<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Özgürlük &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/ozgurluk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Sun, 06 Dec 2020 10:43:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Özgürlük &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Özgürlüğe Düşkünlük (Özür Dilerim, Birazcık Kendimi Yazdım)</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ozgurluge-duskunluk-ozur-dilerim-birazcik-kendimi-yazdim/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ozgurluge-duskunluk-ozur-dilerim-birazcik-kendimi-yazdim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz KÖKTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 Dec 2020 10:43:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Özgürlük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16328</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Aşırı yorum&#8221;a meraklı olanların en çok dillendirdikleri husus kişisel özgürlüğe düşkün olmalarıdır. Özgürlüğe kim düşkün olmaz ki! Hele de bu çağda… Bu yazıda meramım özgürlüğe düşkün olmakla uslupsuz, heretik fikirler ileri sürmenin, &#8220;aşırı yorumlar&#8221;da bulunmanın zorunlu bir bağlantısının olmayacağını anlatmaktir. Biraz kendimdem bahsetmeme müsaade eder misiniz? Maksat kendimden bahsetmek değil tabii, bir meselenin anlaşılmasına yardımcı olmaktır. Beni bilen bilir, ilahiyat sıralarında ve sonrasında özgürlüğe ne kadar düşkün olduğumu da bilen bilir. Öğrenciliğim sırasında bir cemaat yurdunda kalırken oradan kovulmuş biriyim. Oradan çıkıp bir başka vakfa yerleştim. Bana eğitim başkanlığını vermek istediler. Onlara tek şartım şu oldu: Biz bir eğitim faaliyeti içerisindeyken parti tarafından gençler pankart asmak, afiş asmak vs. için çağrılacak mı çağrılmayacak mı? Şayet çağrılacaksa benim eğitim başkanı olmamın da eğitim faaliyeti yapmanın da anlamı yoktur. Cemaatleri, vakıfları yer yer eleştirdim ama hiçbirini tukaka etmedim. Çevrem genellikle ehl-i tariktir. Hepsini karşıma alarak yanlışlarını yüzlerine söyledim. Ama tasavvufu, tarikati tukaka etmedim. Akademik hayatımda idare ile çoğu kere sıkıntı içerisinde oldum. Zira bürokrasiden hoşlanmıyordum, akademik özgürlüğe düşkündüm. Çeşitli yerlerden gelen dekanlık tekliflerini kabul etmedim, kendimi ilmi çalışmalara verdim. Gerektiğinde herkesin duayen kabul ettiği yılların hocalarını eleştirdim, gerektiğinde rektörleri eleştirdim. Gerektiginde siyaseti, ilim adamı-siyaset ilişkisini şiddetle tenkit ettim. Yanıbaşımdaki arkadaşlarım bile bu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&#8220;Aşırı yorum&#8221;a meraklı olanların en çok dillendirdikleri husus kişisel özgürlüğe düşkün olmalarıdır. Özgürlüğe kim düşkün olmaz ki! Hele de bu çağda… Bu yazıda meramım özgürlüğe düşkün olmakla uslupsuz, heretik fikirler ileri sürmenin, &#8220;aşırı yorumlar&#8221;da bulunmanın zorunlu bir bağlantısının olmayacağını anlatmaktir.</p>



<p>Biraz kendimdem bahsetmeme müsaade eder misiniz? Maksat kendimden bahsetmek değil tabii, bir meselenin anlaşılmasına yardımcı olmaktır. Beni bilen bilir, ilahiyat sıralarında ve sonrasında özgürlüğe ne kadar düşkün olduğumu da bilen bilir. Öğrenciliğim sırasında bir cemaat yurdunda kalırken oradan kovulmuş biriyim. Oradan çıkıp bir başka vakfa yerleştim. Bana eğitim başkanlığını vermek istediler. Onlara tek şartım şu oldu: Biz bir eğitim faaliyeti içerisindeyken parti tarafından gençler pankart asmak, afiş asmak vs. için çağrılacak mı çağrılmayacak mı? Şayet çağrılacaksa benim eğitim başkanı olmamın da eğitim faaliyeti yapmanın da anlamı yoktur. Cemaatleri, vakıfları yer yer eleştirdim ama hiçbirini tukaka etmedim. Çevrem genellikle ehl-i tariktir. Hepsini karşıma alarak yanlışlarını yüzlerine söyledim. Ama tasavvufu, tarikati tukaka etmedim. Akademik hayatımda idare ile çoğu kere sıkıntı içerisinde oldum. Zira bürokrasiden hoşlanmıyordum, akademik özgürlüğe düşkündüm. Çeşitli yerlerden gelen dekanlık tekliflerini kabul etmedim, kendimi ilmi çalışmalara verdim. Gerektiğinde herkesin duayen kabul ettiği yılların hocalarını eleştirdim, gerektiğinde rektörleri eleştirdim. Gerektiginde siyaseti, ilim adamı-siyaset ilişkisini şiddetle tenkit ettim. Yanıbaşımdaki arkadaşlarım bile bu eleştirilerime tahammül edemediler. Ölçümü kişilere bağlamadım. Kişileri ölçüye göre değerlendirdim. Ölçü ne derseniz, Kur&#8217;an, sünnet, sahabe ve ilimler geleneğimizin bağlı olduğu büyük medeniyetimizdir.</p>



<p>Hepsine rağmen, özgürlüğüme düşkün olmama rağmen, çizgimi, geleneksel çizgimi, ehl-i sünnet çizgiyi elimden geldiğince muhafaza etmeye çalıştim. Yenilenme elbette şarttı, ama biz dinsel geleneğin şekillendirdiği bir medeniyetin çocuklarıydık. Bunu görmezden gelemezdik, bunu ıskalayarak fikir de üretemezdik. Batı bile Ortaçağ&#8217;ın skolastik felsefesini reddederken ilk çağların Yunan felsefesine dayanma gereği hissetmişti. Demek ki tarihsiz, hafızasız, geleneksiz olmuyormuş. Evet, hem de mezkur<br>Ehl-i sünnet çizgisi içerisinde kalarak ona yonelik dile getirdiğim tüm eleştirilerle birlikte böyle yaptim. Ehl-i sünnet eleştiriye mani değil, dogmatik hiç değil. Ehl-i sünnette dogmatik bazı unsurlar varsa, yani yorum yapılamayan, aklı aşan durumlar varsa o da dinin tabiatından kaynaklanır. Ehl-i sünnetçiler dogmatik olabilir o başka bir konu… Unutmadan söyleyeyim: Bugün laikliğin, liberalligin, hukukun, seküler ahlakın, bilimin, her türlü ideolojinin bile dogmaları vardır. Hatta bu dogmalar aklı aşan alanlarda değil, aklın içinde, akli dogmalardır. Okuyun aydınlanma aklının eleştirilerini, o zaman aklın ne menem bir şey olduğu, nasıl dogmalaştığı daha iyi anlaşılır. Zaten insanları prangaya vuran, zincirleyen de bu akli dogmalar değil midir? Bu aklı dogmalar kendilerini tüm dünyaya tek hakikat olarak sunmuyorlar mı? Küreselleşme denilen ne idüğü belirsiz şeyle tüm kültürleri eritmiyorlar mı? Bunlari da bir yere not etmekte fayda var. Eleştirel olmam, özgürlük yanlısı olmam beni çizgisizliğe itmedi, beni her şeyi ama her şeyi sorgulamaya itmedi, beni hiçbir sabitenin olmadığı bir dünya görüşünü kabul etmeye itmedi, beni Allah dışında Kitap ve peygamber de dahil her şeyin sorgulanabildiği rölatif bir düşünce geleneğini kabule itmedi, deizm gibi moda akımlara da itmedi, beni tarihteki şaz görüşleri alıp gündem yaparak şöhret kapılarının açılmasına da savurmadi. Çünkü bu geleneğin usul, ilim, hikmet, fıkh, fehm, keşf, istidlal, anlama, yorumlama, tenkit, reddiye, şerh, haşiye vs. açısından dopdolu olduğunu ve bunların, geleceği de içinde taşıyan nüveler barindirdiğini biliyorumdum. Bu muazzam geleneğin idraki içinde olmanin zaruretine de inaniyorum.</p>



<p>Bazıları &#8220;sen İzmir&#8217;de okudun, nasıl böyle oldun?&#8221; diye meraklarını dile getiriyorlar. Ben de diyorum ki; sapmaktan ve başkalarının sapmasına vesile olmaktan korkumdan… Rabb&#8217;ime sığınarak, Rabbimin lütfuyla… Akademisyene korku yakışır mı? Yakışıp yakışmadığını bilmem amma korkuyorum işte… &#8220;Kur&#8217;an, Allah kelamı değildir&#8221; derken, &#8220;namaz sabah akşam iki rekat olmalidir&#8221; derken, Resulullah efendimize Muhammed diye hitap etmekte hiçbir sakınca yoktur derken -daha nice zırvalar- titriyorum, bazen kalbimin sıkıştığını hissediyorum.</p>



<p>O halde bu anlattıklarımdan şöyle bir ders çıkarmaya var mısınız?: Eleştirel olalım, özgürlüğümüze düşkün olalım, aklımızı iyi kullanalım. Fakat bunların yanında bir çizgiye de sahip olalım, bir usule de sahip olalım, bir edebe de sahip olalım… Peygamber-sünnet-sahabe anlayışımızı muhafaza edelim, hadisi de sahabeyi de eleştirelim ama bir usulümüz olsun, onları yıpratmadan, örselemeden aşındırmadan, itibar suikastine maruz bırakmadan bu tarih, bu medeniyet bizim diyerek bunu yapalım, tüm eleştirilerimize rağmen alimlerimize hürmet gösterelim. Akademik disiplin almayan, ilimler ve alimler geleneğinden bihaber bazı Müslümanların sadece Kur&#8217;an diyerek ahkam kestikleri bir zamanda; geleneğimizdeki zenginliğin farkında olmayan ve Kur&#8217;an ve sünneti lafizci, şekilsel olarak kendi dar kalıplarına sığdırmaya çalışan selefçi bir zihniyetin radikal tutumlari karşısında akademik disiplin almanın, bir ilimler geleneğine bağlı olmanın kıymetini bilelim.</p>



<p>Özgürlüğe olan düşkünlüğümüzü istismar etmeyelim. Özgürlüğe olan düşkünlüğümüzu kendimizden başka her şeyi, herkesi futursuzca eleştirmek olarak anlamayalim. Ümmetin hali perişan olsa bile ümmet şuuru ile hareket edelim, ümmetin yaptıklarını eleştirelim ama ümmeti aşağılamayalım, ümmetle birlikte yürüyelim. Batılı anlamda özgürlüğün kabul edilmesi halinde nelere mal olabileceğini düşünelim. Özgür düşüncenin, sadece batının liberallerin, modernistlerin, laiklerin, tarihselcilerin hakkı olmadığını, aksine aşağılasalar da, dogmatik görseler de herkesin hakkı olduğunu bilelim. Eleştirmekse Batıyı da, Batı düşüncesini de eleştirelim, sorgulayalım, bundan kaçınmayalım. Özgürlükse önce çağin prangalarından kurtulalım, Batı&#8217;yı, Batı düşüncesini iyi tanıyalım, ki ona karşı gerçek bir özgürlüğe sahip olalım. Biz dinin temel umdelerini ne kadar eleştirirsek eleştirelim kimseye yaranamayacağımızı hatta bu eleştirilerle dünyaya en ufak bir katkıda da bulunamayacağımızı idrak edelim. Zira dünyanın derdi bunlar değil, umurlarında bile değil. Ama temellerin böyle sorgulanmasından bıyık altından tebessüm ettikleri, keyif aldıkları da bir gerçek. Dinin temel umdelerini eleştirmekle aydın ve entelektüel sınıfına sıçrama yaptığımızı düşünmek yerine genç dimağları nasıl şüpheler içerisinde soktuğumuzu kavrayalım. Ne olursa olsun, ne kadar faydalansak faydalanalim, kafire bakışımızı kaybetmeyelim, kafir gibi düşünmeyelim, kafire benzememe hassasiyetimizi yitirmeyelim.</p>



<p>Çok şey mi istiyorum? Ya da çok yanlış şeyler mi istiyorum? </p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ozgurluge-duskunluk-ozur-dilerim-birazcik-kendimi-yazdim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>-Victor Jara’dan Dedehan Hasan’a- Direniş Şarkıları Söylemek</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/victor-jaradan-dedehan-hasana-direnis-sarkilari-soylemek/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/victor-jaradan-dedehan-hasana-direnis-sarkilari-soylemek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Dec 2018 10:40:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Emperyalizm Karşıtlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Dedehan]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuk Küpçük]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dünyası Müzikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[Victor Jara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=5600</guid>

					<description><![CDATA[Neşet Ertaş’ın “Leyla”sı ne kadar bizimse Hasan Dedehan’ın “Leyla”sı da o kadar bizimdir diyebiliriz. O topraklardan Anadolu’ya kadar bütün bir coğrafyayı besleyen söylemin ana membaı Hoca Ahmet Yesevi’nin Hikmetleri’nden beslenmektedir. Selçuk Küpçük Dünyabizim için yazdı. Türkiye’de müzik-politika, müzik ve emperyalizm karşıtlığı, müzik-direniş ilişkisi gibi alt başlıklarla çoğaltabileceğimiz temel konularda yazılmış hemen bütün literatürde özellikle Güney Amerika deneyimi önemli yer tutar. İkinci Dünya Savaşı sonrası girilen Soğuk Savaş yıllarında sadece simgesel çatışma alanları açısından değil, bizatihi sıcak çatışmaların yaşandığı bir coğrafya olarak öne çıkan Güney Amerika’dakapitalizmi temsil eden ABD’nin emirleriyle bir gelecek kurmak istemeyen yerel direniş örgütlerinin modern zamanlarda ortaya koyduğu mücadele, dünyanın farklı mekanlarında heyecan uyandırdı ve örnek alındı. Güney Amerika, kapitalizmin bu ceberut basıncına baş kaldırırken, aynı zamanda müzikal olarak bu direnişin ruhunu taşıyan “Yeni Türkü/Şarkı” akımının da ortayı çıkışına öncülük etti. Arjantinli Atahualpa Yupanqui’den Mercedes Sosa’ya, Carlos Puebla’dan Şilili Victor Jara’ya kadar kendi müzikal köklerinden hareket ederek ve modern müziğin geldiği teknik imkanlardan yararlanaraksosyal, siyasal konuları ağırlıklı tema edinen bu formun dünyanın başka coğrafyalarındaki benzer pozisyonları da etkilediğini söylemek mümkün. 1970 yılında demokratik seçimle Şili’de ülkesinin yönetimini devralan sosyalist lider Salvador Allende’nin, ABD’nin güdümünde yerli işbirlikçi askerler tarafındandarbe ile (11 Eylül 1973)  devrilmesi sırasında katledilen isimlerden birisi de bu bahsettiğimiz müzikal formun temsilcilerinden Victor Jara’dır. Ülkesinin emperyalistlerce işgalini engellemek amacıyla gitarını eline alan ve direniş şarkıları söyleyerek bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Neşet Ertaş’ın “Leyla”sı ne kadar bizimse Hasan Dedehan’ın “Leyla”sı da o kadar bizimdir diyebiliriz. O topraklardan Anadolu’ya kadar bütün bir coğrafyayı besleyen söylemin ana membaı Hoca Ahmet Yesevi’nin Hikmetleri’nden beslenmektedir. Selçuk Küpçük Dünyabizim için yazdı.</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Türkiye’de <b><strong>müzik-politika</strong></b>, <b><strong>müzik ve emperyalizm karşıtlığı</strong></b>, <b><strong>müzik-direniş</strong></b> ilişkisi gibi alt başlıklarla çoğaltabileceğimiz temel konularda yazılmış hemen bütün literatürde özellikle <b><strong>Güney Amerika</strong></b> deneyimi önemli yer tutar. İkinci Dünya Savaşı sonrası girilen <b><strong>Soğuk Savaş</strong></b> yıllarında sadece simgesel çatışma alanları açısından değil, bizatihi sıcak çatışmaların yaşandığı bir coğrafya olarak öne çıkan Güney Amerika’da<b><strong>kapitalizm</strong></b>i temsil eden <b><strong>ABD</strong></b>’nin <b><strong>emirleriyle bir gelecek kurmak istemeyen yerel direniş örgütleri</strong></b>nin modern zamanlarda ortaya koyduğu mücadele, dünyanın farklı mekanlarında heyecan uyandırdı ve örnek alındı. Güney Amerika, kapitalizmin bu ceberut basıncına baş kaldırırken, aynı zamanda müzikal olarak bu direnişin ruhunu taşıyan “<b><strong>Yeni Türkü/Şarkı</strong></b>” akımının da ortayı çıkışına öncülük etti.</p>
<p style="font-weight: 400;">Arjantinli <b><strong>Atahualpa Yupanqui</strong></b>’den <b><strong>Mercedes Sosa</strong></b>’ya, <b><strong>Carlos Puebla</strong></b>’dan Şilili <b><strong>Victor Jara</strong></b>’ya kadar kendi müzikal köklerinden hareket ederek ve modern müziğin geldiği teknik imkanlardan yararlanarak<b><strong>sosyal, siyasal konuları ağırlıklı tema edinen </strong></b>bu formun dünyanın başka coğrafyalarındaki benzer pozisyonları da etkilediğini söylemek mümkün. 1970 yılında demokratik seçimle Şili’de ülkesinin yönetimini devralan <b><strong>sosyalist lider Salvador Allende</strong></b>’nin, ABD’nin güdümünde <b><strong>yerli işbirlikçi askerler tarafından</strong></b><b><strong>darbe </strong></b>ile (11 Eylül 1973)  devrilmesi sırasında katledilen isimlerden birisi de bu bahsettiğimiz müzikal formun temsilcilerinden <b><strong>Victor Jara’</strong></b>dır. Ülkesinin emperyalistlerce işgalini engellemek amacıyla gitarını eline alan ve direniş şarkıları söyleyerek bir umudu sürekli diri tutmaya çabalayan <b><strong>Jara</strong></b>, binlerce genç öğrenci ve arkadaşıyla tutuklanıp Şili stadyumuna götürülür. Eşi<b><strong> Johan</strong></b> öykünün geri kalanını şöyle anlatır: “Çok cesur davrandığını biliyorum. Tutuklu arkadaşlarının direnç kaynağı olduğunu biliyorum. Biliyorum, orda da şarkı söylemişti. Orda ona çok işkence yapılmıştı, biliyorum. Ellerini ve bileklerini kırmışlardı ve iki gün sonra da onu öldürmüşlerdi, biliyorum. Stadyumda kaldığı günlerde, daha sonra ağızdan ağıza dolaşan bir şarkı bestelendiğini de biliyorum” (Victor Jara, <em>Ölümsüz Şarkı</em>, Parantez Yayınları, Eylül 1993, s.40-41).</p>
<p><img decoding="async" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/2-Victor_Jara.jpg" /></p>
<p style="font-weight: 400;"><b><strong>Sosyalist Victor Jara gibi Dedehan Hasan da ülkesi için direniş şarkıları söylüyor</strong></b></p>
<p style="font-weight: 400;"><b><strong>Güney Amerika</strong></b>’da ABD’nin bu <b><strong>emperyalist tahakkümüne</strong></b> <b><strong>sosyalizm</strong></b> düşüncesinden beslenerek karşı koyulmaya çalışılırken, bu ideolojik devlet biçiminin liderliğini yapan <b><strong>Sovyetler Birliği</strong></b> de dünyanın diğer ucu<b><strong>Asya</strong></b>’nın ortasında bir başka halkın, <b><strong>işgal ettiği toprakları üzerinde bir başka hegemonya kurmuştu</strong></b>. Verimli pamuk tarlaları başta olmak üzere bütün yeraltı ve yerüstü zenginlikleri <b><strong>sosyalist</strong></b> ideolojiyle donanmış <b><strong>Sovyetlerce sömürülen</strong></b> <b><strong>Türkistan coğrafyası </strong></b>zaman zaman tıpkı <b><strong>Victor Jara’</strong></b>nın halkı gibi sivil ve silahlı direniş gösterse de üzerine çullanan bu devasa güce maalesef fazla direnemedi. Tıpkı <b><strong>ABD uydusu</strong></b> <b><strong>kukla Şili</strong></b> <b><strong>yöneti</strong></b>minin yaptığı gibi, <b><strong>Türkistan</strong></b> coğrafyasında Sovyetlerce uydurularak kurulan<b><strong>Orta Asya</strong></b> devletlerinde sıradan insanlardan aydın ve sanatçılara kadar hepsinin devlet <b><strong>hapishane</strong></b>lerinde ömürlerinin önemli bir kısmını çok kötü şartlarda <b><strong>tutuklu</strong></b> olarak geçirdiklerini, kimisinin <b><strong>Sibirya </strong></b>soğuklarında bir daha çocukluklarının yaşandığı ve yılkı atlarının özgürce koşmalarını bahtiyarlık içerisinde seyrettikleri bozkırlara dönemediğini, resmi söylemin dışında hiçbir düşüncenin akıldan geçirilmesine dahi müsaade edilmediğini sanırım hatırlatmaya bile gerek yok.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sosyalist sanatçı <b><strong>Victor Jara</strong></b>’nın sanatsal olarak en verimli çağlarını geçirdiği 1970’lerin başında bu bahsettiğimiz <b><strong>Türkistan</strong></b>’ın <b><strong>Özbekistan</strong></b> diyarında bir başka isim <b><strong>Dedehan Hasan</strong></b> tıpkı onun gibi işgal edilen ülkesi için <b><strong>direniş şarkıları </strong></b>söylüyor,<b><strong> mücadele şiirleri </strong></b>yazıyordu. <b><strong>Jara</strong></b>’nın bir kimlik ve elinde tuttuğu gitarının bir parçası olarak taşıdığı <b><strong>sosyalizm</strong></b><b><strong>ideolojisine sahip Sovyetlerce işgal edilen </strong></b>bu <b><strong>Orta Asya</strong></b> topraklarında, atalarının özgürce gökyüzüne bakmanın bahtiyarlığını yaşadığı günleri hatırlayıp, halkının bu duyarlılığı hiç kaybetmemesi için türküler söyleyen<b><strong>Dedehan Hasan</strong></b> tıpkı <b><strong>Jara</strong></b> ve ABD kuklası rejimlere<b><strong>muhalif </strong></b>olan diğer <b><strong>Güney Amerikalı</strong></b> <b><strong>sanatçılar</strong></b> gibi kendi ülkesinde <b><strong>yasaklamalar, polis takibi, baskılar, hapishaneler</strong></b> ve <b><strong>işkenceler</strong></b> gördü. <b><strong>Jara </strong></b>davasında ne kadar samimi ise <b><strong>Dedehan Hasan</strong></b> da ülkesine, toprağına ve insanına o kadar samimi duygularla aşık bir direniş şarkıcısı olarak anılmayı hak eden saygın bir ses. Dolayısıyla eğer <b><strong>emperyalizm karşıtlığı</strong></b> üzerinden bir <b><strong>yüce sanatsal öykü anlatacaksak</strong></b> bunun bir tarafında <b><strong>Victor Jara</strong></b>’dan bahsederken, diğer tarafında da <b><strong>Dedehan Hasan’ın mücadelesini önemseyerek tarihe not düşmek gerekli. </strong></b></p>
<p><img decoding="async" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/3_11_2.jpg" /></p>
<p style="font-weight: 400;">Yurdunu işgal eden Sovyetlerin İkinci Dünya Savaşına girdiği yılların hemen başında <b><strong>1941</strong></b>’de Orta Asya topraklarının en kadim şehirlerinden <b><strong>Fergana</strong></b>’nın bir köyünde doğdu <b><strong>Dedehan Hasan</strong></b>. Babası daha o iki yaşında iken Sovyet ordusunda Almanlara karşı, kendi ülkesini de işgal eden Rusları savunurken şehit düşer. Gerisini tahmin etmek güç değil. <b><strong>Yetim bir çocuk</strong></b> olarak fakirlik içerisinde geçirilen zorlu yıllarla boğulmuş bir hayat. Üniversitede <b><strong>gazetecilik </strong></b>eğitimi alan <b><strong>Hasan</strong></b> mezun olduktan sonra bir müddet gazetecilik yapar. Üniversitede öğrencilik zamanlarından itibaren atalarının topraklarında çağlar boyu söylenegelen öyküleri, kahramanlıkları anlatan şiirler yazmaya başlayan ve o yıllardan itibaren <b><strong>Sovyet gizli servisi KGB’ce takibe alınan</strong></b>, rejim karşıtı olarak <b><strong>hakkında dosyalar tutulan</strong></b> <b><strong>Dedehan Hasan</strong></b> kısa zamanda ülkesinin edebi çevrelerinde önemli bir isim olarak öne çıkar.</p>
<p style="font-weight: 400;"><b><strong>Sovyet sosyalizminin araçsallaştırdığı sanatçı olmayı reddetti</strong></b></p>
<p style="font-weight: 400;">Ülkesinde sosyalist rejime övücü şiirler yazan, şarkılar söyleyen yerli işbirlikçi yazar, şair ve sanatçılar gibi ideolojinin nesnesine indirgenmiş ve <b><strong>araçsallaşmış bir aydın olmayı daha başından reddedip</strong></b>, yaşayacağı bütün zorlukları göze alarak yolunda yılmadan yürüyen <b><strong>Hasan</strong></b>’ı bütün <b><strong>Özbekistan</strong></b>’a tanıtan ilk şarkısı “<b><strong>Leyla</strong></b>”, <b><strong>Orta Asya</strong></b>’dan <b><strong>Balkanlara</strong></b> o <b><strong>büyük anlatının parçası</strong></b>ndan başka bir avaz değildir aslında. <b><strong>Neşet Ertaş</strong></b>’ın “<b><strong>Leyla</strong></b>”sı ne kadar bizimse <b><strong>Hasan</strong></b>’ın “<b><strong>Leyla</strong></b>”sı da o kadar bizimdir diyebiliriz. O topraklardan Anadolu’ya kadar bütün bir coğrafyayı besleyen söylemin ana membaı <b><strong>Hoca Ahmet Yesevi</strong></b>’nin<b><strong>Hikmetleri</strong></b>’ni besteleyerek modern zamanlarda bu kadim bilgiyi yeniden güncelleyen sanatçının aynı zamanda <b><strong>1965</strong></b> yılında işgalci <b><strong>Sovyetler tarafından</strong></b> rejim muhalifi olduğu ve “<b><strong>vatan</strong></b>” şiirleri yazdığı, halkını uyanışa çağırdığı için <b><strong>vurularak şehit edilen şair Süleyman Çolpan</strong></b>’ın, kitaplarının basılması yasak olmasına karşın şiirlerini besteleyerek tarihe not düşmesinin simgesel anlamının büyük olduğunu tartışmaya bile gerek yok. Bu arada <b><strong>Çolpan</strong></b>’ın “<b><strong>Güzel Türkistan</strong></b>” isimli şiirine <b><strong>Dedehan Hasan</strong></b> tarafından yapılan bestenin <b><strong>Hasan Sağındık </strong></b>tarafından 1990 yılındaki “<b><strong>Yusuf Yüzlüler</strong></b>” isimli ilk kasetinde modern bir altyapı üzerine okunduğunu ve dinleyicisi tarafından çok sevildiğini hatırlatalım.</p>
<p style="font-weight: 400;"><img decoding="async" src="https://www.dunyabizim.com/images/upload/4_12_1.jpg" /></p>
<p style="font-weight: 400;"><b><strong>Dedehan Hasan</strong></b>’ın sesini Türkiye ilk kez <b><strong>1991</strong></b> yılında<b><strong>Giz Ajans</strong></b> tarafından yayınlanan “<b><strong>Kıyam Kıvılcımları/Türkistan Marşları</strong></b>” adlı kaset sayesinde duydu. Ülkemize okumak amacıyla gelen <b><strong>Türkistanlı öğrenciler tarafından</strong></b> getirilip çoğaltılan bu kaset benim arşivimin de en kıymetli parçaları arasında (Gerçi kasette yer alan eserlerin “marş” olarak tanımlanamayacağını belirtmek isterim). <b><strong>Stüdyo Metropol</strong></b>’de yayınlanacak hale getirilen ve <b><strong>Dedehan Hasan</strong></b>’ın türkülerinden, şarkılarından evvel <b><strong>Ahmet Mercan</strong></b> tarafından kaleme alınmış bir giriş metniyle başlayan kasetin ülkemizde “<b><strong>Türk Dünyası müzikleri</strong></b>” adı altında ortaya konan çalışmalara ilham veren ürünlerin başında geldiğini söyleyebiliriz.</p>
<p style="font-weight: 400;"><b><strong>Siyasal milliyetçiliğin tonlarını aşan bir sanatçı</strong></b></p>
<p style="font-weight: 400;">Yayınlamış olduğu şiir kitapları, kasetleri, saygın edebi ve sanatçı kişiliği yanı sıra politik kimliği ile Türkistan coğrafyasının yaşayan en önemli isimlerinden birisi olan <b><strong>Dedehan Hasan</strong></b>’ı değerlendirirken <b><strong>siyasal milliyetçiliğin muhtelif tonlarını aşan, ülkesi</strong></b> ve <b><strong>atalarının toprakları için emperyalist güçlere karşı direniş şarkıları söyleyen öncü bir sanatçı </strong></b>demek daha doğru olur. Ki bunun en büyük ispatı kendi topraklarından çok uzaklarda <b><strong>Tunuslu</strong></b> bir çocuğun Avrupa’da maruz kaldığı <b><strong>milliyetçi tutumla ötekileştirilmesi</strong></b>ni anlattığı “<b><strong>Tunuslu Bala</strong></b>” şarkısını yapmasıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Ancak bunun yanında Türkiye’de <b><strong>emperyalizm karşıtlığı ve müzik ilişkisi</strong></b> konusunda ortaya konan mevcut literatürün de meseleyi salt sosyalizm üzerinden okuyarak başta <b><strong>Dedehan Hasan</strong></b> olmak üzere, yine Rus gizli servisince cephe dışında sivil bir alanda pusu kurularak şehit edilen <b><strong>Çeçen sanatçı İmam Alim Sultan</strong></b> gibi isimleri bilerek ya da bilmeyerek <b><strong>görmezden geldiğini</strong></b> söylemek mümkün. Dolayısı ile<b><strong>sosyalist Victor Jara</strong></b> ne kadar önemli ise müzik ve emperyalizm karşıtlığı açısından, toprakları sosyalistlerce işgal edilen <b><strong>Dedehan Hasan da bir o kadar önemlidir.</strong></b></p>
<p style="font-weight: 400;"><b><strong>Selçuk Küpçük</strong></b></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/victor-jaradan-dedehan-hasana-direnis-sarkilari-soylemek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
