7 Haziran ya da 1 Kasım seçimleri öncesiydi. CNN Türk, her partinin liderini misafir ediyordu. SP Lideri Mustafa Kamalak Bey’i misafir ettiğinde sorduğu can alıcı sorulardan biri, ‘Saadet neyi yapmak istedi AK Parti yapmadı?’ sorusuydu. Kamalak söyleyecek söz bulamadı, Suriye politikasını ele alarak bir şeyler söylemeye çalıştı. Azami müşterek itibariyle Ak Parti’ye en yakın parti SP derken bunu kastediyorum. SP tabanının beklentilerinin büyük çoğunluğunu AK Parti gerçekleştirdiği için Milli Görüş’ün ezici çoğunluğu bugün AK Parti saflarındadır. Dahası hâlen SP’de olup da oylarını AK Parti’ye veren sağduyulu Milli Görüşçüler de vardır! Cumhurbaşkanı, ‘azami müştereklerimiz bulunan partileri ittifaka davet ediyoruz’ derken bunların başında SP gelir. Ama SP yönetiminin menfi tavrı öylesine sert ki ‘fazla naz âşık usandırır.’ özdeyişini hatırlatıyor. Sonunda cumhurbaşkanına ‘gelmezlerse güle güle’ dedirttiler.</p>
<p><strong>SP’nin Gerekçeleri</strong></p>
<p>SP lideri Karamollaoğlu’nun cumhurbaşkanına verdiği 3 maddelik ittifak cevabı da anlaşılır gibi değil. Karamollaoğlu, AK Parti’yle ittifaka neden sıcak bakmadığını 3 sebebe bina ediyor. Birinci sebep olarak siyaset üslubunu öne sürüyor ve, ‘Biz siyaset üslubunun kamplaştırıcı, kutuplaştırıcı değil kucaklayıcı olması gerektiğine inanıyoruz. Bu olmazsa olmazımız.’ diyor. Bu, AK Parti’nin programında yazılı olan ve savunmakta olduğu ilkelerden biri. İşin garibi davet edip kucaklayan cumhurbaşkanı ‘Deli miyim?’ diyerek reddeden kendisi? Aslına bakılırsa SP’nin bu gerekçesi, kendileri haricindeki herkesin imanını bile sorgulayan bazı radikal SP’liler için geçerli olabilir ama SP’yi ittifaka davet ederek kucaklayan AK Parti için hiç de inandırıcı görünmüyor.Karamollaoğlu, ittifaka sıcak bakmayışının ikinci sebebini ‘İkincisi yönetim anlayışımız. Biz yönetim anlayışında kuvvetler ayrılığı ilkesinin belirlenmesini istiyoruz.’ diyor. AK Parti de başka bir şey istemiyor ki. Kuvvetler ayrılığının temel özelliklerinden biri olan başkanlık sistemini AK Parti savunmuyor mu? Başkanlık sisteminde kuvvetler ayrılığı şimdikinden daha sert değil mi? Varsa eksiklik -ki olabilir- katılır ittifaka ıslah etmeye çalışır. Ama bu gerekçeyle ittifaktan kaçarsa bu tavır inandırıcı olmaz diye düşünüyorum. Üçüncü sebep olarak da diyor ki ‘Yolsuzluk ve israf ile mücadele edilmeli.’ AK Parti’nin yolsuzluğun ve israfın önünü açalım dediğini hatırlamıyorum. Ama iktidar süresi içinde kimi icraatları sebebiyle bu gerekçeyi sunuyor olabilir SP. Yolsuzluk suçtur, SP’nin tespit ettiği yolsuzluğu yargıya taşıyarak gereğini yapması beklenir, ittifaka engel olarak zikretmesi inandırıcı olmaktan uzak görünüyor. İsrafa gelince, yoktur denemez ama ittifaka dâhil olarak israf konusunda da iktidara yol gösterilebilir. İlkeler bazında ‘CHP ve İP ile hemfikiriz’ diyen Karamollaoğlu’nun azami müşterekleri bulunan AK Parti’ye karşı tavrının kendi tabanını bile ikna etmeyeceği kanaatindeyim. Bununla birlikte siyasette dengeler her an değişebilir. Yarının nelere gebe olduğunu bilmiyoruz.</p>
<p><strong>Cumhurbaşkanı Adayları</strong></p>
<p>Şimdiye kadar sadece bir ittifak netleşmiş görünüyor. ‘Cumhur İttifakı’. Adayı da Recep Tayyip Erdoğan. Muhalefet cephesinden İyi Parti, Meral Akşener’i Vatan Partisi de Doğu Perinçek’i aday ilan ettiler. Her iki partinin de cumhurbaşkanı seçecek gücü olmadığı için dostlar alışverişte görsün kabilinden adaylık olarak görünüyor. Asıl beklenen aday ana muhalefet partisi CHP’nin adayıdır. Normalde genel başkanın aday olması gerekir ama genel başkanın aday olmayacağı anlaşılıyor. Hatta tıpkı 2014 seçimlerinde olduğu gibi CHP kökenli bir aday göstermekten çekindikleri anlaşılıyor. CHP perspektifinden bakınca ben bu tavrı doğru buluyorum. Çünkü CHP’nin tabanının tek başına cumhurbaşkanı seçmeye yetmediğini görüyorlar. Bu tercih bir başka gerçeği daha hatırlatmaktadır ki o da toplumun yüzde 70’lere varan kesiminin dindar, muhafazakâr ve milliyetçi vasıflara sahip olmasıdır. Bu vasıflardan uzak bir CHP’linin yüzde 50+1 oy alması mümkün değildir. Bence CHP bu gerçeği gördüğü için geçmişte İhsanoğlu’nu aday gösterdikleri gibi şimdi de kendi tabanlarına ilaveten yüzde yetmişten en az yüzde 20-25 oy alacak bir muhafazakâr aday belirleme eğilimindedirler ki bence siyaseten doğru bir taktiktir. Onun için İlhan Kesici ve Abdullah Gül isimleri sürekli gündemdedir. Hatta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için Abdullatif Şener’in ismi bile geçmektedir. Başkanlık sisteminin en önemli kazanımlardan biri de artık CHP gibi milletin değerleriyle buluşmaktan uzak partilerin icra erkinde etkili olamayacaklarıdır.</p>
<p><strong>Abdullah Gül Faktörü</strong></p>
<p>Abdullah Gül Bey, AK Parti’nin kurucusu, ilk başbakanı, bakanı ve cumhurbaşkanıdır. Kişiliği sebebiyle her kesimin beğenisini kazanmış değerli bir şahsiyettir. Ayrıca siyaseti iyi gözlemleyen ve adımlarını ona göre atan, hesap kitap bilen bir siyasetçidir. ‘Cumhurbaşkanı adayıyım.’ demedi ama ‘Kardeşim Erdoğan karşısında aday olmam.’ da demedi. Kapıyı hep açık tuttu. Yakın çevresi de ‘Neden olmasın?’ diyerek adaylık ihtimalini gündemde tuttular. Kabul etmek gerekir ki eğer Gül, Erdoğan karşısında 2014 şartlarında aday olsaydı seçimi zorlayabilirdi.<br />
MHP’nin tavrını açıkça Erdoğan’dan yana koyduğu tarihe kadar Gül’ün bir şansı vardı. Fakat ne zaman ki Devlet Bahçeli, ‘Cumhurbaşkanı adayımız Recep Tayyip Erdoğan’dır.’ dedi. O gün Erdoğan karşısındaki hiçbir adayın şansı kalmadı. Ne Gül’ün ne de başkasının. O güne kadar medyaya imalı açıklamalar yapan Gül dikkat edilirse o günden sonra cumhurbaşkanlığı konusuna hiç girmedi. Hele MHP’nin 18 Mart’ta yaptığı genel kuruldan sonra cumhur ittifakının oyları daha bir derlenip toparlandı.</p>
<p><strong>MHP Toparlandı İttifak Güçlendi</strong></p>
<p>MHP geçen süre içinde özellikle dindar ülkücüleri tasfiye eden bir kadro tarafından idare ediliyor, partiyi Türk-İslam ülküsünden uzaklaştırıyordu. İyi Parti tabanını küskün MHP’liler oluşturuyordu. İyi parti MHP’yi fiilen bölmüştü. Bunu gören Devlet Bey, 18 Mart Kurultayında dindarları küstürenleri tasfiye etti ve öyle bir kurultay konuşması yaptı ki küskün MHP’lilerin neredeyse tamamı yuvaya döndü. MHP kongresinden sonra Devlet Bey’e şiddetle muhalefet eden bazı önemli MHP’liler mealen ‘MHP aslına döndü biz de MHP’ye döndük.’ diyorlardı. Devlet Bey’in, konuşmasının giriş bölümünde, “Türk ve İslam’ın nefes aldığı her yere” selam göndermesi, “Türk-İslam ülküsünün inanmış yürekleri nerede?” diye sorması, kurultayın “Türk-İslam alemine hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz etmesi”, “duruşumuz Müslüman Türk milletinin ta kendisidir.” vurgusu, vefaya çağrı yaparken, “imani asaletten” bahsetmesi” ve “Vefası olmayanın milli ve manevi değerlere vedası kat’idir, kesindir.” demesi ülkücüleri can evinden yakalamış görünüyor. Partinin milli duruşuna ‘Yüce Allah’ı şahit’ göstermesi, darbecilerin, ‘Türk-İslam ülküsünü yargılamaya’ kalkıştıklarını hatırlatması, “yolumuz hak yolu, hakikat yolu, Allah yoludur.” dedikten sonra, ‘Göğsümüz imanla kabardı, gözlerimiz heyecanla yaşardı, ihanete inançlarımızdan aldığımız güçle dayandık.’ tespitinde bulunması ve Ahmed Arvasi’nin “İmansız zümreyi yokluk kemirir.” diye başlayan dizelerini okuması ülkücülerin ruhuna işlemiş anlaşılan. “Din tacirlerinden kurtulup, hainleri yok edip, taassup bekçilerini ayıklarsak, Türk-İslam ülküsü Türkiye’nin ve komşu coğrafyaların bayraktarlığı göreviyle İ’lay-ı Kelimetullah mührünü cihana vuracaktır.” deyip konuşmasını tekbirlerle noktalaması, küstürülen dindar MHP’lilerin yuvaya dönmelerine yetip de artmış bile. Gördüğüm kadarıyla, MHP, İP’e kaptırdığı ülküdaşlarının gönlüne bu hamle ile girip, yuvaya döndürmüş ve kongreden gerçekten güçlenerek çıkmıştır. MHP’nin güçlenmesi cumhur ittifakının güçlenmesi demektir!</p>
<p><strong>İttifak Sandığa Yansır mı?</strong></p>
<p>Asıl sorulması gereken soru ‘İttifak sandığa yansır mı?’ sorusudur. Çünkü ittifakları yasal çerçeveye oturtan kanunda cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili oy tasnifinde bir boşluk var. Milletvekili seçimlerinde her partinin ne kadar oy alacağı gayet net bir şekilde tespit edilebilecek. Çünkü ittifak kutusunun altında ittifak eden partilerin amblemi olacak ve her seçmen kendi partisine oy verecek.<br />
İttifak partilerinin oyları toplanacak ve toplam oylar barajı geçiyorsa her parti barajı aşmış sayılacak ve partiler aldığı oya göre milletvekili çıkaracak. Bence çok adil ve güzel bir düzenleme. Fakat cumhurbaşkanı seçimlerinde bu netlik olmayacak. Oy pusulasında cumhurbaşkanı adaylarının adı bulunacak, ittifak eden partilerin amblemleri bulunmayacak. Seçmen tercih edeceği adaya oy verecek ama hangi partinin ne kadar oy verdiği belli olmayacak.</p>
<p>Dolayısıyla milletvekili seçiminde kendi partisine oy verip cumhurbaşkanlığı seçiminde başkasına oy verme kapısı açık duruyor. Tıpkı 16 Nisan referandumunda olduğu hangi partinin ne kadar oy verdiği belli olmayacak. Evet referandumda MHP resmen destekledi ama ne kadarı kabul oyu verdi orası meçhul. AK Parti’den ne kadar kabul oyu geldi orası da meçhul. AK Parti ve MHP tabanlarının toplam oyunun yüzde 60’ın üzerinde olması gerekirdi. Durum böyle olunca ittifaklar, cumhurbaşkanlığı seçiminde partilerin oylarını garanti etmiş olmuyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminde ittifakların tabana ne kadar yansıdığı bilinemeyeceğinden ‘Tabanda ittifak yok’ söylemini yabana atmamak gerekir.</p>
<p>MHP’nin toparlanmasından sonra cumhur ittifakının oy oranı yüzde 60’ların üzerinde görünüyor. Buna istinaden Devlet Bahçeli, 18 Mart Kurultayında, “CHP, İP, HDP, PKK, FETÖ, PYD, YPG, DEAŞ, DHKP-C ve küresel cinayet şebekesinden müteşekkil ihtilaf ve ihanet bloku, cumhurun karşısında tel tel dağılacak, kaybetmekten başka seçeneği olmayacaktır.’ diyor ama 16 Nisan sonuçları göz önünde bulundurulursa ittifakın diğer partilerle güçlendirilmesi gündemden düşmeyecek diye düşünüyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ittifaklar-golgesinde-2019-secimleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
