<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Okul &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/okul/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Mon, 29 Aug 2022 10:48:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Okul &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Canım Öğretmenim Cicim Öğretmenim Sana Ne Nagehan Alçı Sana Ne?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/canim-ogretmenim-cicim-ogretmenim-sana-ne-nagehan-alci-sana-ne/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/canim-ogretmenim-cicim-ogretmenim-sana-ne-nagehan-alci-sana-ne/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selehattin DUMAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Aug 2022 19:19:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Nagehan Alçı]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Okul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18406</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de en çok sosyolojik dayak yiyen ekibin öğretmenler olduğunu söylersen sakın şaşırmayın. Haddi olan olmayan herkes konuşur, değerlendirir. Tatilini konuşur, verdiği eğitimi tartışır. Herkes ama herkes en kolay bu gariplere saldırır sonra da hiçbir şey yokmuş gibi hayat akmaya devam eder. Daha düne kadar patır patır ölümlerin yaşandığı Pandemi günlerinde bile ne devletler ne de sağlık kurumları herhangi bir güvence veremediği için okulların açılması konusu konuşulurken. Hem de &#8220;Öğretmenler rahata alıştı&#8221; diyerek koca milyonluk bir yapıyı ve onun muhatabı öğrenci ve veli milyonları inciten Nagehan Alçı şimdi bir öğretmen güzellemesini yine aba altından sopa gösterir gibi kendileri deruhte etmişler. Hani bayram değil seyran değil enişte meselesi var ya. Bugün biraz öfkeli yazı yazacaktım ama sayın bakan bir açıklama irat etmiş bundan mütevellit sakin olacağım. Önümüzdeki hafta kariyer meselesi ile ilgili müjde vereceğim diyen Milli Eğitim Bakanı belli ki toplumdaki tepkilere artık gündemde olması gerekip siyaseten yararlı olan gelişmelerin üstünü örten bu süreci kapatacak gibi duruyor bu açıklamayla. Ama bir saat öğretmenlik yapmamış bir yazar görünümlü arkadaşın bir yerlerden telefon almışçasına ve üslup olarak bir yanında yağ sürdüğü öğretmenin diğer yanını ateşe maruz bırakarak yakan bu yazı ne diyor olmasından çok nasıl söylüyor olduğu da sorun. Önce Sayın Özer diye hitap &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Türkiye’de en çok sosyolojik dayak yiyen ekibin öğretmenler olduğunu söylersen sakın şaşırmayın. Haddi olan olmayan herkes konuşur, değerlendirir. Tatilini konuşur, verdiği eğitimi tartışır. Herkes ama herkes en kolay bu gariplere saldırır sonra da hiçbir şey yokmuş gibi hayat akmaya devam eder. Daha düne kadar patır patır ölümlerin yaşandığı Pandemi günlerinde bile ne devletler ne de sağlık kurumları herhangi bir güvence veremediği için okulların açılması konusu konuşulurken. Hem de &#8220;Öğretmenler rahata alıştı&#8221; diyerek koca milyonluk bir yapıyı ve onun muhatabı öğrenci ve veli milyonları inciten Nagehan Alçı şimdi bir öğretmen güzellemesini yine aba altından sopa gösterir gibi kendileri deruhte etmişler.</p>



<p>Hani bayram değil seyran değil enişte meselesi var ya. Bugün biraz öfkeli yazı yazacaktım ama sayın bakan bir açıklama irat etmiş bundan mütevellit sakin olacağım. Önümüzdeki hafta kariyer meselesi ile ilgili müjde vereceğim diyen Milli Eğitim Bakanı belli ki toplumdaki tepkilere artık gündemde olması gerekip siyaseten yararlı olan gelişmelerin üstünü örten bu süreci kapatacak gibi duruyor bu açıklamayla. Ama bir saat öğretmenlik yapmamış bir yazar görünümlü arkadaşın bir yerlerden telefon almışçasına ve üslup olarak bir yanında yağ sürdüğü öğretmenin diğer yanını ateşe maruz bırakarak yakan bu yazı ne diyor olmasından çok nasıl söylüyor olduğu da sorun.</p>



<p>Önce Sayın Özer diye hitap ettiği bakandan bir satır sonra Mahmut Bey diye bahsetmesi bir samimiyet işareti olmaktan ziyade sırnaşık bir yakışıksızlık ortaya çıkarmıştır. Sanki önceki akşam yemek ya da çay faslında aynı mekânı paylaşmış dost meclisinde yazı siparişi verilmiş izlenimi doğuran cesaretinden dolayı tebrik güzellemesine geçmeden önce bir cümlede öğretmenleri değerli görüyormuş gibi hava verip sonra yara vermesi ise hiç yakışmamıştır. Verdiği rakam bilgileri aynı gün içerisinde bakan tarafından yapılan açıklamaların devam niteliği taşıyor olması meseleye dayanak arama çalışmasının da devamı gibi duruyor. Yok efendim o sayılar ya da şu sayılar falan filan.</p>



<p>Öğretmenin uzmanlık meselesi toplumu elbette ilgilendirir ama işimize burun sokulması mesabesinde olmasa iyi olurdu. Hem nereden çıkarıyorsunuz toplumsal kutuplaşmayı hanımefendi? Bu kadar spesifik bir meselede kim kiminle kutuplaşmış acaba? Muhalefetin açıklama yapması olmayan bir şey değil ki. Hatta eyleme davet etmesi ve sair işler ne zamandan beri kutuplaşma oldu? Kullandığınız kelimelerin, cümlelerin her biri rahatsız edici hatta itici olduğu kadar asıl kutuplaşma heveslisinin siz olduğunu da düşünürmüştür. Daha düne kadar yanında olduğunuz yerler de karşısında olduğunuz izlenimi verdiğiniz kişilerle katıldığınız gezilerle duruşunuzun pek kutuplaşmaya müsait olmadığını düşünsek de durduk yere öküz altında buzağı arama çalışmanızın başka ne tür yorumu olacağını kestiremiyoruz.</p>



<p>Öğretmenler sınav yapılamaz mı? Sana ne? Daha doğrusu hayatı sınav yapmakla ve sınava girmekle geçmiş ve halen geçmeye devam eden bir camiayı önce siz iyisiniz hoşsunuz edebiyatı yapıp sonra da yerinizi bilin demeye getirmek de ne oluyor? Sınav meselesine gelmeden önce konuşulacak daha çok şey var ama ben sözü uzatmayacağım. Dün yayınlanan yazıma bir göz atmanızı tavsiye etmekle yetineceğim. Mesela uzmanlık konusunda konuşacaksak önce bir defa sınıf nedir, nasıl kokar, öğrenci nedir, kimdir, veli ne demektir gibi meselelerde ne az sınıfların tozunu yıllar boyunca yutan öğretmenler kadar bu meseleyi içselleştirmiş olmanız gerekir diye düşünüyorum. Buna itiraz etmek isteyebilir ve bir konuda yazı yazmak için illa da uzman olmak gerekmediğini söyleyebilirsiniz. Ama nedense özellikle öğretmenlere meslekleri hakkında olsun kişilikleri ve konumları hakkında olsun haddi olmadan açıklama yapanların başında yer almaktan da imtina etmiyorsunuz.</p>



<p>Bir de şöyle tepeden &#8220;istemeyen eski şekilde devam edebilir&#8221; cümlenize bayıldım biliyor musunuz? Bunu kimse söylemediği için milyonluk öğretmen camiası adına teşekkürlerimi lütfen kabul edin. Sizin sayenizde ortaya çıkan bu farkındalığımız çok değerliydi. Ve bu vesileyle bugüne kadar yaptığınız ne kadar öğretmen inciten açıklamanız varsa hepsini birden affediyoruz. Biz eskisi gibi devam edebileceğimizi bilmiyorduk. Kanun maddesini baştan sona okudum ama böyle bir açıklama yoktu. Master ve doktora yapmış öğretmen sayı ve oranları ile göz boyama çalışması sonuç vermeyebileceği için mi vicdana seslendiniz devamında. Aman cici öğretmenler canım benimler faslı ile biten yazınız ısmarlama değilse bile bir yerlere ya da birilerine &#8220;Olmuş mu?&#8221; der gibi göz kırpıyor bilginiz olsun.</p>



<p>Siz en iyisi kendi işinize bakın. Bu işi Sayın Bakan çözecek gibi. Aslında Sayın Bakan Mahmut Özer sizin yazınızdan önce açıklama yapsaydı keşke. En azından bu kadar açık bir ofsayta düşmemiş olurdunuz. Çevrenizde futboldan anlayan biri/leri varsa danışırsanız iyi olabilir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/canim-ogretmenim-cicim-ogretmenim-sana-ne-nagehan-alci-sana-ne/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzman Öğretmen</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/uzman-ogretmen/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/uzman-ogretmen/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selehattin DUMAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Aug 2022 13:20:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[Okul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18402</guid>

					<description><![CDATA[Değerli dostlar sizinle birkaç uzman öğretmen örneği paylaşmak istiyorum. Çünkü özü gözlerden kaçırılmış bir uzman öğretmenlik gündeminde en çok ihtiyacımız olan şeyin bu olduğunu düşünüyorum. Master yapmamış olsalar da sınava girmemiş olsalar da onlar işlerini en güzel şekilde yaptılar hem de meslek hayatları boyunca yorulmak usanmak bilmeyen bir adanmışlıkla. Uzmanlaşmışlıkla adanmışlık arasında bir köprü olmasını dileyerek paylaşmanın yararlı olacağını umut ediyorum. Eğitimde ilk öğretmen anne babadır. Ben bu anlamda şanslı olanlardandım. Babam diğer işlerinin yanında çok kaliteli bir eğitimci olduğu kadar annem de en az onun kadar çocuk yetiştirme hususunda başarılıydı. Hem de sayıca baş edilmesi zor çok sayıda erkek evlada rağmen. Uzmanlıklarının temelinde yetiştikleri toplumun birikimi ve en temel ihtiyaç olan sevgi vardı. Sabır ise onların hem büyüklere ve onların beklentilerine cevap vermede hem de çocuklarının ihtiyacını karşılamada en büyük yardımcıları ve metodolojileriydi. Onlar benim ve tüm kardeşlerimin ilk adanmış öğretmenleriydi. Ancak bunun sadece bize mahsus olmadığını söylemek hem umudu yükseltmemiziz sağlayacak hem de o devrin ebeveynlerinin hakkını teslim olacaktır. İlk öğretmen şokunu yaşama dönemim ilkokul günlerimde olmuş ama kısa sürede orta kısma geçtiğimde o günler geride kalmıştı. Sadece sınavla ya da Master yapmakla uzman olma programı yapmanın yararı kadar zararı da olması muhakkak. Çünkü ortaya sadece bilginin konduğu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Değerli dostlar sizinle birkaç uzman öğretmen örneği paylaşmak istiyorum. Çünkü özü gözlerden kaçırılmış bir uzman öğretmenlik gündeminde en çok ihtiyacımız olan şeyin bu olduğunu düşünüyorum. Master yapmamış olsalar da sınava girmemiş olsalar da onlar işlerini en güzel şekilde yaptılar hem de meslek hayatları boyunca yorulmak usanmak bilmeyen bir adanmışlıkla. Uzmanlaşmışlıkla adanmışlık arasında bir köprü olmasını dileyerek paylaşmanın yararlı olacağını umut ediyorum.</p>



<p>Eğitimde ilk öğretmen anne babadır. Ben bu anlamda şanslı olanlardandım. Babam diğer işlerinin yanında çok kaliteli bir eğitimci olduğu kadar annem de en az onun kadar çocuk yetiştirme hususunda başarılıydı. Hem de sayıca baş edilmesi zor çok sayıda erkek evlada rağmen. Uzmanlıklarının temelinde yetiştikleri toplumun birikimi ve en temel ihtiyaç olan sevgi vardı. Sabır ise onların hem büyüklere ve onların beklentilerine cevap vermede hem de çocuklarının ihtiyacını karşılamada en büyük yardımcıları ve metodolojileriydi. Onlar benim ve tüm kardeşlerimin ilk adanmış öğretmenleriydi. Ancak bunun sadece bize mahsus olmadığını söylemek hem umudu yükseltmemiziz sağlayacak hem de o devrin ebeveynlerinin hakkını teslim olacaktır.</p>



<p>İlk öğretmen şokunu yaşama dönemim ilkokul günlerimde olmuş ama kısa sürede orta kısma geçtiğimde o günler geride kalmıştı. Sadece sınavla ya da Master yapmakla uzman olma programı yapmanın yararı kadar zararı da olması muhakkak. Çünkü ortaya sadece bilginin konduğu bir yarış ortamının neticesi hiçbir zaman tümüyle istenen olmayacaktır. Yıllarca sayılar bazında bir yarışa sokulan çocuklarımız ve halkımızdan sonra sıra öğretmenlere de gelmiş olmaktan başka bir şey olamayacaktır. Sınıfında ki her bir çocuğun ya da gencin gözlerinin içine sevgiyle bakarken o gözlerin sahibinin bir gün hayat nasıl bakacağını şekillendiremeyecekse bir öğretmen tek değil çifte uzmanlık kazanmış olsa da bir anlamı olmayacaktır.</p>



<p>Gözlerimin içine baktığını hiç hatırlamadığım ilkokul öğretmenimden sonra bana adımla şehrin bir caddesinde hitap ederek hatırımı soran Ernail Hoca bana işinde daha bir uzman gibi gelmişti. Belki kimileri yaşça küçük olduğum yıllar olması dolayısıyla tebessüm ederek yaklaşabilir bu meseleye ama ben hala öyle düşünüyorum. Hem de eğilip benimle göz mesafesine geldikten sonra karşılaştığı bir büyükle nasıl selamlaşması gerektiğini bir çırpıda anlatmıştı da hala belleğimde ki en parlak eğitim sahnesi olarak nadide yerini korumaktadır. Ya da derste ‘’ Evladım bir gün bir yaşanıp emri hak vaki olduğunda bir Fatiha gönderseniz ne harika olur değil mi? Bizim en büyük beklentimiz budur. ‘’ diyen öğretmenin bizi ne kadar büyük ve değerli hissettirdiğini mi söylesem. Adeta omuzlarımıza erdemli ve sorumluluk sahibi bireyler olma şuurunu zor olduğunu hissettirmeden yüklüyorlardı.</p>



<p>Onların para problemleri ya yoktu ya da bize hiçbir şekilde hissettirmemişlerdi. Tıpkı evlerde ki ebeveynlerimiz gibi. Daha mesleğinin başlarında birkaç yıl çalıştığı KPSS’nin yükünü sırtından atamamış ve sonunda devlet kapısına kapağı atmış psikolojisiyle emekli moduna girmemişlerdi. Ev yada araba almak onlar için yirmi beş yıllık görev sonrasında emekli ikramiyesi ile yapılabilir bir hayal iken mesleğinin ilk yılında önce arabasını ardından evini almanın planlarını yaparken bir öğrencisine bir simit ya da çayı ısmarlamayı ıskalayanlar değillerdi onlar. Uzman olmak üzere ders dinleyen öğretmen arkadaşların, sınava hazırlanırken ki motivasyonları başarı sonrasında alacakları maaş farkı mı yoksa gerçekten alanında uzmanlaşarak daha iyi bir öğretmen olmak mıdır kestirmek mümkün olmayacaktır.</p>



<p>Sınıfında üzgün olduğunu fark ettiği öğrencisine ne kadar zaman ayırması gerektiğini anlatan bir ders var mıdır bu programda bilemiyorum ama bu işin sonunda az da olsa bazı farkındalıklar olacağını da inkâr edemeyiz. Aman ne kadar olacak bu? Ya da alanda ki öğrenci, öğretmen ve veli ilişkilerini ne ölçüde geliştirecektir an azından tüm bunları zamanla gözlemleyebileceğiz belki de. Dolayısıyla uzmanlık ile adanmışlık arasında bir seçim yapmak zorunda kalmamalıyız diye düşünüyorum. Uzun yıllar boyunca okuryazar oranları ardından ilkokul mezunu oranı yetmedi orta ve yükseköğretim mezuniyet sayılarında ki durumla ilgili yarışan nesiller öğretmen oldular ve artık birbirleriyle yarışarak ya da Master yaparak uzman olacak ve sayılarla rakip ülkelerin ardına yerleşecek.</p>



<p>Bu bakış açısı son üç yüz yılımızı yedi bitirdi. Tüm insani değerleri hayatının neredeyse her alanından dışlamış ve maddi alanda hızla ilerleyen bir dünyanın ardına düşmüşüz. Koşmaktan tıknefes haline gelen düşünme, üretme ve becerme yeteneklerimizi geçen her sürede daha da bir kaybettiğimizi fark etmeden sürüp giden bir uzun yolculuk bu. Ama yukarı istikamete ilerlemeyi bir türlü dönüşü gerçekleştiremeyen bir yürüyüş bu. Halbuki bizde olup yarıştığımızı düşündüğümüz o coğrafyalarda olmayan birikime ve nadide değerlere sahip olduğumuzun ve asıl korumamız ve geliştirmemiz gereken yönlerin bunlar olduğunun farkında olmadan sürgit bir uzun yolculuk.</p>



<p>Allah encamımızı hayreylesin.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/uzman-ogretmen/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kar Etkinlikleri</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kar-etkinlikleri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kar-etkinlikleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Feb 2020 08:55:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[kar tatili]]></category>
		<category><![CDATA[Okul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13637</guid>

					<description><![CDATA[Bu sene kış hiç gelmeyecek mi diye serzenişlerinken havalar yeniden soğudu ve kış kendini hissettirmeye başladı. Soğuklar günlük hayatı zorlaştırıyor. Birçok yerde ulaşım imkânı ortadan kalktı. Van- Bahçesaray’da yaşanan çığ felaketinde ise onlarca vatandaşımızı kaybettik. Üzüntümüzü içimize gömerek hayat devam ediyor, diyoruz. Bazı yörelerde kar yolları tıkadığından gidip gelmeler zorlaştı. Öğretime ara verilen il ve ilçelere önümüzdeki günlerde yeni il ve ilçelere eklenmesi muhtemel. Yılın ilk kar yağışının hafta sonuna denk geldiği İstanbul’da kar tatili söz konusu değil. Pazartesi kar yağışı ile ilgili bir gelişme olursa durum değişebilir. Kar yağışı ile kendini belli eden ulaşım sorunları eğitimi doğrudan etkiliyor. Eğitimin başka problemleri de var. Ancak sorunların arkasını getiremeyiz. Önemli olan kriz durumlarını yeni fırsatlara imkân verecek ortamlara dönüştürebilmek. Aslında her kriz, yeni imkânlara kapı aralar. İnsanlık tarihi krizlerden sonra ortaya çıkan muhteşem oluşumların misalleriyle doludur. Eğitim camiası, kar yağışını dört gözle bekler. Öğretmenler ve öğrenciler, kış şartlarının ağırlaşmasıyla ilan edilecek bir iki günlük tatilde dinlenebileceklerini düşünürler. Bu yüzden lapa lapa kar yağışı özellikle okullarımızı neşeyle doldurur. Oysa şiddetli kar yağışı nedeniyle eğitim ve öğretime ara vermek bir anlamda iklim şartlarına teslim olmak demektir. İklim şartlarına teslim olmayı istesek de diğer taraftan hayat devam etmektedir. Akıp giden zaman vetiresini durdurmak veya &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu sene kış hiç gelmeyecek mi diye serzenişlerinken havalar yeniden soğudu ve kış kendini hissettirmeye başladı. Soğuklar günlük hayatı zorlaştırıyor. Birçok yerde ulaşım imkânı ortadan kalktı. Van- Bahçesaray’da yaşanan çığ felaketinde ise onlarca vatandaşımızı kaybettik. Üzüntümüzü içimize gömerek hayat devam ediyor, diyoruz.</p>
<p>Bazı yörelerde kar yolları tıkadığından gidip gelmeler zorlaştı. Öğretime ara verilen il ve ilçelere önümüzdeki günlerde yeni il ve ilçelere eklenmesi muhtemel. Yılın ilk kar yağışının hafta sonuna denk geldiği İstanbul’da kar tatili söz konusu değil. Pazartesi kar yağışı ile ilgili bir gelişme olursa durum değişebilir.</p>
<p>Kar yağışı ile kendini belli eden ulaşım sorunları eğitimi doğrudan etkiliyor. Eğitimin başka problemleri de var. Ancak sorunların arkasını getiremeyiz. Önemli olan kriz durumlarını yeni fırsatlara imkân verecek ortamlara dönüştürebilmek. Aslında her kriz, yeni imkânlara kapı aralar. İnsanlık tarihi krizlerden sonra ortaya çıkan muhteşem oluşumların misalleriyle doludur.</p>
<p>Eğitim camiası, kar yağışını dört gözle bekler. Öğretmenler ve öğrenciler, kış şartlarının ağırlaşmasıyla ilan edilecek bir iki günlük tatilde dinlenebileceklerini düşünürler. Bu yüzden lapa lapa kar yağışı özellikle okullarımızı neşeyle doldurur. Oysa şiddetli kar yağışı nedeniyle eğitim ve öğretime ara vermek bir anlamda iklim şartlarına teslim olmak demektir. İklim şartlarına teslim olmayı istesek de diğer taraftan hayat devam etmektedir. Akıp giden zaman vetiresini durdurmak veya geri döndürmek mümkün değildir. Asıl olan her türlü ahvalde işimize devam etmektir.</p>
<p>Demek istediğim şu ki; Ağır kış şartlarına teslim olmayalım. Eğitim ve öğretim en zorlu kış günlerinde dahi devam etsin. Okullar tatil edilmesin. Eğitime ara verme kolaycılığına kapılmayalım. Ama okula gelme güçlüğü çeken öğrencilerin kendi beyanlarına göre onları yoklamadan muaf tutalım. Yani tatil yerine yoklamayı gevşetelim.</p>
<p>Diğer taraftan okula gelen öğrencilere her zamanki müfredat uygulamasını yapmayarak farklı şeylerle kışın okulu güzelleştirelim. Bu meyanda eğitim yöneticileri ve okul idarecileri ders ve teneffüs saatlerinde bahçede öğretmen ve öğrencilerin “kar etkinlikleri”nde bulunmalarına fırsat vermeli.</p>
<p>Mesela öğretmenler, öğrencileriyle birlikte “en büyük kardan adam yapma” yarışmasına girebilirler. Günün neticesinde en büyük, en güzel ve en komik kardan adam seçilerek diğerleri yıkılır, okulun bahçesinde sadece üç kardan adam kalır. Ve seçilen kardan adamın boynuna en büyük, en güzel ve en komik yaftaları takılır. Ertesi gün bu yarışma yeniden yapılabileceği gibi başka bir yarışma da yapılabilir.</p>
<p>Mesela “sınıflar arası kartopu yarışması” Bir gün önce dikilen üç kardan adam bir sınıfın öğrencileri tarafından kartopuna tutulur. Hangi sınıf kardan adamı yıkabilirse o sınıf kartopu şampiyonu olur. Kar odaklı başka kar etkinlikleri de düzenlenebilir.</p>
<p>Değerli meslektaşlarım; sizlerin bu konuda farklı yeteneklerinizin olduğunu: burada verilen örneklerden daha güzel kar etkinlikleri düzenleyebileceğinizi umuyorum.</p>
<p>Unutmayalım; kar güzeldir ve bereketlidir.</p>
<p>Adil Gülmez</p>
<p>@umradil</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kar-etkinlikleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sınavsız, Ödevsiz Okul</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sinavsiz-odevsiz-okul/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sinavsiz-odevsiz-okul/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Jan 2019 06:34:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ödev]]></category>
		<category><![CDATA[Okul]]></category>
		<category><![CDATA[Sınav]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=8204</guid>

					<description><![CDATA[Biz, çocukların ve gençlerin oluşma ve gelişme safhalarını; yaş ve dönem özelliklerine göre tasnif ediyoruz. Bu bağlamda; okul öncesi ile ilkokulun birinci yarısını içine alan döneme &#8220;oyun çağı&#8221;, ilkokulun ikinci yarısı ile orta okulun birinci yarısını içine alan döneme &#8220;masal çağı&#8221;, orta okulun ikinci yarısı ile liseyi içine alan döneme &#8220;macera çağı&#8221; diyoruz. Bu tasnif; onlarla kuracağımız ilişki ve iletişimin ana ilkelerini, prensiplerini belirliyor. Öte yandan; okul sistemi içindeki eğitim, öğretim, yönetim faaliyetlerinin de ona göre kurgulanmasını gerektiriyor. Ancak, galat-ı meşhur (meşhur olan yanlış) lügat-ı fasihin (unutulan doğrunun) önüne geçtiği için; büyük bir çoğunlukla, &#8220;çocuk ruhu&#8221;nu hesaba katan yok. Her öğretim yılının başında, ortasında, sonunda uzmanlar ve Bakanlık yetkilileri &#8220;çocuklara ve gençlere ağır ödev yükü yükleyerek zorlamayın&#8221; diyorlar yahut &#8220;aşırı hassasiyet göstererek sınav stresine sokmanın doğru olmadığını&#8221; söylüyorlar; fakat dinleyen, anlayan, söz tutan yok. Sistem içinde, giderek büyüyen ve gelişen özel okulların kahir ekseriyeti; eğitimin doğrudan muhatabı olan çocuklara ve gençlere değil, dolaylı muhatabı olan annelere ve babalara oynuyorlar. Daha etkili tanıtım yapmak, daha çok öğrenci kapmak için; &#8220;dalkavukluğun menzili olmaz&#8221; kabilinden yarışlara giriyorlar. Daha fazla ders yapmak, daha fazla kurs açmak, daha çok sınava sokmak, daha ziyade ödev talep etmek, birden fazla yabancı dil öğretmek; yaygın bir &#8220;marifet&#8221; haline &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Biz, çocukların ve gençlerin oluşma ve gelişme safhalarını; yaş ve dönem özelliklerine göre tasnif ediyoruz. Bu bağlamda; okul öncesi ile ilkokulun birinci yarısını içine alan döneme &#8220;oyun çağı&#8221;, ilkokulun ikinci yarısı ile orta okulun birinci yarısını içine alan döneme &#8220;masal çağı&#8221;, orta okulun ikinci yarısı ile liseyi içine alan döneme &#8220;macera çağı&#8221; diyoruz.</p>
<p>Bu tasnif; onlarla kuracağımız ilişki ve iletişimin ana ilkelerini, prensiplerini belirliyor. Öte yandan; okul sistemi içindeki eğitim, öğretim, yönetim faaliyetlerinin de ona göre kurgulanmasını gerektiriyor.</p>
<p>Ancak, galat-ı meşhur (meşhur olan yanlış) lügat-ı fasihin (unutulan doğrunun) önüne geçtiği için; büyük bir çoğunlukla, &#8220;çocuk ruhu&#8221;nu hesaba katan yok. Her öğretim yılının başında, ortasında, sonunda uzmanlar ve Bakanlık yetkilileri &#8220;çocuklara ve gençlere ağır ödev yükü yükleyerek zorlamayın&#8221; diyorlar yahut &#8220;aşırı hassasiyet göstererek sınav stresine sokmanın doğru olmadığını&#8221; söylüyorlar; fakat dinleyen, anlayan, söz tutan yok.</p>
<p>Sistem içinde, giderek büyüyen ve gelişen özel okulların kahir ekseriyeti; eğitimin doğrudan muhatabı olan çocuklara ve gençlere değil, dolaylı muhatabı olan annelere ve babalara oynuyorlar. Daha etkili tanıtım yapmak, daha çok öğrenci kapmak için; &#8220;dalkavukluğun menzili olmaz&#8221; kabilinden yarışlara giriyorlar.</p>
<p>Daha fazla ders yapmak, daha fazla kurs açmak, daha çok sınava sokmak, daha ziyade ödev talep etmek, birden fazla yabancı dil öğretmek; yaygın bir &#8220;marifet&#8221; haline geldi. Annelerin ve babaların, öğretmenlerin ve idarecilerin doğru olduğunu zannettikleri yanlışlarda ittifak etmeleri sonucu; çocukların ve gençlerin kendi istekleri, ihtiyaçları, ilgileri, yetenekleri gölgede kaldı.</p>
<p>Yakın akrabalarımızdan, iki çocuklu bir aile; Antalya&#8217;da ikamet ediyor. Çocukların biri okul öncesi, diğeri ilkokul çağında olup; ikisi de bir şekilde &#8220;meşhur&#8221; olmuş ve okullar zinciri haline gelmiş bir kurumun oradaki şubesine gidiyor.</p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;nın ders yükünü azaltarak oyuna, eğlenceye, kültüre, sanata, spora, sosyal ve eğitsel etkinliklere daha fazla zaman ayırmaya hazırlandığı bir dönemde; onlar, resmi müfredatın ve haftalık programın üstünda ders yapıyorlarmış. İlkokul çağında ve henüz ana dilini bile okuma, yazma, konuşma, dinleme, anlama açısından öngörülen seviyeye ulaşamamış çocuklara; biri İngilizce, diğeri Almanca olmak üzere iki yabancı dili birden öğretiyorlarmış.</p>
<p>Ayrıca, bu anlayışın ve işleyişin doğal sonucu olarak; son derece ağır ödev yükleri var. Hafta içi, hafta sonu, yarıyıl tatili demeden; yüklendikçe yükleniyorlar.</p>
<p>Ödevleri çocuklardan çok anne yapıyor. Çocuklar ise; her ödev seansında, gözyaşlarını ekmeğine-aşına katıyor.</p>
<p>Anne, bu işte bir yanlışlık olduğunun farkında. Fakat, çocuğunu öğretmenine ve arkadaşlarına karşı mahcup etmemenin derdinde.</p>
<p>Birkaç sefer, okula gidip, öğretmenlerle ve idarecilerle görüşerek; &#8220;Bu kadar yüklenmeyin, çocuklar da biz de mutsuzuz&#8221; demiş. Hemen her seferinde; &#8220;Bu yükü taşıyan çocuklar var, sorun sizde&#8221; cevabı verilmiş.</p>
<p>Sonuç olarak; çocuklar okuldan da, eğitimden de soğumuşlar. Anne ve baba ise; kendileri ve çocukları için eziyet satın alan müşteriler olmuşlar.</p>
<p>Bu durum karşısında; &#8220;ödevsiz ve sınavsız okul&#8221; nasıl olur acaba diye düşündük. Eski eğitim haberlerini ve yorumlarını tararken; benzer sebeplerle ortaya çıkmış bir örneğini gördük.</p>
<p>1972 yılında, Kanada&#8217;nın Toronto şehrinde; ödevin, sınavın, notun, puanın olmadığı bir okul açılmış. Yıllar sonra, artık yetişkin olan ilk mezunları ile ilgili özel bir araştırma yapılarak; bu okuldan mezun olan öğrencilerin hayat başarılarının, diğer okullardan mezun olan öğrencilerden daha iyi olduğu anlaşılmış.</p>
<p>Şimdilerde, Milli Eğitim Bakanlığı; daha esnek ve etkili bir &#8220;sınıf modeli&#8221; oluşturmak için araştırma yaptırıyormuş. Bu araştırmanın sonuçlarına göre; klasik sınıf modelini değiştirmeye hazırlanıyormuş.</p>
<p>Bize sorulursa; aslında &#8220;okul modeli&#8221;nin de değiştirilmesi gerekir. Bunun için, ilk yapılması gereken şey; çocukların ve gençlerin, yaş ve dönem özelliklerinin tesbit edilmesidir.</p>
<p>Okulun sosyal, kültürel, fiziki çevre altyapısı; ona göre kurgulanmalıdır. Eğitim, öğretim safha ve süreçleri; oyun gibi, masal gibi, macera gibi olmalıdır.</p>
<p>Bu kurgu mevzuatı ve müfredatı değiştirmeyi gerektiriyorsa; fıtrat çizgisini takip edip, değiştirelim. Doğru bildiğimiz yanlışları terkedip; yetişme çağındaki çocuklarımıza ve gençlerimize, kendi elimizle ve dilimizle eziyet etmekten vaz geçelim.</p>
<p>Farkı farketmek için; mevzuatı da müfredatı da özel olan okullar açılsın. İsteyen, istediği alanlarda ve konularda, istediği metot ve usullerle eğitim alıp bilgi ve beceri sahibi olsun; sonuçları, diğer okullarla karşılaştırılsın.</p>
<p><strong>Zekeriya Erdim</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sinavsiz-odevsiz-okul/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okul Yöneticiliğinin Açmazları</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/okul-yoneticiliginin-acmazlari/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/okul-yoneticiliginin-acmazlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim Hakan Karataş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Dec 2018 21:15:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Okul]]></category>
		<category><![CDATA[okul yöneticiliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=7164</guid>

					<description><![CDATA[Esasen Türkiye bürokrasisi, bir yönetim krizindedir. Türkiye’de eğitim iyi yönetilmemektedir. Bu yönetim sorunu sadece okula ait bir sorun da değildir. Bu sorun birkaç iyi yönetilen üniversitemiz olmakla birlikte aynı zamanda üniversitelerimizin, birkaç iyi örnek olabilecek fakülte olmakla birlikte aynı zamanda fakültelerimizin, enstitülerimizin, bölümlerimizin, anabilim dallarımızın, birçok STK ve sendikamızın sorunudur. Öncü Okul Yöneticileri Derneği, 20 Haziran 2019’da “Uluslararası Okul Yöneticileri Kongresi”nin ve yine aynı Kongre’de sunmak üzere “Türkiye Okul Yöneticileri Araştırması”nın hazırlıklarına devam ediyor. Öncesinde ise 2018 yılı boyunca “Okul Yöneticiliği Meslek Olsun” kampanyası yürüten dernek bu kapsamda 28 Nisan 2018’de “Okul Yöneticiliğinin Meslekleşmesi Çalıştayı”, 21 Kasım’da da Ankara’da “Okul Yöneticiliğinin Meslekleşmesi” panelindeki düzenlendi. Öncü Okul Yöneticileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Doç. Dr. İbrahim Hakan Karataş söz konusu panelde, Çalıştay’ın sonuçlarını açıkladı. 5 başlık altında toplanan bu sonuçları Yörünge okurlarının dikkatine sunuyoruz.  Okul yöneticiliğini bu denli önemsememizin birkaç geçerli sebebi var. Bunlardan birincisi Türkiye’de maalesef birçok uzmanlık gibi genelde yöneticilik, özel de eğitim yöneticiliği, daha özelde ise okul yöneticiliği bir uzmanlık alanı olarak kabul edilmemektedir. Burada, eğitim yönetimi ve denetimi alanına intisap ettiğim 2002 yılından itibaren yayınları ve araştırmalarıyla ufkumu açan çok değerli hocalarımın da benimle hem fikir olacaklarını düşünerek şu iddiaları ortaya atacağım: Esasen Türkiye bürokrasisi, bir yönetim krizindedir. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1"><b>Esasen Türkiye bürokrasisi, bir yönetim krizindedir. Türkiye’de eğitim iyi yönetilmemektedir. Bu yönetim sorunu sadece okula ait bir sorun da değildir. Bu sorun birkaç iyi yönetilen üniversitemiz olmakla birlikte aynı zamanda üniversitelerimizin, birkaç iyi örnek olabilecek fakülte olmakla birlikte aynı zamanda fakültelerimizin, enstitülerimizin, bölümlerimizin, anabilim dallarımızın, birçok STK ve sendikamızın sorunudur.</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1"><i>Öncü Okul Yöneticileri Derneği, 20 Haziran 2019’da “Uluslararası Okul Yöneticileri Kongresi”nin ve yine aynı Kongre’de sunmak üzere “Türkiye Okul Yöneticileri Araştırması”nın hazırlıklarına devam ediyor. </i></span></p>
<p class="p3"><span class="s1"><i>Öncesinde ise 2018 yılı boyunca “Okul Yöneticiliği Meslek Olsun” kampanyası yürüten dernek bu kapsamda 28 Nisan 2018’de “Okul Yöneticiliğinin Meslekleşmesi Çalıştayı”, 21 Kasım’da da Ankara’da “Okul Yöneticiliğinin Meslekleşmesi” panelindeki düzenlendi. </i></span></p>
<p class="p3"><span class="s1"><i>Öncü Okul Yöneticileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Doç. Dr. İbrahim Hakan Karataş söz konusu panelde, Çalıştay’ın sonuçlarını açıkladı. 5 başlık altında toplanan bu sonuçları Yörünge okurlarının dikkatine sunuyoruz. </i></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Okul yöneticiliğini bu denli önemsememizin birkaç geçerli sebebi var. Bunlardan birincisi Türkiye’de maalesef birçok uzmanlık gibi genelde yöneticilik, özel de eğitim yöneticiliği, daha özelde ise okul yöneticiliği bir uzmanlık alanı olarak kabul edilmemektedir. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Burada, eğitim yönetimi ve denetimi alanına intisap ettiğim 2002 yılından itibaren yayınları ve araştırmalarıyla ufkumu açan çok değerli hocalarımın da benimle hem fikir olacaklarını düşünerek şu iddiaları ortaya atacağım: </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Esasen Türkiye bürokrasisi, bir yönetim krizindedir. Türkiye’de eğitim iyi yönetilmemektedir. Bu yönetim sorunu sadece okula ait bir sorun da değildir. Bu sorun birkaç iyi yönetilen üniversitemiz olmakla birlikte aynı zamanda üniversitelerimizin, birkaç iyi örnek olabilecek fakülte olmakla birlikte aynı zamanda fakültelerimizin, enstitülerimizin, bölümlerimizin, anabilim dallarımızın, birçok STK ve sendikamızın, sorunudur. Türkiye’de yönetim el yordamıyla yürüyen, acemiliklerin kıra döke edinilen tecrübelerle aşıldığı bir manzara arz etmektedir. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Ancak Derneğimizin çalışma alanı okul yöneticiliğidir. Okulun etkililiği, öğretmenin motivasyonuyla öğretmenin motivasyonu da okul yöneticisinin yeterliliğiyle doğrudan ilişkilidir. 2023 Eğitim Vizyonu Belgesi’nin öne çıkan başlıklarından biri olan öğretmenlerin mesleki gelişiminin, öğrenme süreçlerinin niteliğinin artırılmasının, veli ve toplum taleplerinin veriye dayalı bir yönetim yaklaşımıyla çözülmesinin yolu da yetkin okul yöneticiliğinden geçmektedir. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Sayın Bakan Ziya Selçuk bir konuşmasında, Türkiye’nin en iyi okul yöneticilerinin belirleneceğini ve bu okul yöneticilerinin neyi farklı yaptığını ortaya çıkararak ülkemiz için bir okul yöneticisi modeli geliştirileceğini ifade etmişti. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Esasen bu ilk bakışta çok yapıcı bir fikir gibi görünse de meselenin biraz daha derin olduğunu düşünüyorum. Öncelikle, içlerinde birkaç etik dışı davranışa tevessül eden olsa da okul yöneticilerimizin büyük çoğunluğu Batı’daki meslektaşlarıyla karşılaştırıldıklarında fedakârlıkları, çabaları ve inançlarıyla eşine az rastlanır düzeyde iyi okul yöneticisidir. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Diyebilirim ki Türk eğitim sistemi, okul yöneticilerinin omuzlarındadır ve bu iddiam çok da abartılı değildir. Ne var ki neredeyse hiçbiri yöneticiliğe, eğitim yöneticiliğine ve okul yöneticiliğine dair bir eğitim almadan göreve başlamış ve kendi çaba ve çevreleriyle işlerini nasıl yapacaklarını öğrenmişlerdir. Yöneticilik sürecinde bir unvan ya da statü kazanmamaktadırlar ve herhangi bir özlük hakkı elde etmemektedirler. Bu şartlarda okul yöneticiliği gibi riskli, zor ve yüksek sorumluluk isteyen bir göreve talip olan her bir okul yöneticimiz ve okul yöneticisi adayımız bu ülke için bir şans ve fırsattır. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Diğer taraftan yöneticiliğin ve okul yöneticiliğinin ne tür bir rol olduğu ve ne tür yetkinlikler gerektirdiği literatürde etraflıca tartışılmış ve Türkiye’de bu alanda güçlü bir birikim oluşmuştur. Yapılması gerekenin okul yöneticiliğin profesyonel bir uzmanlık alanı olduğunun kabul edilmesidir. Nihayet ve çok sevindiricidir ki 2023 Eğitim Vizyonu Belgesi’nde bu durum kabul edilmiş, okul yöneticiliğinin uzmanlık alanı olma süreci bir takvime bağlanmıştır.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Türkiye’de okul yöneticiliğinin meslekleşmesi taleplerimizi tartışırken, yapılandırırken ve dile getirirken aklımızda hep bize özgü ihtiyaçlar, talepler ve şartların neler olduğunun ve bu özel duruma özgü genel bir kabul görecek, etkili ve sürdürülebilir bir çözümün ne olduğunun açıklığa kavuşmasıdır. Bu çerçevede Türkiye’de okul yöneticiliğinin ve bunun doğal sonucu olarak da okullarımızın ve eğitimi sistemimizin gücünü ve etkisini azaltan bazı kültürel ve yapısal sorunlara dikkat çekmek istiyorum.</span></p>
<p class="p3"><span class="s2"><b>1. Güç mesafesi:</b></span><span class="s1"> Türkiye’de yönetim süreçlerinde en dikkat çeken ve yönetimin işlevini en çok azaltan unsurlardan biri güç mesafesidir. Güç mesafesi, bu alandaki literatürün en güçlü araştırmacılarından biri olan Hofstede’nin bulgularından biraz daha ileri giden bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Sadece siyasette ya da bürokraside değil, özel sektörde ve hatta STK’larda bile karşı karşıya kalıyoruz. Güç mesafesini belirleyen temel unsurun sosyal gücün kaynağı olduğu kanaatindeyim. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Sosyal gücünüzü makamınızdan ve yasalardan alıyorsanız yukarıdan aşağıya doğru bir iletişim söz konusu demektir. Okul yöneticileri ise içinde bulundukları sistemin en alt kademesindeki yöneticiler olduklarından güç mesafesinin ortaya çıkardığı sorunları en fazla hisseden kişilerdir. Güç mesafesinin bu denli etkin olması, okul yöneticilerini, öğrenci, öğretmen ve veli taleplerinden çok üst sıralı amirlerinin ve kendisi üzerinde bir şekilde nüfuzu olan kişilerin taleplerini karşılamaya zorlamaktadır. Bu da çoğunlukla öğretmen, veli ve öğrenci ile çatışma yaşamasına sebep olmaktadır. </span></p>
<p class="p3"><span class="s2"><b>2. Merkeziyetçilik: </b></span><span class="s1">Okul yöneticiliğinin etkililiğinin önündeki diğer bir engel de aşırı merkeziyetçi yapı ve işleyiştir. İnsan kaynağı, olmayan bütçe, müfredat ve diğer süreçlerin neredeyse tamamının merkezden ve 60 bini aşkın okul için belirlendiği bir yapıda okul yöneticilerinin karar alma imkânı neredeyse bulunmamaktadır. İnisiyatif ve karar alsa dahi büyük bir risk alarak bunu yapmaktadır. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Bu durum, okul yöneticisine eğitim liderliği yapacağı hiçbir alan bırakmayan ve onu sadece okulun fiziki ihtiyaçlarını gidermekle sınırlandıran bir yapı olarak tezahür etmektedir. Böyle bir merkeziyetçi yapıda okul türünün, bölgesel farklılıkların, okulun kendi dinamiklerinin neredeyse hiçbir önemi ya da anlamı da yoktur. </span></p>
<p class="p3"><span class="s2"><b>3. Politik etkileşim:</b></span><span class="s1"> Okul yöneticiliği maalesef son zamanlarda tekrar nükseden bir aşırı politize olma durumu ile karşı karşıyadır. Bu politize olma durumu, okul yöneticilerinin kendilerini doğrudan ilgilendiren bir konu olmaktan çok sistemin işleyişi ile ilgili bir durumdur. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Gezi olaylarının ardından dershane tartışmasıyla patlak veren FETÖ/PDY sorunuyla, 2014’ten itibaren gündelik hayatın bir parçası haline gelen bu politize olma durumu, maalesef büyük bir heyecan ve iştiyakla okul yöneticiliği yapmak isteyen meslektaşlarımızı da töhmet altında bırakmakta ve rahatsız etmektedir. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Diğer taraftan, politize olma durumu, kaypak bir zemin oluşturduğundan bu durumdan vazife çıkaranlar, menfaat elde etmeye çalışanlar ve bozucu müdahale yapmak isteyenler için de bir alan açmaktadır. </span></p>
<p class="p3"><span class="s2"><b>4. Yetkisizlik:</b></span><span class="s1"> Okul yöneticilerimiz, yetkisiz amirlerdir. Okul yöneticilerimiz, bütün süreçlerin merkezden karara bağlandığı bir yapıda yöneticilik yaparlarken, inisiyatif kullanabilecekleri bazı alanlar da doldurulmaya çalışılmaktadır. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Mesela zümre toplantıları gündemi ve toplantı tutanaklarının e-müfredat adlı bir modülle, geri kalan öğrencilerin telafileri başka bir modülle, öğretmenlerin mesleki gelişimleri başka bir modülle takip edilmekte, hatta öğretmenlerin görevlendirilmeleri ve hatta kendi mesleki gelişim ve hayat boyu öğrenme ihtiyaçları bile kendileri dışında tasarlanmakta ve yürütülmektedir. Böyle yetkisiz bir işleyişte okul yöneticilerinin okul toplumuna liderlik imkânı<br />
kalmamaktadır. </span></p>
<p class="p3"><span class="s2"><b>5. Yetersizlik:</b></span><span class="s1"> Yukarıda sayılan dört durum da yani bu kadar belirgin bir güç mesafesi, aşırı merkeziyetçilik, politik etkileşim ve yetkisizlik sizce, okul yöneticileri yetkin olmadığı için mi bu denli belirgin olarak ortaya çıkmaktadır yoksa böyle bir yönetim kültürünü sürdürebilmek için okul yöneticileri bilinçli olarak mı yetkin olmadan göreve getirilmektedir? </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Bu sorunun yanıtı önemlidir. Zira Aristo’ya atfedilen bir sözde, öğretmeni köle olan öğrencilerden özgür bireyler yetiştiremezsiniz der. Benzer şekilde okullarımız da yetkin ve inisiyatif sahibi yöneticilere teslim edilmedikçe nitelikli nesiller yetiştirmekte başarılı olmakta güçlük çekmeye devam edebiliriz. </span></p>
<p class="p3"><span class="s2"><b>6. Yoksunluk:</b></span><span class="s1"> Son olarak okul yöneticiliği, neredeyse hiçbir özlük hakkı olmayan bir görevdir. Aylık maaşı yani öğretmen maaşı, girmediği halde ek ders ücreti ile telafi edilen, yaz tatili izni kullandığında ek ders ücreti de kesilen ama okulda çalışan hizmetlinin sigortası ödenmediğinde icra takibine uğrayan, okulun iş sağlığı ve güvenliğinden sorumlu bir işveren konumundayken kendi güvenliğinden emin olmayan bir sosyal statüde, dört yıl sonra ise eskilerin ifadesiyle “ken lem yekün” yani sanki bunca yıl hiç okul yöneticisi olmamışlar gibi tekrar öğretmenliğe döndürülebilecekleri bir görevdir. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Böyle bir durumda okul yöneticileri kendilerini bir sosyal grup olarak bile görememektedirler. Böyle büyük bir ülkede okul yöneticilerini temsil eden sivil toplum kuruluşu sayısının bir elin parmaklarından az olmasının başka bir açıklaması var mı? Ya da okul yöneticileri öğretmenlerin en az iki katı maaş almalıdır denildiğinde kendileri bile inanmakta ve savunmakta güçlük çekmelerinin başka bir açıklaması olabilir mi?</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Çalıştay sonuç raporunda da görüldüğü üzere okul yöneticiliğinin bir meslek olmasının 5 ayağı bulunmaktadır. Bunlar, </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">1) Okul yöneticisinin </span><span class="s2"><b>mesleki donanımı,</b></span></p>
<p class="p4"><span class="s1">2) Okul yöneticiliği mesleğinin </span><span class="s2"><b>etik ilkeleri, </b></span></p>
<p class="p4"><span class="s1">3) Okul yöneticiliğine </span><span class="s2"><b>adaylık</b></span><span class="s1"> ve okul yöneticilerinin </span><span class="s2"><b>eğitimi, </b></span></p>
<p class="p4"><span class="s1">4) Okul yöneticilerinin </span><span class="s2"><b>seçilmesi</b></span><span class="s1"> ve </span><span class="s2"><b>görev süresi </b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">5) Okul yöneticilerinin </span><span class="s2"><b>yetkileri, hakları</b></span><span class="s1"> ve </span><span class="s2"><b>ücretleri</b></span><span class="s1"> olarak belirlenmiştir. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Bu beş temel unsurun hayata geçmesi, mevzuatta yer alması ve yürürlüğe girmesi ile mümkün görünmektedir. Türkiye gibi ülkelerde bu gereklidir de. Fakat esasen okul yöneticiliğinin bir meslek olarak toplumsal kabul görmesi ve kalıcı bir çözüme kavuşması, okul yöneticilerinin kendi mesleklerine, onurlarına ve emeklerine sahip çıkmalarına bağlıdır. Maalesef demokrasiler, iktidarların lütuflarından çok vatandaşların tırnaklarıyla kazıyarak elde ettiği haklar üzerine inşa edilmektedir. </span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/okul-yoneticiliginin-acmazlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okul İdarecilerinin İl Müdüründen Talepleri</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/okul-idarecilerinin-il-mudurunden-talepleri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/okul-idarecilerinin-il-mudurunden-talepleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Dec 2018 16:04:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[millieğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Okul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=5752</guid>

					<description><![CDATA[Yörünge Özel Öncü Yöneticiler Derneğinin Yönetici Sohbetlerinin Kasım Ayı Konuğu İstanbul İl Milli Eğitim Müdürümü Levent Yazıcı&#8217;ydı. Yazıcıya yöneltilen sualler Milli Eğitim sistemimizin içinde bulunduğu sorunları yansıtması açısından çok barizdi. Kadıköy Anadolu Lisesinde gerçekleşen toplantıda katılımcıların İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Levent Yazıcı’ya yönelttikleri sorular şöyle: 1. Neden bu kadar proje var? Altından kalkamıyoruz. Akşam yatarken bir proje, sabah kalktığımızda başka bir proje ile karşılaşıyoruz. Okullarımıza odaklanamıyoruz. 2. Okul adlarının sık değiştirilmesi ve geleneksel okulların isimlerinin değiştirilmesi hoş ve işlevsel olmuyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? 3. Okuldan il ve ilçelerdeki komisyon ve kurullara görevlendirilen öğretmenlerin sınıfları boş kalıyor. Dersler boş geçiyor. Veli ve öğrenciler bundan oldukça muzdarip. 4. 2023 Eğitim Vizyonu belgesinin hayata geçmesi için İstanbul’da neler yapacaksınız? Nasıl destek olacaksınız? 5. Müdür yardımcıları olarak göreve başlarken hiçbir bilgimiz ve tecrübemiz yok. Hep diğer meslektaşlarımızdan öğreniyoruz. Bize göreve başlamadan önce bir eğitim verilmesi konusunda ne düşünüyorsunuz? 6. Milli ve manevi değerlerimizin kazandırılması konusunda neler yapmayı düşünüyorsunuz? 7. Göreviniz sırasında siyasi etki ve baskı hissediyor veya maruz kalıyor musunuz? 8. Bakanımız sizi daha önceden tanıyor muydu? Sizi neden seçti? 9. İstanbul’a geleceğinizi duyduktan sonraki ilk gece başınızı yastığa koyduğunuzda, kafanızda ilk üç hedef olarak ne belirlediniz? 10. Özel okulların teşvik edilmesi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yörünge Özel</strong></p>
<p>Öncü Yöneticiler Derneğinin Yönetici Sohbetlerinin Kasım Ayı Konuğu İstanbul İl Milli Eğitim Müdürümü Levent Yazıcı&#8217;ydı. Yazıcıya yöneltilen sualler Milli Eğitim sistemimizin içinde bulunduğu sorunları yansıtması açısından çok barizdi. Kadıköy Anadolu Lisesinde gerçekleşen toplantıda katılımcıların İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Levent Yazıcı’ya yönelttikleri sorular şöyle:</p>
<p>1. Neden bu kadar proje var? Altından kalkamıyoruz. Akşam yatarken bir proje, sabah kalktığımızda başka bir proje ile karşılaşıyoruz. Okullarımıza odaklanamıyoruz. </p>
<p>2. Okul adlarının sık değiştirilmesi ve geleneksel okulların isimlerinin değiştirilmesi hoş ve işlevsel olmuyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? </p>
<p>3. Okuldan il ve ilçelerdeki komisyon ve kurullara görevlendirilen öğretmenlerin sınıfları boş kalıyor. Dersler boş geçiyor. Veli ve öğrenciler bundan oldukça muzdarip.</p>
<p>4. 2023 Eğitim Vizyonu belgesinin hayata geçmesi için İstanbul’da neler yapacaksınız? Nasıl destek olacaksınız?</p>
<p>5. Müdür yardımcıları olarak göreve başlarken hiçbir bilgimiz ve tecrübemiz yok. Hep diğer meslektaşlarımızdan öğreniyoruz. Bize göreve başlamadan önce bir eğitim verilmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?</p>
<p>6. Milli ve manevi değerlerimizin kazandırılması konusunda neler yapmayı düşünüyorsunuz?</p>
<p>7. Göreviniz sırasında siyasi etki ve baskı hissediyor veya maruz kalıyor musunuz?</p>
<p>8. Bakanımız sizi daha önceden tanıyor muydu? Sizi neden seçti?</p>
<p>9. İstanbul’a geleceğinizi duyduktan sonraki ilk gece başınızı yastığa koyduğunuzda,  kafanızda ilk üç hedef olarak ne belirlediniz?</p>
<p>10. Özel okulların teşvik edilmesi konusunda düşünceniz nedir? Biz de bu ülkenin çocuklarına hizmet ediyoruz. </p>
<p>11. Mesleki yönlendirme ve meslek liseleri konusunda ne düşünüyorsunuz?</p>
<p>12. Müdürlük seçimlerinde nasıl bir sistem uygulanacak?</p>
<p>13. Müdürlere sınavda neler sorulacak?</p>
<p>14. Okullarımızda bütçe sıkıntısı çekiyoruz. Buna bir çare bulacak mısınız?</p>
<p>15. İmam Hatip ortaokullarının sayısı talebin çok üstünde. Bunun planlamasına dair bir çalışma var mı?</p>
<p>16. Bürokratik süreçlerde operasyonel yalınlaştırma yapılacak mı? Çok fazla gereksiz iş yükümüz var?</p>
<p>17. Yöneticilerin can güvenliği konusunda bir eylem planınız var mı?</p>
<p>18. Okullardan bahçe ve mekan düzenlemeleri konusunda bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz?</p>
<p>19. Çocuklar için sanat, spor çalışmalarına daha fazla zaman ayıracakları bir öğretim planlaması talebimizde var.</p>
<p>20. Kulüp çalışmalarında aktif katılım ve başarı gösteren öğrencilere üniversite sınavında bir pozitif yapılabilir mi?</p>
<p>21. Yönetilen ile yöneticiler arasında güç mesafesini azaltacak bir kültüre ihtiyacımız var. Siz de böyle bir ihtiyaç olduğunu düşünüyor musunuz?</p>
<p>22. Muhakkiklik görevleri çok fazla zamanımızı alıyor ve maalesef bir ücret de ödenmiyor. Bu konuda ne yapmayı düşünüyorsunuz? </p>
<p>23. Aylık sanal müdür toplantıları verimsiz geçiyor. Bağlantı sorunu yaşanıyor. En az 3 saat kaybediyoruz. </p>
<p>24. Anaokulundaki değerler, ilkokul, ortaokul ve lisede devam ettirilmiyor. Nobranlık ve bencillik rağbet görüyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/okul-idarecilerinin-il-mudurunden-talepleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlerici Okul &#8211; Gerici Okul</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ilerici-okul-gerici-okul/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim Hakan Karataş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Jan 2018 21:26:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[5. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Gerici Okul]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Hakan Karataş]]></category>
		<category><![CDATA[İlerici Okul]]></category>
		<category><![CDATA[Okul]]></category>
		<category><![CDATA[Şubat 2018]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1579</guid>

					<description><![CDATA[İlerici okul bütün bu açmazlardan bir çıkış yolu bulabilmek için yeni arayışlara girdi. 1980’lerde ABD’de başlayan, dalga dalga bütün dünyaya yayılan, 2000’lerden itibaren ülkemizde de sıklıkla gündeme gelen “karakter eğitimi” ve “değerler eğitimi” gibi yaklaşımlar bu arayışların özünü oluşturuyor. Okulda şiddet olayları artıyor. Olaylar medyaya yansıdıkça toplumdaki infial de o kadar güçlü oluyor. Eğitime inanç sarsılıyor. Okula dair dillendirilen bütün büyük sözler, hamasi nutuklara; beklentiler boş hayallere dönüşüyor. Beynimi(zi) kurcalayan, kendi kendim(iz)e ya da fısıltıyla dile getirdiğim(iz) ama yüksek sesle sormaya cesaret edemediğim(iz) sorularım(ız) var: Eğitim gerçekten şart mı? Okul bir mabed mesabesinde kutsal ve toplumsal birliktelik ve kalkınma için söylendiği kadar hayati mi? Yoksa bir yozlaşma mı şahit olduğumuz? Okul ve eğitim özüne dönerse beklentilerimizi karşılamaya devam eder mi? Modern Okul: Aydınlanmanın ve Kalkınmanın Misyoner Kurumu Aydınlanma, Batıda geniş kitlelere eğitim ve modern okul ile ulaştı. Bizde de Tanzimatla başlayan ve Cumhuriyetle kurumsallaşan yeni değer ve fikirler eğitim ve modern okul aracılığıyla topluma ulaştırılmaya çalışıldı. Bu misyonuyla okul, aydınlanmanın ve Cumhuriyetin en özellikli kurumuydu. Batıda Aydınlanmanın ilk nüvelerini eğitim alanında ortaya koyan Comenius gibi aydınlara benzer bizde de Cumhuriyet fikrinin hatta öncesindeki Tanzimat döneminin yeni değer ve fikirlerini eğitim alanında kurumsallaştırmaya çalışan Ahmet Mithat Efendi gibi Hasan Ali Yücel gibi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İlerici okul bütün bu açmazlardan bir çıkış yolu bulabilmek için yeni arayışlara girdi. 1980’lerde ABD’de başlayan, dalga dalga bütün dünyaya yayılan, 2000’lerden itibaren ülkemizde de sıklıkla gündeme gelen “karakter eğitimi” ve “değerler eğitimi” gibi yaklaşımlar </strong><strong>bu arayışların özünü oluşturuyor.</strong></p>
<p>Okulda şiddet olayları artıyor. Olaylar medyaya yansıdıkça toplumdaki infial de o kadar güçlü oluyor. Eğitime inanç sarsılıyor. Okula dair dillendirilen bütün büyük sözler, hamasi nutuklara; beklentiler boş hayallere dönüşüyor.</p>
<p>Beynimi(zi) kurcalayan, kendi kendim(iz)e ya da fısıltıyla dile getirdiğim(iz) ama yüksek sesle sormaya cesaret edemediğim(iz) sorularım(ız) var: Eğitim gerçekten şart mı? Okul bir mabed mesabesinde kutsal ve toplumsal birliktelik ve kalkınma için söylendiği kadar hayati mi? Yoksa bir yozlaşma mı şahit olduğumuz? Okul ve eğitim özüne dönerse beklentilerimizi karşılamaya devam eder mi?</p>
<p><strong>Modern Okul: Aydınlanmanın ve Kalkınmanın Misyoner Kurumu</strong></p>
<p>Aydınlanma, Batıda geniş kitlelere eğitim ve modern okul ile ulaştı. Bizde de Tanzimatla başlayan ve Cumhuriyetle kurumsallaşan yeni değer ve fikirler eğitim ve modern okul aracılığıyla topluma ulaştırılmaya çalışıldı. Bu misyonuyla okul, aydınlanmanın ve Cumhuriyetin en özellikli kurumuydu. Batıda Aydınlanmanın ilk nüvelerini eğitim alanında ortaya koyan Comenius gibi aydınlara benzer bizde de Cumhuriyet fikrinin hatta öncesindeki Tanzimat döneminin yeni değer ve fikirlerini eğitim alanında kurumsallaştırmaya çalışan Ahmet Mithat Efendi gibi Hasan Ali Yücel gibi mihmandarlar vardı.</p>
<p>Dönemin karakteristiğini örnekleyen bu isimler gibi birçok aydının/münevverin eğitimin kurumsal yapısı olan modern okuldan temel beklentisi aynıydı: Eğitim ve okul; ilerici, yenilikçi, gelişmeci, topluma yol gösteren, onu yol boyunca karşılaşabileceği zorluklara hazırlayan, tecrübelerini akılla yeniden yoğurmalarına ve geleceği inşa etmelerine rehberlik eden, dogmalardan ve batıl inançlardan onları koruyan, insan aklının ve düşünmenin üstünlüğünü fark ettiren oldukça önemli, hayati ve bir o kadar da kutsal, milli ve insani bir görev üstlenmişti.</p>
<p>Modern okul insanın, evrenin merkezi olduğu, insan aklının da mükemmel olduğu varsayımından hareket etti. Batıda skolastik düşüncenin ardından kitlelerin yozlaşmış yapılardan özgürleşmesini, bilinçlenmesini, rasyonel aklın değerini fark etmesini sağladı. İnsanı doğa ile diğer canlılarla, doğaüstü ile diğer insanlarla ve insanın geliştirdiği kurumlarla özgürlük ve akıl temelli yeni bir ilişki biçimi inşa etmeye yönlendirdi.</p>
<p>Tanzimatla başlayan yenileşme, batılılaşma çabalarının yoğunluk kazandığı 19. yüzyıl boyunca ve bu yenilik arayışlarının kurumsallaştığı Cumhuriyet tarihi boyunca okul aynı misyon ve hedeflerle desteklendi, teşvik edildi ve kutsandı.</p>
<p>Özetle modern okul, dini yapılardan seküler yapılara, tarım toplumundan sanayi toplumuna, otokratik yönetimlerden demokratik yönetimlere ve toplumsallıktan bireyselliğe doğru gidişin ilerlemecilik olarak kabul edildiği bir anlayışın geniş kitlelere yayılmasının misyoner kurumu oldu.</p>
<p>Okulla yayılan bu değerler, o kadar kabul gördü ve o kadar benimsendi ki bugün Türkiye’de dini hassasiyeti en yüksek olan kesimler bile okulun bu dört temel işlevi ile kendi ideallerine ulaşacaklarına şeksiz bir imanla bağlandı. Modern okulun bu değerlerini kadim kaynaklardan alıntılarla teyit etti, bu inancı kitlelere benimsetmek için yeni bir dil üretti.</p>
<p>19. yüzyıl boyunca Batı ile eş zamanlı hatta birçoğundan önce Osmanlıda yaygınlaşan zorunlu eğitim ile insanlığın “kalkınma”sının yolunun eğitim ve okuldan geçtiği fikri kabul gördü. Okul sayesinde otantik ve kadim bilginin pratik ve gündelik ihtiyaçlarımızı karşılayacak “uygulama” ağırlıklı “yararlı” bir bilgiye dönüşeceği anlayışı bütün dünyayı sardı. Kitabi ifadeyle “daimicilik”, “ilerlemeciliğe” yenik düştü.</p>
<p><strong>İlerici Okul &#8211; Gerici Okul</strong></p>
<p>Okulun içine düştüğü girdabı, daha doğrusu “okul” kavramı etrafında açıklanabilen ilericilik-gericilik tartışmaları ile aslında toplumun içine düştüğü girdabı çözümlemek tahmin ettiğimiz kadar kolay olmuyor. İlericilik, kitlelerin zihninde oluşan karşılığı ile pratik aklın, gündelik işlerini kolaylaştırmak için mütemadiyen günübirlik yenilikler peşinde koşması olarak anlaşılıyor. Bu anlayış, bugünü, dünden ve yarından bağımsız olarak değerlendirmeyi, kısa erimli kazançları orta ve uzun vadeli ve sürdürülebilir edim ve kazançlara tercih etmeyi; kendini, kendi ulusunu, kendi vatanını, kendi ideolojisini “başkalarından” ve “başkalarınınkinden” üstün görmeyi gerektiriyor.</p>
<p>Gericilik ise ilk bakışta skolastik düşüncenin bir yansıması olarak dogmanın, rasyonel olmayanın peşinden gitmek, insan aklının sınır tanımaz özgürlüğünü sınırlandırma çabalarının tamamını karşılayan bir anlayışı ifade ediyor. Bu anlayış da doğal olarak modernitenin “modern okul” ile kitlelere yaymaya çalıştığı değerlerin aksine karşılık geliyor. Ne var ki modernite, insanoğlunun binlerce yıllık kadim tecrübesini, son birkaç asırlık tecrübe ile adeta bir cezbe haliyle reddeden, neredeyse kendini bilmezlik durumunun yansıması gibi görünüyor.</p>
<p>İlerici okul bu bakışla, kalkınmayı ve düşünsel özgürlüğü sağlayan bir yapı/kurum iken, gerici okul, kalkınmanın, ilerlemenin, özgürlüğün reddedildiği bir yapıyı temsil ediyor.</p>
<p><strong>Kadim Değerlerle İlerlemeci Okul Sendromu</strong></p>
<p>Modern insan-ideolojileri, ulusları ve kültürleri farklılaşsa da ilerici okulu tartışmasız kabul etmiş, gerici okulu da tartışmasız reddetmiş görünüyor. Ne var ki karşı karşıya kaldığı açmazları henüz açıklayabilecek ve çözüm üretecek bir görüş de geliştirilebilmiş değil. İlerici okulun karşı karşıya kaldığı açmazlar okul düzeyinde istismar, şiddet, yolsuzluk, usulsüzlük, ahlaki yozlaşma, sevgisizlik, saygısızlık, inançsızlık, bağlantısızlık, bağımlılık vb. bireyi, aileyi ve toplumu kökten tehdit eden nitelikte iken küresel düzeyde terörizm, yokluk, kuraklık, gelir adaletsizliği, sansür, savaş ve tehdit olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>İlerici okul bütün bu açmazlardan bir çıkış yolu bulabilmek için yeni arayışlara girdi. 1980’lerde ABD’de başlayan, dalga dalga bütün dünyaya yayılan, 2000’lerden itibaren ülkemizde de sıklıkla gündeme gelen “karakter eğitimi” ve “değerler eğitimi” gibi yaklaşımlar bu arayışların özünü oluşturuyor. Formüle etmek gerekirse “ilerlemeci okulun açmazlarını kadim değerlerle aşma fikri”.</p>
<p>İlk bakışta heyecan verici ve çalışabilecek bir çözüm yolu gibi görünen bu fikrin ülkemizde de her geçen gün daha fazla taraftar bulduğunu söylemek yanlış olmayacak. Cumhurbaşkanlığı düzeyinde savunulan bu fikre göre müfredata “kadim” değerlerimizi eklersek, öğretmenlerimize bu değerleri neredeyse “empoze” etme görevi verirsek yeni kuşaklar modernitenin azgınlığına karşı bağışıklık kazanmış ve karşı karşıya kaldığımız açmazları kısa vadede çözebilecek misyonerler olarak yetişmiş olacaklar.</p>
<p>Bu yaklaşım maalesef en hafif ifadeyle, böyle karmaşık bir soruna ilişkin “kolaycı” bir çözüm yoludur. Karmaşık sorunlar, hele insan ve toplumla ilgiliyse, hele küresel semptomları varsa ve daha da garibi, bu kolaycı yollarca esasında modernitenin zihnimizde inşa ettiği, daha müreffeh, kalkınmış, zengin, güçlü bir ulus ve toplum olma edimlerini başarmaya matufsa, tahmin ettiğimiz kadar çabuk çözülemeyebilir. Çözüldüğünü sandıkça daha karmaşık bir hal almış olabilir.</p>
<p>Bir yeni fikir egzersizi olması bakımından “ilerici okul” kadar “gerici okul” konusuna da kafa yormamız gerekiyor. Hatta okuldan önce ilerlemenin gerçekten bir ilerleme olup olmadığına…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
