<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>politika &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/politika/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Mon, 10 Apr 2023 14:00:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>politika &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Erkeklerin Abdestini Bozan Kadın Aday</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/erkeklerin-abdestini-bozan-kadin-aday/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/erkeklerin-abdestini-bozan-kadin-aday/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Apr 2023 14:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18727</guid>

					<description><![CDATA[CHP yandaşları [ve daha da ilginci bizim tayfanın bir bölümü] Kemal beyin seccadeye ayakkabı ile basmasını te’vil ediyor, hafifletmeye çalışıyorlar. Hadi CHP yandaşlarını anladık, peki size/bize ne oluyor? Yok seccade kutsal değilmiş, yeni bir kutsal üretiyor ve Kur’anda olmayan şeyleri mi din ediniyormuşuz, hani biz öyle değilmişiz, yok yeryüzü mescitmiş, yok namaz için seccade şart değilmiş, toprakta ve mermerde de kılınabilirmiş vs&#8230; Ya Hu siz hakikaten meseleyi mi anlamadınız yoksa yandaşlığınız [ya da Erdoğan nefreti] gözünüzü mü kör etti? Ya Hu size kim ‘’seccade kutsaldır’’ diyor? ‘’Namaz sadece seccadede kılınabilir’’ diyen kim? Mesele CHP zihniyetinin halkın inançlarına ve kültürüne yabancı olması, yaklaşık bir asırdır bilinen bu durumun adeta yeniden resmedilmesi, hepsi bu. Bakın kültürüne de dedim, okudunuz mu? Bu toplumda inançla kültür iç içedir, sosyoloji dindir, din kültürdür, kültür dindir [hani hep söyleriz ya], kastımız bu işte. Dine/kültüre aşinalık ve saygı/hürmet. Hepsi bu. Yani konu CHP’nin kültürel yabancılaşması (ben buna ‘’teososyolojik doku uyuşmazlığı’’ diyorum). Şimdi hala anlamayan varsa şöyle anlatalım [tane tane]; Caminin dış duvarı da kutsal değildir ama ‘’cami duvarına işemek’’ diye bir deyim var bu ülkede. Ve bunun ne anlama geldiği de hepimizin malumu.&#160; Bir kumaş parçası olarak bakarsanız bayrak da kutsal değildir, dini olarak da bayrağa basmak &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>CHP yandaşları [ve daha da ilginci bizim tayfanın bir bölümü] Kemal beyin seccadeye ayakkabı ile basmasını te’vil ediyor, hafifletmeye çalışıyorlar.</p>



<p>Hadi CHP yandaşlarını anladık, peki size/bize ne oluyor?</p>



<p>Yok seccade kutsal değilmiş, yeni bir kutsal üretiyor ve Kur’anda olmayan şeyleri mi din ediniyormuşuz, hani biz öyle değilmişiz, yok yeryüzü mescitmiş, yok namaz için seccade şart değilmiş, toprakta ve mermerde de kılınabilirmiş vs&#8230;</p>



<p>Ya Hu siz hakikaten meseleyi mi anlamadınız yoksa yandaşlığınız [ya da Erdoğan nefreti] gözünüzü mü kör etti? Ya Hu size kim ‘’seccade kutsaldır’’ diyor? ‘’Namaz sadece seccadede kılınabilir’’ diyen kim?</p>



<p>Mesele CHP zihniyetinin halkın inançlarına ve kültürüne yabancı olması, yaklaşık bir asırdır bilinen bu durumun adeta yeniden resmedilmesi, hepsi bu. Bakın kültürüne de dedim, okudunuz mu? Bu toplumda inançla kültür iç içedir, sosyoloji dindir, din kültürdür, kültür dindir [hani hep söyleriz ya], kastımız bu işte. Dine/kültüre aşinalık ve saygı/hürmet. Hepsi bu. Yani konu CHP’nin kültürel yabancılaşması (ben buna ‘’teososyolojik doku uyuşmazlığı’’ diyorum).</p>



<p>Şimdi hala anlamayan varsa şöyle anlatalım [tane tane];</p>



<p>Caminin dış duvarı da kutsal değildir ama ‘’cami duvarına işemek’’ diye bir deyim var bu ülkede. Ve bunun ne anlama geldiği de hepimizin malumu.&nbsp;</p>



<p>Bir kumaş parçası olarak bakarsanız bayrak da kutsal değildir, dini olarak da bayrağa basmak diye bir günah yoktur, hadi o zaman bayrağa basın da göreyim sizi, bayrağa basın ve o şekilde resim çektirin bakalım!</p>



<p>Keza evlere ayakkabı ile girmek de günah değildir, hadi o zaman buyurun Anadolu’da evlere ayakkabı ile girin de göreyim sizi, Kemal bey yanına Canan hanımı da alsın ve ayakkabıları ile girsin dolaştığı bölgedeki evlere, öyle ya, madem günah değil…</p>



<p>Bu örnekleri çoğaltmak mümkün ama gerek yok, anlamayan yada anladığı halde meseleyi çarpıtanlar için fazla söze gerek yok. Bazıları da sanki başkasının hatası kendi [yandaşının] hatasını aklayacakmış gibi&nbsp; ‘’ama sen de/onlar da şöyle şöyle yapmışlardı’’ şeklindeki mantık hatasını/safsatasını yapmaya devam ediyor [Ad Hominem tu Quoque’’ mantık safsatası]. Etsinler, kendileri bilir ve sadece kendilerini kandırırlar.</p>



<p>Şimdi gelelim başlıktaki konuya;</p>



<p>CHP önceki yıllarda Diyarbakır’da bir kadın aday çıkarır. Bölge kültürüne aşina olmayan bu aday, seçim çalışmaları kapsamında önüne gelen herkesle tokalaşmaya başlar. Böyle yapar ki seçmenle yakın bir bağ kursun ve desteğini alsın! Lakin bir, iki, üç… derken sokakta karşısına çıkan herkes ‘’yao bu kadın bizim de abdestimizi bozacak’’ diyerek kaçışmaya başlar. Çünkü bölge halkının çoğunluğu dindardır ve Şafii mezhebine mensuptur, Şafii fıkhına göre ise kadınla ten teması [velev ki bu kadın kendi eşi de olsa] abdesti bozar.</p>



<p>Şimdi ben bu fetvanın Kur’ana dayanmadığını [Maide 6’daki ‘’kadına temas” ifadesi ile cinsel temasın kast edildiğini] düşünüyorum; bu durumda bölge halkına ‘’siz yanlış yapıyorsunuz, tokalaşın kadın adaylarla, abdestinize bir şey olmaz’’ mı diyeyim? Farzı muhal orada bulunsam, ‘’Ya Hu siz ne biçim Müslümansınız, Kur’anda yok böyle bir şey, aşırı tedbirli davranıyorsunuz, bırakın bu işleri’’ mi diyeyim? (normalde derim ve diyorum da zaten ama bunu sayfamda derin, politik arenada -seçmene hakaret eder ve aşağılar gibi- değil).</p>



<p>Şimdi, ey ‘’Seccade kutsal değildir’’ diyenler, ‘’hani siz Kur’ancıydınız’’ diyenler, hadi buyurun, desteklediğiniz adaylarla bölge halkına gidin ve deyin ki; ‘’siz yanlış yapıyorsunuz, Kur’anda böyle bir şey yok, kim uyduruyor bu zırvaları vs.’’ Hadi buyurun.</p>



<p>Ah ah! Söyleyecek çok söz var da gerek yok, kutsal ile kültürel ve teopolitik yabancılaşmayı ayırt edemeyenlere ne söylesek az [aslında pekâla ayırt ediyorlar da işlerine gelmiyor].</p>



<p>Hani Yavuz Ağıralioğlu ‘’CHP’ye rüyasında oy verdiğini gören sağcı gusül abdesti alır’’ demişti ya [ve hiçbir CHP’li de ‘’yok böyle bir şey, saçmalama’’ diyememişti ya], CHP ile ilgili muhafazakar sağ seçmende böyle bir algı var ve Kemal bey son 10 yıldır bu imajı, bu algıyı yıkmak için çok çaba sarf etti. Ama bu seccade kazası ile adeta tüm çabalarını yok etti, ben Kemal beyin bu hadise nedeniyle hakikaten çok üzgün olduğunu düşünüyorum, üzgündür, çünkü tüm bu çabaları heba olmuş olabilir.</p>



<p>Muhafazakar dindar halk nezdinde CHP hakkındaki bu algı ile ilgili anlatılan onlarca hadise vardır. Mesela biri şudur; Bir Karadeniz köyünde CHP adayı dolaşıyormuş, yaşlı bir teyze elinde ibrik veya güğüm ile su taşıyormuş, CHP adayı ‘’yardım edeyim teyzecim’’ diyerek elinden almış ve evine kadar taşımış güğümü, teyze de ‘’sağ olasın evladım, siz kimsiniz, ne edersiniz buralarda? demiş, aday ‘’İşte ben CHP’nin adayıyım, ismim …’’ der demez, teyze ‘’tövbe estağfirullah, tövbe estağfirullah’’ diyerek ğüğümdeki suyu dökmüş ve ‘’ben bunla abdest alacaktım, mundar oldu’’ demiş [bunu ben demiyorum, teyze diyor, şimdi ‘’ğüğüm de su da kutsal değil’’ hikayesi başlamasın]</p>



<p>Bunlar Anadolu’da yaşanan ve en azından belli bir yaş üzerindeki kuşağın hafızalarında yer alan hadiseler. Haklı veya haksız CHP ile ilgili böyle bir algı var. Ve Kemal bey bu algıyı kırmak için çok uğraştı [tabii kendisinin 10 yıl önce başörtüsü düzenlemesi için anayasa mahkemesine gittiğini de not edelim, Mehmet Ali Birand’a verdiği röportaj da hala arşivlerde duruyor]. Ama tüm bu çabaları bu kaza ile büyük bir yara aldı [işte biz ‘’din dersi bu ülkede sadece din dersi değildir, kültürdür aynı zamanda’’ derken bunu kast ediyorduk ama buna en çok karşı çıkan da yine seküler CHP’liler oluyordu, belki şimdi anlamışlardır ne kast ettiğimizi, dini yaşamak için olmasa da bu toplumun kültürüne aşina olmak için bilmek gerekiyor işte, en azından doğru bir siyasal iletişim yapabilmeniz, böyle kazalar yapmamanız için].</p>



<p>Peki bugünkü CHP bu algıyı hak ediyor mu? Bu, analistler tarafından yorumlanması gereken uzun bir konu. Lakin şu açık; ‘’Bana CHP’nin dinle ilişkisini anlatan bir resim yapabilir misin Abidin?’’ dense, karşılık olarak ‘’ayakkabılı seccade’’ resminden daha iyisi bulunamazdı herhalde. Kemal bey ve CHP yönetimi bu algıyı dağıtmak için daha çok uğraşacak gibi görünüyor. Bizi dinleyecekler ise önerimizi yapalım;</p>



<p>Bu iş reklam ajansıyla, milyarlarca lira para harcanarak olmaz, yani algı ve takiyye ile olmaz, samimi olacaksınız, samimi; Namaz kılmıyorsanız seçim zamanı camilere gitmeyecek ve namaz kılıyormuş gibi yapmayacaksınız, ‘’biz namaz kılmıyoruz, siz buyurun’’ diyeceksiniz, oruç tutmuyorsanız, her gün iftar gösterisi yapmayacak ve ‘’biz oruç tutmuyoruz, siz buyurun’’ diyeceksiniz. Bunları yapmaya mecbur değilsiniz ama bunları istismar edemezsiniz, ederseniz işte böyle olur. Kısacası, yanınızdan ayırmadığınız il başkanınız Canan hanımın dediği gibi takiyye yapmayacaksınız. Bu sizi de muhataplarınızı da yorar ve sanılanın aksine böyle kazalarla daha büyük kayıplara neden olur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/erkeklerin-abdestini-bozan-kadin-aday/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dün Dündür</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/dun-dundur/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/dun-dundur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Mar 2023 07:44:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Kılıçdaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18682</guid>

					<description><![CDATA[Kemal Kılıçdaroğlu, önceki cumhurbaşkanlığı seçiminde gazetecilerin “Kafanızdan geçeni, aklınızdan geçeni anlamaya çalışıyoruz, aday olacağım demiyorsunuz, sayın genel başkan’’ sorusunu şöyle cevaplamıştı; ‘’Efendim bir partinin genel başkanı cumhurbaşkanı adayı olmamalı, bir partinin genel başkanı cumhurbaşkanı adayı olursa, velev ki seçildi, nasıl gidecek namusu ve şerefi üzerine yemin edecek, ‘ben tarafsız olacağım’ diye? Benim namusum ve şerefim bu kadar ucuz mu? Ben nasıl namusum ve şerefim üzerine, tarih huzurunda ve büyük Türk milleti önünde diyeceğim ki ‘tarafsız davranacağım’, ya o zaman demezler mi kardeşim, ‘tarafsızsan sen nasıl falan parti üyesisin?’’ (1) Ben Kemal beyin bu sözlerine katılmıyorum, ister belediye başkanı olsun ister cumhurbaşkanı, fark etmez, partili olmak (ki resmi olarak üye ol veya olma herkes partilidir) tarafsız davranmaya mani değildir, yeter ki sen bunu iste, pratikteki uygulamalar da bu ilkeyi değiştiremez.Fakat sorun şu ki, Kemal bey tutamayacağı sözler söylüyor, hem de büyük sözler, namus kavramı ile detaylandırdığı adaylık konusundaki bu sözlerinde olduğu gibi. Bu çok ciddi bir problem ve tedirgin edici bir durum. Önceki seçimlerde ‘’bir partinin genel başkanı cumhurbaşkanı adayı olamaz, olmamalı’’ diyordu şimdi ise ‘’ben adayım’’ diyor ve başka da bir şey demiyor, hem de yaptıkları -kararlar oybirliğiyle alınacak şeklindeki- mutabakatı çiğneyerek ve ittifaktaki ikinci büyük partiyi dışlayarak (Akşener’in itirazına &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kemal Kılıçdaroğlu, önceki cumhurbaşkanlığı seçiminde gazetecilerin “Kafanızdan geçeni, aklınızdan geçeni anlamaya çalışıyoruz, aday olacağım demiyorsunuz, sayın genel başkan’’ sorusunu şöyle cevaplamıştı;</p>



<p>‘’Efendim bir partinin genel başkanı cumhurbaşkanı adayı olmamalı, bir partinin genel başkanı cumhurbaşkanı adayı olursa, velev ki seçildi, nasıl gidecek namusu ve şerefi üzerine yemin edecek, ‘ben tarafsız olacağım’ diye? Benim namusum ve şerefim bu kadar ucuz mu? Ben nasıl namusum ve şerefim üzerine, tarih huzurunda ve büyük Türk milleti önünde diyeceğim ki ‘tarafsız davranacağım’, ya o zaman demezler mi kardeşim, ‘tarafsızsan sen nasıl falan parti üyesisin?’’ (1)</p>



<p>Ben Kemal beyin bu sözlerine katılmıyorum, ister belediye başkanı olsun ister cumhurbaşkanı, fark etmez, partili olmak (ki resmi olarak üye ol veya olma herkes partilidir) tarafsız davranmaya mani değildir, yeter ki sen bunu iste, pratikteki uygulamalar da bu ilkeyi değiştiremez.<br>Fakat sorun şu ki, Kemal bey tutamayacağı sözler söylüyor, hem de büyük sözler, namus kavramı ile detaylandırdığı adaylık konusundaki bu sözlerinde olduğu gibi. Bu çok ciddi bir problem ve tedirgin edici bir durum.</p>



<p>Önceki seçimlerde ‘’bir partinin genel başkanı cumhurbaşkanı adayı olamaz, olmamalı’’ diyordu şimdi ise ‘’ben adayım’’ diyor ve başka da bir şey demiyor, hem de yaptıkları -kararlar oybirliğiyle alınacak şeklindeki- mutabakatı çiğneyerek ve ittifaktaki ikinci büyük partiyi dışlayarak (Akşener’in itirazına karşı ‘’o zaman biz de 5 parti olarak açıklama yaparız’’ demesi, bir çırpıda onu yok sayması vs, tabii bu durumda yaptıkları mutabakatı sadece Kemal bey değil diğer beş lider de çiğnemiş oldu)</p>



<p>Bu durumda asıl sorulması gereken şu;<br>Kemal bey aday oldu ve seçildi diyelim, bu 5 yıl boyunca icranın başında olacak demektir, ittifaktaki diğer partilerin onayına ihtiyaç duymadan tüm bakanları ve binlerce bürokratı atayabilir demektir, onu bağlayan resmî bir şey yok çünkü. İttifak mutabakatı mı dediniz! Geçiniz onu. Seçim öncesi dönemde (yani hala ciddi manada diğerlerine ihtiyacı varken) bunu yapan, yaptıkları mutabakatı anında çiğneyen biri, seçimden sonra, tüm yetkileri eline alınca benzer davranışları niye sergilemesin? Onu bağlayan ne var? Ne parlamenter sitemdeki gibi güvenoyu sorunu var ne de hükümeti düşürebilme vs (400 mv gerekiyor bunun için).</p>



<p>Tabi bu durumu öncelikle ittifaktaki diğer partiler, özellikle de tabanları düşünmeli (Saadet, Deva, Gelecek ve Demokrat P). Şöyle bir örnek verelim mesela; Saadet partililer bir sabah kalktıklarında bir bakmışlar ki, ‘’Cumhurbaşkanı Kemal Kılıçdaroğlu İstanbul Sözleşmesini fesheden Cumhurbaşkanı kararnamesini iptal etmiş’’ Yani bir zamanlar uğruna ortalığı ayağa kaldırdıkları (onlara göre aileyi çökerten, eşcinselliği meşrulaştıran, tüm kötülüklerin anası niteliğindeki) İstanbul Sözleşmesini yeniden devreye almış, ne yapacaklar? Üstelik Kılıçdaroğlu bunu yapacağını söylüyor da, yani sizi kandırmış olmayacak, ama siz kendinizi kandırmış olacaksınız!<br>Ve buna benzer yüzlerce icraat!<br>Ne yapacaksınız?</p>



<p>1-https://twitter.com/habermujdeli/status/1631630959052312579?s=48&amp;t=UQAhMko76Pmcw77X0ISoqQ&amp;fbclid=IwAR3-a41fOIdhlo36asYFerqQ5viwIbB8ke1mXTHtq4xb6ntm1NEPGWK-H-I</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/dun-dundur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşağı Tükürsen Sakal Yukarı Tükürsen Bıyık</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/asagi-tukursen-sakal-yukari-tukursen-biyik/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/asagi-tukursen-sakal-yukari-tukursen-biyik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selehattin DUMAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2022 09:26:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18542</guid>

					<description><![CDATA[CUMHURBAŞKANI SELO Sosyal Medya izlemeye çok vakit ayırmadığımı sanıyorum ama galiba yanılıyorum. Televizyon ve haber izlemediğim için kendimi şanslı hissetsem de sosyal medya konusunda henüz o köprüleri atabilmiş değilim. Bir gün o da olacak inşallah. Yine sosyal medyada gezinirken bir başlık dikkatimi çekti. AKP’nin kalesinde soruyoruz. Recep Tayyip Erdoğan mı yoksa Selahattin Demirtaş mı diye. AKP’nin kalesi dedikleri yer Cizre. Hani şu ilim deryası Cezerî var ya onun memleketi. Soru yöneltilenlerin tamamını dikkatle inceledim. Başı açığı da kapalısı da sakallısı da küpeli erkeği de var. Birçok videoyu sonuna kadar neredeyse hiç izlemem ama bunu bitirinceye kadar ayrılamadım ekrandan. Soru malum. Muhataplar da öyle. Cizreli. Soruyu soran Kürtçe bildiği bazı diyaloglar tam tercüme edilmemiş. Ama o da bölge insanı belli. Yüz otuz civarında insana soruldu. Her biri birbirinin ardına aynı cevabı verdi. Hepsi istisnasız Selahattin Demirtaş dedi. Açıkçası beklemediğim bir şeydi. Saf olduğum için değil. Bu boyutu beklemiyordum demek daha yerinde olur. O kadar kişi içinden bir tane tereddüt gösteren, ya da farklı bir şey ifade etmeye çalışan yok. Tek cevap verip durmadan devam ediyorlar. Hani bu da soru mu canım dercesine. Devlet ya da mahkemeler bir Kürt kahraman çıkarmayı yeniden başarmış gözüküyor. Hatta bazıları onun mazlum olduğunu bir kısmı ise &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>CUMHURBAŞKANI SELO</p>



<p>Sosyal Medya izlemeye çok vakit ayırmadığımı sanıyorum ama galiba yanılıyorum. Televizyon ve haber izlemediğim için kendimi şanslı hissetsem de sosyal medya konusunda henüz o köprüleri atabilmiş değilim. Bir gün o da olacak inşallah. Yine sosyal medyada gezinirken bir başlık dikkatimi çekti. AKP’nin kalesinde soruyoruz. Recep Tayyip Erdoğan mı yoksa Selahattin Demirtaş mı diye. AKP’nin kalesi dedikleri yer Cizre. Hani şu ilim deryası Cezerî var ya onun memleketi. Soru yöneltilenlerin tamamını dikkatle inceledim. Başı açığı da kapalısı da sakallısı da küpeli erkeği de var. Birçok videoyu sonuna kadar neredeyse hiç izlemem ama bunu bitirinceye kadar ayrılamadım ekrandan.</p>



<p>Soru malum. Muhataplar da öyle. Cizreli. Soruyu soran Kürtçe bildiği bazı diyaloglar tam tercüme edilmemiş. Ama o da bölge insanı belli. Yüz otuz civarında insana soruldu. Her biri birbirinin ardına aynı cevabı verdi. Hepsi istisnasız Selahattin Demirtaş dedi. Açıkçası beklemediğim bir şeydi. Saf olduğum için değil. Bu boyutu beklemiyordum demek daha yerinde olur. O kadar kişi içinden bir tane tereddüt gösteren, ya da farklı bir şey ifade etmeye çalışan yok. Tek cevap verip durmadan devam ediyorlar. Hani bu da soru mu canım dercesine. Devlet ya da mahkemeler bir Kürt kahraman çıkarmayı yeniden başarmış gözüküyor. Hatta bazıları onun mazlum olduğunu bir kısmı ise evet gerçekten bir kısmı da kahraman olduğunu söylüyordu.</p>



<p>Adam suç mu işlemiş, mahkeme kararıyla mı hapse atılmış hiç ama hiç birinin umurunda değil. Yaptıklarını ya da suçlandığı şeyleri bilmediklerini düşünmüyorum. Ama belli ki suç olarak görmüyorlar. O zaman onları da hapse mi atacağız? Yoksa devlet, iktidar ya da hukuk düzenimiz kendisini daha iyi mi anlatmalı bilemedim.</p>



<p>YENİ HASAN MEZARCI MAHİR ÜNAL MI OLSUN?</p>



<p>Her ne zaman bir siyasi cumhuriyet tarihinde ki yanlışları söyleyecek olsa başına bu geliyor. Gazeteciler hatta keskin Atatürkçüler bile eleştirdiği zaman onlara bir şey söylenmiyor ya da yapılmıyor. Ne de olsa evin çocukları onlar. Ama muhafazakâr ya da Müslüman kimlikle bunları söyleyince akla gelmeyecek şeyler dile getirilmeye muhatap kendi camiasında bile mahkûm edilmeye çalışılıyor. Mahir Ünal aslında çok kimsenin söylediği hatta diğerlerinin tiye aldığı harf devrimine normal bir eleştiri yapmış olsa da eninde sonunda evin çocuğu değil. En fazla olsa olsa enişte olur. O da belli ki iç güveyisi cinsinden.</p>



<p>Cumhuriyetin değerlerine küfredenler PKK’lı ya da DHKP-C’li olunca da sorun yok. Çünkü en marjinalinden tutun da ana muhalefete kadar sol kanadın her birinin ciddi bir kanıksamışlıkları var. Kim söylerse söylesin ama onlar söylemesin. Neden? Çünkü devam eden sistemi değiştirmeye niyeti olanlar da gücü yetecek olanlar da onlar. O zaman vurun abalıya. Ev sahibi olduklarını düşünmekten buna inanmaktan asla vaz geçmeyecekler. Ve diğerlerine kendi evlatlarını elleriyle parçalatmanın iştihasından oldukça yüksek bir zevk aldıklarını da iyi biliyoruz.&nbsp; &nbsp;</p>



<p>DERSE GİRMEME EYLEMCİLERİ</p>



<p>Size bir de komik fıkra anlatayım.</p>



<p>Ülkede ki bütün sendikalar (Buz devrinde ki ceed’in karahindiba bulduğunda ki sevinciyle okuyun bu kısmı) (biri hariiiç) iki Kasım rakamla da yazayım 2 Kasım günü uzmanlık sınavı ve öğretmen meslek kanununu protesto etmek için eylem kararı aldılar. O gün ilk derse girmeme kararını uzun süre önce deklare ettiler. Arası çok sürmedi o ‘’ biri ‘’ de karar almış ve 1 Kasım yazıyla da yazayım Bir Kasım’da aynı protestoyu yapma kararı almış. Ne oldu şimdi. Öne mi geçmiş oldunuz bey efendiler.</p>



<p>Bence komik.:))</p>



<p>Vesselam.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/asagi-tukursen-sakal-yukari-tukursen-biyik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Irak’ta Yıkılma Sancısı…</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/irakta-yikilma-sancisi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/irakta-yikilma-sancisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz ALTIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Aug 2022 13:24:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18413</guid>

					<description><![CDATA[Irak’ta son günlerde önemli olaylar yaşanıyor. Ülkede bir türlü huzuru ve istikrarı yakalayamayan Irak’ta, dün ülkenin siyasi liderleri krize çözüm için toplandı. Başbakan Mustafa el-Kazımi’nin çağrısı üzerine hükümet sarayında toplanan siyasi parti liderleri erken seçime gidilmesi konusunda anlaştı. Toplantıya, Sadr Grubu katılmazken, Birleşmiş Milletler (BM) Irak Misyon Temsilcisi Jeanine Hennis-Plasschaert ile Cumhurbaşkanı Berhem Salih katıldı. Irak Başbakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, toplantıya katılan tüm tarafların ülkenin çıkarını ön planda tutarak huzur ve istikrarın sağlanması konusunda hemfikir oldukları vurgulandı. Tarafların erken seçime gidilmesinin olağanüstü bir durum olmadığı ve siyasi kriz çıkmaza girdiğinde seçime gidilmesinin iyi bir çözüm olduğuna katıldığı aktarılan açıklamada, tarafların, siyasi krizi aşmak için toplantıya katılmayan Sadr Grubu’na ulusal diyalog çağrısında bulunduğu ifade edildi. Sadr Grubu ve Koordinasyon Grubu’nun karşılıklı protestolarıysa 27 Temmuz’dan beri sürüyor. Irak ile ilgili son gelişmeleri verdikten sonra bu işin alt metnini okumakta fayda var. Hal böyleyken ‘Irak kıyametin eşiğinde’ diyebiliriz. Irak Devleti yıkılma sancıları çekiyor. Irak’ta son yapılan seçimlerin üzerinden 9 ay geçmesine rağmen hala hükümet kurulamadı. Bu Saddam devrildiğinden beri en uzun süre. Seçimlerde en yüksek oyu alan Mukteda es Sadr yanlıları protesto eylemlerine devam ediyor. En son Irak’ın en güvenli bölgesi yeşil bölgeye de protestocular girdi ve yabancı ülke elçiliklerinin önünde de &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Irak’ta son günlerde önemli olaylar yaşanıyor. Ülkede bir türlü huzuru ve istikrarı yakalayamayan Irak’ta, dün ülkenin siyasi liderleri krize çözüm için toplandı.</p>



<p>Başbakan Mustafa el-Kazımi’nin çağrısı üzerine hükümet sarayında toplanan siyasi parti liderleri erken seçime gidilmesi konusunda anlaştı. Toplantıya, Sadr Grubu katılmazken, Birleşmiş Milletler (BM) Irak Misyon Temsilcisi Jeanine Hennis-Plasschaert ile Cumhurbaşkanı Berhem Salih katıldı. Irak Başbakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, toplantıya katılan tüm tarafların ülkenin çıkarını ön planda tutarak huzur ve istikrarın sağlanması konusunda hemfikir oldukları vurgulandı. Tarafların erken seçime gidilmesinin olağanüstü bir durum olmadığı ve siyasi kriz çıkmaza girdiğinde seçime gidilmesinin iyi bir çözüm olduğuna katıldığı aktarılan açıklamada, tarafların, siyasi krizi aşmak için toplantıya katılmayan Sadr Grubu’na ulusal diyalog çağrısında bulunduğu ifade edildi. Sadr Grubu ve Koordinasyon Grubu’nun karşılıklı protestolarıysa 27 Temmuz’dan beri sürüyor.</p>



<p>Irak ile ilgili son gelişmeleri verdikten sonra bu işin alt metnini okumakta fayda var. Hal böyleyken ‘Irak kıyametin eşiğinde’ diyebiliriz.</p>



<p>Irak Devleti yıkılma sancıları çekiyor. Irak’ta son yapılan seçimlerin üzerinden 9 ay geçmesine rağmen hala hükümet kurulamadı. Bu Saddam devrildiğinden beri en uzun süre. Seçimlerde en yüksek oyu alan Mukteda es Sadr yanlıları protesto eylemlerine devam ediyor. En son Irak’ın en güvenli bölgesi yeşil bölgeye de protestocular girdi ve yabancı ülke elçiliklerinin önünde de eylem yaptılar, buna karşılık İran destekli Şii koalisyonunun da sokağa çıkma çağrısı oldu ancak sonra iptal ettiler.</p>



<p>Zaten Irak batı tarafından verilen narkozla müddeti uzatılmış bir devlet idi, fişinin çekilmesiyle bugün yıkıma doğru hızla gidiyor. Irak, Suriye, Ürdün… Bu ülkeler zaten Bahreyn kadar da devlet değillerdi. Birinci dünya savaşında İngilizler, Şerif Hüseyin’e Osmanlı aleyhinde isyan başlatması karşılığında Hicaz hükümdarlığını vaat etti ancak savaş bitince birleşik bir Arap devletinin kurulmaması için bu vaaadlerinden geri adım attılar. Yine de hem Arap dünyasını bölmek hem de Şerif Hüseyin’e mükafatını vermek için bu temelsiz devletleri (Irak, Suriye, Ürdün) oluşturdular ve Şerif Hüseyin’in çocuklarına altın tepsilerde ikram ettiler.&nbsp; Hatta o kadar ki Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal önce Suriye Kralı ilan edildi; bu sırada Irak’ı İngilizler kendileri yönetmeye çalıştılar hem Suriye’de Faysal’a karşı isyan hem de Irak’ta İngilizlere karşı isyan olunca Faysal’ı Suriye’den alıp Irak’a Kral tayin ettiler. 1958 yılına kadar da Faysal ve oğulları İngilizlerin desteği ile tahtta kaldılar. &nbsp;Şerif Hüseyin’in diğer oğlu Abdullah da Osmanlıya ihanetinin mükafatını Ürdün Kralı olarak tayin edilmesiyle almıştı. Günümüzde halen Ürdün krallığı I. Abdullah’ın hanedanlığında süregelmektedir. &nbsp;Soğuk savaş dönemi bu zorlama krallar, İran Şahı ile birlikte Sovyet tehdidine karşı ABD ile uyumlu çalıştıkları için de Batı tarafından desteklenip koltuklarında kaldılar. &nbsp;</p>



<p>Bu arada ülkemizde çok bilinmeyen ilginç bir bilgiyi paylaşalım; Irak, 1935’te bağımsızlığının ilan ettiğinde oluşturulan ilk anayasası meclislerinde Türkçe ve Arapça olarak kabul edildi. Anayasalarına göre Türkçe resmi dil olarak kabul ediliyordu. Aslında Türk ve Araplardan oluşan melez bir devletti.</p>



<p>Ancak soğuk savaş devam ederken SSCB, o dönem komünist partinin yöneticiliği kadrosunda bulunan ve sonra 1964 yılında devlet başkanı koltuğuna oturacak olan Leonid Brejnev’in fikir babası olduğu ilerde ‘’Brejnev Doktrini’’&nbsp; adıyla anılacak olan yeni bir doktrine geçti. Brejnev doktrini SSCB’nin genişlemesini öngörüyordu Gorbaçov’a kadar SSCB devlet başkanlarının uygulamaya devam edeceği bu doktrin Mısır, Türkiye Irak, İran ve Suriye’de komünist veya komünizmle yakın çalışacak hükümetleri iktidara taşımayı hedefliyordu. &nbsp;Kruschev döneminde yumuşak güç kullanarak daha sonra Brejnev döneminde sert bir şekilde komünizmin yayılmasını amaçlıyordu. Sovyet genişleme politikasına karşılık ABD’de 5 Ocak 1957 tarihinde ‘Eisenhover Doktrini’ni açıkladı. Eisenhover Doktrini,&nbsp; Ortadoğu ülkelerine askeri ve ekonomik yardımlar yaparak komünizmin yayılmasını engelleme planıydı. Brejnev Doktrinin surda açtığı ilk gedik Mısır’da SSCB kredisiyle inşa edilen Avsan Barajı oldu. Batı’nın kuklası sözde krallar nasıl bir tepki vereceklerini bilemediler.&nbsp; Türkiye’nin sanayileşme tarihinde dönüm noktası olan Seydişehir alüminyum fabrikası aynı dönemde SSCB desteğiyle açılmıştır. Geçtiğimiz aylarda vefat eden Rus politikacı Jirinovski’nın bu konuda ‘müttefik olduğunuz Batı, sizin kola kutusunu yapmanıza bile izin vermezken biz Seydişehir Aliminyum tesislerini yaptık’ diye sitem etmişliği de vardır.</p>



<p>Konumuza dönecek olursak o tarihte henüz adı konmamış olan Brejnev Doktrini, Irak’ta 14 Temmuz 1958’de bir darbeye sebep oldu. &nbsp;Kral II. Faysal, prens Abdullah ve Başbakan Nuri es- Said, darbeciler tarafından idam edildi. Cesetleri günlerce sokaklarda gezdirildi. İdam edilen dönemin Irak Başbakanı Nuri es Said yani Nuri Said Paşa Türk kökenli eski bir Osmanlı subayı idi. &nbsp;Türkiye ile yakın ilişkiler kurmaktan yanaydı. &nbsp;Darbenin başındaki isim olan Tuğgeneral Abdulkerim Kasım,&nbsp; ilk iş olarak Ürdün ile 6 ay önce imzalanmış olan Haşimi Arap Federasyonuna son verdi. Ardından da Sovyet genişlemesine karşı cephe konumunda olan ve Türkiye’nin de imzacısı olduğu Bağdat Pakt’ından çekildi. Darbeden sonra dönemin CIA direktörü Allen Dulles Ürdün, Suudi Arabistan ve Türkiye’de zincirleme bir reaksiyonla hükümetlerin düşeceği endişelerini Dışişleri Bakanı Eisenhover’a iletmişti. &nbsp;14 Temmuz darbesinden sonra Irak SSCB ile yakın ilişkiler kurmaya başladı.&nbsp; Bölgenin bir diğer yapay devleti Suriye’de de1963 yılında ‘8 Mart Devrimi’ olarak adlandırılan bir darbe oldu. (1960 yılında Türkiye de darbe oldu ve 1979 yılında da İran devrimi oldu.) Her iki ülkede de bu darbelerden sonra zamanla azınlık yönetimleri iş başına geldi. Böylece millet olma bilinci de yok edildi. &nbsp;Nüfusu çoğunlukla Şii olan Irak’ta Sünni Saddam Hüseyin, nüfusu çoğunlukla Sünni olan Suriye’de ise Nusayri Hafız Esad devlet başkanlığı koltuklarına oturdular. Mevcut durum hayatın olağan akışıyla o kadar uyumsuzdu ki Saddam Hüseyin kendini Babil Kralı olarak lanse ediyor. Babil Krallığının mirasına sahip çıkmaya çalışıyordu. Ancak ortada ne yaşayan bir Babilli vardı ne de mevcut halkın Babil ile bir ilgisi. Sırf bu sebeple kabinesinde Babil’i hatırlatacak tek Süryani isim olan Taha Yasin Ramazana Dışişleri Bakanlığı görevi veriyordu. İlginç bir bilgi daha II. Körfez Savaşı sonrası Saddam Hüseyin, bakanları ve Baas partisinin tüm yöneticileri yargılandı ve idam dahil çeşitli cezalara çarptırıldı sadece Taha Yasin Ramazan Papa’nın ricası ile ceza almadı.</p>



<p>Soğuk savaş sonrası Rusya için II. Brejnev dönemi de Putin dönemidir. Ancak ilkinden farklı olarak bu dönemde hem kutuplar hem de ilişkiler eskisi kadar açık ve net değil. Çok kutuplu bu dönemde Putin Suriye ve Irak’a el attı. Dünya düzeninden dışlanmış Batı tarafından misyonu tamamlanmış Saddam Hüseyin’e sahip çıktı. Hatta Saddam sonrası bile İran destekli Şii gruplarla ırak’ta söz sahibi oldu. Koltuğu çok sağlam olmayan Esad hanedanlığı da Suriye iç savaşına kadar dengeli bir politika takip etmeye çalışıyordu ancak 2011’den sonra Putin’in atanmış bir valisi konumunda.&nbsp; Günümüzdeki meselelerin çözümsüz kalmasının başka bir sebebi de çok kutuplu bu bölgede çıkarların aidiyetinizle çakışmasıdır. Batı ile ittifak halinde olan NATO üyesi Türkiye, Suriye ve ırakta Batı tarafından engellenirken Batının muhalifi olan İran, Suriye ve Irak politikalarında Batı ile uyumludur. Daha doğrusu uyumlu idi. Bu güne kadar uyum içerisinde narkoz ile hayatta tuttukları Irak Devleti üzerinde artık anlaşamıyorlar. Bu güne kadarki uyumu şöyle örnekleyelim; IŞID, Bağdat üzerine yürürken birçok paramiliter yapı inşa edildi. İran tarafından kurulan ve desteklenen Kasım Süleymani’ye bağlı olan Haşdi Şabi, IŞID ile mücadelede takdir edilip meşruiyet kazanırken (ki şu anda Irak’ı yönetiyor) Iraklı Türkmenler tarafından kurulan ve IŞID ile mücadele eden Haşdi vatani, Irak Devleti ve Batı tarafından düşman veya terörist ilan ediliyor. ABD operasyon yapıp Saddam’ı indiriyor. Ama sonra yönetimi İran’a bırakıp çekiliyor. 2003’ten beri Irak’ı fiili olarak İran tarafından atanan kukla yöneticiler idare ediyordu. Ancak bugün Sadr grubunun çağrısıyla başlayan eylemler gösteriyor ki denge değişti.</p>



<p>Seçimlerde en yüksek oyu alan Mukteda es Sadr 329 sandalyeli mecliste 73 milletvekili çıkarttı. Buna karşılık İran yanlılarının oluşturduğu, başını eski Başbakan Nuri el Maliki’nin çektiği koalisyon grubu 17 milletvekili çıkartabildi. İran yanlısı koalisyon grubunun seçimlere yaptığı itiraz da kabul edilmeyince Sadr grubunu, Kürt ve Sünni Arap muhaliflerle birlikte İran’ı dışlayacak bir hükümet kuracakları iddiasıyla engellemeye çalıştılar. İnanması güç ama bunu açıkça deklare ettiler. Bağımsız bir ülkenin eski başbakanı başka bir bağımsız ülkenin çıkarları için kendi halkını veya yıllarca başbakanlığını yaptığı ülkesini suçladı.&nbsp; İran destekli Şii koalisyonu Irak’ta hükümetin kurulması için ilk adım olan Kuzey Irak Federal Kürt Bölgesi Başkanının seçilmesini engelledi. &nbsp;Mukteda es Sadr da tepki olarak kendi milletvekillerine meclisi terk etmesi çağrısında bulundu. Sadr grubunun hükümet kurması engellenince onlar da tüm siyasi, bürokratik sistemi felç ettiler. Bu durumda İran’dan kurtulma devriminin kalan son ayağı sokak eylemleri de Sadr’ın bizzat çağrısıyla başladı. Sadr yanlıları barışçıl bir şekilde oturma eylemlerine başladılar. Eş zamanlı olarak ta Irak’lı Türkmenler anadilde eğitimin engellenmesi sebebiyle sokaklara çıktılar. Silahlı gücü ve halk desteği olan Mukteda es Sadr yıllardır Irak devletinin ensesine yapışmış olan İran’ı söküp atıyor.&nbsp; Sadr grubu ve başını eski başbakan Nuri el Maliki’nin çektiği İran destekli Şii koalisyonu arasındaki yeni değil. Eski Başbakan Maliki, Sadr grubunun Mehdi Ordusu adındaki birliklerini silahsızlandırmaya çalışmıştı ama o dönem ülkenin üçte biri IŞID tarafından işgal edilince Sadr, Barış Tugayları isimli yeni birliklerini kurdu ve güçlendirdi. Sadr, zaman zaman Batı ile uyumlu olarak Irak’ı İran’ın uydu devletine çevren Şii koalisyon grubuna karşı da sesini yükseltti.&nbsp; &nbsp;Bu süreçte Irak’ın mevcut yönetimi Türkiye’yi oyun dışı bırakmak için Zaho (kürt bölgesi) ya düzenlenen ve 2’si çocuk 9 kişinin öldüğü saldırıyı Türkiye üzerine yıkmaya çalıştı. Türkiye hemen reddetti ve adres olarak PKK’yı gösterdi.&nbsp; Saldırı sonrası Irak’ta bir günlük yas ilan edildi, beyaz saraydan Almanya’ya kadar ilgili ilgisiz herkes Türkiye’yi suçlayan açıklamalar yaptı. Irak, Ankara’daki maslahatgüzarını geri çağırdı. Bağdat Türk Büyükelçiliği önünde protesto gösterileri düzenlendi ve tüm dünyaya canlı yayınlandı. Yurtiçinde de hemen HDP açıklama yaptı ve ‘bu olay 2. Roboskidir’ dedi. Buna karşın Dışişleri Bakanımız sakin bir üslupla suçlamaları reddetti ve gelin birlikte araştıralım dedi.</p>



<p>Tüm bu gelişmelerden anladığımız üzere Irak’ta batı İran ittifakı artık sona ermiştir. Rusya, Ukrayna bataklığında boğulurken, İran Batı çıkar ortaklığı yıkılmışken bölge Türkiye’nin iradesiyle yeniden şekillenecektir. Bugünkü gaz sıkışmasının arkasında bu yeni yapılanma öncesi Türkiye’nin bölgedeki nüfuzunu azaltma telaşı ve muhtemel bir askeri operasyonu engelleme çabası vardır ancak Türkiye doğru adımları kararlı bir şekilde atmaktadır. Çünkü herkes çok iyi biliyor ki Türk ordusu girdiği bölgeden çıkarken arkasında devlet bırakır. (örnek KKTC) &nbsp;Türk ordusu revizyonisttir, kurucu ordudur. Bugün syces-picot mantığıyla kurulmuş olan ve çoktan miadını doldurmuş bu yapay devletler üzerinde tarihi kültürel bağları ve akrabalık ilişkileri sebebiyle en çok söz sahibi olan ülke Türkiye’dir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/irakta-yikilma-sancisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günahlara Ortak Aramak!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/gunahlara-ortak-aramak/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/gunahlara-ortak-aramak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Jun 2022 14:56:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18323</guid>

					<description><![CDATA[Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan :&#8221; Ak Parti&#8217;nin yirmi yıllık günahlarına ortak olmayız&#8221; demiş…Bu söze Ak Parti&#8217;ye gönül vermiş bazı dostlar da çok üzülmüşler…Mesela, ne dese iyi olurdu! Sizler günah işleyin, bizler ise günahlarını üstlenelim mi? &#8220;Şayet varsa günahlarımıza tövbe ettik, pişman olduk, bize destek verin&#8221; demeleri yerine, &#8220;bizler günah işlemeye devam edelim sizler de günahlara ortak olun&#8221; mu demek istiyorlar…! Ne demek istiyorlar anlamadım ki! Hiç şüphesiz, Ak Parti&#8217;ye geçmişte oy veren biri olarak ben de günahlarına asla ortak olmak istemem… İşlemediği günaha kim ortak olmak ister ki ! Ancak oy vermek, günah ve sevap anlamında kişiye sorumluluk yükler…Bunu da çok iyi bilmekteyiz! Bu nedenle Fatih Erbakan&#8217;a &#8221; Ayasofya&#8217;yı açmak, hastane, yol, köprü yapmak, başörtüyle üniversiteye girmek, İHA, SİHA gibi insansız hava araçları üretmek ve daha birçok sosyal, siyasi ve ekonomik hizmetleri yapmak, o günahların içinde mi?&#8221; sorularını soruyorlar. Bu yaklaşım hatalıdır! Ya hep, ya hiç diyerek, doğru ve yanlışların sevap ve günahların birbirine karıştırıldığı ve paket haline getirildiği sorular , kıyaslamalar ve itirazlar bizleri sağlıklı düşünmeye ve ona göre hareket etmeye götürmez. Çünkü bu hatalı bakış açısı yapılan doğru işleri, çok sorunlu biçimde yanlış işlerin ruhsatına dönüştürür. Bu durum, üniversite sınavlarında olduğu gibi dört yanlış bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan :&#8221; Ak Parti&#8217;nin yirmi yıllık günahlarına ortak olmayız&#8221; demiş…Bu söze Ak Parti&#8217;ye gönül vermiş bazı dostlar da çok üzülmüşler…Mesela, ne dese iyi olurdu! Sizler günah işleyin, bizler ise günahlarını üstlenelim mi?</p>



<p>&#8220;Şayet varsa günahlarımıza tövbe ettik, pişman olduk, bize destek verin&#8221; demeleri yerine, &#8220;bizler günah işlemeye devam edelim sizler de günahlara ortak olun&#8221; mu demek istiyorlar…! Ne demek istiyorlar anlamadım ki!</p>



<p>Hiç şüphesiz, Ak Parti&#8217;ye geçmişte oy veren biri olarak ben de günahlarına asla ortak olmak istemem… İşlemediği günaha kim ortak olmak ister ki ! Ancak oy vermek, günah ve sevap anlamında kişiye sorumluluk yükler…Bunu da çok iyi bilmekteyiz!</p>



<p>Bu nedenle Fatih Erbakan&#8217;a &#8221; Ayasofya&#8217;yı açmak, hastane, yol, köprü yapmak, başörtüyle üniversiteye girmek, İHA, SİHA gibi insansız hava araçları üretmek ve daha birçok sosyal, siyasi ve ekonomik hizmetleri yapmak, o günahların içinde mi?&#8221; sorularını soruyorlar.</p>



<p>Bu yaklaşım hatalıdır! Ya hep, ya hiç diyerek, doğru ve yanlışların sevap ve günahların birbirine karıştırıldığı ve paket haline getirildiği sorular , kıyaslamalar ve itirazlar bizleri sağlıklı düşünmeye ve ona göre hareket etmeye götürmez. Çünkü bu hatalı bakış açısı yapılan doğru işleri, çok sorunlu biçimde yanlış işlerin ruhsatına dönüştürür.</p>



<p>Bu durum, üniversite sınavlarında olduğu gibi dört yanlış bir doğruyu götürür kuralını hatırlatır. Bana göre bu kural, hatayı meşrulaştırdığı için çok tehlikeli ve sakıncalıdır. Eğitimini bu anlayışla tamamlamış bazı siyasetçi, bürokrat, amir, memur bazen yaptığı doğru işlere bakarak kendine özel imkanlar sağlayacak hatalar yapma ruhsatı oluşturabilmektedir. Bu nedenle hata eden bir görevliye hesap sorulduğunda yol, köprü, hastanelerden bahsetmesi bu çarpık bakışın sonucudur. Sanki, kasıtlı hata edebilsin diye köprü yapılmış havasındadır.</p>



<p>Son zamanlarda yaşadığımız siyasi, ekonomik ve toplumsal bazı sorunlar, dini tabirle söylersek günahlar hiç şüphesiz idarecilerin ihmali, tedbirsizliği ve alanlarındaki yetersizlikleri nedeniyle meydana gelmektedir. Böylesi bir günaha başkası neden ortak olsun ki!</p>



<p>Üstelik bizler, &#8221; kim zerre kadar iyilik işlerse karşılığını, kim de zerre kadar kötülük işlerse karşılığını alacaktır&#8221; şeklindeki Hakk olan ölçüye iman ederiz.</p>



<p>İnancımıza göre kısaca, sevaplarla günahları takas etmek yoktur… Ya hep, ya hiç de… Doğru işler sevap kazandırır kötü ve yanlış işler de günahlara neden olur.</p>



<p>Yine inancımıza göre, kimse kimsenin günahını yüklenmez.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/gunahlara-ortak-aramak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pasif Siyaset</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/pasif-siyaset/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/pasif-siyaset/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Firuz Türker]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 May 2022 12:15:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Gül]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18259</guid>

					<description><![CDATA[Bunun mucidi Abdullah Gül&#8217;dür. Kestanelere el uzatmak istemez. Sobanın üstünden başkası alsın, soysun, o da afiyetle yesin ister. Bir önceki cumhurbaşkanlığı seçiminde ortaya çıkıp da mertçe &#8216;adayım&#8217; diyememiştir. Sonra DEVA kurulurken de kendini ortaya koymaktan imtina etmiş, sorumluluğu Babacan&#8217;a yükleyip kendisi sütre gerisinde durmayı tercih etmiştir. Sayın Abdullah Gül, Erdoğan başbakan olamayınca büyük bir hevesle başbakanlığı kabul etti. Keza onun tarafından cumhurbaşkanlığına aday gösterilince onu da kabul etti. Seçilince ise &#8216;tarafsız&#8217; pozlarına bürünüp onu yaralayacak şeyler yaptı. En önemlisi de &#8216;benim dinlenmekten korkum yok&#8217; dokundurmasıydı. Bu sözün ne anlama geldiğini herkes anladı. Ama o, burada ifade etmek istediğini bile açıkça söylemekten geri durmuş, dokundurmayı seçmişti. Aslında en büyük &#8216;pasif siyaset&#8217; taktiğini cumhurbaşkanlığı süresi dolduğunda yaptı. Erdoğan&#8217;ın &#8216;AK Partiye gel&#8217; çağrısını elinin tersiyle iterek kendine başka bir yol çizdi. O yol bile, kamuoyuna yansıtmak istediği gibi siyaset dışı kalmak değildi. Tam tersine, gizliden siyaset yapmaktı. Nitekim, bu ülkenin en makus talihi olan CHP ile temasa geçip (ya da onlar onunla temasa geçti ama fark etmez, sonuçta adayları olmaya yakın durdu) seçilemeyeceğini, hatta tamamen yerle yeksan olacağını, sonunun Abdüllatif Şener gibi CHP vekilliği olacağını anlayınca oradan da yan çizdi. Şimdilerde adı yine ortalarda çok dönüp duruyor. Bunda kendisinin dahli var mıdır bilemem &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bunun mucidi Abdullah Gül&#8217;dür. Kestanelere el uzatmak istemez. Sobanın üstünden başkası alsın, soysun, o da afiyetle yesin ister. Bir önceki cumhurbaşkanlığı seçiminde ortaya çıkıp da mertçe &#8216;adayım&#8217; diyememiştir. Sonra DEVA kurulurken de kendini ortaya koymaktan imtina etmiş, sorumluluğu Babacan&#8217;a yükleyip kendisi sütre gerisinde durmayı tercih etmiştir.</p>



<p>Sayın Abdullah Gül, Erdoğan başbakan olamayınca büyük bir hevesle başbakanlığı kabul etti. Keza onun tarafından cumhurbaşkanlığına aday gösterilince onu da kabul etti. Seçilince ise &#8216;tarafsız&#8217; pozlarına bürünüp onu yaralayacak şeyler yaptı. En önemlisi de &#8216;benim dinlenmekten korkum yok&#8217; dokundurmasıydı. Bu sözün ne anlama geldiğini herkes anladı. Ama o, burada ifade etmek istediğini bile açıkça söylemekten geri durmuş, dokundurmayı seçmişti.</p>



<p>Aslında en büyük &#8216;pasif siyaset&#8217; taktiğini cumhurbaşkanlığı süresi dolduğunda yaptı. Erdoğan&#8217;ın &#8216;AK Partiye gel&#8217; çağrısını elinin tersiyle iterek kendine başka bir yol çizdi. O yol bile, kamuoyuna yansıtmak istediği gibi siyaset dışı kalmak değildi. Tam tersine, gizliden siyaset yapmaktı. Nitekim, bu ülkenin en makus talihi olan CHP ile temasa geçip (ya da onlar onunla temasa geçti ama fark etmez, sonuçta adayları olmaya yakın durdu) seçilemeyeceğini, hatta tamamen yerle yeksan olacağını, sonunun Abdüllatif Şener gibi CHP vekilliği olacağını anlayınca oradan da yan çizdi.</p>



<p>Şimdilerde adı yine ortalarda çok dönüp duruyor. Bunda kendisinin dahli var mıdır bilemem ama bununla ilgili tek laf etmediği açıktır. Kılıçdaroğlu&#8217;nun gönlünde yatan aslan odur. Ama bir türlü ortaya çıkıp da bunu açıkça ifade etmiyor. Neden çekiniyor? Eğer böylesi oyunlara alet olmayı kendine yediremiyorsa onu da deklare etmiyor. Köyün bütün gençlerinin gözü olduğu kendini beğenmiş kız gibi herkese mavi boncuk dağıtıyor.</p>



<p>Sayın Gül içinden çıkıp buralara geldiği siyasete zarar verecek epey işler yapmıştır. Bu sorun değildir. Olabilir; insanın fikriyatı değişebilir. Ne yazık ki o bunları, açıktan değil, el altından yaptı hep. İşte &#8216;pasif siyaset&#8217; budur. Fakat unutulmaması gereken bir şey var; o da siyasette geçer olanın pasiflik değil, aktiflik olduğudur. Erdoğan&#8217;ın da beli büküldü omuzları çöktü ama o hala Ukrayna-Rusya krizine çare üretmeye çalışıyor. Pahalılıkla, enflasyonla mücadele etmeye uğraşıyor. Sayın Gül ne iş yapıyor peki? Aşı pişirsinler, önüne kotarsınlar kendisi de &#8216;bir zahmet&#8217; aday olsun ve seçilsin diye bekliyor. Çok bekler…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/pasif-siyaset/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Helalleşme ile Hesaplaşma</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/helallesme-ile-hesaplasma/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/helallesme-ile-hesaplasma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Dec 2021 08:50:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17966</guid>

					<description><![CDATA[CHP’nin muhtemel Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na bakar mısın! Yönetme ilkelerinden ilkini ortaya koydu. Şayet birilerinden alacağı varsa hesabını sorup tahsilini yapacak, şayet birilerine borcu varsa da bedelini ödemeden “hakkını helal et, bana oyunu ver “ diyerek helalleşecek. Gülünç! Böylelikle de Saadet lideri Temel Karamollaoğlu’nun “babayiğit”ine dönüşecek… Bugün İstanbul Belediye Meclisinde bir tartışma vardı. Değişmeyen ve geçmişte yaptıklarından hiç pişmanlık duymayan gerçek CHP&#8217; yi anlatan… Üniversitelerde genç kızlara başörtüsü zulmünü yapan kul hakkına giren, zulmeden, inciten, madden ve manen zarar veren Türkan Saylan’ın adını CHP sokaklara verip yaşatmak istiyormuş. Ak Parti de engelliyormuş… Kılıçdaroğlu ise, onun yaptıklarından ötürü oluşan kul haklarından ötürü genç kızlardan helallik istiyor. Midem bulanıyor…Hangi büyük yanlış yaptık da bugün bu tiyatrolara maruz kalıyoruz acaba! Hangisi CHP? Kılçdaroğlu’nun helallik istediği CHP’mi, yoksa Türkan Saylan’ın adını sokaklara vermek isteyenler mi? Bu olayın yaşanması geleceğe ışık tutması bakımından çok isabetli oldu…&#8221;CHP fırsat bulunca ne yapar ?&#8221; sorusuna cevap oldu? Demek ki CHP, imkansız olsa da hakkımızı helal etsek bile , Türkan Saylan, Kemal Gürüz, Çevik Bir ve Kemal Alemdaroğlu gibi 28 şubat zalimlerinin adlarını verdiği caddelerden bizleri yürütecek öyle mi? Kılıçdaroğlu ve CHP’sinden, helalleşme konusunda samimi olup olmadıklarını anlayabilmemiz için, geçmişte milletimize kim zulmetmişse, önce onların isimlerini bir afişe yazmalı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>CHP’nin muhtemel Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na bakar mısın! Yönetme ilkelerinden ilkini ortaya koydu. Şayet birilerinden alacağı varsa hesabını sorup tahsilini yapacak, şayet birilerine borcu varsa da bedelini ödemeden “hakkını helal et, bana oyunu ver “ diyerek helalleşecek. Gülünç! Böylelikle de Saadet lideri Temel Karamollaoğlu’nun “babayiğit”ine dönüşecek…</p>



<p>Bugün İstanbul Belediye Meclisinde bir tartışma vardı. Değişmeyen ve geçmişte yaptıklarından hiç pişmanlık duymayan gerçek CHP&#8217; yi anlatan…</p>



<p>Üniversitelerde genç kızlara başörtüsü zulmünü yapan kul hakkına giren, zulmeden, inciten, madden ve manen zarar veren Türkan Saylan’ın adını CHP sokaklara verip yaşatmak istiyormuş. Ak Parti de engelliyormuş… Kılıçdaroğlu ise, onun yaptıklarından ötürü oluşan kul haklarından ötürü genç kızlardan helallik istiyor. Midem bulanıyor…Hangi büyük yanlış yaptık da bugün bu tiyatrolara maruz kalıyoruz acaba!</p>



<p>Hangisi CHP? Kılçdaroğlu’nun helallik istediği CHP’mi, yoksa Türkan Saylan’ın adını sokaklara vermek isteyenler mi?</p>



<p>Bu olayın yaşanması geleceğe ışık tutması bakımından çok isabetli oldu…&#8221;CHP fırsat bulunca ne yapar ?&#8221; sorusuna cevap oldu? Demek ki CHP, imkansız olsa da hakkımızı helal etsek bile , Türkan Saylan, Kemal Gürüz, Çevik Bir ve Kemal Alemdaroğlu gibi 28 şubat zalimlerinin adlarını verdiği caddelerden bizleri yürütecek öyle mi?</p>



<p>Kılıçdaroğlu ve CHP’sinden, helalleşme konusunda samimi olup olmadıklarını anlayabilmemiz için, geçmişte milletimize kim zulmetmişse, önce onların isimlerini bir afişe yazmalı sonra da onları lanetlediklerine ilişkin notunu düşüp CHP Genel Merkezi’nin dışına asmalıdırlar. Türkan Saylan’ın sokaklara adı verilecek ne hizmeti vardır?</p>



<p>Demek ki Karamollaoğlu’nun babayiğidi Kılıçdaroğlu helalleşmeyi samimiyetinden değil de Ak Parti’nin gücünden koktuğundan söylüyor. Güç eline geçince de Türkan Saylan’lı sokaklarda bizleri terbiye edecekler…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/helallesme-ile-hesaplasma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yanlışı Terk Et!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yanlisi-terk-et/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yanlisi-terk-et/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Nov 2021 05:58:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktidar]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17897</guid>

					<description><![CDATA[Doğru işler yap! Sonra da dua ve tevekkül…! Boş ver, CIA’yı, dış güçleri, ABD’yi, Rusya’yı, Avrupayı…! Cumhurbaşkanımızı devirmek istemelerini, planlarını, hesaplarını…Kanuni ilahidir o…Hakk batıl mücadelesi devam edecek… İstanbul ve Ankara başta olmak üzere bazı belediye başkanlıklarını yukarıda bahsi geçen yapılar mı kaybettirdiler? Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bir önceki oy oranını koruyup koruyamamanın onlarla ne ilgisi vardır? Ak Parti içindeki AKP’lilerin kasıtlı ve kasıtsız hataları, eksikleri, kusurları, yanlışları seçim kaybettirdi…Güçleri de ne yazık ki çok fazla… Geçmişte Cumhurbaşkanımız hiç bu kadar yalnız kalamamıştı… Onu yalnız bırakmamak, geceli gündüzlü çalışmak, gayret etmek, uykudan feragat etmek, mesai mefhumu gözetmemekle olur…Daha da önemlisi haram helale ve kul hakkına azami ölçülerde uymakla olur. Adalet, hak hukuk çerçevesinde iş üretmekle yanlında durulur. Öyle mi oldu? Oldu da neden seçimlerde oy kaybedildi, önümüzdeki seçim için de endişe var. Adam, Belediye seçimlerini kaybettiren yanlışlarına son sürat devam ediyor ama önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimleri nedeniyle ABD’nin CİA üzerinden Cumhurbaşkanımızı devirme planlarından bahsediyor. Yahu be adam, sen kasıtlı yanlışlarını terk etsene! Ak Parti’ye oy veren ve tüm imkanlarıyla onu müdafaa eden biri olarak ben inanmıyorum sana! Başkası nasıl inansın! Bir cemiyette sizlerle ilgili her hangi bir suçlama yapıldığı zaman yaptığınız güzel, doğru, faydalı, iyi, güzel işlerinizi can havliyle savunalım… Ancak bizi yanlışı doğru, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Doğru işler yap! Sonra da dua ve tevekkül…!</p>



<p>Boş ver, CIA’yı, dış güçleri, ABD’yi, Rusya’yı, Avrupayı…! Cumhurbaşkanımızı devirmek istemelerini, planlarını, hesaplarını…Kanuni ilahidir o…Hakk batıl mücadelesi devam edecek…</p>



<p>İstanbul ve Ankara başta olmak üzere bazı belediye başkanlıklarını yukarıda bahsi geçen yapılar mı kaybettirdiler? Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bir önceki oy oranını koruyup koruyamamanın onlarla ne ilgisi vardır?</p>



<p>Ak Parti içindeki AKP’lilerin kasıtlı ve kasıtsız hataları, eksikleri, kusurları, yanlışları seçim kaybettirdi…Güçleri de ne yazık ki çok fazla…</p>



<p>Geçmişte Cumhurbaşkanımız hiç bu kadar yalnız kalamamıştı…</p>



<p>Onu yalnız bırakmamak, geceli gündüzlü çalışmak, gayret etmek, uykudan feragat etmek, mesai mefhumu gözetmemekle olur…Daha da önemlisi haram helale ve kul hakkına azami ölçülerde uymakla olur. Adalet, hak hukuk çerçevesinde iş üretmekle yanlında durulur. Öyle mi oldu? Oldu da neden seçimlerde oy kaybedildi, önümüzdeki seçim için de endişe var.</p>



<p>Adam, Belediye seçimlerini kaybettiren yanlışlarına son sürat devam ediyor ama önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimleri nedeniyle ABD’nin CİA üzerinden Cumhurbaşkanımızı devirme planlarından bahsediyor. Yahu be adam, sen kasıtlı yanlışlarını terk etsene! Ak Parti’ye oy veren ve tüm imkanlarıyla onu müdafaa eden biri olarak ben inanmıyorum sana! Başkası nasıl inansın!</p>



<p>Bir cemiyette sizlerle ilgili her hangi bir suçlama yapıldığı zaman yaptığınız güzel, doğru, faydalı, iyi, güzel işlerinizi can havliyle savunalım… Ancak bizi yanlışı doğru, çirkini güzel, zararlıyı yararlı gibi anlatmaya zorlayamazsınız. Bunu yapmayız ve yapmayacağız!</p>



<p>CİA’nin en büyük planı Gezi Parkı kalkışması ve 15 Temmuz alçak darbe girişimiydi. Başarılı olabildi mi?</p>



<p>Bırak CİA’yı, dış güçleri, Avrupayı, Rusya’yı…Onlarla Cumhurbaşkanımız mücadelesini zaten yapıyor. Sen üzerine düşeni yapıyor musun?</p>



<p>Sen eli mühürlü olarak kasıtlı yanlışları terk et! Güzel işler yap!</p>



<p>Seçim çok kolay!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yanlisi-terk-et/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Keşke!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/keske/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/keske/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Nov 2021 08:17:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[İktidar]]></category>
		<category><![CDATA[Lider]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17842</guid>

					<description><![CDATA[Keşke, ülkemizi yönetebilecek birbirinden değerli çok sayıda ehliyet ve liyakat sahibi adaletli insana sahip olsaydık. Keşke aynı özellikleri taşıyanlardan ülkemizi yönetecek çok sayıda nitelikli yüzlerce kadromuz olsaydı. Bu durum berekettir huzurdur. Geleceğimizin sigortasıdır… İslam dini kıyamete kadar baki olacağından, insan fani olduğu için yönetme ve idare etme işini ölümlü olan kişilere veya çeşitli gruplara ayarlı olarak planlamaz. Peygamberimizin genç denebilecek yaşta Müsümanların arasından ayrılması ise bu tezi destekleyen delillerdendir. Müslümanlar, istisnalar olsa da, efendimizin vefatından sonra ne yazık ki olaylara kurumsal bazlı bak-a-mamışlardır. Daha çok bu eksikliği karizmatik güçlü liderlerle geçici olarak gidermişlerdir. Bugün gelinen noktada, idare etme anlamında yararlandığımız tüm yönetimsel biçimler ne yazık ki Batı kaynaklıdır. Müslümanlar örnek bir model ortaya koyamamışlardır. Koysalar da yaşatmaya muktedir olamamışlardır. Biliyorum, bu tespite ilişkin cümleler can yakıcıdır ve olaylara duygusal yönlü bakanları öfkelendirebilir. Öfkelenenlere derim ki, tarih boyunca adalet üreten modelimiz nerede? Biliyorum Osmanlı diyenler olacak, Endülüs Emevi Devleti diyenler olacak…Derim ki neden yaşayamadılar? Bugüne dek gelemediler…? Bu tespiti böylesine acımasız ve canımızı yakacak şekilde yapamazsak, olaylara duygusal bakmaya devam eder kendi kendimizi kandırmış oluruz. Bunu da o bahaneler veya bu bahanelerle de temellendirme yanlışına düşeriz. Bu olmaz! Kaybedecek zamanımız yoktur! Merhum Necmettin Erbakan hocamız sonrası için, öyle ya da böyle &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Keşke, ülkemizi yönetebilecek birbirinden değerli çok sayıda ehliyet ve liyakat sahibi adaletli insana sahip olsaydık. Keşke aynı özellikleri taşıyanlardan ülkemizi yönetecek çok sayıda nitelikli yüzlerce kadromuz olsaydı. Bu durum berekettir huzurdur. Geleceğimizin sigortasıdır…</p>



<p>İslam dini kıyamete kadar baki olacağından, insan fani olduğu için yönetme ve idare etme işini ölümlü olan kişilere veya çeşitli gruplara ayarlı olarak planlamaz. Peygamberimizin genç denebilecek yaşta Müsümanların arasından ayrılması ise bu tezi destekleyen delillerdendir. Müslümanlar, istisnalar olsa da, efendimizin vefatından sonra ne yazık ki olaylara kurumsal bazlı bak-a-mamışlardır. Daha çok bu eksikliği karizmatik güçlü liderlerle geçici olarak gidermişlerdir.</p>



<p>Bugün gelinen noktada, idare etme anlamında yararlandığımız tüm yönetimsel biçimler ne yazık ki Batı kaynaklıdır. Müslümanlar örnek bir model ortaya koyamamışlardır. Koysalar da yaşatmaya muktedir olamamışlardır.</p>



<p>Biliyorum, bu tespite ilişkin cümleler can yakıcıdır ve olaylara duygusal yönlü bakanları öfkelendirebilir. Öfkelenenlere derim ki, tarih boyunca adalet üreten modelimiz nerede? Biliyorum Osmanlı diyenler olacak, Endülüs Emevi Devleti diyenler olacak…Derim ki neden yaşayamadılar? Bugüne dek gelemediler…?</p>



<p>Bu tespiti böylesine acımasız ve canımızı yakacak şekilde yapamazsak, olaylara duygusal bakmaya devam eder kendi kendimizi kandırmış oluruz. Bunu da o bahaneler veya bu bahanelerle de temellendirme yanlışına düşeriz. Bu olmaz! Kaybedecek zamanımız yoktur!</p>



<p>Merhum Necmettin Erbakan hocamız sonrası için, öyle ya da böyle ülkemizi yönetebilecek olduğuna inanılan bir çok isim vardı. Başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere Abdullah Gül, Oğuzhan Asiltürk, Bülent Arınç, Numan Kurtulmuş, Ahmet Davutoğlu ve de Fatih Erbakan ve daha başkaları…</p>



<p>Cumhurbaşkanımız da bizler gibi fani olduğuna göre, kendimizin sonrasının ne olacağına kafa yorduğumuz kadar, Cumhurbaşkanımız sonrasına kafa yormamız gerekmez mi?</p>



<p>Cumhurbaşkanımız sonrası için bir alternatif isim söyler misiniz bana? Bu noktada temel tezim, siyasetin hocası merhum Necmettin Erbakan ile talebeleri arasındaki en bariz farktır. Talebeleri ne yazık ki Merhum Erbakan hocamız gibi siyasetin hocası haline gelemediler…Onların talebeleri yoktur!</p>



<p>Bunca okullarımız, Kuran Kursları, dernekler, vakıflar, kurum ve kuruluşlarımızla ne yazık ki ülkemizi yönetmeye muktedir binlerce alternatif yetiştiremedik. Yetişmedi. Olanları da sistem ve şartlar öğüttü, bitirdi ve yıpratıp eskitti…Etkisizleştirdi.</p>



<p>Çünkü elimizdeki kurum ve kuruluşlarla insan kaynağımıza sadece kendi partimize oy vermeyi öğrettik. Oy almayı, halk desteği elde etmeyi, karizmatik lidere dönüşmeyi, proje üretmeyi, adaleti, hak ve hukuku öğretmedik. Yani itirazsız,sorgulamayan, teslim olan seçmen hoşumuza gitti.<br>Sorarım, şu anda, Cumhurbaşkanımıza alternatif olarak gösterilenlerin tamamı, yıllar öncesinin Milli Görüş temsilcilerinin sandık müşahitlerinin donanımına sahipler mi?</p>



<p>Bizler, Cumhurbaşkanımızı seviyoruz ama o da bizler gibi fanidir…</p>



<p>Hepimiz doğduk, büyüdük ve öleceğiz …Partiler de…Doğar büyür ve ölürler. Kanuni ilahi budur!</p>



<p>Madem ki faniyiz, o halde önemli olan husus, oluşan idari boşluğu binlerce alternatifle doldurabilecek kadro ile hazırda beklemek değil midir?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/keske/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sokun Kafanıza Bunu!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sokun-kafaniza-bunu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sokun-kafaniza-bunu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Aug 2021 09:03:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[muhalefet]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17551</guid>

					<description><![CDATA[Ülkemizde dünyayı derinden sarsan salgın hastalık var, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde ekonomik sıkıntılar var ve yine dünyada olduğu gibi ülkemizde ormanlar yanıyor, sel baskınları var diye bundan sonra askeri göreve çağırmak yok, milleti sokağa davet etmek yok, kim adına ne için olduğu belirsiz kaos oluşturup hükümet olmak yok, muhtıra yok, darbe yok…Yok yok yok…! Sokun bunu kafanıza artık! Kalın kafanız anlasın diye bir kez daha tane tane anlatıyorum… Seçimlerde Cumhurbaşkanlığına aday olacaksınız, nasıl yöneteceğinize ilişkin güven veren politikalarınızı milletimize açıkça anlatacaksınız, milletimiz de anlattıklarınıza ikna olursa sizleri seçerek görevlendirecek…Bunun dışında tüm yollar bitti kapandı…Niçin hâlâ olması muhtemel bir sorun gördüğünüzde sağınıza solunuza bakarak birileri daha varsa buradan yeni bir iktidar doğar mı hevesine kapılıyorsunuz? Boşuna yırtınmayın, olmayacak! Bu millet, iktidar olmak üzere millet iradesi dışındaki tüm yolları, İslam ülkelerinde olduğu gibi kaos ve çatışma olmadan kapattığı için Cumhurbaşkanımıza ömür boyu oy verse yine de hakkını ödeyemez… Alışmışlardı…Kaos çıkar, sisli hava oluştur, kan dök, gürültü çıkar, terör eylemlerini çoğalt, sonra da yönetime el koy! Yok artık öyle! Şeytani o iş bitti…Bu hileyi bitiren de Cumhurbaşkanımızdır. Bundan sonra ne yapacaksanız milleti ikna ederek yapacaksınız! Sokun kafanıza bunu! Deprem, sel, yangın gibi tabii afetlerden ve felaketlerden bile iktidar olma hayali kuranlar var…Yok &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ülkemizde dünyayı derinden sarsan salgın hastalık var, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde ekonomik sıkıntılar var ve yine dünyada olduğu gibi ülkemizde ormanlar yanıyor, sel baskınları var diye bundan sonra askeri göreve çağırmak yok, milleti sokağa davet etmek yok, kim adına ne için olduğu belirsiz kaos oluşturup hükümet olmak yok, muhtıra yok, darbe yok…Yok yok yok…!</p>



<p>Sokun bunu kafanıza artık!</p>



<p>Kalın kafanız anlasın diye bir kez daha tane tane anlatıyorum…</p>



<p>Seçimlerde Cumhurbaşkanlığına aday olacaksınız, nasıl yöneteceğinize ilişkin güven veren politikalarınızı milletimize açıkça anlatacaksınız, milletimiz de anlattıklarınıza ikna olursa sizleri seçerek görevlendirecek…Bunun dışında tüm yollar bitti kapandı…Niçin hâlâ olması muhtemel bir sorun gördüğünüzde sağınıza solunuza bakarak birileri daha varsa buradan yeni bir iktidar doğar mı hevesine kapılıyorsunuz? Boşuna yırtınmayın, olmayacak!</p>



<p>Bu millet, iktidar olmak üzere millet iradesi dışındaki tüm yolları, İslam ülkelerinde olduğu gibi kaos ve çatışma olmadan kapattığı için Cumhurbaşkanımıza ömür boyu oy verse yine de hakkını ödeyemez…</p>



<p>Alışmışlardı…Kaos çıkar, sisli hava oluştur, kan dök, gürültü çıkar, terör eylemlerini çoğalt, sonra da yönetime el koy! Yok artık öyle! Şeytani o iş bitti…Bu hileyi bitiren de Cumhurbaşkanımızdır. Bundan sonra ne yapacaksanız milleti ikna ederek yapacaksınız! Sokun kafanıza bunu!</p>



<p>Deprem, sel, yangın gibi tabii afetlerden ve felaketlerden bile iktidar olma hayali kuranlar var…Yok kardeşim yok…Anlasana!</p>



<p>Hele bir itiraz var ki kabul edilebilir değil…İnsani de değil!</p>



<p>Ülkemizin tüm yükü neredeyse tek başına sırtına yüklenmiş biri olarak oradan oraya koşuşturan Cumhurbaşkanımız yorgunmuş…İnsan olarak bunca sorumluluk ve işin altında yorgun olması kadar doğal ne olabilir ki!</p>



<p>Alternatif kim peki? Hiçbir sorumluluğu olmayan ve konuşmak dışında da hiçbir icraatı olmayan Kılıçdaroğlu…! Kim o biliyor musunuz? Hani en dinç haliyle, yorgun olmadığı halde yürüyen merdivene ters yönden binmişti ya işte o! Güler misin ağlar mısın!</p>



<p>Rüyada mıyım, yoksa ne! Sen aklıma mukayyet ol ya rab!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sokun-kafaniza-bunu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
