<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ramazan &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/ramazan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Mar 2026 12:43:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Ramazan &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ramazan-ı Şerif Oluşturduğu Kültür İklimiyle de Rahmet ve Berekettir</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ramazan-i-serif-olusturdugu-kultur-iklimiyle-de-rahmet-ve-berekettir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ramazan-i-serif-olusturdugu-kultur-iklimiyle-de-rahmet-ve-berekettir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammet Altaytaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 12:43:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=20136</guid>

					<description><![CDATA[Ramazan elbette öncelikle Kur’an, ibadet ve oruç ayıdır. Ama dini faziletinin yanında bu ayda oluşan kültürel atmosfer vesilesiyle Ramazan ve Bayram, oruç tutmayan hatta itikadında zaaf olan insanları da kuşatan, onların da kalplerini yumuşatan ve cezbeden bir rahmet ve bereket iklimidir. Bu sebeple özelde Ramazan’ın fakat genelde dinin kültürel boyutlarına hak ettiği özen ve dikkati gösterdiğimizi söylemek zordur. Dini, en genel manasıyla “varlığı ve hayatı anlamlandırmaya dair inanç ve kabuller manzumesi, hayat felsefesi ve tarzı” olarak tarif edersek, bu tarzın en bariz tezahürünün kültür olduğunu söyleyebiliriz. Hemen bütün dinî ve ideolojik sistemler için geçerli olan bu durum sahih, sağlam ve insanın en derunî boyutlarına sirayet edebilen yegâne hakikat olan İslâm dini için ziyadesiyle böyledir. İslâm’ın insanı, hayatı, toplumu ve kültürü derinden dönüştürme ve ıslah kapasitesinin yüksekliğinin bir sebebi de budur.Tarihî tecrübeyle sabittir ki İslâm; dil, edebiyat, sanat, estetik, mimari, örf ve âdet gibi gerek maddî gerekse manevî kültür unsurlarıyla insanın, hayatın ve toplumun kılcal damarlarına kadar sirayet etmiş, bireysel ve toplumsal hayatın tümünü kuşatmıştır. Din ile kültür arasındaki ilişki, sadece dinden kültüre doğru tek yönlü ve tek boyutlu değil; aynı zamanda kültürden dine doğru da yönelen, çok katmanlı ve çift yönlü bir ilişkidir. Zira kaynağını daha ziyade dinden alan ve &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan elbette öncelikle Kur’an, ibadet ve oruç ayıdır. Ama dini faziletinin yanında bu ayda oluşan kültürel atmosfer vesilesiyle Ramazan ve Bayram, oruç tutmayan hatta itikadında zaaf olan insanları da kuşatan, onların da kalplerini yumuşatan ve cezbeden bir rahmet ve bereket iklimidir. Bu sebeple özelde Ramazan’ın fakat genelde dinin kültürel boyutlarına hak ettiği özen ve dikkati gösterdiğimizi söylemek zordur.</p>
<p>Dini, en genel manasıyla “varlığı ve hayatı anlamlandırmaya dair inanç ve kabuller manzumesi, hayat felsefesi ve tarzı” olarak tarif edersek, bu tarzın en bariz tezahürünün kültür olduğunu söyleyebiliriz. Hemen bütün dinî ve ideolojik sistemler için geçerli olan bu durum sahih, sağlam ve insanın en derunî boyutlarına sirayet edebilen yegâne hakikat olan İslâm dini için ziyadesiyle böyledir. İslâm’ın insanı, hayatı, toplumu ve kültürü derinden dönüştürme ve ıslah kapasitesinin yüksekliğinin bir sebebi de budur.Tarihî tecrübeyle sabittir ki İslâm; dil, edebiyat, sanat, estetik, mimari, örf ve âdet gibi gerek maddî gerekse manevî kültür unsurlarıyla insanın, hayatın ve toplumun kılcal damarlarına kadar sirayet etmiş, bireysel ve toplumsal hayatın tümünü kuşatmıştır. Din ile kültür arasındaki ilişki, sadece dinden kültüre doğru tek yönlü ve tek boyutlu değil; aynı zamanda kültürden dine doğru da yönelen, çok katmanlı ve çift yönlü bir ilişkidir. Zira kaynağını daha ziyade dinden alan ve Müslümanın tarihî tecrübesinin hasılası olan kültür ortamı, aynı zamanda yeni nesillerin İslâm’ın inanç ve değerleriyle yoğrulmasına da zemin teşkil eder. Rahmetli Teoman Duralı’nın da işaret ettiği üzere, insanın bedeni yapısı üzerinde gen ne ise onun şahsiyetinin şekillenmesinde de kültür odur. Küresel kültürün nesillerimiz üzerindeki menfi tesirlerini apaçık müşahede ettiğimiz modern çağda kültür ortamının, teorik eğitimden çok daha mühim bir yere sahip olduğu ziyadesiyle anlaşılmıştır. Hele milletimiz açısından bakıldığında dilden edebiyata, mimariden musikiye, örf ve adetlere kadar bütün unsurlarıyla milli kültürümüzün asıl kaynağı İslâm olduğu malumdur; bu sebeple milli kültürümüz ile dini kültürümüzü birbirinden ayırmak imkânsızdır. Dolayısıyla dinî/millî kültürümüzün ahvali hem dini hayatımız hem de milli varlığımızla doğrudan alakalıdır.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-20138" src="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/WhatsApp-Image-2026-03-23-at-20.41.16.jpeg" alt="" width="413" height="442" /></p>
<p>Öyleyse sahurları, iftarları, teravihleri, sadaka ve zekât gibi paylaşımları, bayramları hatta eğlenceleriyle Ramazan ayı, mevlid ve kandiller, örf ve âdetler, mimarî üsluplar, tasavvufî uygulamalar, özetle tüm boyutlarıyla kültür mirası, yalnızca folklorik unsurlar değil, dinî ve millî şuurun kuşaktan kuşağa aktarılmasını ve devamını sağlayan kültürel hafıza mekanizmalarıdır. Geride bıraktığımız mübarek Ramazan ayının ve bayramın, ibadet boyutu yanında, kültürel ikliminin de geniş kitleleri artarak tesiri altına aldığı son derece bereketli bir mevsim yaşadığımıza memnuniyetle şahit olduk. En yakınımızdan bizzat yaşadığımız şehir Edirne’deki gözlemlerimizden hareketle söyleyecek olursak, teravih namazlarında camilerin yediden yetmişe her yaştan insanla daha ziyade şenlendiğine şahit olduk. Restorasyondan sonra Selimiye’nin ibadete açılmasıyla camide izdihamlar yaşandığını gözlemledik. Edirne Valiliği’nin tertip ettiği RAMAZAN SOKAĞI VE SELİMİYE’DE RAMAZAN ETKİNLİKLERİ çerçevesinde konferans, konser, çocuk eğlenceleri gibi yoğun kültürel faaliyetlere her kesimden ve her yaştan insanın büyük teveccüh gösterdiğine şahit olduk. Zira bundan beş-altı yıl evveline kadar şehirde, Ramazan’a mahsus kültürel etkinlik olarak daha çok tombala ve çekiliş eğlenceleri hatırlanmaktadır.</p>
<p>Millî Eğitim Bakanlığı’nın Ramazan kültürünü ortaöğretim kurumlarında da yaşatmaya dair yazısı, siyasî ve ideolojik zeminde tartışmalara sebep olsa da orta öğretim kurumlarında bizzat katıldığımız bazı iftar programlarında her kesimden veli, öğretmen ve öğrencinin kaynaştığı ve katkı sunduğu bu etkinliklerde son derece güzel ortamlara şahit olduk. Benzer şekilde, bir kardeşimizin ihlasla söylediği bir ilahinin sosyal medya vasıtasıyla her yaştan insanın gönlüne dokunduğuna, hatta ülke sınırlarını aşarak küresel bir etki oluşturduğunu gördük. KYK yurtlarında kalan öğrencilerimizden aldığımız izlenimlere göre, sanılanın aksine üniversite gençliğinin büyük bir kısmının oruç ibadetini yerine getirdiğini işitti kulaklarımız. Ramazan-ı Şerif’in adeta ödülü olan bayramın dini/milli ve toplumsal hayatımız üzerindeki güzel tesirleri zaten tartışmasız ortadadır. Elbette örnekler çoğaltılabilir. Açık olan şudur ki hamdolsun, kültürel açıdan da son derece bereketli bir Ramazan daha idrak ettik.</p>
<p>Kültürün bir diğer hususiyeti ise geniş kesimler üzerindeki tesiri ile kuşatıcı ve birleştirici rolüdür. Meselâ Millî Eğitim Bakanlığı’nın Ramazan etkinlikleri yazısı veya bahsi geçen Kâbe ilahisi, siyasî ve ideolojik zemine çekildiğinde daha ziyade ayrıştırıcı; ancak toplumsal tabana yansıyan kültürel zeminde ise daha ziyade birleştirici bir rol oynadığını bizzat tecrübe etmiş olduk. İnsan fıtratıyla derin mutabakatı ve Yaratan ile yaratılan arasındaki güçlü ve derûni bağı nedeniyle yegâne hak din olan İslâm’ın, inanç ve ibadet düzeyinde insan tabiatındaki karşılığı ve cazibesi ise tartışmasızdır. Öyle anlaşılıyor ki siyasi ve katı ideolojik üslubu mümkün olduğunca kendi alanına hasreden; inanç, ibadet ve kültürel hayatı bu tartışmalarla zehirlemeden zenginleştirecek daha kuşatıcı bir yöntem ve üslup geliştirebilirsek, hem millî birliğimiz pekişecek hem de dinin toplumsal hayattaki iyileştirici tesiri artacaktır. Zira çoğu zaman dini kültürün, dinin itikat ve ibadet boyutuna daha mesafeli olan insanımız da dâhil olmak üzere, bir bütün olarak toplumu cezbedip kuşattığına ve birleştirdiğine şahit olmuşuzdur.</p>
<p>Elbette dinimize ve kültürümüze yönelik bu teveccühte, son yıllarda başta Gazze meselesi, hiçbir kural tanımadan yapılan katliam ve savaşlar, Epstein üzerinden yansıyan rezillikler başta olmak üzere dünyada yaşanan gelişmelerin de etkisi olmuştur. Zira birçok kimsenin hatta milletlerin idealize ettiği Batı medeniyetinin gerçek yüzü giderek daha görünür hâle gelmiş, deyim yerindeyse foyası dökülmüştür. Artık geniş kitleler, “medeniyet” olarak sunulan bu sistemin hak ve adalet gibi en temel insani değerler yerine güç ve iktidara, menfaat ve bencil hazlara dayanan “vahşi” hayata daha çok benzediğine, hatta onu bile geride bıraktığına kani olmuş görünüyor. Millî kültürümüze yönelişte bu farkındalığın da payı olsa gerektir.</p>
<p>Öte yandan modern çağda petrol sermayesinin de imkânlarıyla yoğun propagandist ve yayılmacı bir yöntem benimseyen Selefî/Vehhabî anlayışların İslâm kültürünü büyük ölçüde bidat ve şirk olarak damgalayıp düşmanlaştıran tavrının, aksi yöndeki söylemlerine rağmen, fiiliyatta hayatın sekülerleşmesine büyük katkı sağladıkları söylenebilir. Meselâ geçen yarım asırda Mekke’de on dört asırlık Müslüman tarihî mirasının neredeyse tamamını şirk ve bidat olarak itham ederek yok eden Vehhabî/Selefî Suudî ideolojinin, bunun yerine tevhidi ikame ettiği söylenemez. Tam aksine, Kâbe-i Muazzama’nın çevresi, kapitalizmin şiarı olan gökdelen oteller, alışveriş merkezleri ve kulelerle âdeta kuşatılmış, mimari görünüm ve ekonomik işleyiş bakımından Mekke modern bir Batı/Amerikan şehrine benzetilmiştir. (Bu konuda Mısırlı Müslüman mimar Ali Abdurrauf’tan tercüme ettiğimiz “Mekke’den Las Vegas’a” kitabına bakılabilir.)</p>
<p>Şu da bir gerçektir ki tahrife uğramamış yegâne hak dine ve böylesine zengin bir tarihî mirasa varis olmamıza rağmen, günümüzde kitlelerin ilgisini cezbedecek nitelikli millî ve dinî kültürel formlar ürettiğimizi söylemek zordur. “Kültürel iktidar” tartışmaları zaman zaman gündeme gelse de bu alanda yeterli şuur, gayret ve süreklilik gösterdiğimizi ifade etmek güçtür. Bu bağlamda dini/milli varlığımızın senedi olan kültürümüzün, yönetim sisteminde gerçekte kendisine ancak turizmin bir alt veya yan şubesi olarak yer bulabilmesi ibretamiz bir hadisedir.</p>
<p>Nihayetinde idrak etmiş olduğumuz Ramazan-ı Şerif bizi dinin kültürel boyutları üzerine de yeniden düşünmeye sevk etmiş ve bu konuda daha çok gayret sarf etmemiz gerektiğini hatırlatmıştır. Allah bizleri savaş, katliamlar, fıtratı ve tabiatı tahriple insanlığın geleceğini tehdit eden, zulümde sınır tanımayan hâkim küresel kapitalist kültür ve medeniyetin fesadından muhafaza eylesin. Hidayet, sıhhat, selamet ve barış üzere daha nice bereketli Ramazanlara kavuştursun.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ramazan-i-serif-olusturdugu-kultur-iklimiyle-de-rahmet-ve-berekettir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Asrı Saadette Ramazan</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/asri-saadette-ramazan/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/asri-saadette-ramazan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selehattin DUMAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Mar 2024 08:39:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=19082</guid>

					<description><![CDATA[Asrı Saadete doğru, ufkumuza doğru bakalım. Geçmişimiz olduğu kadar geleceğimiz de olan çağa… On yılı aşkındır Müslüman olmuş topluluğun tevhit ile tanışarak hidayete ermesinin üzerinden geçen sürede dini emir ve yasaklar vahiyle bildirilmeye devam ediyor. Sahabe adını almış olan güzide topluluk her biri vahyin elçisinin etrafında pervane. Söylese dinlesek, öğretse yapsak, emretse yerine getirsek hatta öl dese ölsek makamında bir öncü nesil. Erkam’ın evinde gizlice dinlediler, ayak izlerini takip ettiler. Açlığa, zorluğa, boykota ve tüm saldırılara beraberce sabır gösterdiler. Yurtlarına veda edip hicret ettiler. Her biri Allah’ın emri, Resulünün eşliği ile yaşandı. Yeni bir yurt edindiklerinde de Suffa’da dini, Allah’ı, Ahireti, cennet ve cehennemi öğrendiler. Onlar secde ile tanışalı on dört yıl olmuştu ki en aşında kendilerine hidayeti getiren kitabın indirildiği günlerin yıldönümü öncesinde Oruç ibadeti ile tanıştılar. Her şeyden vazgeçenler için yemeden içmeden vaz geçmek de neymiş ki. Hele ki sonunda aralarına gönderdiği peygamber ile beraber yaşamayı lütfedenin emri gelmiş ise. Çok geçmeden kısa bir süre sonra ise hayatlarını ortaya koyacakları Bedir meydanına koştular. İlk ramazan orucunu tuttukları günlerde bir de savaş verdiler. Nefisleriyle, düşmanla ölesiye bir savaş, korkusuzca, yiğitçe can verdiler, can aldılar. Tek arzuları vardı. Hakkı üstün tutmak. Hak üzere kula kulluğu bitirip gerçek ilaha ulaştırmak bütün &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Asrı Saadete doğru, ufkumuza doğru bakalım. Geçmişimiz olduğu kadar geleceğimiz de olan çağa… On yılı aşkındır Müslüman olmuş topluluğun tevhit ile tanışarak hidayete ermesinin üzerinden geçen sürede dini emir ve yasaklar vahiyle bildirilmeye devam ediyor. Sahabe adını almış olan güzide topluluk her biri vahyin elçisinin etrafında pervane. Söylese dinlesek, öğretse yapsak, emretse yerine getirsek hatta öl dese ölsek makamında bir öncü nesil. Erkam’ın evinde gizlice dinlediler, ayak izlerini takip ettiler. Açlığa, zorluğa, boykota ve tüm saldırılara beraberce sabır gösterdiler. Yurtlarına veda edip hicret ettiler. Her biri Allah’ın emri, Resulünün eşliği ile yaşandı. Yeni bir yurt edindiklerinde de Suffa’da dini, Allah’ı, Ahireti, cennet ve cehennemi öğrendiler. Onlar secde ile tanışalı on dört yıl olmuştu ki en aşında kendilerine hidayeti getiren kitabın indirildiği günlerin yıldönümü öncesinde Oruç ibadeti ile tanıştılar.</p>



<p>Her şeyden vazgeçenler için yemeden içmeden vaz geçmek de neymiş ki. Hele ki sonunda aralarına gönderdiği peygamber ile beraber yaşamayı lütfedenin emri gelmiş ise. Çok geçmeden kısa bir süre sonra ise hayatlarını ortaya koyacakları Bedir meydanına koştular. İlk ramazan orucunu tuttukları günlerde bir de savaş verdiler. Nefisleriyle, düşmanla ölesiye bir savaş, korkusuzca, yiğitçe can verdiler, can aldılar. Tek arzuları vardı. Hakkı üstün tutmak. Hak üzere kula kulluğu bitirip gerçek ilaha ulaştırmak bütün insanlığı… “Beni rabbim terbiye etti, ne de güzel yaptı eğitimimi.” derken yanındakileri de kendisi eğitti. Tarih insana, yaratanı tarafından eğitilmiş bir peygamberin eğitiminden geçen üstün meziyetli şahsiyetleri göstermek üzere kayıt altına alıyordu zamanı ve zemini. Adaleti, merhameti, sevgi ve şefkati unutmuş bir toplumdan dünyaya bu kavramların örneğini asırlar boyunca dillere destan olacak şekilde öğrenen, anlayan ve yaşayan insanları tanıdı yeryüzü.</p>



<p>İlk oruç emri indiği anı düşünelim. Yiyecek neleri vardı ashabın. Birkaç hurma, bir miktar su olabilir mi? Akşam iftar saati geldiğinde güneşin batışını müteakip evlerde iftar sonrasında nasıl bir heyecan vardı. Yeni bir ibadeti öğrenmiş ve Allah’ın rızasını kazanacak yepyeni bir yol bulmuş olan güzide neslin heyecanı. Okunan Kuran ayetleri o güne kadar gelmiş olanlardan ibaret. Sahabilerden birine Kur’an okumasını istediğini söyleyince Peygamber;</p>



<p>-Kur’an sana indiği halde ben mi sana okuyacağım Ya Rasûlallah? Hayret içerisinde sorunca arkadaşına;</p>



<p>-Ben onu başkasından dinlemeyi seviyorum diyecekti.</p>



<p>Cebrail her sene o güne kadar inen Kur’an ayetlerini kontrol ederek karşılıklı okuyacak Nebi ile.  Ve bu her sene Ramazan ayında tekrar edecek. Vefat senesinde iki defa yapılacak. Karşılıklı Kur’an okuyan herkes bunu ilk yapanların Cebrail ve Hz Peygamber olduğunun bilinciyle ne kadar gururludur?</p>



<p>Benden Kur’an’dan başka bir şey yazmayın diyecek Müslümanlara. Onlar ne buyursa yazmak isteyecekler. O mübarek ağızdan süzülen her sözü, her sesi, yaşanan her anı akıllarına yazmaya çalışacaklar bir müddet. Ama içlerinden birine “Sen ne duyarsan yaz.” dediğinde emin olamayıp;</p>



<p>-Ya Rasûlallah her ne duyarsam mı? diye önceki emrin tedirginliği ile soracak. Cevaben;</p>



<p>-Evet.</p>



<p>Ve mübarek ağzını işaret ederek ona;</p>



<p>-Bu ağızdan haktan başka bir şey çıkmaz buyuracak…</p>



<p><em>Ramazan ayı, bütün insanların iyiliği, kurtuluşu için bir hidayet rehberi olan, Allah&#8217;tan gelen, Allah&#8217;ın peygamberiyle öğrettiği, hakkı bâtıldan, imanı küfürden, helâli haramdan ayıran apaçık delilleri, şeriatı içeren Kur’an’ın indirildiği aydır.</em></p>



<p>Bütün insanlığın insan şerefine yakışır bir şekilde yaşaması uğruna indirilmiş kitabın tebliğcisi ve etrafını saran arkadaşları… Ayetleri onar onar öğrenip hayatına uygulayan, sonra yeni bir on ayet öğrenen sahabenin Ramazan ayı… Seferde hazarda ibadetin tadını doyasıya yudumlayan, savaş halinde kardeşinin, peygamberinin yanında vuruşup, önünde siper olan bir yudum suyu kardeşine ikram ederek cennete uçan öncüler.</p>



<p><em>Sizden kim bu ayda devamlı ikametgâhında bulunursa, o ayın başından sonuna kadar, aksatmadan oruç tutsun.</em></p>



<p>Oruçlunun ağız kokusu misk gibidir diye ferman buyurarak ibadetin bedene sunduğu sıhhate, ruha sağladığı dinginliğe değil iman dolu kalbe sağladığı takvaya işret eden Peygamber ile oruç tutmak. Ne kutlu bir Ramazan’dır o.</p>



<p><em>Kim hasta olur veya yolculukta bulunursa, oruç tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde oruç tutar. Allah dinî hükümler koymakla, size kolaylık getirmek istiyor, sizi zora, sıkıntıya sokmak istemiyor.</em></p>



<p>Ne acılara karşı sabır göstermişler onlar. Açlık mı zor gelecek. Allah yolunda onun emriyle aç kalmak değil bir gün ya da onun bir kısmı tüm hayat boyunca emredilse yapmaktan imtina etmeyecek Ashap ile oruç tutulan bir ramazan hayal edelim. Ama eğer bir hastalık durumu, bir yolculuk zorluğu, sefer zahmeti varsa kulum üzülme sonra aynı günler sayısınca tutarsan ben kabul ederim diyen Rabbin huzurunda oruç tutmak ve Ramazanı o şuurla yaşamak kim bilir ne kadar güzeldir. Hayal etmesi bile inanılmaz keyifli, huzur verici… Öyle değil mi?</p>



<p><em>Allah orucun sayısını tamamlamanızı, size Kur’an’da ve Resulünün sünnetinde öğrettiği şekilde şer&#8217;î mükellefiyetleri ifa edip hamdederek, Allahı sık sık tekbir ile anmanızı ve büyüklüğüne saygı göstermenizi istiyor. Umulur ki, şükredersiniz.</em></p>



<p>Elhamdülillah ki Müslümanız. Şükürler olsun ki ne yememize ne de içmemize ya da aksini yapmamıza ihtiyacı olmayan her şeyin sahibi rabbimiz bizden böyle küçücük bir vaz geçişe karşılık olarak nimet vereceğinin müjdesini veriyor. Gönderdiği peygamberinin izinden gittiğimiz takdirde, ona itaat edip emirlerini yerine getirip, ayak izlerini takip ederek yasakladıklarından kaçındığımızda bize cennet vereceği müjdesinin habercisi kitabının indiği ayda şükür secdeleri yapacağız yeniden. Aç kalarak sınırsız nimetlerle dolu cennet kazanacağız. Ne mutlu bize&#8230; </p>



<p>Allah’ın Peygamberi ile bir ramazan geçirme hayali ile nice bereketli Ramazanlara…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/asri-saadette-ramazan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kan Kaybediyoruz!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kan-kaybediyoruz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kan-kaybediyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet BELENKUYU]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Apr 2021 09:25:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17144</guid>

					<description><![CDATA[TRT, neden TRT1 Kanalındaki &#8220;İFTAR PROGRAMINI&#8221;, &#8220;Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i Güzel Okuma Yarışması İftar Özel&#8221; olarak değiştirdi / geçiştirdi? Ramazanın ilk günü TRT’den iftar programı bekleyenler, bir yarışma programı ile karşılaşmışlardır. Yarışma programı başkadır, “iftar” programı başkadır. Bunu Kur’an-ı Kerim yarışması olması durumu değiştirmez. TRT1, devletin / özellikle mevcut iktidarın bakış açısını yansıtan bir aynadır. Doğrusu şu an yansıyanlar pek olumlu görünmüyor. Bürokratik uyanıklık mıdır, resmi görüş müdür bilemiyoruz ama adımlar merkezden, yani iktidarın ana felsefesi milli görüş ekseninden uzaklaşma yönündedir. Kadir Mısıroğlu merhumdan sonra da, bunları sorumlulara açıkça söyleyecek yiğit de kalmamıştır. On yıldan fazladır, insanların iftar öncesi izleyeceği bir format tutturulmuştu. Hatta diğer özel kanallar da TRT’den ilhamla, benzer iftar programlarına başlamışlar idi. &#160;Görünen o ki bu yıl konu geçiştirilmiş, yani yeni hamle ile İFTAR bilinci halkın şuurundan uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Mevcut program ile &#8220;zaten güzel Kur&#8217;an okuma yarışması var, bunu iftar saatinde yayınlayalım, adına da &#8220;Kur&#8217;an-I Kerim&#8217;i Güzel Okuma Yarışması İftar Özel&#8221; diyelim gitsin, özel program hazırlamaya da gerek yok!&#8221; denilmiştir. BU BİR GERİ ADIMDIR! “Efendim, Diyanet TV’de ‘İftarı Beklerken’ var ya?” İyi de kaç kişi Diyanet TV izliyor ki? Diyanet TV ile TRT1 bir mi? Kendimizi kandırmayalım. Bu “din ile dünya işleri ayrılmalı; din, din televizyonunda kalmalı” görüşüne pirim &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>TRT, neden TRT1 Kanalındaki &#8220;İFTAR PROGRAMINI&#8221;, &#8220;Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;i Güzel Okuma Yarışması İftar Özel&#8221; olarak değiştirdi / geçiştirdi? Ramazanın ilk günü TRT’den iftar programı bekleyenler, bir yarışma programı ile karşılaşmışlardır. Yarışma programı başkadır, “iftar” programı başkadır. Bunu Kur’an-ı Kerim yarışması olması durumu değiştirmez.</p>



<p>TRT1, devletin / özellikle mevcut iktidarın bakış açısını yansıtan bir aynadır. Doğrusu şu an yansıyanlar pek olumlu görünmüyor. Bürokratik uyanıklık mıdır, resmi görüş müdür bilemiyoruz ama adımlar merkezden, yani iktidarın ana felsefesi milli görüş ekseninden uzaklaşma yönündedir.</p>



<p>Kadir Mısıroğlu merhumdan sonra da, bunları sorumlulara açıkça söyleyecek yiğit de kalmamıştır.</p>



<p>On yıldan fazladır, insanların iftar öncesi izleyeceği bir format tutturulmuştu. Hatta diğer özel kanallar da TRT’den ilhamla, benzer iftar programlarına başlamışlar idi. &nbsp;Görünen o ki bu yıl konu geçiştirilmiş, yani yeni hamle ile İFTAR bilinci halkın şuurundan uzaklaştırılmaya çalışılmıştır.</p>



<p>Mevcut program ile &#8220;zaten güzel Kur&#8217;an okuma yarışması var, bunu iftar saatinde yayınlayalım, adına da &#8220;Kur&#8217;an-I Kerim&#8217;i Güzel Okuma Yarışması İftar Özel&#8221; diyelim gitsin, özel program hazırlamaya da gerek yok!&#8221; denilmiştir.</p>



<p>BU BİR GERİ ADIMDIR!</p>



<p>“Efendim, Diyanet TV’de ‘İftarı Beklerken’ var ya?”</p>



<p>İyi de kaç kişi Diyanet TV izliyor ki? Diyanet TV ile TRT1 bir mi? Kendimizi kandırmayalım.</p>



<p>Bu “din ile dünya işleri ayrılmalı; din, din televizyonunda kalmalı” görüşüne pirim vermektir. Bu iktidarın kendi kalesini terk etmesi, kendi kazanımını kaybetmesidir.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Zaten ciddi bir şekilde ele alınması gereken bir Kur&#8217;an-ı Kerim okuma yarışması programı var. Bu kadar şaşalı, şov dünyası formatında olması ayrı problem, orayı tartışabiliriz de, okunan bunca Kur&#8217;an, haksızlığa, yanlışlığa, cahilliğe, şiddete, ayrılığa son vermiyorsa, biz halka Kur&#8217;ân&#8217;ı bu şekilde –sadece güzel okuma şeklinde &#8211; ulaştırmayı yeterli görüyorsak, yanlış yoldayız demektir.</p>



<p>KAN KAYBETTİRECEK ADIMLAR SON BULMUYOR…</p>



<p>İşin TRT cephesinden devamla ilerleyecek olursak; her ne kadar bazı diziler iktidarın kendi seçmen kitlesine seslense de, ciddi falsolar dikkati çekiyor. Diyanet İşleri Başkanlığı, &#8216;Yılbaşı bileti almak günah mı?&#8217; sorusuna 21 Aralık 2017 günü &#8220;Piyango bileti almak kumardır ve haramdır&#8221; açıklamasından sonra, 31 Aralık geleneksel yılbaşı çekilişinde, TRT ekranlarında çekilişi yapan kızların başörtülü olması, dikkat çekici iz olarak hafızalarda duruyor. Bu görüntüleri izleyenler kendilerine “haram bir fiilin işlenmesinde başörtülü kızların alet edilmesi, ne kadar doğru bir tercihtir?” sorusunu sormak zorunda kaldılar. Bu izi bırakanlar Milli Piyango İdaresi ve TRT yetkilileridir. Ve maalesef o Milli Piyango İdaresi başkanlığını da halen, kürsülerden faize ve kumara karşı haykırışını unutmadığımız, merhum vaiz Timurtaş Uçar’ın oğlu Bekir Yunus Uçar yürütmektedir. Oysa bizim kan kaybettirecek, kan donduracak adımlara değil, kanı gür, delikanlı adımlara ihtiyacımız var. Yazımızı merhum Timurtaş Uçar’ın şu sözleriyle bitirelim:<br>“Hastanız kan kaybediyor; siz ona şerbet veriyorsunuz, kurtaramazsınız! Hastanız kan kaybediyor, siz ona süt veriyorsunuz, kurtaramazsınız! Hastanız kan kaybediyor, siz ona vitamin hapı veriyorsunuz, kurtaramazsınız! Kaybettiği şeyi vereceksiniz, yani kanını! Bu millet de İslâm&#8217;ı kaybettikten sonra bu hale gelmiştir, İslâm&#8217;ı vermezseniz, hiçbir politika vallahi bu memleketi kurtaramayacaktır!”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kan-kaybediyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beklenen Misafir</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/beklenen-misafir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/beklenen-misafir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mesut Akdağ]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Apr 2021 13:40:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17107</guid>

					<description><![CDATA[Şehirde büyük bir hazırlık var. Herkesi bir telaş sarmış ki sormayın gitsin. Evler baştan aşağıya temizleniyor. Hanımlar mutfağı yiyeceklerle doldurup taşırıyor. Erkekler ise, kimileri işten izin alıyor, kimileri iş çıkışlarını erkene alıyor. Bütün ev halkı ile cümbür cemaat akşam yemeğini yemek için hepsi evlerine erkenden geliyor. Çarşı-Pazar hareketleniyor. Esnaflar vitrinlerini yeni ürünlerle donatıyor. Tezgahlarını al benili hale getiriyorlar. Dükkanlarını erken açıp geç kapatıyorlar. Halk, çarşı-pazarı dolduruyor, zannedersin ki alış-veriş çılgınlığı başlamış. Kollar poşetleri taşımaktan bitap düşmüş. Neredeyse poşetlerin ağırlığından kollar uzadı uzayacak. Şehir yönetimi ise, mesai saat çizelgelerini değiştiriyor. Mesaileri geç başlatıp erkene alıyorlar. Anlayacağınız şehirde, komple bir hazırlık, bir telaş, bir heyecan. Tüm bunlar gelecek bir misafir için. Evet, bir misafir için şehir baştan aşağıya idarecileri, halkı, esnafı ve çoluk çocuğu tümünde bir hazırlık, bir heyecan, bir telaş alabildiğine almış başını gitmiş. Öyle bir hazırlık ki, şehir, sil baştan yeni kurallar, yeni düzen, sıfırdan bir hayat kuruluyor ve hayata başlanıyor. Bir misafir için bunca hazırlık da neyin nesi? Bu misafir, öyle sıradan birisi değil. Haşmetli, ulu, zengin, merhamet sahibi, cömert, müşfik, ve yanında da kendisi gibi ve o özelliklerini tamamlayan birçok yardımcıları var. Senede bir defa gelir, bir ay durur ve şehri her bakımından zenginleştirir ve bereketlendirir gider. Bu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Şehirde büyük bir hazırlık var. Herkesi bir telaş sarmış ki sormayın gitsin. Evler baştan aşağıya temizleniyor. Hanımlar mutfağı yiyeceklerle doldurup taşırıyor. Erkekler ise, kimileri işten izin alıyor, kimileri iş çıkışlarını erkene alıyor. Bütün ev halkı ile cümbür cemaat akşam yemeğini yemek için hepsi evlerine erkenden geliyor. Çarşı-Pazar hareketleniyor. Esnaflar vitrinlerini yeni ürünlerle donatıyor. Tezgahlarını al benili hale getiriyorlar. Dükkanlarını erken açıp geç kapatıyorlar. Halk, çarşı-pazarı dolduruyor, zannedersin ki alış-veriş çılgınlığı başlamış. Kollar poşetleri taşımaktan bitap düşmüş. Neredeyse poşetlerin ağırlığından kollar uzadı uzayacak. Şehir yönetimi ise, mesai saat çizelgelerini değiştiriyor. Mesaileri geç başlatıp erkene alıyorlar.</p>



<p><br>Anlayacağınız şehirde, komple bir hazırlık, bir telaş, bir heyecan. Tüm bunlar gelecek bir misafir için. Evet, bir misafir için şehir baştan aşağıya idarecileri, halkı, esnafı ve çoluk çocuğu tümünde bir hazırlık, bir heyecan, bir telaş alabildiğine almış başını gitmiş. Öyle bir hazırlık ki, şehir, sil baştan yeni kurallar, yeni düzen, sıfırdan bir hayat kuruluyor ve hayata başlanıyor. Bir misafir için bunca hazırlık da neyin nesi?</p>



<p>Bu misafir, öyle sıradan birisi değil. Haşmetli, ulu, zengin, merhamet sahibi, cömert, müşfik, ve yanında da kendisi gibi ve o özelliklerini tamamlayan birçok yardımcıları var. Senede bir defa gelir, bir ay durur ve şehri her bakımından zenginleştirir ve bereketlendirir gider. Bu bir ay süresince, o şehirde kendisi ve yaverleri ile birlikte evlere konuk olurlar. Ağırlandıkları evlere cömertliklerinden o ev halkına hediyeler, ikramlar bırakarak giderler. Ev bereketlenir. 11 aylık ihtiyaç karşılanır. Çarşıdaki tüm esnafa uğrayarak vitrin ve tezgahlardaki tüm malları alıp çarşıyı pazarı bereketlendirir.<br>Evet, tüm hazırlıklar tamam. Dört gözle merhamet ve ikram sahibi misafiri bekliyorlar. Fakat şehir kendisini nasıl karşılayacak, nasıl hazırlıklar yapıyorlar ve nasıl bekliyorlar öğrenmek için misafir gelmeden yaverlerini gizlice gönderiyor. Ayrıca kendisinden önce habercilerini gönderiyor. Gelmem yakındır hazırlığınızı yapın diye.</p>



<p><br>Bu misafir dünyada ne kadar şehir varsa hepsine yardımcıları ile birlikte uğrar misafir olur. Maalesef bazı şehirler misafirin kıymetini bilmezler bırakın hazırlığı geldiğinde de hiç oralı olmazlar bile. Misafir gelmiş gitmiş hiç haberi olmazlar. O misafirin maddi ve manevi bereketlerinden hissedar olamadan hayatlarını sürdürür giderler. Bu misafirin değerini anlamak ilk önce onu karşılamaktan ve ziyaretine hazırlık yapmaktan geçer. Ne kadar iyi hazırlanırsak ve ne kadar güzel karşılarsak misafirimizin o kadar değerini, kıymetini anlarız ve kendisinden o kadar istifade ederiz, bereketleniriz ve nasipleniriz.</p>



<p><br>Peki, kim bu misafir ve yardımcıları? Zenginliği cömertliği nereden geliyor? Bitmek tükenmek bilmeyen hazinesinin kaynağı ne? Cömertliğini, merhametini tamamlayan yardımcıları kim? Bütün bunları benim gibi sizler de merak ettiniz değil mi?</p>



<p><br>Hepimizin merak ettiği, konuk olduğu mekanları bereketlendiren, feyizlendiren misafir; içinde bin aydan daha hayırlı bir gecenin bulunduğu, oruç ibadetinin farz kılındığı, hayırlı bir işin farz mesabesinde olduğu, farzın da 70 kat sevabının verildiği, sabır hasletini barındırdığı, kendisine sabredenlerin mükafatı cennet olduğu, rızıkların arttırıldığı, bol bol yardım ve ihsana giriftar olunduğu, başı rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennem azabından azad olunan, on bir ayın sultanı adıyla, şanıyla Ramazan ayıdır.<br>Ramazan gelir gelmesine fakat, kimilerine rahmetini, bereketini bırakarak, günahlarının affedilmesine vesile olarak gider. Kimilerine de uğrar fakat bereketini, rahmetini yağmur çiselemesi gibi günahtan yaralı gönüllere merhem olmadan çekip gider. Kimilerine de hiç uğramadan, hiç bereketini, ihsanını bulaştırmadan çekip gider.</p>



<p><br>Ramazandan istifade etmenin en önemli yolu, başta hazırlanmak. Ramazan daha beden şehrimizi ziyaret etmeden O’nun gelişine maddi ve manevi hazırlık yapmalıyız. Maddi hazırlık, çarşı-pazar dolaşılarak evimizi iftariyelerle donatmak değildir. Bedenimizi Ramazan’a alıştırmak için Recep ve Şaban aylarında oruç tutabiliriz. İşlerimize Ramazan’ın geldiğini yansıtmalıyız. Artık dünya işlerini bir kenara bırakıp ahirete yoğunlaşmalıyız. Bu sebeple İzin alabiliyorsak alalım. Alamıyorsak da iş çıkışlarımızı İftarda evimizde olabilecek şekilde düzenleyelim. İftarı ailece aşmanın huzurunu mutluluğunu yaşayalım.</p>



<p><br>Manevi hazırlık ise, her şeyden önce kendimizi masivadan uzaklaştırmaya gayret etmeliyiz. Günahlardan kaçabildiğimiz kadar kaçmalıyız. Mü’minlerin süsü takva elbisesini giyerek başta tüm kötü işlerden, kötü ahlaktan, fiillerden kendimizi imtina etmeliyiz. Bol bol sevap, hayır hasenat işlemeliyiz. Hasılı ramazan gelmeden kendimize çekidüzen vermeliyiz. Ramazan’ın ruhaniyetine kendi ruhumuzu hazırlamalıyız.</p>



<p><br>Bu hazırlıkları Ramazan’ın gelmeden önce haberci olarak gönderdiği Recep ve Şaban aylarında yapmalıyız. Bu aylarda ne kadar çok hazırlanırsak Ramazan bize hoş gelir ve biz de hoşça karşılarız.</p>



<p><br>En başta bereket, merhamet sahibi bir misafirin bir şehre ziyarete geleceğinden bahşetmiştik. Bu sebeple tüm şehir halkı büyük bir hazırlığın içine girdiğini ifade etmiştik. Genelde bu hazırlıklar çarşı-pazar ve ev merkezliydi.</p>



<p><br>Bildiğiniz gibi o haşmetli bereketli misafir Ramazan, şehir insan, çarşı-pazar alışverişi de iftar ve sahur alışverişleridir.</p>



<p><br>Ramazan rahmetiyle bereketiyle bizlerin beden şehrine ziyaret ediyor. Şehir nasıl halk ve birçok birimlerden, yapılardan oluşuyorsa insan da birçok azalardan oluşuyor. Her bir organı ayrı bir birimdir. Ramazan da her organımız için ibadet vardır. Bu sebeple ramazana sadece mutfak olarak hazırlık değil tüm beden ve azalarımızla hazırlık yapıp karşılayalım ve ramazanı öyle tüm ruhumuzla veda edelim vesselam.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/beklenen-misafir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyük Misafir</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/buyuk-misafir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/buyuk-misafir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mesut Akdağ]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Apr 2021 09:35:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17098</guid>

					<description><![CDATA[Sıcağın en şiddetli, en hararetli olduğu öğle saatleri idi. Öğle sıcağı arttıkça artmış insanın beynini fokurdatıp hararetleri zirveye çıkarmıştı.Kendi kendine söyleniyordu. ‘tam zamanını buldun dışarı çıkacak. Bu sıcak vakitte çarşıya mı gelinir? Kaç defa söyledim büyük misafir gelmeden hazırlığını yap diye. Sallandın sallandın, misafir geldi kapına çattı. Misafiri ağırlamak için şimdi susuzluktan dudağın çatlamış, dilin pörsürmüş, bir karış sallanır vaziyette çarşıyı gez bakalım. Bu sana müstahaktır. Böyle daha nice sözlerle kendine kızıyor. Misafire hazırlığa geç kaldığı için hayıflanıyordu. Bu çektiği eziyete rağmen misafir için yapılan hazırlıklardaki çekilen sıkıntılardan, zevk ve tadına doyulmaz bir lezzet alıyordu. Bu misafir için her şeye katlanılınır. Çünkü misafirin, onun kalbinde müstesna bir yeri vardı. Bu misafir kimdi ki böylesine önemli ve değerli? Tüm sıkıntılar, ıstırap huzura dönüşüyor. Bu misafirin kim olduğunu ileride öğrenebiliriz.Böyle can sıkıcı sıcak havada dışarıda olmanın kızgınlığı, fakat güzel bir iş yapmanın sevincini yaşamak arasında bir haldeyken Mehmet Efendinin baharat dükkânının önünde buldu kendini. Ne zamandan beri gelmemişti buraya. O çeşit çeşit baharatların kokusu burnunun direğini kırıyordu. Susuz olduğu kadar açtı da. Açlık kokulara karşı, bilhassa yemek kokularına karşı daha duyarlı yapar insanı. Eee, hürmetli misafiri var. Tabi ki bu misafiri şanına layıkıyla ağırlamak gerekir. Yemekler, çorbalar, tatlılar yapılacak. Misafirin onuruna büyük &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sıcağın en şiddetli, en hararetli olduğu öğle saatleri idi. Öğle sıcağı arttıkça artmış insanın beynini fokurdatıp hararetleri zirveye çıkarmıştı.<br>Kendi kendine söyleniyordu. ‘tam zamanını buldun dışarı çıkacak. Bu sıcak vakitte çarşıya mı gelinir? Kaç defa söyledim büyük misafir gelmeden hazırlığını yap diye. Sallandın sallandın, misafir geldi kapına çattı. Misafiri ağırlamak için şimdi susuzluktan dudağın çatlamış, dilin pörsürmüş, bir karış sallanır vaziyette çarşıyı gez bakalım. Bu sana müstahaktır. Böyle daha nice sözlerle kendine kızıyor. Misafire hazırlığa geç kaldığı için hayıflanıyordu.</p>



<p><br>Bu çektiği eziyete rağmen misafir için yapılan hazırlıklardaki çekilen sıkıntılardan, zevk ve tadına doyulmaz bir lezzet alıyordu. Bu misafir için her şeye katlanılınır. Çünkü misafirin, onun kalbinde müstesna bir yeri vardı. Bu misafir kimdi ki böylesine önemli ve değerli? Tüm sıkıntılar, ıstırap huzura dönüşüyor. Bu misafirin kim olduğunu ileride öğrenebiliriz.<br>Böyle can sıkıcı sıcak havada dışarıda olmanın kızgınlığı, fakat güzel bir iş yapmanın sevincini yaşamak arasında bir haldeyken Mehmet Efendinin baharat dükkânının önünde buldu kendini. Ne zamandan beri gelmemişti buraya. O çeşit çeşit baharatların kokusu burnunun direğini kırıyordu. Susuz olduğu kadar açtı da. Açlık kokulara karşı, bilhassa yemek kokularına karşı daha duyarlı yapar insanı.</p>



<p><br>Eee, hürmetli misafiri var. Tabi ki bu misafiri şanına layıkıyla ağırlamak gerekir. Yemekler, çorbalar, tatlılar yapılacak. Misafirin onuruna büyük sofralar kurulacak, eş-dost ve akrabalar çağrılacak ve hep birlikte yenilip içilecek.<br></p>



<p>Attar Mehmet efendinin sevecen ve sıcak sesi o güzel hayal sislerini bir anda dağıttı.</p>



<p><br>Ooo! Hoş geldin. Şerefler verdiniz. Ne zamanlardır neredeydiniz a dostum? Özlettiniz kendinizi. Gel gel bir sarılayım bir hasret giderelim şöylece.<br>Bu samimi karşılamayla dükkâna girer. Mehmet Efendi<br>Hangi rüzgâr attı? Bu sürpriz ziyareti neye borçluyuz? Geldin de ne iyi ettin gönlümüzü sürur eyledin. Sahi ne sebeple çıktınız bu sıcakta? Sizin hiç âdetiniz değildi böyle sıcak havada çarşıya çıkıp alışveriş yapmak. Maşallah nerdeyse çarşıyı satın almışsınız.</p>



<p><br>Baya uzun zamandan beri görmediği arkadaşının görme sevinci, biraz onun âdeti dışında alışverişe çıkmasının hayretiyle soruları peş peşe sıraladı.<br>Hiç sorma azizim. Hanemize, yuvamıza büyük ve ihtiramlı bir misafir geldi de onu hoşça ağırlamak için.</p>



<p><br>İyi ama, kendini baya harap etmişsiniz. Sıcaktan bitap düşmüşsünüz. İçinizin yangınlığı yüzünüze aksetmiş. Ben size soğuk bir şeyler söyleyeyim. Buz gibi bir ayran ısmarlayayım da biraz hararetiniz gitsin.<br>O bitkin halinden beklenmedik bir çevik hareketle ellerini hayır dercesine kaldırıp ‘Teşekkür ederim bir şey içmeyceğim’ dedi.<br>Onun bu ani çıkışına bir anlam vermeyen hatta şaşıran Mehmet Efendi:<br>Ne misafiriymiş bu? Sizi böyle aç, susuz bırakıyor. Kim ki bu misafir onun uğruna böyle eziyetler çekiyorsunuz? Adı, şanı neymiş bu misafirin?<br>Bu misafir öyle bildiğimiz misafirlerden değil. Senede bir kere gelir gönüllerimizi, evlerimizi, sokakalarımızı bir ay şenlendirir. Her kese aynı zamanda gelir ve gider. Sahi size gelmedi mi?</p>



<p><br>Mehmet Efendi hayreti bir kat daha da artarak şaşkın şaşkın arkadaşına bakıp titrek sesle, ‘ne ne herkese mi uğruyor. Bana uğramadı. Kim bu?’ der.<br>Bu büyük ve merhametli misafir Ramazan A…</p>



<p><br>Daha sözlerini tamamlayamadan Mehmet Efendi sözünü keser. ‘Tamam tamam’ der. Başını eğer. Mahcup, ramazandan bi haber olmanın utancıyla söyleyecek hiçbir şey bulamayarak başı önde eğik öyle uzun zaman kalakaldı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/buyuk-misafir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Teravih Meselesi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/teravih-meselesi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/teravih-meselesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Apr 2021 06:56:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17092</guid>

					<description><![CDATA[Diyanet bu sene ‘’teravih namazı camilerde değil evlerde kılınacak’’ dedi diye tepki gösterenler var. Diyanetin bu açıklamasında hiçbir problem yok. Olması gereken budur. Diyanetin hatası bunu yani teravihin evde kılınabileceğini (hatta asıl sünnete uygun olanın bu olduğunu) daha önce açıklamaması, konuyu ilk baştan itibaren böyle takdim etmemesidir. Bunu yapsa idi daha doğru olurdu. Çünkü teravih gece namazıdır. Faziletli olan evde kılmaktır. Nebimizin uygulaması da tavsiyesi de böyledir. Hatta güncel uygulamaya kaynak gösterilen Hz.Ömer’in de. Teravihin cemaatle camide kılınması fazilet/azimet değil ruhsattır. Ama birçok konu gibi bu konu da tersyüz edildiği için bilinemiyor. Çünkü adetler ibadetlere dönüşüyor.Din sünnete, sünnet bid’ate, bid’at adete, adet ibadete dönüştürülmüştür. Bunun nasıl gerçekleştiğini ve işin esasını izah edelim. Ama önce şunu belirtelim; Bu konuda yazacağım her şeyin hadislerden bir delili olacak. Yani bu konuda söyleyeceklerimi tamamen hadislere dayalı olarak söyleyeceğim ki ‘’bu iş sünnet-hadis olmadan olmaz’’ diyerek feveran eden ‘’istemezük’’cülerin asıl dertlerini izhar etmiş, asıl maksatlarının sünnet-hadis değil kendi din anlayışlarını dayatmak olduğunu göstermiş olalım.Teravih namazı Resulullahın (as) ilgili ayetler geregince (msl 17/79) her gece kıldığı gece namazıdır (teheccüd). O bu namazı sadece Ramazanda değil diğer gecelerde de kılmıştır. Peki ne oldu da onun bu gece namazları bugünkü teravih haline dönüştü? Nakledelim;Nebimizin hiç aksatmadığı ibadetlerden ikisi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Diyanet bu sene ‘’teravih namazı camilerde değil evlerde kılınacak’’ dedi diye tepki gösterenler var. Diyanetin bu açıklamasında hiçbir problem yok. Olması gereken budur. Diyanetin hatası bunu yani teravihin evde kılınabileceğini (hatta asıl sünnete uygun olanın bu olduğunu) daha önce açıklamaması, konuyu ilk baştan itibaren böyle takdim etmemesidir. Bunu yapsa idi daha doğru olurdu. Çünkü teravih gece namazıdır. Faziletli olan evde kılmaktır. Nebimizin uygulaması da tavsiyesi de böyledir. Hatta güncel uygulamaya kaynak gösterilen Hz.Ömer’in de. Teravihin cemaatle camide kılınması fazilet/azimet değil ruhsattır. Ama birçok konu gibi bu konu da tersyüz edildiği için bilinemiyor. Çünkü adetler ibadetlere dönüşüyor.<br><br>Din sünnete, sünnet bid’ate, bid’at adete, adet ibadete dönüştürülmüştür. Bunun nasıl gerçekleştiğini ve işin esasını izah edelim. Ama önce şunu belirtelim; Bu konuda yazacağım her şeyin hadislerden bir delili olacak. Yani bu konuda söyleyeceklerimi tamamen hadislere dayalı olarak söyleyeceğim ki ‘’bu iş sünnet-hadis olmadan olmaz’’ diyerek feveran eden ‘’istemezük’’cülerin asıl dertlerini izhar etmiş, asıl maksatlarının sünnet-hadis değil kendi din anlayışlarını dayatmak olduğunu göstermiş olalım.<br><br>Teravih namazı Resulullahın (as) ilgili ayetler geregince (msl 17/79) her gece kıldığı gece namazıdır (teheccüd). O bu namazı sadece Ramazanda değil diğer gecelerde de kılmıştır. Peki ne oldu da onun bu gece namazları bugünkü teravih haline dönüştü? Nakledelim;<br><br>Nebimizin hiç aksatmadığı ibadetlerden ikisi şudur; İsra 79’da emredilen gece namazı ve Bakara 125, 187’de bahsedilen itikâf. Aişe validemizin nakline göre Nebimiz her Ramazanın son 10 gününü mescitte itikâfta geçirirdi (Buharî, Fadlu Leyleti’l-Kadir 5; Müslim, î’tikâf 8). Onu itikafta iken mescitte namaz kılar halde gören bazı sahabeler kendiliğinden arkasına cemaat oldular. Fakat o bunu fark edince bunun böyle olmasını istemedi ve onları bundan men etti. İşte ilgili hadisler;<br><br>Enes(ra): Resulullah (sav) ramazanda geceleyin namaz kılardı. (Bir gece) gelip yanında ben de namaza uydum. Sonra bir erkek daha geldi, o da namaza uydu, derken (sayımız arttı ve) bir cemaat olduk. Resulullah (aleyhissalatu vesselam) bizim arkasında olduğumuzu hissedince namazı hızlandırdı. Sonra (selam verip) ayrıldı ve evine girdi. Orada bizim yanımızda kılmadığı bir namaz kıldı. Sabah olunca kendisine: &#8220;Bizim arkanıza durduğumuzu geceleyin farketmiş miydiniz?&#8221; diye sordum. Bana: &#8220;Evet ve işte bu, beni o yaptığıma sevkeden şeydir. (Yani sizi arkamda hissedince namazı hızlı kılarak yanınızdan ayrıldım)&#8221; buyurdu. (Kütüb-i sitte, 3029;Müslim)<br><br>Aişe(ra): Resulullah (sav) geceleyin duvarları alçak olan hücresinde namaz kılardı. Halk bu sebeple Aleyhissalatu Vesselam<code>ın karaltısını (siluetini) görürdü. Böylece onlar da kalkıp geceleyin, O</code>na uyarak (Onunki gibi namaz kıldılar. Sabah olunca bu durumu konuştular. Resulullah (sav) ikinci gecede de kalktı, halk da aynı şekilde yaptı. Üçüncü gece de aynı şey tekerrür etti. Bundan sonra Resulullah oturdu ve çıkmadı. Sabah olunca durumu medar-ı bahs ettiler, sebebini sordular. Efendimiz şu cevabı verdi: &#8220;gece namazının sizlere farz olmasından korktum.&#8221; (Kütüb-i sitte, 2833; Buhari, Ebu Davud)<br><br>Aişe(ra): Resulullah (sav) (bir gece) mescidde (nafile) namaz kılmıştı. Birçok kimse de (ona iktida ederek) namaz kıldı, (Sabah olunca &#8220;Resulullah geceleyin mescidde namaz kıldı&#8221; diye konuştular.) Ertesi gece de Efendimiz namaz kıldı. (Halk yine olanları konuştu, katılacakların) sayısı iyice arttı. Üçüncü (veya dördüncü) gece halk yine toplandı. (Öyle ki mescid, insanları alamayacak hale gelmişti.) Ancak aleyhissalatu vesselam (bu dördüncü gecede) yanlarına çıkmadı. Sabah olunca Efendimiz: &#8220;Yaptığınızı gördüm. Size çıkmamdan beni alıkoyan şey, namazın sizlere farz oluvermesinden korkmamdır&#8221; dedi. İşte bu hadise ramazanda cereyan etmişti. (Kütüb-i sitte, 3030;Buhari, Müslim, Muvatta, Ebu Davud, Nesai)<br><br>Görüldüğü üzere nebimiz Ramazan da da diğer gecelerde de 11 rekat gece namazı kılmış, Ramazana özgü bir namaz kılmamış, farz namazlar haricinde mescitte kıldırdığı bir namaz olmamış, kendiliğinden oluşan cemaati uyarmış, farz haricindeki namazların evde kılınmasını istemiştir;<br><br>“Ey İnsanlar! Evinizde namaz kılınız. Zira farz namaz dışındaki namazların en makbulü, insanın evinde kıldığı namazdır.” (Buhârî, Ezân, 81; Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 213)<br><br>Demek ki Nebimiz döneminde farzlar haricinde camide cemaatle kılınan bir namaz olmadı. Bu uygulama Hz.Ebu Bekir döneminde de böyle devam etti. Peki bugünkü uygulama için delil gösterilen Hz.Ömer döneminde ne oldu?<br><br>Urve b. Zübeyr(Abdurrahman b. Abdilkâri’den naklen) şöyle anlatıyor: Bir ramazan gecesi Ömer b. el-Hattâb (r.a) ile mescide çıktık. Baktık ki insanlar dağınık gruplar halinde; kimi tek başına kimi de cemaatle namaz kılıyordu. Bunun üzerine Ömer, “Bana öyle geliyor ki, bunları bir imam arkasında toplasaydım daha iyi olacaktı” dedi. Sonra kararlılık göstererek Übeyy b. Ka’b’ın arkasında onları topladı. Başka bir gece yine Ömer’le birlikte çıktık. İnsanlar, imamlarıyla birlikte namaz kılıyorlardı. Ömer şöyle dedi: “Bu güzel bir bid’at/uygulama oldu”(Ni’me’l-bid’atü hâzihi). Ne var ki, namazlarını gecenin sonuna tehir ederek kılanlar (şimdi uyuyanlar), şu anda kıyamda olanların/namaz kılanların vaktinden daha faziletlidir”. O sırada insanlar gecenin evvelinde kıyam ediyorlardı” (Buhârî, Salâtü’t-terâvîh 1).<br><br>Görüldüğü üzere Hz.Ömer’e göre de faziletli olan bu namazı gecenin ilerleyen vakitlerinde (uyuyup kalkıldıktan sonra) kılmaktır. Çünkü bu gece namazıdır. Ama mescitte (itikafta) dağınık halde kılan ve ezberinde Kur’an olmayan kimseler imamın arkasında kılabilir, o bunu demiş oldu. Lakin dikkat edilirse, Hz.Ömer kendisi imam olmuyor. ‘’Tüm müminler gelsin, toplansın, birlikte gece namazı(teravih?) kılacağız’’ demiyor (kendisi yine evinde kılıyor). Ve faziletli olanı da söylüyor.<br><br>Yani bu namazı cemaatle kılmak bir fazilet değil ruhsattır. Lakin bu ruhsat zamanla fazilet haline getirildi, örfleşti, kalıplaştı, kısaca ‘’ritüelleşti.’’ Rekat sayıları törenlerle artırıldı. Sayı artınca da aralarda dinlenmek gerekti. Zaten terâvih de sözlükte “rahatlatmak, dinlendirmek” anlamına gelen tervîha kelimesinin çoğuludur. Terâvîh namazı denmesinin nedeni de budur.<br><br>Sonuç:<br>Teravih diye isimlenen namazın aslı gece namazıdır. Zaten hadis kitaplarında bu konu ‘’kıyamul-leyl/gece kıyamı’’ başlığı altında nakledilir. Nebimiz bunu sadece Ramazanda değil her gece kılmıştır (11 rekat şeklinde). Efdali herkesin evinde ve gecenin ilerleyen vaktinde kılmasıdır. Örneğin sahurdan 20 dakika önce kalkıp 2, 4, 8, 10+1 şeklinde kılınabilir. Bu nafile bir namazdır, dileyen 2 rekât da kılabilir 11 rekat da, ben şahsen 11 rekattan fazla kılınmasını sünnete uygun bulmuyorum.<br>Şimdi tarikatçı-mezhepçi çevreler hatta Diyanet Nebimizin sünnetine mi uyuyor yoksa kutsadıkları fıkha mı? Karar sizin.<br><br>Not: Sol cenahtan bir cahil de ‘’madem bu sene teravih kılınamayacak Ramazan ertelensin, çünkü ibadetler bölünemez’’ demiş. Farz ile nafileyi bilemezsen böyle olur işte. Ben her zaman söylüyorum, entelektüel olabilmeniz için belli düzeyde bir din bilgisine de sahip olmalısınız ki TV ekranlarında ahkâm keserken rezil olmayasınız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/teravih-meselesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan Pişkin ve Karmaşık Zamanlar</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ramazan-piskin-ve-karmasik-zamanlar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ramazan-piskin-ve-karmasik-zamanlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Maruf DEMİR]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 May 2020 07:36:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=14591</guid>

					<description><![CDATA[Ailece İstanbul&#8217;a gitmiştik. O zamanlar on iki veya on üç yaşlarındaydım. İstanbul&#8217;a gitmişken tarihi ve dini mekânları ziyaret etmemek olmazdı. Gezdiğimiz yerlerden biri de Sultanahmet Camiisiydi. Daha dün gibi hatırlıyorum. Babam ile beraber caminin içini dolaşıyor; muhteşem mimarisi ve manevi havasının karşısında hayranlığımızı gizleyemiyorduk. Tam o anda bir turist yanımıza yaklaştı ve bize bir şeyler sorudu. Babam Arapça ve Farsça biliyor. Lakin muhatabımız olan turist belli ki Avrupa&#8217;nın herhangi bir ülkesinden… Çünkü babamla ingilizce konuşmaya çalışıyordu. El ve mimiklerinden camiiyle alâkalı bir şeyler sorduğu belliydi. Babam, Avrupalı turiste cevap verememenin ıstırabını yaşıyordu. Istırabı diyorum, çünkü gerçekten hiçbir şey anlatamıyordu! Alnında boncuk boncuk oluşan teri de bunun en büyük kanıtıydı. Neyse ki çok geçmeden camii görevlisi babamın yardımına yetişti. Daha sağlıklı bir şekilde turistle diyaloga geçti ve gereken bilgiyi kendisine verdi. Sonrasında babama dönerek uyarıda bulunmayı ihmal etmedi: &#8220;Vereceğiniz yanlış bir bilgi veya göstereceğiniz olumsuz bir intiba samimi olsanız bile kötü sonuçlar doğurabilir&#8221; dedi. Bu sözü üzerine camii görevlisini gayet haklı buluyorum. O vakitten beri tarihi ve dini mekânlarda birden çok yabancı dil bilen, o yerler ve o yerlerin ruhu hakkında bilgi sahibi olan görevliler yetiştirmek gerektiğini sürekli savunuyorum. Çünkü ne kadar samimi olsak da dini ve tarihi mekanlar hakkında fevri &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ailece İstanbul&#8217;a gitmiştik. O zamanlar on iki veya on üç yaşlarındaydım. İstanbul&#8217;a gitmişken tarihi ve dini mekânları ziyaret etmemek olmazdı.</p>



<p>Gezdiğimiz yerlerden biri de Sultanahmet Camiisiydi. Daha dün gibi hatırlıyorum. Babam ile beraber caminin içini dolaşıyor; muhteşem mimarisi ve manevi havasının karşısında hayranlığımızı gizleyemiyorduk.</p>



<p>Tam o anda bir turist yanımıza yaklaştı ve bize bir şeyler sorudu. Babam Arapça ve Farsça biliyor. Lakin muhatabımız olan turist belli ki Avrupa&#8217;nın herhangi bir ülkesinden… Çünkü babamla ingilizce konuşmaya çalışıyordu. El ve mimiklerinden camiiyle alâkalı bir şeyler sorduğu belliydi.</p>



<p>Babam, Avrupalı turiste cevap verememenin ıstırabını yaşıyordu. Istırabı diyorum, çünkü gerçekten hiçbir şey anlatamıyordu! Alnında boncuk boncuk oluşan teri de bunun en büyük kanıtıydı. Neyse ki çok geçmeden camii görevlisi babamın yardımına yetişti. Daha sağlıklı bir şekilde turistle diyaloga geçti ve gereken bilgiyi kendisine verdi. Sonrasında babama dönerek uyarıda bulunmayı ihmal etmedi: &#8220;Vereceğiniz yanlış bir bilgi veya göstereceğiniz olumsuz bir intiba samimi olsanız bile kötü sonuçlar doğurabilir&#8221; dedi.</p>



<p>Bu sözü üzerine camii görevlisini gayet haklı buluyorum. O vakitten beri tarihi ve dini mekânlarda birden çok yabancı dil bilen, o yerler ve o yerlerin ruhu hakkında bilgi sahibi olan görevliler yetiştirmek gerektiğini sürekli savunuyorum. Çünkü ne kadar samimi olsak da dini ve tarihi mekanlar hakkında fevri olarak yapacağımız bir hata ruhlar üzerinde kapanmayacak yaralar açabiliyor.</p>



<p>Böyle bir girizgahtan sonra şimdi de Ramazan Pişkin hadisesine bakmaya çalışalım. Açıkçası bu konuda yorum yapmayı düşünmüyordum. Fakat bir Diyarbekirli olarak şahsıma sorulan sorular ve olayı merak edenlerin açtığı telefonlar beni bu değerlendirmeyi yapmaya zorladı.</p>



<p>Kamuoyuna yansıdığı gibi; Ramazan Pişkin&#8217;i akıl hastanesine yatıran süreç Ulu Camiyi gezmeye gelen bir kadının giyimini eleştirmesi ve şahsı uyarması üzerinden gelişiyor. Kadının şikayetiyle hakkında &#8220;taciz&#8221; davası açılıyor. Haliyle kendisine ceza veriliyor.</p>



<p>Ve iddia o dur ki… İftira dahi olsa &#8220;taciz&#8221; davasıyla cezaevine girenlerin içeride çok iyi karşılanmadığı bilindiğinden (Ör; 7. Koğuştaki Mucize Filmi) mahkeme heyeti olayı zihinsel bir tutuma yorumluyor. (Çünkü taciz denilince genelin aklına, mevcut yasalarında etkisiyle bunun sözlü bir uyarı olabileceğinden ziyade her nedense belden aşağı saldırı geliyor.) Kendilerince bu kararın sanığın geleceği hakkında daha iyi olacağına karar kılıyor ve sanığın babasını da şahit tutarak şahsı akıl hastanesine yolluyor.</p>



<p>İlk etapta Ramazan Pişkin&#8217;in mesnetsiz akıl hastanesine yatırıldığına yönelik eleştiriler, tabi bu açıklamalarla bu kez farklı bir kanala kayıyor. &#8220;Kadının tutumu… Böyle bir davanın açılması… Mahkeme heyetinin olayı değerlendirmesi… İstanbul Sözleşmesi…* Kadının Beyanı Esastır&#8221; gibi ibareler olayı bir başka yönde tartışmaya açık hâle getiriyor. Görülen o ki tartışılmaya da devam edilecek.</p>



<p>Şimdilik bunlar burada bir dursun. Aslında ben biraz bu yazıyla Ramazan Pişkin özelinde bu şekilde bir tebliğ ve davet çalışmasının ne kadar sağlıklı olduğunu tartışmak istiyorum. Belki şu zaman diliminde; hele ki Ramazan Pişkin&#8217;e reva görülen muameleyi kabul etmeyen binlerce insanın &#8211; bazılarının kronik muhalif hastalığından mülhem- duyarlılığı ortadayken maddeleyeceklerimin ne kadarının kayda değer alınacağını; dahası nasıl bir linçle karşılaşacağımı az çok kestirebiliyorum. Fakat yine de umduğum yegâne şey var. O da ifade edeceklerimin, tebliğ ve davet çalışmalarında naçizane müslümanlara bir katkı olmasıdır.</p>



<p>Şunu da belirteyim ki, maddeleyeceklerim, Ramazan Pişkin&#8217;in şuan maruz kaldığı olayla sınırlı değildir. Kendisinin İslam&#8217;ı anlatma yöntemini dost meclislerinde eleştirmiş ve böyle bir davet ve tebliğ çalışmasının sağlıklı olmadığını defaatle ifade etmişimdir.</p>



<p>Şöyle ki;</p>



<p>Madde-1) Kur&#8217;an&#8217;ın ilk emirlerinden olan &#8220;elbiseni temiz tut&#8221; ifadesinin bir davetçinin bilmesi gerekiyor. Elbisenin temiz, düzgün, ütülü olmasının fakirlikle alakasının olmadığı bilinen bir gerçektir. Ayrıca bu emir saç-sakal kesiminden, üslup, tavır ve davranışlara kadar bedeni olan bir çok şeyi kapsıyor. Ramazan Pişkin&#8217;de istediği taktirde bu emri yerine getirebilir; gücü yetmiyorsa eğer bu emri yerine getirebilmek için kendisini sevenlerden yardım isteyebilir.</p>



<p>Madde-2) Ulu Cami&#8217;ye turistik bir gezi amacıyla gelen yerli ve yabancıların orada geçirecekleri zaman bellidir. Birinci maddede ifade edilen ilk intibayla birlikte aşağı yukarı yarım saati geçmeyen gezi/ziyaret esnalarında kime, ne kadar İslam anlatılabilir? üzerinde durulması gereken diğer bir konudur. Yıllara yayılan bir tebliğ ve davetin son demlerinde bile örneklerden sadece biri olan Bir&#8217;i Ma&#8217;une gibi bir olayın yaşandığını hatırlarsak on beş dakika ya da yarım saatlik bir İslami anlatımın sağlayacağı fayda ne kadar olabilir? diğer bir sorudur.</p>



<p>Madde-3) Bir insanın dininde samimi olması dinini anlatması için acaba yeterli midir? Bugün bir çok örgüt kendisini İslam&#8217;a ve İslam&#8217;i argümanlara nispet ederek sözümona dininin savunuculuğunu yapmaktadır. Öyle ki bu samimiyet içerisinde bir vakit namazı kaçıranların kafalarının kesilmesi bile söz konusu olmaktadır. Elbette bu söylediğim Ramazan Pişkin için bir kıyas unsuru değildir. Ama dini bir konuda samimiyet sadece yeterliyse kafa kesenin samimiyetine hâlel getirmemek gerekmez mi?!</p>



<p>Madde-4) Gezi amaçlı tarihi ve dini mekânlara gelenlere karşı tutumumuz nasıl olmalıdır? Örneğin bir müslümanın Sümela Manastırını ya da bir katedrali ziyareti esnasında Hristiyan bir misyonerin tebliğ ve davetine muhatap kalmasını nasıl karşılarız? sorularıyla empati kurmak gerektiği açıktır.</p>



<p>Madde-5) Tebliğ ve davetin yeri ve zamanı önemlidir. Vahyin kendisi dahi şartların; yüce ahlâk sahibi bir şahsiyetin, bu şahsiyete destek olacak kişilerin, mekanın ve zamanın uygunluğu neticesinde inzal edildiği söz konusu edilmektedir. Bunları göz ardı etmemek gerekir.</p>



<p>Madde-6) İnsanların dini mekânlara uygunsuz kıyafetlerle gelmesinin kabul edilemeyeceği muhakkaktır. Bunun eleştirisi yada uyarısı elbette yapılmalıdır. Ama bu eleştiri ve uyarı görevi o mekânlarda bulunan yetkilinin haberdar edilerek yapılması daha isabetlidir. Mevcut görevliyi aracı kılarak yapılacak ikaz daha etkili ve daha sağlıklı olacaktır. Yoksa birilerinin kendi üzerine o an için farz-ı ayn olmayan konularda ahkâm kesmesi, hüküm vermesi, mekanın sahibi gibi davranması her ne adına olursa olsun daha büyük sorunların açılmasına gebedir.</p>



<p>Ramazan Pişkin hadisesinde bir diğer husus YouTuberlar meselesidir. Malum, son dönemlerde kendisiyle yapılan röportajlar oldu. Özellikle Diyarbakır&#8217;a gelen YouTuberlar daha fazla tıklanma arzusuyla kendisi hakkında farklı başlıklar kullandı. Mesela bu başlıklardan biri &#8220;deli mi yoksa veli mi&#8221; olduğu yönündeydi. Sosyal medyada bu minvalde kendisiyle yapılan röportajların izlenmesi milyonları buldu. Aslında şuan içine sokulduğu bu durum tıklanma arzularından da azade değildir. Milyonları bulan bir hayran kitlesinin vermiş olduğu özgüvenle zaten usulsüz olduğunu belirttiğim tebliğ ve davet metodunda fazlasıyla aşırıya kaçması ihtimal dahilindedir.</p>



<p>Peki kendisi &#8220;deli mi yoksa veli midir?&#8221;</p>



<p>A) Deliliğin mihraptaki mahali bellidir. Deli veya meczupun dini temsil noktasında herhangi bir sorumluluğu yoktur. Ki rahatlıkla söylenebilir ki Ramazan Pişkin bir deli de değildir.</p>



<p>B) Ramazan Pişkin peki bir veli midir? Bu sorunun cevabı olsa olsa Allah daha iyisini bilendir demektir. Kendisi Allah&#8217;ın sevgili kulu olmak için çırpındığı vakidir. Bunun için kendince bir yol işlemektedir. Ama cümle aralarında ifade ettiğim gibi bu yolun sağlıklı olmadığı da kanaatimce sabittir.</p>



<p>Nihayete ererken…</p>



<p>Rabbimiz hakkı hak bilip hakka tabi olmayı ve batılı batıl bilip ondan uzaklaşmayı nasip etsin. Tebliğ ve davetçilerimize her yönüyle güzel bir örnek olmanın yolunu göstersin. Bu vesileyle tüm eleştirilerime rağmen ağır bir bedel ödediğinden şüphe etmediğim Ramazan Pişkin&#8217;i özgürlüğüne kavuştursun. Ve kavuşacağı özgürlük günlerinde daha sağlıklı, daha üsluplu ve daha güzel bir örneklikle tebliğ ve davet çalışmasının yollarını göstersin.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ramazan-piskin-ve-karmasik-zamanlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ya Rabbi Sen Bizi Affeyle!!!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ya-rabbi-sen-bizi-affeyle/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ya-rabbi-sen-bizi-affeyle/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Korkut Daban]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2020 17:12:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öne Çıkan]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yörünge Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İftar]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=14247</guid>

					<description><![CDATA[Vakit Adana için sahur vaktiydi! Sabah Ezanı birkaç dakikaya okunmak üzere. Elhamdülillah çok şükür diyelim. Rabbimin kısmet ettiği mükellef bir sofrada sahur yapmanın doyumu ile elimde büyükçe bir bardakta su ile salonun penceresinde ezanı beklemeye koyuldum. Evimizin 7. Katta olmasından ötürü, manzara Adananın güney mahallelerine kuş bakışı bir açıya sahip. Camdan dışarı bakınca ilk olarak binamızın yanı başında temeli atılan inşaat alanı göze çarpıyordu. Karanlık manzarada birden inşaat alanında hareket eden bir şeyler gördüm. Biraz daha dikkatli bakınca bu gölge halindeki görüntünün aslında bir insan olduğunu fark ettim. Belli ki inşaatın başlaması ile bir bekçi görevlendirilmişti. Günlerden Cuma ve Mayıs ayının serin bir sabah vakti! Hareketlerinden anladığım kadarıyla bekçinin yaşlıca bir amca olduğuna kanaat getirdim. Ezan okunmasına yakın çevreden köpek sesleri geliyordu. Yaşlı amca etrafı sadece dört duvarla örülmüş ancak bırakın kapı pencereyi üstünde tavanı bile olmayan bir bekçi kulübesinde soğuk havada sahurunu yapmıştı. Ezan vaktine yakın, etraftaki köpeklerin, üstü ve dört bir yanı açık bekçi kulübesine doğru yaklaştığını gördüm. Önce bir şey anlamadım. Daha sonra yaşlı amcanın elindeki bir şeyleri o hayvanlara uzattığını gördüm. Ben tok bir mide ile elimde su bardağı ile ezan okunmadan önce son bir hazırlık yaparken. Yaşlı amcanın bu davranışı beni âdeta yerle bir etti! &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Vakit Adana için sahur vaktiydi! Sabah Ezanı birkaç dakikaya okunmak üzere. Elhamdülillah çok şükür diyelim. Rabbimin kısmet ettiği mükellef bir sofrada sahur yapmanın doyumu ile elimde büyükçe bir bardakta su ile salonun penceresinde ezanı beklemeye koyuldum.</p>



<p>Evimizin 7. Katta olmasından ötürü, manzara Adananın güney mahallelerine kuş bakışı bir açıya sahip. Camdan dışarı bakınca ilk olarak binamızın yanı başında temeli atılan inşaat alanı göze çarpıyordu. Karanlık manzarada birden inşaat alanında hareket eden bir şeyler gördüm. Biraz daha dikkatli bakınca bu gölge halindeki görüntünün aslında bir insan olduğunu fark ettim. Belli ki inşaatın başlaması ile bir bekçi görevlendirilmişti.</p>



<p>Günlerden Cuma ve Mayıs ayının serin bir sabah vakti! Hareketlerinden anladığım kadarıyla bekçinin yaşlıca bir amca olduğuna kanaat getirdim. Ezan okunmasına yakın çevreden köpek sesleri geliyordu. Yaşlı amca etrafı sadece dört duvarla örülmüş ancak bırakın kapı pencereyi üstünde tavanı bile olmayan bir bekçi kulübesinde soğuk havada sahurunu yapmıştı.</p>



<p>Ezan vaktine yakın, etraftaki köpeklerin, üstü ve dört bir yanı açık bekçi kulübesine doğru yaklaştığını gördüm. Önce bir şey anlamadım. Daha sonra yaşlı amcanın elindeki bir şeyleri o hayvanlara uzattığını gördüm. Ben tok bir mide ile elimde su bardağı ile ezan okunmadan önce son bir hazırlık yaparken. Yaşlı amcanın bu davranışı beni âdeta yerle bir etti!</p>



<p>Bu yaşadıklarıma sizler ister adına ders deyin ister mucize! Gözlerim dolu bir şekilde boğazım düğümlendi 🙁 Hani kelimelerin yetersiz kaldığı an deriz ya. Vakit tamda o vakit. Utancımdan yerin dibine girdim. Halbuki üzerimde gündüz vakti ihtiyaç sahiplerine hayır yapmanın bahtiyarlığı vardı. Sanki insanlara dünyaları bağışlamıştım. Duygusal tatmin üst düzeyde idi diyebilirim. Rabbim bir kez daha sevilen bir kulu olduğumu bana gösterdi.</p>



<p>En ufacık bir gurur kibir neler yapmazdı ki! Alemlerin Rabbi, nefsimize yenik düşmüş aciz bir kul olduğumu tokat misali çarpıyordu yüzüme. Allaha şükretmeye dilim varmıyordu dersem, belki beni bir nebze olsun anlarsınız. Tövbe etmek, hem de yerlere kapanıp utancımdan yüzümü hiç kaldırmadan öylece saatlerce kalmak istedim!</p>



<p>Bu arada ezan okundu. Ezan sesiyle birlikte henüz 20 aylık Zeynep kızımızda uyanmıştı. Zeynep kucağımda bekçi amcayı izlemeye devam ediyordum. Ben abdest almaya üşenirken bir de ne göreyim. İhtiyar amca elinde bir ibrik ile soğuk havada abdest alıyordu. Gördüğüm manzara karşısında gözyaşlarım adeta sele döndü 🙁 Adeta ilahi bir mesaj veriyordu.</p>



<p>Sen aciz bir kul olarak mükellef bir sofrada türlü nimetler ile sıcacık yuvanda sahur yapıyordun. Yetmiyor çeşmeden akan sıcak su ile abdest almaya üşeniyordun! Allah, mucize bir uyarı mı arıyorsun dedi? Al sana mucize! Hem de büyük bir ibret ve mucize!</p>



<p>Birden yıllar öncesine gittim. Sene 1994 üniversiteyi yeni kazanmışım, ancak 94 krizi nedeniyle üniversiteye başlayamamışım. O sene bir inşaatta amele olarak işe başlamıştım. Aynı inşaatta bekçilik yapan merhum babam bir gün hastalanmıştı. Babamın gece gelemediği günler onun yerine 3 gün vekaleten bekçilik yapmıştım. O dönemde tevafuk bir Ramazan Ayı idi. Ben aynı inşaatta 3 gece 3 gündüzü neredeyse hiç uyumadan oruca niyetli bir şekilde geçirmiştim!</p>



<p>Ancak benim kaldığım bekçi kulübesi adam akıllı bir kulübe idi. İçerisinde bir odun sobası bile vardı. Yaşlı amca ile kendimi kıyaslamaya utandım! Başımı kaldırıp şükrettim. Bu sabah, Rabbim bana şükretmenin faziletini ve mükafatını bir kez daha göstermişti.</p>



<p>Sabretmesini bilene, her sıkıntının ve darlığın bir ödülü vardı. Tekrar tekrar Elhamdülillah çok şükür, Ya Rabbi dedim. Tüm bu ibretlik hikayeden sonra;</p>



<p>Ya Rabbi Sen Bizi Affeyle</p>



<p>Ya Rabbi Sen Bizi Affeyle</p>



<p>Ya Rabbi Sen Bizi Affeyle, dedim? Âmin&#8230; </p>



<p>Selâm ve dua ile&#8230;</p>



<p>Korkut Daban</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ya-rabbi-sen-bizi-affeyle/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayat Boyu Ramazan Yaşam Modeli&#8230;</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/hayat-boyu-ramazan-yasam-modeli/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/hayat-boyu-ramazan-yasam-modeli/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rüstem BUDAK]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2020 10:19:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13970</guid>

					<description><![CDATA[Ramazan;&#160;Mülk- Mülkiyet&#160;ile ilişkimizi yeniden gözden geçirmeye ikazdır, fırsattır ve emirdir. Oysaki bu ilişki sadece Fitre ve varsa Zekât olan mallar üzerinden değerlendirilir. Sahip olduğumuz- Verilen- Bağışlanan- Emanet edilen Mülklerden; ihtiyaç fazlasını bağışlamak ve paylaşmak; İnsanlığın- Müslümanlığın gereğidir. *** Sadece Bireysel- Toplumsal tarz olarak Oruç değil&#8230; Ticarette Oruç&#8230; Siyasette Oruç&#8230; Üretimde Oruç&#8230; Bürokraside Oruç&#8230; Yargıda Oruç&#8230; Askerde Oruç&#8230; Emniyette Oruç&#8230; Trafikte Oruç&#8230; Sporda Oruç&#8230; Tatilde Oruç&#8230; Hayatın her alanında Oruç bir hayat modellemesi sunuyor. Tutumlarımızı, algılarımızı, davranışlarımızı, kararlarımızı&#160;Oruç&#8217;un ruhu ile kuşatmazsak&#160;kardeşini anlamak edebiyatı ile zamanımızı geçireceğiz. *** Ramazan;&#160;zorlukları, sıkıntıları, yoklukları, eksikleri ile İnsan&#8217;a huzur, güven, muhabbet ve sağlık&#160;veriyor. Yani; feda etmenin, vermenin, bağışlamanın, eksiltmenin sonu hakikattir- cennettir. İnsan; yaratıldıktan sonra eylemlerinden, söylediklerinden, düşündüklerinden, tasavvurlarından kendisi sorumludur. Dünyayı, kendisini, toplumu ve devleti adalet- tevhid üzere inşa edebilmek için bütün boyutları ile modelleme yapmak, pratize etmek zorundadır. *** Oruç;&#160;ruhun- aklın- kalbin, beden ve hazlarına karşı kazandığı zaferdir. Oruç; sahur ile iftar arasında cenneti yaşamaktır. Oruç; vahyin kalbe ve akla inişine şahitlik etmektir. Oruç; Allah ile aracıları ortadan kaldıracak bir şekilde buluşmaktır. Oruç; ölü ruhun dirilmesidir. Oruç; varolmak için yok olmaktır. *** Hayat Boyu Ramazan Yaşam Modeli&#8230; Her vahyin kalbine inmesi için hazır olacaksın. Hayatının her anında başkasını gözeteceksin. Haram söz- iş- hal- durumlarla &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ramazan;&nbsp;Mülk- Mülkiyet</strong>&nbsp;ile ilişkimizi yeniden gözden geçirmeye ikazdır, fırsattır ve emirdir.</p>
<p>Oysaki bu ilişki sadece Fitre ve varsa Zekât olan mallar üzerinden değerlendirilir.</p>
<p>Sahip olduğumuz- Verilen- Bağışlanan- Emanet edilen Mülklerden; ihtiyaç fazlasını bağışlamak ve paylaşmak; İnsanlığın- Müslümanlığın gereğidir.</p>
<p>***</p>
<p><strong>Sadece Bireysel- Toplumsal tarz olarak Oruç değil&#8230;</strong></p>
<p>Ticarette Oruç&#8230;</p>
<p>Siyasette Oruç&#8230;</p>
<p>Üretimde Oruç&#8230;</p>
<p>Bürokraside Oruç&#8230;</p>
<p>Yargıda Oruç&#8230;</p>
<p>Askerde Oruç&#8230;</p>
<p>Emniyette Oruç&#8230;</p>
<p>Trafikte Oruç&#8230;</p>
<p>Sporda Oruç&#8230;</p>
<p>Tatilde Oruç&#8230;</p>
<p>Hayatın her alanında Oruç bir hayat modellemesi sunuyor.</p>
<p>Tutumlarımızı, algılarımızı, davranışlarımızı, kararlarımızı&nbsp;Oruç&#8217;un ruhu ile kuşatmazsak&nbsp;kardeşini anlamak edebiyatı ile zamanımızı geçireceğiz.</p>
<p>***</p>
<p><strong>Ramazan;&nbsp;zorlukları, sıkıntıları, yoklukları, eksikleri ile İnsan&#8217;a huzur, güven, muhabbet ve sağlık</strong>&nbsp;veriyor.</p>
<p>Yani; feda etmenin, vermenin, bağışlamanın, eksiltmenin sonu hakikattir- cennettir.</p>
<p>İnsan; yaratıldıktan sonra eylemlerinden, söylediklerinden, düşündüklerinden, tasavvurlarından kendisi sorumludur. Dünyayı, kendisini, toplumu ve devleti adalet- tevhid üzere inşa edebilmek için bütün boyutları ile modelleme yapmak, pratize etmek zorundadır.</p>
<p>***</p>
<p><strong>Oruç;</strong>&nbsp;ruhun- aklın- kalbin, beden ve hazlarına karşı kazandığı zaferdir.</p>
<p>Oruç; sahur ile iftar arasında cenneti yaşamaktır.</p>
<p>Oruç; vahyin kalbe ve akla inişine şahitlik etmektir.</p>
<p>Oruç; Allah ile aracıları ortadan kaldıracak bir şekilde buluşmaktır.</p>
<p>Oruç; ölü ruhun dirilmesidir.</p>
<p>Oruç; varolmak için yok olmaktır.</p>
<p>***</p>
<p><strong>Hayat Boyu Ramazan Yaşam Modeli&#8230;</strong></p>
<p>Her vahyin kalbine inmesi için hazır olacaksın.</p>
<p>Hayatının her anında başkasını gözeteceksin.</p>
<p>Haram söz- iş- hal- durumlarla hemhal olmayacaksın.</p>
<p>İnsanlara karşı merhametli olacaksın.</p>
<p>Kimsenin canına- malına- namusuna- benliğine kast etmeyeceksin.</p>
<p>Öfkene sahip olacaksın.</p>
<p>Arzularına- şehvetine- isteklerine sahip olacaksın.</p>
<p>***</p>
<p><strong>Oruç ürkek bir kuş gibidir.</strong></p>
<p>Tutabilmen için&nbsp;sabır, iyilik, vahiy, şuur ve akıl ile hareket etmelisin.</p>
<p>Oruç kuşunu tutabilene helal olsun.</p>
<p>***</p>
<p>Ramazan; fitre,&nbsp;<strong>zekat, infak, sadaka, karz-ı hasen</strong>&nbsp;ile mülkün paylaşımıdır.</p>
<p>Mülkünü yani mideye indirdiğini&nbsp;paylaşmayanın orucu, oruç değildir.</p>
<p>***</p>
<p><strong>Adam öldürmek orucu bozar mı?</strong></p>
<p>Bugün müslümanlar birbirlerini; Allah dışında tapındıkları ilahlar adına öldürüyorlar.</p>
<p>Mezhep adına, Fıkıh adına, Irk adına, Çıkarlar adına katlediyorlar.</p>
<p>***</p>
<p>Oruç&nbsp;<strong>tuttuğunuz günler ile tutmadığınız günler</strong>&nbsp;arasında&nbsp;sadece&nbsp;açlık farkı varsa henüz Oruç tutmamışsınız demektir.</p>
<p>***</p>
<p><strong>Sofra, sadece Sofra değildir.</strong><br />
Çünkü gönlünü açmayan, Sofra&#8217;sını da açmaz.</p>
<p>***</p>
<p><strong>İtikaf Vakti;&nbsp;aslında İtiraf vaktidir.</strong></p>
<p>Allah&#8217;a kendisini İtiraf etmektir.</p>
<p>Arınma ve yenilenme için duraktır.</p>
<p>***</p>
<p><strong>Ramazan&#8217;ın Anlamları</strong></p>
<p>müjdedir Ramazan&#8230; Yüreklere cennet esintisi veren&#8230;</p>
<p>imtihandır Ramazan&#8230; Eline, diline ve beline sahip kılan&#8230;</p>
<p>pratiktir Ramazan&#8230; Dilde ve kalpte olana yaşama yansıtan&#8230;</p>
<p>vahiydir Ramazan&#8230; Ezeli ve Ebedi Hakikati ortaya koyan&#8230;</p>
<p>direniştir Ramazan&#8230; Batıl olan herşeye karşı koyan&#8230;</p>
<p>okumaktır Ramazan&#8230; Vahyi okumak, yine okumak, yeniden okumak, daima okumak olan&#8230;</p>
<p>kardeşliktir Ramazan&#8230; Kendinden bir parçayı paylaşmak olan&#8230;</p>
<p>diriliştir Ramazan&#8230; Şirkin karanlığına karşı Tevhid&#8217;in aydınlığı&#8230;</p>
<p>arınmadır Ramazan&#8230; Günahların akıp gitmesi&#8230;</p>
<p>sevgidir Ramazan&#8230; Kul&#8217;un sevdiği Allah için neler yapabileceğini gösteren&#8230;</p>
<p>yolculuktur Ramazan&#8230; Sabah ile akşam arasında Sırat-ı Müstakim üzere olan&#8230;</p>
<p>vermektir Ramazan&#8230; Elindeki malından bir kısmını ihtiyaç sahiplerine ulaştıran&#8230;</p>
<p>eğitimdir Ramazan&#8230; Ruh ve akıldan başlayarak insan ve toplumu terbiye eden&#8230;</p>
<p>sabırdır Ramazan&#8230; Zorluklara ve mahrumiyetlere karşı dayanma gücü veren&#8230;</p>
<p>huzurdur Ramazan&#8230; Dengesi kurulan hayatın içinde yerini ve yolunu bulan&#8230;</p>
<p>zaferdir Ramazan&#8230; Nefsin ve şeytanın dayatmalarına karşı kazanılan&#8230;</p>
<p>barıştır Ramazan&#8230; Varlık alemi ile tekrar bir ve beraber yaşama ümidi veren&#8230;</p>
<p>farkındalıktır Ramazan&#8230; Örtülen gerçekliğin tüm ayrıntıları ortaya çıktığı ve farkına varıldığı&#8230;</p>
<p>susmaktır Ramazan&#8230; Sözü ve vahyi anlamak için sesi kesip, sese kulak vermek&#8230;</p>
<p>neşvedir Ramazan&#8230; İbadetin beden ve ruhta estirdiği neş&#8217;e, mutluluk ve tebessüm&#8230;</p>
<p>yasaktır Ramazan&#8230; İnsanı, aileyi, toplumu ve devleti ifsad eden tüm unsurları yapmamak&#8230;</p>
<p>projedir Ramazan&#8230; İnsanın bir ömür boyu nasıl yaşayacağına dair arayışının modeli&#8230;</p>
<p>bilmektir Ramazan&#8230; Kendinin, Rabbinin ve Sen&#8217;in hikmetine vakıf olmak&#8230;</p>
<p>oruç tutturmaktır Ramazan&#8230; Mideye, Dile, Ele, Kalbe, Göze, Kulağa, Akla, Ayaklara, Deriye oruç tutturmak olan&#8230;</p>
<p>***</p>
<p><strong>Ruhun güzellikleri içinde,</strong><strong><br />
Vahyin aydınlığında,<br />
Kardeşlik ikliminde,<br />
bir Ramazan dileğiyle,<br />
Orucunuz makbul,<br />
Dualarınız kabul olsun.</strong></p>
<p>Rüstem BUDAK</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/hayat-boyu-ramazan-yasam-modeli/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Isparta’da Eski Ramazanlar</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ispartada-eski-ramazanlar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ispartada-eski-ramazanlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 May 2019 14:53:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[ısparta]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10348</guid>

					<description><![CDATA[Sanırım 3-4 yaşlarındayım. Senirkent ilçesine bağlı Yassıören köyünde, bir gece davulcunun sesiyle uyandığımı hatırlıyorum. Bir de ne görsem! Benden başka bütün hane halkı ayakta. Hane halkı dediysem iki kişi, nenem ve dedem. Dışardan davul sesiyle birlikte, içinde dedemin isminin ve lakabının geçtiği maniler okunuyor. Neneme soruyorum “-Bu ne?” diye, nenem yüzüme bakıp saf saf cevap veriyor; “-Ramazan oşalaması…” uyku mahmurluğundan ne dediğini anlayamıyorum önce. “Oşalama” bittikten sonra, hane sahibi dedem, nenemin erzak odasından getirdiği birkaç yumurta ve biraz unu, davulcuya bahşiş diye uzatıyor. İşte ilk hatırladığım Ramazan ayından aklımda kalanlar… Birkaç yaş büyüdüğümde köy ramazanlarından aklımda kalan bir Ramazan hatırasıdaha var. Köy camisinin önündeki taş kütleye çıkan yaşlı bir adam kısık ve titreyen sesiyle Akşam ezanını okuyor. Akşam namazını kılmaya hazırlanan ve genellikle yaşlılardan oluşan cemaat, evlerinden getirdikleri, katmerleri ezan sesiyle birlikte paylaşıyorlar. Oraya toplanan çocuklar da dağıtılan katmerlerden nasipleniyor. Sonra camiye, namazkılmaya geçiliyor. Köydeki Ramazan bayramını anlatmasam olmaz. Nenem pekmezli un helvası karıyor. Bir de “samsa” denilen yufkadan muska şeklinde sarılan ve içine ceviz veya çekirdek ezmesi konulan kuru tatlı yapılıyor. Güneşe bırakılıyor. Yenileceği zamani yağda kızartılıyor ve pekmezle tatlandırılıyor.  Nenem öleli yıllar oldu, lakin yaptığı ‘Samsa’nın tadı halen damağımda. Allah rahmet eylesin!.. Dedemin camiden çıkmasını bekliyoruz. Dedem gelince sabah kahvaltısı yerine bir şeyler atıştırıyoruz, aklımda kalan içtiğim bir bardak sıcak süt. Sonra bir hazırlık başlıyor, nenem öğleyin ovada yiyeceğimiz azığı tedarik ediyor. Dedem çam ağacından yapılma &#8220;senek&#8221; adı verilen ağaç testiye su dolduruyor. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sanırım 3-4 yaşlarındayım. <strong>Senirkent</strong> ilçesine bağlı <strong>Yassıören</strong> köyünde, bir gece davulcunun sesiyle uyandığımı hatırlıyorum. Bir de ne görsem! Benden başka bütün hane halkı ayakta.</p>
<p>Hane halkı dediysem iki kişi, nenem ve dedem. Dışardan <strong>davul</strong> <strong>sesiyle</strong> birlikte, içinde dedemin isminin ve lakabının geçtiği maniler okunuyor.</p>
<p>Neneme soruyorum “<strong>-Bu ne?</strong>” diye, nenem yüzüme bakıp saf saf cevap veriyor; “-<strong>Ramazan</strong> <strong>oşalaması</strong>…” uyku mahmurluğundan ne dediğini anlayamıyorum önce.</p>
<p>“<strong>Oşalama</strong>” bittikten sonra, hane sahibi dedem, nenemin erzak odasından getirdiği birkaç yumurta ve biraz unu, davulcuya <strong>bahşiş</strong> diye uzatıyor.</p>
<p>İşte ilk hatırladığım <strong>Ramazan</strong> ayından aklımda kalanlar…</p>
<p>Birkaç yaş büyüdüğümde <strong>köy ramazanlarından</strong> aklımda kalan bir <strong>Ramazan</strong> <strong>hatırası</strong>daha var. Köy camisinin önündeki taş kütleye çıkan yaşlı bir adam kısık ve titreyen sesiyle <strong>Akşam</strong> <strong>ezanını</strong> okuyor.</p>
<p><strong>Akşam</strong> <strong>namazını</strong> kılmaya hazırlanan ve genellikle yaşlılardan oluşan cemaat, evlerinden getirdikleri, <strong>katmerleri</strong> ezan sesiyle birlikte paylaşıyorlar.</p>
<p>Oraya toplanan çocuklar da dağıtılan katmerlerden nasipleniyor. Sonra <strong>camiye,</strong> <strong>namaz</strong><strong>kılmaya</strong> geçiliyor.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/Ysparta_eski_1.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Köydeki</strong> <strong>Ramazan</strong> bayramını anlatmasam olmaz. Nenem pekmezli un helvası karıyor.</p>
<p>Bir de “<strong>samsa”</strong> denilen yufkadan muska şeklinde sarılan ve içine ceviz veya çekirdek ezmesi konulan <strong>kuru tatlı</strong> yapılıyor. Güneşe bırakılıyor.</p>
<p>Yenileceği zamani yağda kızartılıyor ve pekmezle tatlandırılıyor.  Nenem öleli yıllar oldu, lakin yaptığı ‘<strong>Samsa</strong>’nın tadı halen damağımda. <strong>Allah</strong> <strong>rahmet</strong> <strong>eylesin!..</strong></p>
<p>Dedemin camiden çıkmasını bekliyoruz. Dedem gelince sabah kahvaltısı yerine bir şeyler atıştırıyoruz, aklımda kalan içtiğim bir bardak sıcak süt. Sonra bir hazırlık başlıyor, nenem öğleyin ovada yiyeceğimiz azığı tedarik ediyor.</p>
<p>Dedem çam ağacından yapılma &#8220;<strong>senek&#8221;</strong> adı verilen ağaç testiye su dolduruyor.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/Isparta_senirkent_Eski.jpg" /></p>
<p>Ben mızmızlanıyorum, “-<strong>Bugün bayram hiç ovaya çalışmaya gidilir mi?</strong>” diye, dedem duymazlıktan geliyor, nenem “<strong>-Guzum burası köy yeri buranın bayramı bu kadar olur</strong>” diyor.</p>
<p>Çocuk aklım almıyor bir türlü. Birden annemi ve kardeşlerimi özlüyorum. “<strong>Isparta</strong>’<strong>da oldukları için ne şanslılar</strong>” diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>Isparta</strong>’da merkezde <strong>Hızırbey Mahallesi’</strong>nde oturuyoruz eski ismi <strong>Tekke</strong>.</p>
<p>Mahallede meskun <strong>Hızırbaba</strong> <strong>Türbesi’</strong>nden dolayı <strong>Tekke</strong> <strong>mahallesi</strong> deniliyor.<strong>Hızırbaba</strong> eski <strong>Bektaşi</strong> dedelerinden.</p>
<p>Çünkü türbedarı <strong>Ali Amca Bektaşi</strong>’ydi. Uzun boylu, çiçek bozuğu suratı, kırçıl kısa sakalları ve fötr şapkası vardı.</p>
<p>Bir gün sokakta oynarken “<strong>Ali dede öldü”</strong> dediler, o kadar!.. Unuttuk gitti. Şimdi o kendisini hatırlatıyor.</p>
<p>Mahallemizde <strong>Hızırbaba Türbesi</strong>’nin yanı başında <strong>Akoluk</strong> <strong>çeşmesi</strong> var. Suyu buz gibi. Yaz kış soğuk akardı.</p>
<p>İftara yakın mahallenin çocukları ellerinde su kapları, sıraya girer, <strong>Akoluk</strong> çeşmesinin buz gibi suyundan doldurur, <strong>top sesiyle </strong>birlikte koştura koştura kendilerini bekleyen ailelerine suyu yetiştirmeye çalışırdı.</p>
<p>Şimdi <strong>Akoluk</strong> <strong>çeşmesinin</strong> kaynağına giden su boruları kırıldığı için, suyu şehir şebekesinden, eskiye nispetle de içilecek gibi değil.</p>
<p>Ama şöhretini duyanlar ellerini yüzlerini yıkayıp, dudaklarını ıslatmadan geçmezler…</p>
<p>Babamın getirdiği <strong>Ramazan pidesini,</strong> pasta yer gibi yiyoruz. <strong>Pide</strong>; yufka ekmeğine alışkın damaklarımıza <strong>Ramazana</strong> <strong>özgü</strong> bir tat bırakıyor.</p>
<p><strong>Susamı</strong> ve <strong>çörekotuyla</strong> kendisini, lezzet dünyamıza kodluyor. Yatsı ezanı okunmadan önce, “<strong>Yer kalmaz</strong>” diye erkenden ailecek camiye gidiyoruz.</p>
<p>Annem ve kız kardeşim caminin üst katına çıkıyor, babam ve ağabeyimle ben aşağıda<strong>Teravi namazı</strong> kılıyoruz.</p>
<p>Rahmetli <strong>Atabeyli Hacı Rifat Hoca</strong>, gönüllere maneviyat üfleyen sesiyle sureleri okuyor.</p>
<p><strong>Ramazan</strong>’da ne zaman camiye gitsek <strong>Hacı Rifat Efendi</strong> camide. Cemaatten bazıları<strong>“Hoca Efendi itikâfa girmiş…</strong>” falan diyor.</p>
<p>Çocuklarının akşama doğru yiyecek getirip caminin kapısına bıraktıklarını görüyoruz.  Hoca çocuklarıyla da olsa dünya kelamı konuşmuyor.</p>
<p>Babama “<strong>İtikâf ne</strong>” diye soruyorum. “<strong>Ramazan ayında ibadet etmek için camide konuşmadan yaşamak</strong>” diyor.</p>
<p>Bana gizemli geliyor. “<strong>Ben de büyünce itikâfa gireceğim</strong>” diyorum. Diyorum demesine de yaş 50 oldu daha itikâfa gireceğiz.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/hilall_-ruyet_hilal..png" /></p>
<p>Yaş büyüdükçe dini cemaatler arasındaki “<strong>Rüyet tartışmaları</strong>”na kulak kabartıyoruz. Ailem “<strong>Diyanet Takvimi”</strong>ne göre oruca başlıyor orucu bitiriyor.</p>
<p>Ortaokuldaki sosyal bilgiler öğretmenimiz “<strong>Çocuklar Suudiler bugün bayram yapmış”</strong> diyor.</p>
<p>Orucu bir gün önce bozuyorlar. <strong>Hilali gözetlemek için </strong>dağlara çıkanlar olduğunu duyuyorum.</p>
<p>Mahallemizde rahmetli <strong>Osman Ağlarcı</strong> da <strong>Hilali gözlemek için </strong>dağa çıkanlardandı.</p>
<p>“<strong>Sünnet…</strong>” diyorlar, “<strong>Bu diyanete güvenilmez!..</strong>” diyorlar. Başka cemaatler de onları eleştiriyor.</p>
<p>Bir gün yolda karşılaştığım bir abi, “<strong>Bugün bayram, bayramda oruç tutulmaz1..</strong>” dedi… Orucu bozdum, eve geldim, babama söyledim, babamın beni bir dövmediği kaldı.</p>
<p>“<strong>Bir daha mı, tövbe!..”</strong> dedim ama Üniversiteye gelince kendimi yine aynı tartışmaların içinde buluverdim.</p>
<p><strong>Isparta</strong>’da <strong>Ramazan</strong> demek, <strong>helva</strong> demekti. Sokak başlarında helva satanların önlerinde kuyruk olur, helvasını alan evinin yolunu tutardı.</p>
<p><strong>Şakşak helvası,</strong> genelde <strong>kandil akşamları</strong> hayırseverler tarafından dağıtılırdı.</p>
<p><strong>Tahin</strong> ve <strong>bol susam</strong>dan yapılırdı. Yemesi meşakkatliydi. Hele takma dişi olanların yemesi mümkün değildi.</p>
<p>Takma dişleri helvaya saplanır, çıkarıcam diye uğraşıp dururlardı ama yine de yemekten vazgeçmezlerdi.</p>
<p>Liseye başladıktan sonra arkadaşlarla cami gezmelerine başladık. Birkaç defa<strong> hatimle teravih namazı kıldıran cami</strong>ye de yolumuz düştü.</p>
<p>Alışık olmadığımızdan; <strong>Allah affetsin</strong>, nefsimize zor gelmişti.</p>
<p>Aynı, <strong>Nasreddin Hoca</strong>’nın hikâyesinde olduğu gibi “<strong>İş inada bindi…</strong>” türünden bir duygu yaşamıştık.</p>
<p>Hatimle teravih namazı kılan camilerin cemaati genellikle <strong>yaşlı</strong>, <strong>ehli tarik</strong> ve<strong> hac vazifesini ifa etmişlerden</strong> oluşurdu. Bizim yaş grubumuza uygun değildi.</p>
<p>Eğer çarşı merkezinde, yani <strong>Mimar Sinan, Ulu Camii</strong> ve <strong>Kavaklı</strong> diğer adıyla<strong>Peygamber Camii’</strong>nde teravih namazını kıldıysak, namaz bitiminde kendimizi derin sohbetlerin engin ufkuna salmak için, arasta aralarındaki çay ocaklarına uğrar, yerlere serilen hasırların üstünde oturur, memleket meselelerinden dem vururduk.</p>
<p>Eve vardığımızda hane halkı sahura kalkıyor olurdu. “<strong>-Nerede kaldın?</strong>” türünden sorulara “-<strong>Camideydik</strong>” der, “-<strong>Ulan bu saatte cami mi olur?</strong>” sözlerini duymazlıktan gelirdik.</p>
<p>“<strong>Hey gidi günler hey!..</strong>” diyesim geliyor, bakıyorum da çocuklarımın benim kadar<strong>Ramazan</strong> <strong>hatırası</strong> olmayacak, her şey rutin, her şey monoton…</p>
<p>Efendim bu vesileyle <strong>Ramazan ayını</strong> kutluyorum. Selam ve dua ile…</p>
<p>.</p>
<p><strong>Ömür Çelikdönmez</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ispartada-eski-ramazanlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
