<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Oral Çalışlar &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/oral-calislar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Jan 2019 09:17:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Oral Çalışlar &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Meşru Eğlenceye Karşı Çıkan Mı Var?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/mesru-eglenceye-karsi-cikan-mi-var/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/mesru-eglenceye-karsi-cikan-mi-var/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Jan 2019 08:54:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Oral Çalışlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=7268</guid>

					<description><![CDATA[Gazeteci yazar Oral Çalışlar şöyle diyor: “Eğlenmek”, sağ ya da sol, dindar ya da milliyetçi fanatizmin istemediği bir davranış biçimi. Son zamanlarda bu fanatizmin canlanışına tanık oluyoruz.” Gençlerin karşısına onların en iyi becerdikleri bir argümanla karşı çıkmak yerine “eğlencenin de bir sınırı var” demek daha sahici bir yaklaşım olamaz mı? İşte o yazı: ‘Sen eğlenemezsin’ deyince Bildiri yayınlayan gençlere de birkaç sözüm var: İslam dünyası, geriliğin pençesinde, baskıcı yönetimler altında acı çekiyor. İslam dünyasının temel ihtiyacı, demokrasi, eşitlik, adalet ve daha mutlu bir yaşam. Karamsar ve eğlencesiz bir hayattan değiştirici enerji çıkmaz. Kudüs de bu şekilde kurtarılamaz. Eğlenmek, gülmek, oynamak her insanın hakkıdır. Sol örgütlerde, “nefsi köreltme” ve “kendini feda etme”, örgüt merkezlerince işlenen temel felsefelerdendir. İki gün önce, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Öğrenci Derneği üyesi öğrencilerin Milli Piyango bileti satılmasına ve yılbaşı kutlamalarına tepkilerini görünce, sol örgütlerdeki yaklaşımı hatırladım. Gençler özetle, “Kudüs işgal altındayken, İslam dünyası zulüm görürken sen eğlenemezsin” diyorlardı. “Müslüman, yılbaşını kutlayamaz” çağrısında bulunuyorlardı. Görünürdeki gerekçelerin bahane olduğunu, asıl mesajın “eğlenemezsin” olduğunu düşünüyorum. “Eğlenmek”, sağ ya da sol, dindar ya da milliyetçi fanatizmin istemediği bir davranış biçimi. Son zamanlarda bu fanatizmin canlanışına tanık oluyoruz. Yılbaşı kutlamalarını hedef alan çok sayıda haber ve yorumla karşı karşıyayız. 2016’yı 2017’ye bağlayan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gazeteci yazar Oral Çalışlar şöyle diyor: </strong>“Eğlenmek”, sağ ya da sol, dindar ya da milliyetçi fanatizmin istemediği bir davranış biçimi. Son zamanlarda bu fanatizmin canlanışına tanık oluyoruz.” Gençlerin karşısına onların en iyi becerdikleri bir argümanla karşı çıkmak yerine “eğlencenin de bir sınırı var” demek daha sahici bir yaklaşım olamaz mı? İşte o yazı:</p>
<p><strong>‘Sen eğlenemezsin’ deyince</strong></p>
<p><strong>Bildiri yayınlayan gençlere de birkaç sözüm var: İslam dünyası, geriliğin pençesinde, baskıcı yönetimler altında acı çekiyor. İslam dünyasının temel ihtiyacı, demokrasi, eşitlik, adalet ve daha mutlu bir yaşam. Karamsar ve eğlencesiz bir hayattan değiştirici enerji çıkmaz. Kudüs de bu şekilde kurtarılamaz. Eğlenmek, gülmek, oynamak her insanın hakkıdır.</strong></p>
<p>Sol örgütlerde, “nefsi köreltme” ve “kendini feda etme”, örgüt merkezlerince işlenen temel felsefelerdendir. İki gün önce, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Öğrenci Derneği üyesi öğrencilerin Milli Piyango bileti satılmasına ve yılbaşı kutlamalarına tepkilerini görünce, sol örgütlerdeki yaklaşımı hatırladım.</p>
<p>Gençler özetle, “Kudüs işgal altındayken, İslam dünyası zulüm görürken sen eğlenemezsin” diyorlardı. “Müslüman, yılbaşını kutlayamaz” çağrısında bulunuyorlardı. Görünürdeki gerekçelerin bahane olduğunu, asıl mesajın “eğlenemezsin” olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>“Eğlenmek”, sağ ya da sol, dindar ya da milliyetçi fanatizmin istemediği bir davranış biçimi. Son zamanlarda bu fanatizmin canlanışına tanık oluyoruz. Yılbaşı kutlamalarını hedef alan çok sayıda haber ve yorumla karşı karşıyayız.</p>
<p>2016’yı 2017’ye bağlayan gece, İstanbul’da 39 kişinin ölümüne neden olan DEAŞ saldırısı, bu fanatizmin nerelere kadar gidebileceğini göstermesi bağlamında uyarıcıydı.</p>
<p>Bu tepkiyi, eğlenmeyi, içki içmekle özdeşleştiren yaklaşımın körüklediğini söylemek yanlış olmaz.</p>
<p>Alkol, Anadolu topraklarının bin yıllık geleneği içinde var. Müslümanların önemli bir kesimini, içkisini de içen, orucunu da tutan, namazını da kılan insanlar oluşturur.</p>
<p><strong>Yaşam kalitesi</strong></p>
<p>Mutlu insanlar eğlenirler. Hayattan zevk alan insanlar bir araya gelir neşelerini paylaşırlar. Toplumların mutluluk endeksi ve yaşam kalitesi, birbirinden soyutlanamaz. Yaşam kaliteniz ne kadar gelişmişse eğlenmek de o kadar yaygındır.</p>
<p>Düğünde, sünette, doğum gününde, diploma töreninde veya herhangi bir başarının kutlanması söz konusu olduğunda, herkes sevincini yakınlarıyla paylaşmak ister. Bu paylaşım, o toplumların uygarlık kalitesine göre farklılıklar gösterebilir.</p>
<p>Bazı toplumlarda birileri ‘keyfinden’ silah sıkıp birkaç masumun ölümüne de yol açabilir. Devlet toplumun mutluluğunu sağlamakla yükümlüdür. Bu nedenle de normal bir devletin, ‘eğlence yasaklayıcı’ bir tutumunun olmaması gerekir.</p>
<p>Yılbaşı kutlamalarına engel olmaya çalışmaması gerekir. Bir grup fanatiğin “yasakçı&#8221;, eğlence karşıtı tepkisine kulak asmaması gerekir.</p>
<p>Bildiri yayınlayan gençlere de birkaç sözüm var: İslam dünyası, geriliğin pençesinde, baskıcı yönetimler altında acı çekiyor. İslam dünyasının temel ihtiyacı, demokrasi, eşitlik, adalet ve daha mutlu bir yaşam.</p>
<p>Karamsar ve eğlencesiz bir hayattan değiştirici enerji çıkmaz. Kudüs de bu şekilde kurtarılamaz. Eğlenmek, gülmek, oynamak her insanın hakkıdır.</p>
<p>Özellikle de gençlerin. En zor koşullarda, en kötü koşullarda bile hayat enerjimizi güçlendiren, bizi mutlu edebilen eğlenceleri yaratmanın yollarını bulabiliriz.</p>
<p><em>Oral Çalışlar</em>/ serbestiyet.com</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/mesru-eglenceye-karsi-cikan-mi-var/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>12 Eylül Cuntasının “Andımız” Zulmü</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/12-eylul-cuntasinin-andimiz-zulmu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/12-eylul-cuntasinin-andimiz-zulmu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Oct 2018 06:09:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Andımız]]></category>
		<category><![CDATA[cunta]]></category>
		<category><![CDATA[Oral Çalışlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2982</guid>

					<description><![CDATA[Andımız tartışmaları devam ediyor. Bir kesim karşı çıkarken diğer bir kesim şiddetle savunuyor. Bugün tartışmaya yeni bir isim katıldı. Gazeteci Oral Çalışlar, 12 Eylül darbesi sonrası başından geçenleri bugünkü köşesinde gündeme getirdi. Hapishane arkadaşı Yaşar Okuyan’a hapishane yönetiminin nasıl zorla “andımızı” okuttuğunu anlatan Çalışlar, “Toplumları, halkları birbirine bağlayan, onların barış ve kardeşlik içinde yaşamasını sağlayan manevi değerler önemlidir. ‘Andımız’, ne yazık ki, farklılıkları birleştirici, ortaklıkları vurgulayıcı bir yerden seslenmiyor” diye yazdı.   Oral Çalışlar’ın Posta’da yayımlanan yazısı: “Andımız” konusu yeniden gündeme gelince bir anımı tekrar paylaşmak istedim. 15 Temmuz 2009’da Radikal’de “Her sabah ‘Türküm, doğruyum” başlıklı yazımda Mamak Askeri Cezaevi’ndeki yaşadıklarımızı yazmıştım.  “12 Eylül askeri darbesinin en ağır baskılarının yaşandığı günlerdi. Mamak Askeri Cezaevi’ndeydik. Daha sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da yapacak olan, dönemin MHP yöneticisi tutuklu Yaşar Okuyan ailesiyle yaptığı görüşten gözleri yaşlı döndü.  ‘Neden? Başına neler geldi?’ diye sorduğumuzda şunları anlattı: ‘Tel örgülerle çevrili görüş yerine gittiğimizde tel örgünün öte yanında küçük kızım ve eşim duruyorlardı. Bizi götüren çavuş, ‘andımız’ı okumamızı emretti. Yoksa ‘görüşme’ izni verilmeyecekti. Okudum, (yetmedi) hançeremi yırtarcasına bağırarak okumamı istediler. Benim bu halimi gören kızım ağlıyordu. Ona bakınca ben de gözyaşlarımı tutamadım.’”  Yaşar Okuyan, o yılların en tanınmış Ülkücülerdendi. Onunla birlikte diğer MHP yöneticileri de &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">Andımız tartışmaları devam ediyor. Bir kesim karşı çıkarken diğer bir kesim şiddetle savunuyor. Bugün tartışmaya yeni bir isim katıldı. Gazeteci Oral Çalışlar, 12 Eylül darbesi sonrası başından geçenleri bugünkü köşesinde gündeme getirdi. Hapishane arkadaşı Yaşar Okuyan’a hapishane yönetiminin nasıl zorla “andımızı” okuttuğunu anlatan Çalışlar, </span><span class="s2">“</span><span class="s1">Toplumları, halkları birbirine bağlayan, onların barış ve kardeşlik içinde yaşamasını sağlayan manevi değerler önemlidir. ‘Andımız’, ne yazık ki, farklılıkları birleştirici, ortaklıkları vurgulayıcı bir yerden seslenmiyor” diye yazdı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"> </span></p>
<p class="p1"><strong><span class="s1">Oral Çalışlar’ın Posta’da yayımlanan yazısı:</span></strong></p>
<p class="p1"><span class="s1">“Andımız” konusu yeniden gündeme gelince bir anımı tekrar paylaşmak istedim. 15 Temmuz 2009’da Radikal’de “Her sabah ‘Türküm, doğruyum” başlıklı yazımda Mamak Askeri Cezaevi’ndeki yaşadıklarımızı yazmıştım.</span><span class="s2"> </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">“12 Eylül askeri darbesinin en ağır baskılarının yaşandığı günlerdi. Mamak Askeri Cezaevi’ndeydik. Daha sonra Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da yapacak olan, dönemin MHP yöneticisi tutuklu Yaşar Okuyan ailesiyle yaptığı görüşten gözleri yaşlı döndü.</span><span class="s2"> </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">‘Neden? Başına neler geldi?’ diye sorduğumuzda şunları anlattı: ‘Tel örgülerle çevrili görüş yerine gittiğimizde tel örgünün öte yanında küçük kızım ve eşim duruyorlardı. Bizi götüren çavuş, ‘andımız’ı okumamızı emretti. Yoksa ‘görüşme’ izni verilmeyecekti. Okudum, (yetmedi) hançeremi yırtarcasına bağırarak okumamı istediler. Benim bu halimi gören kızım ağlıyordu. Ona bakınca ben de gözyaşlarımı tutamadım.’”</span><span class="s2"> </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Yaşar Okuyan, o yılların en tanınmış Ülkücülerdendi. Onunla birlikte diğer MHP yöneticileri de aylarca dayak hakaret eşliğinde ailelerinin önünde “Andımız”ı bağırarak okumak zorunda kaldılar.</span><span class="s2"> </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Belki, bu yaşananlar, “Andımız”ın zorunlu olarak okunmasını ısrarla savunan MHP’liler açısından bir anlam taşıyabilir.</span><span class="s2"> </span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>Her cunta bir cümle ekledi </b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">1933’den bu yana ilkokullarda her sabah okunması mecbur olan ve 5 yıl önce kaldırılan ‘Andımız’ın sözleri, ilk söylendiği günden bu yana değişimler geçirdi. 12 Mart 1971 darbesi döneminde, 26 Ağustos 1972 tarihinde şöyle bir ek yapıldı: “Ey bugünümüzü sağlayan Ulu Atatürk, açtığın yolda, kurduğun ülküde, gösterdiğin amaçta hiç durmadan yürüyeceğime ant içerim. Ne mutlu Türküm diyene.”</span><span class="s2"> </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">28 Şubat rüzgarlarının estiği Ekim 1997’de, bu bölüm biraz daha geliştirilmiş ve şu hale getirilmişti: “Ey büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim. Varlığım Türk varlığına armağan olsun. Ne mutlu Türküm diyene.”</span><span class="s2"> </span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>Ortak duygular </b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Toplumları, halkları birbirine bağlayan, onların barış ve kardeşlik içinde yaşamasını sağlayan manevi değerler önemlidir. ‘Andımız’, ne yazık ki, farklılıkları birleştirici, ortaklıkları vurgulayıcı bir yerden seslenmiyor. Hepimiz Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıyız, ama değişik kimliklerimiz de var. 1933&#8217;lerin Türkiyesi’nde ve de dünyasında değiliz. Farklı kimlik ve tercihleri anlayan, gören, onlara değer veren metinleri okusak, okutsak&#8230; Ortaklıkları böyle zeminler üzerinde kursak. Çocuklarımıza onları öğretsek… Bütün bunları da, askeri, otoriter ve demode bir formda değil, çağımıza uygun şekilde yapsak…</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/12-eylul-cuntasinin-andimiz-zulmu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çözüm Sürecinden &#8220;Cumhur İttifakı&#8221;na</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cozum-surecinden-cumhur-ittifakina/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cozum-surecinden-cumhur-ittifakina/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oral ÇALIŞLAR]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Mar 2018 21:47:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[7. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhur İttifakı]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[İttifak]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[Nisan 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Oral Çalışlar]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1840</guid>

					<description><![CDATA[Demokrasinin derinleştirilmesi, kangren olmuş meselelere el atarak çözüm aramak, seçim kazanmayı zora sokuyor, milliyetçi seçmenden uzaklaşmaya neden oluyordu. Bu nedenle 7 Haziran seçimlerinden sonra iktidar, özellikle devletin yerleşik gelenekleriyle, yani statükoyla zorlu bir dönüşüm kavgasına girmekten uzaklaşmaya başladı. Otoriter sistemle uzlaşmayı tercih eder hale geldi. 2000’li yılların başında Kürt sorununda barışçı çözüme yöneldiğimizde Türkiye’nin formatları değişiyor gibiydi. Devlet, belki de ilk kez, reddettiği kimlikleri kabullenme yönünde önemli bir adım atıyor, red ve inkar politikasının sona ereceği yönünde bir umut yaratıyordu. Başbakan Tayyip Erdoğan’la Ağustos 2005 tarihinde bir grup aydın (Adalet Ağaoğlu, Gençay Gürsoy, Osman Kavala, Mustafa Karaalioğlu, Ali Bayramoğlu, Ahmet Hakan, Nuray Mert, Tayfun Mater, Hakan Tahmaz, Oral Çalışlar, Yücel Sayman, Yılmaz Ensaroğlu) Ankara’da buluştuk. 5 saate yakın süren görüşmede Kürt sorununda barışçı çözüm meselesi üzerinde duruldu. Başbakan, “Kürt sorunu” sözcüğünü alışılmışın dışında telaffuz etti. Kürt meselesinin bir sivil platformla devletin üst düzey yetkilileri arasında serbest görüş alışverişi denemesi olarak ele alınması ezber bozan bir gelişme sayılabilirdi. Erdoğan, ertesi gün Ali Bayramoğlu, Taha Akyol ve beni Diyarbakır gezisine davet etti. Orada yaptığı konuşmada, devletin geçmiş Kürt politikalarını eleştirdi ve yapılanlar için ilk kez kitle önünde özür diledi. O gece uçakta bu gelişmelerin ışığında Erdoğan bize şöyle bir teklifte bulundu: “Sizlerle &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Demokrasinin derinleştirilmesi, kangren olmuş meselelere el atarak çözüm aramak, seçim kazanmayı zora sokuyor, milliyetçi seçmenden uzaklaşmaya neden oluyordu. Bu nedenle 7 Haziran seçimlerinden sonra iktidar, özellikle devletin yerleşik gelenekleriyle, yani statükoyla zorlu bir dönüşüm kavgasına girmekten uzaklaşmaya başladı. Otoriter sistemle uzlaşmayı tercih eder hale geldi.</strong></p>
<p>2000’li yılların başında Kürt sorununda barışçı çözüme yöneldiğimizde Türkiye’nin formatları değişiyor gibiydi. Devlet, belki de ilk kez, reddettiği kimlikleri kabullenme yönünde önemli bir adım atıyor, red ve inkar politikasının sona ereceği yönünde bir umut yaratıyordu.</p>
<p>Başbakan Tayyip Erdoğan’la Ağustos 2005 tarihinde bir grup aydın (Adalet Ağaoğlu, Gençay Gürsoy, Osman Kavala, Mustafa Karaalioğlu, Ali Bayramoğlu, Ahmet Hakan, Nuray Mert, Tayfun Mater, Hakan Tahmaz, Oral Çalışlar, Yücel Sayman, Yılmaz Ensaroğlu) Ankara’da buluştuk. 5 saate yakın süren görüşmede Kürt sorununda barışçı çözüm meselesi üzerinde duruldu. Başbakan, “Kürt sorunu” sözcüğünü alışılmışın dışında telaffuz etti. Kürt meselesinin bir sivil platformla devletin üst düzey yetkilileri arasında serbest görüş alışverişi denemesi olarak ele alınması ezber bozan bir gelişme sayılabilirdi.</p>
<p>Erdoğan, ertesi gün Ali Bayramoğlu, Taha Akyol ve beni Diyarbakır gezisine davet etti. Orada yaptığı konuşmada, devletin geçmiş Kürt politikalarını eleştirdi ve yapılanlar için ilk kez kitle önünde özür diledi. O gece uçakta bu gelişmelerin ışığında Erdoğan bize şöyle bir teklifte bulundu: “Sizlerle yaptığımız beyin fırtınası çok faydalı oldu. Buna benzer sivil platformlar oluşturarak, temel mesele 2000’li yılların başında Kürt sorununda barışçı çözüme yöneldiğimizde Türkiye’nin formatları değişiyor gibiydi. Devlet, belki de ilk kez, reddettiği kimlikleri kabullenme yönünde önemli bir adım atıyor, red ve inkar politikasının sona ereceği yönünde bir umut yaratıyordu.</p>
<p>Bir başka toplantıda Dersim katliamını eleştiren çarpıcı bir konuşma yaptı. Bütün bu süreç boyunca Tayyip Erdoğan’ın en büyük destekçileri, demokrat aydınların yanında, Cumhuriyetin iki köklü mağduru, dindarlar ve Kürtler oldu. Bu dönemde en dokunulmayan konular gündeme geliyor, Alevilik, Ermeni meselesi, Romanlar, azınlık vakıfları tartışılıyor, çalıştaylar düzenleniyor, beklenmedik çıkışlarla Türkiye, çok sesli, renkli bir görüntü veriyordu. Avrupa Birliği ile ilişkiler en iyi dönemini yaşıyor, çözülemeyen Kıbrıs meselesinde Türkiye çözüm üreten taraf oluyordu. Siyasi canlılıkla birlikte ekonomi de iyiye gidiyor, Türkiye bir büyüme ve zenginleşme yaşıyordu. Bu süreç bir doğal koalisyon yaratmıştı. Dindarlar, Kürtler, azınlıklar, demokrat aydınlar bu değişimin motoru olarak sürecin derinleşmesine katkıda bulunuyorlardı.</p>
<p><strong>Muhalefet</strong></p>
<p>MHP ve CHP, bu değişim döneminin muhalifleri olarak öne çıktılar. AB üyeliğine itiraz ve bürokratik yapının direnci, bu alandaki temel tartışma noktaları olarak dikkat çekiyordu. En büyük gerilim 2007 Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşandı. CHP, 367 krizini yaratarak Abdullah Gül’ün seçilmesini engellemek amacıyla Anayasa Mahkemesine başvurdu. Ardından TSK muhtıra yayınladı. Bu kriz, erken seçime ve Cumhurbaşkanlığı seçimininin halk oylamasıyla yapılmasını getiren bir referanduma yol açtı. Ardından yapılan seçimlerde AK Parti daha yüksek oyla seçimleri kazandı. Tam bu sırada AK Parti’nin kapatılması davası gündeme geldi.</p>
<p><strong>Gezi Olayları ve 17-25 Aralık 2013</strong></p>
<p>Ergenekon davaları, iktidar-Gülenciler blokunun, statükoya karşı hamlesiydi. Asker, yargı ve emniyet içindeki ulusalcı güçlere yönelik operasyonlar, muhalefetin direncini kırdı. 10 Eylül 2010 Anayasa değişikliği, iktidarın güçlenmesini sağlarken, bir başka gücün daha boy vermesini beraberinde getirdi. Muhalefet önce Gezi olayları üzerinden iktidarla bir hesaplaşmaya girişti. Ardından Fethullahçılar, Ergenekon operasyonlarından, HSYK içinde yeni elde ettikleri güçten yararlanarak, AK Parti iktidarıyla işbirliğini bozdular. Önce MİT Başkanına yönelik operasyonla başlayan süreç, 17-25 Aralık 2013 darbe girişimiyle zirve yaptı. Artık muhalefet güçleri içine Gülenciler de katılmış oldu.</p>
<p><strong>İlk Kırılma: 7 Haziran Seçimleri</strong></p>
<p>7 Haziran 2015 seçimleri, AK Parti iktidarı için bir dönüm noktası oldu. Kürt meselesinde atılan radikal adımların oylarının düşmesine neden olduğu saptamasında bulunan Erdoğan, milliyetçi oylara yönelik yeni bir strateji denemesine girişti. 1 Kasım’da tekrarlanan seçim bu eğilimini pekiştirdi. Zaman içinde değişimci görüşler aşındı. İktidar olmanın yarattığı muktedirlik duygusu öne çıkmaya başladı. İktidar partisi için, bir zamanlar değişimin ana mottosu olan “çözüm üretmek” artık gerilerde kaldı. Belki bu durumu şöyle yorumlamak daha doğru olur: Demokrasinin derinleştirilmesi, kangren olmuş meselelere el atarak çözüm aramak, seçim kazanmayı zora sokuyor, milliyetçi seçmenden uzaklaşmaya neden oluyordu. Bu nedenle 7 Haziran seçimlerinden sonra iktidar, özellikle devletin yerleşik gelenekleriyle, yani statükoyla zorlu bir dönüşüm kavgasına girmekten uzaklaşmaya başladı. Otoriter sistemle uzlaşmayı tercih eder hale geldi. Tabii bu durum, AB üyeliğinden, insan hakları duyarlılığına ve çoksesliliğe kapalı yeni bir dönemin başlangıcı oldu.</p>
<p><strong>MHP ile İttifak Bir Tercih</strong></p>
<p>15 Temmuz 2016 tarihindeki Gülenci darbe girişimi, değişim sürecinin sonunu getirdi. İktidarın güvenlik endişesi, otoriterleşmeyi kışkırttı. OHAL ve KHK’larla, muhalefeti de hedef alan bir baskı sistemi kuruldu.</p>
<p>MHP, 15 Temmuz’la birlikte muhalefet etmek yerine iktidarla işbirliğine yöneldi. AK Partinin yeni yönelimi de zaten MHP’ye yakınlaşmıştı. MHP, AK Parti’yle birlikte yeni dönemin en etkili aktörlerinden birisi haline geldi. Bir anlamda iktidar oldu. İktidar için MHP ile yapılan ittifak, uzun bir yolculuğun sonu gibiydi. Bu uzun yolculukta Türkiye’de statüko yerinden oynamış, olmaz denilen şeyler olmuş, zengin bir tartışma ve arayış yaşanmıştı. Reformlar döneminde MHP, karşıt pozisyonda durmuş, değişime direnen, demokratikleşmeye tepki gösteren bir yerden siyaset üretmişti. Zaman zaman 367 krizinde olduğu gibi çözüme destek veren çıkışlar yapmıştı. Ancak, kilit konularda tavrı hiç değişmemişti.</p>
<p>“Cumhur İttifakı” bu nedenle büyük ölçüde MHP damgasını taşıyor diyebiliriz. Ancak bu ittifakın kalıcı bir ittifak olduğunu söylemek gerçekçi değil. Çünkü, AK Partiyi AK Parti yapan ve büyüten, değişimci özellikleri oldu. Bir anlamda bu konuda epeyce birikim elde edildi. Tamamen tersi bir noktaya sıkışıp kalması o kadar da mümkün görünmüyor. Türkiye’nin önündeki meseleler, ototiterleşmeyle, OHAL’le halledebilecek sorunlar değil. Kürt meselesi önümüzde duruyor. Türkiye’de değişim isteyen, dışa açık siyaset ihtiyacı duyan ciddi bir potansiyel bulunuyor.</p>
<p>Son 20 yılda büyüyen ve Anadolu’da etkili bir güç haline dönüşen, AK Parti’nin omurgasını oluşturan orta sınıflar da otoriterleşmeden mutlu değil. Onların beklentileri çok sesli bir Türkiye. Bu nedenle, MHP’nin içe kapanmacı milliyetçiliği bu ihtiyaçları karşılayacak bir zihniyete büyük ölçüde kapalı. Yarın yeniden kritik meseleler çözüm için gündeme geldiğinde bu ittifak, ihtiyaçları karşılayacak bir potansiyel olarak zorlanacaktır.</p>
<p>Günler neler gösterecek şimdiden kestirmek zor. İzleyip göreceğiz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cozum-surecinden-cumhur-ittifakina/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Irak Kürdistan&#8217;ı ve Türkiye Kürtleri</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/irak-kurdistani-ve-turkiye-kurtleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oral ÇALIŞLAR]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Nov 2017 12:59:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[2. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[Kasım 2017]]></category>
		<category><![CDATA[Kürdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Oral Çalışlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1166</guid>

					<description><![CDATA[Yalnızca AK Partili Kürtler değil, dört ülkeye dağılmış, değişik görüşlerden Kürtler de Erdoğan’ın geçmişteki çözüm çabalarını umutla ve heyecanla izlediler. Bölgede bir Kürt-Türk ittifakı ihtimali ve pratiği tüm bölge Kürtlerini heyecanlandırmıştı. 25 Eylül’de Irak Kürdistanı’nda yapılan “bağımsızlık referandumu”, Türkiye’nin bölge Kürtleriyle olan ilişkisini altüst eden gelişmelere neden oldu. Ankara-Erbil hattındaki gerilim, tüm bölgeye yayılan yeni bir saflaşmayı beraberinde getirdi. Bu saflaşmada Türkiye Kürtlerinin rolü özel bir önem taşıyor. Bu yazıda asıl olarak Türkiye Kürtlerinin son referandum sırasındaki tutumlarını değerlendireceğiz. Tayyip Erdoğan faktörü Tayyip Erdoğan’ın, Kürt meselesindeki cesaretli çıkışları, riski göze alan çözüm çabaları, AK Partiye oy veren, destekleyen, partide görev alan, Kürtler için temel ölçüydü. Onlar sorunun barışçı çözümü konusunda Erdoğan’ı önemli bir imkan olarak görüyorlardı. Son anayasa değişikliğine de biraz da bu nedenle sıkı bir destek verdiler. Yalnızca AK Partili Kürtler değil, dört ülkeye dağılmış, değişik görüşlerden Kürtler de Erdoğan’ın geçmişteki çözüm çabalarını umutla ve heyecanla izlediler. Bölgede bir Kürt-Türk ittifakı ihtimali ve pratiği tüm bölge Kürtlerini heyecanlandırmıştı. Aslında bu konuda ilk işareti Turgut Özal vermişti. Irak Kürdistanı’ndaki Kürtlerle, Barzani ve Talabani’yle ilk samimi ilişkiler, onun döneminde başladı. Özal, Türkiye Kürtleriyle yetinmeyerek bölge Kürtleriyle yeni bir sözleşme yapabileceğini ve iki halkın yeni bir çözüm ittifakına doğru ilerleyebileceğini düşündü. Bu yönde &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yalnızca AK Partili Kürtler değil, dört ülkeye dağılmış, değişik görüşlerden Kürtler de Erdoğan’ın geçmişteki çözüm çabalarını umutla ve heyecanla izlediler. Bölgede bir Kürt-Türk ittifakı ihtimali </strong><strong>ve pratiği tüm bölge Kürtlerini heyecanlandırmıştı.</strong></p>
<p>25 Eylül’de Irak Kürdistanı’nda yapılan “bağımsızlık referandumu”, Türkiye’nin bölge Kürtleriyle olan ilişkisini altüst eden gelişmelere neden oldu. Ankara-Erbil hattındaki gerilim, tüm bölgeye yayılan yeni bir saflaşmayı beraberinde getirdi. Bu saflaşmada Türkiye Kürtlerinin rolü özel bir önem taşıyor. Bu yazıda asıl olarak Türkiye Kürtlerinin son referandum sırasındaki tutumlarını değerlendireceğiz.</p>
<p><strong>Tayyip Erdoğan faktörü</strong></p>
<p>Tayyip Erdoğan’ın, Kürt meselesindeki cesaretli çıkışları, riski göze alan çözüm çabaları, AK Partiye oy veren, destekleyen, partide görev alan, Kürtler için temel ölçüydü. Onlar sorunun barışçı çözümü konusunda Erdoğan’ı önemli bir imkan olarak görüyorlardı. Son anayasa değişikliğine de biraz da bu nedenle sıkı bir destek verdiler. Yalnızca AK Partili Kürtler değil, dört ülkeye dağılmış, değişik görüşlerden Kürtler de Erdoğan’ın geçmişteki çözüm çabalarını umutla ve heyecanla izlediler. Bölgede bir Kürt-Türk ittifakı ihtimali ve pratiği tüm bölge Kürtlerini heyecanlandırmıştı. Aslında bu konuda ilk işareti Turgut Özal vermişti. Irak Kürdistanı’ndaki Kürtlerle, Barzani ve Talabani’yle ilk samimi ilişkiler, onun döneminde başladı. Özal, Türkiye Kürtleriyle yetinmeyerek bölge Kürtleriyle yeni bir sözleşme yapabileceğini ve iki halkın yeni bir çözüm ittifakına doğru ilerleyebileceğini düşündü. Bu yönde bir zihni zeminin hazırlanmasına da ön ayak oldu. Ancak Özal’ın siyasi gücü, bu projeyi daha fazla geliştirmeye yetmedi.</p>
<p><strong>Önemli potansiyel</strong></p>
<p>Türkiye Kürtleri, bölgedeki sorunun birlik içinde çözülmesi konusundaki en önemli toplumsal potansiyel olarak görülebilir. Dört ülkeye yayılmış Kürtlerin yarısından fazlası Türkiye’de yaşıyor. Türkiye Kürtleri, siyasi tecrübeleri, ekonomik güçleri, eğitim düzeyleri, iş yapma enerjileriyle bölgenin en önemli dinamiklerinden. Ayrıca tüm Kürtlerin bölge halklarına göre daha seküler bir yapılarının olması da dikkat çekici bir özellik sayılabilir. Bu nedenle sorunun barışçı bir diyalogla çözülmesi konusunda en istekli olanın Türkiye Kürtleri olduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p>Türkiye’yi yöneten iradenin de bu isteğe karşılık verebilecek siyasi tecrübeye, toplumsal olgunluğa sahip olması imkanı daha fazlaydı. Ankara, gelişmişlik düzeyi, demokrasi tecrübesi, ekonomik potansiyeli ve yetişmiş insan gücü nedeniyle, bu meselenin daha olumlu bir zemine çekilmesine eğilim gösterebilirdi. Özal’ın başlattığını Erdoğan sürdürdü.</p>
<p>AK Parti iktidarının askeri vesayeti geriletmesi, çözüm karşıtı aşırı milliyetçi fikirlerle mücadele etmesi, bu sorunun barışçı çözümünde daha ileri adımlar atılabilmesi olanağını elde etti. Bu şekilde, Kürt kimliğinin kabulüne ilişkin dikkat çekici adımlar atıldı. 2013 yılı başında hayata geçen çözüm süreci, tarihi bir hamleydi. Bir barış ve kardeşlik anlayışı toplum içinde yaygınlaştı. Barzani ile yürüyen olumlu ilişkilere Türkiye Kürtleri ve Suriye Kürtleri de katıldı. AK Parti, Kürtlerin en çok oy verdiği parti durumuna geldi.</p>
<p><strong>Çatışma ve ayrışma</strong></p>
<p>Ancak 2015 Haziran seçimlerin ardından her şey tersine döndü. Çözümün yerini çatışma ve silahlı hesaplaşma aldı. Çözüm sürecinin kırılmaya uğramasının nedenlerinden birisi de Suriye’deki yeni gelişen YPG liderliğindeki Kürt hareketiydi. Türkiye, Suriye sınırlarının ve petrol boru hattının tamamının PYD tarafından kontrol edilmesini stratejik açıdan bir tehdit olarak görüyor.</p>
<p><strong><em>Devamı Yörünge Dergisi 2. Sayısında (Kasım/2017)</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
