<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ömür Çelikdönmez &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/omur-celikdonmez/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 08 May 2020 22:16:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Ömür Çelikdönmez &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türkiye Battı Batacak Diyen Deutsche Bank göçtü!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/turkiye-batti-batacak-diyen-deutsche-bank-goctu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/turkiye-batti-batacak-diyen-deutsche-bank-goctu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jul 2019 08:49:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ömür Çelikdönmez]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11775</guid>

					<description><![CDATA[Kendisine Prusya Krallığı adını veren Alman devleti&#160;döneminde, 1870’de finans sektöründe faaliyete başlayan Deutsche Bank’ın kurucusu günümüzde yaygının kullanılan Siemens&#160;markasının isim babası Werner von Siemens’in yeğeni Georg von Siemens’tir. Deutschebank’ın 1870’te kurulup Prusya hükümetinden yetki almasında&#160;Georg von Siemens kadar, diğer iki kurucusu olan Adelbert Delbrock ve Ludwig Bamberger ile Siemens’in kurucusu olan dayısı Werner von Siemens de etkiliydi. 1839’da Prusya’da dünyaya gelen Georg; başarılı bir politikacı ve bankacı olarak tarihe geçti. Üniversite eğitimini hukuk üzerine alan ve bir süre katiplik de yapan Siemens; askerlik sonrası bu işi bırakmış ve onu Deutsche Bank’ı kurmaya götüren süreç başlamıştı.&#160; Dayısı Werner Siemens ile beraber 1867’de “Hint-Avrupa Telgraf Şirketi”ni de kuran Georg von Siemens, 1870’te Deutsche Bank’ın kurulmasından önce burada çalışmıştı. Deutsche Bank Almanya ekonomisinin Avrupa ve Amerika ile finansal ilişkilerini düzenlemek için kurulmuştu… 150 yıl önce kurulan ve günümüzde Almanya dışında tüm dünyaya yayılan Deutsche Bank’ın parolası: “Almanya’nın yurt içi ekonomisini Avrupa ve Amerika ile olan finansal ilişkilerini istikrara sokmak”. 1870’te kuruluşundan sonra Bremen ve Hamburg’ta ilk yurt içi şubelerini açan Deutsche Bank; daha sonra Londra, Şangay, Arjantin, Uruguay gibi ülkelerde yurt dışı temsilciliklerini açtı.&#160; Büyüme sonrasında Deutsche Bank kurumlaştı. Endüstriyel yatırımlarda bulunarak ülkenin kalkınmasını hızlandırdığı gibi egemenliğini de güçlendirmişti. Deutsche Bank büyük iştirakleri &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kendisine Prusya Krallığı adını veren Alman devleti&nbsp;döneminde, 1870’de finans sektöründe faaliyete başlayan Deutsche Bank’ın kurucusu günümüzde yaygının kullanılan Siemens&nbsp;markasının isim babası Werner von Siemens’in yeğeni Georg von Siemens’tir. Deutschebank’ın 1870’te kurulup Prusya hükümetinden yetki almasında&nbsp;Georg von Siemens kadar, diğer iki kurucusu olan Adelbert Delbrock ve Ludwig Bamberger ile Siemens’in kurucusu olan dayısı Werner von Siemens de etkiliydi. 1839’da Prusya’da dünyaya gelen Georg; başarılı bir politikacı ve bankacı olarak tarihe geçti. Üniversite eğitimini hukuk üzerine alan ve bir süre katiplik de yapan Siemens; askerlik sonrası bu işi bırakmış ve onu Deutsche Bank’ı kurmaya götüren süreç başlamıştı.&nbsp; Dayısı Werner Siemens ile beraber 1867’de “Hint-Avrupa Telgraf Şirketi”ni de kuran Georg von Siemens, 1870’te Deutsche Bank’ın kurulmasından önce burada çalışmıştı.</p>
<p><strong>Deutsche Bank Almanya ekonomisinin Avrupa ve Amerika ile finansal ilişkilerini düzenlemek için kurulmuştu…</strong></p>
<p>150 yıl önce kurulan ve günümüzde Almanya dışında tüm dünyaya yayılan Deutsche Bank’ın parolası: “Almanya’nın yurt içi ekonomisini Avrupa ve Amerika ile olan finansal ilişkilerini istikrara sokmak”. 1870’te kuruluşundan sonra Bremen ve Hamburg’ta ilk yurt içi şubelerini açan Deutsche Bank; daha sonra Londra, Şangay, Arjantin, Uruguay gibi ülkelerde yurt dışı temsilciliklerini açtı.&nbsp; Büyüme sonrasında Deutsche Bank kurumlaştı. Endüstriyel yatırımlarda bulunarak ülkenin kalkınmasını hızlandırdığı gibi egemenliğini de güçlendirmişti. Deutsche Bank büyük iştirakleri ve yatırımları finans etti. Kuzey Pasifik ve Bağdat Demiryolları, ilaç firması&nbsp;Bayer, çelik üretim tesisi Krupp bunlardan sadece bazıları.&nbsp; Merkez ofisi Frankfurt am Main’de olan Deutsche Bank AG; Federal Almanya Cumhuriyeti yasaları altında kurulmuş bir anonim şirket.&nbsp; Günümüzde Denetleme Kurulu’nun başkanı Dr.&nbsp;Paul Achleitner’dir. Yönetim Kurulu Christian Sewing (Başkan), Garth Ritchie, Karl von Rohr, Frank Kuhnke, Stuart Lewis, Sylvie Matherat, James von Moltke, Werner Steinmüller, Frank Strauß’den oluşur.</p>
<p><strong>Deutsche Bank, Türkiye’de faaliyet gösteriyor…</strong></p>
<p>Ağustos 2009’da Alman yatırım bankası Deutsche Bank, 1909 yılında açılan İstanbul Şubesi ile Türkiye&#8217;de faaliyetlerine başlamasının 100. Yılını kutlamıştı. Bankanın İstanbul Şubesi, Deutsche Bank&#8217;ın Londra&#8217;dan sonra açtığı ilk yurtdışı şubesiydi. Georg von Siemens; Deutsche Bank’ın Yakındoğu Direktörü olarak, Siemens’in ve diğer Prusyalı şirketlerin Osmanlı topraklarında yürüttüğü projelere finansman sağladı.&nbsp; Hem Alman pazarının genişlemesinde hem de İmparatorluk topraklarının sanayileşmesinde etkin isimlerden biri oldu. 1987 yılında “Türk Merchant Bank A.Ş.” olarak kuruldu. Deutsche Bank, 1987’den bugüne Türkiye’de kurumsal bankacılık sektöründe var. Türkiye’de kurumsal bankacılığa odaklı faaliyet gösteriyor.&nbsp; Bankanın unvanı 1997’de “Bankers Trust A.Ş.” olarak değişti. Deutsche Bank’ın Bankers Trust’ı satın almasından sonra, 2000 yılından itibaren Türkiye’deki faaliyetlerine Deutsche Bank A.Ş. olarak devam etti. Deutsche Bank’ın İstanbul’daki iştiraki Deutsche Bank A.Ş. 2004 yılında bankacılık lisans değişikliği ile ürün çeşidini artırma yolunda ilk adımlarını attı.&nbsp; Resmi Gazete&#8217;nin 15 Ekim 2004 tarih ve 25614 sayılı nüshasında yayımlanan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu&#8217;nun 8.9.2004 tarih ve 1381 Sayılı Kararı ile &#8220;Deutsche Bank A.Ş.&#8221;ye mevduat kabul etme yetkisi verildi. &nbsp; 2005 yılından itibaren kurumsal nakit yönetimi, risk yönetimi ve takas hizmetleri sunmaya başlayan Deutsche Bank, öncelikli olarak kurumsal müşterilerle çalışmayı tercih ediyor.&nbsp; Banka, 2017 yılında, tahvil ve bono kesin alım &#8211; satım pazarı, borsa dışı sabit getirili menkul kıymet kesin alım &#8211; satım işlemleri ile Türk Lirası karşılığı döviz işlemlerine geçiş yaptı.&nbsp; Yabancı sermaye ile Türkiye arasında bir köprü vazifesi gören Deutsche Bank, Türkiye&#8217;de yüksek miktarda döviz işlemleri yapan sayılı bankalardan.&nbsp; Deutsche Bank, Devlet İç Borçlanma Senetleri&#8217;nin ihracında piyasa yapıcı banka olarak faaliyet gösteren 12 bankadan biri. &nbsp; İthalat yaparken döviz borçlanan Türk şirketleri, Alman bankaları başta olmak üzere, yurtdışı kökenli bankacılık sisteminin baskısı en çok hisseden sektör denilebilir.</p>
<p><strong>Deutsche Bank, Türkiye konusunda çokta masum değil.&nbsp;</strong></p>
<p>Zaman zaman yayınladığı raporlarla Türk Ekonomisini kriz sarmalında gösteren Deutsche Bank, müneccim edasıyla felaket tellallığı yaptığı gibi Türk ekonomisinin batışını ilan etmesi de küresel Alman derin sermayesinin yüklediği göreviydi. Deutschebank’ın başını çektiği, diğer Alman finans kuruluşlarıyla istihbarat birimlerinin organize desteğiyle gerçekleştirilen baskılama Türkiye&#8217;ye karşı adeta bir ekonomik teröre dönüştürülüyordu.</p>
<p><strong>Deutsche Bank&nbsp;“Kara Para” mı aklıyor?</strong></p>
<p>100 BİN civarı çalışanı ve 1 milyar 7 milyon Euro’luk net karı ile Almanya’da ve tüm dünyada faaliyet gösteren Deutsche Bank’ın ismi manipülasyon, casusluk gibi birçok davaya karıştı.&nbsp; ABD Başkanı Donald Trump da emlak işi yaptığı dönemde mal varlığını fazla göstererek Deutsche Bank&#8217;tan 2 milyar dolar kredi çekmişti. Almanya’nın en büyük bankası Deutsche Bank, 2016 yılında verilen kredinin geri ödemesiyle ilgili anlaşmayı ihlal ettiği iddiasıyla&nbsp;Venezüella&#8217;ya ait 20 ton altına el koymuştu.&nbsp; Kasım 2018’de Almanya&#8217;nın en büyük bankalarından Deutsche Bank&#8217;ın Frankfurt merkezinde Frankfurt savcılığı tarafından kara para aklama soruşturmasına yönelik arama yapıldı.</p>
<p><strong>Tehlike çanları Deutsche Bank için çalıyor!..</strong></p>
<p>Merkezi Almanya&#8217;nın Frankfurt kentinde bulunan, Londra, New York, Singapur, Hong Kong ve Sidney şehirlerindeki ana yönetim merkezleriyle dünyanın en büyük bankaları arasında yer alan Deutsche Bank AG; ciro ve çalışanların sayısı bakımından Almanya&#8217;nın en büyük bankası.&nbsp; Doymak bilmeyen emperyalist iştihası ile Deutsche Bank, 1990’lı yılların başında mevduat bankacılığının yanında yatırım bankacılığı işine de girince özellikle menkul kıymetler ve yüksek kaldıraçlı türev ürünler piyasalarına da açılma fırsatını yakaladı. Deutsche Bank yönetimi; Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olacaklarını hesaba katmadığından evdeki pazarlık çarşıya uymadı. Deutsche 2008 krizinde batmadı ama gelirleri hızla düştü. Özellikle, 2011 Yunanistan krizi, Deutsche Bank’a büyük gelir kaybı yaşattı. Ayrıca, 2008 krizi sonrası ortaya dökülen skandallar Deutsche’nin sermaye erimesini hızlandırdı. Alman bankası, ABD’de ipotekli emlak piyasasında yaptığı işlemler nedeniyle 14 milyar dolar, libor faizlerinin yapay şekilde belirlenmesi skandalında da 2.5 milyar dolar ceza aldı. 2008 krizi öncesinde 88 euroluk zirveleri gören Deutsche Bank’ın hisse fiyatı, 2008 sonrası 40 euroya&nbsp; geriledi.&nbsp; 2011´de Yunanistan krizi ile 30 euro seviyelerine kadar düştü.</p>
<p><strong>Deutsche Bank, &#8220;Kapsamlı yeniden yapılandırma&#8221; kapsamında 2022’ye kadar 18 bin çalışanını işten çıkaracak…</strong></p>
<p>ABD Adalet Bakanlığınca kesilen cezalar sonrasında Deutsche Bank; Londra ve New York borsalarında gerçekleştirilen hisse senedi alım ve satım işini bırakma kararı almıştı. 2019’un ikinci çeyreğinde yeniden yapılandırma masrafından dolayı 2,8 milyar euro net zarar öngören Banka Yönetimi, &nbsp;2022’ye kadar 18 bin kişinin işine son vermeyi, bu sayının 91 bin 500’den 74 bin çalışana düşürülmesini kararlaştırdı. 2022&#8217;ye kadar yeniden yapılandırmanın ve çalışanlara ödenecek kıdem tazminatının 7,4 milyar euroya ulaşmasını bekleyen Deutsche Bank; gelecek yıl hissedarlarına temettü ödemesi yapamayacak. Hedeflenen yeniden yapılandırma ile yatırım bankacılığı biriminin daraltılması ve kârlılığın artırılmasının gerçekleşebilmesi için 2022’ye kadar maliyetlerin 6 milyar ile 17 milyar euro arasında aşağı çekilmesi söz konusu. Alman şirketlerine uzun zamandan beri önemli bir finansman ve danışmanlıkta önemli kaynak olan Deutsche Bank’ın&nbsp; sermaye&nbsp; ve güç birliği&nbsp; hayali havada kaldı.&nbsp; Nitekim merkezi Almanya&#8217;nın Frankfurt kentinde bulunan, 615 milyar euro tutarındaki cirosuyla Avrupa&#8217;nın en büyük emlak bankası olan Eurohypo&#8217;u ve Dresdner Bank&#8217;i devraldıktan sonra, Deutschebank&#8217;tan sonra en büyük ikinci bankası olan Commerzbank&nbsp;ile birleşme görüşmeleri Nisan 2019’da herhangi bir anlaşma yapmadan sonlandırınca,&nbsp; bankacılık sektöründe Deutsche Bank’ın geleceğine ilişkin endişeler artmakla kalmadı ve hisseleri tarihinin en düşük seviyesine geriledi. 1870’de kurulan bankanın piyasa değeri ise 2018’den beri 22 milyar eurodan fazla eriyerek 16,6 milyar euronun altına düştü.&nbsp;Derin Almanya’nın finans devi gelişmekte olan ülkelerde gerçekleştirdiği ekonomi operasyonları ile değil yönetim değişiklikleri, kara para aklama baskınları, düşük kazanç gibi olumsuz haberlerle gündeme geliyor. Düşünsenize Ağustos 2017’de Deutsche Bank’ın aktif büyüklüğü 1.5 trilyon Euro’yu bulurken, Türk bankaları 736 milyar Euro’ya ancak ulaşabilmişti. Nereden nereye!.. Boşuna dememişler “Etme bulursun, inleme&nbsp;ölürsün” diye. Türk ekonomisini manipüle etmek için finans ajanlarına uyduruk raporlar hazırlatan Deutsche Bank, şimdi kendi kaderinin kurbanı oldu. Deutsche Bank, 2016’da tarihinin en kötü günlerini yaşıyor. &#8216;Mortgage&#8217;a dayalı menkul kıymetler faaliyetleri konusunda ABD&#8217;de Adalet Bakanlığı 14 milyar dolarlık ceza ödemesine karar verdi. Görünüşte Deutsche Bank için Alman hükümeti kılını kıpırdatmaya niyetli değil. Ama kazın ayağı perdeli.&nbsp; Bankanın hisseleri, 1992 yılından bu yana en kötü performansını sergiliyor. Hisseler ha bire düşüşte. Bankanın durumu Alman ekonomisini için önemli bir tehdit. IMF raporlarına göre Deutsche Bank küresel sistemik risk açısından en önemli faktör. &nbsp; Deutsche Bank hisse değerinin hızla erimesi Almanya, Avrupa ve tüm dünya için büyük bir risk oluşturuyor.&nbsp;Bankacılık uzmanlarına göre Alman devletinin küresel finans odaklarının katkılarıyla Deutsche Bank’ı kurtarma operasyonu yapması kaçınılmaz. Çünkü kurtarmazlarsa tüm küresel finans sisteminin çökmesi kimseyi şaşırtmaz.</p>
<p><strong>Türk ekonomisine suikast düzenleyen Deutsche Bank’ı, Mete Han’ın torunları göçertti…</strong></p>
<p>Dün ne&nbsp; yazmıştım bir hatırlayalım, “Türkiye’yi, Türk devletini küçümsemeyin!..”&nbsp; Mete Han’ın torunları, dünyanın dört bir tarafında “Üçler… Yediler… Kırklar…” desturuyla yeni bir dünya için dokunulması gerekenlere dokunuyor. Uyandırılması&nbsp; gerekenleri uyandırıyor.&nbsp;Ey Türk Titre ve kendine dön! Unutma muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur. Mete Han’ın torunları, elde silah olanlardan ibaret değil. Ekonomi alanında da Türk’ün imzasını atıyorlar.&nbsp; 2016’da Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Deutsche Bank&#8217;taki döviz rezervlerini, Danimarka merkezli faaliyet gösteren, 200 yıllık&nbsp; Bankacılık geçmişi olan İskandinav bölgesindeki en büyük üçüncü şirket ve piyasa değerine dayalı olarak Kuzey Ülkeleri’nin en büyük finansal grubu ve Avrupa&#8217;nın en büyük 10 finansal hizmet şirketinden biri Nordea Bank’a taşımıştı.&nbsp; Deutsche Bank gibi Nordea Bank nezdindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası hesabının aktif olarak kullanılması, muhabir hesaplarının çeşitlendirilmesi, uluslararası ödemelerde etkinliğin artırılması, kredi riskinin yönetilmesi amacıyla rezerv yönetimi ilkelerine uygun gerçekleştirilmişti.&nbsp; Sonuç Deutsche Bank’ın bileti “tamu”ya kesildi.</p>
<p>Ömür Çelikdönmez</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/turkiye-batti-batacak-diyen-deutsche-bank-goctu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yunanistan’da Türkiye Düşmanları Mevzi Kaybetti!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yunanistanda-turkiye-dusmanlari-mevzi-kaybetti/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yunanistanda-turkiye-dusmanlari-mevzi-kaybetti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Jul 2019 13:58:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ömür Çelikdönmez]]></category>
		<category><![CDATA[yunanistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11763</guid>

					<description><![CDATA[Yunanistan’da yapılan erken seçimlerde rakibi Çipras’a 11,5 puan fark atan Kyriakos Miçotakis’in lideri olduğu Yeni Demokrasi Partisi tek başına iktidar oldu. Miçotakis’in tek başına iktidara gelmesi Avrupa’da da büyük yankı uyandırdı. Çünkü önceki başbakan Çipras, Avrupa Birliği&#8217;nin (AB) kurtarma programları gölgesinde 2015&#8217;te iktidara gelmişti. Kendisinden bekleneni yerine getirmiş, Yunanistan&#8217;ın AB ile ilişkilerini düzeltmişti.  Ancak başta ekonomi politikaları olmak üzere milliyetçi &#8220;Bağımsız Helenler&#8221; Partisi ANEL ile ittifak kurması ve son olarak &#8216;Makedonya&#8217; sorunundaki politikasından dolayı eleştiri oklarının hedefindeydi. Krizle gelen, krizle gitti. Yunanistan’ın kurucu ailesi Miçotakisler Hanyalı Konyalı… Güzel Türkçemize “Hanya’yı Konya’yı görmek” deyiminin yerleşmesi bir kaç yüzyıl öncesine uzanıyor. Genellikle Konya Vilayeti ve Hamid Sancağı Yörükleri’nden Osmanlı yönetimine sorun çıkaranlar Girit&#8217;in tamamen fethedilmesi için adada bulunan “Ordu”ya gönderilirdi.  İşte bu deyimin; “Başına olmadık işler gelmek, bir işin gerçek yönünü anlayarak aklı başına gelmek, görmek, anlamak ve akıllanmak…” gibi manası var.  Miçotakisler, Girit’in köklü ailesi.  Kiryakos Miçotakis, 1989-92 yılları arasında Başbakanlık yapan Konstantin Miçotakis&#8217;in oğlu, eski Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni&#8217;nin de kardeşi, son yerel seçimlerde büyük bir oy çoğunluğu ile Atina Belediye Başkanı seçilen Kostas Bakoyanni&#8217;nin de dayısı. Kyriakos Miçotakis’in ailesi Girit Hanya&#8217;dan Venizelos&#8217;un akrabası… 1897 ve 1905 yıllarındaki “Girit İsyanları”nın lideri, Balkan Savaşları döneminde Yunanistan Başbakanı ve Birinci Dünya Savaşı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yunanistan’da yapılan erken seçimlerde rakibi Çipras’a 11,5 puan fark atan Kyriakos Miçotakis’in lideri olduğu Yeni Demokrasi Partisi tek başına iktidar oldu. Miçotakis’in tek başına iktidara gelmesi Avrupa’da da büyük yankı uyandırdı. Çünkü önceki başbakan Çipras, Avrupa Birliği&#8217;nin (AB) kurtarma programları gölgesinde 2015&#8217;te iktidara gelmişti. Kendisinden bekleneni yerine getirmiş, Yunanistan&#8217;ın AB ile ilişkilerini düzeltmişti.  Ancak başta ekonomi politikaları olmak üzere milliyetçi &#8220;Bağımsız Helenler&#8221; Partisi ANEL ile ittifak kurması ve son olarak &#8216;Makedonya&#8217; sorunundaki politikasından dolayı eleştiri oklarının hedefindeydi. Krizle gelen, krizle gitti.</p>
<p><strong>Yunanistan’ın kurucu ailesi Miçotakisler Hanyalı Konyalı…</strong></p>
<p>Güzel Türkçemize “Hanya’yı Konya’yı görmek” deyiminin yerleşmesi bir kaç yüzyıl öncesine uzanıyor. Genellikle Konya Vilayeti ve Hamid Sancağı Yörükleri’nden Osmanlı yönetimine sorun çıkaranlar Girit&#8217;in tamamen fethedilmesi için adada bulunan “Ordu”ya gönderilirdi.  İşte bu deyimin; “Başına olmadık işler gelmek, bir işin gerçek yönünü anlayarak aklı başına gelmek, görmek, anlamak ve akıllanmak…” gibi manası var.  Miçotakisler, Girit’in köklü ailesi.  Kiryakos Miçotakis, 1989-92 yılları arasında Başbakanlık yapan Konstantin Miçotakis&#8217;in oğlu, eski Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni&#8217;nin de kardeşi, son yerel seçimlerde büyük bir oy çoğunluğu ile Atina Belediye Başkanı seçilen Kostas Bakoyanni&#8217;nin de dayısı.</p>
<p><strong>Kyriakos Miçotakis’in ailesi Girit Hanya&#8217;dan Venizelos&#8217;un akrabası…</strong></p>
<p>1897 ve 1905 yıllarındaki “Girit İsyanları”nın lideri, Balkan Savaşları döneminde Yunanistan Başbakanı ve Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti&#8217;nin parçalanma metni olan Sevr Antlaşması&#8217;nı imzalayan modern Yunanistan&#8217;ın en önemli siyasetçilerinden, Mustafa Kemal Atatürk döneminde Yunanistan Başbakanı olan Girit Hanyalı, Elefterios Venizelos&#8217;un akrabası. Venizelos, 1930’da Türkiye ile de münasebetlerini düzelterek aradaki gerginlikleri ortadan kaldırmayı başarsa da 1933&#8217;de Cumhuriyetçi Subaylar kendisini devirdi.  Venizelos, 1935&#8217;te Ankara’nın desteği ile bir karşı devrim yapmak istemiş, başaramayınca Paris’e sürgüne gönderilmiş ve 18 Mart 1936&#8217;da Paris’te ölmüştü.</p>
<p><strong>Kyriakos Miçotakis’in babası Konstandinos Miçotakis…</strong></p>
<p>Miçotakis&#8217;in ailesinde birçok kişi, daha önce siyasette önemli görevler üstlendi. 1960’lı yıllarda siyasette merkez konumda olan Kostas Miçotakis, her zaman Papandreu ve Karamanlisler’in arasına sıkıştı. Ancak Karamanlis döneminden sonra büyük krizdeki Yeni Demokrasi’ye 1984’te başkan olan Miçotakis, PASOK’tan Andreas’ı yenerek 1990’da başbakan oldu.  2017 yılında 97 yaşında öldü.  Kostas Miçotakis’in eşi Marika, çok varlıklı bir ailedendi. 1953 doğumlu Marika Miçotakis, 2012&#8217;de öldü ve naaşı, Girit&#8217;e götürülerek memleketinde toprağa verildi.</p>
<p><strong>Süleyman Demirel ve Çağlayangil, Atina Hapishanesinde Konstandinos Miçotakis’i nasıl kaçırdılar?</strong></p>
<p>Bakmayın siz “Ege’de ısınan sular”a, “Türk-Yunan düşmanlığı” söylemlerine?  İkinci Dünya Savaşı sırasında Naziler’e karşı Yunan direniş örgütlerini kim silahlandırdı sanıyorsunuz!..  Silah ve mühimmatlarını kim temin etti!.. Trakya bölgesinin savunmasını, ta Yunanistan içlerinden başlatan Türk Genelkurmayı, Hitler ordusunun Türkiye  sınırlarına ulaşmasını böylelikle engelledi.  Yunanistan İç Savaşı’nda faşizme karşı demokrasinin saflarında Türkiyeli bir devrimci, ‘Kapetan Kemal’  yani Mihri Belli tabur komutanlığı yaptı, ölümden döndü. Mihri Belli; 1946’da yurt dışına çıktı.  Yunan İç Savaşı’na gerilla olarak katıldı. Demokratik  Ordu saflarında tabur komutanlığına kadar yükseldi. “Kapetan Kemal” olarak anılıyordu. Çatışmalarda iki kez yaralandı. Bulgaristan ve Sovyetler Birliği‘nde tedavi gördü. “Yunan halkı açlıktan ölmesin” diye hangi ülke gemilerle hububat gönderdi!.. Tabi ki Türkiye gönderdi. İşgalin başladığı ilk günden itibaren Atina halkının tek umudu, dışarıdan ulaşacak bir yardımdı. Bu yardım için düşünülen ilk ülke, o zamanlar tarafsız bir konumda olan komşu Türkiye oldu. Ancak o günlerde Türkiye’de de kıtlık yaşanıyordu.  Tarımda çalışabilecek nüfusun büyük bölümü savaşın başlarında askere alınmış, yiyecek stokları, olası bir savaş ihtimaline karşı, orduyu beslemek üzere ayrılmış ve seferberlik ilan edilmişti.  Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, 19 yıl önce topraklarından attığı düşman ordusunun halkına yardım etmek için alınan karara imza attı.  Yunanistan’a dostluk elini uzatan ilk ülke Türkiye olacak, Kızılay bu işe aracılık edecekti. Türk Hükümeti, savaşın sonuna kadar, Yunanistan’a 50 BİN ton gıdayı göndermeyi taahhüt etmişti. Kurtuluş Vapuru, Pire Limanı‘na her biri diğerinden daha acılı öykülerin yaşandığı üç sefer daha yaptı ve Şubat 1942’ye kadar bu 4 seferde, yaklaşık 7 bin 100 ton gıdayı Yunan halkına ulaştırdı. Kurtuluş Vapuru, 20 Şubat 1942’de saat 9.15’de Marmara Adası‘nın kuzey kayalıklarında, yaklaşık 2 BİN ton gıda ile sulara gömüldü. Çünkü Kurtuluş’u Alman denizaltıları bombalamıştı. 1967-1974 Yunanistan Askeri Cuntası, 1967 ile 1974 yılları arasında Yunanistan&#8217;da iktidarı ellerinde bulunduran sağ-kanat askeri hükümet, “Albaylar Rejimi”, “Albaylar Cuntası” ya da sadece “Cunta” olarak da bilinir.  Askeri yönetim, 21 Nisan 1967 sabahı yapılan darbeyle başladı. Bir grup albay, &#8220;Promotheus Planı&#8221; adı verilen bir planı uygulamaya koydular.  “Promotheus Planı”, aslında Yunanistan&#8217;ı olası bir &#8220;Komünist&#8221; işgaline karşı koruması düşünülen &#8220;Gladio&#8221; tipi bir yapılanmaya aitti. NATO tarafından 50&#8217;li yıllarda hazırlanmıştı.  Albaylar, bu plan uyarınca önce darbe zemininin olgunlaşması için gereken çalışmaları yaptılar. “Komünistler geliyor” korkusunu halkın içine yaydılar, işçileri “Sağcı ve solcu… İlerici ve gerici…” diye birbirlerine düşürdüler, kısacası, ülkeyi bir kaos ortamına sürüklemek için ne gerekiyorsa yaptılar.  21 Nisan 1967 günü Albay Papadopulos, Albay Makarezos ve General Pattakos, yönetime el koydu.  Konstandinos Miçotakis, Albaylar Cuntası’nın  hapishanesine atıldı. O dönemde Türkiye&#8217;de Adalet Partisi iktidardaydı.  Konstandinos Miçotakis&#8217;in Türkiye’ye ılımlı yaklaşımı ve Türk diplomatlarla dostane ilişkileri, Türk makamlarını harekete geçirdi. Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil, durumu Başbakan Süleyman Demirel&#8217;e iletti. MİT Müsteşarı Fuat Doğu’yu çağıran Demirel, Miçotakis&#8217;in Türkiye’ye kaçırılması talimatını verdi. Bu sırada Kyriakos Miçotakis henüz bir yaşındaydı. 1967 darbesi sonrası, dönemin Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil yardımıyla Türkiye’ye kaçan Konstandinos Miçotakis, 7 yıl boyunca sürgünde yaşamıştı. Miçotakis ailesi, 1974 yılına kadar Türkiye&#8217;de ve daha sonra Paris&#8217;te sürgünde yaşayarak yıllar sonra Yunanistan&#8217;a geri dönebildi. Konstantinos Miçotakis daha sonra 1985&#8217;ten 1996 yılına kadar ND Partisi&#8217;nin genel başkanlığını yaptı ve 1993-1996 yılları arasında iktidarı alarak yeniden ülkenin başbakanı oldu. Baba Miçotakis görevi sırasında Türkiye ile yeni bir diyalog kurulmasını savundu ancak “Kıbrıs meselesi”ni çözümün ön şartı olarak koştuğu için bu konuda ilerleme sağlanamadı.</p>
<p><strong>Türkiye dostu Baba Miçotakis&#8217;den Kiryakos Miçotakis’e…</strong></p>
<p>McKinsey şirketinin eski danışmanı, ABD&#8217;deki Harvard ve Stanford üniversitelerinde eğitim alan Kiryakos&#8217;un sadece kendisi değil, tüm ailesi de halkın 2015&#8217;te seçimle görevden aldığı yönetimin önemli bir parçası olarak görülüyordu.  2004&#8217;ten beri milletvekili olan Miçotakis, 2013-2015 arasında İdari Reform Bakanı olarak görev aldı. 2016&#8217;da Yeni Demokrasi&#8217;nin genel başkanı seçildi ve ana muhalefet partisi lideri konumuna geldi.  Yeni Demokrasi (ND) Partisi lideri Kiryakos Miçotakis, seçimlerden önce yaptığı bir açıklamada Doğu Akdeniz&#8217;de yapılan doğal gaz sondaj çalışmaları ile ilgili oluşan kriz hakkında Türkiye&#8217;ye Avrupa Birliği (AB) yaptırımlarının uygulanmasını savundu. Miçotakis, seçim kampanyası sırasında Türkiye sınırı yakınlarında bulunan Kestanelik bölgesini ziyaret etmiş ve burada yaptığı açıklamalarda Türkiye&#8217;yi uluslararası hukuk kurallarına saygı göstermeye davet etmişti. Miçoktakis, iki ülke arasındaki komşuluk ilişkilerinin önemine değinmiş ve &#8220;Bu önemli siyasi konjonktürde karşı tarafa bir özgüven mesajı gönderme ve komşularımızla iyi ilişkiler kurma arzumuzu göstermeliyiz. Tabii iyi komşuluk ilişkileri her zaman uluslararası hukuka saygı çerçevesinde olmalıdır.&#8221; açıklamasında bulunmuştu.</p>
<p><strong>Kyriakos Miçotakis’in Yahudi asıllı eşi Mareva Grabowski…</strong></p>
<p>51 yaşındaki siyasetçi 3 çocuk babası. Eşi Mareva Grabowski  moda tasarımcısı. Mareva, 1967&#8217;de Yunanistan&#8217;ın Atina kentinde doğdu. 1995-2007 yılları arasında Deutsche Bank&#8217;ta yatırım bankacılığı ve varlık yönetimi bölümlerinde 12 yıl çalıştı.  Kyriakos Miçotakis ile ayrıldılar. Araları pek iyi değil. Mareva; Kiryakos’un kendisini öldürmek istediğini söylüyor. “Paradise Belgeleri”ne göre Grabowski-Mitsotakis, İngiliz Virgin Adaları&#8217;ndaki bir fonu yöneten Cayman Adaları merkezli bir denizaşırı şirket olan Eternia Capital Management&#8217;ın yüzde 50&#8217;sine sahipti.  “Grabowski&#8221; ismi, ABD&#8217;deki en yaygın 3 bin 637 soyadından. Grabowski ailesinin ataları büyük olasılıkla Çek Musevi, Alman Musevi, Polonyalı ya da Polonyalı Yahudi. Gelin biz buna “Hazar Türkü” diyelim. Mareva Grabowski, rafine işçilik temelli el yapımı, yüksek kaliteli ürünlerden oluşan bir koleksiyon olan “Zeus + Dione”nin kurucu ve yönetici ortağı.  Önde gelen yerel girişimcileri belirlemeyi ve desteklemeyi amaçlayan, kar amacı gütmeyen küresel bir kuruluş olan “Endeavor Greece”in kurucusu ve başkan yardımcısı.  2007 yılında Mareva Grabowski, kurumsal ve özel müşterilere portföy yönetiminde danışmanlık yapmaya odaklanan bağımsız bir danışmanlık firması olan “MG Capital Advisors SA”yı kurdu. 2010 yılında Mareva, hedge fon yatırımlarına odaklanan bir varlık yönetim şirketi olan “Eternia Capital”i kurdu. Mareva, Boston College’dan Siyaset Bilimi ve Tarih dalında lisans, Columbia University’den “MIA” ve Harvard Business School’dan “MBA” derecesine sahip. Ayrıca, TATE Modern&#8217;deki Asya Pasifik Edinme Komitesi üyesi, Atina Bienali Mütevelli Heyeti üyesi ve Kiklad Sanatı Müzesi Çağdaş Sanat Destek Komitesi üyesi.</p>
<p><strong>Çipras Türkiye karşıtı popülist politikasının kurbanı…</strong></p>
<p>Yunanistan Başbakanı Alexis Tsipras, Brüksel&#8217;deki AB zirvesinde Türkiye&#8217;nin faaliyetlerine son vermesi gerektiğini vurgulayarak, aksi halde Türkiye&#8217;ye karşı &#8220;Net önlemler”in alınması gerektiğini söylemişti. Türk gemilerinin, Doğu Akdeniz&#8217;de petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerinin Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti&#8217;nde rahatsızlık yarattığını, Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti, Avrupa Birliği (AB) liderlerine Türkiye&#8217;ye karşı daha sert bir tutum izlemesi gerektiğini savunmuştu.</p>
<p><strong>Yunanistan’da Albaylar Cuntasının varisi aşırı sağ kaybetti…</strong></p>
<p>Açıklanan sonuçlar, milletvekili sayısı bakımından parlamentodaki en büyük üçüncü parti konumundaki aşırı sağcı Altın Şafak’ı ise meclis dışında bıraktı.  Göçmen karşıtı partinin yüzde 2,95 olarak görünen oy oranı, yüzde 3&#8217;lük seçim barajının altında kaldı. Oysa Altın Şafak, 2015&#8217;teki parlamento seçimlerinde aldığı yüzde 7 oyla 18 sandalye kazanmayı başarmıştı. Seçimleri kazanan Mitsotakis&#8217;i ilk kutlayan isimler arasında Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da vardı.  Erdoğan tebrik mesajında, seçim sonuçlarının Türkiye-Yunanistan ilişkileri ve bölge için hayırlı olması temennisinde bulundu.</p>
<p><strong>Yunan halkı, Türkiye ile savaş istemiyor…</strong></p>
<p>Yunanistan&#8217;da erken genel seçimlerin sonucunda iktidara gelen Yeni Demokrasi Partisi (ND) lideri Kiriakos Miçotakis, &#8220;Yunan halkı konuştu. Kararı kesin. Yunan halkı, büyüme, istihdam, güvenlik ve hakettiği şekilde ülkesinin yeniden inşasını istiyor.&#8221; dedi. Erken genel seçimin galibi Kiryakos Miçotakis, &#8220;Bütün Yunanların başbakanı” olacağını söyledi ve bir önceki SYRIZA hükümetini ima ederek &#8220;Dar bir çembere sokulan Yunanlıları bu çemberden çıkarmaya çalışacağım&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Türkiye’yi, Türk devletini küçümsemeyin!..</strong></p>
<p>Mete Han’ın torunları, dünyanın dört bir tarafında “Üçler… Yediler… Kırklar…” desturuyla yeni bir dünya için dokunulması gerekenlere dokunuyor. Uyandırılması  gerekenleri uyandırıyor.  Ey Türk Titre ve kendine dön! Unutma muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.</p>
<p>Ömür Çelikdönmez</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yunanistanda-turkiye-dusmanlari-mevzi-kaybetti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Beyaz Hayaletler Libya&#8217;da</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/turk-beyaz-hayaletler-libyada/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/turk-beyaz-hayaletler-libyada/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jul 2019 14:07:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Ömür Çelikdönmez]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11739</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Libya Türk’tür Türk kalacak&#8221; desem muhtemelen aklınıza ilk gelen “beyni sulanmış bunak yine ne saçmalıyor?” olur.   “Vur, fakat dinle!” M.Ö. 500&#8217;de Pers ordusu, Anadolu işgalini tamamladıktan sonra, Isparta ve Atina üzerine yürüdü. Bu askeri harekât için uzun yıllar hazırlanmışlardı. Egemenlikleri altındaki farklı uluslardan topladıkları binlerce askerle Çanakkale&#8217;yi geçmek için köprü kurdular. Atina&#8217;yı işgal ettiler. Şehri terk eden Atinalılar, Themistokles&#8217;in kumandasında yurtlarını savunmaya karar verdi. Atinalılar İki yüz parça gemi yaptırdılar. Harp planı üzerinde çalışan kumandanların hepsinin de sinirleri bozulmuş olduğu için tartışmalar çok sert geçiyordu. Pers Savaşları boyunca Atina meclisinde görev almış olan Atinalı politikacı ve General Themistokles, kendi iddiasında ısrar eden filo kumandanı tarafından tehdit edilince kızgın bir tavırla bastonunu kaldırarak, şu karşılığı verdi:  &#8220;-Vur, fakat dinle!&#8221; Bundan sonra Themistokles, görüşlerinde haklı çıktı ve İran donanması yenilgiye uğratıldı. Libya Türkleri… Trablus, Turgut Reis ve Kaptan-ı Derya Sinan Paşa tarafından 1551’de Osmanlı’ya bağlanırken Fizan bölgesi ise 1577’de Osmanlı Devleti’nin topraklarına katıldı. Tamamen Türk olan yeniçeri ve leventlerin yerli kadınlarla evlenmelerinden doğan erkek çocuklardan meydana gelen “Kuloğlu” adı verilen Türk-Arap karışımı nesil bugün Libya’da halen varlığını koruyor. “Kuloğlu”, yerel Arap ağızlarında “Köroğlu” olarak yerleşmiş. Örneğin Urfa’da meskûn “Bini İcil Aşireti” mensuplarının büyük bir kısmı Köroğlu soyadını taşıyor. Arap kabilelere mensup hanımlarla evlenen &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Libya Türk’tür Türk kalacak&#8221; desem muhtemelen aklınıza ilk gelen “beyni sulanmış bunak yine ne saçmalıyor?” olur.   “Vur, fakat dinle!” M.Ö. 500&#8217;de Pers ordusu, Anadolu işgalini tamamladıktan sonra, Isparta ve Atina üzerine yürüdü. Bu askeri harekât için uzun yıllar hazırlanmışlardı. Egemenlikleri altındaki farklı uluslardan topladıkları binlerce askerle Çanakkale&#8217;yi geçmek için köprü kurdular. Atina&#8217;yı işgal ettiler. Şehri terk eden Atinalılar, Themistokles&#8217;in kumandasında yurtlarını savunmaya karar verdi. Atinalılar İki yüz parça gemi yaptırdılar. Harp planı üzerinde çalışan kumandanların hepsinin de sinirleri bozulmuş olduğu için tartışmalar çok sert geçiyordu. Pers Savaşları boyunca Atina meclisinde görev almış olan Atinalı politikacı ve General Themistokles, kendi iddiasında ısrar eden filo kumandanı tarafından tehdit edilince kızgın bir tavırla bastonunu kaldırarak, şu karşılığı verdi:  &#8220;-Vur, fakat dinle!&#8221; Bundan sonra Themistokles, görüşlerinde haklı çıktı ve İran donanması yenilgiye uğratıldı.</p>
<p><strong>Libya Türkleri…</strong></p>
<p>Trablus, Turgut Reis ve Kaptan-ı Derya Sinan Paşa tarafından 1551’de Osmanlı’ya bağlanırken Fizan bölgesi ise 1577’de Osmanlı Devleti’nin topraklarına katıldı. Tamamen Türk olan yeniçeri ve leventlerin yerli kadınlarla evlenmelerinden doğan erkek çocuklardan meydana gelen “Kuloğlu” adı verilen Türk-Arap karışımı nesil bugün Libya’da halen varlığını koruyor. “Kuloğlu”, yerel Arap ağızlarında “Köroğlu” olarak yerleşmiş. Örneğin Urfa’da meskûn “Bini İcil Aşireti” mensuplarının büyük bir kısmı Köroğlu soyadını taşıyor. Arap kabilelere mensup hanımlarla evlenen Kuloğlular, kuşaklar boyunca önemli askeri görevler üstlendiler. Sadece leventler değil, din hizmetleri ile diğer askeri ve idari görevler için gönderilen binlerce Osmanlı Türkü de 3 asır bu bölgede yaşayarak adeta kök saldılar. Ayrıca Girit’ten sürgün edilen Türkler’in bir kısmı da Libya şehirlerine iskân edilmişti. Türkler’in yoğun yaşadığı Mısrata; 19’uncu yüzyılda Libya’ya yerleşen, Çerkes ya da İslam’ı kabul eden Yahudilerden oluşan eski Osmanlı asker ailelerinin çoğunlukta olduğu bir yerleşimdir. Hatta modern Libya’nın kuruluşunun ilk yıllarında, Türk Hükümeti’nin izni ve görevlendirmesi ile Sadullah Koloğlu; nam-ı diğer ‘Arap Kaymakam’ bu ülkenin ilk başbakanı olarak üstün görevlerde bulunmuştu. Basın-Yayın eski genel müdürü, bir dönem Bület Ecevit’e danışmanlık da yapmış, akademisyen-yazar-tarihçi Orhan Koloğlu, Sadullah Bey’in ikinci oğludur.</p>
<p><strong>Dün Mustafa Kemal, Libya’da savaşmıştı…</strong></p>
<p>Trablusgarp savaşı başladığında Osmanlı’nın bölgeye gidecek hali yoktu. Bir avuç subay, kendilerinden 10 kat fazla kuvvete karşı savaşmak üzere karayoluyla ve gizlice bölgeye koştular. Onlardan biri de Mustafa Kemal’dir. İngiliz istihbaratının devşirdiği bazı alçakların “Yahudi asıllı Sabetayist” dedikleri Mustafa Kemal, canı pahasına bugünkü Libya topraklarını savunmaya İtalyan işgalinden kurtarmaya gitmektedir.  Oysa Osmanlı Mebusan Meclisi’ndeki Mason Milletvekilleri, İtalya Mason Locasının kendilerini destekleyeceği ve İtalyan hükümetini böylesi bir işgalden alıkoyacağı gibi salakça hüsn-ü zan içindedir.  Mustafa Kemal ise gerçekçidir ve böyle bir şeyin olmayacağının farkındadır. Mustafa Kemal Paşa’nın Şeyh Senusi ile tanışıklığı Trablusgarp savaşı yıllarına uzanır. Şeyh Senusi, Birinci Dünya Savaşı boyunca Teşkilatı Mahsusa’da vazife aldı. Mondros Mütarekesi imzalanınca, maiyetiyle birlikte Bursa’ya yerleşti. İtalya, 19. yüzyılın sonlarında Kuzey Afrika’daki Trablusgarp ve Bingazi’yi ile geçirmeyi planlamıştı.  O dönem İngiltere, Mısır’a, Fransa da Tunus’a hakim olmuş, İtalya da gözünü Trablusgarp’a dikmişti. İtalya, İngiltere ve Fransa’yla yaptığı gizli ve açık anlaşmalarla Trablusgarp’ı işgal onayını aldıktan sonra, 29 Eylül 1911’de Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti. -Osmanlılar ile İtalyanlar&#8217;ın Trablus&#8217;daki muharebesi..- 5 Ekim 1911’de Trablus’a asker çıkardı. 20 Ekim’e kadar peş peşe Tobruk, Derne ve Bingazi İtalyanların eline geçti. Osmanlı ordusunun genç subaylarından bir bölümü Trablusgarp’ı savunmak için gönüllü olarak Mısır, Tunus yoluyla cepheye gittiler. Binbaşı Enver Bey, Kolağası Mustafa Kemal, Fuat Bey (Bulca), Nuri Bey (Conker), Fethi Bey (Okyar), Albay Neşet Bey bu subaylar arasındaydı.  Mustafa Kemal, 1905 yılında kurmay yüzbaşı olarak ordudaki görevine başladıktan sonra çeşitli hizmetlerde bulunmuş; 13 Eylül 1911’de İstanbul’da Genelkurmay’da bir göreve tayin edilmişti. Mustafa Kemal, “Gazeteci Mustafa Şerif” adıyla, sahte belge ve pasaportlarla İstanbul’dan 15 Ekim 1911’de Naci, Hakkı ve Yakup Cemil Beyler ile yola çıktı. Mustafa Kemal, Kasım ayı süresince Arap önderleriyle görüşmelerde bulundu. 3 Kasım 1911’de Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa, Trablus Tümen Komutanı’na yazdığı bir mektupta, Mustafa Kemal’in bazı şeyhleri ve Senusîleri teşkilâtlandırmak için Calu’ya gittiğini, buradan topladığı yerli kuvvetleri Bingazi ve Trablus’a sevk edeceğini bildiriyordu. Mustafa Kemal, Trablusgarp’ta şeyhler ve aşiret reisleriyle toplantılar yapıyor ve düzensiz kalabalığı teşkilâtlandırmaya çalışıyor, bir kısmına “din kardeşim” diye hitap ediyor ve kâfirlere karşı savaşmaya çağırıyordu. Senusiler, İtalya’nın 1911 Trablusgarp (Libya) işgaline karşı direndiler.</p>
<p><strong>O Mustafa Kemal’in askerleri, bugün de Libya’da savaşıyor…</strong></p>
<p>Türkiye karşıtı General Hafter, &#8220;Libya hava sahasının Türk uçaklarına kapatıldığını&#8221; ve komuta ettiği birliklerine &#8220;Bölgedeki Türk gemilerine ve tesislerine saldırmaları emrini verdiğini&#8221; belirtmişti. Arkasından Libya Ulusal Ordusu Sözcüsü Ahmed el Mismari, 28 Haziran&#8217;da Libya limanlarına yaklaşan Türk gemilerini ve hava sahasına giren Türk uçaklarını vuracaklarını, Libya-Türkiye arasındaki sivil uçuşları durduracaklarını, Libya&#8217;daki Türk vatandaşlarını tutuklayacaklarını, Türk şirketleri ve projelerini meşru hedef sayacaklarını açıkladı. Bekledikleri cevap Ankara’dan gecikmedi.  Savunma Bakanı Hulusi Akar &#8220;Hasmane tutum veya saldırıların bedeli çok ağır olacak, en etkili ve şiddetli şekilde mukabele edilecektir&#8221;  dedi.  Mismari&#8217;nin çıkışını Ecdebiye&#8217;de 6 Türk vatandaşının alıkonulması izledi. Türk Dışişleri, Türkler’in alıkonulmasını &#8216;İllegal milis güçlerinin haydutluk ve korsanlığı&#8217; diye niteleyip, derhal serbest bırakılmazlarsa Hafter unsurlarının meşru hedef olacağı uyarısını yaptı. Türkiye, bölgedeki aşiret liderlerini devreye sokarak Hafter tarafına 72 saat süre verdi.  Farklı müdahale senaryoları için hazırlıklar sürerken tanınan süre dolmadan alıkonulan Türkler bırakıldı. Libya’da “Türk Beyaz Hayaletler” sahada!.. El Mirsad sitesinin Libya&#8217;da insansız uçaklardan sorumlu olup karadan ve havadan keşif-istihbarat operasyonlarını yürüten ve aralarında üst düzey subayların da bulunduğu 25 Türk askerinin pasaport görüntülerini yayınlaması, alıkonulanlar arasında askerlerin de olabileceği iddiasına yol açtı.</p>
<p><strong>Mustafa Kemal’den sonra Türk Generaller Libya’da…</strong></p>
<p>Yayınlanan pasaport görüntülerine göre, alıkonulanlar arasında çok sayıda üst düzey Türk askeri yetkili ve diplomat yer alıyordu.  O isimler şöyle:  Milli Savunma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Tümgeneral Göksel Kahya, Akıncı Üssü davasında tanık olarak dinlenen Tümgeneral İrfan Özsert, Balyoz davasından 13 yıl hapse mahkum olan Tunceli 4. Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral şimdi Tümgeneral olan Levent Ergün, İrfan Altındağ, Foça Amfibi Deniz Piyade Tugay Komutanı Tuğamiral Gürsoy Çaypınar ve Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Selçuk Yavuz. Hafter’e destek çıkan Fransız istihbaratı, Wimbledon Tenis Turnuvası gibi karma liste hazırlamış.  Türk Ordusu, Suriye’den Libya’ya cihatçılar, ardından askeri danışmanlar ve başta zırhlı araç ve insansız hava araçları olmak üzere teçhizat gönderdi.  Fransız istihbaratı, “Türk askeri danışmanlarının Ulusal Birlik Hükümetine bağlı milislerin saldırısını yönettiğini” iddia ediyor.  Geçtiğimiz aylarda Hafter’e bağlı güçler tarafından Trablus’a başlatılan askeri operasyon, Türkiye’den “Ulusal Birlik Hükümeti”ne BMC üretimi “Kirpi” model zırhlı araçların ve “Bayraktar” model insansız hava araçların (İHA) hibe edilmesinin yanı sıra, yapılan geniş çaplı askeri sevkiyat neticesinde durdu.  Ulusal Birlik Hükümeti’ne bağlı askeri birliklerin büyük bir kısmı Libya’da yaşayan Türk asıllı Kuloğulları’ndan Kurulu.   Fransız istihbaratı, Türk askeri uzmanların sevk ve idare ettiği bu milislerin Tobruk Parlamentosuna bağlı, Berberlerin çoğunlukta olduğu Garyan kentine saldırdığını, Mareşal Halife Haftar’ın askerlerini bozguna uğrattığını belirtiyor. Herkesin merak ettiği kim bu Halife Zeydan Hafter? Libya&#8217;da sözde &#8220;onur savaşı&#8221; başlattığını söyleyen Emekli General Hafter, Libya Askeri Akademisi mezunu bir asker. Başarılı ve sicili parlak bir asker sayılmaz. Emperyalistlerin kiralık katilliğini üstlenmekteki becerisi nedeniyle popüler. Kendi halkına kurşun sıkan hainlerden. Hafter’in uzun yıllar ABD’de bulunması ve 2011 sürecinde görev alması Washington yönetimi ile ilişkilerini ortaya çıkarmıştı.</p>
<p><strong>General Hafter, Toyota Savaşının kaybedeni&#8230;</strong></p>
<p>1987’de katıldığı “Toyota Savaşı” olarak da adlandırılan Kuzey Çad&#8217;da ve Libya-Çad sınırında gerçekleşen Çad-Libya Savaşı&#8217;nın son aşaması olan savaşta Çad ordusu tarafından esir alındı.  Sonraki süreçte Hafter&#8217;i, Çad&#8217;ın elinden ABD kurtardı. Hatta ABD, Hafter&#8217;e siyasi sığınma hakkı da verdi. Libya-Çad arasındaki savaşın “Toyota Savaşı” adıyla anılmasının nedeni, Çad birliklerinin Libya güçlerine karşı verdikleri savaşta, hareket kabiliyetini sağlamak amacıyla öncelikli olarak kullanılan Hilux ve Land Cruiser olmak üzere Toyota marka kamyonetleri tercih etmeleriydi.</p>
<p><strong>General Halife Zeydan Hafter CIA Projesi…</strong></p>
<p>1991&#8217;de Newyork Times, Hafter&#8217;in CIA tarafından finanse edilip eğitildiğini sayfalarına taşımıştı. Halife Zeydan Hafter, 2011 yılına kadar 20 yılını, Virjinya eyaletindeki CIA merkezine yakın bir evde geçirdi.  “Sakla samanı gelir zamanı” hesabıyla CIA; özel günler için Hafter’i elinde tuttu. ABD&#8217;de bulunduğu dönemde Hafter, Kaddafi&#8217;ye karşı her türlü faaliyetin içerisinde yer aldı. Mart 2011&#8217;de Libya&#8217;ya dönen Hafter, hemen Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na atandı. Libyalılar’ın siyasi planları olduğu gerekçesiyle mesafeli yaklaştığı Halife Hafter, 2013&#8217;de bir muhtıra yayınlayarak “Meclisi feshettiğini” ilan etmişti. 60 bin civarında savaşçının lideri. Hafter, ABD ile bağlantısını perdelemek amacıyla oportünist ve pragmatik arayışlara yöneldi.  Başka bölgesel ve küresel aktörlere yanaştı.   Batılı ülkelerden aldığı desteğin, Halife Hafter&#8217;in Libya&#8217;da Meclis üstü bir güç haline gelmesinde büyük rol oynadığı kesin. Libya&#8217;nın doğusundaki muhalif gruplara yönelik düzenlenen askeri operasyonlarda Fransa Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır, Hafter&#8217;e destek veriyor.</p>
<p><strong>Türkiye, Misakı Milli Ahdine sadık…</strong></p>
<p>Türkiye’nin, Kıbrıs Rum Kesimi’ne misilleme olarak başlattığı Doğu Akdeniz&#8217;de petrol ve doğal gaz arama amaçlı sondaj çalışmaları Akdeniz sularını bırakın ısıtmayı fokur fokur kaynattı.  Avrupa Birliği&#8217;nin Türkiye&#8217;nin faaliyetlerini yasa dışı bularak tepki göstermesinin ardından Doğu Akdeniz, uluslararası  platformlarda  yeni bir çatışma alanı olarak ortaya çıktı. Libya&#8217;nın bu çatışma alanının kapsamında yer alması, jeopolitik önemi nedeniyle, Doğu Akdeniz&#8217;deki yeni enerji savaşında, münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığı sınırlarının belirlenmesinde Türkiye için kritik öneme sahip.   Hesap içinde hesap var.  Mısır, İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi; doğalgaz kaynaklarının paylaşımında Türkiye&#8217;ye karşı ittifak oluşturdu. Türkiye de boş durmadı.  Türkiye de Libya ile buna karşı koymanın hukuki ve askeri alt yapısını oluşturdu. Yunanistan yangından mal kaçırırcasına Libya&#8217;daki karmaşayı fırsat bilip oldu-bittiyle kıta sahanlığını genişletti.  Türkiye bu oyunu bozdu. Bizim bildiğimiz ve onların bilmediği ne biliyor musunuz? &#8220;Âlemde şer, Oğuz’da er tükenmez.&#8221;</p>
<p>Ömür Çelikdönmez</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/turk-beyaz-hayaletler-libyada/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Velid Canbolat, Araplara Osmanlı&#8217;yı Hatırlattı!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/velid-canbolat-araplara-osmanliyi-hatirlatti/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/velid-canbolat-araplara-osmanliyi-hatirlatti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Jun 2019 11:40:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Arap]]></category>
		<category><![CDATA[Ömür Çelikdönmez]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11522</guid>

					<description><![CDATA[ABD&#8216;nin desteğiyle Bahreyn&#8216;in başkenti Manama&#8216;da düzenlenen &#8220;Refah için Barış&#8221; adlı ekonomi çalıştayı, ABD&#8216;nin İsrail-Filistin meselesinin çözümü konusunda ne zaman açıklanacağı netlik kazanmayan &#8220;Yüzyılın Anlaşması&#8221; planı kapsamındaki ilk organizasyon. Filistin yönetimi, çalıştaya katılmayacağını açıklarken, konferansa davet edilen ülkelereboykot çağrısı yapmıştı. Filistin yönetiminin bu çağrısına rağmen Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan ve Katar&#8216;ın yanı sıra Ürdün, Mısır ve Fas da Manama&#8216;daki çalıştaya katılacaklarını Washington&#8216;a iletmişti. Lübnanlı Dürzi liderden ABD emperyalizminin Arap işbirlikçilerine Osmanlı tokadı!.. Lübnan İlerici Sosyalist Partisi lideri Velid Canbolat, Bahreyn&#8216;deki çalıştaya katılanArap yetkililere, siyonizmin kurucusunun Osmanlı Devleti&#8216;ne sunduğu ancak kesin bir dille reddedilen “Filistin teklifi”ni gündeme taşıdı. Canbolat, Siyasi siyonizmin kurucusu Theodor Herzl&#8216;in bir asır önce Filistin topraklarını satın almak için Sultan 2. Abdülhamid Han&#8216;a sunduğu ancak karşılık bulmayan teklifini hatırlattı. Canbolat şunları kaydetti: &#8220;Theodor Herzl, Yahudilerin yerleşimi için Osmanlı Padişahı Sultan Abdülhamid Han&#8217;dan Filistin&#8217;i satın almak istedi. Ancak Sultan Abdülhamid bunu reddetti.  Bugün ise Theodor&#8217;un torunu, damat (ABD Başkanı Donald Trump&#8217;ın) Jared Kushner, Bahreyn&#8217;de, Filistin halkını Ürdün, Sina Yarımadası, Lübnan ve Suriye&#8217;ye yerleştirmek üzere Araplardan Filistin&#8217;i satın almak istiyor.  &#8220;Osmanlıların kabul etmediği teklifi, Araplar kabul edecek mi?&#8221; Dürzî liderin durup dururken 2. Abdülhamid’i referans göstermesi rastlantı değil. Ailesinin etnik ve tarihi kökleri ile yakından bağlantılı. Dürzilik nedir? Dürziler kimlerdir? Dürzilik, inanca dayalı bir etnisite. Melez bir etnik topluluk. Arap, Türk, Kürt, Farisi, Kafkas genleri mevcut. Ortadoğu&#8216;da genellikle Lübnan, Suriye ve İsrail&#8217;e dağılmış olan Dürzîler, tüm ülkelerde azınlık konumundalar. Dürzilik 11. Yüzyılda, Şii mezhebinin bir kolu olan İsmaililik içinden doğdu. Dürziliğin adı, Orta Asya kökenli din adamı Anuş &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ABD</strong>&#8216;nin desteğiyle <strong>Bahreyn</strong>&#8216;in başkenti <strong>Manama</strong>&#8216;da düzenlenen &#8220;<strong>Refah için Barış</strong>&#8221; adlı ekonomi çalıştayı, <strong>ABD</strong>&#8216;nin <strong>İsrail-Filistin</strong> meselesinin çözümü konusunda ne zaman açıklanacağı netlik kazanmayan &#8220;<strong><em>Yüzyılın Anlaşması</em></strong>&#8221; planı kapsamındaki ilk organizasyon.</p>
<p><strong>Filistin</strong> yönetimi, çalıştaya katılmayacağını açıklarken, konferansa davet edilen ülkelere<strong>boykot</strong> çağrısı yapmıştı.</p>
<p><strong>Filistin</strong> yönetiminin bu çağrısına rağmen <strong>Birleşik Arap Emirlikleri </strong>(BAE), <strong>Suudi Arabistan</strong> ve <strong>Katar</strong>&#8216;ın yanı sıra <strong>Ürdün, Mısır ve Fas</strong> da <u><strong>Manama</strong></u>&#8216;daki çalıştaya katılacaklarını <strong>Washington</strong>&#8216;a iletmişti.</p>
<p><strong><em>Lübnanlı Dürzi liderden ABD emperyalizminin Arap işbirlikçilerine Osmanlı tokadı!..</em></strong></p>
<p><strong>Lübnan</strong> İlerici Sosyalist Partisi lideri <strong>Velid Canbolat</strong>, <strong>Bahreyn</strong>&#8216;deki çalıştaya katılan<strong>Arap</strong> yetkililere, siyonizmin kurucusunun <strong>Osmanlı Devleti</strong>&#8216;ne sunduğu ancak kesin bir dille reddedilen “<strong>Filistin teklifi</strong>”ni gündeme taşıdı.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/velid_canbolad_lubnan.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Canbolat</strong>, Siyasi siyonizmin kurucusu <strong>Theodor Herzl</strong>&#8216;in bir asır önce Filistin topraklarını satın almak için<strong> Sultan 2. Abdülhamid Han</strong>&#8216;a sunduğu ancak karşılık bulmayan teklifini hatırlattı.</p>
<p>Canbolat şunları kaydetti: <strong><em>&#8220;Theodor Herzl, Yahudilerin yerleşimi için Osmanlı Padişahı Sultan Abdülhamid Han&#8217;dan Filistin&#8217;i satın almak istedi. Ancak Sultan Abdülhamid bunu reddetti. </em></strong></p>
<p><strong><em>Bugün ise Theodor&#8217;un torunu, damat (ABD Başkanı Donald Trump&#8217;ın) Jared Kushner, Bahreyn&#8217;de, Filistin halkını Ürdün, Sina Yarımadası, Lübnan ve Suriye&#8217;ye yerleştirmek üzere Araplardan Filistin&#8217;i satın almak istiyor. </em></strong></p>
<p><u><strong><em>&#8220;Osmanlıların kabul etmediği teklifi, Araplar kabul edecek mi?&#8221;</em></strong></u></p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/velid_canbolad_tweet_1.jpg" /></p>
<p><strong>Dürzî</strong> liderin durup dururken <strong>2. Abdülhamid</strong>’i referans göstermesi rastlantı değil. Ailesinin etnik ve tarihi kökleri ile yakından bağlantılı.</p>
<p><strong><em>Dürzilik nedir? Dürziler kimlerdir?</em></strong></p>
<p><strong>Dürzilik,</strong> inanca dayalı bir etnisite.</p>
<p><strong>Melez</strong> bir etnik topluluk.</p>
<p><strong>Arap, Türk, Kürt, Farisi, Kafkas</strong> genleri mevcut.</p>
<p><strong>Ortadoğu</strong>&#8216;da genellikle <strong>Lübnan, Suriye </strong>ve <strong>İsrail&#8217;e</strong> dağılmış olan <strong>Dürzîler,</strong> tüm ülkelerde <strong>azınlık</strong> konumundalar.</p>
<p><strong>Dürzilik</strong> 11. Yüzyılda, <strong>Şii</strong> mezhebinin bir kolu olan <strong>İsmaililik</strong> içinden doğdu.</p>
<p>Dürziliğin adı, <strong>Orta Asya</strong> kökenli din adamı <strong>Anuş Tegin</strong> (Neştekîn)  Muhammed bin<strong>İsmail el-Derezi</strong>&#8216;den geliyor.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/AnuY_Tegin_1.png" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Muhammed bin İsmail el-Derezi, Mısır</strong>&#8216;daki <strong>Fatımi</strong> <strong>Halifelerinden</strong> <strong>El-Hakim</strong>&#8216;i “<strong>Tanrı&#8217;nın cisimleşmiş hali</strong>” olarak görüyordu. <strong>El-Hakim</strong>, <strong>1021</strong>&#8216;de gizemli bir şekilde ortadan kayboldu.</p>
<p><strong>Dürziler</strong>, onun kıyamet günü, <strong>evrensel adaleti sağlamak üzere</strong> yeniden ortaya çıkacağına inanıyor.</p>
<p><em><strong>Dürziliğin Kurucusu Buharalı Beydilli Aşiretinden Anuş Tekin&#8230;</strong></em></p>
<p><strong>“Dürzî”</strong> adlandırması <strong>Hâkim Biemrillah</strong>’ın komutanlarından <strong>Ebû Mansûr Anuştekin ed-Derezî</strong>’den kaynaklı.</p>
<p><strong>Neş-Nuş-tekin ed-Derezî</strong>, <strong>Suriye</strong> ve civarında yaptığı propagandalarda hareket adına oldukça olumlu sonuçlar elde etti.</p>
<p><strong>Suriye Dürzîliği</strong>’nin kurucusu olarak kabul edilir. Ancak <strong>Dürzî</strong> gelenek, <strong>Neştekin ed-Derezî</strong>’yi <strong>mürted</strong> sayarak <strong>Hamza b. Ali</strong>’ye tabi olmadığı, imametini kabul etmediği ve zamanı gelmeden ve koşullar oluşmadan yüce hakikatleri açığa çıkarttığı için suçlu görür.</p>
<p><strong>Anuş Tekin</strong>, önce <strong>Hamza</strong>,<strong> halife El-Hâkim</strong>&#8216;in <strong>Allah</strong>&#8216;ın adına yönetici olduğunu iddia etti.</p>
<p><strong>Hâkim</strong>&#8216;in ulûhiyyet iddiası ve bu iddiasını farklı yerlere gönderdiği <strong>dâ&#8217;îler </strong>(çağırıcı-davetçi) ile yaymaya çalışması, kısa sürede halkın tepkisini çekti.</p>
<p>Bu sıralarda <strong>El Hâkim</strong>, <strong>Hamza</strong>&#8216;yı <strong>imam</strong> (kendisine yardımcı lider) atadı. <strong>El Hâkim</strong>&#8216;in dâîlerinden (davetçisi) <strong>Muhammed bin İsmâ‘il Neştekin ed-Derezî </strong>kendisinin<strong>imam</strong> olması gerektiğini ileri sürdü.</p>
<p><strong>Hamza</strong>&#8216;nın adamları halkı <strong>Anuş Tekin</strong>&#8216;e karşı kışkırttı, halk tarafından <strong>1020</strong> yılında öldürüldü. Fakat harekete ismini vermiş olmasına rağmen <strong>Dürzilerce</strong> “<strong>derez&#8221;</strong> <strong>mürtet</strong>kabul edilmektedir.</p>
<p><strong>Anuş Tegin</strong>, <strong>Selçuklu</strong> devlet adamı, <strong>Harezm</strong> valisiydi. <strong>13. yüzyıl</strong> yazarlarından<strong>Reşidüddin</strong>&#8216;in <strong>Câmi&#8217;ut-Tevârîh </strong>adlı eserinde <strong>Nuştekin</strong> <strong>Gurca</strong> adıyla söz ettiği <strong>Anuş Tegin</strong>’in, <strong>Oğuzlar</strong>’ın <strong>Beğdili</strong> boyundan olduğunu kaydeder.</p>
<p><strong>Anuş Tigin/Tekin</strong>, <strong>Melikşah</strong>’ın <strong>Harizm valisi Bilge Tiğin</strong>’in kölesiyken, onun ölümünden sonra <strong>Hive</strong> valiliğine gönderildi.</p>
<p>Ölümünden sonra oğlu <strong>Kutbüddin Mehmed, Harizmşah</strong> adıyla <strong>Harizm</strong>’e vali oldu ve bu sülaleyi başlattı.</p>
<p><strong><em>Dürziler, Türkiye’de de Adana, Mersin ve Hatay&#8217;da yaşıyor&#8230;</em></strong></p>
<p><strong>Nusayriler</strong>’den ayrıca <strong>Türkiye</strong>’de <strong>Hatay</strong> civarında “<strong>Dürzi”</strong> tabir edilen küçük bir topluluk olduğu biliniyor.</p>
<p><strong>Suriye, Lübnan ve İsrail&#8217;</strong>le coğrafi yakınlığı nedeniyle <strong>Hatay</strong>, <strong>Türkiye</strong>&#8216;deki<strong>Dürziler</strong>’in en yoğun yaşadıkları il.</p>
<p><strong>Hatay</strong>&#8216;daki kadar olmasa da <strong>Adana</strong> ve <strong>Mersin</strong>&#8216;de küçük <strong>Dürzi</strong> topluluklar mevcut. Bazı yerlerde <strong>Nuseyriler</strong> ile iç içe yaşadıklarından dolayı <strong>Dürziler’</strong>in ayırt edilmesi zor gibi.</p>
<p><strong>Suriye</strong>’den göçlerle birlikte <strong>Türkiye</strong>’de özellikle <strong>Hatay</strong>’da <strong>Dürzi</strong> nüfusunda artış olması söz konusu.</p>
<p><strong>Türkiye’ye göç eden Dürziler, muhalif gruplarla birlikte hareket etmiyor. </strong></p>
<p><strong>Yeryüzündeki Dürziler’in sayısı 2 milyon civarında. Bunun 100 bini İsrail&#8217;de, 600 bini Lübnan&#8217;da, 700 bini Suriye&#8217;de, 15 bini Ürdün&#8217;de yaşıyor. </strong></p>
<p><strong>İsrailde yaşayan Düziler Uydu kanallarından Türkiye televizyonlarını izliyorlar.</strong></p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/akdeniz_kYbrYs_filistin_kYyYlarY.jpg" /></p>
<p><strong>1222</strong>&#8216;de<strong> İslam</strong>&#8216;dan koparak <strong>bağımsız bir topluluk </strong>haline gelen <strong>Dürziler</strong>’in kutsal mekanları <strong>Makam</strong>, <strong>Nazareth</strong> ile <strong>Taberiye</strong> gölünün arasında.</p>
<p><strong><em>Dürzi Lider Velid Canbulat&#8217;ın büyük dedesi Yavuz Sultan Selim’in paşasıydı…</em></strong></p>
<p><strong><em><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/velid_canbolat_aa.jpg" data-imageplus-ch="1" /></em></strong></p>
<p>Bu ailenin atası <strong>Kasım Bey</strong>’dir. Onun oğlu olan ve aileye adını veren <strong>Canbolat Bey, Osmanlı</strong> sarayında yetişmiş, daha sonra <strong>Kilis</strong> <strong>Sancağı</strong> kendisine “<strong>ocaklık”</strong> olarak verilmiştir.</p>
<p><strong>Canpolatoğulları</strong> bölgede, <strong>Abbasiler</strong> döneminden beri yönetici aileler arasındadır.</p>
<p><strong>Canpolat Bey,</strong> <strong>1550</strong>’lerin başında <strong>Kilis Sancakbeyliği</strong>’ne getirildikten sonra aile artık “<strong>Canbolatoğlulları</strong>” olarak anılır.</p>
<p><strong>Canbolad Bey’in</strong> babası <strong>Kasım Bey</strong>, <strong>Yavuz Sultan Selim</strong>’in <strong>Mısır</strong> seferinde <strong>Hayre Bey</strong>’le birlikte padişahın yanında yer alınca; <strong>Yavuz</strong> <strong>Sultan Selim, Kasım Bey’i İstanbul’a</strong> çağırdı.</p>
<p>Daha sonra <strong>Halep Beylerbeyi Karaca Paşa</strong>’nın iftirasına uğrayan <strong>Kasım</strong> <strong>Bey</strong> idam edildi, ama oğlu <strong>Canbolad</strong>, padişahın koruması altına alındı.</p>
<p><strong>Kanuni Sultan Süleyman</strong> döneminde <strong>Belgrad, Boğdan, Rodos </strong>ve <strong>Bağdat</strong>seferlerine katılarak yararlılıklar gösteren <strong>Canbolad Bey</strong>, daha sonra <strong>Kilis</strong> ve yöresindeki asayişi sağlamakla görevlendirildi.</p>
<p><strong>Canbolad Bey,</strong> Padişah 2. Selim döneminde <strong>Kıbrıs</strong>’ın Fethi sırasında (1571)<strong>Magosa</strong>’da şehit düştü.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/canbulat-pasa-turbesi1.jpg" /></p>
<p><em>-Kıbrıs Magosa’daki Kilis Sancakbeyi Canbolad Paşa Türbesi, başucunda Barbaros Hayreddin Paşa’nın Sancak-ı Şerifi-</em></p>
<p><strong>Kilis</strong>’te kendi adını taşıyan ve halen hizmet veren <strong>cami</strong> (Canbolai /Canboladiyye /Canbolaoğlu /Tekke /Tekye Camii) yanında türbesi ve  Canbolad Bey’in vakfiyesi bulunuyor.</p>
<p>19. yüzyılın ortalarından beri <strong>Lübnan</strong> siyasi hayatında en etkin aktörlerden biri olan<strong>Canbulat Ailesi</strong>, aynı zamanda rakipleri <strong>Yazbaki Klanı</strong> (özellikle Aslan Ailesi) ile<strong>Dürzî</strong> toplumunun liderliği için mücadele etmiştir.</p>
<p>Daha önce <strong>Kilis</strong>&#8216;te ikamet eden <strong>Canbulatlar,</strong> <strong>Halep&#8217;</strong>te yaşarken, <strong>Dürzî</strong> lider<strong>Fahreddin</strong>’in davetiyle <strong>Lübnan’</strong>a göç etmiş ve <strong>Mukhtara</strong> bölgesine yerleşmiştir.</p>
<p><strong>Osmanlı Devleti idaresindeki Lübnan’da önceleri Dürzî aileler güçlü ve egemendi. </strong></p>
<p><strong>Osmanlı Devleti tarafından Müslümanlığın içinde sayılan Dürzîler, Lübnan Dağlarında devletin dolaylı egemenliğini sağlayacak yegâne güçtü. </strong></p>
<p><strong>Birinci Dünya Savaşı</strong> sonrasında <strong>Fransızlar</strong>, <strong>Dürzîler</strong>&#8216;in yaşadıkları yörede özerk “<strong>Cebel-i Durûz Emirliği</strong>”ni kurdu.</p>
<p><strong>Dürzî Emirliği, 1936</strong> yılında kaldırıldı ve <strong>Dürzîler</strong>&#8216;in bir kısmı <strong>Suriye</strong>&#8216;ye, bir kısmı da<strong>Lübnan</strong>&#8216;a bağlandı.</p>
<p><strong>Dürzî</strong> nüfusu konusunda kesin bir bilgi olmamakla birlikte değişik kaynaklara göre sayıları, <strong>1 Milyon</strong> ile <strong>2 Milyon 500 Bin</strong> arasındadır.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/durziler_sarYklYY.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Dürzîler</strong>; bugün <strong>Lübnan, Suriye, İsrail ve Ürdün</strong>&#8216;de dağınık topluluklar biçiminde yaşarlar. En yoğun bulundukları bölge <strong>Lübnan</strong>&#8216;ın dağlık yöreleridir.</p>
<p><strong>Dürzîler&#8217;in</strong> ana dili <strong>Arapça’dır</strong>.</p>
<p><strong>Suriye</strong> ve <strong>Ürdün&#8217;deki</strong> <strong>Dürzîler</strong>, <strong>Gebel</strong>&#8216;e bağlı <strong>Şam</strong> lehçesini, <strong>Lübnan</strong>&#8216;dakiler ise <strong>Beyrut</strong> lehçesini konuşur.</p>
<p>Ayrıca <strong>Suriye</strong> ve <strong>Lübnan</strong>&#8216;daki <strong>Dürzîler</strong>&#8216;in bir kısmı, yaşadıkları bölgenin bir zamanlar<strong>Fransız</strong> hakimiyetinde olmasından dolayı ileri düzeyde <strong>Fransızca</strong> da bilir ve konuşur.</p>
<p><strong>İsrail</strong>&#8216;deki <strong>Dürziler</strong> ise <strong>Arapça</strong>&#8216;nın yanı sıra <strong>İbranice</strong> de bilir.</p>
<p><strong><em>Dürzilerin Lübnan&#8217;da kilit rolü var…</em></strong></p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/Lubnan_HaritasY2.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Lübnan</strong> nüfusunun <strong>yüzde 5’ini Dürziler </strong>oluşturuyor.  <strong>Lübnan</strong> anayasasına göre<strong>Lübnan Ordu Komutanı</strong>’nın her zaman bir <strong>Dürzi</strong> olması şart.</p>
<p><strong>Lübnan</strong> <strong>Cumhuriyeti</strong>, <strong>1943</strong> yılında <strong>Fransız</strong> mandasından vazgeçerek bağımsızlığını ilan etti. Ülkeyi bağımsız bir devlete dönüştüren <strong>Lübnan Milli Paktı</strong> ile <strong>Maruni Hristiyanlar</strong>, yabancı güçlerden himaye arayışına son vererek, <strong>Lübnan’ı</strong> bir <strong>Arap</strong><strong>ülkesi</strong> olarak kabul etti.</p>
<p><strong>Kemal Canbolat</strong>’ın liderliğindeki <strong>Dürzi İlerici Sosyalist Partisi’</strong>nin militer kolu olan<strong>Halkın Kurtuluş Ordusu</strong> da ilerleyen yıllarda iç savaşın en önemli aktörlerinden birine dönüştü.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/lubnann_savass_-beyrut-re.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Kemal Canbolat</strong>’ın <strong>1977</strong>’de <strong>Suriye</strong> istihbaratının düzenlediği suikast ile öldürülmesinden sonra Dürzilerin liderliğine oğlu <strong>Velid Canbolat</strong> geçti.</p>
<p>Çoğunlukla <strong>Filistinliler</strong> ile ittifak kurup <strong>Hristiyan Falanjistler</strong> ile çatıştılar.<strong>Dürziler</strong>’in en yoğun savaşı, <strong>1982-83 </strong>yıllarında <strong>Beyrut’un</strong> güneydoğusundaki dağlık bölgedeki ‘<strong>Dağ Savaşı</strong>’nda gerçekleşti.</p>
<p><strong><em>Türkiye’nin Lübnan Emiri Velid Canbolat&#8230;</em></strong></p>
<p><strong>Velid Canbolat,</strong> aradan yüzyıllar geçmesine karşın Osmanlı’nın varisi gibi hareket ediyor <strong>Lübnan&#8217;daki</strong> <strong>Cebeli Dürz, Dürz</strong> <strong>Dağları’nda</strong> adeta kuş uçurtmuyor.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/velid_canbolat.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p>Bilmeyenler için söyleyelim; inançlarını yüzyıllardır kimsenin çözemediği <strong>200 bin Dürzi&#8217;</strong>nin hem <strong>ruhani</strong> hem de <strong>siyasi</strong> lideri.</p>
<p><strong>Suudi Arabistan</strong> ile <strong>İran</strong> arasında dengeye oynuyor.</p>
<p><strong>Suriye Devlet Başkanı Esad</strong>’a “<strong>Yılan</strong>” ve “<strong>Gaddar</strong>” diyor.</p>
<p>O reel politik düşünebilen bir lider.</p>
<p>Suriye karşıtı <strong>14 Mart Hareketi</strong>’nin öncülerinden <strong>Canbolat</strong>&#8216;ın <strong>Mart</strong> <strong>2010</strong>’da <strong>Devlet Başkanı Beşar Esad</strong>’ın daveti üzerine gerçekleştirdiği <strong>Şam</strong> ziyareti bölgesel dengeler için önemliydi çünkü o tarihte <strong>Türkiye</strong> ve <strong>Suriye</strong> yönetiminin arasından su sızmıyordu.</p>
<p><strong>Lübnan</strong> siyasetinde daha çok <strong>bağımsız</strong> hareket eden <strong>İlerici Sosyalist Parti Başkanı Velid Canbolat,</strong> <strong>9 Temmuz 2012</strong>’de <strong>Türkiye</strong>’ye yaptığı ziyarette <strong>Türkiye</strong>’nin <strong>Suriye</strong><strong>politikasını</strong> övmüştü.</p>
<p><strong>2005</strong> yılında eski<strong> Başbakan Refik Hariri</strong>’nin öldürülmesi sonrasında, <strong>Canbolat</strong> ve <strong>14 Mart Hareketi</strong>, <strong>Suriye</strong>’yi, <strong>Hariri</strong>’nin ölümünde rolü olduğu gerekçesiyle suçlamıştı.</p>
<p><strong>Suriye,</strong> bu iddiaları hiçbir zaman kabul etmedi.</p>
<p>Fakat uluslararası baskılar yüzünden <strong>2005</strong> yılında, bölgedeki 30 yıllık askeri varlığını çekmek zorunda kaldı.</p>
<p><strong>İlerici  Sosyalist Partisi Genel Başkanı Dürzi lider Velid Canbolat</strong> birçok kez<strong>Suriye</strong>&#8216;deki silahlı ayaklanmayı destekleyen açıklamalar yaptı.</p>
<p><strong>Esad</strong> ailesini oldum olası sevmedi.</p>
<p>Babasının <strong>Hafız Esat</strong>&#8216;ın talimatıyla <strong>Suriye Muhaberatı</strong> tarafından öldürüldüğünü bilmesi onu <strong>Suriye</strong> konusunda karşıt bir mevziye sürükledi.</p>
<p><strong>Dürzîler’i, “Falanjistler</strong>” yani <strong>Lübnanlı faşist Hıristiyanlar</strong>&#8216;a karşı korumak için<strong>gaddarca</strong> davrandı<strong>. </strong></p>
<p>Pragmatik, oportünist ya da gerçekçi lider olduğunu, <strong>Falanjistler</strong>&#8216;in lideri <strong>Emin Cemayel&#8217;</strong>i <strong>Muhtara</strong>&#8216;da ağırlayarak, parlamentoda onunla işbirliği yapmayı kabul ederek gösterdi.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/velid_canbolat__2015.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p>Nasıl ki <strong>Lübnan</strong>&#8216;da<strong> Velid Canbolat,</strong> “<strong>Türkiye’nin Sancak Beyi</strong>”, onun gibi dünyanın kriz bölgelerinde onlarca sancak beyi <strong>Ankara</strong>’nın bir işaretini bekliyor.</p>
<p>.</p>
<p><strong>Ömür Çelikdönmez</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/velid-canbolat-araplara-osmanliyi-hatirlatti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kamışlı’daki PKK İstihbarat Merkezi &#8216;Nevanda Legerine Politik&#8217; Havaya Uçuruldu!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kamislidaki-pkk-istihbarat-merkezi-nevanda-legerine-politik-havaya-ucuruldu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kamislidaki-pkk-istihbarat-merkezi-nevanda-legerine-politik-havaya-ucuruldu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Jun 2019 12:12:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ömür Çelikdönmez]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11404</guid>

					<description><![CDATA[Suriye’de iç karışıklık başladığında 2012 Aralık ayında bir grup Suriyeli Kürt, silahlı propaganda örgütlerinin yanı sıra askeri, siyasi, ekonomik ve toplumsal alanlarda strateji belirleme geliştirme ve uygulama amaçlı Rojava Stratejik Araştırmalar Merkezi (NRLS) kurulmasını kararlaştırdı. Daha sonra Rojava Stratejik Araştırmalar Merkezi (NRLS) planlamalarını, alt yapı çalışmalarını tamamladı. NRLS, Kuzey Suriye Demokratik Federalizm Örgütleme Konseyi, MSD, TEV&#8211;DEM ve Demokratik Özerklik Yönetimi üyelerinin yer aldığı bir gözlem komitesi oluşturdu.  Komiteye bağlı alt komitelerin iş bölümü ve görevlerine dair çok sayıda toplantı gerçekleştirdi. Rojava Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin PKK/PYD çatısı altında bir istihbarat servisi oluşturduğu çok sonradan anlaşıldı. Türk İstihbarat birimlerinin raporlarında ele alınan bu karşı istihbarat yapılanmasının ismi 2016’da Emniyet Genel Müdürlüğü’nün illere gönderdiği genelgeyle duyuldu. Ancak Rojava Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin başlattığı çalışmayla oluşturulan bu yeni yapılanmayı Türk Kamuoyu 2016’da öğrendi. PKK/KCK 2016’da, Nevanda Legerine Politik-Politik Araştırmaları Merkezi (NLP) adıyla istihbarat birimi kurdu…  Bölücü terör örgütü PKK/KCK 2016’da, Nevanda Legerine Politik-Politik Araştırmaları Merkezi (NLP) adıyla istihbarat birimi kurdu. Burada görevlendirdiği teröristleri Kuzey Irak’taki örgüt kamplarında istihbarat, bomba eğitimi, silahlı eylem, pusu, hendek ve halk ayaklanması gibi konularda eğitti. Daha sonra bu teröristler Türkiye’de olası terör eylemleri öncesi istihbarat sağladı,kamu-kurum ve kuruluşlar ile askeri ve güvenlik birimleriyle ilgili istihbari bilgiler topladı. Özellikle şehirlere yerleştirilen bu teröristler, terör örgütüne bilgi akışı sağladı. Birim, PKK’nın şehirlerdeki terör eylemlerini yapan TAK (Kürdistan Özgürlük Şahinleri) koluna, özellikle yaz aylarında yapılacak saldırılar konusunda bilgi sağlamak amacıyla kurulmuştu. PKK/PYD İstihbarat Merkezi neden Haseke/Kamışlı’da kuruldu? &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Suriye</strong>’de iç karışıklık başladığında <strong>2012</strong> <strong>Aralık</strong> ayında bir grup <strong>Suriyeli Kürt</strong>, silahlı propaganda örgütlerinin yanı sıra askeri, siyasi, ekonomik ve toplumsal alanlarda strateji belirleme geliştirme ve uygulama amaçlı <strong>Rojava Stratejik Araştırmalar Merkezi</strong> (NRLS) kurulmasını kararlaştırdı.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/pyd_ypg_omur_kapak.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p>Daha sonra <strong>Rojava Stratejik Araştırmalar Merkezi</strong> (NRLS) planlamalarını, alt yapı çalışmalarını tamamladı.</p>
<p><strong>NRLS</strong>, <strong>Kuzey Suriye Demokratik Federalizm Örgütleme Konseyi</strong>, <strong>MSD</strong>, <strong>TEV</strong>&#8211;<strong>DEM</strong> ve <strong>Demokratik Özerklik Yönetimi</strong> üyelerinin yer aldığı bir gözlem komitesi oluşturdu.  Komiteye bağlı alt komitelerin iş bölümü ve görevlerine dair çok sayıda toplantı gerçekleştirdi.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/Rojava_Stratejik_AraYtYrmalar_Merkezi..jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Rojava Stratejik Araştırmalar Merkezi</strong>’nin <strong>PKK/PYD</strong> çatısı altında bir <strong>istihbarat servisi</strong> oluşturduğu çok sonradan anlaşıldı. <strong>Türk İstihbarat </strong>birimlerinin raporlarında ele alınan bu karşı istihbarat yapılanmasının ismi <strong>2016</strong>’da <strong>Emniyet Genel Müdürlüğü’</strong>nün illere gönderdiği genelgeyle duyuldu.</p>
<p>Ancak <strong>Rojava Stratejik Araştırmalar Merkezi</strong>’nin başlattığı çalışmayla oluşturulan bu yeni yapılanmayı Türk Kamuoyu 2016’da öğrendi.</p>
<p><strong><em>PKK/KCK 2016’da, Nevanda Legerine Politik-Politik Araştırmaları Merkezi (NLP) adıyla istihbarat birimi kurdu…</em> </strong></p>
<p>Bölücü terör örgütü<strong> PKK/KCK</strong> <strong>2016</strong>’da, <strong>Nevanda Legerine Politik-Politik Araştırmaları Merkezi</strong> (NLP) adıyla i<strong>stihbarat birimi </strong>kurdu.</p>
<p>Burada görevlendirdiği teröristleri <strong>Kuzey Irak</strong>’taki örgüt kamplarında istihbarat, bomba eğitimi, silahlı eylem, pusu, hendek ve halk ayaklanması gibi konularda eğitti.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/pyd_ypg_pkk.jpeg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p>Daha sonra bu teröristler <strong>Türkiye</strong>’de olası terör eylemleri öncesi istihbarat sağladı,<strong>kamu-kurum ve kuruluşlar ile askeri ve güvenlik</strong> birimleriyle ilgili istihbari bilgiler topladı.</p>
<p>Özellikle şehirlere yerleştirilen bu teröristler, terör örgütüne bilgi akışı sağladı.</p>
<p>Birim, <strong>PKK</strong>’nın şehirlerdeki terör eylemlerini yapan <strong>TAK</strong> (Kürdistan Özgürlük Şahinleri) koluna, özellikle yaz aylarında yapılacak saldırılar konusunda bilgi sağlamak amacıyla kurulmuştu.</p>
<p><strong><em>PKK/PYD İstihbarat Merkezi neden Haseke/Kamışlı’da kuruldu?</em></strong></p>
<p><strong>1978</strong>’de gittiği <strong>Suriye’den</strong> 19 yıl boyunca terör örgütünü yöneten <strong>PKK</strong> lideri<strong>Abdullah Öcalan’a</strong> <strong>Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed</strong> ilk kamp merkezi olarak<strong>Haseke</strong> ili <strong>Kamışlı</strong> bölgesini tahsis etmişti.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/heseke_kamYYlY..jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Haseke/Kamışlı</strong> bir süre bu terör yapılanmasının merkezi oldu.</p>
<p>Ancak bu kampın handikapı <strong>Türkiye</strong> sınırına yakın olmasıydı. <strong>Kürt</strong> nüfusu ve sınır geçişlerindeki kolaylık nedeniyle tercih edilen <strong>Haseke</strong>’nin, <strong>PKK</strong> merkezi olmasından bir süre sonra vaz geçildi.</p>
<p>Sebep?</p>
<p>Saklanma ve eğitim amaçlı kamp faaliyetlerinin <strong>Türkiye</strong>’den rahat izlenebilirliği gerekçesi ileri sürülmüştü. <strong>Hafız Esad</strong>’ın talimatıyla <strong>Suriye</strong> gizli servisi <strong>El</strong><strong>Muhaberat</strong>’ın himayesine bırakılan terör örgütünün <strong>Haseke</strong>’den sonra eğitim ve yönetim merkezi <strong>Lazkiye-Bayır-Bucak</strong> bölgesiydi.</p>
<p><strong><em>ABD Üsleri de bu bölgede kuruldu…</em></strong></p>
<p><strong>ABD,</strong> 23 bin kilometre yüzölçümüne sahip <strong>Haseke</strong>’de 5 ayrı askeri üs kurdu. <strong>PKK</strong> ve diğer terör örgütlerinin eğitim ve lojistik ihtiyaçları bu askeri üslerden karşılanıyor.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/lazkiye_bayYr_bucak.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Türkiye</strong> sınırına 70 kilometre uzaklıktaki <strong>Haseke</strong> ili, <strong>PKK</strong> ve <strong>ESED</strong> güçlerinin kontrolünde. <strong>Haseke</strong> kırsalının yüzde <strong>95’ini PKK</strong> denetim altında bulunduruyor.</p>
<p><strong>PKK/PYD</strong> talebiyle <strong>Türkiye</strong>’nin sınırdan askeri müdahalesini önlemek için özel seçilen noktalara inşa edilen <strong>ABD Askeri Üsleri’</strong>nde, <strong>Kuvvet-i Senadid, 99. Tugay, Suvvar Rakka, Cundul Harameyn</strong> ve <strong>Burkan el Fırat </strong>gibi birçok terör unsuru eğitim gördü.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/karayYlanlar..png" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>PKK</strong> terör örgütünün <strong>Elder Halil, Şahin Cilo ve Bahoz Erdal </strong>gibi elebaşları da yine bu dönem zarfında <strong>Haseke-ABD</strong> üslerinde gizlendi, örgütü buradan yönlendirdi.<strong>Obama</strong> yönetiminin temsilcisi <strong>Brett McGurk </strong>da tüm faaliyetlerini <strong>Haseke</strong> merkezli yürütmüştü.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/abd_pydd.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>PKK</strong>’yı kamufle amaçlı kurulan <strong>SDG</strong>, <strong>Burkan El Fırat</strong> gibi paravan terör oluşumlarının kuruluşu ve ilanı da yine <strong>Haseke</strong>’de planlandı.</p>
<p><strong><em>Fransa İstihbaratı, Rojava Stratejik Araştırmalar Merkezi’ne nüfuz etti…</em></strong></p>
<p><strong>Suriye</strong> kuzeyinde başta <strong>ABD</strong>’de olmak üzere, <strong>Fransa</strong>, <strong>İngiltere</strong> ve <strong>Almanya</strong>’nın askerî güçleri mevcut. <strong>ABD</strong>’nin bölgedeki <strong>diplomat,</strong> sayısı <strong>asker</strong> sayısına ters orantılı artıyor. <strong>Amerikalı generaller, PKK/YPG’lilerle</strong> poz veriyor el sıkışıyor.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/ypg_li_abd_lii.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Fransa</strong> öncü rolde. <strong>PKK/YPG</strong>’nin yakaladığı <strong>Fransız IŞİD</strong>’lilerin <strong>PYD</strong> bölgesindeki mahkemelerde yargılanmasını kabul ettiğini açıklayarak bir devletin varlığının en temel unsuru olan <strong>PKK/PYD yargısını,</strong> dolayısıyla devlet uygulamasını tanımıştı.</p>
<p><strong>Fransızlar, PKK/PYD</strong> ile irtibatlarını ‘<strong>Rojava Stratejik Araştırmalar Merkezi’</strong>üzerinden sağlıyor. <strong>Fransa,</strong> zaman zaman bu merkez aracığıyla sözde sosyal içerikli projeler hazırlatıyor,  paneller düzenletiyor.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/fransa-ypg.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p>Hatta geçen yıl; <strong>Mısır, Irak ve Kolombiya</strong>’dan gelen akademisyenler ve siyasilerin yanı sıra <strong>Fransa</strong>’nın eski <strong>Dışişleri Bakanı Kouchner</strong>, stratejik araştırmacı <strong>Jirar Şalyan</strong>’ı kapsayan heyet, <strong>Suriye</strong>’nin kuzeydoğusunda <strong>Kamışlı</strong> kentinde ‘<strong>özerk</strong>’ yönetime bağlı dış ilişkiler kurulu karargâhında bir araya gelmişti.</p>
<p>Heyet, <strong>Amuda</strong>’da <strong>Rojava Stratejik Araştırmalar Merkezi</strong>’nin himayesinde yapılacak “<strong>Afrin’de etnik temizlik ve demografik değişiklik</strong>” uluslararası foruma katılmak için<strong>Kamışlı</strong>’ya da uğramıştı.</p>
<p><strong><em>PKK/PYD İstihbarat Merkezi havaya uçtu, ABDli ve Fransız ajanlar göğe yükseldi!..</em></strong></p>
<p><strong>PKK/PYD, Amerika</strong> ve <strong>Fransa</strong>’nın desteği ile kontrol ettikleri bölgede <strong>Kürt</strong> olamayan etnik unsurları özellikle <strong>Arap</strong> aşiretleri istemiyor. <strong>Arap</strong> nüfusun bölgeden ayrılmalarını sağlamak için başvurulan yöntemlerden birisi de ekili alanların yakılması.</p>
<p>Son 1 ayda <strong>Rakka, Deyrizor, Haseke, Kamışlı </strong>ve <strong>Rasulayn</strong>’da  terör örgütünün çıkardığı yangınlarla <strong>Arap ailelere ait 54 bin dönüm buğday</strong> ekili alan yok oldu.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/pydliler-tarlayi-yakinca-.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Afrin</strong>’den <strong>Kobani</strong> ve <strong>Cezire</strong>’ye kadar çok sayıda arazi yakıldı. <strong>Kamışlı</strong>’da ise, şimdiye kadar 3 bin hektar ekin arazisi, ateşten nasibini aldı.</p>
<p>Bölge halkının tepkisi gecikmedi.</p>
<p><strong>Suriye</strong>&#8216;de <strong>Fırat</strong>&#8216;ın doğusunda, <strong>YPG</strong>&#8216;nin başını çektiği <strong>Demokratik Suriye Güçleri’</strong>ne (DSG)&#8217;karşı <strong>Halk Özgürlük Hareketi </strong>(Ahrar&#8217;ul Şab) adında yeni bir grup kuruldu.</p>
<p>Örgüt, <strong>DSG</strong>&#8216;nin halka baskı yaptığını ve <strong>Arap Aşiretlere</strong> baskınlar yaptığını savunarak,<strong>DSG</strong>&#8216;ye karşı mücadele edeceklerini duyurdu.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/Ahrarul_Yab.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Ahrar&#8217;ul Şab</strong> örgütü ayrıca ilk eylemini de gerçekleştirdi. <strong>DSG</strong>&#8216;nin kontrolündeki<strong>Rakka</strong> kentinin merkezinde bir askeri araç ateşe verdi.</p>
<p>Asıl saldırı <strong>Suriye</strong>’nin kuzeyindeki <strong>PKK istihbarat merkezini </strong>hedef aldı. Bombalı araçla düzenlenen operasyonda <strong>Kamışlı</strong>’daki <strong>PKK</strong> istihbarat merkezi havaya uçuruldu.</p>
<p>Olayda onlarca <strong>PKK</strong> <strong>militanı</strong> öldü ve yaralandı.</p>
<p>Bombalı saldırıda ölen <strong>PKK</strong> istihbarat unsurlarının arasında iki komutanın yanı sıra<strong>PKKl’ı</strong> yetkilerle toplantı gerçekleştiren <strong>PKK/PYD</strong> istihbaratına teknik destek sağlayan<strong>ABD’li</strong> ve <strong>Fransız</strong> gizli servis mensuplarının da öldüğü iddia ediliyor.</p>
<p>Bu merkezin hatırası çok.</p>
<p>Havaya uçurulan bu istihbarat merkezinde yapılan görüşmelerde <strong>Beşar Esed</strong>rejimi, terör örgütü <strong>PKK/PYD</strong>&#8216;ye ele geçirdiği bölgelerden çıkması karşılığında <strong>özerklik</strong> vermeyi önermiş, ancak örgüt hâlihazırda işgal ettiği tüm bölge için <strong>federasyon</strong> statüsü istemişti.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/ali-memluki-_1.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Esed</strong> rejimi adına görüşmeye istihbaratın en tepe ismi olarak bilinen <strong>Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Memluk</strong> katılmıştı.</p>
<p>.</p>
<p><strong>Ömür Çelikdönmez</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kamislidaki-pkk-istihbarat-merkezi-nevanda-legerine-politik-havaya-ucuruldu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkler’in Bilderberg Korkusu Yersiz Çünkü Kurucusu Bir Türk!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/turklerin-bilderberg-korkusu-yersiz-cunku-kurucusu-bir-turk/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/turklerin-bilderberg-korkusu-yersiz-cunku-kurucusu-bir-turk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Jun 2019 08:15:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Ömür Çelikdönmez]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11077</guid>

					<description><![CDATA[Avrupa ve Kuzey Amerika arasındaki diyaloğu güçlendirme amacı güden, sanayi, finans, akademi ve medyadan liderler ve uzmanların çağırıldığı, 65. Bilderberg Grubu Toplantısı geçtiğimiz hafta İsviçre&#8216;nin Montrö kentinde yapıldı. Birçok ülkeden liderler ile sanayi, finans, akademi ve medya sektöründen “130 seçkin konuk” toplantının davetlisiydi. Amerika’dan kimler katıldı? -Nadella, Schmidt, Karp- ABD Başkanı Donald Trump&#8216;ın damadı Jared Kushner, Microsoft Yönetim Kurulu Başkanı Satya Nadella, Google&#8217;ın eski başkanı Pentagon danışmanlarından Eric Schmidt, Paypal&#8217;ın milyarder kurucusu Peter Thiel ve eski ABD Dışişleri BakanıHenry Kissinger, ABD’den çağrılan heyette yer aldı. 2018’de Torino&#8217;da düzenlenen Bilderberg Toplantısı’na Türkiye’den kimler katılmıştı?  Bilderberg toplantısına geçen yıl, Türkiye’den Massachusetts Teknoloji Enstitüsü de (MIT) akademisyenlik yapan fizik mühendisi Canan Dağdeviren, Koç Holding BaşkanıÖmer Koç, Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde görevli Doç. Dr.Behlül Özkan, Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ile Hürriyet Daily News genel yayın yönetmeni Murat Yetkin iştirak etmişti. Bu yıl toplantının gündemi neydi? Türkiye&#8217;den kimler vardı? Türkiye masaya yatırıldı mı? 65. Bilderberg Grubu Toplantısı’nda ele alınan başlıca konular arasında Çin, Rusya, Avrupa, Brexit yanı sıra yapay zeka ve uzayın önemi ve siber tehditler dikkat çekti. Yolun sonunu görmüş olmalılar ki; küresel emperyalistler, “Kapitalizmin geleceği”niBilderberg toplantısına taşıdılar. Columbia Üniversitesi mezunu, Koç Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, Türkiye’den bu yıl katılanlar arasındaydı. Emekli büyükelçi, CHP 27. Dönem İstanbul Milletvekili Ünal Çeviköz, Özyeğin Üniversitesinden siyaset bilimci Evren Balta, Koç Üniversitesinde akademisyen Selva Demiralp ve Max Planck Enstitüsü’nde direktörlük görevine getirilen ilk Türk Metin Sitti. Toplantının ana gündeminde Türkiye olmamasına rağmen &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Avrupa</strong> ve <strong>Kuzey Amerika</strong> arasındaki diyaloğu güçlendirme amacı güden, sanayi, finans, akademi ve medyadan liderler ve uzmanların çağırıldığı, <strong>65. Bilderberg Grubu Toplantısı</strong> geçtiğimiz hafta <strong>İsviçre</strong>&#8216;nin <strong>Montrö</strong> kentinde yapıldı.</p>
<p>Birçok ülkeden liderler ile sanayi, finans, akademi ve medya sektöründen “<strong>130 seçkin konuk</strong>” toplantının davetlisiydi.</p>
<p><strong><em>Amerika’dan kimler katıldı?</em></strong></p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/Bilderberg__nadella-schmidt-karp-bilderberg.png" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><em>-Nadella, Schmidt, Karp-</em></p>
<p><strong>ABD Başkanı Donald Trump</strong>&#8216;ın damadı <strong>Jared Kushner</strong>, Microsoft Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Satya Nadella</strong>, Google&#8217;ın eski başkanı Pentagon danışmanlarından <strong>Eric Schmidt</strong>, Paypal&#8217;ın milyarder kurucusu <strong>Peter Thiel</strong> ve eski ABD Dışişleri Bakanı<strong>Henry Kissinger,</strong> <strong>ABD’den</strong> çağrılan heyette yer aldı.</p>
<p><strong><em>2018’de Torino&#8217;da düzenlenen Bilderberg Toplantısı’na Türkiye’den kimler katılmıştı? </em></strong></p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/bilderberg_2018.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Bilderberg</strong> toplantısına geçen yıl, <strong>Türkiye’den</strong> Massachusetts Teknoloji Enstitüsü de (MIT) akademisyenlik yapan fizik mühendisi <strong>Canan Dağdeviren</strong>, Koç Holding Başkanı<strong>Ömer Koç</strong>, Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde görevli Doç. Dr.<strong>Behlül Özkan</strong>, Başbakan Yardımcısı <strong>Mehmet</strong> <strong>Şimşek</strong> ile Hürriyet Daily News genel yayın yönetmeni <strong>Murat Yetkin</strong> iştirak etmişti.</p>
<p><strong><em>Bu yıl toplantının gündemi neydi? Türkiye&#8217;den kimler vardı? Türkiye masaya yatırıldı mı?</em></strong></p>
<p><strong>65. Bilderberg Grubu Toplantısı</strong>’nda ele alınan başlıca konular arasında <strong>Çin, Rusya, Avrupa, Brexit</strong> yanı sıra yapay zeka ve uzayın önemi ve siber tehditler dikkat çekti.</p>
<p>Yolun sonunu görmüş olmalılar ki; küresel emperyalistler, “<strong>Kapitalizmin geleceği</strong>”ni<strong>Bilderberg</strong> toplantısına taşıdılar.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/Omer_Koc.png" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p>Columbia Üniversitesi mezunu, <strong>Koç Holding</strong>’in Yönetim Kurulu Başkanı <strong>Ömer</strong> <strong>Koç</strong>, Türkiye’den bu yıl katılanlar arasındaydı.</p>
<p>Emekli büyükelçi, CHP 27. Dönem İstanbul Milletvekili <strong>Ünal Çeviköz</strong>, Özyeğin Üniversitesinden siyaset bilimci <strong>Evren Balta</strong>, Koç Üniversitesinde akademisyen <strong>Selva Demiralp</strong> ve Max Planck Enstitüsü’nde direktörlük görevine getirilen ilk Türk <strong>Metin Sitti</strong>.</p>
<p>Toplantının ana gündeminde <strong>Türkiye</strong> olmamasına rağmen “<strong>S-400 tercihi</strong>” nedeniyle<strong>Türkiye</strong> de konuşuldu.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;nin</strong> <strong>Rusya&#8217;dan S-400</strong> füze savunma sistemi alımı konusunda ısrarcı olması durumunda yaptırım uygulanacağı kaydedildi.</p>
<p><strong>Ankara&#8217;ya</strong> taviz verilmeyeceği ve <strong>Türkiye’nin,</strong> <strong>F-35</strong> konsorsiyum programından çıkarılarak üretim zincirindeki rolünün sonlandırılacağı belirtildi.</p>
<p><strong>Türkiye</strong>&#8216;nin <strong>S-400</strong> anlaşmasını imzalaması durumunda, bunun <strong>NATO</strong> üzerindeki olumsuz etkisinin oldukça büyük olacağı vurgulandı.</p>
<p><strong>NATO</strong>&#8216;nun stratejik değil güvenlik amaçlı organizasyon olduğu, <strong>Rusya&#8217;nın</strong> bölgedeki kontrolünün artması durumunda bunun <strong>NATO</strong> için önemli bir tehdit unsuru olacağı ifade edildi.</p>
<p><strong><em>Bilderberg neyin nesi? </em></strong></p>
<p>Bilderberg Almanca ve İngilizce karışımı bir sözcük. “<strong>Dağ resimleri</strong>” gibi bir anlamı var.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/bilderberg_2019_sarY_logo.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p>Günümüzde dünyanın kaderini elinde tutan elitlerin bir araya geldikleri bu yapı, adını ilk toplantıyı gerçekleştirdikleri <strong>Hollanda’daki</strong> <strong>Oosterbeek</strong> kentindeki <strong>Hotel De Bilderberg</strong>’den alıyor.</p>
<p><strong>Oosterbeek</strong>; <strong>Arnhem</strong> şehrinin hemen batısında, <strong>Hollanda’nın,</strong> <strong>Gelderland</strong>eyaletinde, eski bir belediye.</p>
<p><strong>Bilderbeg</strong> toplantıları, ilki <strong>29-31 Mayıs 1954</strong> tarihleri arasında <strong>Hollanda’da</strong> yapılan dünyaca etkin isimlerin bir araya geldiği gizli toplantılardır.</p>
<p><strong>1954</strong> yılında ilk defa <strong>Hollanda</strong> <strong>Prensi Bernhard</strong> tarafından, <strong>Avrupa ve Kuzey Amerika </strong>dünyasının elitlerinin bir araya gelmesi adına düzenlenen <strong>Bilderberg</strong><strong>Toplantıları,</strong> dışarıya tamamen kapalı olduğu gibi, komplo teorisyenlerinin de sıkça beslendiği bir yer olma özelliğini taşıyor.</p>
<p>Her yıl düzenlenen özel toplantılara dünya çapında etkin siyasi liderler, iş adamları, akademisyenler ve basın yayın kartellerinin oluşturduğu <strong>120-150 kişilik bir grup</strong>katılır.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/pompeo-ve-kushner-bilderberg-toplantilarina-katildi-2.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Avrupa</strong>’da başlayan <strong>Amerikan</strong> karşıtlığı rüzgârını engellemek için başlatılan toplantıya, siyasi liderlerin, kralların yanında her sektörün dünya devi isimlerinin en üst düzey temsilcileri katılmıştır.</p>
<p>Yıllık bir toplantıya dönüşen bu konferansa <strong>Türkiye’den</strong> de temsilciler davet edilir.</p>
<p><strong>Bilderberg</strong> toplantılarının amacının, <strong>dünyanın düzenini belirlemek</strong> olduğunu düşünen kitle sayısı bir hayli fazladır.</p>
<p><strong>1954</strong>’teki açılış toplantısından bu yana, <strong>Bilderberg</strong>, <strong>Avrupa</strong> ve <strong>Kuzey Amerika</strong>arasında diyaloğu teşvik etmek için tasarlanmış gayri resmi tartışmalar için yıllık bir forum formatı kazandı.</p>
<p>Toplantı, mega eğilimler ve dünyanın karşı karşıya olduğu temel konular hakkında gayri resmi tartışmalar için gerçekleştiriliyor.</p>
<p>Katılımcıların yaklaşık üçte ikisi <strong>Avrupa’dan</strong>, geri kalanı ise <strong>Kuzey Amerika</strong>’dan.</p>
<p><strong><em>Türkiye Bilderberg&#8217;e nasıl bulaştı; kim bulaştırdı? </em></strong></p>
<p><strong>Türkiye</strong>’nin <strong>Bilderberg</strong> macerası <strong>1957</strong>’de başlıyor.</p>
<p><strong>ABD’deki St. Simons</strong>’deki toplantıya <strong>Türkiye’den</strong> ilk kez <strong>İngiltere Büyükelçiliği</strong> ve<strong>NATO</strong> daimi temsilciliği yapan <strong>Muharrem Nuri Birgi </strong>ve <strong>Adnan Menderes</strong> de davet edilmişti.</p>
<p><strong>Muharrem Nuri Birgi</strong> katılmış, ancak daveti kabul eden <strong>Menderes,</strong> dönemin şartları nedeniyle toplantıda bulunamamıştı.</p>
<p><strong><em>Bilderberg’i kuran 9 kişiden biri bir Türk…</em></strong></p>
<p><strong>Muharrem Nuri Birgi, Bilderberg’i kuran 9 kişiden biridir.</strong></p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/Muharrem_Nuri_Birgi_11_.jpeg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Birgi</strong>, “<strong>Fiili başkan”</strong> gibi hareket ediyordu. <strong>Türkiye’deki</strong> ilk <strong>Bilderberg</strong> <strong>Toplantısı,</strong><strong>İstanbul Çınar Otel’</strong>de yapıldığında <strong>Andan Menderes</strong> de katılmıştı.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/Ystanbul_CYnar_OtelY.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Türkiye</strong>’nin çok konuşmadığı ve bilmediği <strong>Birgi</strong>, bazı odaklarda el üstünde tutulurdu. Dışarıda “<strong>Türk Devleti</strong>” denilince akla gelen ilk isimdi!</p>
<p>Büyükelçiydi.</p>
<p><strong>Birgi, NATO’daki Türkiye’ydi!</strong> <strong>1958</strong>’de <strong>Buxton</strong>’da yapılan <strong>Bilderberg</strong> toplantısına katılan<strong> ilk Türk</strong>’tü.</p>
<p>Bu toplantılara katılmaktan daha önemlisi “<strong>Çekirdek Kadro</strong>”da yer almaktı. <strong>Birgi, çekirdeğin çekirdeğindeydi!</strong></p>
<p><strong>Muharrem Nuri Birgi, NATO</strong>’da 12 yıl temsilci olarak görev yaptı. <strong>Paris’te</strong> bulunduğu yıllarda <strong>Fransa’nın</strong> en önemli sanatçılarıyla yakın dost oldu.</p>
<p><strong>1972</strong>’de <strong>NATO’nun</strong> <strong>Türkiye’de</strong> tanıtılması ve kuruluşla iktisadi, kültürel ve siyasi ilişkinin sağlanması amacıyla <strong>Türkiye’de</strong> kurulan “<strong>Atlantic Treaty Association</strong>”ın başkanlığına seçildi.</p>
<p><strong><em>Muharrem Nuri Birgi kimdir?</em></strong></p>
<p><strong>Muharrem Nuri Birgi</strong>’nin annesi <strong>Hüsniye</strong> hanım tarafından dedesi <strong>Hasan</strong> <strong>Rami Paşa</strong>, <strong>Hasan Hüsnü Paşa</strong>’dan sonra gelen <strong>Osmanlı Bahriye Nazırı’</strong>dır.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/Prof._Dr._Ziya_Nuri_birgi.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Babası Kocaeli Saylavı</strong> (Milletvekili) <strong>Profesör Doktor General Ziya Nuri Birgi’</strong>dir.<strong>14 Aralık 1936</strong>’da vefat eden <strong>Prof. Dr. Ziya Nuri Paşa</strong>, <strong>1900</strong> yılı başlarından <strong>1933</strong>yılına kadar süren bir dönemde ülkemizin en başta gelen <strong>KBB Mütehassısı</strong>dır.</p>
<p>Mükemmel <strong>Almanca</strong> ve <strong>Fransızca</strong> bilmektedir ve çeşitli uluslararası dergilerde bu dillerde makaleleri vardır. “<strong>Mantoux testi</strong>” bilindiği gibi <strong>Tüberküloz</strong>’un tanısında yardımcı olabilen ve “<strong>PPD”</strong> (Purified Protein Derivative) olarak bildiğimiz bir deri testidir.</p>
<p><strong>Muharrem Nuri Birgi</strong>, <strong>1907</strong> yılında İstanbul’da doğmuş, <strong>1986</strong>’da ise yine aynı şehirde hayatını kaybetmişti.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/Muharrem_Nuri_Birgi.jpeg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Galatasaray Lisesi</strong>’ni bitirdikten sonra <strong>İsviçre’de</strong> <strong>Cenevre Üniversitesi</strong>’nde <strong>Hukuk Fakültesi</strong>’nde eğitim görmüş, <strong>Fransa’da,</strong> <strong>Paris Siyasal Bilimler Okulu</strong>’nu bitirmişti.</p>
<p><strong>Dışişleri Bakanlığı</strong>’nda çalışmaya başladıktan sonra çeşitli yurtdışı görevlerde bulunmuştu. <strong>1946</strong>’da <strong>Birleşmiş Milletler Genel Kurulu</strong>’na katılan <strong>Türkiye</strong><strong>Delegasyonu</strong>’nda görev almıştı.</p>
<p><strong>1954</strong>’te ise <strong>Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri</strong> yani müsteşarı olmuştu. O yıllarda<strong>Ankara</strong>’da görev yapan diplomatlar <strong>Birgi</strong>’yi “<strong>Geleceği parlak bir isim</strong>” olarak hatırlıyorlardı.</p>
<p>Gerçekten de tahmin ettikleri gibi oldu. <strong>Birgi</strong>, <strong>Ankara</strong>’dan <strong>Londra</strong>’ya tayin edildi ve<strong>1957</strong>&#8211;<strong>1960</strong> arası <strong>Londra Büyükelçiliği </strong>yaptı.</p>
<p><strong>1960-1972</strong> yılları arasında ise <strong>NATO</strong> nezdinde <strong>Türkiye Daimi Temsilcisi’</strong>ydi.</p>
<p><strong>Birgi</strong>’yi, Türkiye Diplomasi Tarihi’nde unutulmaz kılan iyi eğitimi, keskin zekası, hazır cevap ve nüktedan oluşu ile akıllara durgunluk verecek kadar zengin çevresiydi.</p>
<p>Ama bunların hepsinden daha önemlisi <strong>Muharrem Nuri Birgi</strong>’nin <strong>Bilderberg İcra Komitesi</strong> içinde yer almasıydı.</p>
<p><strong>Birgi</strong>, <strong>1972</strong>’de emekli olup <strong>Türkiye’ye</strong> döndüğünde <strong>1968</strong> yılında alıp ünlü mimar<strong>Turgut Cansever</strong>’e restore ettirttiği <strong>Çürüksulu Yalısı</strong>’nda yaşamaya başladı.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/curuksulu_yali.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p>Yalının eski sahibi <strong>Çürüksulu</strong> ailesinden, güzelliği dillere destan <strong>Belkıs</strong> <strong>Hanım</strong>’dı. Bu hanım, aynı zamanda <strong>Muharrem Nuri Birgi</strong>’nin yakın arkadaşıydı.</p>
<p><strong>Muharrem Nuri Birgi’</strong>nin, geleni-gideni eksik olmamıştı. Yalıyı ziyaret eden ünlüler arasında <strong>NATO Genel Sekreteri Joseph Lunz</strong>, keman üstadı <strong>Yehudi</strong> <strong>Menuhin</strong>,<strong>Churchill</strong> ve <strong>Rotschild</strong> ailelerinin üyeleri de vardı.</p>
<p><strong>Muharrem Nuri Birgi</strong>’nin geleni gideni eksik olmamıştı. <strong>Muharrem Nuri Birgi </strong>asla sıradan bir bürokrat değildi.</p>
<p><strong>Atlantik</strong>’in her iki yakasındaki en zengin ve en etkili kişileri bir araya getiren<strong>Bilderberg</strong> topluluğuna kabul edilmekle kalmadı, <strong>üç kişilik idare heyetinde</strong> de yer aldı.</p>
<p>Hem <strong>Türk Atlantik Derneği</strong>’nin hem de <strong>dünyadaki Atlantik derneklerinin</strong>başkanlığını yaptı. <strong>Londra Büyükelçisi </strong>olduğu dönemde, <strong>Başbakan Adnan Menderes</strong>’i <strong>İstanbul</strong>&#8211;<strong>Yeşilköy’de</strong> yapılan <strong>Bilderberg</strong> toplantısına götürmüştü.</p>
<p><strong>Birgi</strong>’nin, <strong>Bilderberg’deki</strong> görevi emekli oluncaya kadar sürmüştü. <strong>Birgi,</strong> bu görevi o tarihlerde yakın arkadaşı, dostu ve sırdaşı olan <strong>Selahattin Beyazıt</strong>’a devretti.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/selahattin_beyazYt.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Beyazıt</strong>; Birgi’den almış olduğu idare heyeti üyeliğini <strong>20 yıl boyunca</strong> devam ettirdi. Daha sonra kendi yerine <strong>Koç Grubu</strong>’ndan <strong>Suna Kıraç</strong>’ı önerdi.</p>
<p>Ancak <strong>Kıraç</strong>’ın kronik rahatsızlığı ortaya çıkınca bu görev yine aynı gruptan bir başka isme geçti.</p>
<p><strong>Birgi</strong>, uzun yıllar resim yapmış, suluboya tabloları ile şöhret kazanmıştı. İyi derecede keman çalan, onu tanıyan müzisyenlerin “<strong>müzikologî&#8221;</strong> olarak gördüğü <strong>Birgi,</strong> tahta ve taş üzerine de boyamalar yapıyordu.</p>
<p><em>“</em><strong><em>Kraliçe Elizabeth’i güldürmeyi başaran tek diplomat”…</em></strong></p>
<p>Cevval bir zekâsı, büyük çalışma gücü, inanılmaz süratli yazı yazabilme yeteneği, dillere destan nüktedanlığı, zaman zaman avangard bile olabilen şıklığı, sevmediklerine karşı tahammülsüzlüğü, alaycılığı ve espri anlayışı <strong>Birgi’</strong>ye emsalleri arasında her zaman birkaç adım öne çıkartıyordu.</p>
<p><strong>1957</strong> ile <strong>1960</strong> arasında <strong>Londra’da</strong> büyükelçilik yaparken de çok başarılı oldu. <strong>Londra Sefareti,</strong> en parlak devrini onunla yaşadı. <strong>Londra’da</strong> görev yaptığı yıllarda “<strong>Kraliçe Elizabeth’i güldürmeyi başaran tek diplomat”</strong> olarak tanındı.</p>
<p><strong>Birgi,</strong> zor dönemlerde diplomatlık yaptı. Onun <strong>Londra Büyükelçiliği</strong> döneminde<strong>Kıbrıs Sorunu</strong> alevlenmişti.</p>
<p>Konuyla ilgili <strong>Londra</strong> ve <strong>Zürih</strong> anlaşmaları imzalanmıştı. Bu anlaşmaların mimarları arasında <strong>Birgi</strong> de vardı.</p>
<p>Yine <strong>1960</strong>’lı yıllarda <strong>Yunanistan</strong> ile <strong>Türkiye</strong>’yi çatışma noktasına getiren <strong>Kıbrıs Krizleri’</strong>nin savaşsız çözümünde <strong>Birgi</strong>’nin büyük emeği bulunuyordu.</p>
<p><strong>Birgi’</strong>nin ölümünden sonra <strong>Bilderberg</strong> idare heyetindeki postunda halen o isim oturuyor, <strong>Selahattin Beyazıt</strong>.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/Selahattin_BeyazYt__toplY.jpeg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Selahattin Beyazıt’ın</strong> hayatı <strong>Muharrem Nuri Birgi</strong>’yle tanışmasından sonra değişti.</p>
<p>Her toplantının ağır topu olan <strong>Birgi</strong>, yanına ilk olarak <strong>Nejat Ezcacıbaşı</strong>’nı aldı.</p>
<p><strong>Cannes</strong>’daki o toplantı çok renkli geçti. <strong>Eczacıbaşı</strong>’nı “<strong>Villa D’Este</strong>”deki toplantıya da götüren<strong> Birgi</strong>’nin asıl yıldızı <strong>Selahattin Bey</strong> olacaktı. Ve daha sonra elini hiç bırakmayacaktı!</p>
<p><strong>Selahattin Beyazıt</strong> kim? İş adamı, sanayici ve <strong>Galatasaray</strong> futbol kulübünün eski başkanlarından.</p>
<p><strong>Beyazıt Şirketler Grubu</strong> Yönetim Kurulu Başkanı. <strong>Selahattin Beyazıt,</strong> <strong>İngiltere</strong>‘de Cambridge Üniversitesinde okurken, <strong>Lordlar Kamarası Başkanı Lord Brabazon of Tara</strong>, <strong>Selahattin Beyazıt</strong>’ın hamiliğini üstlenmiştir.</p>
<p><strong>Lord Brabazon</strong> daha o dönemde <strong>Beyazıt’ı,</strong> <strong>Bilderberg Grubu</strong> ve <strong>Mason</strong> <strong>Locası</strong>’na aldırmıştır.</p>
<p>Babasının, <strong>Lord Brabazon</strong>’la yakın ilişkileri olmuştur. <strong>Selahattin Beyazıt</strong>’ın<strong>Bilderberg Grubu</strong> ile ilişkileri <strong>Paris</strong>, <strong>Londra</strong> ve <strong>NATO</strong> büyükelçilikleri görevinde<strong>Muharrem Nuri Birgi</strong> ile hemen hemen aynı dönemde, <strong>1960</strong>‘lı yıllarda başlamıştır.</p>
<p>Bu dönemde öyle yakın arkadaş olurlar ki hiç evlenmediği için çocuksuz ölen <strong>Birgi</strong>, tüm servetini <strong>Beyazıt’a</strong> bırakmıştır.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/Muharrem_Nuri_Birgi__olumm.jpg" /></p>
<p><strong>Beyazıt</strong>, <strong>1972-1992</strong> yılları arasında <strong>Bilderberg Türkiye Temsilciliği</strong>’ni yürütmüş,<strong>Bilderberg</strong> üyeleri ve <strong>Bilderberg</strong> konferansları katılımcılarının isimlerini bizzat belirlemiştir.</p>
<p><strong>Beyazıt</strong>, zamanla<strong> Bilderberg Grubu</strong> içinde o kadar güçlü duruma gelmiştir ki <strong>İngiliz hükümetleri </strong>gönderilecek büyükelçilerin itimatnamelerini <strong>Türkiye’ye</strong> sunmadan önce<strong>Beyazıt’ın</strong> <strong>görüşünü</strong> almışlardır.</p>
<p><strong>Beyazıt</strong>, hiçbir zaman ön plana çıkmamıştır. Yılın 300 gününü <strong>Türkiye</strong> dışında “<strong>Elitler</strong>” arasında geçirmiş, faaliyetlerini onlarla birlikte perde arkasından planlamıştır.</p>
<p><strong>Amerika</strong> ve <strong>Avrupa</strong> elitleri ile çok derin ilişkiler içindedir. <strong>İngiltere</strong> eski <strong>Başbakanı Margareth Thatcher</strong>’e, “<strong>Magy</strong>” diye hitap edecek derecede samimi; <strong>İngiliz Kraliyet Ailesi </strong>ile <strong>randevusuz</strong> görüşme yapabilecek derecede ender insanlardan biridir.</p>
<p><strong><em>Türkiye yol haritası…</em></strong></p>
<p><strong><em><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/omur_kap_2bilderberg.jpg" data-imageplus-ch="1" /></em></strong></p>
<p><strong>AK Parti</strong>&#8216;nin temsil ettiği “<strong>Muhafazakar Demokrat</strong>” kimliği altına gizlenen “<strong>Siyasal İslam</strong>”, anlaşılan tasfiye sürecinde değerlendirildi.</p>
<p><strong>Türkiye</strong>’de “<strong>Sosyal Demokrat tandanslı bir iktidar” </strong>arayışına yeşil ışık yakıldığı anlaşılıyor.</p>
<p>Türkçesi “<strong>Işık Locası</strong>” bu işle görevli.</p>
<p>Şimdi klasik “<strong>İslamcı”</strong> kafası ile ya “<strong><em>Bu Bilderberg, Lions, Rotaryen veya Mason Kulüpleri, Siyonizmin Büyük İsrail projesine hizmet eden kuruluşlardır</em></strong>” diyeceksiniz</p>
<p>ya da</p>
<p>“<strong><em>Türk devleti büyük devletmiş nerede küresel örgütler varsa oralara hem adamlarını yerleştirmiş</em></strong>” diye düşüneceksiniz?</p>
<p>Karar sizin!</p>
<p>.</p>
<p><strong>Ömür Çelikdönmez</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/turklerin-bilderberg-korkusu-yersiz-cunku-kurucusu-bir-turk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Özel Kuvvetleri Beyaz Hayaletler Her Yerde!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/turk-ozel-kuvvetleri-beyaz-hayaletler-her-yerde/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/turk-ozel-kuvvetleri-beyaz-hayaletler-her-yerde/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 May 2019 11:40:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ömür Çelikdönmez]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Özel Kuvvetleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10841</guid>

					<description><![CDATA[Gerçeğin çölünde yolculuk yapmaya hazır mısınız? Neden Çöl? Çünkü çölde en çok serap görünür ve insanlar da gördükleri serapla kendilerini kaybederler. Aklına mukayyet olanlar gerçek vahaya ulaşır. Lütfen sizler de bu satırları okurken aklınıza mukayyet olun! Hayalet, ölü bir kişinin duyu organlarından en az biriyle algılanabilir şekilde belirmesi. Ölü bir kişiye benzer görüntü, ses gibi algıların genellikle ölen kişiyle ilgili bir yerde ortaya çıkması söz konusu olduğunda bu olay hayalet kavramı ile açıklanır. Erkan Yıldız; sosyal medyada ilginç paylaşımları ve değerlendirmeleriyle dikkatimi çeken takipçisi olduğum bir gönül dostu. Tek başına büyük bir bilgilendirme merkezi gibi. Radarına takılmayan yok. Türkiye’nin yurtdışındaki operasyonlarını gerçekleştiren ekiplere ‘Beyaz Hayaletler’ diyor. “Beyaz Hayaletler” hemen her ülke ordusunun düşman cephe gerisine sızma gerçekleştiren operasyon birlikleri için kullanılır. Erkan Yıldız bunu daha farklı anlamda kullanıyor. Bu kavrama kolektif ve adeta metafiziksel işlev yüklediği söylenebilir. Ona göre “Beyaz Hayaletler” Büyük Asya’nın güç birliğinden oluşan istihbarat veaskeri operasyon timleri. Tibet’ten Tanrı Dağları’na Ural Altay dağlarından, Türkiye’de Sultan Dağları’nauzanan psişik bir yapılanma bu. Budizm, Taoizm ve Sufizm öğretileriyle özel eğitime tabi tutulan gizli, fark edilmeyen bu operasyon güçleri; İnsanın düşünce ile uzaklarda başka bir insana bilgi ve resim iletebilmesi (Telepati)  gibi görüntünün Teleportation denen ve vücut dışı astral yolculukları ile bütünleşebiliyor. Astral Seyahat; insanın sanal olarak bir yerdeyken başka bir yerlere gitmesi ve orada hem görülmesi hem de orayı görmesidir. Fizikötesi bilgiyle eşyanın tabiatına hükmedenleri tanımak neredeyse mümkün değil. Onları görünmez kılan Beyaz Bulutlarla çepeçevre sarıldıkları için görülmezler. Onlar kendilerini bildirmek &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gerçeğin çölünde yolculuk yapmaya hazır mısınız?</p>
<p>Neden <strong>Çöl</strong>?</p>
<p>Çünkü çölde en çok <strong>serap</strong> görünür ve insanlar da gördükleri serapla kendilerini kaybederler. Aklına mukayyet olanlar gerçek <strong>vahaya</strong> ulaşır. Lütfen sizler de bu satırları okurken aklınıza mukayyet olun!</p>
<p><strong>Hayalet</strong>, ölü bir kişinin duyu organlarından en az biriyle algılanabilir şekilde belirmesi. Ölü bir kişiye benzer görüntü, ses gibi algıların genellikle ölen kişiyle ilgili bir yerde ortaya çıkması söz konusu olduğunda bu olay <strong>hayalet</strong> kavramı ile açıklanır.</p>
<p><strong>Erkan Yıldız</strong>; sosyal medyada ilginç paylaşımları ve değerlendirmeleriyle dikkatimi çeken takipçisi olduğum bir gönül dostu. Tek başına büyük bir bilgilendirme merkezi gibi. Radarına takılmayan yok. <strong>Türkiye</strong>’nin yurtdışındaki operasyonlarını gerçekleştiren ekiplere <strong><em>‘Beyaz Hayaletler’</em></strong> diyor<strong>.</strong></p>
<p><strong><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/Beyaz_Hayaletler.jpg" /></strong></p>
<p>“<strong>Beyaz Hayaletler”</strong> hemen her ülke ordusunun düşman cephe gerisine sızma gerçekleştiren operasyon birlikleri için kullanılır. <strong>Erkan Yıldız</strong> bunu daha farklı anlamda kullanıyor. Bu kavrama <strong>kolektif</strong> ve adeta <strong>metafiziksel</strong> <strong>işlev</strong> yüklediği söylenebilir.</p>
<p>Ona göre<strong> “<em>Beyaz Hayaletler”</em> Büyük Asya</strong>’nın güç birliğinden oluşan <strong>istihbarat</strong> ve<strong>askeri operasyon</strong> timleri.</p>
<p><strong>Tibet</strong>’ten <strong>Tanrı Dağları</strong>’na <strong>Ural Altay</strong> dağlarından, <strong>Türkiye’de</strong> <strong>Sultan</strong> <strong>Dağları’na</strong>uzanan <strong>psişik bir yapılanma</strong> bu.</p>
<p><strong>Budizm, Taoizm</strong> ve <strong>Sufizm</strong> öğretileriyle özel eğitime tabi tutulan gizli, fark edilmeyen bu operasyon güçleri; İnsanın düşünce ile uzaklarda başka bir insana bilgi ve resim iletebilmesi (Telepati)  gibi görüntünün <strong>Teleportation</strong> denen ve vücut dışı astral yolculukları ile bütünleşebiliyor.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/Teleportation..jpg" /></p>
<p><strong>Astral Seyahat</strong>; insanın sanal olarak bir yerdeyken başka bir yerlere gitmesi ve orada hem görülmesi hem de orayı görmesidir.</p>
<p><strong>Fizikötesi</strong> bilgiyle <strong>eşyanın tabiatına hükmedenleri</strong> tanımak neredeyse mümkün değil.</p>
<p>Onları görünmez kılan <strong>Beyaz Bulutlarla</strong> çepeçevre sarıldıkları için görülmezler. Onlar kendilerini bildirmek için bazen dışarıdan görev verdikleri isimlere dokunurlar.</p>
<p><em><strong>’Sitātapatrā /Beyaz Bulut’ nedir?</strong></em></p>
<p><strong>Tibetli</strong> <strong>gizemciler</strong>, hayatın anlamını arayıp durmak yerine, onun zorluklarının üstesinden gelme konusunda yol gösteren <strong>Zen</strong> ustaları veya <strong>Sufi</strong> dervişleri hep<strong>Sitātapatrā</strong> yani <strong>beyaz bulutlar</strong>dan söz ettiler. İyi talihin sekiz işaretinden birisi olarak kabul edilen <strong>Sitātapatrā</strong> (beyaz şemsiye/beyaz bulut), terim olarak “<strong>kutsal bir obje”</strong> diye tanımlanır ve onu belirtmek için “<strong>Ufuktaki bulutlar kadar beyaz</strong>” tabiri kullanılır.</p>
<p>Bu şemsiye öğretiye gönül verenleri, felaket ve güçlüklerden korur. Yani bir tür <strong>zırh</strong>işlevi gördüğü gibi, <strong>görünmez kılar</strong> ve <strong>hedef</strong> <strong>olmaktan</strong> çıkarır. <strong>Hakikat yolcuları,</strong>takipçilerine <strong><em>‘Sitātapatrā /Beyaz Bulut’</em></strong> gibi olmayı öğütlediler.</p>
<p>Neden mi?</p>
<p>Çünkü <strong>beyaz bir bulut </strong>en gizemli şeydir, aniden belirir, aniden kaybolur.</p>
<p>Bulutların ismi, cismi olmadığını düşündün mü?  Onlar isimsizdir, iz bırakmazlar. Biçimi bir anlamda aynı kalmaz. Değişmekte, dönüşmektedir, bir nehir gibi akmaktadır.</p>
<p>Bakışınla algıladığın bir buluta biçim verebilirsin ama bu senin zihnindeki yakıştırmadan başka bir şey olmayacaktır.</p>
<p>Bulutun biçimi yoktur; biçimsizdir ya da sürekli şekillenmektedir, bir akıştır. <strong>Hayat</strong> da aynen böyledir. Her türlü biçim, yakıştırmadan ibarettir.</p>
<p><strong><em>“Özel Kuvvetler Ermişler Ordusu” Astral Yolculukla Tayyi Zaman, Tayyi Mekan yapabiliyor mu?</em></strong></p>
<p>Halk arasında en kısa tabiri ile “<strong>ruhun bedenden geçici olarak ayrılması”</strong> şeklinde  tanımlanabilen “<strong>Astral Yolculuk</strong>”ta iki süreç var.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/astral_seyahat_dunyaa.dunya.jpg" /></p>
<p>Bunlardan ilki ‘<strong>Tayyı zaman</strong>’; vaktin genişlemesi, bereketlenmesi, yani kısa sürede uzun bir zaman yaşamış olma hâli” diğeri de <strong>Tayy-ı mekan</strong> yani mekânı aşarak bir anda değişik yerlerde görünebilmektir.</p>
<p>Bir diğer anlamı da <strong>mekan değiştirme</strong> yani bir mekandan başka bir mekana uçmak, ışınlanmaktır.</p>
<p><strong>Tayyi mekân,</strong> bir mekandan başka bir mekana aracısız ve vasıtasız olarak yolculuk yapma işidir.  <strong>Tayyı meka</strong>n, mekanın ortadan kaldırılması, aşılması anlamında olup mekanları çok hızlı bir şekilde aşarak diğer mekanlara ulaşmayı anlatır.</p>
<p>Buna göre, mistiklerin gerçekleştirdikleri<strong> tayyı mekan, tayyı zaman</strong>, onların kendi özlerine (holografik datanın değişik boyutlarına) vasıtasız “<strong>bilinç sıçramaları</strong>” ile gerçekleştirdikleri mekan ve zaman seyahatleri denilmektedir. Mümkün mü ona siz karar verin?</p>
<p><strong><em>Nikola Tesla ve Albert Einstein Tükler için çalışıyordu!</em></strong></p>
<p><strong>Sırp asıllı Nikola Tesla</strong>;  <strong>Dünya&#8217;nın</strong> katmanlarından biri olan <strong>İyonosfer</strong>’in insanlığın yararına kullanabileceğini söyleyen ve bunu ispatlayan bilim adamı.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/NikolaTesla.jpg" /></p>
<p><strong>Dünya</strong>&#8216;nın üzerinde bulunan üçüncü sıra katman <strong>iyonosferin</strong> en önemli özelliği elektrik enerjisini ve radyo, ses ve elektro manyetik dalgaları kablosuz olarak çok uzak bir noktadan diğer noktaya taşımasını sağlayabilmesiydi. <strong>Astral yolculuk</strong> da<strong>iyonosfer</strong> katmanına ulaşmakla başlıyordu.</p>
<p><strong><em>Albert Einstein’ın Türk Devleti&#8217;ne çalıştığının kanıtı bizzat kendi mektubudur!</em></strong></p>
<p><strong>Berlin Üniversitesi</strong>’nde öğretim üyesi olan <strong>Albert Einstein</strong>, yükselen <strong>Nazi</strong> dalgası nedeniyle <strong>Yahudi</strong> karşıtlığının bir toplu katliama evrilebileceğini tahmin etti ve <strong>1933</strong>ilkbaharında <strong>Almanya</strong>’dan ayrıldı, <strong>Fransa</strong>’ya geçti ve <strong>Paris</strong>’teki &#8220;<strong>College de France</strong>”da ders vermeye başladı.</p>
<p><strong>Almanya</strong>’dan iyi haberler gelmiyordu.</p>
<p><strong>Nazi tehdidi</strong> altında bulunan <strong>Yahudilerin</strong> korunması amacıyla &#8220;<strong>Yahudi Nüfusu Koruma Grupları Birliği&#8221;</strong> ismini taşıyan ve kısa adı &#8220;<strong>OSE</strong>&#8221; olan bir kurum oluşturuldu. Birliğin merkezi <strong>Paris</strong>’te idi ve şeref başkanlığına da <strong>Albert Einstein</strong> getirilmişti.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/Albert_Einstein.jpg" /></p>
<p><strong>Almanya&#8217;da</strong> kalan önemli sayıda <strong>Yahudi</strong> bilim insanının kurtarılması için aranan çözüm yolunu <strong>Einstein</strong> buldu.</p>
<p><strong>Albert Einstein</strong>, <strong>17 Eylül 193</strong>3’te  <strong>Ankara</strong>’ya &#8220;<strong>OSE’nin şeref başkanı</strong>&#8221; olarak bir mektup gönderdi.</p>
<p><strong>Einstein</strong>, &#8220;<strong>Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Başkanlığı</strong>&#8220;na, yani<strong>Başbakanlığa</strong> hitaben son derece nazik bir dille yazdığı mektubunda <strong>Almanya</strong>’daki bazı kanunlar dolayısıyla çok sayıda <strong>Alman</strong> bilim adamının mesleklerini icra edemez hále geldiklerini söylüyordu.</p>
<p>Daha da ilginci mektubuna “<strong>Ben, sadık hizmetkârınız Prof. Albert Einstein</strong>” ifadesiyle başlıyordu.</p>
<p><strong>Albert Einstein,</strong> kime hizmet ediyordu kime çalışıyordu?</p>
<p><strong><em>Albert Einstein’ın 17 Eylül 1933 tarihli Türkiye’ye yazdığı mektup…</em></strong></p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/einstein_mektup3png.png" /></p>
<p><strong><em>&#8220;Ben, sadık hizmetkârınız Prof. Albert Einstein. </em></strong></p>
<p><em>Ekselansları, Almanya&#8217;dan 40 profesörle doktorun bilimsel ve tıbbi çalışmalarına Türkiye&#8217;de devam etmelerine müsaade vermeniz için başvuruda bulunmayı ekselanslarından rica ediyorum. </em></p>
<p><em>Sözü edilen kişiler, Almanya&#8217;da halen yürürlükte olan yasalar nedeniyle mesleklerini icra edememektedirler. </em></p>
<p><em>Çoğu geniş tecrübe, bilgi ve ilmi liyakat sahibi bulunan bu kişiler, yeni bir ülkede yaşadıkları takdirde son derece faydalı olacaklarını ispat edebilirler. </em></p>
<p><em>Ekselanslarından ülkenizde yerleşmeleri ve çalışmalarına devam etmeleri için izin vermeniz konusunda başvuruda bulunduğumuz tecrübe sahibi uzman ve seçkin akademisyen olan bu 40 kişi, birliğimize yapılan çok sayıda başvuru arasından seçilmişlerdir. </em></p>
<p><em>Bu ilim adamları, hükümetinizin talimatları doğrultusunda kurumlarınızın herhangi birinde hiçbir karşılık beklemeden çalışmayı arzu etmektedirler.</em></p>
<p><em>Bu başvuruya destek vermek maksadıyla, hükümetinizin talebi kabul etmesi halinde sadece yüksek seviyede bir insani faaliyette bulunmuş olmakla kalmayacağı, bunun ülkenize de ayrıca kazanç getireceği ümidimi ifade etme cüretini buluyorum. </em></p>
<p><strong><em>Ekselanslarının sadık hizmetkârı olmaktan şeref duyan</em></strong><em>,  </em><strong><em>Prof. Albert Einstein </em>&#8220;</strong></p>
<p><strong><em>“Project Rainbow / Gökkuşağı Projesi” Cisimlerin ve Canlıların Astral Yolculuğunu İçeriyor…</em></strong></p>
<p><strong>28 Mart 1943</strong>’te yapılan deneyin amacı,<strong> A.B.D. Deniz Kuvvetler’</strong>inin kendi donanma gemilerini düşman radarları tarafından tespit edilemez hale getirerek, <strong>İkinci Dünya Savaşı’</strong>nda üstün duruma geçirmek istemesidir.</p>
<p><strong>28 Mart 1943</strong>&#8216;te <strong>Amerika</strong>&#8216;da, <strong>Einstein</strong>’ın “<strong>Birleşik alanlar kuramı</strong>”na dayanarak bir “<strong>ışınlama</strong>” deneyi yapılmıştı. Deneyin resmi ve bilimsel adı “<strong>Project Rainbow</strong>” (Gökkuşağı Projesi) idi.</p>
<p>“<strong>Gökkuşağı Projesi</strong>”, iddialara göre <strong>İkinci Dünya Savaşı</strong> sırasında küçük destroyer tipi bir savaş gemisinin başından geçti. Olayın yeri <strong>Philadelphia Deniz Üssü</strong>’ydü. Amaç ise gemiyi düşmanın fark etmemesi için görünmez yapmaktı.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/Project_Rainbow.jpg" /></p>
<p>‘<strong>Philadelphia deneyi</strong>” adıyla bilinen ve askeri gizlilik içerisinde gerçekleştirilen olayda,<strong>104</strong> mürettebatlı “<strong>USS Eldridge</strong>” adlı askeri gemi, tanıkların iddialarına göre<strong> Philadelphia Deniz Üssü&#8217;</strong>nde, yeşil bir sise bürünerek yavaş yavaş “<strong>kayboldu</strong>” ve kısa bir süre sonra <strong>640</strong> <strong>km</strong>. ötedeki <strong>Norfolk</strong> <strong>Deniz Üssü</strong>&#8216;nde ortaya çıktı.</p>
<p><strong>Philadelphia Deneyi</strong>’nin temelinde düşünce olarak <strong>Albert Einstein</strong>’ın ”<strong>Çekim ve Elektriklenmede Birleşik Alan Kuramı</strong>” vardır. Bu teori bu konuyla ilgili kişilerce “<strong>Elektronik kamuflaj</strong>” olarak tasarlandı.</p>
<p><strong><em>Einstein’ın araştırma yaptığı Princeton’a Ankara Silistreli Ali Sipahioğullarından Orhan Alisbah’ı gönderdi</em></strong></p>
<p><strong>Modern Türkiye</strong>&#8216;nin en önemli matematikçilerinden <strong>Orhan Alisbah</strong>; <strong>Sokullu</strong>ahfadından <strong>Saadet Hanım</strong> ile <strong>Silistreli Ali Sipahiogullarindan</strong> <strong>Erkan-ı Harb</strong>kaymakamı <strong>Mustafa Hamdi Bey</strong>&#8216;in oğluydu.</p>
<p>Annesi <strong>Saadet Hanım</strong>; Eski Başbakanlardan <strong>Recep Peker</strong>&#8216;in eşinin yeğeninin eşi ve<strong>Orgeneral Fahrettin Altay</strong>&#8216;ın kızının ilk eşi olan <strong>Prof. Dr. Kamil Sokullu</strong>&#8216;nun amcazadesiydi.</p>
<p><strong>1955</strong>’te ünü ve çalışmaları sayesinde, o zamanda <strong>Einstein&#8217;ın</strong> da araştırmalar yaptığı<strong>Princeton</strong> Ü<strong>niversitesi’nin</strong>, <strong>New Jersey</strong>’deki<strong> İleri Çalışmalar Enstitüsü</strong>’ne davet edildi.</p>
<p><strong>Pensilvanya Üniversitesi</strong>’nde <strong>1959-1960</strong> arasında <strong>ziyaretçi profesör</strong> olarak ders verdi.</p>
<p><strong>Orhan Alisbah Einstein’le geliştirdiği dostluk sayesinde nükleer enerji alanındaki her gelişmeyi yakından takip etti. Türkiye dönüşü bilgilerini ilgili birimlerle paylaştı.  </strong></p>
<p>Bu bilgiler içinde<strong> muhtemelen “Philadelphia deneyi</strong>” adıyla bilinen ve askeri gizlilik içerisinde gerçekleştirilen “<strong>Project Rainbow</strong>” (Gökkuşağı Projesi) dosyası da vardı.</p>
<p><strong>“Orhan Alisbah Ödülleri”</strong>, <strong>Türkiye’nin</strong> en iyi bilinen matematikçilerinden biri olan<strong>Prof. Orhan Alisbah</strong> (1910 – 1989) adına verilir.</p>
<p><strong>Orhan Alisbah</strong>’ın oğlu <strong>Bilsel Alisbah</strong>, <strong>1998</strong>’den beri her yıl <strong>Bilkent</strong> Üniversitesi<strong>Matematik</strong> B<strong>ölümü</strong>’ndeki öğrencilere burs verilmesini sağladı.</p>
<p>Bu burs, <strong>Prof. Alisbah</strong>’ın hatırasının unutulmaması ve genç matematikçiler tarafından örnek olarak alınması amacını taşır. Burs, her yılın en başarılı lisans ve en başarılı lisansüstü öğrencisine maddi destek sağlar.</p>
<p><strong>Orhan Alisbah</strong>’ın <strong>2 Temmuz 2017</strong>’de <strong>Amerika’da</strong> vefat eden oğlu <strong>Bilsel</strong> <strong>Alisbah</strong>’ın ailesi, “<strong>Bilsel Alisbah Ödülleri” </strong>adıyla <strong>Eğitim</strong> <strong>Fakültesi</strong> öğrencileri için de başka bir burs veriyor.</p>
<p><strong><em>Orhan Alisbah&#8217;ın oğlu Bilsel Alisbah ve Albert Einstein:</em></strong></p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/einstein_ve_bilsel.jpeg" /></p>
<p><strong>Orhan Alisbah</strong>’ın oğlu <strong>Bilsel Alisbah</strong> ile <strong>Albert</strong> <strong>Einstein</strong>, <strong>Princeton İleri Araştırmalar Enstitüsü</strong>’nde.</p>
<p>O dönemde <strong>Enstitü</strong>’nün şehre ulaşım için bir arabası vardı. Ön koltukta oturmak için iki kişi hep ısrar ederdi, <strong>Bilsel</strong> ve <strong>Albert</strong>. Böyle tanışıp arkadaş oldular. Bu resim,<strong>Ağustos 1953</strong>’te çekildi ve <strong>Einstein</strong> tarafından <strong>1954</strong>’te imzalandı.</p>
<p><strong>Bilsel Alisbah</strong> çocukluk ve gençlik yıllarını <strong>İstanbul, Ankara </strong>ve <strong>İsviçre</strong>&#8216;de geçirdi. 15 yaşında, <strong>Princeton</strong>,<strong> NJ</strong>’e <strong>Türk, İngiliz</strong> ve <strong>Alman</strong> dillerini akıcı bir şekilde konuştuğu için <strong>Princeton Lisesi</strong>&#8216;ni bir yılda bitirdi. En yakın arkadaşı kendisinden yaşça büyük <strong>Dr. Albert Einstein</strong> ile <strong>satranç</strong> oynamaya bayılıyordu.</p>
<p>Her neyse!</p>
<p><strong><em>Nikola Tesla ve Albert Einstein neden çalışmalarını Türkiye’ye versin?</em></strong></p>
<p><strong>Nikola Tesla, Sırp</strong> asıllı ve <strong>Ortodoks</strong> inancına sahipti. <strong>Albert Einstein</strong> ise<strong>Yahudi</strong>ydi.</p>
<p>Her ikisinin de inanç noktasında <strong>Katolik</strong> <strong>kilisesi</strong> ile arası yoktu.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/omur_kap11beyaz.jpg" /></p>
<p><strong>Özbekler Tekkesi Şeyhi İbrahim Edhem Efendi</strong>&#8216;nin torunu,  <strong>Türk İstihbaratçı Mehmet Akif Ersoy</strong>’un öğrencisi <strong>Mehmet Münir Ertegün 1934</strong> ve <strong>1944</strong> arasında  (Beyaz Hayaletler’in Amerika’ya yerleştiği tarih) <strong>Washington</strong> <strong>Büyükelçisi</strong>’ydi.</p>
<p><strong>Nikola Tesla</strong> ve <strong>Albert Einstein</strong>  ile kurulan irtibat pekiştirilmişti.<strong>  </strong>Sonrası zaten çorap söküğü gibi geldi.<strong> </strong></p>
<p><strong>Benden bu kadar.</strong></p>
<p><strong>.</strong></p>
<p><strong>Ömür Çelikdönmez</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/turk-ozel-kuvvetleri-beyaz-hayaletler-her-yerde/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Demirel&#8217;in Ahiretten Ali Erbaş&#8217;a Gönderdiği Mektupta Neler Yazıyor?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/demirelin-ahiretten-ali-erbasa-gonderdigi-mektupta-neler-yaziyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/demirelin-ahiretten-ali-erbasa-gonderdigi-mektupta-neler-yaziyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 May 2019 09:28:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Erbaş]]></category>
		<category><![CDATA[Ömür Çelikdönmez]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Demirel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10786</guid>

					<description><![CDATA[Birkaç gün önce, değme ilim erbabını cebinden çıkaracak, deyim yerindeyse; sulu dereye götürüp, susuz getirecek bilgi birikimine sahip biri, Ankara&#8216;nın kitap kurduSeyfettin Sağlam; Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş&#8216;ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’la birlikte siyasi içerikli konuşmaların yapıldığı toplantılara katılmasının ve üstüne üstlük alkışlamasının şık olmadığını söyledi. Doğal olarak; “Neden?” diye sordum. Diyanet İşleri Başkanı’nın siyasi olmayan bir kurumu temsil ettiğini, bu ülkede her siyasi partiden, politik meşrebden insan bulunduğunu, camilere AK Partili, CHP’li, MHP’li, HDP’li, Saadetli, Vatan Partili, İyi Partili, Alevi, Sünni ve her etnik kökenden inananın gittiğini belirtti. Dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanı’nın bir siyasi partiye yakınlığını hissettirecek şekilde pozisyon almasının, temsil ettiği kurumun tarafsızlığına gölge düşürdüğünü, bu nedenle camiye gitmeyenlerin sayısında çoğalma olduğunu kaydetti. O gece bunları düşünürken uyuya kalmışım. Rüyamda merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel&#8216;i, İslamköy’deki müzeye çevrilen baba evinde masa başında mektup yazarken görüyorum. Merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel yaşasaydı, mevcut Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş&#8217;a ne tavsiye ederdi?   Hiç düşündünüz mü? Gerçi birileri çıkıp; “17 Eylül 2017&#8216;de Diyanet İşleri Başkanlığı’na atanan, 12 kitabı, çok sayıda makalesi ve yurt içinde ve yurt dışında sunduğu pek çok sempozyum bildirisi ve konferansı bulunan, iyi derecede Arapça ve Fransızca bilen Prof. Dr. Ali Erbaş&#8216;a ne Demirel tavsiye edebilir ki?” diyebilir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Kuruluşu… Halifeliğin kaldırılması ve Osmanlı hanedanı mensuplarının yurt dışına çıkarılmasına ilişkin yasanın kabul edilmesinden sonra “Tevhid-i Tedrisat Kanunu” çıkarıldı. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birkaç gün önce, değme ilim erbabını cebinden çıkaracak, deyim yerindeyse; sulu dereye götürüp, susuz getirecek bilgi birikimine sahip biri, <strong>Ankara</strong>&#8216;nın kitap kurdu<strong>Seyfettin Sağlam</strong>; <strong>Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş</strong>&#8216;ın <strong>Cumhurbaşkanı Erdoğan’</strong>la birlikte siyasi içerikli konuşmaların yapıldığı toplantılara katılmasının ve üstüne üstlük alkışlamasının şık olmadığını söyledi.</p>
<p>Doğal olarak; “<strong>Neden?</strong>” diye sordum.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/erdogan_erbasss.png" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Diyanet İşleri Başkanı</strong>’nın siyasi olmayan bir kurumu temsil ettiğini, bu ülkede her siyasi partiden, politik meşrebden insan bulunduğunu, camilere <strong>AK Partili, CHP’li, MHP’li, HDP’li, Saadetli, Vatan Partili, İyi Partili, Alevi, Sünni</strong> ve her etnik kökenden inananın gittiğini belirtti.</p>
<p><strong>Dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanı</strong>’nın bir siyasi partiye yakınlığını hissettirecek şekilde pozisyon almasının, temsil ettiği kurumun tarafsızlığına gölge düşürdüğünü, bu nedenle<strong> camiye gitmeyenlerin sayısında</strong> çoğalma olduğunu kaydetti.</p>
<p>O gece bunları düşünürken uyuya kalmışım. Rüyamda merhum <strong>Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel</strong>&#8216;i, <strong>İslamköy</strong>’deki müzeye çevrilen baba evinde masa başında mektup yazarken görüyorum.</p>
<p><strong><em>Merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel yaşasaydı, mevcut Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş&#8217;a ne tavsiye ederdi?  </em></strong></p>
<p>Hiç düşündünüz mü?</p>
<p>Gerçi birileri çıkıp; “<strong><em>17 Eylül 2017</em></strong><em>&#8216;de </em><strong><em>Diyanet İşleri Başkanlığı</em></strong><em>’na atanan, 12 kitabı, çok sayıda makalesi ve yurt içinde ve yurt dışında sunduğu pek çok sempozyum bildirisi ve konferansı bulunan, iyi derecede </em><strong><em>Arapça</em></strong><em> ve </em><strong><em>Fransızca</em></strong><em> bilen </em><strong><em>Prof. Dr. Ali Erbaş</em></strong><em>&#8216;a ne </em><strong><em>Demirel</em></strong><em> tavsiye edebilir ki?”</em> diyebilir.</p>
<p><strong><em>Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Kuruluşu…</em></strong></p>
<p><strong><em><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/ali_erbass.jpg" data-imageplus-ch="1" /></em></strong></p>
<p><strong>Halifeliğin</strong> kaldırılması ve <strong>Osmanlı</strong> hanedanı mensuplarının yurt dışına çıkarılmasına ilişkin yasanın kabul edilmesinden sonra “<strong>Tevhid-i Tedrisat Kanunu</strong>” çıkarıldı.</p>
<p><strong>Evkaf ve Şer’iye</strong> ile <strong>Erkânı Harbiye-i Umumiye Vekaletleri</strong> lağvedildi. Birinin yerine <strong>Diyanet İşleri Riyaseti</strong> (Başkanlığı), diğerinin yerine <strong>Erkânı Harbiye-i Umumiye Riyaseti</strong> (Genelkurmay Başkanlığı) kuruldu.</p>
<p>Buna göre; “<strong><em>Şer’iye ve Evkaf </em></strong><em>ile </em><strong><em>Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekaletleri</em></strong><em>&#8216;nin İlgası</em>” adını taşıyan <strong>429 sayılı Kanun</strong>la <strong>1920</strong>&#8216;den itibaren faaliyet gösteren “<strong>Şer’iye ve Evkaf Vekaleti”</strong> kaldırılıp, yerine <strong>Diyanet</strong> <strong>İşleri Başkanlığı</strong> kurulurken, <strong>Erkân-ı Harbiye-i Umumiye</strong> de <strong>vekaletten</strong>, &#8220;<strong>Riyaset</strong>&#8220;e dönüştürülmüştü .</p>
<p><strong>Diyanet İşleri Başkanlığı</strong>, <strong>Gazi Mustafa Kemal Atatürk</strong> tarafından <strong>Genelkurmay Başkanlığı</strong> ile aynı kanun içerisinde kuruldu.</p>
<p><strong>Atatürk</strong>&#8216;ün, <strong>Diyanet İşleri Başkanlığı</strong>’na büyük önem verdiği, ilk başkan <strong>Rıfat Börekçi</strong> ile ilgili anılarında yer alır.</p>
<p>Çünkü <strong>Börekçi,</strong> “<strong>Ankara Müftüsü</strong>” sıfatıyla <strong>Anadolu</strong>&#8216;daki diğer müftülerle birlikte<strong>Anadolu</strong>’yu işgal eden <strong>İngiliz</strong> ve <strong>Yunan</strong> ordusuna karşı savaşmanın <strong>farz</strong> olduğu fetvasının verilmesine önderlik etmişti.</p>
<p><strong>İstanbul</strong>&#8216;da <strong>İngiliz</strong> işgal askerlerinin çizmesini yalayanlar gibi öyle “<strong>Koftiden müftü</strong>” değildi?</p>
<p><strong>Diyanet</strong>’e verilen önemi göstermek için uzun yıllar, protokolde <strong>Cumhurbaşkanı’ndan sonra Diyanet İşleri Başkanı</strong> gelmiş, sembolik olarak <strong>Genelkurmay Başkanı</strong>’ndan<strong>5 lira fazla</strong> da maaş verilmiştir.</p>
<p><strong>Diyanet</strong>, toplumumuzda birlik ve beraberliğin mayası haline gelmiş, dini sapkınlarla mücadele etmiş ve Türk vatandaşlarının doğru dini bilgiye ulaşmasının, dini hizmetlerin doğru yürütülmesinin öncüsü olmuştur.</p>
<p>Ya şimdi?</p>
<p><strong><em>Demirel sırasını beklesin; İmam-ı Azam Ebu Hanife ne derdi? </em></strong></p>
<p><strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>; <strong>Ehli Beyt</strong> muhibbi,<strong> İmamı Azam Ebu Hanife</strong>&#8216;nin takipçisi<strong>İmam Maturidi</strong> anlayışında olduğu belirtilir.</p>
<p>Nitekim <strong>Hilafet</strong>’in kaldırılması, <strong>Meclis</strong>’te tartışılırken hilafet hakkında uzun bir konuşma yapan <strong>TC Hükûmeti Adalet Bakanı Mehmed Seyyid Bey’</strong>in, <strong>Meclis</strong>kürsüsünden yaptığı konuşmaya “<strong>Biz amelde Hanefi, itikatta Maturridiyiz”</strong> sözlerini koyduran bizzat <strong>Mustafa Kemal Paşa</strong>&#8216;nın kendisiydi.</p>
<p><strong><em>İmam-ı Azam Ebu Hanife, talebesi Ebu Yusuf’a ve Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş&#8217;a tavsiyesi… </em></strong></p>
<p><strong>Türkiye</strong>’de halkın büyük çoğunluğu “<strong>İtikatta Maturidi, Amelde Hanefi</strong>” mezhebine göre din hayatını şekillendirir.</p>
<p>Mevcut <strong>Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş </strong>da <strong>Hanefi</strong> <strong>mezhebi</strong> üzerine amel eder, hüküm verir. Dolayısıyla aşağıdaki metinde geçen “<strong>Ebu Yusuf</strong>” yerine “<strong>Başkan Erbaş</strong>”ı, “<strong>Sultan</strong>” yerine “<strong>Cumhurbaşkanı</strong>” ifadesini koyun.</p>
<p><strong>İmam-ı Azam Ebu Hanife</strong>, talebesi <strong>Ebu Yusuf</strong>’a vasiyetinde olgunluk, ahlak güzelliği ile ilgili şu nasihatte bulunur:</p>
<p><em>&#8220;Ey Yusuf! Sultana ve onun mevkiine saygı göster. Huzurunda yalan söylemekten sakın. İhtiyacı için seni çağırmadığı sürece yanına gitme!.. Çünkü ona gidip gelmeyi çoğaltırsan, itibarın azalır, mevkiin küçülür.</em></p>
<p><em>Sultan ile muamelende ateşten faydalandığın gibi ol. Ondan uzak dur, fazla yaklaşma. Çünkü sultan kendisini başkalarıyla aynı konumda görmez. Huzurunda çok konuşmaktan sakın.</em></p>
<p><em>Çünkü kendisini etrafındakilere senden bilgili göstermek için, söylediklerini bir süre aleyhine tutar ve onları kendi ilmi olarak satar, seni hatalı çıkarır, itibarın azalır. </em></p>
<p><em>Huzuruna girdiğin zaman haddini bil, senin dışındakilere de hak ettiği değeri ver. Sultanın yanında tanımadığın bir ilim ehli var iken huzuruna girme.</em></p>
<p><em>Eğer sen ondan aşağı bir seviyedeyken daha bilgili olduğunu göstermeye çalışırsan, seni bir zarara uğratır. Ama sen ondan daha bilgili olduğun halde konuşurken ondan aşağı seviyede kalırsan sultanın gözünden düşersin.</em></p>
<p><em>İlmi ve hukuki meselelerde sana teklif edeceği işlerden kendine ve mevkiine uygun gördüklerinden başkasını kabul etme ki hükümet işlerinde başka bir yol tutma ihtiyacında kalmayasın. </em></p>
<p><em>Sultanın dostları ile buluşma. Sultana kendin yaklaş. Etrafındakilerden uzaklaş ki şerefin ve merteben yerinde kalsın. Sana soru sordukları zamanlar dışında halk önünde konuşma.</em></p>
<p><em>Avam ve tüccar arasında zaruri bilgiye ait olmayan sözlerden kaçın ki mala olan sevgin ve rağbetin üzerinde durulmasın. Zira senin onlardan rüşvet alma meylinin olduğuna inanıp seni kötülerler.&#8221;</em></p>
<p><strong><em>Rüyada kalmıştık oradan devam edelim…</em></strong></p>
<p><strong><em><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/omur_kap_demirel_erbas.jpg" data-imageplus-ch="1" /></em></strong></p>
<p><strong>Demirel,</strong> başını kaldırdığında beni görünce gülümsedi. “<strong><em>Takıldın Erbakan Hoca’nın peşine çok aleyhime çalıştın</em></strong>&#8221; dedi.</p>
<p>Ben kelimeleri ağzımda geveleyip kem-küm edince “<strong><em>Bunlar geride kaldı, anlamadan dinlemeden karar vermeyin”</em></strong> gibi birşeyler söyledi.</p>
<p>Mektubu kime yazdığını sordum; “<strong>Adrese teslim”</strong> dedi. “<strong><em>Diyanet İşleri Başkanına yazdım.”</em></strong></p>
<p>Rüya bu ya!</p>
<p>Ne yazdığını sordum.</p>
<p>Gülümsedi. Dedi ki;<strong> <em>“Camiye, okula ve kışlaya siyaset sokmama düsturunu unutmayın.”</em></strong></p>
<p><strong>9. Cumhurbaşkanı</strong> merhum <strong>Demirel</strong>&#8216;in topluma ve siyaset yapanlara öğüdüydü.</p>
<p>Sokaktan geçen <strong>Ramazan</strong> davulcusunun sesiyle uyandım. Rüyayı hatırladım bir an. Tüylerim diken diken oldu. “<strong>Ya Rabbi!..</strong>”; dedim hayırlara tebdil eyle!</p>
<p>Kıssadan hisse…</p>
<p>.</p>
<p><strong>Ömür Çelikdönmez</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/demirelin-ahiretten-ali-erbasa-gonderdigi-mektupta-neler-yaziyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Seçim İptali, Dövizin Ateşi ve S-400 Hava Savunma Sistemi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/secim-iptali-dovizin-atesi-ve-s-400-hava-savunma-sistemi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/secim-iptali-dovizin-atesi-ve-s-400-hava-savunma-sistemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 May 2019 08:45:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[dolar]]></category>
		<category><![CDATA[Ömür Çelikdönmez]]></category>
		<category><![CDATA[S-400]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10259</guid>

					<description><![CDATA[Gerçekleşen olaylar bazen göründüğü gibi değildir ve arka planında bizlerin bilmediği etkenler rol oynar. O nedenle, seçimin iptalini ve diğer gelişmeleri bu gözle değerlendirelim. Çinli Filozof Lao Tzu şöyle bir hikâye anlatır : Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış.  Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara büyük bir servet teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. “Bu at, sadece bir at değil benim için; bir dost. İnsan dostunu satar mı?” demiş. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok.  Köylü ihtiyarın başına toplanmış: “Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Kral’a satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler. İhtiyar: “Karar vermek için acele etmeyin” demiş. “Sadece at kayıp” deyin, “Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.” Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmiş ve at, bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.  Bunu gören köylüler toplanıp ithiyara gidip özür dilemişler. “Babalık” demişler, “Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gerçekleşen olaylar bazen göründüğü gibi değildir ve arka planında bizlerin bilmediği etkenler rol oynar. O nedenle,<strong> seçimin iptalini ve diğer gelişmeleri </strong>bu gözle değerlendirelim.</p>
<p><strong>Çinli Filozof Lao Tzu</strong> şöyle bir hikâye anlatır</p>
<p>:</p>
<p><em>Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama </em><strong><em>Kral</em></strong><em> bile onu kıskanırmış. </em></p>
<p><em>Öyle dillere destan bir </em><strong><em>beyaz atı </em></strong><em>varmış ki, </em><strong><em>Kral</em></strong><em> bu at için ihtiyara büyük bir servet teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. “</em><strong><em>Bu at, sadece bir at değil benim için; bir dost. İnsan dostunu satar mı?</em></strong><em>” demiş.</em></p>
<p><em>Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. </em></p>
<p><em>Köylü ihtiyarın başına toplanmış: “</em><strong><em>Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Kral’a satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın</em></strong><em>” demişler.</em></p>
<p><strong><em>İhtiyar</em></strong><em>: “</em><strong><em>Karar vermek için acele etmeyin</em></strong><em>” demiş. “</em><strong><em>Sadece at kayıp</em></strong><em>” deyin, “</em><strong><em>Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.</em></strong><em>”</em></p>
<p><em>Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmiş ve at, bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. </em></p>
<p><em>Bunu gören köylüler toplanıp ithiyara gidip özür dilemişler. “</em><strong><em>Babalık</em></strong><em>” demişler, “</em><strong><em>Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var.</em></strong><em>”</em></p>
<p><em>“</em><strong><em>Karar vermek için gene acele ediyorsunuz</em></strong><em>” demiş ihtiyar. </em></p>
<p><em>“</em><strong><em>Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz.</em></strong><em>”</em></p>
<p><em>Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ancak içlerinden “</em><strong><em>Bu ihtiyar sahiden saf”</em></strong><em> diye geçirmişler. </em></p>
<p><em>Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan </em><strong><em>ihtiyarın tek oğlu </em></strong><em>attan düşmüş ve ayağını kırmış. </em></p>
<p><em>Evin geçimini sağlayan oğul, şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış.</em></p>
<p><em>Köylüler gene gelmişler ihtiyara. “</em><strong><em>Bir kez daha haklı çıktın</em></strong><em>” demişler. “</em><strong><em>Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın</em></strong><em>” demişler. </em></p>
<p><em>İhtiyar “</em><strong><em>Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz</em></strong><em>” diye cevap vermiş.</em></p>
<p><em>“</em><strong><em>O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağını asla bilemezsiniz</em></strong><em>”</em></p>
<p><em>Birkaç hafta sonra düşmanlar hanedanlığa çok büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere gönderme emrini vermiş. </em></p>
<p><em>Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. </em></p>
<p><em>Köyü matem sarmış. </em></p>
<p><em>Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.</em></p>
<p><em>Köylüler, gene ihtiyara gelmişler. “</em><strong><em>Gene haklı olduğun kanıtlandı</em></strong><em>” demişler. “</em><strong><em>Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer…</em></strong><em>”</em></p>
<p><strong>“Siz erken karar vermeye devam edin</strong>” demiş, ihtiyar. “<strong><em>Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.</em></strong>”</p>
<p><strong>Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatle tamamlar:</strong></p>
<p><em>“Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. </em></p>
<p><em>Karar; aklın durması halidir. </em></p>
<p><em>Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur.</em></p>
<p><em>Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. </em></p>
<p><em>Oysa gezi asla sona ermez. </em></p>
<p><em>Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. </em></p>
<p><em>Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”</em></p>
<p>*</p>
<p>İtiraf edeyim; <strong>YSK kararı</strong> benim için sürpriz oldu. Çünkü ülkenin kuşatılmışlığı ve her geçen gün etkisini artıran <strong>ekonomik kriz</strong> nedeniyle böylesine bir kararın<strong> ateşe odun</strong>atmaktan farksız olduğu kanaati yaygındı.</p>
<p>Yaşadığınız muhiti dolaştığınızda kiralık işyerlerinin sayısındaki artışı gözlemleyebilirsiniz. <strong>Küçük esnaf</strong> iş yapamamaktan şikâyetçi. <strong>İşsizler</strong> ordusuna her geçen gün binlercesi katılıyor.</p>
<p>Ama yetkili birilerinin ekranlara çıkıp “<strong>Burası çok önemli!.. Bakın burası çok önemli…</strong>” tarzında halkı keriz yerine koyan açıklamaları da ekonomik krizi tetikliyor. Maalesef keriz sayısı çoğaldıkça kriz derecesi artıyor.</p>
<p><strong><em>Dövizin ateşi neden yükseldi?</em></strong></p>
<p>Ekonomi uzmanlarına göre <strong>Dolar</strong> kurunun yükselmesinde iki etken rol oynadı.</p>
<p>Birincisi <strong>Trump</strong>&#8216;ın ticaret savaşlarında ateşkesi rafa kaldırmasıyla <strong>9 ay sonra 6 lira</strong>üzerine çıkması, ikincisi, <strong>YSK&#8217;nın</strong> <strong>İstanbul</strong> <strong>Büyükşehir</strong> Belediyesi Başkanlık seçimlerini <strong>iptal</strong> kararı.</p>
<p>YSK&#8217;nın İstanbul seçimlerini yeniletme kararıyla akşam sığ piyasada dolar kuru 6.15 TL, euro da 6.85 TL&#8217;yi gördü. Döviz kurunun önü açık.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/omur_kap._altYn_dolar_s400.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p>Cari açık, gider gelir dengesizliği, tasarruf tedbirlerine uyulmaması vs etkenleri çoğaltabiliriz.</p>
<p>Seçim ortamının devamı ve yaklaşık bir buçuk ay sürecek politik belirsizlik piyasalar için bir yeni bir <strong>stres</strong> testi olacak.</p>
<p>Bu sabah itibari ile dolara karşı<strong> 6.12 </strong>civarında işlem gören TL’de ilk tepki <strong>yüzde 1.4</strong>değer kaybına işaret ediyor.</p>
<p>İktidarın piyasaları fonlayabilecek araçlardan yoksun olması nedeniyle önümüzdeki günlerde Türk Lirası değer kaybını sürdürebilir.</p>
<p><em><strong>Merkez Bankası, borçla temin ettiği dövizleri nereye harcadı?</strong></em></p>
<p><strong>26 Nisan 2019</strong>’da “<strong>Merkez Bankası borçla temin ettiği dövizleri nereye harcadı?</strong>” sorusuna birlikte cevap aramıştık.</p>
<p>Süreci hatırlamakta fayda var.<strong> Merkez Bankası, </strong>son iki yıldır mevcut döviz rezervlerinin bir bölümünü <strong>altına</strong> çevirirken, en başta <strong>ABD Merkez Bankası</strong> “FED”de duran <strong>28.7 ton altın rezervlerini</strong> başka merkezlere taşıyarak sıfırlamıştı.</p>
<p>Sonuç hemen alındı.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/altYn_reserv_1.png" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p>Hem altın rezervi yükseldi hem de yurtiçine kaydırma amaçlı transferler nedeniyle<strong>yurtiçindeki altın varlıkları 100 ton</strong>dan fazla artı.</p>
<p><strong>Merkez Bankası</strong>, döviz rezervlerini tuttuğu yatırım alanlarının en başında gelen <strong>ABD devlet tahvili </strong>varlıklarını ivedilikle elden çıkardı.</p>
<p><strong>2018</strong> sonu verilerine göre; <strong>Merkez Bankası</strong>’nın toplam altın rezervleri zorunlu karşılıklar için tutulan altınlardaki azalış nedeniyle 76.3 ton düşerken, kendi malı olan altın rezervleri 53.8 ton arttı.</p>
<p><strong>Türkiye, döviz borçlandı; döviz aldı, dövizleri altına çevirdi.</strong> Türkiye’nin altın stokları arttı. İyi de madem <strong>Türkiye altın zengini,</strong> yer gök altın stokladı o halde ekonomi neden kötü?</p>
<p><strong><em>S-400 hava savunma sistemi neden hayati derecede önemli?</em></strong></p>
<p><strong>NATO</strong> ve <strong>AB</strong> nedense <strong>Türkiye’nin, S-400</strong> hava savunma sistemi almasını istemiyor.<strong>Türkiye</strong>’nin bu bloklarla ilişkisi, şu fıkraya ne kadar da çok benziyor:</p>
<p><em>Baba ile oğlu uyuyorlarmış. Yan odadan gelen tıkırtılar üzerine, baba, oğluna, ‘git bak bakalım’ demiş&#8230;</em></p>
<p><em>Oğlu gitmiş. Ses-seda çıkmayınca baba seslenmiş;</em></p>
<p><em>-Oğlum ne oldu?</em></p>
<p><em>-Baba bir hırsız tuttum.</em></p>
<p><em>-Tut kolundan getir.</em></p>
<p><em>-Gelmiyor.</em></p>
<p><em>-Bırak gitsin.</em></p>
<p><em>-Gitmiyor.</em></p>
<p><em>-Sen gel oğlum.</em></p>
<p><em>-Gelemiyorum.</em></p>
<p><em>-Niye gelemiyorsun?</em></p>
<p><em>-Ben onu bırakıyorum o beni bırakmıyor.   </em></p>
<p>*</p>
<p><strong>Çankaya Köşkü&#8217;nde</strong> düzenlenen <strong>NATO</strong> Konseyi ve NATO Akdeniz Diyaloğu Ortakları Toplantısında <strong>NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg</strong>, <strong>Türkiye</strong>’nin, <strong>Rus S-400 S</strong>avunma Sistemi satın alması planının doğuracağı sonuçların “<strong>endişe verici”</strong>olduğunu belirtmesi baba ile oğulun arasındaki “<strong>hırsız”</strong> diyaloğunu andırmıyor mu?</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/s_4000_erdalll_1.png" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>ABD/AB/NATO</strong>’nun <strong>Türkiye</strong>’nin <strong>S-400</strong> edinmesine karşı çıkmasının en önemli askeri gerekçesi, <strong>2 S-400 Hava Savunma Sistemi</strong>nin <strong>İzmir</strong> ve <strong>Hatay</strong> merkezli konuşlandırılması durumunda<strong> Türkiye’nin kontrol edeceği hava sahası 600 km</strong>’yi kapsıyor.</p>
<p><strong>Akdeniz enerji denkleminden Türkiye’yi devre dışı bırakmayı amaçlayan her türlü projeyi bozan bu fiili durum</strong>; hiç şüphesiz <strong>Türkiye’nin</strong> en acil savunma ihtiyaçlarından.</p>
<p><strong><em>S-400 hava savunma sistemlerini kullanacak Türk ve Çin askerlerinin eğitimi Rusya’da başlıyor!</em></strong></p>
<p>Ne yapsalar boş!..</p>
<p><strong>Türkiye,</strong> kararını çoktan verdi.<strong> </strong></p>
<p><strong>Türkiye, Rusya</strong>&#8216;nın devlet askeri ihracat şirketi <strong>Rosoboronexport</strong>’tan tedarik ettiği<strong>S-400 hava savunma sistemlerini teslim almak için</strong> gün sayıyor.<strong> </strong></p>
<p><strong>Türkiye Savunma Sanayii Müsteşarlığı’</strong>nın <strong>Rusya</strong>’dan satın alınan; <strong>S-400</strong> hava savunma sistemlerinin <strong>Temmuz 2019</strong>’da teslimatının yapılacağını söylemesinin ardından <strong>Rosoboronexport</strong>&#8216;un başkanı <strong>Aleksandr Miheyev</strong>, <strong>Türkiye&#8217;ye S-400</strong>füzeleri teslimatının tarihini öne çekmek için gereken her şeyi yaptıklarını söyledi.</p>
<p>Bu takvime göre, <strong>Rusya</strong>&#8216;nın devlet askeri ihracat şirketi <strong>Rosoboronexport</strong>&#8216;un  imal ettiği<strong> S-400</strong> hava savunma sistemlerini kullanacak yaklaşık, <strong>100 Türk askerin eğitimi</strong> bu ay sonunda <strong>Rusya</strong>’daki bir askeri üstte başlayacak.</p>
<p><strong>Mayıs</strong> ayı sonunda, yaklaşık <strong>100 Türk askeri, anlaşmaya göre Temmuz 2019’da teslim edilecek olan S-400</strong> hava savunma sistemlerini kullanmak üzere <strong>Rusya</strong>’da bir askeri üstte eğitime başlıyor.</p>
<p>Eğitim yaklaşık 5 ay sürecek. Türk askerlerin, <strong>Mart</strong> <strong>ortasında,</strong> aynı askeri üstte eğitimine başlamış olan <strong>Çinli askerlerle birlikte</strong> eğitileceği de gelen bilgiler arasında.</p>
<p><strong><em>Merkez Bankası borçla temin ettiği dövizleri nereye harcadı?</em></strong></p>
<p><strong>Önce bir anekdot; Rusya</strong>&#8216;nın savaş ve uzay teknolojisi üretmesine yapılan eleştiriye <strong>Putin</strong>&#8216;in tarihi olduğu kadar <strong>filezofik</strong> cevabı:</p>
<p><strong><em>&#8220;Bugün silah yerine, iPhone&#8217;a para yatıranlar, yarın düşman ülkesini işgal ederken düşmanın fotoğrafını çeker</em></strong><strong><em>.&#8221;</em></strong></p>
<p><strong>Türkiye,</strong> maalesef çok yakın zamana kadar ülkeyi işgal etmesi muhtemel düşmanların fotoğraflarını çekebileceği kalemlere para harcadı. İthalat çılgınlığı halen devam ediyor.</p>
<p>Sattığı aldığını karşılamıyor. “<strong>-Burası çok önemli</strong>” diyenler de bu süreci maalesef durdurmaktan aciz.</p>
<p>Ama nasıl olduysa <strong>S-400 hava savunma sistemi </strong>ve <strong>Akkuyu Nükleer Güç Santrali</strong>konusunda çok akıllıca karar verildi.</p>
<p>Sözü uzatmayalım, <strong>Ankara ve Moskova</strong> arasındaki anlaşma ile yapımına başlanılan<strong>Akkuyu Nükleer Güç Santrali</strong>’nin masrafı nereden karşılanıyor?</p>
<p><strong>Türkiye</strong>’nin <strong>Rusya’dan satın aldığı S-400</strong> hava savunma sisteminin karşılığını<strong>limonla, domates, biber, patlıcanla</strong> mı ödeyeceğini sanıyorsunuz?</p>
<p>Yani bu değirmenin suyu nereden geliyor hiç düşündünüz mü?</p>
<p><strong><em>Türkiye Rusya’ya ödemeleri altın külçelerle yapıyor!..</em></strong></p>
<p><strong>Türkiye</strong>, <strong>döviz</strong> <strong>borçlandı</strong>; <strong>döviz aldı, dövizleri altına çevirdi.</strong></p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/dolarr_1.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Türkiye</strong>’nin altın stokları arttı.</p>
<p>İşte <strong>Türkiye</strong>, o altınları <strong>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası</strong>’nın depolarında tutmak yerine, <strong>Rusya</strong>’ya olan borçlarını ödüyor.</p>
<p>.</p>
<p><strong>Ömür Çelikdönmez</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/secim-iptali-dovizin-atesi-ve-s-400-hava-savunma-sistemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MI6 &#8211; CIA / MOSSAD Kapışması MI6 Başkanı Alex Younger’in Oğlunun Ölümüyle Sonuçlandı!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/mi6-cia-mossad-kapismasi-mi6-baskani-alex-youngerin-oglunun-olumuyle-sonuclandi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/mi6-cia-mossad-kapismasi-mi6-baskani-alex-youngerin-oglunun-olumuyle-sonuclandi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Apr 2019 07:55:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Ömür Çelikdönmez]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9824</guid>

					<description><![CDATA[Kural bir: her ülkenin gizli servisi öncelikle kendi ülkesinin çıkarı için çalışır. Kural iki: gizli servisler arasında dayanışma olduğu gibi rekabet de vardır. CIA, Mossad, MI6 gibi dünyanın en büyük istihbarat servisleri, zaman zaman gizli operasyonlarda birbirlerine taşeronluk  yapar. Kural üç: NATO veya AB üyesi olmalarına bakılarak CIA, MI6, BND ve Fransız DGSE(Direction Générale de la Sécurité Extérieure)’ın birlikte hareket ettiklerini sanmak gibi toptancı bir yaklaşımda bulunmayın. Hele hele MOSSAD’ı VATİKAN izi taşıyan bu örgütlerle eşgüdümlü çalışıyor gibi bir kanıya asla kapılmayın. Bu saydığımız istihbarat teşkilatlarının her birinin ayrı bir gündemi ve gizli ajandası vardır. Kimse kimsenin gözünün yaşına bakmaz. Rusya&#8216;nın dış istihbarat kuruluşu, Rusya Federasyonu Dış İstihbarat Servisi SVRtamamen bu döngünün dışındadır. Olayları doğru okumak gerekir. CIA &#8211; MI6 savaşının perde arkasındaki Rockefeller ve Rothschild çekişmesi&#8230; Rockefeller, Rothshild aileleri arasındaki anlaşmazlık nerdeyse kan davasına dönüştü. Rockefeller ABD yönetimi, Rothshild  İngiltere yönetimi üzerinden kozlarını kapışıyor. Hiç tartışmasız ABD’nin ve dünyanın en zengin birkaç ailesinden birisi de Rockefeller. Kontrol ettikleri para 5 trilyon dolarla 15 trilyon dolar arasında değişen aile şirketlerinin, sadece New York’ta 1 trilyon dolarlık gayrimenkulü var. ABD’nin süper güç olarak dünyayı yönetmesinin arka planındaki organizasyonlarda onun ismi geçer. Rockefeller ailesi ABD’de 20’yi aşkın çok uluslu şirketin koordinasyonunu yapar, yönlendirir. Rothshild hanedanı; 18. yüzyılın sonlarından başlayarak Avrupa’nın çeşitli merkezlerinde bankalar kuran Alman kökenli Yahudi bir aile. Aile bireyleri İngiliz Kraliyet Saraylarında kralın-kraliçenin yaveridir. Rothshild ailesi Londra borsasından tutun da “One Belt One Road/OBOR-Bir Kuşak Bir Yol” projesine kadar her &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kural bir</strong>: her ülkenin gizli servisi öncelikle kendi ülkesinin çıkarı için çalışır.</p>
<p><strong>Kural iki</strong>: gizli servisler arasında dayanışma olduğu gibi rekabet de vardır<strong>. CIA, Mossad, MI6</strong> gibi dünyanın en büyük istihbarat servisleri, zaman zaman gizli operasyonlarda birbirlerine taşeronluk  yapar.</p>
<p><strong>Kural üç:</strong> <strong>NATO</strong> veya <strong>AB</strong> üyesi olmalarına bakılarak <strong>CIA, MI6, BND</strong> ve Fransız <strong>DGSE</strong>(Direction Générale de la Sécurité Extérieure)’ın birlikte hareket ettiklerini sanmak gibi toptancı bir yaklaşımda bulunmayın.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="http://www.dikgazete.com/images/upload/CIA_MI6_BND_ve_FransYz_DGSE..png" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p>Hele hele <strong>MOSSAD</strong>’ı <strong>VATİKAN</strong> izi taşıyan bu örgütlerle eşgüdümlü çalışıyor gibi bir kanıya asla kapılmayın. Bu saydığımız istihbarat teşkilatlarının her birinin ayrı bir gündemi ve <strong>gizli ajandası </strong>vardır.</p>
<p>Kimse kimsenin gözünün yaşına bakmaz.</p>
<p><strong>Rusya</strong>&#8216;nın dış istihbarat kuruluşu, <strong>Rusya Federasyonu Dış İstihbarat Servisi</strong> <strong>SVR</strong>tamamen bu döngünün dışındadır.</p>
<p>Olayları doğru okumak gerekir.</p>
<p><strong><em>CIA &#8211; MI6 savaşının perde arkasındaki Rockefeller ve Rothschild çekişmesi&#8230;</em></strong></p>
<p><strong>Rockefeller, Rothshild</strong> aileleri arasındaki anlaşmazlık nerdeyse kan davasına dönüştü.</p>
<p><strong>Rockefeller ABD</strong> yönetimi, <strong>Rothshild  İngiltere</strong> yönetimi üzerinden kozlarını kapışıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="detayFoto" src="http://www.dikgazete.com/images/upload/Rockefeller_ve_Rothschild.jpg" width="657" height="371" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p>Hiç tartışmasız <strong>ABD’</strong>nin ve dünyanın en zengin birkaç ailesinden birisi de <strong>Rockefeller</strong>. Kontrol ettikleri para <strong>5 trilyon dolarla 15 trilyon dolar </strong>arasında değişen aile şirketlerinin, sadece <strong>New</strong> <strong>York</strong>’ta <strong>1 trilyon dolarlık gayrimenkulü</strong> var.</p>
<p><strong>ABD</strong>’nin süper güç olarak dünyayı yönetmesinin arka planındaki organizasyonlarda onun ismi geçer.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="http://www.dikgazete.com/images/upload/Rockefeller_ve_Rothschild_-David-Rockefeller-Says-Conspiracy-About-One-World-Order.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Rockefeller</strong> ailesi ABD’de 20’yi aşkın çok uluslu şirketin koordinasyonunu yapar, yönlendirir.</p>
<p><strong>Rothshild hanedanı</strong>; 18. yüzyılın sonlarından başlayarak <strong>Avrupa</strong>’nın çeşitli merkezlerinde bankalar kuran <strong>Alman</strong> kökenli <strong>Yahudi</strong> bir aile.</p>
<p>Aile bireyleri <strong>İngiliz Kraliyet Sarayları</strong>nda kralın-kraliçenin yaveridir.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="http://www.dikgazete.com/images/upload/Rothshild.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Rothshild</strong> ailesi <strong>Londra</strong> borsasından tutun da <strong>“One Belt One Road/OBOR-Bir Kuşak Bir Yol”</strong> projesine kadar her türlü ekonomik yapılanmayı kontrol ediyor.</p>
<p>Bugün dünya genelinde <strong>elmas ticaretinin yüzde 90’ını</strong>, elmas üretiminin <strong>yüzde 40</strong>’ını, kömür-bakır-uranyum-alüminyum ticaretinin de yüzde 15’ini gerçekleştiren küresel güç, <strong>Rothschild</strong> Ailesidir.</p>
<p>Ailenin en ünlü şirketleri <strong>HSBC Bank</strong>, <strong>Royal Bank of Scotland</strong>, <strong>Banco Santander, De Beers, Rio Tinto, ING Group ve Aviva</strong>’dır. Aile ayrıca <strong>2000</strong> yılında <strong>Fransız</strong>devletine sattıkları <strong>BNP</strong> Baripas şirketi ile <strong>Somanh Bankası</strong>’nın da (kapanana kadar) kurucusu ve sahibi.</p>
<p>Son yıllarda şarap pazarına da giren aile, <strong>Fransa, Şili, Amerika</strong> ve <strong>Güney Afrika</strong>’da üretim yapmakta,<strong> Fransız</strong> şarap piyasasının yüzde 50’sini elinde bulunduruyor.</p>
<p>Ailenin serveti yaklaşık <strong>2009</strong> verilerine göre <strong>4-5 trilyon dolar</strong>, <strong>kontrol ettiği para ise 15 trilyon dolar</strong> civarında.</p>
<p><strong>Amerika Birleşik Devletleri</strong>’nde bağımsız bir kuruluş olan <strong>Amerikan Merkez Bankası’</strong>nın (<strong>FED</strong>) yönetiminde hem <strong>Rothschild</strong> ailesi hem de <strong>Rockefeller</strong> ailesi etkin.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="detayFoto" src="http://www.dikgazete.com/images/upload/Rockefeller_ve_Rothschild._fed.png" width="741" height="438" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p>Bu bankanın tek bir açıklamayla tüm dünya ekonomisine yön verdiği düşünülürse, bu iki ailenin <strong>dünya ekonomisinde</strong> ne kadar söz sahibi olduğunu anlaşılabilir.</p>
<p><strong><em>Trump, Rockefeller’ın adamı mı?</em></strong></p>
<p><strong>1 Ekim 2017</strong>’de <strong>50’den fazla ABD vatandaşının öldürüldüğü</strong> terör eyleminin asıl amacının <strong>Trump’la</strong> birlikte küresel sermayenin jandarmalığından çekilme kararlılığı gösteren<strong> Amerika Birleşik Devletleri’</strong>ni, yeniden dünya sahnesine çekme operasyonu olduğunu, <strong>02 Ekim 2017</strong> günlü analizimde belirtmiştim.</p>
<p><strong>Küresel</strong> sermayenin konuşlandığı <strong>Britanya Krallığı’</strong>nın, <strong>ABD</strong> olmadan bu jandarmalığı tek başına yapması mümkün görülmediğine değinmiştim.</p>
<p><strong>Las Vegas</strong>’daki kanlı eylem, kendi ülkesinde ve dünya genelinde <strong>Trump</strong>’a yaşatılan, itibarsızlaştırma operasyonunun kanlı versiyonundan başka bir şey değildi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="detayFoto" src="http://www.dikgazete.com/images/upload/trump.jpg" width="693" height="364" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p>Bunun en önemli nedeni <strong>Trump</strong>’ın <strong>Amerikan</strong> devini <strong>küresel odakların oyun alanlarından</strong> çekip çıkarmak istemesi.</p>
<p>Çünkü o, partileri farklı olmasına rağmen <strong>John Fitzgerald Kennedy </strong>gibi bir<strong>Amerikan</strong> milliyetçisi. <strong>Henry Ford</strong> gibi yerli <strong>Amerikan</strong> sanayisinin başarısına inanıyor.</p>
<p><strong>Trump</strong>’ın siyasi genleri, <strong>antibritanist</strong>.</p>
<p><strong>Kraliçe</strong>’nin eteklerinin altına saklanan, finans yarasalarından nefeslenen politikacılardan değil.</p>
<p><strong>Trump</strong>’ı indirmek isteyen küresel güç odağının en tepesinde, <strong>Londra</strong>’da konuşlanmış<strong>Rothschild</strong> gibi finans devleri var.</p>
<p><strong>Trump</strong>’ın burnunu <strong>Kuzey Kore</strong> ile sürtmek istedikleri gibi <strong>Çin</strong> ile kapışmasını dört gözle bekleyen bu küresel ahtapot, <strong>Trump</strong>’ın <strong>Amerika</strong>’sının arasını stratejik müttefikleriyle açmakta beis görmüyor.</p>
<p>Ama <strong>Trump</strong>’ın da boş durduğunu sanmayın. Ajandasını parayla değil sırayla takip ediyor. <strong>ABD Başkanı Trump</strong>, seçim kampanyası sırasında <strong>Pasifik</strong> bölgesi ile yapılan serbest ticaret anlaşmasına karşı olduğunu duyurmuş, <strong>Trans-Pasifik Ortaklığı</strong>’ndan çıkılmasını onaylayan bir kararname ile <strong>Londra</strong> merkezli küresel finans ahtapotunun hayati damarlarından birine neşter vurmuştu.</p>
<p><strong><em>Rothshild ailesine suikast!</em></strong></p>
<p><strong>Rockefeller</strong> ve <strong>Rothschild</strong> şirketleri arasında finans, enerji ve sanayi sektörleri arasında bir paylaşım olduğu gibi zaman zaman rekabetten kaynaklanan anlaşmazlıklar yaşanabiliyor.</p>
<p>Nitekim <strong>13 Aralık 2017</strong>’de “<strong>Rothschild ailesine suikastta Pentagon şüphesi?</strong>”,<strong>ABD</strong> ile <strong>İngiltere</strong> arasındaki anlaşmazlığın hedefindeki ismi <strong>Rothshild</strong> ailesine düzenlenen suikastı yazmıştım.</p>
<p><strong>Trump</strong>’ı indirmek isteyen küresel güç odağının en tepesindeki, <strong>Londra</strong>’da konuşlanmış<strong>Rothshild</strong> gibi finans devine kesilen cezanın ne olduğu bu kaza görünümlü suikast ile ortaya çıkmıştı.</p>
<p>Olay neydi nasıl oldu?</p>
<p><strong>Aralık 2017</strong>’de <strong>İngiltere</strong>’nin <strong>Aylesbury</strong> kentinde <strong>Rothshild</strong> <strong>Vakfı</strong>’nca idare edilen, aileye ait tarihi yazlık <strong>Waddeston Manor Şatosu</strong> yakınlarında <strong>Cessna 152</strong> tipi <strong>uçak</strong>ile <strong>helikopter</strong> havada çarpıştı.</p>
<p>Bu kazayı daha da ilginç kılan kazadan önce, <strong>İngilizce</strong> dilini kullanan ve resim tabanlı forum özelliğindeki <strong>4chan </strong>sitesinde “<strong>Q</strong>” rumuzlu kullanıcının <strong>Sir Evelyn Robert de Rothschild</strong>’in eşi 2 Temmuz <strong>1954</strong> doğumlu <strong>Lynn Forester de Rothschild</strong>’i ölümcül uçak kazası hakkında <strong>3 gün önceden</strong> uyarmasıydı.</p>
<p>Bu kazanın rastlantı olmadığı <strong>Kasım</strong> ayı ortalarında <strong>Rothschild</strong> ailesine başka bir suikastın düzenlendiği ve aile fertlerinin yara almadan kurtuldukları da iddia ediliyor.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="http://www.dikgazete.com/images/upload/Lynn_Forester_de_Rothschild_hillary.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Lynn</strong>; aileye ait <strong>EL Rothschild</strong> şirketinin <strong>CEO</strong>’su.</p>
<p>Şirket, <strong>The Economist </strong>dergisinin sahibi olan The Economist Group, Congressional Quarterly’nin sahibi ve Economist Intelligence Unit, EL Rothschild LP, <strong>Birleşik Devletler</strong>’deki önde gelen bağımsız varlık yönetimi şirketlerinin yanı gayrimenkul, tarım ve gıda çıkarları için yatırımları yönetiyor.</p>
<p><strong>Hillary Clinton</strong> da dahil olmak üzere birçok politikacıya destek veriyor.<strong> “The Coalition for Inclusive Capitalism/Kapsayıcı Kapitalizm Koalisyonu”</strong> oluşumunun mimarı.</p>
<p><strong><em>Rockefeller ve Rothshild kavgası Ortadoğu kaynaklarının talanında anlaşmazlıktan çıkıyor!</em></strong></p>
<p><strong>Pentagon-Rockefeller </strong>ve <strong>Rothschild</strong> ailesinin son ortak operasyonu <strong>Arap Baharı</strong>’ydı.</p>
<p>Operasyon öncesinde taraflar <strong>Arap Baharı</strong>’nın en önemli oyuncuları <strong>Yemen Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih</strong> (95 milyar dolar), <strong>Libya lideri Kaddafi</strong> (153 milyar dolar), <strong>Tunus lideri Zeynel Abidin bin Ali</strong> (103 milyar dolar) ile <strong>Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek</strong>’in (145 milyar dolar) tutarındaki kişisel servetlerinin pay edilmesini kararlaştırmıştı.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="http://www.dikgazete.com/images/upload/arap_baharY_liderleri.png" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p>Evdeki pazarlık çarşıya uymadı!</p>
<p>Bu<strong> 4 lider</strong> yaşarken paraları <strong>İngiliz</strong> fonlarında kullanıldı.</p>
<p>Anlaşma gereği, bu paraların yarısı <strong>Amerikan silah şirketlerine</strong> devrolacaktı, petrol sahaları da iki güç arasında paylaştırılacaktı.</p>
<p>Ancak operasyon bittiğinde <strong>ABD</strong> ve <strong>Rockefeller</strong> ailesinin tetikçi kurumu <strong>Pentagon</strong>avucunu yaladı.</p>
<p>Bazı ülkelerdeki <strong>petrol rafinerileri Rothschild</strong> ailesine geçti. <strong>Pentagon</strong>’a büyük kazık atıldı.</p>
<p>Deyim yerindeyse hem paraların hem de petrol sahalarının üstüne bir bardak soğuk su içti. <strong>496</strong> milyar dolar tutarındaki meblağ, “<strong>allem-kallem</strong>&#8221; edilip <strong>Rothschild</strong> ailesinin hissesine geçmişti.</p>
<p><strong>Rothschild</strong> ailesi, <strong>Arap Baharı</strong>’nda tek mermi atmadan, tek dolar kullanmadan trilyonlarca doların sahibi oldu. Petrol rafinerilerinden günlük kazançları <strong>200 milyon dolar</strong> civarında.</p>
<p><strong>Trump</strong> yönetimi bunun hesabını sormak istiyor. Çünkü <strong>Pentagon</strong> <strong>tarihinde</strong> ilk kez bu kadar güçlü aldatıldı.</p>
<p><strong>Arap Baharı</strong>, <strong>Yeni İpek Yolu</strong>’nun da güzergâhının temizlenmesi anlamına geliyordu.<strong>Arap Baharı</strong>’ndan sonra <strong>7 ülkenin hazine, çevre ve maliye</strong> bakanlıklarına,<strong>Rothschild</strong> ailesinin bursu ile okuyan isimler geçti.</p>
<p>Görev değişikliği ve istihdam,<strong> Arap Baharı</strong>’ndan önce planlanmıştı ve başarılı şekilde uygulandı. Buna itirazı eden, etmesi gereken tek güç vardı, o da <strong>Rockefeller</strong> ailesinin tetikçi kurumu <strong>PENTAGON</strong>’du!</p>
<p><strong>Rothschild</strong> ailesinin çok önemli şirketlerine çok büyük terör saldırıları düzenleyebilecek güç erki de <strong>Pentagon</strong>’da mevcut.</p>
<p>İki gücün savaşı en üst boyuta taşındı.</p>
<p>Her yerde kavga ediyorlar.</p>
<p>En çok da <strong>ABD</strong>’nin içinde!</p>
<p>Bir adım ötesi, <strong>Pentagon</strong>’un <strong>Rothschild</strong> ailesinin önemli isimlerine <strong>suikast</strong>düzenlemesiydi.</p>
<p>Bir adım daha attılar.</p>
<p><strong>MI6 Başkanı Alex Younger</strong>’in oğlunu öldürdüler…</p>
<p><strong><em>CIA, MOSSAD’ı yanına çekti, MI6’ya savaş açtı!</em></strong></p>
<p><strong>Rockefeller</strong> ve <strong>Rothschild</strong> şirketleri arasında finans, enerji ve sanayi sektörleri arasında bir paylaşım olduğu gibi zaman zaman rekabetten kaynaklanan anlaşmazlıklar yaşanabiliyor.</p>
<p><strong>Trump</strong>’ın <strong>Kudüs</strong> ve <strong>Golan</strong> açılımı, <strong>Londra</strong>’ya karşı <strong>Washington</strong> ve <strong>Tel Aviv</strong>yönetimlerinin siyasi işbirliği hakkında yeterli ipucu.  <strong>İngiltere</strong>’nin, <strong>Arap</strong> davasına sözde sahip çıkışı da önemli bir parametre.</p>
<p><strong>Trump</strong>’ın <strong>Netanyahu</strong> hükümetine verdiği <strong>Kudüs</strong> ve <strong>Golan</strong> desteği,  iki ülke askeri kurumları ve gizli servislerinin  işbirliğini güçlendirdi.</p>
<p><strong>İngilizler</strong>’in <strong>Arap</strong> <strong>seviciliği,</strong> <strong>Trump</strong>’ın <strong>İsrail</strong>’e yaklaşma hamlesinin önündeki diplomatik molozları kaldırmasında önemli katkı sundu.  <strong>Türkiye,</strong> bu süreçte “<strong>Arap sevici İngilizler”</strong>le saf tuttu.</p>
<p><strong><em>ABD, bölgeyi nasıl şekillendiriyor?</em></strong></p>
<p><strong>ABD</strong> bölgeyi yeni baştan <strong>Suudiler</strong> üzerinden, <strong>Suudiler</strong> aracılığı ile kendi küresel çıkarlarına göre düzenlemeye uğraşıyor.</p>
<p><strong>ABD</strong>’nin yanında saf tutanlar kimler?</p>
<p>Tabii ki baş aktör <strong>ABD</strong>. Yardımcı oyuncular <strong>İsrail, Suudi Arabistan, Ürdün, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri. </strong></p>
<p><strong>NATO</strong> üzerinden <strong>ABD</strong>’nin bölgedeki en büyük müttefiki <strong>Türkiye</strong> nedense bu projenin dışında? Çünkü <strong>İngiliz</strong> <strong>kraliçesi</strong> ile aynı yastığa baş koyduğu için olabilir mi?</p>
<p><strong>İngilizler</strong> zaten bu işin dışında; çünkü operasyon onlara çekiliyor!</p>
<p><strong>İngiliz gizli servisi MI6</strong> öncelikle kendi kadroları ve imkânları ile diğer dost ülkelerin istihbarat örgütleriyle anlaşmalı olarak özellikle <strong>Suudi Muhaberatı, CIA ve MOSSAD</strong>’a yönelik bir karşı harekât planlıyor, gerçekleştiriyor.</p>
<p><strong><em>MI6 Başkanı Alex Younger’in oğlunu öldürdüler</em></strong></p>
<p>Arap sevici <strong>İngiliz istihbaratı MI6 Başkanı Alex Younger</strong>.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="http://www.dikgazete.com/images/upload/Alex_Younger_1.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Bu kavgayı o yönetiyor. </strong></p>
<p><strong>4 Temmuz 1963 Westminster</strong> doğumlu.</p>
<p>Marlborough College, Saint Andrews Üniversitesi, <strong>Sandhurst Kraliyet Askeri Akademisi</strong> mezunu. Sarah Hopkins ile evli. Üç çocuğu var.</p>
<p><strong>30 Mart 2019</strong>&#8216;da, oğlu <strong>Sam</strong>, <strong>Stirlingshire</strong>&#8216;daki trafik kazasında öldü.</p>
<p>Ülkenin gizli servisine <strong>1991</strong>’de giren <strong>Younger</strong>, <strong>Avrupa</strong>&#8216;da ve <strong>Ortadoğu</strong>&#8216;da çeşitli yerlerde görevlendirildi ve <strong>Afganistan</strong>&#8216;da üst düzey istihbarat yetkilisi olarak çalıştı.<strong>Younger</strong>, <strong>Londra</strong>&#8216;da <strong>2012</strong> yılında yapılan olimpiyat oyunları öncesi terörle mücadele çalışmaları da yürüttü.</p>
<p>Genel merkezi <strong>Londra</strong>&#8216;da bulunan ve İngiliz hükümetine yabancı kaynaklı istihbarat sağlayan <strong>MI6</strong>&#8216;nın, <strong>3 binden fazla</strong> çalışanı bulunuyor.</p>
<p><strong>MI6</strong> başkanlığına <strong>2014</strong>’te atanan <strong>Alex Younger</strong> kamuoyuna açık  ilk konuşmalarından birinde <strong>MI6</strong>  için “<strong>Gerçek anlamda global bir istihbarat örgütü bizimki</strong>” demişti.</p>
<p>Uzun kulaklar örgütü denilebilecek <strong>GCHQ</strong> ile ve ülkenin iç istihbaratından sorumlu <strong>MI5</strong>ile işbirliğinin mükemmel olduğunu anlatmış, “<strong><em>Mükemmelliği günümüzün teknolojik imkânları sayesinde sağlayabiliyoruz”</em></strong> açıklamasını yapmıştı.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="http://www.dikgazete.com/images/upload/omur_kapak_cY_mas.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Alex Younger</strong>’ın oğlu <strong>Sam</strong>, <strong>Londra</strong>&#8216;nın güneyinde 70 hektar yeşil alan üzerine 1619’da  kurulan <strong>Londra</strong>’nın en prestijli yatılı erkek okullarından <strong>Dulwich Koleji</strong>nden mezun olduktan sonra<em> </em><strong>İskoçya</strong>&#8216;nın başkenti, <strong>Edinburgh</strong>&#8216;da bulunan  ve 14 Nisan 1582’de  Kral VI. James tarafından yasalaştırılan Edinburgh Üniversitesi&#8217;nde okuyordu.</p>
<p>Edinburgh Üniversitesi mezunları arasında <strong>Charles Darwin</strong>, <strong>David Hume</strong>, <strong>Alexander Graham Bell</strong> gibi isimler bulunuyor ve, <strong>Adam Smith</strong>, <strong>Max Born</strong>, <strong>Peter Higgs</strong> de ders verdiği biliniyor.</p>
<p><strong>Edinburgh Üniversites</strong>inde 22 yaşındaki bir öğrenci olan <strong>Sam Younger</strong>; <strong>30 Mart 2019</strong> <strong>Cumartesi</strong> günü sabahın köründe <strong>Stirlingshire</strong>&#8216;daki özel bir mülk üzerindeki bir motorlu taşıt aracını kullanırken kaza sonucu ölmüştü.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="http://www.dikgazete.com/images/upload/Alex_Younger_son.jpeg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Alex Younge</strong>r’ın oğlu <strong>Sam</strong>, motor tutkunluğuyla tanınıyor. <strong>Sam</strong>, <strong>1996</strong> yılında<strong>Viyana</strong>&#8216;da doğmuştu. O tarihte babası  <strong>MI6</strong>’da çalışıyordu.</p>
<p><strong>Alex Younger</strong>, Edinburgh biralarının kurucusu <strong>William Younger</strong>&#8216;in soyundan geliyor.</p>
<p>Alex Younger’ın büyükbabası, <strong>12 Haziran 1940</strong>&#8216;ta <strong>St Valery-en-Caux</strong>&#8216;da öldürülen<strong>Henry Johnston Younger</strong>&#8216;dı.</p>
<p><strong>1940</strong>’ta 54 bin kişiden oluşan İngiliz ve Fransız birlikleri, Manş Denizi sınırında St. Valery-en-Caux’da, <strong>Alman Feld Mareşal Erwin Rommel</strong>’in ordularına teslim olmuştu.</p>
<p>Kaza sonrası ölüm olayı ile ilgili soruşturma başlatılması bunun kaza görünümlü suikast olabileceğini gösteriyor. Polis yetkilileri yaptıkları incelemeler sonucu <strong>Procurator Fiscal</strong>&#8216;a sundukları raporda ölüm nedeninin şüpheli görünmediğini açıklasalar da olay halen gizemini koruyor.</p>
<p>Dediğim o ki, <strong>MI6</strong>&#8211; <strong>CIA</strong> / <strong>MOSSAD</strong> kapışması kanlı bir sürece evrildi.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="http://www.dikgazete.com/images/upload/Alex_Younger..jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>MI6 Başkanı Younger;</strong> “Revenge is a cold eaten meal/ <strong>intikam soğuk yenen bir yemektir</strong>” kültüründen geliyor.</p>
<p>Yakın zamanda <strong>İsrail</strong>’de patlayan bombalar, <strong>Amerika</strong>’da <strong>kanlı otel </strong>ve <strong>okul baskın haberleri</strong> ajanslara patır patır düşmeye başlar.</p>
<p>Bu kanlı savaşın bilançosunu infazlardan öğreniriz.</p>
<p>.</p>
<p><strong>Ömür Çelikdönmez</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/mi6-cia-mossad-kapismasi-mi6-baskani-alex-youngerin-oglunun-olumuyle-sonuclandi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
