<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Pakistan &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/pakistan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 23 Aug 2019 08:24:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Pakistan &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Keşmir&#8217;de Yaşanan Gelişmeler Nasıl Okunmalı?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kesmirde-yasanan-gelismeler-nasil-okunmali/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kesmirde-yasanan-gelismeler-nasil-okunmali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Aug 2019 08:24:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[Keşmir]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12219</guid>

					<description><![CDATA[Hindu milliyetçisi BJP (Bharatiya Janata Parti-Hindistan Halk Partisi) liderliğindeki Hint Yönetimi Mayıs 2019’da yapılan genel seçimlerden tarihi bir zaferle çıktıktan sonra Keşmir’de radikal adımlar atmaya başladı. Önce Keşmir’deki güvenlik kuvvetlerini takviye eden Hint Yönetimi, 13 Temmuz 1931’deki ilk kitlesel Müslüman direnişine dayanan “Özgürlük Şehitlerini Anma Günü” anmaları öncesinde ayrılıkçı Müslüman liderlerin tamamını gözaltına aldı. Müslüman halkın protesto gösterilerini sertlikle bastıran Hint Yönetimi, ay sonuna kadar on binlerce paramiliter kuvveti Bölgeye kaydırdı. Ayrılıkçı militanlara yönelik operasyonları da artıran Modi yönetiminin operasyonlarda misket bombaları kullandığı iddiaları gündeme geldi. Ağustos ayı başladığında Hint Yönetimi, Bölgeye Hac Ziyareti için gelen Hindu vatandaşlar ile Bölgedeki bütün turistlerden, “muhtemel terör olayları ihtimali” uyarısı ile Keşmir Vadisini boşaltmalarını istedi. Bu arada Keşmir’de internet bağlantısı ve telefon haberleşmesi da kesilmeye başlandı. Bu olağan dışı gelişmeler “Keşmir’de her an her şeyin olabileceği” şeklindeki endişeleri artırdı. Devamında yaşanan gelişmeler ile planlanan stratejinin detayları ortaya çıkmaya başladı. 4 Ağustos 2019’da, Keşmir’in Hindistan’a bağlanmasında kilit rol üstlenen Hindistan yanlısı Şeyh Abdullah’ın Başbakanlık yapan hanedanlık üyeleri ve yine Keşmir’de Başbakanlık yapan Hindistan yanlısı Mehooba Mufti ev hapsine alındı. Halkın tepkilerini engelleme kapsamında sokağa çıkma yasakları ilan edildi ve iletişimin kısıtlanmasına yönelik tedbirler arttırılarak Bölge’nin dış dünya ile irtibatı kesildi. Bölgede görev yapan güvenlik &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hindu milliyetçisi BJP (Bharatiya Janata Parti-Hindistan Halk Partisi) liderliğindeki Hint Yönetimi Mayıs 2019’da yapılan genel seçimlerden tarihi bir zaferle çıktıktan sonra Keşmir’de radikal adımlar atmaya başladı. Önce Keşmir’deki güvenlik kuvvetlerini takviye eden Hint Yönetimi, 13 Temmuz 1931’deki ilk kitlesel Müslüman direnişine dayanan “Özgürlük Şehitlerini Anma Günü” anmaları öncesinde ayrılıkçı Müslüman liderlerin tamamını gözaltına aldı. Müslüman halkın protesto gösterilerini sertlikle bastıran Hint Yönetimi, ay sonuna kadar on binlerce paramiliter kuvveti Bölgeye kaydırdı. Ayrılıkçı militanlara yönelik operasyonları da artıran Modi yönetiminin operasyonlarda misket bombaları kullandığı iddiaları gündeme geldi. Ağustos ayı başladığında Hint Yönetimi, Bölgeye Hac Ziyareti için gelen Hindu vatandaşlar ile Bölgedeki bütün turistlerden, “muhtemel terör olayları ihtimali” uyarısı ile Keşmir Vadisini boşaltmalarını istedi. Bu arada Keşmir’de internet bağlantısı ve telefon haberleşmesi da kesilmeye başlandı. Bu olağan dışı gelişmeler “Keşmir’de her an her şeyin olabileceği” şeklindeki endişeleri artırdı.</p>
<p>Devamında yaşanan gelişmeler ile planlanan stratejinin detayları ortaya çıkmaya başladı. 4 Ağustos 2019’da, Keşmir’in Hindistan’a bağlanmasında kilit rol üstlenen Hindistan yanlısı Şeyh Abdullah’ın Başbakanlık yapan hanedanlık üyeleri ve yine Keşmir’de Başbakanlık yapan Hindistan yanlısı Mehooba Mufti ev hapsine alındı. Halkın tepkilerini engelleme kapsamında sokağa çıkma yasakları ilan edildi ve iletişimin kısıtlanmasına yönelik tedbirler arttırılarak Bölge’nin dış dünya ile irtibatı kesildi. Bölgede görev yapan güvenlik kuvvetlerinin iletişimi için uydu telefonları dağıtıldığı haberleri basına yansıdı&#8230; 5 Ağustos 2019’da Rajya Sahba’da  (Eyaletler Meclisi &#8211; Üst Meclis) söz alan İçişleri Bakanı (BJP’nin Başbakan Narendra Modi’den sonraki güçlü adamı) Amit Şah, Keşmir’in Şeyh Abdullah vasıtası ile Hindistan’a bağlanmasında garanti edilen ayrıcalıklı konumuna cevaz veren Madde 35-A ve 370’in kaldırılmasına yönelik kanun teklifi verdi ve bu tasarı büyük bir çoğunluk ile kabul edildi. Bir sonraki gün Lok Sahba’da (Halk Meclisi-Genel Meclis) benzer bir gelişme yaşandı ve tasarı 9 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı. Tasarının onaylanmasına yönelik sürecin Anayasaya uygunluğu (Madde 267) tartışmaya neden olurken konunun ivedilikle ele alınmasına yönelik başvurular da Yüksek Mahkeme tarafından reddedildi.</p>
<p>Çabucak hayata geçirilen bu tartışmalı anayasa değişikliği ile Budist çoğunluğun yaşadığı Leh ve Ladak Bölgesi, 1999 yılında iki ülkenin çatışmasına neden olan Müslüman ağırlıklı Kargil Bölgesi de dâhil olmak üzere, doğrudan Merkezi Yönetime bağlı ve parlamentosuz Birlik Bölgesi (Ladak Birlik Bölgesi) olurken, geri kalan Hindu çoğunluklu Cammu Bölgesi ile Müslüman çoğunluklu Keşmir Vadisi, parlamentolu Birlik Bölgesi (Cammu ve Keşmir Birlik Bölgesi) hâline getirildi. 31 Ekim 2019’da yürürlüğe girecek anayasa değişikliğine göre bu iki bölge doğrudan bir “Süper Vali” aracılığı ile Merkezi Hükümete bağlanacak. Yeni kurulan Cammu ve Keşmir Birlik Bölgesi Meclisi içinde 25 kişilik koltuğun boş bırakılarak, Pakistan kontrolündeki Keşmir temsilcilerine ayrılması ise dikkat edilmesi gereken bir detay. Bu nokta Hindistan’ın, İngiliz Hindistan’ının idari yapısı içindeki Cammu ve Keşmir Prensliği (Eyaleti) topraklarının tamamını istediğini ve İngiliz Hindistan’ının devamı olduğu iddiasından vazgeçmediğini göstermesi bakımından önem taşıyor.</p>
<p>Anayasa değişikliği ile Hint Yönetiminin, Eyalet statüsünden Birlik Bölgesi statüsüne düşürülen Cammu ve Keşmir Birlik Bölgesi içinde, iskân ve ticaret düzenlemeleri yapmasına yönelik engeller kaldırılmış oldu. Madde 35-A Keşmir Yönetimine Eyalet dışından gelen Hindistan Birliği vatandaşlarına iskân kısıtlaması hakkı verirken, Madde 370 de Dış Politika, İletişim ve Savunma konuları dışında özel kanun yapma hakkı tanıyordu. Gerçi, Keşmir Yönetimine ülkeye katılma sürecinde, 1950’li yıllarda verilen bu ayrıcalıklar 1963 yılından itibaren sürekli olarak törpülenerek azaltılmış olsa da bu iki madde Keşmir halkı için özel bir anlam taşıyor ve Hint Yönetiminin demografik yapı ile oynamasını engelliyordu. Nitekim İçişleri Bakanı Amit Şah, tasarıyı sunarken yaptığı konuşmada; Hint Yönetiminin bölgeden ayrılmak zorunda kalan Hindular ile pozitif ayrıcalık yapılması planlanan düşük kast Hinduları Bölgeye kaydırarak demografik yapıyı değiştireceğini ve ayrılıkçı Müslümanları azınlıkta bırakarak terör sorununu bitireceğini net bir biçimde ifade etti.</p>
<p>Bu gelişmeler Pakistan tarafında şiddetli tepkiyle karşılanırken Hindistan tarafında büyük çoğunlukla kabul gördü. Hindistan’ın seküler yapısının kurucusu ve garantörü kabul edilen Kongre Partisi dahi çoğunlukla tasarıya destek verdi. Tasarıya karşı tepki verme veya karşı görüntü vermenin sosyal linç getirdiği Hindistan’da tasarı büyük bir zafer havası yarattı. Pakistan ve kontrolündeki Keşmir’de protesto gösterileri ile Hindistan tarafında kutlamalar yaşanırken Kurban Bayramını da güvenlik çemberi altında geçiren Keşmir Vadisinde yaşanan gelişmeler ile ilgili sağlıklı bilgi almak mümkün olmadı. Md 35-A ve 370 kaldırılırken Keşmir halkının tasarı ile fikri alınmasa da yeni kurulan Ladak Birlik Bölgesinin çoğunluğunu oluşturan Budist halkın değişikliği memnuniyetle karşılayıp kutlamalar yaptığı medyaya yansıtıldı. Cammu Bölgesinin çoğunluğunu oluşturan Hinduların sevinç gösterileri de aynı şekilde Hint medyasında sergilendi.<br />
Pakistan önce Hindistan ile diplomatik temsil seviyesini düşürerek Hint Büyükelçisinin ülkeyi terk etmesini istedi. Devamında Hindistan ile ticaret ve ulaşıma kısıtlamalar getirdikten sonra uluslararası toplumu harekete geçirmeye çalıştı. Hindistan ile yaşadığı her ciddi krizde yaptığı gibi Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) desteği arayan Pakistan, Dışişleri Bakanı Kureyşi’yi ÇHC’ye göndererek konuyu uluslararası mecrada canlı tutmak istedi. Pakistan ve kontrolündeki Keşmir’de öfkeli kalabalıkların protesto gösterileri sürerken Pakistan’da Bolywood filmlerinin gösterilmesi de yasaklandı. ÇHC, Hindistan’ı kınayan açıklamalarının devamında konuyu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK)’ne taşısa da küresel aktörler konuyu klişe diplomatik açıklamalar-tavsiyeler ile geçiştirdi. Hindistan’ın enerji bağımlılığı taşıdığı Müslüman Ortadoğu ülkeleri ve İslam ülkeleri örgütlerinden benzer sükûnet ve diyalog çağrıları ile hafif eleştiri dozlu açıklamalar geldi. Hatta Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE), konunun Hindistan’ın iç idari düzenlemesi olduğunu açıklaması Pakistan’ı bir hayli şaşırttı. BAE müteakiben 19 Ağustos 2019’da, Hindistan Başbakanı Modi’ye ülkenin özel ödülünü vereceğini açıkladı.</p>
<p>ÇHC’nin önerisi ile 16 Ağustos 2019’da BMGK kapalı bir oturum düzenledi. Konunun BMGK’da görüşülmesine, oturumun kapalı olması şartıyla, Rusya Federasyonu’nun (RF) onay vermesi dikkat çekici bir gelişme oldu. BMGK oturumu sonrası yapılan açıklamalar, Hindistan’a Keşmir’de iletişimin restore edilmesinin tavsiye edilmesi dışında, teamüllerin ötesinde yeni bir içerik sunmadı. Bu arada Pakistan Başbakanı İmran Han ve Ordu Komutanı Orgeneral Bajwa’nın, “Keşmir’den Asla Vazgeçmeyecekleri”ne yönelik açıklamaları Hint tarafından “Restlerin Görüldüğü”nü içeren mesajlarla cevaplandı. Bu kapsamda Hint Savunma Bakanı Rajnat Sing’in 16 Ağustos 2019’da, Hindistan’ın nükleer çalışmalarının merkezi olan Pokran’da (Rajastan Eyaleti), nükleer doktrinlerini değiştirerek ilk kullanım tercihini yapabileceklerini açıklaması dikkat çekti.</p>
<p>İki ülkenin nükleer silahlar üzerinden restleşmesinin yanı sıra Keşmir sınırındaki rutin çatışmalar artışa geçince tüm dünya Keşmir Sorununa odaklandı. Çünkü İki nükleer gücün çatışma ihtimalinin yükselmesi sadece Bölgeyi değil bütün dünyayı tehdit eden bir gelişme. Peki, iki ülkenin defalarca çatışmasına neden olan bu sorunun temelinde ne var? Keşmir Sorunu tarafların anlam dünyasında ne ifade ediyor? Keşmir Sorunu söz konusu olunca neden iki ülke halkı da milli temelde bütünleşebiliyor ve günlük krizleri unutuyor? Bu noktaların anlaşılması için konunun geçmişini ve gelişimini açıklamakta fayda var.</p>
<p><strong>Keşmir Sorununun Temeli ve Gelişimi </strong></p>
<p>İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Yarımadası’ndan çekilmek zorunda kalması üzerine 1947 yılında kurulan Hindistan ve Pakistan, din temelinde ayrışan düşman kardeşlerin kurdukları devletlerdir. Müslümanların, çoğunluğu oluşturan Hindulardan ayrı bir millet olduğu savı ile kurulan Pakistan; Hindistan’ı arada bırakarak, Doğu ve Batı Pakistan olarak ikiye ayrılmıştır. Doğu Pakistan, 1971yılında yaşanan iç savaşa Hindistan’ın müdahalesi neticesinde Batı Pakistan’dan ayrılarak Bangladeş adıyla bağımsız bir devlet haline gelmiştir. 19. asrın ikinci yarısında canlanan anti-sömürgeci mücadeleyi bölerek Bölgedeki ömrünü uzatmayı başaran İngiltere, Hindistan ve Pakistan arasında önemli kriz alanları bırakarak bu coğrafyadan ayrılmıştır. İki yeni ülke İngiltere’nin miras bıraktığı sorunları büyük oranda çözmeyi başarırken, halkın çoğunluğu Müslüman, yöneticisinin Hindu olduğu Cammu ve Keşmir Prensliği (Keşmir)’nin statüsü konusunda anlaşamamıştır.</p>
<p>Keşmir’de çıkan iç savaşa, Sorunu kendi lehinde çözmek için müdahale eden tarafların çatışması sonrasında Keşmir Ocak 1949’da bölünmüştür. Çatışmalar sonrasında Batıda, Pakistan’ın kontrolünde, Cammu ve Keşmir Prensliği topraklarının üçte birini kapsayan bir alanda, başkenti Muzaffarabad olan “Azad Keşmir Yönetimi” kurulmuştur. Doğuda ise, başkenti Srinagar olan, Cammu ve Keşmir Prensliği topraklarının üçte ikisini kapsayan alan Hindistan kontrolünde kalmıştır. Hindistan ile Pakistan bu sorun temelinde iki defa daha savaşmış ve iki defa da sınırlı çatışmaya girmiştir. Bütün bu çatışmalara rağmen, 1949 ateşkesi ile Keşmir’de tarafları ayıran tartışmalı sınır hattı pek fazla değişmemiştir. Pakistan kontrolündeki Keşmir’in Müslümanlardan oluşan halkı Pakistan Yönetimi ile sorun yaşamazken Hindistan kontrolündeki Keşmir’de, nüfusun yaklaşık yüzde seksenini oluşturan Müslümanların Hindistan’a entegrasyonu sorunlu olmuştur. Hindistan, istikrar sağlayabilmek maksadıyla yüz binlerce güvenlik personelini Keşmir’de konuşlandırmış ve Olağanüstü Hal Yasaları ile hâkimiyetini konsolide etmeye çalışmıştır.</p>
<p>Sorunun temelinde; Pakistan tarafında, Pakistan’ın kuruluş felsefesinin taşıyıcı kolonlarından biri olan Keşmir’in büyük bölümünün Hindistan’da kalmasının yarattığı “ulusun eksik doğduğu” travması ile Hindistan tarafında, kadim Hindu coğrafyasının bir kısmının kaybedildiği hissiyatının neden olduğu psikolojik kırılma yatmaktadır. “Keşmir’in kurtarılması” ideali Pakistan yönetimlerine ulusal bütünleşme zemini sağlarken halka temel sorunları da unutturmaktadır. Hindistan ise öncelikle kendi yönettiği Keşmir’in ülkeye entegrasyonunu sağlamaya çalışmakta ve daha sonra Keşmir’in bütününe sahip olmayı hedeflemektedir. Keşmir’de yaşanan Pakistan kaynaklı sorunlar da çok parçalı etno-kültürel bir yapı ile ayrılıkçı bölgelere sahip olan ve kast sisteminin böldüğü bu ülkenin ulusal birlik davasına hizmet edip halkı bütünleştirirken başarısız yönetimlere de meşruiyet kazandırmaktadır.</p>
<p>Keşmir Sorunu, başlangıçtan itibaren küresel güç mücadelesindeki jeopolitk adımlardan da beslenerek çapını büyütmüştür. 1962 ÇHC-Hindistan Savaşı ile Hindistan kontrolündeki Keşmir’in Axai-Çin Bölgesini işgal eden ÇHC zamanla sorunun dolaylı bir tarafı hâline gelmeye başlamıştır. Bu savaş sonrasında ÇHC ile ittifak kurarak, kendi kontrolündeki Keşmir topraklarından bir bölümünü ÇHC’ye bırakan Pakistan, ÇHC’nin soruna nüfuz etmesini teşvik etmiştir. Afganistan üzerinde Soğuk Savaş dönemimde yaşanan rekabet de Keşmir Sorunu üzerinde etkili olmuştur. Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgaline direnen cihadist yapıların Keşmir’deki ayrılıkçı hareketleri desteklemesi ve Sovyetler Birliği’nin 1989’da Afganistan’dan çekilmesi sonrasında ayrılıkçı Müslüman örgütlerin Hint Yönetimine isyan etmesi bölgedeki tansiyonu yükseltmiştir. Hindistan, bölgeyi dış dünyaya kapatarak güvenlik çemberine almış ve istikrarı kısmen sağlayabilmiştir. Çok sert güvenlik tedbirleri uygulayan Hindistan 1995 sonrasında, kademeli olarak, güvenliği sağlamayı başarmıştır.</p>
<p>Soğuk Savaş sonrasında, küresel baskıların hafiflemesinden doğan çözüm zeminini değerlendirmeyi tercih etmeyen Hindistan ve Pakistan silahlanma yarışına girerek nükleer silah üretmiş ve Keşmir Sorunu yirminci asır sonunda tüm dünya için nükleer tehdit kaynağı haline gelmiştir. İki ülke arasındaki Keşmir Sorununu çözme kapsamında yapılan barış görüşmeleri, genellikle dış zorlamaların yanı sıra küresel ve bölgesel işbirliği örgütlerinin bir araya getirmesiyle rutinleşen kısır diyaloglarla zaman zaman tekrarlansa da ya iç siyasetin aşılmaz tabu duvarlarına çarpmış ya da Keşmir kaynaklı bir provakasyon ile sonlanmıştır. ÇHC ile Hindistan’ın küresel arenadaki yükselişi ve küresel rekabetin yeni milenyumda Asya-Pasifik Bölgesine kaymasına paralel olarak Hindistan-Pakistan/Keşmir Sorunu ÇHC-Hindistan rekabetinin bir alt unsuru olmaya doğru evrilmiş ve küresel (nükleer) tehdit içermediği müddetçe geri planda kalmıştır.</p>
<p><strong>Keşmir Sorununun Tekrar Canlanması</strong></p>
<p>İki ülke ilişkilerinin bugün yeniden çatışma üretebilecek bir noktaya gelmesi yine Keşmir gelişmeleri üzerinden okunmalıdır. Hindistan, 1989-1996 yılları arasında Keşmir Vadisinde çıkan Müslüman ayrılıkçı isyanı (Hartallar-Ayaklanmalar Dönemi) bastırdıktan sonra 1996 yılında yapılan seçimler ile kademeli olarak güvenliği sağlamayı başarmıştır. Kısmen kontrol altına alınabilen Müslüman ayrılıkçılık, Burhan Wani adındaki genç ve popüler bir Hizb-ül Mücahidin liderinin 08 Temmuz 2016’da güvenlik güçlerince öldürülmesi sonrasında canlanma sürecine girmiştir. Bu olayı protesto eden göstericilere Hint güvenlik güçlerinin sert müdahalesi olayları tırmandırmıştır. Müteakiben Hindistan’da bir Hava Üssüne Pakistan kökenli militanların 2017’de yaptığı saldırı sonrası Hint Özel Kuvvetleri, “Azad Keşmir”deki örgüt kampına bir baskın düzenlemiştir. Bu gelişme Hint kamuoyunda, BJP Yönetiminin “Terör Örgütlerini Kaynağında Vuracağı” söyleminin hayata geçirilmesi olarak değerlendirilmiş ve memnuniyetle karşılanmıştır.</p>
<p>14 Şubat 2019’da, Keşmir’in Pulwana bölgesindeki Hint paramiliter birlik konvoyuna intihar saldırısı düzenleyen bir Ceyş-i Muhammed Örgütü militanı 48 güvenlik personelinin ölümüne sebep olmuştur. Hint güvenlik güçlerinin verdiği en ağır zayiat olarak tarihe geçen bu saldırının ertesi günü Hint savaş uçakları, Pakistan’ın Balakot bölgesinde, Ceyş-i Muhammed Örgütü kampının konuşlu olduğu iddia edilen bir alanı bombalamıştır. Bu saldırı Hindistan’ın, “Azad Keşmir” dışındaki bir Pakistan toprağını vurması anlamında bir başka ilki teşkil eder. Sonraki hafta, Keşmir’deki ateşkes hattı üzerinde uçan iki Hint jetinin Pakistan tarafından düşürülmesi ve bir Hint pilotunun esir alınması ise tansiyonu zirveye çıkarmıştır. Hindistan tarafında rövanş beklentileri artırmışken, küresel aktörler devreye girmiş ve gerilimi azaltmıştır. Mayıs 2019 ayı içerisinde Hindistan’da yapılacak genel seçimlerin yaklaşıyor olması da gerilimin azalmasına katkı yapmış ve rövanş beklentileri seçim sonrasına ertelenmiştir.</p>
<p><strong>Mevcut Gelişmeler Nasıl Değerlendirilmeli?</strong></p>
<p>Mayıs 2019’da yapılan genel seçimlerden büyük bir başarıyla çıkan ve her iki mecliste de çoğunluğu ele geçiren BJP’nin klasik söylemlerini hayata geçirmesi için artık önünde bir engel kalmamıştı. BJP’nin seçimler öncesi Keşmir’de askıya aldığı rövanş adımını Haziran ayından itibaren atması da beklenen bir gelişmeydi. Radikal söylemlerle geçen asır sonlarında yükselişe geçen BJP’nin Keşmir’in özel statüsünü kaldırma ve Bölgeyi Hindistan Birliği’ne tam entegre etme yönündeki söylemleri de biliniyordu. Bu kapsamda yeni Modi Hükümetinden beklenen adımlar Temmuz ayından itibaren gelmeye başladı. İlk önce Müslüman azınlığa tanınan ve erkeğin eşini üç defa “boş ol” diyerek  (sms veya email vs ile mümkündü ) boşama hakkının (Triple Talaq) Yüksek Mahkeme vasıtasıyla kaldırılması sağlandı. Bu arada Keşmir’e yapılan yığınak sonrası ayrılıkçı liderler tutuklanırken büyük çaplı antiterör operasyonları icra edildi. Keşmir’de bir sonraki adımın ne olacağı merakla beklenirken, Hint Yönetimi planlı bir biçimde Keşmir’in özel statüsünü kaldırma stratejisini hayata geçirdi ve Bölgedeki tansiyonu artırdı.<br />
Mevcut gelişmeler, Hint Yönetiminin hayata geçirdiği politikanın uzun ve dikkatli bir planlamanın ürünü olduğunu, yapılan stratejik değerlendirmelerin dış dünya ile ilgili kısmının tuttuğunu ve Pakistan’ın, Hindistan’ın bu adımı atabileceğini öngöremediğini gösteriyor. ABD, RF, ÇHC ve uluslararası camianın tepkileri ile Pakistan’ın karşı adımları dikkate alındığında Hindistan’ı şaşırtan bir gelişme yaşanmadığı görülüyor. Atılan adımların zamanlaması, küresel ve bölgesel gelişmelerin dikkate alınarak bu politikanın hayata geçirildiğini düşündürüyor. Küresel reaksiyonların ifade ediliş şekli, Hint devlet mekanizmasının planlama safhasında ABD ve RF ile perde gerisinde temasa geçerek bilgi paylaşımı yaptığını akla getiriyor. Neticede Hindistan’ın dış dinamikleri iyi değerlendirip stratejik bir hamle yaptığı anlaşılıyor.</p>
<p>Hindistan’ın stratejisinin ülke içine yönelik bölümü de şu ana kadar beklentiler ile paralel gidiyor görüntüsü veriyor. BJP İktidarı söz konusu tasarıyı kendi meclis aritmetiğinin de üzerinde bir destek ile geçirdikten sonra Cumhurbaşkanı onayı sağladı. Tasarının anayasaya uygunluğu hayli tartışmalı bir seyir izlediği halde Yüksek Mahkeme konunun ivedilikle görüşülmesini ret ederek Yürütmeye beklediği desteği verdi. Bu gelişme sonrası Modi Yönetiminin eli iyice rahatladı. Müslüman azınlığa karşı attığı her adımda halk desteği kazanan Modi Yönetimi bu özgüven ile Babri Mescid Sorununu da, klasik Hindu milliyetçi söylemleri çerçevesinde, çözerek Babri  Mescid alanına bir Hindu tapınağı yapılması sürecini başlatabilir. 2016 yılında reorganize edilmesine başlanan yeni Vatandaşlık Yasası sonrasında Assam Eyaletindeki Bangladeş göçmeni Müslümanların ayıklanmaya başlanmasının Hindu çoğunluğun Modi’ye olan desteğini artırdığı dikkate alındığında, bir Babri Mescid hamlesinin gelmesi muhtemel gözüküyor. Böyle bir “Başarı” Modi’ye, Keşmir politikasını devam ettirebilmek için ihtiyaç duyacağı, kararlılık gücünü verecektir.</p>
<p>Buraya kadar yaşanan gelişmeler, her şeyin Modi Yönetiminin planladığı şekilde gittiği görüntüsü veriyor. Halk desteğini de arkasına alan Modi Yönetimi, Keşmir Vadisi Müslümanlarını dış dünyaya kapatıp diz çöktürerek, sorunu Hindu milliyetçisi söylemleri paralelinde ve kesin olarak çözmeye kararlı bir tablo çiziyor. BJP’nin Keşmir stratejisinin en can alıcı noktası da burada yatıyor. Bu noktada Keşmir Müslümanlarının reaksiyon ve direnme potansiyeli önem kazanıyor. 1846 yılında imzalanan Amritsar Antlaşmasından bu yana yaklaşık iki asır boyunca Hindu baskısı altında yaşayan, 1949 sonrasında ciddi kayıplar veren ve özellikle 1989 sonrasında normal insanların tahammül edemeyeceği bir baskı düzeni altında yaşayan Keşmir Müslümanlarının korku duvarını aştığı da biliniyor. İşte bundan sonraki süreçte; Hint Yönetiminin sindirme ve Müslümanları azınlığa düşürme politikasının başarı derecesini, Keşmir Müslümanlarının vereceği tepki ve göstereceği direncin seviyesi belirleyecek. Bu konuda yorum yaparken bile içim acıyor; korkarım Keşmir Vadisi için sıklıkla kullanılan “Asya’nın Filistin’i” metaforu bu kez bir realite haline gelecek.</p>
<p>Keşmir gelişmeleri üzerinden Pakistan ve Hindistan’ın yeniden çatışma noktasına gelmesi sürecinde yaşanan olaylar gerek ülkemizde gerekse dünyada yüzeysel bir analiz ve magazinsel bir tüketim mantığı içinde yer aldı. Hâlbuki atılan her bir adımda taraflar hem birbirine hem de iç ve dış kamuoyuna önemli mesajlar veriyor. Ayrıca Hindistan’ın yeni Keşmir stratejisinin zamanlaması ve uygulama tarzının uzun vadeli bir planlamanın izlerini taşıdığını da görmek gerek. Keşmir’de yaşanan bu gelişmeler Asya-Pasifik gelişmeleri ile kronolojik paralellik taşıyor ve yalnız başına Bölge dinamikleri çerçevesinde değerlendirmek yanlış olur. Hint Altkıtası gelişmeleri 19. asır başlarından itibaren Orta Asya ve Afganistan gelişmeleri ile paralel bir mantık süzgecinden geçiyor. Birleşik Krallık ile Çarlık Rusyası arasında yaşanan Great Game (Büyük Oyun), 20. asır ve sonrasında bu aktörlerin yerini alan küresel güçler tarafından dikkatle uygulanıyor.</p>
<p>Keşmir’de yaşanan gelişmelerin yeni milenyumda küresel güç mücadelesinin merkezine oturan Asya-Pasifik denklemleri ile bu dönemin yükselen güçleri ÇHC ile Hindistan arasındaki tarihi rekabet ile de sıkı bir bağı var. Afganistan gelişmeleri, Hong Kong olayları, Şincan Uygur Özerk Bölgesi gelişmeleri, Kore’lerin birleştirilmesi çabaları, Sri Lanka ve Myanmar gelişmeleri, Nepal ve Maldivler’de yaşanan siyasi gelişmeler, ÇHC’nin OBOR (One Belt One Road- Bir Kuşak Bir Yol ) Projesi ve bu projenin temel ayaklarından CPEC (ÇHC-Pakistan Ekonomik Koridoru) Projesi, Güney Çin Denizi gelişmeleri, ABD-ÇHC Ticaret Savaşı; Japonya’nın Silahlı Kuvvetlerini güçlendirmesine izin verilmesi, Taiwan gelişmeleri ve Tibet gelişmeleri (yakın bir gelecekte muhtemelen gündeme gelecektir) dikkate alınmadan Keşmir‘de son dönemde yaşanan tarihi gelişmelerin değerlendirilmesi bu kapsamda eksik olacaktır.</p>
<p>* Dr. Cengiz Topel Mermer, “Keşmir Sorunu ve Hindistan-Pakistan İlişkileri Üzerine Etkileri” konu başlıklı Doktora Tezini yazmıştır.</p>
<p>Dr. Cengiz Topel MERMER/tasam.org</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kesmirde-yasanan-gelismeler-nasil-okunmali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru ve Belucistan</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cin-pakistan-ekonomik-koridoru-ve-belucistan/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cin-pakistan-ekonomik-koridoru-ve-belucistan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Adıbelli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Aug 2018 22:40:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2636</guid>

					<description><![CDATA[Çin için önemli olan şey enerjinin jeopolitik risklerden etkilenmeden topraklarına gelmesi ve ayrıca Avrupa ve Orta Doğu ile ticaretinin bu jeopolitik risklerin tesirinde kalmadan sürmesidir. Bu bağlamda Pakistan’ın limanları önemli hale gelmiştir. Son günlerde iki önemli gelişme, Batı Asya’yı dünya gündemine taşıdı. Bu gelişmelerden birincisi, İran ile ABD arasındaki yaptırım krizi ve daha önemlisi İran halkının sokaklara inmesi, diğeri ise Pakistan’ın Hürmüz Boğazı girişine yakın bir konumda bulunan ve Çin ile birlikte inşa ettiği Gwadar Limanı’ndan başta Orta Doğu olmak üzere diğer bölgelere ihracata başlaması. İlk bakışta iki gelişmenin birbiriyle çok da fazla ilgisi yokmuş gibi görünse de aslında iki gelişmenin ortak paydası, bölgede yaşanan örtülü bir jeopolitik mücadeleyi de gözler önüne sermektedir. İran’da son yaşanan gelişmeler, halk ile yönetimi karşı karşıya getirdi. İşte tam bu noktada ABD, İran’ı masaya oturtmak adına içeride yaşanan krizi daha da derinleştirmek, halkı ve yönetimi istediği noktaya getirmek için yerli işbirlikçiler üzerinden İran’da hayati öneme sahip stratejik noktalara örtülü operasyonları gündemine aldı. Bu örtülü operasyonlar için en uygun işbirlikçiler ise İran’ın Belucistan-Sistan eyaletindeki Sünni gruplardan başkası değildi. Öte yandan Pakistan’ın en stratejik limanı olan ve Çin ile birlikte işlettiği Gwadar Limanı da tesadüfe bakın ki Pakistan’ın Belucistan eyaletinde yer almaktaydı. Aslında her iki Belucistan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çin için önemli olan şey enerjinin jeopolitik risklerden etkilenmeden topraklarına gelmesi ve ayrıca Avrupa ve Orta Doğu ile ticaretinin bu jeopolitik risklerin tesirinde kalmadan sürmesidir. Bu bağlamda Pakistan’ın limanları önemli hale gelmiştir.</strong></p>
<p>Son günlerde iki önemli gelişme, Batı Asya’yı dünya gündemine taşıdı. Bu gelişmelerden birincisi, İran ile ABD arasındaki yaptırım krizi ve daha önemlisi İran halkının sokaklara inmesi, diğeri ise Pakistan’ın Hürmüz Boğazı girişine yakın bir konumda bulunan ve Çin ile birlikte inşa ettiği Gwadar Limanı’ndan başta Orta Doğu olmak üzere diğer bölgelere ihracata başlaması. İlk bakışta iki gelişmenin birbiriyle çok da fazla ilgisi yokmuş gibi görünse de aslında iki gelişmenin ortak paydası, bölgede yaşanan örtülü bir jeopolitik mücadeleyi de gözler önüne sermektedir. İran’da son yaşanan gelişmeler, halk ile yönetimi karşı karşıya getirdi. İşte tam bu noktada ABD, İran’ı masaya oturtmak adına içeride yaşanan krizi daha da derinleştirmek, halkı ve yönetimi istediği noktaya getirmek için yerli işbirlikçiler üzerinden İran’da hayati öneme sahip stratejik<br />
noktalara örtülü operasyonları gündemine aldı. Bu örtülü operasyonlar için en uygun işbirlikçiler ise İran’ın Belucistan-Sistan eyaletindeki Sünni gruplardan başkası değildi.</p>
<p>Öte yandan Pakistan’ın en stratejik limanı olan ve Çin ile birlikte işlettiği Gwadar Limanı da tesadüfe bakın ki Pakistan’ın Belucistan eyaletinde yer almaktaydı. Aslında her iki Belucistan bölgesi de geçmişte İngiliz sömürgesinde tek bir coğrafi alandı ve burada Belucistan halkı yaşamaktaydı. İngiliz İmparatorluğu’nun bölgeden çekilmesiyle birlikte Belucistan da İran ve Pakistan arasında taksim edildi. O günden bugüne Belucistan halkı hem İran da hem de Pakistan’da bağımsızlık mücadelesi vermektedir. Belucistan halkı her iki ülkede de dışlanmış, ötekileştirilmiş ve yoksulluk içinde yaşayan bir halktır. Dolaysıyla emperyalist güçler için Belucistan coğrafyası, tam manasıyla stratejik bir cazibe noktası olmuştur. Bugün de ABD için her iki Belucistan’ın da çok özel jeopolitik anlamları bulunmaktadır. ABD için bir tercih yapmak gerekse Pakistan’daki Belucistan hem İran’dan hem de İran Belucistanı’ndan daha önemlidir. Zira burada Belucistan halkının özgürlüğünden çok Çin’in, Pakistan üzerinden Basra Körfezi’ne ve Hint Okyanusu’na inmesi ve burada nüfuz alanı oluşturmasının engellenmesi vardır. Özellikle Çin’in asrın projesi dediği Kuşak ve Yol Girişimi ya da bir başka deyişle Modern İpek Yolu kapsamında yürürlüğe konan Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru, ABD’nin bölgeyle ilgili bütün planlarını alt üst etmiştir.</p>
<p><strong>Çin-Pakistan Stratejik İlişkileri</strong></p>
<p>Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru projesinin temelleri aslında iki ülkenin diplomatik ilişki kurduğu 1951 yılına kadar gitmektedir O dönem ilişkilerin geliştirilmesi adına atılan adımların en önemlilerinden birisi, 1959’da Çin’in Karakurum Otoyolu’nu yapmasıyla başlıyor. Bu otoyol inşaatı Çin’in, Pakistan ile altyapı işbirliği sürecinin de başlangıcı, yani bir nevi Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru projesinin de atası sayılıyor. Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’nun anlamı, önemi ve geleceği, Çin-Pakistan ilişkilerinde yatmaktadır. İki ülke arasında ilişkiler sadece ekonomik işbirliği içerisinde şekillenmiyor, aynı zamanda siyaset ve güvenlik de önemli başlıkları oluşturuyor. Özellikle de her iki ülkenin Hindistan ile yaşamış olduğu sorunlar, Çin ve Pakistan’ı güvenlik alanında da bir araya getiriyor.</p>
<p>Bu kadar ortak işbirliği alanlarının olmasına rağmen Pakistan dış politikası, Çin’den tamamıyla farklı bir rota izlemiştir. 1947’de bağımsızlığını kazandıktan sonra Pakistan, Batı odaklı özellikle de İngiltere merkezli bir dış politika tercih etti. Bu bağlamda önce 2 Nisan 1954 yılında Türkiye ile bir dostluk ve işbirliği antlaşması imzaladı. Ardından da 1955 yılında Türkiye, İngiltere, Irak ve İran ile birlikte Batı merkezli, Sovyet karşıtı Bağdat Paktı’nı kurdu. Pakistan’ın bu tercihinde kuşkusuz Sovyet tehdidi ve bloklara karşı mesafeli duran Hindistan ile aralarında başlayan gerginlik önemli rol oynamıştı. 1950’lerden itibaren Pakistan, ABD’nin, Sovyetler Birliği’ni çevreleme politikası içerisinde önemli bir yer edindi. Sovyetlere ve komünizme karşı oluşturulan Yeşil Kuşak adı verilen stratejinin önemli bir unsuru oldu. Pakistan, aynı zamanda 1951’de Çin Halk Cumhuriyeti’ni tanıyan ilk devletlerin başında geldi. Bu hareketiyle Çin’deki komünist devrim ve devletini tanımayan ABD ile görüş ayrılığına düştü. Kuşkusuz Pakistan’ın, Çin’i tanımasında İngiltere’nin bir yıl önce Çin’i tanımış olması da büyük rol oynadı. Pakistan, bağımsızlığını kazandıktan sonraki süreçte İngiltere merkezli Batıcı bir dış politika anlayışına sahip olmasına rağmen Çin ile özel bir ilişki geliştirdi. Şüphesiz, bu ilişkinin gelişmesinde Çin dış politikasının da rolü oldukça büyük oldu.</p>
<p>Çin, sosyalist bloğun bir parçası olmasına rağmen dış politikada Sovyetler Birliği kadar katı değildi. Özellikle 1954 yılında benimsediği Barış İçerisinde Bir Arada Yaşamanın Beş İlkesiyle bugüne kadar geçerli olacak evrensel dış politika ilkelerini de belirlemiş oluyordu. Daha sonra 1956’da bu ilkeler Sovyet lideri Kruşçev tarafından ortaya atılan Doğu Bloğu ile Batı Bloğu’nun yani ABD ile Sovyetler Birliği’nin barış içinde birlikte yaşayabileceği doktrininin ilham kaynağı olacaktır. Öyle ki bu doktrin daha sonra 1963 yılında nükleer denemelerin yasaklanması antlaşmasının imzalanması sağlayacaktır. 1962 yılında Çin ile Hindistan arasında yaşan sınır savaşında Sovyetler Birliği’nin, Hindistan’ı desteklemesi üzerine hâlihazırda Keşmir nedeniyle Hindistan ile arasında ihtilaf bulunan Pakistan da Çin’e yanaştı. Kısa sürede bu yakınlaşmanın askerî sonuçları görülmeye başlandı. 1971’de ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’ın gizlice Pakistan’dan Çin’e giderek Çinli liderlerle görüşmesinde, Pakistan’ın arabuluculuk rolü etkili oldu ve hemen sonuç verdi. Aynı yıl Çin, Birleşmiş Milletler’e üye oldu. 1972’de ABD Başkanı Nixon, Pekin’i ziyaret ederek ABD-Çin ilişkileri normalleşti ve bu sürecin başından itibaren Pakistan arabulucu olarak önemli bir rol oynadı.</p>
<p>Pakistan’ın, Çin ile ilişkilerinde en önemli dönüm noktası, 1971-1977 yılları arasında Pakistan’da hem başbakanlık hem de cumhurbaşkanlığı görevlerinde bulunmuş olan Zülfikar Ali Butto dönemidir. 1972 yılında Pekin’i ziyaret etmiş ve bu ziyaretinde Çin, 300 milyon dolar değerinde askeri ve ekonomik yardım paketi vermeyi kabul etmiştir. Ayrıca Çin bu ziyarette, Pakistan’ın 110 milyon dolarlık borcunu silmiştir. Zülfikar Ali Butto, Sovyet komünizmden ayrı duran ve kendi felsefesi olan Maoculuk düşüncesinden etkilendi. Mao’nun etkisi, Butto’nun, ‘Üçüncü Yol’ olarak gördüğü kendi İslami Sosyalizm fikirlerinde ve ‘Üçüncü Dünya Bloğu’ oluşturma çabalarında açıkça görülüyordu. Butto, tıpkı Çin Komünist Partisi’nde olduğu gibi, Pakistan Halk Partisi’nde de kendi kişi kültünü yaratmaya çalıştı. Mao’nun sözlerinin aktarıldığı meşhur Küçük Kızıl Kitap’tan esinlenerek, “Butto’nun Konuşmaları” başlıklı kırmızı bir kitap, parti kadrolarına dağıtıldı. 1976’da Mao ile görüşmesinin ardından Mao, Pakistan’a 50 gram uranyum verilmesini onayladı. Bu, Pakistan’ın nükleer güce giden yolda ilk adımı oldu.</p>
<p><strong>Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru</strong></p>
<p>1990’ların ortalarından itibaren yakaladığı ekonomik büyümeye paralel olarak Çin’in enerji ihtiyacı katlanarak arttı. Artık kendi ürettiği enerji yeterli gelmiyordu. Bu nedenle Çin, enerji açısından daha da dışa bağımlı hale geldi. Bu, Çin için önemli stratejik bir sorundu. Zira enerjinin büyük bir bölümünü Orta Doğu bölgesinden alıyordu. Orta Doğu ve ona bağlı olarak Hint Okyanusu ve üzerindeki deniz yolları tamamıyla Amerikan etkisine açık bir haldeydi. Zaten Körfez Savaşı nedeniyle ABD, askeri olarak Orta Doğu bölgesine yerleşmişti. Çin, enerji kaynaklarını çeşitlendirmeyi tercih etti. Bu bağlamda Hazar, Orta Asya ve Sibirya enerji kaynaklarından faydalanma yoluna gitti; ancak bu durum Orta Doğu bölgesinin, Çin’in ana tedarikçisi olması durumunu değiştirmedi. Dolaysıyla Çin, enerji ve ticaret güvenliği için birtakım bölgesel stratejiler arayışına girdi. Bu bağlamda kendisi içi önemli olan denizyolları üzerinde bulunan stratejik kıyı ülkeleriyle ilişkileri geliştirmeye, buralarda limanlar edinmeye çalıştı. İlk adım da müttefiki Pakistan’la atıldı. 1990’ların sonlarına doğru Çin, Pakistan’ın Belucistan eyaletinde bulunan ve Hürmüz Boğazı’nın girişine oldukça yakın olan Gwadar Limanı’na talip oldu. Aslında bu liman 1973 yılında Zülfikar Ali Butto tarafından Pakistan’ı ziyaret eden ABD Başkanı Nixon’a, Amerikan donanmasının kullanması için teklif edilmişti. Ancak Amerikan tarafı o dönem bu teklife çok sıcak bakmamıştı. 2000’lerde ise Çin, bu limanın yeniden inşasını üstlendi. İnşası 2005’te tamamlanan liman için Çin, ilk etapta 200 milyon dolar harcadı. Aynı yıl Çin ile Pakistan iyi komşuluk, dostluk ve işbirliği antlaşması da imzaladı. Daha sonra Pakistan, Şanghay İşbirliği Örgütü’ne gözlemci üye olarak Hindistan ile birlikte kabul edildi.</p>
<p>2006’da Pakistan Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref, Çin’i ziyaret etti. Bu ziyarette Müşerref, Gwadar Limanı’nın, Çin-Pakistan dostluğunun bir sembolü olduğunu söyleyerek Çin’in, İran ve Afrika’dan aldığı petrolün Gwadar Limanı’ndan Pakistan toprakları üzerinden Çin’in Uygur Özerk Bölgesi’ne taşınmasını önerdi. Bu öneri, Hu Jintao tarafından olumlu bulundu ve iki taraf bu konu üzerinde çalışma kararı aldı. Çin’in, Pakistan ile işbirliği sadece enerji veya ticaret alanında değil, ulusal güvenlik açısından da önemliydi. Çin’in özellikle Uygur sorunu bağlamında Avrasya coğrafyasında Sünni İslami gruplar ve Uygur diasporası üzerinde etkisi olan Pakistan’ın, bu gücünden faydalanmak istedi. Bu bağlamda Pakistan, 2003 yılında Doğu Türkistan İslami Hareketi’nin lideri Hasan Masum’u, Pakistan-Çin sınırında düzenlediği bir operasyonla ölü ele geçirdi. Çin’de aranalar listesinin en başında bulunan Hasan Masum’un öldürülmesini Pekin yönetimi, Pakistan’ı, Şanghay İşbirliği Örgütü’ne alarak ödüllendirdi. Bu olayın ardından 2004 yılında ise Çin ile Pakistan, Uygur Özerk Bölgesi’nde ortak terörle mücadele tatbikatı düzenleyerek Uygurlara gözdağı verdi.</p>
<p>Tüm bunlara rağmen Çin’de az da olsa Pakistan’a karşı kuşkulu yaklaşanlar da bulunmaktaydı. Bu grup, Pakistan’ın, Uygurları medreselerinde; hatta Afganistan’da eğiterek gizlice Çin’e gönderdiğini, ABD ile derin ilişkilerinin bulunduğunu ve sınır bölgesinde bilinmeyen bir yerde ABD’nin, Uygur Özerk Bölgesi’ni izleme ve dinleme istasyonu kurarak istihbarat topladığına inanıyorlardı. Gerçekten de 2007 yılında örneğin, Afganistan’da görev yapan NATO’nun kullandığı akaryakıtın %80’i Pakistan’daki rafinerilerden geliyordu. Dolaysıyla Pakistan, NATO’nun, Batı Asya’da en önemli ikmal hattına ev sahipliği yapıyordu. Önceki Başkan Yardımcısı Joe Biden, Pakistan’ın, Afganistan operasyonu için önemini şöyle belirtiyordu: Pakistan’ı yanınıza almazsanız, Afganistan’da kazanamazsınız. ABD’nin bu derece güvendiği Pakistan, Çin için gerçek bir müttefik miydi yoksa ABD’nin bir Truva atı mı? Bu sorunun cevabı aslında Avrasya coğrafyasında oynanmakta olan satranç oyununun sonucuna bağlı gibi görünmektedir.</p>
<p>2008’de Pervez Müşerref seçimleri kaybederek görevini, 2007’de öldürülen cumhurbaşkanı adayı Benazir Butto’nun eşi Asıf Ali Zerdari’ye bıraktı. Uzun yıllar İngiltere’de yaşamış olan yeni cumhurbaşkanı ilk iş olarak, Gwadar Limanı’nın ikici etap projesinin yapımını askıya aldı. Kayınpederi Zülfikar Ali Butto’nun aksine Çin’le ilişkilere mesafe koyarak ABD ve Batı’ya yakınlaşmaya çalıştı. Fakat ülkedeki ekonomik koşullar ve Çin yanlısı lobiler, Zerdari’yi projeyi tekrar başlatmaya ikna etti. Zerdari’nin, Çin’e yönelmesinde ekonomik koşulların ya da lobilerin etkilerinin ötesinde ABD’nin, Pakistan’a olan yaklaşımı ve tavrının da değişmesi büyük rol oynadı. Obama döneminde Pakistan’a insansız hava araçlarıyla yapılan saldırılar ve bu saldırılarda hayatına kaybeden masum sivillerin hesabını kamuoyu sormaya başladı. El Kaide ve Usame bin Ladin konusunda da ABD, Pakistan’a güvenmiyordu. Nihayet 2011’de Usame bin Ladin, Pakistan’da düzenlenen bir operasyonla ölü ele geçirilmesiyle Pakistan’ın güvenirliği de sorgulanır hale geldi. 2017’de Donald Trump göreve gelince Pakistan’a son noktayı koydu. Artık Pakistan, ABD için güvenilir bir müttefik değildi. Çin’e bir dönem mesafeli yaklaşan dönemin cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari daha sonra Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’nu Pakistan ekonomisinin İleriye Doğru Büyük Sıçraması olarak adlandırarak, Çin’in 1958’de uygulamaya koyduğu İleriye Doğru Büyük Sıçrama politikasına atıfta bulundu. Hatırlanacağı üzere Çin, 1958’de uygulamaya koyduğu İleriye Doğru Büyük Sıçrama politikasıyla çelik üretiminde İngiltere’yi geçmeyi hedeflemişti. Mao’nun hayalperestlik ve maceracılıkla itham edildiği bu politikası uygulamada başarısızlıkla sonuçlanıp büyük bir felakete neden olmasına rağmen ilkesel bazda bugünkü Çin’e ilham kaynağı olmuş ve günümüzde Çin, İngiltere’yi geçerek çelik üretiminde dünya birincisi olmuştur.</p>
<p>Bugün gelinen noktada Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru, 2013 yılında Çin’in ilan ettiği Kuşak ve Yol Girişimi’nin bir parçası haline getirilmiştir Gwadar-Kaşgar arası üç bin kilometrelik uzunluğu olan bir otoyol ve demiryolunu da içeren koridor, bunun yanında eğitim, sağlık, altyapı, kültür, askeri ve siyasi alanlarda da yakın işbirliğini öngörmektedir. Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’na yapılan yatırım 46 milyar dolar olduğu söylense de bugün bu rakamın 60 milyar doları geçtiği iddia edilmektedir. 2016 verilerine göre Pakistan’ın askeri ekipman ihtiyacının %63’lük kesimini Çin karşılamaktadır. Pakistan Çin’in toplam silah satışının %35’ini oluşturmaktadır. Bunun yanında Pakistan’ın, Türkiye ile de yakın askeri ilişkileri olup, özellikle savunma alnında önemli anlaşmaları bulunmaktadır. Geçtiğimiz aylarda 1,5 milyar dolar değerinde 30 saldırı helikopterinin Pakistan’a satılması konusunda iki ülke arasında anlaşma imzalandı. Bu anlaşma, iki ülke arasında bugüne kadar yapılan en büyük satış anlaşması. Türkiye de daha önce 2017’de Pakistan’dan 52 adet MFI-17 Super Mushshak eğitim uçağı aldı. Pakistan’ın tercih edilmesinin nedeni, bu uçakların özellikle NATO ve Amerikan sistemleriyle uyumlu çalışıyor olmasıydı.</p>
<p><strong>Jeopolitik Karadelik: Belucistan</strong></p>
<p>Çin için önemli olan şey enerjinin jeopolitik risklerden etkilenmeden topraklarına gelmesi ve ayrıca Avrupa ve Orta Doğu ile ticaretinin bu jeopolitik risklerin tesirinde kalmadan sürmesidir. Bu bağlamda Pakistan’ın limanları önemli hale gelmiştir. ABD’nin, Hindistan ile birlikte Hint Okyanusu’ndaki denizyolları üzerindeki kontrol gücü açıkça Pekin yönetimi için bir tehdit oluşturmaktadır. Çin’in askeri gücü halen Amerikan askeri gücüne karşı bu bölgede meydan okuyacak düzeyde değildir.</p>
<p>ABD, özellikle Kuşak ve Yol Girişimi’nin hayata geçirilmesinin ardından bölgedeki stratejilerini de gözden geçirmiştir. Bu bağlamda ABD, Asya-Pasifik bölgesini yeniden jeopolitik açıdan tanımlayarak Hint-Pasifik bölgesi olarak adlandırmıştır. Çin’in Deniz İpek Yolu stratejisi üzerinden şekillendirdiği stratejik limanları ekonomik unsurlarla ele geçirme stratejisine karşı, Hindistan’ın Karwar Limanı ile İran’ın Chabahar Limanı’nı öne çıkarmıştır. Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’na karşın Hindistan ile ortak bir altyapı projesi başlatmış ayrıca Gwadar Limanı’na karşı da Hindistan’ın Karwar Limanı ve İran’ın Chabahar Limanlarının geliştirilmesi için Hindistan, İran ile bir anlaşma yapmıştır. Hindistan bölgede, ABD adına hareket etmektedir. Çin ile yakın ilişkileri olmasına rağmen İran’ın, Amerikan merkezli bir projenin önemli bir köprübaşı haline gelmesi de düşündürücüdür.</p>
<p>İran ile Pakistan arasında mezhepsel sorunlar var. Çok açık etmese de İran, ülkedeki özellikle Belucistan-Sistan eyaletindeki radikal Sünni gruplara, Pakistan’ın örtülü destek verdiğini düşünüyor. Özellikle bu desteğin finansmanı da Suudi Arabistan tarafından, Pakistan üzerinden sağlanmaktadır. Çok daha geri planda ise ABD’nin gölgesini görmekteyiz. ABD, İran’a ihtiyaç duymasına rağmen İran’a yeni ve ağır yaptırımlar getirmekten de kaçınmıyor. Ancak unutulmamalıdır ki Kuzey Kore de benzer bir süreçten geçtikten sonra ABD ile masaya oturdu. Geçtiğimiz ay Trump’ın hiçbir ön koşul olmadan İranlı liderlerle görüşebileceğini söylemesi de aslında bu duruma ışık tutan önemli bir kanıttır.</p>
<p>ABD’nin, sadece Hindistan ile bu stratejiyi yürütmesi çok zor. Pakistan’daki Belucistan bölgesinde ayrılıkçı hareketlere Hindistan ve Suudi Arabistan üzerinden destek vererek örtülü bir operasyon yürütüyor. Belucistan’daki seküler olan gruplara Hindistan, daha radikal İslamcı olan gruplara ise Suudi Arabistan medreseler üzerinden yaklaşıyor. Pakistan’ın Belucistan eyaletinde doğalgaz yataklarının bulunması, bölgeyi Pakistan için daha da önemli hale getirmiş durumda. Özellikle Belucistan’da, Çin’e ve Çinlilere karşı büyük tepkiler var. Pakistan genelinde Çinli çalışanlara karşı işlenen suçlar da son dönemde artmış durumdadır. Çinli çalışanların kaçırılarak fidye istenmesi, alışıldık bir durum haline gelmiştir. Çin yönetimi bu durumdan oldukça rahatsızdır. Fakat Pakistan’ın, Çinliler için istikrarsız ve tehlikeli bir yere dönüştürülmesinin de dış güçlerin bir politikası olduğu konusunda Çinliler ve Pakistanlılar hemfikirdir. Bu bağlamda Pakistan, Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru projesini, terör saldırılarından korumak için ordusunun iki tümeni görevlendirdi. Ayrıca Gwadar Limanı ve onun çevresindeki deniz ulaşım yollarının korunması amacıyla da Pakistan donanması bünyesinde Görev Gücü-88 adı altında yeni bir koruma gücü oluşturuldu. Bütün bu oluşturulan koruma gücü, son teknoloji Çin askeri ekipmanlarıyla donatıldı.</p>
<p>Hindistan Başbakanı Modi’nin 2016’da ulusal bağımsızlık gününde yapmış olduğu konuşmada Pakistan’ın, Belucistan’da ve Keşmir’de savaş suçu işlediğini ve bunu hesabını vermesi gerektiğini söylemesi, iki ülke arasındaki ilişkileri de gerginleştirdi. Kuşkusuz Müslüman bir halkın haklarını, neden Hindistan’ın savunduğu ayrı bir soru işareti; ancak bunun cevabı yine kendi içinde saklı. Belucistan’daki grupların bir kısmı, bağımsızlık konusunda Hindistan’dan yardım istemektedir. Hindistan da ABD’nin onayını aldıktan sonra böyle adımlar atmaktadır. Burada tek amaç, Çin için bölgeyi yaşanamaz hale getirmektir. Buna rağmen üst düzey bir Çinli generalin dediği gibi Pakistan, Çin’in İsrail’idir ve Çin Gwadar Limanı’nı ve bulunduğu bölgeyi Hint Okyanusu’nun Dubai’si yapma konusunda Pakistan halkına taahhütte bulunmaktan da geri durmamıştır. Çin, bu tip olaylarla Pakistan ile olan ilişkilerinin bozulmayacağını da şu ifadeyle belirtmektedir: <em>“Çin-Pakistan ilişkileri Himalayalardan daha yüksek, okyanuslardan daha derin, çelikten daha güçlü, baldan daha keskin ve daha tatlı…”</em></p>
<p>ABD, Gwadar Limanı’nın önemi biliyor. Hürmüz Boğazı’nın girişine yakın bir stratejik konumda olan bu limanın, Çin’e sağlayacağı avantajın da farkında. Doğrudan bu limana yönelik zorlayıcı bir eylemin, uluslararası toplumdan destek görmeyeceği açıktır. Pakistan’ın bu limanı, ABD’ye karşı kendisi için bir güvence olarak kullandığı da ortadadır. Bu nedenle ABD politikalarını, Gwadar Limanı’nın bulunduğu ve bağımsız olmak isteyen Belucistan eyaleti üzerinden şekillendirmektedir. 2005 yılında Pakistan, Şanghay İşbirliği Örgütü’ne alındığında ABD’nin cevabı çok farklı oldu. Dönemin Dışişleri Bakanı Condolezza Rice, İsrail’de, Orta Doğu’nun haritasının yeniden çizilmesi fikrini ortaya attı. Tam bu sıralarda Amerikan ordusundan emekli bir yarbay olan Ralph Peters, Kanlı Sınırlar başlıklı bir makale yayınladı. Makalede, “Demokrasiyi yaymak ve terörizmin kökünü kurutmak için Orta Doğu’nun sınırlarını yeniden belirlememiz gerekiyor” çağrısında bulunuyordu. Makaleyle birlikte yayınlanan bir de harita vardı. Harita, yeni Orta Doğu’yu göstermesi açısından önemliydi. Haritada, İran ve Pakistan’da bulunan Belucistan bölgelerinin birleşik bağımsız bir Belucistan Devleti’ne dönüşmüş olması dikkatlerden kaçmamıştı.</p>
<p>Pakistan dünyada tek nükleer silaha sahip olan Müslüman devlet olma özelliğiyle de İslam dünyasının iftihar kaynağı. Bu durum nedeniyle ABD, 2005 yılından itibaren Hindistan’ın nükleer programına destek vermeye başlamış, gayrıresmî olarak da İsrail de bu projenin içinde yer almıştır. Tek amaçları, Pakistan-Çin nükleer işbirliğine karşı durabilmek ve nükleer teknolojinin Müslüman ülkelere aktarılmasını engellemek. 2017’de Trump’ın apar topar Pakistan’a yapılan askeri yardımları kesmesi ve bir nevi Pakistan’ı teröre destek veren haydut devletler kategorisinde görmesinin arka planında, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi yatmaktadır. Pakistan’a, Çin’in bu projesine verdiği desteğin cezası ödetilmek<br />
istenmektedir. Pakistan, bir askeri darbeler ülkesidir.</p>
<p>1958, 1969, 1977 ve 1999’da gerçekleşen darbelerin hepsinde ABD ile yakın ilişkileri bulunan generaller ülke yönetimine geldi ve hepsi de ABD tarafından meşru yönetim olarak tanındı. Sonuç olarak, şu günlerde seçimler nedeniyle büyük bir siyasi kaos yaşayan Pakistan, olası bir darbe girişimine karşı hazır olmalıdır!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cin-pakistan-ekonomik-koridoru-ve-belucistan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
