<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Reform &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/reform/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Mon, 30 Nov 2020 10:43:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Reform &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Reformlara Yeni Start</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/reformlara-yeni-start/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/reformlara-yeni-start/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2020 10:43:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Reform]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16282</guid>

					<description><![CDATA[Cumhurbaşkanının yargı, demokrasi ve ekonomide reformdan bahsetmesi, adalet bakanının,&#160;“Yeter ki adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun”&#160;ifadesi, muhalif çevrelerde ‘sanki 18 yıldır iktidarla değillermiş’&#160;gibisinden bir eleştiriye sebep oldu. 18 yıldır hükümetin her üç alanda da reform niteliğinde adımlar attığını görmezden gelen muhaliflerin bu yaklaşımı siyasi muhalefetin kalitesini ve çapını açığa vurması bakımından bence önemli bir gösterge. Her ne kadar partiden ayrılanlar kerameti kendilerinde görüyor olsalar da hükümetin ilk on yılında&#160;ekonomideki başarılarını&#160;kabul etmeyen yoktu.&#160;Mali disipline&#160;övgüler diziyorlardı. Demokrasi ve hukuk&#160;alanında 2003’ten bu yana devrim niteliğinde adımlar atıldığı da süreci takip edenler için gizli kapaklı bir dönem değildir. Bölge mahkemelerinin kurulması, askeri yargının kapatılması, Anayasa mahkemesine&#160;bireysel müracaat&#160;ve&#160;anadilde savunma&#160;haklarının tanınması bu hükümetin gerçekleştirdiği reformlarından birkaçıdır.&#160;Kadınlara pozitif ayrımcılık da&#160;yine geçen 18 yıl içinde tanınmıştır.&#160;Başörtüsü yasağının kaldırılması,&#160;katsayı adaletsizliğine son verilmesi, siyasi partilerin kapatılmasının zorlaştırılması da yine AK Parti hükümetlerinin reformlarındandır. Cumhurbaşkanının yeniden reformdan söz etmesini yadırgayanlara hatırlatmakta fayda vardır ki bu&#160;reform hareketi yeni başlamamıştır. İktidar olduğu günden buyana devam eden bir süreçtir. Bugün yeniden reformdan söz ediliyorsa&#160;yaşanan olağanüstü sürecin kapanması&#160;ve yeni bir dönemin başlaması sebebiyledir. Olağanüstü süreç&#160;17-25 Aralık&#160;yargı darbesi teşebbüsüyle başlamıştır. AK Parti&#160;hükümetlerinin ülke ve millet çıkarını önceleyen icraatları, bölge üzerinde nüfuzunu kaybeden emperyalist güçleri rahatsız etmiştir. Devletin kılcal damarlarına sızmış olan ihanet şebekesi&#160;17-25 Aralık’ta&#160;hükümeti devirmeyi hedefleyen &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Cumhurbaşkanının yargı, demokrasi ve ekonomide reformdan bahsetmesi, adalet bakanının,&nbsp;<strong>“Yeter ki adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun”</strong>&nbsp;ifadesi, muhalif çevrelerde ‘<strong>sanki 18 yıldır iktidarla değillermiş’&nbsp;</strong>gibisinden bir eleştiriye sebep oldu.</p>



<p>18 yıldır hükümetin her üç alanda da reform niteliğinde adımlar attığını görmezden gelen muhaliflerin bu yaklaşımı siyasi muhalefetin kalitesini ve çapını açığa vurması bakımından bence önemli bir gösterge.</p>



<p>Her ne kadar partiden ayrılanlar kerameti kendilerinde görüyor olsalar da hükümetin ilk on yılında&nbsp;<strong>ekonomideki başarılarını</strong>&nbsp;kabul etmeyen yoktu.&nbsp;<strong>Mali disipline</strong>&nbsp;övgüler diziyorlardı.</p>



<p><strong>Demokrasi ve hukuk</strong>&nbsp;alanında 2003’ten bu yana devrim niteliğinde adımlar atıldığı da süreci takip edenler için gizli kapaklı bir dönem değildir.</p>



<p><strong>Bölge mahkemelerinin kurulması</strong>, askeri yargının kapatılması, Anayasa mahkemesine&nbsp;<strong>bireysel müracaat</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>anadilde savunma</strong>&nbsp;haklarının tanınması bu hükümetin gerçekleştirdiği reformlarından birkaçıdır.&nbsp;<strong>Kadınlara pozitif ayrımcılık da</strong>&nbsp;yine geçen 18 yıl içinde tanınmıştır.&nbsp;<strong>Başörtüsü yasağının kaldırılması,</strong>&nbsp;katsayı adaletsizliğine son verilmesi, siyasi partilerin kapatılmasının zorlaştırılması da yine AK Parti hükümetlerinin reformlarındandır.</p>



<p>Cumhurbaşkanının yeniden reformdan söz etmesini yadırgayanlara hatırlatmakta fayda vardır ki bu&nbsp;<strong>reform hareketi yeni başlamamıştır</strong>. İktidar olduğu günden buyana devam eden bir süreçtir.</p>



<p>Bugün yeniden reformdan söz ediliyorsa&nbsp;<strong>yaşanan olağanüstü sürecin kapanması</strong>&nbsp;ve yeni bir dönemin başlaması sebebiyledir.</p>



<p>Olağanüstü süreç&nbsp;<strong>17-25 Aralık</strong>&nbsp;yargı darbesi teşebbüsüyle başlamıştır.</p>



<p><strong>AK Parti</strong>&nbsp;hükümetlerinin ülke ve millet çıkarını önceleyen icraatları, bölge üzerinde nüfuzunu kaybeden emperyalist güçleri rahatsız etmiştir.</p>



<p>Devletin kılcal damarlarına sızmış olan ihanet şebekesi&nbsp;<strong>17-25 Aralık’ta</strong>&nbsp;hükümeti devirmeyi hedefleyen bir&nbsp;<strong>yargı darbesine teşebbüs</strong>&nbsp;etmiştir. Hükümet daha sonra FETÖ adını verdiği bu terör örgütüyle mücadele etmeye başlamıştır. Bu mücadele devam ederken ipi emperyalist güçlerin elinde bulunan&nbsp;<strong>PKK terör örgütü kimi yerleşim merkezlerinde hendekler</strong>&nbsp;kazarak özerklik ilan edip güneydoğuda&nbsp;<strong>silahlı bir kalkışma</strong>&nbsp;başlatmıştır.</p>



<p>Hükümet bunlara karşı yürüttüğü etkili mücadelede başarılı olunca bu kez emperyalizm 15 Temmuz ‘da&nbsp;<strong>doğrudan silahlı bir darbe girişimiyle</strong>&nbsp;karşımıza çıkmıştır. Devletimiz bu süreçte güneyimizdeki emperyalist kuşatmayı üç askeri hareket ile başarısızlığa uğratmıştır.</p>



<p>Bir taraftan içerdeki mücadele bir taraftan Suriye Libya Azerbaycan üçgeninde oynanan oyunları bozmak için yürütülen çabalar, Doğu Akdeniz Ege ve Kıbrıs konularında gelinen nokta büyük ölçüde olağanüstü süreci geride bıraktığımızı göstermektedir.</p>



<p>Bu süreçte hem ekonomi hem hukuk alanında kimi sıkıntıların yaşanmadığını söylemek gerçeği görememek demektir. Ekonomi de insan hakları da olumsuz etkilenmiştir.</p>



<p>Olağanüstü süreçte olağan dışı şartlar kimi tedbirleri beraberinde getirdiği için kimi mağduriyetlerin yaşandığı da bir gerçektir. Devlet içerden ve dışardan gelen tehditlere karşı olağanüstü bir süreç geçirmiştir.</p>



<p>Benim anladığım şu ki, geldiğimiz noktada terör örgütleri&nbsp;<strong>FETÖ ve PKK&nbsp;</strong>tamamen bitirilmemiş olsalar da artık&nbsp;<strong>etkisiz hale</strong>&nbsp;getirilmişlerdir. Devletimiz takip ettiği dış politika ile tam bağımsız bir ülke olduğunu cümle aleme kabul ettirmiştir. Batı (ABD dâhil) artık&nbsp;<strong>Türkiye’nin küresel bir aktör</strong>&nbsp;olduğunu itiraf etmiş ve Türkiye’ye karşı düşmanca tavrını gizlemez hale gelmiştir.</p>



<p>Yeni&nbsp;<strong>seçilen ABD başkanının</strong>&nbsp;cumhurbaşkanımız hakkındaki ifadeleri malum; iki ay sonra süreci dolacak olan Dışişleri Bakanı&nbsp;<strong>Pompeo</strong>’nun Fransa cumhurbaşkanına, “Türkiye’nin son zamanlarda attığı adımların son derece saldırgan olduğu konusunda mutabıkız” açıklaması, “Avrupa ve ABD, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, Doğu Akdeniz ve Azerbaycan’ı destekleme türünden politikalarının halkının çıkarına olmadığı konusunda ikna etmeli” ve “Türkiye’nin giderek artan askeri kabiliyetleri endişe kaynağı” sözleri Türkiye’nin artık batı boyunduruğundan kurtulduğunun açık işaretleridir.</p>



<p>Bütün bunlar ve sayamadığımız diğer olgular emperyalizmin üzenimizdeki oyunlarının bozulduğunu göstermektedir.</p>



<p>Artık Türkiye hem ekonomide hem hukukta yeni adımlar atarak normale dönebilecek zemini yakalamıştır.</p>



<p>Onun için 18 yıldır devam eden reformlara yeni start verilme zamanıdır.</p>



<p>Tabii ki reformların en önemli ayağı hukuk reformudur. Hukuk güvencesi ya da hukukun üstünlüğünün olmadığı bir ortamda ekonominin de özgürlüklerin de insan haklarının da gelişmesinden söz edilemez.</p>



<p>Bu bağlamda adalet bakanının&nbsp;<strong>“Yeter ki adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun”</strong>&nbsp;ifadesi elbette ki alkışlanacak bir yaklaşımdır. Ancak bakanın adalete yeni vurgu yaptığı algısı doğru değildir. Benzer çıkışları geçmiş yıllarda da tekrarlamış tekrarlamakla kalmamış yargı paketlerinin hayata geçmesinde büyük çabalar sergilemiştir. Birinci yargı paketi olağanüstü süreçte gerçekleşmiştir.</p>



<p>Evet bugün Türkiye artık ayak bağlarından önemli ölçüde kurtulduğu için yeni bir dönem başlatmıştır.</p>



<p>Hükümet bugüne kadar sorunların kaynaklarını kurutmuş bugün de soruna çözüm üretecek adımları atmaya karar vermiştir.</p>



<p><strong>Başkan Erdoğan</strong>, “Ekonomide ve demokraside ülkemizi yeni bir yükseliş dönemine sokmakta kararlıyız. Yeni yargı paketleriyle ilgili hazırlıklar sürüyor. Bunları da en kısa sürede Meclis gündemine getireceğiz” diyerek kararlılığını evvelki gün tekrar ilan etmiştir.</p>



<p><strong>Muhalefet partileri</strong>&nbsp;seçmene umut olmak bir yana yaşadıkları&nbsp;<strong>siyasi krizi</strong>&nbsp;bile yönetmezken Başkan Erdoğan hem partisinin disiplinini sağlamış hem de ülke sorunlarının üstesinden gelecek adımları atarak siyasi tecrübesini bir kez daha konuşturmuştur.</p>



<p>Tekrar hatırlatıyorum 2023 seçimleri partiler arasında değil adaylar arasında yapılacaktır. Partilerin oy oranından ziyade çıkarılacak adayın kalibresi önemlidir. 4 değil 40 kuzu da bir araya gelse bir koç etmeyeceğinin farkına varılması gerekir!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/reformlara-yeni-start/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eğitimde Reform Denince Aklıma Gelenler..</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/egitimde-reform-denince-aklima-gelenler/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/egitimde-reform-denince-aklima-gelenler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet HATUNOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Oct 2020 07:26:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Reform]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16004</guid>

					<description><![CDATA[Önce Eğitimin bir lideri olmalı, ama bizim bildiğimiz anlamdaki liderlerden bahsetmiyorum.Bizde lider dendi mi hatırı olacak, hitabeti düzgün olacak, birde dini söylemleri çokca kullanırsa işte size lider.Hayır liderlik bu değil.Burada yeri gelmişken liderler dini, kültürel ve yerel söylemleri kullanmalıdır.Liderlerin dine ve kültüre uzak durması hiç iyi değildir. Liderlik eğitimi almış ve yıllardır şirketler ve projeler yönetmiş biri olarak Türkiye&#8217;deki Eğitim Öğretimin lideri eğitimci olması, akademisyen olması, eğitimin her alanında çalışmış olması gerekmiyor.Sadece liderliğin kurallarını bilmesi ve tam olarak kuralları uygulaması yeterli olur.Son 25 yıldır eğitim öğretimin içinde iş yapan biri olarak Eğitim Öğretime Liderliğin kurallarını uygulayan ve uzun süre görev yapan bir lider gelmedi. Gelmişsede liderlik yapamadı.Mutlaka gelen kişiler liderliğin kurallarını da biliyorlardı ama muhtemelen izin verilmedi veya başka başka nedenler ortaya çıktı.Bilmekle, başarılı şekilde uygulamak farkıda var elbette. Türkiye &#8216;de eğitime liderlik yapmak Avrupa veya Abd eğitimine liderlik yapmakla aynı değil.Liderlik kuralları tüm dünyada hemen hemen aynı olsa da Türk Eğitim sistemi Merkezi yapıdan dolayı tüm dünyadan ayrılıyor.O yüzden Türk Eğitimine Liderlik yapacak kişi önce kadroyu Türkiye&#8217;ye göre kurmak zorunda..Geçmişten kalan &#8220;Kutsal Kişilerle&#8221; asla bu sistem kurulamaz .&#8220;Kutsal Kişi&#8221; kavramı liderlikle ilgili bir kavram ve kuramdır. Türk Eğitim Sisteminde Ekonomide olduğu gibi Makro Eğitimciler ve Mikro Eğitimciler sistemi kurulmalı.Makro &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Önce Eğitimin bir lideri olmalı, ama bizim bildiğimiz anlamdaki liderlerden bahsetmiyorum.<br>Bizde lider dendi mi hatırı olacak, hitabeti düzgün olacak, birde dini söylemleri çokca kullanırsa işte size lider.<br>Hayır liderlik bu değil.<br>Burada yeri gelmişken liderler dini, kültürel ve yerel söylemleri kullanmalıdır.<br>Liderlerin dine ve kültüre uzak durması hiç iyi değildir.</p>



<p>Liderlik eğitimi almış ve yıllardır şirketler ve projeler yönetmiş biri olarak Türkiye&#8217;deki Eğitim Öğretimin lideri eğitimci olması, akademisyen olması, eğitimin her alanında çalışmış olması gerekmiyor.<br>Sadece liderliğin kurallarını bilmesi ve tam olarak kuralları uygulaması yeterli olur.<br>Son 25 yıldır eğitim öğretimin içinde iş yapan biri olarak Eğitim Öğretime Liderliğin kurallarını uygulayan ve uzun süre görev yapan bir lider gelmedi.</p>



<p>Gelmişsede liderlik yapamadı.<br>Mutlaka gelen kişiler liderliğin kurallarını da biliyorlardı ama muhtemelen izin verilmedi veya başka başka nedenler ortaya çıktı.<br>Bilmekle, başarılı şekilde uygulamak farkıda var elbette.</p>



<p>Türkiye &#8216;de eğitime liderlik yapmak Avrupa veya Abd eğitimine liderlik yapmakla aynı değil.<br>Liderlik kuralları tüm dünyada hemen hemen aynı olsa da Türk Eğitim sistemi Merkezi yapıdan dolayı tüm dünyadan ayrılıyor.<br>O yüzden Türk Eğitimine Liderlik yapacak kişi önce kadroyu Türkiye&#8217;ye göre kurmak zorunda..<br>Geçmişten kalan &#8220;Kutsal Kişilerle&#8221; asla bu sistem kurulamaz .<br>&#8220;Kutsal Kişi&#8221; kavramı liderlikle ilgili bir kavram ve kuramdır.</p>



<p>Türk Eğitim Sisteminde Ekonomide olduğu gibi Makro Eğitimciler ve Mikro Eğitimciler sistemi kurulmalı.<br>Makro ve Mikro kavramı ekonomi ile ilgili bir kavram.<br>Avrupa, ABD eğitim sistemine bu kavramı koyamazsınız belki ama Türk Eğitim Sisteminin özel durumundan dolayı böyle bir sistem kurulması gerekir.<br>Makro Eğitimciler; Veri Bilimini iyi bilmeli ve Dünya eğitim sistemini anlık takipedebilme becerisine sahip olmalılar.<br>Veri Biliminde; Yazılım, database, veri analizi, istatistik okuma gibi bilgiler öğrenilip beceri dönüştürülmeli.<br>Eğer bakanlıkta bir Daire Başkanı veya Genel Müdürseniz hangi alt kadrolarsan nasıl bilgi isteyeceğinizi bilmeniz gerekir.<br>Belki database veya yazılım yapmayacaksanız ama bunları iyi şekilde bilirseniz neyi isteyeceğinizide bilirsiniz.<br>Bazen Milli Eğitim Bakanlarımızın konuşmalarında yanlış rakamlar söylediğini defalarca şahit oldum.<br>Sebebinide biliyorum<br>Veri Bilimi bilmeyen ve kullanmayan kişiler canlı verileri veremiyorlar.<br>Bakanın verdiği rakam bazen bir ay öncenin rakamları olabiliyor.<br>Veriye ne kadar hakimsek o kadar iyi sonuçlar alırız.<br>Makro Eğitimciler tüm dünyanın emarını (MR) anlık çekerken mikro eğitimciler yukardan gelen bilgilerle her öğrencimize ışık olur.<br>Bizim ülkemizde reform yukardan aşağı olur.<br>O yüzden Makro Eğitimciler dünyadaki tüm eğitim sisteminin bilgilerini kullanarak kendi kültür ve değerlerimizle harmanlayıp mikro düzeyde işleyerek konu başlıklarına dönüştürlerse dünyaya bir eğitim sistemi kazandırmış oluruz.</p>



<p>Cumhurbaşkanımız Liderliğin gerektirdiği tüm kuralları şimdiye kadar eksiksiz yerine getirdi.<br>Ak Parti hükümetlerinin en önemli başarısıda iyi bir liderliktir.<br>Ülkemizde yıktığı en önemli iş &#8220;Kutsal Kişiler&#8221; kurumuydu.<br>Geçmişte &#8220;Kutsal Kişiler&#8221; kuramını uygulayan çok az lider var ülkemizde.<br>Geçmişte kim uygulamışsa başarılı olmuştur.</p>



<p>Milli Eğitim Bakanlığımızda bu kuram zaman zaman uygulandı ama uygulayan kişiler çok kalamadı ve gitti.<br>Kuramda zaten öyledir.<br>Başarız olursanız siz gidersiniz.<br>Aynı Cumhurbaşkanımızın dedeği gibi.<br>&#8220;Acırsanız, acınacak duruma düşersiniz&#8221;</p>



<p>Reformlar ancak ve ancak iyi bir liderle gerçekleştirilebilir..</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/egitimde-reform-denince-aklima-gelenler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güvenlik Algısı Reformun Önüne Geçti</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/guvenlik-algisi-reformun-onune-gecti/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/guvenlik-algisi-reformun-onune-gecti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Nov 2018 11:58:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Reform]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4404</guid>

					<description><![CDATA[Cihat Battaloğlu / http://orsam.org.tr Arap Bahar’ının trajik olayları, sadece rejimler için değil, aynı zamanda uluslararası düzeyde de yankı buldu. Uluslararası düzeyde demokrasi savunucu olduğunu iddia eden ülkeler güvenlikçi politikaları öncelediler. Artan terör ve bölgesel istikrarsızlık karşısında ise kendileri için daha güvenilir ve istikrarlı ortak olarak gördüğü otoriter rejimleri desteklemeye başladılar.  “Arap Baharı”nın 8. Yılında Değişen Demokrasi Algısı ve Toplumsal Talepler Cihat Battaloğlu 1990&#8217;ların sonlarında yükselen demokratikleşme dalgası, otoriterliğin son kalelerinden biri olan Ortadoğu’da yeni bir süreci başlattı. Yükselen bu yeni dalga, Bush yönetiminin sözde “özgürlük gündemini” getirdiği 11 Eylül&#8217;den sonra önemli bir ivme kazandı. Ancak bölgedeki demokratikleşme umutları, sınırlı liberalleşme gündemleri ve kozmetik reformların gölgesinde başarısızlıkla sonuçlandı. 2000’lerde artan ekonomik ve akabinde gelişen siyasi krizler, 2010 sonlarında bölgede çoğumuzun ““Arap Baharı”” olarak adlandırdığı olaylar zincirini tetikledi ve bölgedeki demokratikleşme umutlarını bir kez daha yeşertti. Ne yazık ki, kısa sürede bu umutlar birçok ülkede güçlü otoriter rejimler tarafından yok edildi. “Arap Baharı”, devlet elitleri için otoriter uygulamaları haklı çıkarmak ve sivil toplumun manevra alanını sınırlamak içi yeni bahaneler oluşturdu. Değişime en açık Ortadoğu devletlerinde dahi reform fikri konusunda insanlar daha ihtiyatlı davranmaya başladı. Suriye, Yemen ve Libya gibi ülkelerde ise baskının ve şiddetin egemen olduğu başarısız devletler sorunsalına dönüştü. Arap Bahar’ının &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li><a href="http://orsam.org.tr/tr/cihat-battaloglu/">Cihat Battaloğlu</a> / http://orsam.org.tr</li>
</ul>
<p>Arap Bahar’ının trajik olayları, sadece rejimler için değil, aynı zamanda uluslararası düzeyde de yankı buldu. Uluslararası düzeyde demokrasi savunucu olduğunu iddia eden ülkeler güvenlikçi politikaları öncelediler. Artan terör ve bölgesel istikrarsızlık karşısında ise kendileri için daha güvenilir ve istikrarlı ortak olarak gördüğü otoriter rejimleri desteklemeye başladılar.<strong> </strong></p>
<p><strong>“Arap Baharı”nın 8. Yılında Değişen Demokrasi Algısı ve Toplumsal Talepler</strong></p>
<ul>
<li><a href="http://orsam.org.tr/tr/cihat-battaloglu/">Cihat Battaloğlu</a></li>
</ul>
<p>1990&#8217;ların sonlarında yükselen demokratikleşme dalgası, otoriterliğin son kalelerinden biri olan Ortadoğu’da yeni bir süreci başlattı. Yükselen bu yeni dalga, Bush yönetiminin sözde “özgürlük gündemini” getirdiği 11 Eylül&#8217;den sonra önemli bir ivme kazandı. Ancak bölgedeki demokratikleşme umutları, sınırlı liberalleşme gündemleri ve kozmetik reformların gölgesinde başarısızlıkla sonuçlandı. 2000’lerde artan ekonomik ve akabinde gelişen siyasi krizler, 2010 sonlarında bölgede çoğumuzun ““Arap Baharı”” olarak adlandırdığı olaylar zincirini tetikledi ve bölgedeki demokratikleşme umutlarını bir kez daha yeşertti. Ne yazık ki, kısa sürede bu umutlar birçok ülkede güçlü otoriter rejimler tarafından yok edildi. “Arap Baharı”, devlet elitleri için otoriter uygulamaları haklı çıkarmak ve sivil toplumun manevra alanını sınırlamak içi yeni bahaneler oluşturdu. Değişime en açık Ortadoğu devletlerinde dahi reform fikri konusunda insanlar daha ihtiyatlı davranmaya başladı. Suriye, Yemen ve Libya gibi ülkelerde ise baskının ve şiddetin egemen olduğu başarısız devletler sorunsalına dönüştü.</p>
<p>Arap Bahar’ının trajik olayları, sadece rejimler için değil, aynı zamanda uluslararası düzeyde de yankı buldu. Uluslararası düzeyde demokrasi savunucu olduğunu iddia eden ülkeler güvenlikçi politikaları öncelediler. Artan terör ve bölgesel istikrarsızlık karşısında ise kendileri için daha güvenilir ve istikrarlı ortak olarak gördüğü otoriter rejimleri desteklemeye başladılar.</p>
<p>“Arap Baharı” her ne kadar demokratikleşme yönünde toplumsal talebin artması ve güçlü bir sivil toplumun oluşması için yeni fırsatlar doğursa da nihai olarak otoriterliğin ve baskının artması toplumsal talepler ve kamu tercihlerinin değişmesine neden oldu. Toplumsal düzeyde, geçtiğimiz 8 yılda demokrasiye karşı talepler gün geçtikçe azaldı. İnsanlar her şeyden önce güvenlik ve istikrar söylemleri etrafında birleşmeye başladılar. Hatta “Arap Baharı”nın en çok etkilediği ve başarısız devlet sorunsalının hâkim olduğu bazı ülkelerde ‘en kötü otoriter yönetim dahi, iç savaş ve istikrarsızlıktan daha iyidir’ söylemi geniş kitleler tarafından kabul görmeye başladı.<br />
<strong>Ortadoğu’da Demokratikleşme ve Toplumsal Talepler</strong><br />
Tarihsel olarak birçok kez deneyimlendiği üzere, demokratikleşme süreçlerinde güçlü sivil toplum ve bu gurupların talepleri önemli itici güç olmuş, özellikle, batı demokrasilerinde toplumdan gelen katılımcı talepler, siyasi otoritelerin daha reformcu olmalarını zorunlu kılmıştır.</p>
<p>Ancak Ortadoğu&#8217;da başarısızlıkla sonuçlanan demokratikleşme girişimleri incelendiğinde, toplum taleplerinden ziyade, iktidar sahiplerinin güçlerini pekiştirmek için yaptığı ve çoğu zaman tepeden inme olarak adlandırılabilecek reform çabalarından bahsedilebilir. Özellikle 1990’larda yaşanan üçüncü dalga demokratikleşme sürecinde, bölgedeki rejimleri sınırlı reformlar ile otoriter devlet yapılarını korumayı başarmışlardır. Ortadoğu monarşilerinde ise, yönetimler aile, klan ya da kabile bağları ile otoriter yapılarını korumuş ve toplumsal talepleri minimize etmişlerdir.</p>
<p>Bölgedeki toplumsal hareketlerin tarihi incelendiğinde 1960&#8217;larda ve 1970&#8217;lerde kitlesel hareketler, değişim talebinden ziyade politik milliyetçilik tarafından motive edildi. Böylelikle, rejimler, çoğu durumda, milliyetçi söylemler ile beslenen rejim destekçisi gurupları kullanarak muhalif hareketleri başarılı bir şekilde ortadan kaldırdı. 1980&#8217;lere gelindiğinde ise ekonomik liberalleşme ve hızlı şehirleşme bölgedeki önemli sosyoekonomik ve sosyokültürel değişimleri açığa çıkardı. Bu durum, sadece politik liberalleşme adı altında uygulanan yeni seçimlere ve yasama reformlarına değil, aynı zamanda bölgedeki toplumsal yapıların yeniden düzenlenmesine de neden oldu. Bu yıllarda milliyetçi tandanslı rejim yanlısı guruplara alternatif olabilecek İslami hareketler toplumsal karşılık bulmaya başladılar. İslami STK&#8217;ler aracılığı ile sürdürülen sağlık hizmetleri, eğitim ve maddi yardım gibi konularda gösterilen başarılar ile alternatif bir sivil toplum modeli olarak yükseldiler. Ancak birçok Ortadoğu ülkesinde, rejimler politik-İslam ekseninde gelişen sivil toplumu tasfiye etmekte başarılı oldular.</p>
<p>1990’lı yılların ortalarından başlayan Barselona Süreci&#8217;nden sonra, Ortadoğu&#8217;da sivil toplumun güçlenmesi ve toplumsal taleplerin gelişmesi için yeni umutlar yeşerdi. Sivil toplum örgütleri özellikle 2000&#8217;lerden sonra kurumsallaşmaya başladı ve somut olarak genişledi. Bu bağlamda, küresel insan hakları ve demokrasi yanlısı hareketlerin yükselişi, Arap insan hakları ve demokrasi örgütlerinin oluşumunu da teşvik etti. Ortadoğu sivil toplumu ilk kez aktif bir rol oynamaya başladı ve muhalefet grupları için alternatif bir yol sağladı.  Ancak, kısa zamanda sivil toplum örgütlerinin baskılanmış olması nedeniyle bağımsız sivil faaliyet sıkı devlet kontrolü altına alındı. Ve ekonomik liberalleşme programları altında, sivil toplum ve toplumsal hareketler sınırlı bir alanda faaliyetlerine devam ettiler.</p>
<p>2000’lerde ortaya çıkan ve küresel krizler ile artan ekonomik sıkıntılar ve akabinde gelişen yüksek işsizlik, yaygın yolsuzluk ve sosyal eşitsizlikler gibi konular, Ortadoğu ülkelerinin çoğunda değişim talebini artırdı. Her ne kadar güçlü olmasa da sivil toplum açısından, 21. yüzyıl ile açığa çıkan ekonomik ve siyasi krizler yeni faaliyet alanları açtı. 2010’da mevcut sivil toplum ve siyasi muhalefet, siyasal ve toplumsal taleplerin artmasında tetikleyici güç haline geldi. Birkaç ay içinde ise, yeni muhalif-toplumsal hareketler, özellikle sosyal medyayı kullanarak, kamusal ve siyasal alanda daha etkin olmaya başladı. Bu yıla kadar çok da etkin olamamış sivil toplum, daha fazla reform, refah ve toplumsal adalet üzerine şekillenen tartışmaların bir parçası haline geldi. Daha önce sessiz kalan birçok insan sosyal ve ekonomik adaletsizliklerden söz etmeye ve değişim çağrısı yapmaya başladı. 2010 sonlarına gelindiğinde ise “Arap Baharı” olarak anılacak olaylar başladı.</p>
<p>“Arap Baharı” 17 Aralık 2010&#8217;da Tunus&#8217;ta başladığı zaman, Ortadoğu&#8217;da demokratikleşme umutları yeniden ortaya çıktı. Demokratikleşme ve yeni özgürlükler üzerine iyimserlik, ülkeden ülkeye hızla yayıldı ve Ortadoğu&#8217;nun büyük bölümünü etkiledi. Tunus, Mısır ve Libya&#8217;daki rejimler düştükçe ve diğer rejimlerin sırayla düşeceğine ve yeni bir demokratikleşme dalgasının yaşanacağına olan inanç artarak devam etti.</p>
<p>Ancak bu iyimserlik kısa sürdü. Otokratik rejimler hem statükolarını devam ettirdiler hem de daha baskıcı bir otoriterlik versiyonunu yeniden tesis etmede kayda değer bir başarı gösterdiler. Suriye, Yemen ve Libya başta olmak üzere, kimi ülkelerde ise toplumsal ayaklanmalar devlet-toplum ilişkilerinin en şiddetli döneminin ve iç savaşa dönüşen sürecin başlamasına neden oldu. Beklenen demokrasi festivali sadece bir hayale değil, devlet şiddetine ve otoriter tepkilere de dönüştü. İnsanlar hayal kırıklığına uğradı ve toplumlar daha da kutuplaşmaya başladı.<br />
<strong>“Arap Baharı” Sonrası Toplumun Demokrasi Algısı ve Güvenlikçi Anlayışın Öncelenmesi</strong><br />
“Arap Baharı” öncesi her ne kadar sivil toplum güçlü olmasa da bölge genelinde demokrasi kavramı üzerine iyimserlik yaygındı.  Ancak, “Arap Baharı” sonrasında artan otoriterleşme, devlet şiddeti ve güvenlik problemleri, devletler düzeyinde güvenlikçi politikaların artmasına neden oldu. Toplumsal düzlemde ise reform ve demokrasi kavramlarına daha kuşkucu yaklaşılmasına, ayrıca güvenlik ve istikrarın her şeyin üzerinde tutulmasına neden oldu. Bu bağlamda iddia edilebilir ki Ortadoğu&#8217;da demokrasiye karşı olumlu tutum “Arap Baharı” sonrasında azalmıştır hatta kimi guruplar tarafından demokrasi kavramının kendisi güvenlik probleminin nedeni olarak görülmeye başlanmıştır. Bu bağlamda, Arap Barometresi Anketi sonuçları gösteriyor ki “Arap Baharı” sonrası Ortadoğu&#8217;da daha fazla sayıda insan demokrasi kavramına kuşkulu bakıyor. ‘’Demokrasiyi ülkeniz için uygun sistem olarak görüyor musunuz?’’ sorusuna olumlu cevaplar, 2011&#8217;den bu yana %3,9 azalırken, 2017&#8217;de katılımcıların sadece %10,5 olumlu cevap vermiştir. Aynı şekilde, “Demokrasi, sorunlarına rağmen en iyi sistemdir.” ifadesine büyük çoğunluk katılmamıştır.</p>
<p>Demokrasi kavramına yönelik artan şüpheciliğin yanı sıra, Arab Opinion Survey, “Arap Baharı”&#8217;na yönelik Arap kamuoyunun algısının zaman içinde kötüleştiğini gösteriyor. “Arap Baharı” ve sonuçlarına yönelik olumsuz tutumun geçtiğimiz 8 yılda arttığı gözlemlenmektedir. “Arap Baharı”nın en şiddetli günlerinin yaşandığı 2011 yılında, anket sonuçları katılımcıların %60’ın “Arap Baharı”nın sonuçları hakkında olumlu beklentilere sahip olduğunu gösterirken, bu yıl yayınlanan Arap Opinion Survey’de bu oranın %45’lere gerilediği ve katılımcıların %34’ünün ise “Arap Baharı”nı ve sonuçlarını olumsuz bir şekilde değerlendirdiğini göstermektedir. Ankete dâhil olan ek yazılı cevaplarda ise, “Arap Bahar’ının olumsuz bir süreç olarak değerlendiren katılımcılar, büyük ölçekli insan kayıplarını, anlaşmazlık ve kaosun yayılmasını ve artan güvenlik konularını olumsuz bakışlarının nedenleri arasında sıralandırdılar.</p>
<p>“Arap Baharı”nın 8. yılını yaşadığımız bu günlerde yayınlanan anket sonuçlarına göre, Arap halkları arasında demokrasi ve “Arap Baharı” kavramları üzerine artan olumsuz havanın yanında, politik ilgisizliğin de bölgede arttığı söylenebilir. Bu konuda siyasal kurumlara karşı artan güvensizliğin, siyasal katılımı da etkilediği söylenebilir. Bu bağlamda, siyasal katılımın önemli göstergelerinden biri olan seçimlere katılım üzerine yapılan araştırmalar incelendiğinde, 2018 yılında yayınlanan Arap Opinion Survey sonuçlarına göre, 2011 yılından bu yana yaklaşan seçimlere iştirak etmeyi düşünen katılımcı oranının geçtiğimiz süreçte %10 azaldığı görülmektedir. Son anket sonuçlarında katılımcıların %46’sının yaklaşan seçimlere katılmayacağı yönünde beyanda bulunduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca, 18,830 Arap katılımcı ile yapılan 2018 Arap Opinion Survey’de, 2011’den bu yana daha fazla katılımcının bölgedeki siyasi patilere yönelik güveninin azaldığını belirtilmiştir. 2018’de yayınlanan sonuçlarda bölgedeki siyasi partilere güvensizliğin %66’lara ulaştığı gösterilmiştir.</p>
<p>8 yıl önce “Arap Baharı”nın ilk kıvılcımının yakıldığı günlerde, Ortadoğu&#8217;daki insanlar özgürlük, adalet, onur ve siyasette onlara bir ses veren yeni bir toplumsal sözleşme üzerinde tartışıyorlardı. Ancak, toplumlar her ne pahasına olursa olsun iktidara gelmeye kararlı otokratik rejimler ya da büyük çapta ağır suçlar işleyen terörist gruplar tarafından tehdit edildi. Şiddet, terör, kargaşa ve başarısız devletlerin ortaya çıkmasıyla demokrasi ve demokratikleşmeye olan inanç neredeyse yok oldu. Yukarıdaki analizlerin de gösterdiği gibi, demokrasiye, “Arap Baharı”na ve politik hareketlere karşı bakış açısı kötüleşti. İnsanlar her şeyden önce güvenlik ve istikrar anlayışını kabullendi ve reform gündemi bu anlayışın gölgesinde kaldı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/guvenlik-algisi-reformun-onune-gecti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
