<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Papaz &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/papaz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 13 Nov 2018 13:44:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Papaz &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türkiye ve Yunanistan’da İmam/Papaz Sayısı Doktor Sayısından Fazla!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/turkiye-ve-yunanistanda-imam-papaz-sayisi-doktor-sayisindan-fazla/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/turkiye-ve-yunanistanda-imam-papaz-sayisi-doktor-sayisindan-fazla/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Nov 2018 13:44:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[İmam]]></category>
		<category><![CDATA[Papaz]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yunanistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4513</guid>

					<description><![CDATA[Kilisenin mal varlığı ve devasa bütçesi,  ekonomik kriz yaşayan Yunanistan’da mali çözüm arayan hükümetlerin hep iştihanı kabarttı. İştah kabarmayacak gibi değil ki? Elinde çok sayıda manastır, ormanlık alan ve kıyı kesimi bulunan kilise, devletin ardından ülkenin en büyük 2. toprak  ve bütçe sahibi. Yunan Kilisesi Türkiye’de banka sahibiydi 2006’da Finansbank&#8217;ın yeni ortağı Yunan NBG&#8217;nin hissedarları arasında, ülkede önemli bir ekonomik güç olan Yunan Ortodoks Kilisesi de bulunuyordu. Finansbank ortaklığı aracılığıyla Yunan kilisesi ilk kez Türkiye finans sektörüne de el atmıştı. Bankanın bağımsız Yönetim Kurulu üyeleri arasında kiliseden de iki isim vardı. Bunlar özellikle Atina&#8217;da ibadete açık bir cami olması için bastıran Yanya Metropoliti Theoklitos ve kilisenin Mali İşler Müdürü olarak görev yapan Kostas Pilarinos’du. 2015’te Katarlı QNB, National Bank of Greece&#8217;in Finansbank&#8217;taki paylarını 2.7 milyar euroya satın almış,  Yunanistan Finansal İstikrar Fonu tarafından onaylanmıştı. Banka satışında Kilisenin hissesine düşen paranın akıbetini hiç sormayın. “Komşu komşu hu / Oğlun geldi mi / Geldi / Ne getirdi / İncik Boncuk / Kime kime / Sana bana / Başka kime / Kara kediye / Kara kedi nerde / Ağaca çıktı / Ağaç nerde / Balta kesti / Balta nerde / Suya düştü / Su nerde / İnek İçti / İnek nerde / Dağa &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kilisenin mal varlığı ve devasa bütçesi,  ekonomik kriz yaşayan Yunanistan’da mali çözüm arayan hükümetlerin hep iştihanı kabarttı. İştah kabarmayacak gibi değil ki? Elinde çok sayıda manastır, ormanlık alan ve kıyı kesimi bulunan kilise, devletin ardından ülkenin en büyük 2. toprak  ve bütçe sahibi.</p>
<p><strong>Yunan Kilisesi Türkiye’de banka sahibiydi </strong></p>
<p><strong>2006’da </strong>Finansbank&#8217;ın yeni ortağı Yunan NBG&#8217;nin hissedarları arasında, ülkede önemli bir ekonomik güç olan Yunan Ortodoks Kilisesi de bulunuyordu. Finansbank ortaklığı aracılığıyla Yunan kilisesi ilk kez Türkiye finans sektörüne de el atmıştı.</p>
<p>Bankanın bağımsız Yönetim Kurulu üyeleri arasında kiliseden de iki isim vardı.</p>
<p>Bunlar özellikle Atina&#8217;da ibadete açık bir cami olması için bastıran Yanya Metropoliti Theoklitos ve kilisenin Mali İşler Müdürü olarak görev yapan Kostas Pilarinos’du.</p>
<p>2015’te Katarlı QNB, National Bank of Greece&#8217;in Finansbank&#8217;taki paylarını 2.7 milyar euroya satın almış,  Yunanistan Finansal İstikrar Fonu tarafından onaylanmıştı.</p>
<p>Banka satışında Kilisenin hissesine düşen paranın akıbetini hiç sormayın.</p>
<p>“Komşu komşu hu / Oğlun geldi mi / Geldi / Ne getirdi / İncik Boncuk / Kime kime / Sana bana / Başka kime / Kara kediye / Kara kedi nerde / Ağaca çıktı / Ağaç nerde / Balta kesti / Balta nerde / Suya düştü / Su nerde / İnek İçti / İnek nerde / Dağa kaçtı / Dağ nerde / Yandı bitti kül oldu…”</p>
<p><strong> Yunan hükümetleri kilisenin mallarına göz dikti</strong></p>
<p>Kilisenin mal varlığını ülkenin mali darboğazı aşmakta kullanılması fikri yeni sayılmaz.</p>
<p>2013’te krizin pençesindeki Yunanistan’ın Başbakanı Antonis Samaras, Yunan Ortodoks Kilisesi’nin devasa mal varlığını değerlendirecek bir şirket kurulacağını gündeme getirmişti.</p>
<p>Rusya, Katar ve ABD’nin özellikle kilisenin Atina civarındaki gayrimenkullerine ilgi gösteriyor. Çin de bu yarışta geri kalmaz ne dersiniz?</p>
<p><strong> Kilise mallarının satılmasına gönüllü mü?</strong></p>
<p>Yunanistan Kilisesi lideri ve Atina Başpiskoposu İeronimos, ülke borcunun ödenmesine yardımcı olmak için kilisenin mal varlığı ve mülklerini devletin kullanımına açmaya hazır.</p>
<p>Aslında bu cömertliğin arka planında Yunan toplumunda kiliseye yönelik eleştirilerin azaltılması var. Bir diğer neden de Fener Rum Patrikhanesinin Yunanistan’daki mal varlığının törpülenmesi.</p>
<p><strong>Yunanistan Kilisesi, ülkenin en zengin özel şirketi olarak biliniyor. </strong></p>
<p>Ülkenin en büyük bankalarında önemli oranda hisseleri ile başkent Atina başta olmak üzere ülke genelinde en kıymetli bölgelerde çok sayıda gayrimenkul ve arazisi bulunuyor.</p>
<p>Kilisenin mal varlığının ne kadar olduğu tam olarak bilinmiyor.</p>
<p>Kilise, ekonomik kriz döneminde evsiz, fakir ve muhtaçlara sadece gıda ve kıyafet yardımı dışında elini taşın altına yeterince koymadığı gerekçesiyle eleştiriliyordu.</p>
<p><strong>Yunanistan’da papaz sayısı doktor sayısından fazla </strong></p>
<p>Tenkit edilen bir başka konu da din görevlilerinin sayısının fazlalığı.</p>
<p>2016’da <a href="http://www.hurriyet.com.tr/haberleri/yunanistan">Yunanistan</a> İdari Reformlar Bakanlığı, Yunanistan&#8217;ın, kreditörleri ile (AB, Avrupa Merkez Bankası ve IMF) mali destek karşılığında imzaladığı memorandum çerçevesinde yapılan uygulama sonucu kamu çalışanlarının sayısı her yıl ortalama 21 bin kişi azaltıyor. 2009 yılında 692 bin 907 olarak belirlenen memur sayısı 2015 yılı sonunda 566 bin 913’e düşürülmüştü.</p>
<p>İdari Reformlar Bakanlığı Kamu İnsan Kaynakları Müdürlüğü’nün verilerine göre, yüzde 61’i sağlık sektörü çalışanları, eğitimciler, din adamları ve üniformalı memurlardan (polis, itfaiyeci, sahil güvenlik memurları) oluşan kadrolu memurların yüzde 39,68’i üniversite, yüzde 9,35’i teknik okul, yüzde 49,08’i ise lise mezunu.</p>
<p>Memur sayısının azaltılması daha çok sözleşmelerin yenilenmemesi ve emekliye ayrılanların yerine az sayıda yeni memur alma şeklinde gerçekleştiriliyor.</p>
<p>Uygulama kapsamında memur sayısında önemli düşüş var. Ancak kamuda görevli din adamlarının sayısında yeterince azalma olmadı.</p>
<p>Kamu kurumlarında görev yapan ve maaşları devlet tarafından ödenen ruhban sınıfının devlet hastanelerindeki doktorlardan daha çok. Yunanistan Sağlık Sistemi’nde (ESY) çalışan 7 bin 271 doktora karşılık, kamuda kurumlarında görevli  din adamı  sayısı 9 bin 298. Yunanistan’da büyük mal varlığı olan ve ekonomik özerkliği bulunan Yunan Kilisesi üyesi Ortodoks din adamları (papazlar, kilise görevlileri) 1945 yılında iç savaş döneminde devlet memuru statüsüne alınmıştı.</p>
<p><strong>Türkiye’de durum Yunanistan’dan farklı değil! </strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de 141 bin 259 doktor görev yapıyor. Ülkemizde 100 bin kişiye düşen hekim sayısı 179, bir hekime düşen kişi sayısı ise 557. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın istatistiklerine göre <a href="https://www.cnnturk.com/turkiye">Türkiye</a>’de cami sayısı 90 bin. 1.3 milyar ek ödenekle 2017 yılını 8.1 milyar liralık harcamayla tamamlayan Kurum bünyesinde toplam 144 bin 250 görevli personel mevcut.  Ayrıca 20 bin kadrolu Kur&#8217;an Kursu öğretmeni, 20 bin geçici Kur&#8217;an Kursu öğreticisi, 3 bin vaiz ve bin 250 müftü görevli.  Türkiyede  toplam doktor sayısı 141 bin 259  olmasına rağmen Diyanet İşleri Başkanlığının   personel sayısı 144 bin 250.</p>
<p><strong>Yunanistan hükümeti papazların kamuda istihdamını yasakladı</strong></p>
<p>Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras ve Yunan Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu İeronomios hükümetin planladığı Anayasa değişikliği tartışmaların ele alındığı görüşmenin ardından; din görevlilerinin devlet memurluğundan çıkarılmasının planlandığını, Kilise&#8217;nin varlıkları, devlet ile din işlerinin düzenlenmesi konularında 15 maddelik bir mutabakat sağlandığını açıklamışlardı.</p>
<p><strong>Fener Rum Patriği Bartholomeos  Yunan hükümetine karşı çıkıyor</strong></p>
<p>Yunanistan&#8217;da kilise ile hükümetin kendisinden habersiz laik bir anayasa için mutabakata varmasına, Fener Rum Patriği Bartholomeos sert tepki gösterdi.  Ancak, Yunanistan&#8217;da birçok kilisenin bağlı olduğu İstanbul&#8217;daki Fener Rum Patrikhanesi&#8217;ne mutabakattan sonra bilgi verilmesi Atina ile ipleri gerdi.</p>
<p><strong>Yunanistan’da İstanbul kökenliler Fener Rum Patriğiyle dayanışma içinde</strong></p>
<p><strong> </strong>Yunanistan Başbakanı Alexis Çipras yapılan düzenlemelerle ilgili bilgi vermesi için Yunanistan Eğitim ve Din İşleri Bakanı Kostas Gavroğlu’nu Türkiye’ye gönderdi. Yunan Bakan Gavroğlu soluğu Fener Rum patrikhanesinde aldı ama geldiğine geleceğine pişman oldu. Neden mi? Çünkü Patrik Bartholomeos Yunan Bakan Gavroğlu’na verdi veriştirdi.</p>
<p>Patrik Bartholomeos&#8217;un bilgi vermesi için İstanbul&#8217;a gönderilen Yunan Bakan Gavroğlu&#8217;na tepkisi çok sert oldu. Patrik, &#8220;Sen de İstanbullusun. Önceden bilgi vermeliydin&#8221; dediği Yunan Bakan&#8217;a, &#8220;Cumhurbaşkanı Erdoğan bana saygı gösteriyor. Rusya&#8217;nın Putin&#8217;in saldırılarından yılmadım. Çipras beni hor göremez&#8221; diye çıkıştı. Yunanistan Başbakanı Alexis Çipras’ın Patrik Bartholomeos’un tepkisini hesaba katmadığı anlaşılıyor.</p>
<p><strong>Fener Rum Patrikhanesinin Teolojik jeopolitiğinin parametrelerini Türk Dışişleri belirliyor</strong></p>
<p>Kafkasya, Balkanlar ve Ortadoğu üçgeninde dünyanın en önemli jeopolitik konumdaki Türkiye; İslam’ın ve Ortodoks Hristiyanlığın merkezi. Türkiye’nin en yakın belalı komşusu Yunanistan; İstanbul’da bulunan Fener Rum Patrikhanesini “ekümenik” olarak niteler, Türkiye’yi ziyaret eden hemen her Yunanlı diplomat veya politikacı soluğu patrikhanede alır.</p>
<p>Fener Rum Patrikhanesi, sadece Türkiye’de yaşayan Ortodoks vatandaşların değil, Yunanistan başta olmak üzere Rusya gibi dünyanın dört bir tarafındaki 14 Ortodoks Kilisesi’nin tarihi, kültürel ve dini gerekçelerle bağlı olduğu uluslararası bir kilisedir. Rum Ortodoks kiliseleri üzerinde otoritesi olan Fener Patriği 6. yy’dan beri ökümenik patrik sıfatıyla dünyadaki tüm Ortodoksların ruhani lideri kabul edilir.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Patrikhanenin Ekümenik sıfatını resmen tanımasa da fiili uygulama daha farklı. Çok iddialı bir ifade olacak biliyorum ama yine de belirtmeden geçemeyeceğim husus şu, Fener Rum Patrikhanesinin Teolojik jeopolitiğinin parametrelerini Türk Dışişleri belirliyor.</p>
<p>Ömür Çelikdönmez<br />
Twitter: @oc32oc32</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/turkiye-ve-yunanistanda-imam-papaz-sayisi-doktor-sayisindan-fazla/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mesele Bir Papazdan Daha Ötesi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/mesele-bir-papazdan-daha-otesi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/mesele-bir-papazdan-daha-otesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ceyhun BOZKURT]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Aug 2018 22:15:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Papaz]]></category>
		<category><![CDATA[Rahip Andrew Brunson]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2626</guid>

					<description><![CDATA[ABD, adeta “Şer ekseni” olarak tanımladığı ülkelere yönelik yaptırım silahını, Türkiye’ye karşı kullanıyor. Bu yaptırımlar için öne sürülen gerekçe, ev hapsindeki Rahip Andrew Brunson olarak gösterilse de sorun çok daha derinlerde bir yerlerde. Kısa vadede Ortadoğu’ya kendi nizamını vermek, uzun vadede de Asya ile olası kapışmasının zeminini oluşturmak isteyen ABD, Asya’nın kalkanı olarak duran Türkiye, Rusya ve İran’ı aynı anda hedef almış durumda. Bir an için tarihin en alçak terör örgütlerinden FETÖ’nün 15 Temmuz’da iktidarı ele geçirseydi ne olabileceğini düşünün? Ne olacağını madde madde yazalım: &#8211; Türkiye, Akdeniz’e uzanacak PYD terör devletçiğini tanırdı. &#8211; Doğu Akdeniz ve Ege, Rumların ve Yunanistan’ın kontrolüne girerdi. &#8211; İran’a karşı düşmanca hareket eder, iki ülkenin gerilimini, askeri çatışmaya kadar bile götürebilirlerdi. &#8211; Rusya ile diplomatik ilişkiler asgari düzeye indirilir, Suriye merkezli bu ülke ve İran ile karşı karşıya kalınırdı. &#8211; Barzani referandumu desteklenir, Irak’ın kuzeyindeki kukla yapı kabul edilirdi. &#8211; Ermeni açılımı yeniden başlatılır, uzun vadeye yayılarak Tanıma-Tazminat-Toprak olarak tanımlanan formül adım adım işletilirdi. &#8211; Karadeniz’de Türkiye ile Rusya, tehlikeli bir şekilde karşı karşıya gelirdi. &#8211; Başta kumpaslarla hedef alınanlar olmak üzere çok sayıda insan ya tutuklanır ya da infaz edilirdi. &#8211; PKK’nın talepleri kabul edilirdi. &#8211; DAEŞ militanları Türkiye içine sızdırılır ve benzer &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ABD, adeta “Şer ekseni” olarak tanımladığı ülkelere yönelik yaptırım silahını, Türkiye’ye karşı kullanıyor. Bu yaptırımlar için öne sürülen gerekçe, ev hapsindeki Rahip Andrew Brunson olarak gösterilse de sorun çok daha derinlerde bir yerlerde. Kısa vadede Ortadoğu’ya kendi nizamını vermek, uzun vadede de Asya ile olası kapışmasının zeminini oluşturmak isteyen ABD, Asya’nın kalkanı olarak duran Türkiye, Rusya ve İran’ı aynı anda hedef almış durumda.</strong></p>
<p>Bir an için tarihin en alçak terör örgütlerinden FETÖ’nün 15 Temmuz’da iktidarı ele geçirseydi ne olabileceğini düşünün? Ne olacağını madde madde yazalım:</p>
<p>&#8211; Türkiye, Akdeniz’e uzanacak PYD terör devletçiğini tanırdı.<br />
&#8211; Doğu Akdeniz ve Ege, Rumların ve Yunanistan’ın kontrolüne girerdi.<br />
&#8211; İran’a karşı düşmanca hareket eder, iki ülkenin gerilimini, askeri çatışmaya kadar bile götürebilirlerdi.<br />
&#8211; Rusya ile diplomatik ilişkiler asgari düzeye indirilir, Suriye merkezli bu ülke ve İran ile karşı karşıya kalınırdı.<br />
&#8211; Barzani referandumu desteklenir, Irak’ın kuzeyindeki kukla yapı kabul edilirdi.<br />
&#8211; Ermeni açılımı yeniden başlatılır, uzun vadeye yayılarak Tanıma-Tazminat-Toprak olarak tanımlanan formül adım adım işletilirdi.<br />
&#8211; Karadeniz’de Türkiye ile Rusya, tehlikeli bir şekilde karşı karşıya gelirdi.<br />
&#8211; Başta kumpaslarla hedef alınanlar olmak üzere çok sayıda insan ya tutuklanır ya da infaz edilirdi.<br />
&#8211; PKK’nın talepleri kabul edilirdi.<br />
&#8211; DAEŞ militanları Türkiye içine sızdırılır ve benzer katliamları Türkiye’de yapmaya başlardı. Oluşacak kaos, Türkiye’nin parçalanmasına kadar uzanırdı.</p>
<p>15 Temmuz gerçekleşmediği için yukarıdaki maddelerin tamamı, senaryo olarak değerlendirilebilir. Ancak gerçek anlamda FETÖ’yü tanıyan hangi kişi bu maddelere itiraz edebilir. Peki, “Bütün bu maddelerin perde arkasındaki güç Amerika Birleşik Devletleri’dir” denilse “Yok öyle bir şey” diyebilecek kim var?</p>
<p>Bu maddelerde aktardığımız planı uygulayabilmek için de ABD’nin, piyonlara ihtiyacı vardı. Bu piyonlar, kendi kontrollerindeki yönetimler ve terör örgütleriydi. Bu yapılar üzerinden Orta Doğu coğrafyası başta olmak üzere her tarafta saldırgan bir politika izlemeye başladı.</p>
<p><strong>ABD’nin Dünya Ticaret Hâkimiyeti</strong></p>
<p>Peki, ABD neden bu şekilde saldırganlaştı? Bunu önce dünya ölçeğindeki gerekçeleriyle açıklamaya çalışalım.</p>
<p>ABD, 130 ülkede bir kısmı aktif 737 askeri üs, 7 adet donanma filosu, 19 uçak gemisiyle dünya üzerindeki ticari ve askeri hâkimiyetini devam ettiriyor. Okyanuslarda, önemli denizlerde suyollarını kontrol ediyordu. Ancak Avrupa ülkelerinin yanı sıra Japonya, Çin ve son olarak Hindistan’ın ekonomik alanda üretim ağırlıklı büyüme stratejilerinin aşırı derecede güçlenmesi ve kendi teknolojilerini de geliştirir duruma gelmesi ile birlikte Amerika, artık dünya ticareti üzerindeki hâkimiyetini kaybetmeye başladı. Bir müddet sonra büyük ölçekli üretimin yapıldığı bu bölgelere önce hammadde ardından finans kaymaya başladı.</p>
<p>Dünyadaki ticaret birliklerinin Avrupa Birliği (AB), Şanghay İşbirliği Örgütü, Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN), Latin Amerika Entegrasyon Birliği (LAFTA) ve bölgesel ticaretin öneminin artması, Amerika’nın bölgesel ticarete müdahalesini kısıtlamış, enerjinin (petrol, doğalgaz) boru hatları ile nakil edilmesi, ABD’nin çıkarlarına aykırı bir fotoğrafı ortaya koymuştu. Bunun ötesinde Çin’in, Kuşak Yol Projesi ile 65 ülkeyi birbirine bağlayacak olması, Washington’u, dünya ticaretinin kontrol etmedeki enstrümanları yitirmesi neticesi ile yüz yüze bıraktı.</p>
<p>Dünya ticareti üzerindeki nüfuzunu ve kontrolünü kaybeden bir ABD’nin, dünya liderliğini devam ettirebilmesi ve doları dünya parası olarak sürdürebilmesi mümkün değildi. Bu nedenle agresifleşmeye başladı. Bu agresiflik iki temel strateji üzerine dünyaya ve bölgemize yansıdı. Bu stratejiler, Eko Politik ve Teo politik üzerine<br />
şekillendi.</p>
<p><strong>İlk Hedef Orta Doğu Oldu</strong></p>
<p>İlk göz dikilen yer, Orta Doğu’ydu. Bölgedeki etnik, mezhepsel ve sınır sorunları gibi anlaşmazlıkları kışkırtarak bölge ülkelerinin çatışma ortamına sürüklenmesine yol açıp, halkların ezilmişliği, demokrasinin eksikliği, özgürlük ve hukuk düzeni gibi argümanlar ile bazen kitle imha silahları, kimyasal silahlar ve ölçüsüz güç kullanımı gibi hususları müdahale sebebi sayarak ülkelere önce yaptırım uygulayarak istikrarsızlığa sürüklemiş, ardından ülke içi kargaşa ortamı ve iç çatışmalara yol açmış, bilahare medya gücü ile dünya kamuoyunu psikolojik olarak hazırlamış, sonunda uluslararası kuruluşlar ve Birleşmiş Milletler’deki gücü ile müdahalesini meşrulaştırma ortamını hazırlayıp müdahale etmiş ve bölgeye yerleşmiştir. Irak’ı işgalin ardından Suriye’yi de benzer bir plan dahlinde, bu sefer vekâlet savaşı üzerinden karıştırmıştır. Bölge ülkelerini de Suriye’nin içine çekip, çatışmanın tarafı yapmış, onların da ekonomik ve siyasi olarak yıpranmalarını sağlamıştır. Terör örgütleri üzerinden kaosu devam ettirmiş, bölgeye yerleşme gerekçesini de oluşturmuştur.</p>
<p>ABD’nin bölgeye yerleşmesinin ilk amacı, enerji havzasını kontrol altına alarak dünyanın en önemli üretici güçleri olan Çin ve Hindistan’ın üretimdeki gücünü kontrol altına almak, bu ülkelerin üretim maliyetine etki etmek, ekonomik istikrarlarını tehdit altında bulundurmaktır. İkinci amacı ise Kuşak Yol Projesi’nin geçtiği alanları istikrarsızlaştırıp denizyolları üzerindeki dünya ticareti hâkimiyetini sürdürmeye çalışmaktır. Ayrıca bölge, Asya’ya sıçrama noktasındadır. 11 Eylül 2001 saldırılarını gerekçe göstererek Afganistan’a yapılan işgal de bu çerçevede değerlendirilebilir. Hedef ülkeler İran, Irak ve Suriye’ydi… 2000’lerin başından günümüze kadar Irak işgal edildi, Suriye karıştırıldı ve Donald Trump dönemiyle beraber İran, kıskaca alınmaya başlandı. ABD’nin, Irak ve Suriye’deki temel stratejisi, rejim değişikliğinden ziyade harita değişikliği olmuş, bu iki ülkeye yaptığı müdahaleleri elden geldiğince geciktirerek etnik ve dini fay hatlarının derinleşmesini sağlamış, bu suretle Balkanlaştırma projesini hayata geçirerek ülkeleri küçük devletlere bölerek kendine bağımlı ülkeler oluşturma çabasını sürdürmüş, buna ulaşamadığı takdirde kaos ortamını sürdürerek uzun dönem bölgede kalma hesap ve planlarını uygulamıştır.</p>
<p><strong>Türkiye Artık Müttefik Değil Engel</strong></p>
<p>İşte Türkiye de bu çerçevede, Washington’un hedef tahtasına yerleşti. Güçlü devlet geleneği, planlara direnebilecek bir potansiyel taşıması, önemli geçiş noktalarını tutması nedeniyle Türkiye, parçalanarak bile olsa tam kontrol altına alınmalıydı. Bu yönde taarruz sinsice başlatıldı. Önce Çekiç Güç gibi enstrümanlar üzerinden PKK güçlendirilirken, FETÖ gibi sızıntı yapılar da devlete nüfuz etmeye başladı ve gayri milli operasyonlar ve kumpaslarla Türkiye siyasi, askeri ve ekonomik olarak zayıflatıldı. Ancak Türkiye’nin yine de direnç göstermesi üzerine, 15 Temmuz 2016 tarihindeki TSK içine sızdırılan FETÖ militanları üzerinden işgal girişimi yapıldı. İşte bir anlamda Türk-Amerikan ilişkilerinde milat, bu işgal girişiminin püskürtülmesi oldu.</p>
<p>Türkiye, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtları ile ABD’nin, Balkanlaştırma politikasına ve Kürt koridoru oluşturma çabasına darbe vurdu. Ayrıca Rusya ve İran ile beraber Suriye’deki sorunun çözümü için Astana birlikteliğini oluşturdu. Bunların yanı sıra ABD’nin Türkiye içindeki kritik bazı isimlerine yönelik operasyonlar gerçekleştirdi ve FETÖ’cülerin yanı sıra ABD elçiliklerinde çalışan ve FETÖ-PKK gibi terör örgütleriyle işbirliği yaptıkları yönünde ciddi bilgiler bulunan görevliler ve Rahip Andrew Brunson tutuklandı. ABD’li üst düzey komutanların, FETÖ’cüler tutuklanınca “müttefiklerimiz tutuklanıyor” açıklamaları dikkat çekiciydi.</p>
<p><strong>İlk Hedef İran</strong></p>
<p>Washington yönetimi de boş durmadı, bir taraftan Zarrab davası, PYD’ye silah gönderme vs. gibi hamlelerle Türkiye’ye gözdağı verirken, öbür yandan Ankara’nın Moskova ve Tahran’la oluşturduğu ittifakı kırmaya çalıştı. Çünkü Ankara’da, Erdoğan-Putin-Ruhani arasında 4 Nisan’da yapılan liderler zirvesinden sonra Batı dünyasında, “oyun dışı kalıyoruz” endişesi hâkim oldu. Bu durum, Washington’un işine gelmiyordu. Gazeteci ve Akademisyen Doç. Dr. Barış Doster, Odatv internet sitesinde 6 Ağustos 2018 tarihli yazısında ABD’nin hedeflerini şu şekilde açıkladı:</p>
<p>1) İran’ın, Orta Doğu’da ve Suriye’de artan ağırlığını kırmak.<br />
2) İran’ın, Lübnan Hizbullah’ı ile bağını koparmak.<br />
3) Kuzey Irak’ta yuvalanan PKK terör örgütüne, Suriye üzerinden de destek vermek.<br />
4) İsrail üzerinde, Suriye üzerinden gelen basıncı kaldırmak.<br />
5) Suriye’de, PKK terör örgütünün uzantıları olan PYD-YPG terör örgütüne, federal bir devlet içinde belli bir statü vermek, devamında Suriye ve diğer bölge ülkelerinin bölünmesiyle bağımsız bir Kürt Devleti kurulunca, bunları bağımsız bir Kürt Devleti’nin Suriye ayağı olarak kullanmak.<br />
6) Rusya’nın, Suriye’de artan ağırlığını geriletmek, Kürt örgütleri üzerindeki etkisini kırmak.</p>
<p>Bu çerçevede Astana üçlüsünün en zayıf halkası olarak nitelendirilebilecek İran’a yönelik kıskaç harekâtı başlattı. Nükleer müzakerelerden çekilme, Suriye’de sıkıştırma, son olarak da rejim değişikliği amaçlı eylemler stratejisini CIA ve MOSSAD beraber hayata geçirmeye çalıştı.</p>
<p><strong>Yaptırım Silahını Devreye Soktu</strong></p>
<p>Trump, Tahran’a yönelik bu taarruzunda bütün ülkelere adeta George W. Bush’un, 11 Eylül saldırıları sonrası yaptığı “Ya bizdensiniz ya onlardan” çağrısının bir benzerini yaptı. Türkiye ise ambargoya uymayacağını açıkladı. Zaten Ankara, ABD’nin ve NATO’nun baskısına rağmen Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi alınmasında da geri adım atmamıştı. Washington’un planları yine bozulmuştu. Düğmeye basıldı. Gerekçe belliydi: Türkiye’de bir ABD vatandaşı cezaevindeydi. İlk çıkış, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence tarafından yapıldı. Mahkemenin Andrew Brunson’ı ev hapsine almasının yeterli olmadığı ileri süren Pence, 26 Temmuz’da Washington’da katıldığı dini özgürlükler ile ilgili bir toplantıda şu sözleri söyledi:</p>
<p>“Eğer Türkiye bu masum din adamını hemen serbest bırakmazsa ve eve, ABD’ye göndermezse ABD, Pastör Andrew Brunson serbest bırakılana kadar Türkiye’ye ciddi yaptırımlar uygulayacak.”</p>
<p>Pence’nin bu açıklamalarından birkaç gün sonra ABD, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun varsa ABD’deki mal varlıkları bloke ederken, ABD’li kişi ve kurumların Süleyman Soylu ve Abdülhamit Gül ile iş yapmasına engel getirildi. Kararda garip olan nokta şuydu: Rahip Andrew Brunson tutuklandığında Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, İçişleri Bakanı da Efkan Ala’ydı.</p>
<p>Ankara tüm bu baskıya rağmen geri adım atmazken, ABD’ye giden Türk heyetinin temaslarından da sonuç çıkmadı. Gözler Türkiye ile ABD arasında süren bilek güreşinin gelecekte nereye doğru evrileceğinde. Washington bilinen ilk silahını, ekonomik operasyonu devreye sokarken, Türkiye ciddi bir şekilde bu ülke ile ortaklıklarını sorgular oldu. Özellikle Türk kamuoyu, ABD askerlerinin kullanımında olan üslerin boşaltılmasını, ekonomide yapısal değişiklikleri ve Asya dünyasında alteranif arayışları sorgularken Ankara’nın bazı kararları da bu çerçevede dikkat çekici.</p>
<p>Pence’nin açıklamalarını yaptığı sırada BRICS Zirvesi’nde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşen Cumhurbaşkanı Erdoğan, 4 Ağustos’ta yaptığı “100 günlük program-400 proje” açıklamasında da ekonomik zorlukları aşmak için farklı piyasalara yöneleceklerini duyurdu. Cumhurbaşkanı’nın açıklamasına göre Türkiye’nin yeni dönemde önceliği Çin, Meksika, Rusya ve Hindistan pazarlarıydı. Bunun için gereken ülke stratejileri ve eylem planları hazırlıyordu ve Türkiye’nin ticaret hacmini artırmak için Türkiye Ticaret Merkezi açılabilecek 35 yeni ülke ve şehir belirlemeye çalışılıyordu. Yani Türkiye, okyanus ötesine alternatifsiz olmadığı mesajını veriyordu. 10 Ağustos’ta ABD’nin önde gelen yayın organlarından New York Times’ta bir makale kaleme alan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Amerikan halkına, “ABD yönetiminin tek taraflı ve saygısız tavrı devam ederse kendimize yeni dostlar ve müttefikler aramak durumunda kalacağız” mesajı verdi.</p>
<p>Sonuç olarak, Rahip Brunson üzerinden başlayan meselenin aslında perde arkasında Suriye krizi, İran’a yaptırımlar, Türkiye ile Rusya işbirliği, ABD’nin Asya coğrafyasına yönelik küresel ekonomik ve askeri planlar var. Ankara ile Washington arasındaki bilek güreşinde, Türkiye geri adım atarsa, makalemizin hemen başında yazdığımız “15 Temmuz işgali başarılı olsaydı ne olurdu” sorusunun altında madde madde özetlediğimiz durumlarla karşılaşılacaktır. Çünkü bu dönemde bir konuda teslim olmak domino etkisi yapacak, önce FETÖ tutuklularının tahliyesi gündeme gelecek, ardından da Türkiye Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünün tartışılacağı sürecin taşları döşenecektir. Bu dönemde geri adım atmak, ölümle eşdeğerdir. Doların 6 TL’nin üzerine çıkarıldığı 10 Ağustos’un, Sevr Antlaşması’nın<br />
yıldönümü olması da bu ölümün dolaylı mesajıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/mesele-bir-papazdan-daha-otesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
