<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Öğretim &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/ogretim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 28 Aug 2026 12:40:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Öğretim &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Her Şeyden Biraz, Hiçbir Şeyden Yeterince</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/her-seyden-biraz-hicbir-seyden-yeterince/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/her-seyden-biraz-hicbir-seyden-yeterince/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adil GÜLMEZ]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Aug 2026 12:40:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=20257</guid>

					<description><![CDATA[Eğitim, Bir Milletin En Öncelikli Meselesidir Ayakta kalabilmek, rahat ve huzurlu bir hayatı yakalayabilmek, uluslararası yarıştan kopmamak, üstelik ön plana çıkabilmek ve geleceğe uzanabilmek için bir milletin en öncelikli meselesi eğitim olmalıdır. Günümüzde her yönüyle öne çıkan ülkelerin, geldikleri bu seviyeleri iyi bir eğitimle yakaladıkları tartışma götürmez bir gerçektir. Bir başka ifadeyle milletler, değişik zaman dilimlerinde bireylerini çağın gerekleri olan bilgilerle ne ölçüde donatmışlarsa o ölçüde başarılı olmuşlar ve bilgi çağının içinde yer alabilme şansını yakalayabilmişlerdir. Buna karşılık vatandaşını çağın gerektirdiği bilgiler yerine belli bir ideolojinin dar kalıpları içindeki bilgilerle oyalayan ülkeler, onayladıkları bilgiler ve amaçladıkları hedefler yönünden kendilerine göre oldukça iyi bir eğitim vermelerine rağmen hem bilgi çağının dışında kalmış hem de özledikleri ve önemsedikleri ideolojilerinin yıkılmasına engel olamamışlardır. Sovyetler Birliği bunun en son, en açık ve en çarpıcı örneğidir. Çağın Gerektirdiği Bilgiyi Belirlemek Dünya sahnesinden silinip yıkılmamak için öncelikle çağın gerektirdiği bilgilerin tarafsız bir gözle ve doğru bir şekilde belirlenmesi gerekir. Böyle bir tespitin dayatmacı bir zihniyetle, ideolojinin daracık kalıplarına sıkıştırılmış bir kafa yapısıyla, “Ben yaparsam olur” ya da “Ben yaptım oldu” vurdumduymazlığıyla, “Ben her şeyi bilirim” veya “Her şeyi sadece ben bilirim” ahmaklığıyla, “Devlet olarak ben ne dersem olur” anlayışıyla sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi mümkün değildir. O &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Eğitim, Bir Milletin En Öncelikli Meselesidir</strong></p>
<p>Ayakta kalabilmek, rahat ve huzurlu bir hayatı yakalayabilmek, uluslararası yarıştan kopmamak, üstelik ön plana çıkabilmek ve geleceğe uzanabilmek için bir milletin en öncelikli meselesi eğitim olmalıdır.</p>
<p>Günümüzde her yönüyle öne çıkan ülkelerin, geldikleri bu seviyeleri iyi bir eğitimle yakaladıkları tartışma götürmez bir gerçektir.</p>
<p>Bir başka ifadeyle milletler, değişik zaman dilimlerinde bireylerini çağın gerekleri olan bilgilerle ne ölçüde donatmışlarsa o ölçüde başarılı olmuşlar ve bilgi çağının içinde yer alabilme şansını yakalayabilmişlerdir.</p>
<p>Buna karşılık vatandaşını çağın gerektirdiği bilgiler yerine belli bir ideolojinin dar kalıpları içindeki bilgilerle oyalayan ülkeler, onayladıkları bilgiler ve amaçladıkları hedefler yönünden kendilerine göre oldukça iyi bir eğitim vermelerine rağmen hem bilgi çağının dışında kalmış hem de özledikleri ve önemsedikleri ideolojilerinin yıkılmasına engel olamamışlardır. Sovyetler Birliği bunun en son, en açık ve en çarpıcı örneğidir.</p>
<p><strong>Çağın Gerektirdiği Bilgiyi Belirlemek</strong></p>
<p>Dünya sahnesinden silinip yıkılmamak için öncelikle çağın gerektirdiği bilgilerin tarafsız bir gözle ve doğru bir şekilde belirlenmesi gerekir.</p>
<p>Böyle bir tespitin dayatmacı bir zihniyetle, ideolojinin daracık kalıplarına sıkıştırılmış bir kafa yapısıyla, “Ben yaparsam olur” ya da “Ben yaptım oldu” vurdumduymazlığıyla, “Ben her şeyi bilirim” veya “Her şeyi sadece ben bilirim” ahmaklığıyla, “Devlet olarak ben ne dersem olur” anlayışıyla sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi mümkün değildir.</p>
<p>O hâlde, çağın gerektirdiği bilgileri kim veya kimler, nasıl ve hangi ölçülere dayanarak tespit edeceklerdir?</p>
<p>İlk bakışta cevaplandırması zor bir soru gibi gözükmesine rağmen bu, hiç de zor bir soru değildir.</p>
<p><strong>Belirleyici Güç: Hayatın Kendisi</strong></p>
<p>Dikkatli bir gözle bakıldığında, bu tespitte hak ve yetki sahibi olan iki ana faktörün, belirleyici gücün varlığı derhâl görülecektir.</p>
<p>Birinci faktör, hayatın bizzat kendisidir ve asıl belirleyici güç odur. Gerçekten de hayat neyi gerektiriyorsa, zaman neyi gerektiriyorsa, gün neyi gerektiriyorsa çocuğa bilgi olarak o verilecektir.</p>
<p>Hayatın, zamanın, günün ne gerektirdiğini ya da gerektireceğini bilmek ise hiç de zor değildir.</p>
<p>Çevreye şöyle bir bakmamız ve çağın nereye doğru gittiğini görmemiz, bu sorunun cevabını bulmamız için yetecektir.</p>
<p>Fakat çağa gözlerimizi kapar ya da görmek amacıyla bakmazsak; üstelik kimi ön kabuller doğrultusunda çocuğun beynini yıkayıp onu ideolojimizin bekçisi yapmak amacıyla ne işe yaradığını kimselerin bilmediği arkaik bilgileri çocuğa enjekte etmeye kalkışacak olursak hayatın, zamanın, günün, kısacası çağın gerektirdiği bilgilerin ne olduğunu bulmamız ve bilmemiz hiçbir şekilde mümkün olmayacaktır.</p>
<p><strong>Üretim Alanları Çağın Aynasıdır</strong></p>
<p>Çağın neler gerektirdiğinin en çarpıcı ve en açık örneklerini üretim alanlarında görüyoruz.</p>
<p>Dün gündemimizde olmayan, üstelik hayalini bile edemeyeceğimiz yüzlerce ve hatta binlerce ürün bugün üretiliyor; bu ürünleri daha da geliştirmenin, daha kaliteli hâle getirmenin ve ucuza mal etmenin yolları aranıyorsa bütün bu arayışların nedeni bugünün, yani çağın gerektirdikleridir.</p>
<p>Günümüz dünyasında ayakta kalmak isteyen her millet, günün ve çağın gerektirdiği bu ürünleri üretebilmek için gerekli teknolojik bilgileri edinmek, bu bilgileri sürekli geliştirmek ve yenileştirmek zorundadır.</p>
<p>Aksi hâlde kılık kıyafetiyle, oturup kalkmasıyla, yiyip içmesiyle, afra tafrasıyla, kısacası her çeşit monşer davranışlarıyla kendisini çağdaş sansa bile çağın tamamen dışında kalmıştır da haberi bile olmamıştır.</p>
<p><strong>Hayat Durağanlığı Kabul Etmez</strong></p>
<p>Hayat gerçekten son derece dinamiktir; yeter ki bizler hayatın bu dinamizminin önünü kesmek için çaba göstermeyelim.</p>
<p>Hayat durağanlığı sevmediği gibi boşluk da kabul etmez.</p>
<p>Eğer insanlar hayatın dinamizmine ayak uyduramaz ve onun boşluklarını iyi, güzel ve kendileri için yararlı şeylerle dolduramazlarsa o boşluklar başkaları tarafından kötü, çirkin ve zararlı şeylerle doldurulacaktır.</p>
<p>Bu nedenle insan, zamanla yarışmak ve hayatın boşluklarını zamanında ve istediği biçimde iyi, güzel ve yararlı şeylerle doldurmak zorundadır.</p>
<p>İşte bu noktada insana bir gözleyici, bir yol ve yön gösterici, bir elinden tutucu ve yardımcı gerekir.</p>
<p><strong>Ailenin Eğitimdeki Rolü</strong></p>
<p>Bir başka ifadeyle, insanı birinci derecede yönlendiren ve herhangi bir konuda motive eden ilk faktör günün ve çağın gerektirdikleriyse ikinci faktör, insanın en yakınları olan anne babası, yakın akrabaları ve aile çevresidir. Bunlar çocuğun hangi bilgilerle donanması ve bezenmesi gerektiğine karar verecek olanlardır.</p>
<p>Aslında demokrasinin ve insan haklarına saygının gereği budur. Çünkü demokrasilerde çocuğun sahibi, yani velisi, anne babasıdır. Hiçbir şekilde devlet değildir. Devletin velayeti komünist ülkelerde söz konusu olabilir.</p>
<p>Bir başka ifadeyle, komünist ülkeler dışında millet adına devlet yönetimini ellerinde tutanların milletin iradesine ve doğal haklarına ipotek koyma hakları yoktur.</p>
<p>Üstelik eğitim hiçbir şekilde devletin görevi değildir.</p>
<p>Eğer bir ülkede herkes kendi üzerine düşen görevi yaparsa o ülkede hem gelişme hem de kalkınma olur. Bunun doğal sonucu olarak o ülke güçlenir ve diğer ülkeler arasında saygın bir yere sahip olur.</p>
<p><strong>Eğitim Sistemine İki Farklı Açıdan Bakmak</strong></p>
<p>Eğitim sistemi üzerinde söz ederken konuya iki ayrı açıdan bakmak gerekmektedir:</p>
<p><strong>İlki sistem açısından…</strong></p>
<p><strong>İkincisi uygulama açısından…</strong></p>
<p>Gerçekten de mevcut eğitim sistemimizle insanımızı yetiştirmemiz, bilgi çağını yakalamamız, uluslararası yarıştan kopmamamız ve büyük başarılara imza atmamız zor görünmektedir.</p>
<p><strong>Mevcut Eğitim Sisteminin Temel Sorunları</strong></p>
<p>İlkokuldan başlayarak lise sona kadar devam eden on iki yıllık mecburi eğitim süreci, çocuğun kafasını karıştırmaya, zihnini tahrip etmeye ve gönlünü incitmeye yönelik öyle bir eğitim sürecidir ki çocuk, akla gelebilen her konuda ders almak ve aldığı bu derslerden başarılı olmak zorundadır.</p>
<p>Yakından bakınca daha kolay görülebileceği gibi bu eğitim sürecinde, tıpkı aşure çorbasına benzer şekilde, her şeyden biraz bir şeyler vardır.</p>
<p>Her şeyden biraz bir şeylerin öğretildiği fakat herhangi bir şeyin çok iyi öğretilmediği bu eğitim süreci, ülkemiz ortalamasına göre insan ömrünün yaklaşık yüzde 16-17&#8217;lik bir kısmına karşı gelmektedir.</p>
<p>Bir eğitim sürecinde bu kadar farklı ders okutulmasının anlamı, çocuğun nereye gideceğinin ve ne olacağının belli olmaması olarak özetlenebilir. Gerçekten de on iki yıllık bu eğitim döneminin yolu ve yönü belli olmayan, tamamen genel kültüre dayalı bir eğitim süreci olduğunu görüyoruz.</p>
<p>Üstelik genel kültür adı altında verilen bu bilgilerin büyük çoğunluğunun güncellikten uzak, eski ve dolayısıyla yanlış olduğunu söylemek pek de abartılı bir değerlendirme olmayacaktır.</p>
<p><strong>Bilgi Çağında Eski Eğitim Anlayışı</strong></p>
<p>İletişim teknolojisinin çok geliştiği ve her türlü sınırı kaldırdığı günümüz dünyasında genel kültür edinmek isteyen bir genç, bu bilgilerin çok daha fazlasını ve doğrusunu çok daha kısa sürede, daha kolay ve daha masrafsız öğrenme imkânına sahiptir.</p>
<p>Çocuğun ilgi alanını hiç dikkate almadan, “Her şeyden biraz bilsin, belki ileride lazım olur.” mantığıyla kimi bilgilerin, temcit pilavı gibi ısıtılıp tekrar çocuğun önüne konmasını, bilginin şimşek hızıyla değiştiği bu çağda bilimsellikle bağdaştırmak mümkün değildir.</p>
<p>Ülkemiz eğitim sistemi bu açmazdan kurtarılamayacak olursa eğitim seviyesinin bir yerlere gelmesi, bu eğitim sistemimizde yetişen insanlarla bilgi çağında kendimize yer bulmamız imkânsızdır.</p>
<p><strong>Eğitim Sisteminin Altı Temel Açmazı</strong></p>
<p>İlkokuldan başlayarak üniversite sona kadar eğitim sistemimiz açmazlarla doludur.</p>
<p>Bu açmazları şu şekilde sıralayabiliriz:</p>
<ol>
<li><strong> Eğitim sürecinin yön ve hedef eksikliği</strong></li>
</ol>
<p>Eğitim sürecinin tamamı gerek ders çeşidi gerekse derslerin içeriği bakımından özden ve esastan uzak olup eğitimin belli bir yönü ve hedefi yoktur.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Korku ve dayatma</strong></li>
</ol>
<p>Sistem, bir bütün olarak daimî bir korku içindedir ve bu korku aynıyla eğitime de yansımaktadır.</p>
<ol start="3">
<li><strong> Diploma merkezli eğitim</strong></li>
</ol>
<p>Ülkemiz eğitim sisteminin esası, diplomalara ve bu diplomaları kazanmak için harcanması gereken sürelere endekslidir. Yani eğitim tamamen şeklidir; muhteva hiçbir şekilde önde değildir.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Öğrenmeyi sürekli ertelemek</strong></li>
</ol>
<p>Sistemin belki de en büyük çelişkisi, iyi olsun kötü olsun, yararlı olsun zararlı olsun hiçbir şeyi tam olarak öğretmemesidir. Öğrenmeyi sürekli olarak bir sonraki eğitim dönemine bırakması sistemin en önemli çıkmazıdır.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Yarım insan yetiştirme sorunu</strong></li>
</ol>
<p>Sistemi ellerinde tutanlar, iyi yetişmiş, yani bilen insandan hoşlanmamaktadır. Bu bakımdan yarım adam yetiştiren sistem, sistemin ağalarının işine gelmektedir.</p>
<ol start="6">
<li><strong> Yenilik yapamama</strong></li>
</ol>
<p>Sistemin bir başka açmazı ise sistemin bütününde olduğu gibi eğitim sisteminde de sistemin ağalarının, yanlış da olsa kendilerine ait orijinal hiçbir fikirlerinin ve görüşlerinin olmayışıdır.</p>
<p><strong>Sadece Küçük Düzenlemeler Yetmez</strong></p>
<p>Bu sistem içinde yapılacak kimi düzenlemelerle gençlerimizi biraz daha bilgili hâle getirmek mümkünse de evrensel yarıştaki kayıplarımızın telafisi için <strong>“Biraz daha bilgili olmak yeterli olmaz.”</strong></p>
<p>Yeni bilgiler ve yeni teknolojiler üreterek bilgi çağının içinde yer alabilecek yepyeni bir gençlik yetiştirebilmek için yeni bir eğitim sistemini aramak ve bulmak zorundayız.</p>
<p><strong>Yeni Eğitim Sisteminin Temel Unsurları</strong></p>
<p>Bu yeni eğitim sisteminin ana unsurları şunlar olabilir:</p>
<ol>
<li>Sistem, bilgi çağının gereklerine uygun bilgileri içermeli; eğitim, hayatın ihtiyaçları göz önüne alınarak düzenlenmelidir.</li>
<li>Sistem, anne babanın ve çocuğun tercihlerine cevap verecek biçimde olmalıdır. Çocuk geleceğin büyüğüdür, hür olarak yaratılmıştır, hür olarak yaşama hakkına sahiptir.</li>
<li>Sistem, “Ağacı yaşken eğecek”, “Demiri tavında dövecek”, “Su akarken testiyi dolduracak” biçimde sürekli ve yoğun olmalıdır.</li>
<li>Sistem, malumat sahibi olanı değil, eğitim sürecinde öğrenen ve bilen insanlar yetiştirmelidir.</li>
<li>Sistem, mevcut kaynakları ve her türde atıl kapasiteyi en iyi şekilde değerlendirecek biçimde olmalıdır.</li>
</ol>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Bilgi çağında ayakta kalabilen, yeni bilgiler ve teknolojiler üretebilen bir toplum oluşturmak istiyorsak eğitim sistemimizi çağın ihtiyaçlarına göre yeniden düşünmek ve şekillendirmek zorundayız.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/her-seyden-biraz-hicbir-seyden-yeterince/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Milli Öğretim Bakanlığı (!)</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/milli-ogretim-bakanligi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/milli-ogretim-bakanligi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ercan HARMANCI]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2020 08:48:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15047</guid>

					<description><![CDATA[Milli Öğretim Bakanlığı bu başlığı okuyanlar belki de alışkanlık ve öğrenilmiş çaresizlik psikolojisi ile “Milli Eğitim Bakanlığı” şeklinde okuyacaklardır. Hayır, efendim, ifade doğru ve özenle seçilmiştir. Belki de ilk defa okuyorsunuz bu ifadeyi sizi temin ederim ki benim de yirmi yıllık meslek hayatımda bu ifade hiç aklıma gelmemişti.Şahsen ben okullarda eğitim verildiğine özellikle de bu toplumun inanç ve tutumları dikkate alınarak eğitim verildiğine hiçbir zaman şahit olmadım. Sabık ismi “Maarif Nezâreti” olan bir toplumun zihin ve gönül inşasının merkez üssü olan bu kurum 1920 yılında şimdi hepimizce malum “MEB” bildiğimiz Milli Eğitim Bakanlığı olarak ismi değiştirilen bakanlıktır.Bu bakanlığın ve birçok bakanlığın sıfatı olarak neden “Milli” kavramı kullanılır buradan başlayalım… Milli kavramı etimolojik olarak laikliğe aykırı bir kavramdır. Millî kavramı bilindiği anlamda bir ırka ait olma durumu değildir. Millî kavramı Fransız İhtilal’inden sonra ulus anlamı ile anlam kayması yaşayan bir kavramdır. Millî kavramı ne vizyon ne de misyon olarak bugün doğru kullanılan bir kavram değildir.Milli olan tüm kurumsal örgütlerin hepsi “Uluslararası” hukuk ve yapılanmalar tarafından şekillenir. Millî Eğitim demek Türkiye’de yaşayan insanların ihtiyaç ve önceliklerine göre çalışan bir bakanlık olmadığı inkar edilemeyecek kadar sosyal bir gerçektir.Küresel anlamda baktığımızda “Milli” kavramının bize ilk çağrıştırdığı kavram “National” kelimesidir. Aslında bu kavram toplumların zenginliklerini &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Milli Öğretim Bakanlığı bu başlığı okuyanlar belki de alışkanlık ve öğrenilmiş çaresizlik psikolojisi ile “Milli Eğitim Bakanlığı” şeklinde okuyacaklardır. Hayır, efendim, ifade doğru ve özenle seçilmiştir. Belki de ilk defa okuyorsunuz bu ifadeyi sizi temin ederim ki benim de yirmi yıllık meslek hayatımda bu ifade hiç aklıma gelmemişti.<br>Şahsen ben okullarda eğitim verildiğine özellikle de bu toplumun inanç ve tutumları dikkate alınarak eğitim verildiğine hiçbir zaman şahit olmadım. Sabık ismi “Maarif Nezâreti” olan bir toplumun zihin ve gönül inşasının merkez üssü olan bu kurum 1920 yılında şimdi hepimizce malum “MEB” bildiğimiz Milli Eğitim Bakanlığı olarak ismi değiştirilen bakanlıktır.<br>Bu bakanlığın ve birçok bakanlığın sıfatı olarak neden “Milli” kavramı kullanılır buradan başlayalım… Milli kavramı etimolojik olarak laikliğe aykırı bir kavramdır. Millî kavramı bilindiği anlamda bir ırka ait olma durumu değildir. Millî kavramı Fransız İhtilal’inden sonra ulus anlamı ile anlam kayması yaşayan bir kavramdır. Millî kavramı ne vizyon ne de misyon olarak bugün doğru kullanılan bir kavram değildir.<br>Milli olan tüm kurumsal örgütlerin hepsi “Uluslararası” hukuk ve yapılanmalar tarafından şekillenir. Millî Eğitim demek Türkiye’de yaşayan insanların ihtiyaç ve önceliklerine göre çalışan bir bakanlık olmadığı inkar edilemeyecek kadar sosyal bir gerçektir.<br>Küresel anlamda baktığımızda “Milli” kavramının bize ilk çağrıştırdığı kavram “National” kelimesidir. Aslında bu kavram toplumların zenginliklerini sömürmek, toplumları zenginliklerine yabancılaştırmak ve ötekileştirmek için kullanılan bir kavramdır. Şimdi bir yapılanmanın ismine bakalım… National Endowment for Democracy… Başında “Milli, ulusal” anlamına gelen “National” var fakat vizyon ve misyon olarak kendilerini “International” tanımlıyorlar ve çalışıyorlar. Bir ulusal yani bir ulusa ait olan yapılanma nasıl olurda dünyanın yarısına yakınında örgütlenmek ister? Kısacası “Milli” kavramı bir kamufledir. Bu boyutu detaylandırmak müstakil bir yazıyı gerektirir.<br>Milli Eğitim yazılan ama 1920 yılından bugüne kadar bu toplumun inançlarının, örflerinin kod ve motifleri ile öğrencilere kazandırılmaya çalışılanların planlanıp programlanmadığı bir bakanlık olduğu konusunda hem fikir olduğumuz kanaatini taşımaktayım.<br>Milli öğretim bunun kimseye bir zararı yok zaten öğrenme milli değil beynelmileldir. Fizik ya da matematik nasıl milli olacak? Türklere ait matematik ya da İngilizlere ait matematik… Öğretimin milli olmayacağının açıklığı kadar; eğitimin de beynelmilel olması mümkün değildir.<br>Öğretim, oksijene benzer hangi millete ait olursanız olun dünyanın neresinde yaşarsanız yaşayın herkese ayrı oksijen alımı yoktur… Eğitim ise genel de kan; özel de ise parmak izine benzer… Eğitim derinlik kazandıkça erdem boyutuna yaklaştıkça daha çok kişileşir…<br>Küresel olarak yaşanılan pandemi süreci aslında küresel bir sorunu da beraberinde getirdi. Öğretim uzaktan olabilir pekâlâ uzaktan eğitim nasıl olacak? Eğitim bir bilgi donanımını içerse de; eğitim için bilgi donanımı devede kulak kadardır.<br>Dünya eğitime yaklaşması gerekirken; dünya ibadet hanelere yaklaşması gerekirken ilginç bir şekilde eğitimden ve ibadethanelerden kasıtlı olarak uzaklaştırılıyoruz… Aslında eğitim almış kişiler pandemi sürecine hem zihinsel hem de ruhsal lojistik destek sağlamaktadırlar.<br>İnsanlar küresel anlamda sanıldığı gibi pandemiye karşı bir karantina altına alınmadı. Sınav için yani öğretim ve akademik başarı için saatlerce sınıflara gelmesi elzem olan öğrencileri eğitimden mahrum etmek ne kadar pedagojiktir?<br>Beden sağlımızı tehdit eden bir virüs mü daha tehlikelidir yoksa insanların eğitimden uzak kalmaları mı? Eğitim olmadığında aslında hem şeytan için hem de post modern dünya için kişiler daha kolay lokma haline geldiğini umarım çok geç olmadan anlar ve önlem alırız.<br>Öğretim için çalışan MEB acaba milyonlarca gencin kendi inanç ve örflerine göre eğitilmesi için bir çaba içinde mi? Bu çabayı bugün değil daha önce de görmedik diyorsunuz… Haklısınız<br>Biz bu milletin çocuklarını ve gençlerini neye göre eğitiyoruz? Yok, MEB’in böyle bir işlevi yoksa ya da öncelikli değilse neden tüm kurumsal kimliğini MEB “…. &#8211; …. Eğitim ve Öğretim Yılı” olarak ifade eder? Teklifim MEB kurumsal kimliğini “…. &#8211; …. Öğretim Yılı” olarak değiştirişin! Kurumsal vizyon için ise mevcut misyonla uygun olacak şekilde “Küresel Öğretim Servisi” KÖS olarak güncellesin! Hiç olmazsa bu toplumda ne zaman bizim çocuklarımız inancımıza ve örflerimize uygun eğitim görecekler diye “Kös kös “ bakıp durmasın!<br>Yok, biz bu toplumun çocuklarını elbette eğitiyoruz diyorsanız zaman şu soruyu soralım “Bu toplumun çocuklarını okullarda neye göre; kime göre eğitiyorsunuz?” bu sorunun cevabı sizde varsa bu toplum ile paylaşabilir misiniz?<br>Giyim ve kuşamları, okul kıyafetleri hangi inanç ve kültüre ait? Okullarda çocuklara ve gençlere tavsiye edilen eğlence kültürü kime ait? Öğrenci bir Fransız öğretmen ile Müslüman Türkiyeli bir öğretmenin farkını sadece konuştukları dilden mi anlayabilecek?<br>Yok yok MEB’in hakkını yemeyelim eğittiniz hem de inancına ve örfüne yabancılaşsın diye… Makyajı okulda öğrendi, onlar zaten arkadaşlardı ama okulda flört etmenin zevkini fark ettirdiniz… Onlara inancının rol modellerini değil ideolojinizin kahramanlarını atalarıymış gibi zihinlere ve gönüllere zerk ettiniz…<br>Müslüman bir toplumun bakanlığı neden bir başka Müslüman toplumun eğitim bakanlığı ile değil de Avrupa’nın okulları ile hemhal edilir… Lütfen siz şimdi pandemi sürecinde olacağı gibi öğretim işine bakın eğitim bizim cennetimiz ile ilgili olduğu için bizi eğitecek hem sağlam kaynaklarımız var iki de bir yetersiz kaldığı için güncelleme ihtiyaç hissetmediğimiz…<br>Bizim sadece dünyayı kazandıracak değil; ahirette ebedi bir hayatı kazandıracak rol modellerimiz de var… Kısacası bizim inancımız ve örfümüzü küçük gören ve aşağılayan bir eğitimden geçmek istemiyoruz…<br>Bakın cidden öğrenmek istiyoruz ve bize eğlendirerek ve zihnimizi yormadan öğretebilecekseniz bu işin ihalesini size verebiliriz…<br>İstikamet ve afiyet üzere kalın…<br><br>yazar@ercanharmanci.com</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/milli-ogretim-bakanligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
