<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Peygamber &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/peygamber/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Sat, 20 Mar 2021 08:02:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Peygamber &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Dünya Vatandaşı Ne Demek?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/dunya-vatandasi-ne-demek/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/dunya-vatandasi-ne-demek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet SÜRMELİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Mar 2021 08:02:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16987</guid>

					<description><![CDATA[Musa Peygamber, Firavunun sarayında yetişmiş ve yıllarca onların yanında kalmıştır.[1] Kendine ilahlık süsü veren bir adamın evinde ve siyasal şirkin etkin olduğu bir memlekette yetişmesine rağmen Hz. Musa yetiştiği aile ortamından ve ülkeden inanç ve ahlak bağlamında etkilenmemiştir. Ne siyasal şirke ne de şirkin diğer türlerine hayatının hiçbir anında yer vermemiştir. İlahi denetim altında masum kalmıştır. O yerin sanatından ve dini propagandasından da etkilenmemiştir. Genç ve Yiğit Musa, Firavunu nasıl boşa çıkardıysa Haman ve Bel’am’ı da öyle boşa çıkarmıştır. Yeryüzünün hazinelerinin bir kısmı kendisine verilen Karun da onu etkileyememiştir.[2] Sermayeye karşı direnmiş ve Firavni bir finans sisteminin parçası olmamıştır. Belam’a iltifat etmemiş ve böylece islamizasyon politikalarından nefret etmiştir. Temsilini Firavun’un yaptığı siyasal şirke en büyük darbeyi indirmiştir. Hz. Musa’nın yetişme tarzı Müslüman ailelere şu duyuruyu yapmaktadır: Çocuklarınızı tevhidin esasları üzerine öyle yetiştirin ki firavunların ne rejimleri, ne kurumları, ne de onlardan elde ettikleri dünyalıklar yavrularınızı İslâm’dan koparmasın. Sistem, çocuklarınızı kendisinin bir parçası yapmasın. Esefle belirtelim ki Müslümanların çocukları uygulanan eğitim modellerinin bir parçası olarak “dünya vatandaşı” şeklinde yetiştirilmekte ve onlar da bu duruma razı olmaktadırlar. Genel durum böyledir. Dünya vatandaşlığı, eğitimde milliliğin karşıtıdır. Yükselen kapitalist değerlere göre vaziyet almadır. “Dünya vatandaşı” olmanın arka plânını ve felsefi altyapısını veliler bilmemektedirler. Bu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Musa Peygamber, Firavunun sarayında yetişmiş ve yıllarca onların yanında kalmıştır.[1] Kendine ilahlık süsü veren bir adamın evinde ve siyasal şirkin etkin olduğu bir memlekette yetişmesine rağmen Hz. Musa yetiştiği aile ortamından ve ülkeden inanç ve ahlak bağlamında etkilenmemiştir. Ne siyasal şirke ne de şirkin diğer türlerine hayatının hiçbir anında yer vermemiştir. İlahi denetim altında masum kalmıştır. O yerin sanatından ve dini propagandasından da etkilenmemiştir. Genç ve Yiğit Musa, Firavunu nasıl boşa çıkardıysa Haman ve Bel’am’ı da öyle boşa çıkarmıştır. Yeryüzünün hazinelerinin bir kısmı kendisine verilen Karun da onu etkileyememiştir.[2] Sermayeye karşı direnmiş ve Firavni bir finans sisteminin parçası olmamıştır. Belam’a iltifat etmemiş ve böylece islamizasyon politikalarından nefret etmiştir. Temsilini Firavun’un yaptığı siyasal şirke en büyük darbeyi indirmiştir.</p>



<p>Hz. Musa’nın yetişme tarzı Müslüman ailelere şu duyuruyu yapmaktadır: Çocuklarınızı tevhidin esasları üzerine öyle yetiştirin ki firavunların ne rejimleri, ne kurumları, ne de onlardan elde ettikleri dünyalıklar yavrularınızı İslâm’dan koparmasın. Sistem, çocuklarınızı kendisinin bir parçası yapmasın.</p>



<p>Esefle belirtelim ki Müslümanların çocukları uygulanan eğitim modellerinin bir parçası olarak “dünya vatandaşı” şeklinde yetiştirilmekte ve onlar da bu duruma razı olmaktadırlar. Genel durum böyledir. Dünya vatandaşlığı, eğitimde milliliğin karşıtıdır. Yükselen kapitalist değerlere göre vaziyet almadır. “Dünya vatandaşı” olmanın arka plânını ve felsefi altyapısını veliler bilmemektedirler. Bu ifade reddi kimlik üzerine inşa edilmiştir.</p>



<p>Müslümanların vahiy eksenli bir eğitim-öğretim sistemleri ve kurumlarının olmayışı onları İslâm dışı kurumlara karşı dirençsiz kılmaktadır. Bütün bunlara rağmen Müslümanların eğitim ve öğretimde özgün arayışlara girmeyişleri de ayrı bir garabettir. Unutmayalım ki dünyadaki her eğitim sistemi, çocuklara bir hayat tarzı/din seçtirmek üzerine bina edilmiştir. Seçtikleri hayat tarzı/dine göre kimlik kazanan bu kişiler gerçekten Müslüman kalabilecekler mi? Bu sorunun cevabını Müslüman anne-babalar vermelidirler. Bu sorunun vebali ise islamizasyon politikalarıyla Müslümanları istismar eden siyasetçileredir.</p>



<p>Müslümanlar Musa Peygamber kıssasını ve çocukluğunu iyi anlasalar ve gereğiyle amel etselerdi İslâm dünyasında ideolojik bir hâkimiyet olmazdı. İdeolojileri dinleştirmezler ve kurucularına resmi ideolojinin dayatmasıyla ilah gibi bakmazlardı. İdeolojik kabullenmelere göre kitlesel irtidatlar yaşanmazdı. Gençlerimiz İslâm’ın dışındaki bir dünya görüşüne umut bağlamazlardı. Bu kısa hatırlatmalardan sonra Müslümanların çocuk eğitimi çerçevesinde Musa Peygamber’le ilgili ayetleri yeniden okumaları ve yapılan tavsiyeler etrafında uygulanabilir bir eğitim metodu geliştirmeleri Müslüman anne-baba kalabilmeleri için hayati bir önem taşımaktadır.</p>



<p>Tavsiyemiz, Hz. Musa Peygamber kıssasını bir de bu gözle okumalarıdır. Firavun’un, Belam’ın, Haman’ın ve Karun’un sosyal ve siyasal hayattaki karşılıklarını bularak kıssaya yaklaşmalarıdır. Şayet bunu yapmayacak olurlarsa ayetteki şahıslar tarih içinde dondurulmuş olur ve vahiy tarihselleştirilir. Bir sapık da çıkar ve cahilce; “Kur’an bize bir şey demiyor” iddasında bulunabilir.</p>



<p>[1] Bk. Şuara 26 / 18.<br>[2] Karun’un serveti ve zenginliği için bk. Kasas 28 / 76-82.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/dunya-vatandasi-ne-demek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mevlid Kandili’nden Geriye Ne Kaldı?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/mevlid-kandilinden-geriye-ne-kaldi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/mevlid-kandilinden-geriye-ne-kaldi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Nov 2018 08:50:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Kandil]]></category>
		<category><![CDATA[mevlid]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4939</guid>

					<description><![CDATA[SİNAN ESKİCİOĞLU YAZDI O, bir peygamberdi. Bütün güzellikler O’ndaydı. Ama zaten peygamber, bu çok normal. Kandilde salavatlarla anıldı, dualar edildi. Peki sonra? İşte bu konuyu ve soruyu düşündüm kendi kendime. Hatta kendimle konuşa konuşa. İslam’da olmayan bir gece, hadi kutluyoruz. Bidat demiyoruz, Zeitgeist (Zamanın ruhu) onu gerektiriyor dedik. İletilerle, süslü mesajlarla geçen Mevlid kandili; ne faydası oldu ve ne öğrendik? Mevlid kandili kutlandı. Namazlar eda edenler, oruçlar tutanlar, dua ve yalvarışlarda bulunanlar, ibadetlerinin karşılığını öbür tarafta alacaklar. Samimi niyetle Rabb’e yakın olmak isteyenlere sözüm yok, zaten onlar da sessiz-sedasız günü geçirmişlerdir. Diğer bir kesim de, iletilerle-sosyal medya paylaşımlarıyla kandilleri kutlayanlar. Sayısız mesaj ve ileti telefondan telefona dolaştı. En kolay olanları da, resim ya da video paylaşımlı olanlar. Gönderiyorsunuz, tamam. Artık herkes çok meşgul. İki satır kart atmak bir tarafa, telefondan kişisel mesaj göndermek için bile zaman yok. Kandil de olsa, bayram da olsa bu değişmiyor. Bir diğer kesim de, kandili fırsat bilip, dini yaşantı içinde olmadığına inandığı kişilere mesajlar, iletiler ya da direk yazılar ile ‘cehennem korkusu’ salanlar ve İslam’ı yüzlere vururcasına satmaya çalışanlar. Bu kesim zaten hepinizin malumu, en iyi İslam’ı anlayanlar ve hatta Kuran ayetlerini en iyi yorumlayanlar. Peki, ne öğrendik Mevlid kandilinden? Kimilerimiz de güzel yazılar kaleme &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>SİNAN ESKİCİOĞLU YAZDI</strong></p>
<p>O, bir peygamberdi. Bütün güzellikler O’ndaydı. Ama zaten peygamber, bu çok normal. Kandilde salavatlarla anıldı, dualar edildi. Peki sonra? İşte bu konuyu ve soruyu düşündüm kendi kendime. Hatta kendimle konuşa konuşa. İslam’da olmayan bir gece, hadi kutluyoruz. Bidat demiyoruz, Zeitgeist (Zamanın ruhu) onu gerektiriyor dedik.</p>
<p><strong>İletilerle, süslü mesajlarla geçen Mevlid kandili; ne faydası oldu ve ne öğrendik?</strong></p>
<p>Mevlid kandili kutlandı.</p>
<p>Namazlar eda edenler, oruçlar tutanlar, dua ve yalvarışlarda bulunanlar, ibadetlerinin karşılığını öbür tarafta alacaklar. Samimi niyetle Rabb’e yakın olmak isteyenlere sözüm yok, zaten onlar da sessiz-sedasız günü geçirmişlerdir.</p>
<p>Diğer bir kesim de, iletilerle-sosyal medya paylaşımlarıyla kandilleri kutlayanlar. Sayısız mesaj ve ileti telefondan telefona dolaştı. En kolay olanları da, resim ya da video paylaşımlı olanlar. Gönderiyorsunuz, tamam.</p>
<p>Artık herkes çok meşgul. İki satır kart atmak bir tarafa, telefondan kişisel mesaj göndermek için bile zaman yok. Kandil de olsa, bayram da olsa bu değişmiyor.</p>
<p>Bir diğer kesim de, kandili fırsat bilip, dini yaşantı içinde olmadığına inandığı kişilere mesajlar, iletiler ya da direk yazılar ile ‘cehennem korkusu’ salanlar ve İslam’ı yüzlere vururcasına satmaya çalışanlar. Bu kesim zaten hepinizin malumu, en iyi İslam’ı anlayanlar ve hatta Kuran ayetlerini en iyi yorumlayanlar.</p>
<p><strong>Peki, ne öğrendik Mevlid kandilinden?</strong></p>
<p>Kimilerimiz de güzel yazılar kaleme aldılar. Hz. Peygamber’in güzel ahlakından, dürüstlüğünden bahsettiler. ‘merhamet yüklü, adalet, hakkaniyet, âdemiyet, ilim, irfan, hikmet Peygamber’i Hz Muhammed Mustafa’nın (s.a.v) Yüce Rabbimiz tarafından seçilerek gönderilişine şükretmek, sevinmek sureti ile kutlamak’ dediler. Kuran’ı okumak, anlamak ve yaşamak diyerek halis niyetler ifade edenlerimiz de oldu.</p>
<p>Tekrar sorumu yöneltiyorum: Peki ne öğrendik Mevlid kandilinden?</p>
<p><strong>Neden mi bu soru?</strong></p>
<p>Bütün bu güzel sıfatlar, Hz. Peygamber’i tanımlıyor. O zaten Rabb’in bizim için seçtiği bir elçiydi. Gönderdiği diye ifade etmedim. Çünkü O’nun yukarıdan gönderildiğini sananlar bile var. O’nun yaşayan insanlar arasından seçildiğini bilmeyen çok genç var.</p>
<p>O, bir peygamberdi. Bütün güzellikler O’ndaydı. Ama zaten peygamber, bu çok normal. Kandilde salavatlarla anıldı, dualar edildi.</p>
<p>Peki sonra?</p>
<p>İşte bu konuyu ve soruyu düşündüm kendi kendime. Hatta kendimle konuşa konuşa.</p>
<p>İslam’da olmayan bir gece, hadi kutluyoruz. Bidat demiyoruz, Zeitgeist (Zamanın ruhu) onu gerektiriyor dedik.</p>
<p>Peki, gençlere faydası ne bunun, gençler hayatları için ne öğrenmiş olacaklar? Hayatlarına ne katacaklar? Sadece gençler mi, hayır. Toplumun bütünü, Mevlid kandilinden hayatına ne katacak?</p>
<p>‘Kandil yok diyorsunuz da, bunu neden düşündünüz’ diyenleriniz olabilir, normaldir.</p>
<p>Açıklayayım.</p>
<p>Evet, Mevlid kandili İslam’da yok. Hicretten 300 yıl sonra kutlanmaya başlamış. (Pazartesi günkü yazım için de düzeltme tekrarı olsun)</p>
<p>Hicret M.S. 622 yılında oldu, yani bundan 300 yıl sonra.</p>
<p>Ama Hz. Muhammed (sav) ile ilgili, O’nun hayatından örnekler çıkarmayla ilgili sürekli ifade ettiğim bir tezim var: ‘Hz. Muhammed (sav) bugün yaşasa, hayatı nasıl olurdu?’</p>
<p>İşte bu temel düşüncem sebebiyle bu konuyu irdeledim.</p>
<p>Benim aklıma gelenleri sıralayayım:</p>
<p>Hz. Muhammed (sav), ilk önce ‘El-Emin’ sıfatıyla anıldı: Yani yalan söylememe, düşmanları tarafından bile doğru sözlü olmasıyla bilinmesi. Bugün kendimize, ailemize ve Müslümanlara bir bakalım, bu özelliğini ne kadar hayatımızda uygulayabiliyoruz.</p>
<p>Küçüklüğünden itibaren ticaret kervanlarına katıldı: Küçüklüğü ve sonra gençliği hep ticaretle yani çalışmayla geçti. Çalışmanın ne kadar önemli olduğunu hayatında gösterdi. Kendimize, çevremize ve Müslümanlara bir bakalım, acaba çalışmaya ne kadar önem veriyoruz.</p>
<p>Bu özelliği, aynı zamanda O’nun hayatın içinde olmasını sağladı: Bu özellik de özellikle camilerde görev yapan imamlar, ilahiyat fakültelerinde görev yapan hocalar için önemli, acaba gerçekten hayatın içindeler mi?</p>
<p>Hz. Hatice ile evlendi ve ona çok saygı duyan bir erkek portresi çizdi: Hele bu özelliği Müslüman toplumları için çok önemli. Acaba Müslüman toplumlar, kadına gereken saygıyı gösteriyorlar mı? Acaba Müslüman toplumlar kadınlara gerçek manada değer veriyorlar mı, yoksa onları evde iş yapan, ev robotları olarak mı görüyorlar?</p>
<p>Hz. Muhammed (sav), 40 yaşından sonra farklı bir dünyaya adım attı ve peygamber oldu. Ümmi (okuma yazma bilmeyen) olmasına rağmen ayetleri ezberledi, 40 yaşından sonra hayatında müthiş farklılıklar gerçekleşti: Tamam O peygamberdi, ama bu örnekler bizim için önemli. 40 yaşından sonra olmaz diye kabullendiğimiz birçok iş ve çalışma yok mu? Mesela dil öğrenmek, müzik aleti çalmayı öğrenmek, çocuklarımızla oynamak ve spor yapmak vb. Çevremize ve Müslümanlara bir bakalım, acaba ne kadar kitap okunuyor, bırakın ilim öğrenmek adına olmasını, İslam’ı öğrenmek adına bile kitap okunmuyor, okunsa bu kadar alim görünümlü cahil olmazdı.</p>
<p>Hz. Muhammed (sav) 40 yaşından sonra gençlerle iletişime geçti, onları anlamaya çalıştı, onlarla çalışma başlattı, onlara sabretti, büyüklük taslamadı: Bugün birçoğumuz ‘artık bizden geçti’ diye gençlerle ilgilenmiyoruz, gençleri anlamaya çalışmıyoruz, onların dünyalarına inmiyoruz. Çevremize ve Müslüman toplumlara bir bakalım, yaşı ileri olanlar başka İslam’dan-hayattan bahsediyorlar, gençler başka İslam’dan-hayattan.</p>
<p>Hz. Muhammed (sav), ne şişmandı ne zayıftı: O, dengeli beslenen, vücuduna önem veren, spor yapan biriydi. Bugün Müslüman toplumların spor yapma alışkanlıklarına bir bakalım, ya da dengeli beslenmeyi ne kadar uyguladıklarına.</p>
<p>Hz. Muhammed (sav), Hz. Ayşe ile spor yapar, şakalaşır ve onunla arkadaş gibi muhabbet ederdi: Bugün Müslümanlar ve Müslüman toplumlara bir bakalım, acaba aile hayatları hangi seviyede. Müslüman toplumlarında beraber olan eşler mi, yoksa erkekler bir kümede, kadınlar başka kümede ve aradaki makas sürekli açılmada mı? (Sonrasında da bildik cümle: Kadınlar bile kendini anlamıyorlar, biz nasıl anlayalım?)</p>
<p>Hz. Muhammed (sav), hicrette 51 yaşındaydı: Hz. Peygamber, 51 yaşında iken, bir şehirden başka şehre gidip, orada hayatını idame ettirecek güç ve enerjiye sahipti. Bugün Müslümanlara ve Müslüman toplumlarına bir göz atalım, böyle zor bir aksiyonu gerçekleştirecek enerjiye sahipler mi? İşte o enerji ve güç, O’nun içinde atom santrali gibiydi ve çevresine de güç ve enerji veriyordu.</p>
<p>Hz. Muhammed (sav), diğer devletlerin başkanlarına mektuplar yazdırıp, gönderiyordu: O, İslam’a davet etmek için diğer ülkelerle iletişim içinde olunması gerektiğini biliyordu ve uyguluyordu. Bugün Müslüman ülkelere, toplumlara bir bakalım, acaba ne kadarı diğer ülkelerle iletişim içinde olunması gerektiğini düşünüyorlar ve bunun için çaba sarf ediyorlar…</p>
<p>Hz. Muhammed (sav), insanları kırmadan, incitmeden, onlarla sağlıklı iletişim kurarak, onlara İslam’ı sevdirerek, hal ile tebliğ yapıyordu: Bugün Müslümanlara, Müslüman toplumlara bakalım, acaba ne kadar yumuşak, sevgi dolu davranıyorlar. Diğer insanları kırmadan, incitmeden mi konuşuyorlar…</p>
<p>Hatta Hz. Muhammed’in bu özelliği ayetle de sabittir: ‘Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış…’ (Ali İmran, 159)</p>
<p>Müslümanlar, Müslüman toplumlar çok insani, centilmen-centilwoman’lar (Gentleman-Gentlewoman) mı; yoksa kaba ve katı yürekliler mi?</p>
<p>Müslümanlar, Müslüman toplumlar, Müslüman yöneticiler de aynı şekildeler mi? Ve hatta bunların üzerine acaba müslüman yöneticiler ‘iş hakkında onlara danış’ ayetini hayatlarında uyguluyorlar mı?</p>
<p>Mevlid kandilinde Hz. Muhammed (sav)’ı andık.</p>
<p>Ben kandili kutlamadım, sadece bunları düşündüm, aklıma gelenleri de sizlerle paylaşayım dedim. Umarım iyi yapmışımdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sevgi ve Bilgiyle kalın</p>
<p>Kaynak: http://www.ocakmedya.com</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/mevlid-kandilinden-geriye-ne-kaldi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Peygamber’in Filizlendirdiği Yönetim Biçimi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/peygamberin-filizlendirdigi-yonetim-bicimi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/peygamberin-filizlendirdigi-yonetim-bicimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Turan Günaydın]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Jun 2018 21:15:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[10. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih Denemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Temmuz 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetim]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Turan Günaydın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2275</guid>

					<description><![CDATA[Yarımada’nın kuzeyindeki Bizans ve -Hz. Ömer devrinde fethedilinceye değin- kuzeydoğusundaki İran saltanat sisteminin hâkim olduğu coğrafyalardı. Yani o dönemlerde yönetim -kabataslak- babadan oğula geçiyordu. Oysa Müslümanlar babadan oğula değil, İslam toplumunda adalet ve ehliyetiyle öne çıkmış şahsiyetlere yönetimi tevdi ediyorlar, şura sayesinde bu alandaki belirlemelerin ferdî olarak değil meşveretle halledilmesini sağlıyorlardı. Peygamberimizin vefatının (M. 632) hemen peşinden meydana gelen hadiseler değil konumuz. Fakat Hz. Peygamber’le birlikte ve ondan daha bir müddet sonraya kadar Arap Yarımadası’nda o devirde pek de örneği olmayan bir devlet yapısı kurulmuş olduğunu apaçık görüyoruz. Şurası açıktır ki İslâm tarihinin en erken devirlerinden itibaren yeni bir yönetim biçimi filizlenmeye başlamıştı. Hz. Peygamber, hastalığı esnasında da vefatı anında da Arap Yarımadası’nda kurulan yeni devletin başına kimin geçeceği konusunda veya nasıl bir yönetim biçimi kurulması gerektiği hususunda açık, etraflı ve başka hiçbir şeye ihtiyaç duyurmayacak şekilde bir açıklamada bulunmadı. Buna gerek duymadığı da düşünülebilir. Çünkü vahiy yoluyla alarak insanlığa bildirdiği Kur’an-ı Kerim’de yönetim için iki ana esas belirlenmiş bulunuyordu: a) Adalet. b) Ehliyet. Bu iki hususa riayet edildiğinde su akar yolunu bulurdu elbette. Nitekim Hz. Ebubekir yönetici seçilince bu iki prensibe riayet etti. Zaten kendisinin bu işe ehliyetli olduğunda kimse şüphe etmemiş, yönetimin kendilerinde olmasını arzulayan ve bunun için &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yarımada’nın kuzeyindeki Bizans ve -Hz. Ömer devrinde fethedilinceye değin- kuzeydoğusundaki İran saltanat sisteminin hâkim olduğu coğrafyalardı. Yani o dönemlerde yönetim -kabataslak- babadan oğula geçiyordu. Oysa Müslümanlar babadan oğula değil, İslam toplumunda adalet ve ehliyetiyle öne çıkmış şahsiyetlere yönetimi tevdi ediyorlar, şura sayesinde bu alandaki belirlemelerin ferdî olarak değil meşveretle halledilmesini sağlıyorlardı.</strong></p>
<p>Peygamberimizin vefatının (M. 632) hemen peşinden meydana gelen hadiseler değil konumuz. Fakat Hz. Peygamber’le birlikte ve ondan daha bir müddet sonraya kadar Arap Yarımadası’nda o devirde pek de örneği olmayan bir devlet yapısı kurulmuş olduğunu apaçık görüyoruz. Şurası açıktır ki İslâm tarihinin en erken devirlerinden itibaren yeni bir yönetim biçimi filizlenmeye başlamıştı.</p>
<p>Hz. Peygamber, hastalığı esnasında da vefatı anında da Arap Yarımadası’nda kurulan yeni devletin başına kimin geçeceği konusunda veya nasıl bir yönetim biçimi kurulması gerektiği hususunda açık, etraflı ve başka hiçbir şeye ihtiyaç duyurmayacak şekilde bir açıklamada bulunmadı. Buna gerek duymadığı da düşünülebilir. Çünkü vahiy yoluyla alarak insanlığa bildirdiği Kur’an-ı Kerim’de yönetim için iki ana esas belirlenmiş bulunuyordu: a) Adalet. b) Ehliyet.</p>
<p>Bu iki hususa riayet edildiğinde su akar yolunu bulurdu elbette. Nitekim Hz. Ebubekir yönetici seçilince bu iki prensibe riayet etti. Zaten kendisinin bu işe ehliyetli olduğunda kimse şüphe etmemiş, yönetimin kendilerinde olmasını arzulayan ve bunun için Benî Saide Yurdunda toplanarak bir girişimde bulunan Ensar (Medineliler) dahi bu girişimden vazgeçip Hz. Ebubekir’in etrafında toplanmıştı.</p>
<p>Seçilen yöneticiye “biat” usulü uygulandı. Bu usulle bugünkü oy kullanma sisteminden şekil olarak farklı ama mahiyet olarak aynı hükmü görecek bir biçimde Müslümanlar yöneticiye bizzat gelerek, gelemeyenler kendileri yerine adaylarını göndererek seçimi onayladıklarını bildiriyorlardı. Herkesin bu seçimi onaylaması gerekmediğini de Hz. Sa’d b. Ubâde ve Hz. Fâtıma’nın Hz. Ebubekir’e biat etmeyişinden anlıyoruz. Sonuç itibariyle Müslümanların çoğunluğu bir karara varmış oluyorlardı.</p>
<p>Hz. Ebubekir, Hz. Peygamber’in oğlu değildi, en yakın destekçisi ve dostuydu (sahabisi idi). Demek ki o devirde Müslümanların kafasında babadan oğula geçen bir yönetim biçimi şekillenmemişti. Adaletle hükmedeceğine ve yönetime ehliyetli olduğuna inandıkları bir kişiyi yönetici seçmişlerdi. Hz. Ebubekir’den sonra da oğlu iş başına geçmedi, Hz. Ömer seçildi. Hz. Ömer ölüm döşeğindeyken yerine oğlunu tayin etmesini isteyenlere karşı çıktı. Bu durumda onun da kafasında saltanat değil adalet ve ehliyete dayalı bir sistemin bulunduğu anlaşılıyor.</p>
<p>Bu arada baştan beri seçildi diyoruz ya kimdi seçen/ler? Hz. Ebubekir’den itibaren bir altı kişilik “şura” oluşturulmuştu. Bu şura, Müslümanların içinde temayüz etmiş saygın kişiliklerden oluşuyor, her seçimde halkın nabzını da tutuyordu. İşte bu şuranın gerçekleştirdiği kamuoyu yoklaması sonucu yönetim için iki adayın eşit miktarda desteğe sahip olduğu anlaşıldı: Hz. Osman ve Hz. Ali.</p>
<p>Şura’nın aynı desteğe sahip bu iki adaya herkesin önünde yönelttiği sorular sonucunda Hz. Osman yönetici seçildi. Burada da yine adalet ve ehliyet konusunda kimsenin bir şüphesi olmadığı anlaşılıyor. Ne var ki bu seçimle birlikte İslam tarihinin erken bir devrinden itibaren bazı rahatsızlıklar da doğmaya başladı. Hz. Osman şefkat ve merhamet timsali bir şahsiyetti ve mensup olduğu Emevi kabilesi onun iyi niyetini, merhametini istismar etmekten çekinmiyordu. Sonuçta Mısır’a gönderdiği validen memnun olmayan bir grup Müslüman, Hz. Osman’ın aleyhinde çevrilen bazı dalavereler sonucu şehit edildi. Hz. Ali kaotik bir ortamda yine şuranın kararıyla yönetici seçilmişti. Emevilerin başını çeken Şam valisi Muaviye, kendi kabilesinden olan Hz. Osman’ın kanını talep ederek Hz. Ali’nin karşısına dikildi. Yaşanan hadiseler Hz. Ali’nin genç yaşta şehit edilmesiyle sonuçlandı. Onun, başkenti Kûfe’ye taşımakla, yeni devlet sisteminin Arap aristokrasisinin merkezi olan Hicaz’da değil, hem Arapların hem de “Mevâlî”den olan gayr-i Arap Müslümanların bir arada yaşadığı bir beldede şekillenmesini arzu ettiği anlaşılıyor. Bu girişim oldukça önemlidir ve üzerinde ayrıca düşünmeye ve durmaya değer.</p>
<p>Burada da dikkat çekici olan husus, şuranın Hz. Ali’yi yönetici olarak belirlerken onun Hz. Peygamber’in damadı ve torunlarının babası oluşunu değil, liyakatini esas almasıdır. Demek ki yine Kur’an’ın bir yönetim için öngördüğü iki prensip; adalet ve ehliyet konusunda herhangi bir şüphe yoktu.</p>
<p>Muaviye, Hz. Ali’nin şehadetinden sonra Hz. Hasan’ın etrafında toplanan Müslümanları dağıttı ve bizzat Hz. Hasan’ın hilâfeti kendisine devretmesinden sonra yönetimi devraldı. Hz. Hasan, yönetimi Muaviye’ye devrederken “&#8230; Halifeliğin kendisinden sonra oğluna geçmeyeceği ve yeni halife seçiminin Müslümanlar arasında oluşturulacak şura tarafından yapılacağı” şartını koşmuştu.</p>
<p>Muaviye başkenti Şam’a taşıdı. O devirde sağ olan bazı büyük sahabilerden bir kısmı savaşlarda ölmüş, sahabi Zübeyr b. Avvâm’ın oğlu olan ve Yezid’in veliaht tayin edilmesine şiddetle karşı çıkıp ona biat etmeyen Abdullah b. Zübeyr Hicaz bölgesinde istiklâlini ilan etmiş (M. 683) ve İslâm toplumunda bir karmaşanın da önü açılmıştı. Fakat Muaviye’nin, biraz da uyguladığı sert tedbirler sonucu bu keşmekeş kısmen aşılmış oldu.</p>
<p>Buraya kadar da daha önce filizlenmeye başlayan sistem açısından fazla bir sorun gözükmüyor. Yani yine yönetim babadan oğula geçmemiş, İslâm toplumunda siyasî yarışı bir şekilde kazanan kişiler yönetici olmuştu. Peki bu yönetici değişikliğinde adalet ve ehliyet şartları gerçekleşmiş miydi? Şura faal bir rol oynamış mıydı? Olan bitene bakılırsa bu sorulara olumsuz cevap vermek gerekiyor. Bu noktalarda daha fazla ayrıntıya ihtiyacımız olduğu açıktır. Fakat en başta birçok sahabinin -kendisi hiç arzu etmese de- Hz. Hasan’a biat ettiği ve Muaviye’ye biat konusunda bir sıkıntı yaşadığı yönünde bazı ayrıntılar İslam tarihi kaynaklarına yansımıştır.</p>
<p>Ömer b. Abdülaziz tarafından kaldırılıncaya kadar Muaviye’nin hutbelerde Hz. Ali’nin ve ahfadının tel’in edilmesi âdetini getirmesi, biat konusunda çekimser kalanlara uyguladığı baskı ve yıldırma politikası, yönetimde adalet ve ehliyet konularında kamuoyu nezdinde cevaplanması imkânsız soru işaretleri oluşturuyordu.</p>
<p>Bu ve benzeri birçok ayrıntının en son aşaması ise Muaviye’nin kendisinden sonra oğlu Yezid’e biat edilmesinin altyapısını hazırlaması ve ölümünden sonra kurduğu sistem gereği Yezid’e biat edilmesidir. Bu durumda erken İslam toplumunda filizlenmeye başlayan adalet ve ehliyet prensiplerine dayalı ve bunları sağlamaya yönelik fonksiyonuyla şuranın bir anlamı kalmamış oluyordu.</p>
<p>Hz. Peygamber döneminde temelleri atılıp onun hemen vefatından sonra filizlenmeye başlayan sistem, o çağda Arap Yarımadası’na yakın coğrafyada pek de örneği olmayan bir sistemdir. Yarımada’nın kuzeyindeki Bizans ve -Hz. Ömer devrinde fethedilinceye değin- kuzeydoğusundaki İran saltanat sisteminin hâkim olduğu coğrafyalardı. Yani o dönemlerde yönetim -kabataslak- babadan oğula geçiyordu. Oysa Müslümanlar babadan oğula değil, İslam toplumunda adalet ve ehliyetiyle öne çıkmış şahsiyetlere yönetimi tevdi ediyorlar, şura sayesinde bu alandaki belirlemelerin ferdî olarak değil meşveretle halledilmesini sağlıyorlardı. Üstelik bu yönetim biçimi Hz. Ömer döneminde doğan ihtiyaç dolayısıyla oluşturulmuş Divan Teşkilatı gibi bazı birimlerle de gelişiyor ve daha da gelişmeye açık bir görünüm arz ediyordu.</p>
<p>Muaviye, Dört Halife döneminde filizlenen bu yeni sistemi, -daha öncekilerin yapmadığı şekilde- yerine oğlu Yezid’i veliaht ilan ederek kökünden biçmeseydi, Müslümanlar bütün dünyaya örnek bir yönetim sistemi geliştireceklerdi. Şüphesiz önce şura, Hz. Ömer döneminde ise Divan Teşkilatı gibi birimlerle o çağın dünyasında bir örneği daha olmayan yepyeni bir yönetim sistemi gelişmeye başlamıştı ve daha da gelişeceği aşikârdı.</p>
<p>Müslümanlar -etraflarında böyle bir sistem yoksa- yönetim konusundaki bu farklı gelişme için nereden ışık almışlardı peki? Şüphesiz Kur’an’dan. Daha önce belirtmiştik: Kur’an yönetim biçimleri için iki ana esas belirlemiştir: Adalet ve ehliyet. Ve bu iki prensip, Hz. Peygamber’in vefatının hemen ardından Müslümanlara ışık tutmuş, yol göstermiştir. Peygamberimizin vefatıyla vahiy kesilmiş olsa da ona inen vahiyler yol gösterici niteliklerini sürdürmekteydi.</p>
<p>Sonra ne oldu? Muaviye sonrası İslam dünyası da dünyanın diğer bölgelerindeki gibi saltanat sistemini esas alan yönetimlerce idare edildiler. Dünyaya yeni ve daha insani bir sistem sunamadılar. Bugün biz dünyaya örnek bir yönetim biçimi verebilecekken sistem aramak ve başkalarından sistem devşirmek zorunda kaldık.</p>
<p>Şüphesiz tarihe ibret almak için bakmak amacındayız. Zamanında yaptığımız hataları görmezden gelerek geleceğimize yön veremeyiz. Bizden öncekilerin yaptıkları hataları biz dile getirmezsek başkaları çok daha olumsuz bir üslupla dile getirirler ve İslam dünyasında çok daha fazla yıkıcı bir tesir oluşturabilirler. Nitekim oluşturuyorlar da.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/peygamberin-filizlendirdigi-yonetim-bicimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
