<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Öğrenci &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/ogrenci/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Wed, 19 Aug 2026 13:27:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Öğrenci &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>MEB&#8217;te En Muteber Personel Kim?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/mebte-en-muteber-personel-kim/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/mebte-en-muteber-personel-kim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adil GÜLMEZ]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Aug 2026 13:26:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=20231</guid>

					<description><![CDATA[9 Nisan 2014 Çarşamba 20.31 Sizde hâlâ hakkın hatırını âli tutma duygusu kaybolmamışsa, muhtemelen öğretmen olmaktan utanç duyma noktasına gelmiş olmalısınız. Özellikle ilk ve ortaokullarda (ve şimdi mecburi eğitim kapsamına alınarak ortaokula benzetilen liselerde) sınıfta ders yapmak, imkânsıza yakın bir güçlük ifade ediyor. Aşırı değer verilerek egosu şişirilmiş veliler, artık okulları da yönetmeyi gözlerine kestirdiler. Sınıfa müdahale edebilen velilerin bir sonraki adımının öğretmene ve hatta idareye karışma noktasına ulaşacağından şüphe yok. Bazı okullarda bu da iddia edilebilir. Ne yazık ki durum vahim. Artık zilin çalmasıyla sınıfa giren, yerine oturan, defter ve kitabını çıkarıp öğretmenin sınıfa girmesini bekleyen öğrencilerin olduğu sınıflar yok. Onun yerine, nöbetçi öğretmenin öğrencileri sınıfa katabilmek için saçını başını yolduğu okullar var. Zorla sınıfa giren öğrenci, kesinlikle gidip sırasına oturmuyor. Sınıf içindeki her türlü laubalilik işte bu vakitte yapılıyor. En sulu şakalar, küfürler ve kavgalar öğretmen gelinceye kadar devam ediyor. Öğretmen içeri girdikten sonra da disiplinsiz davranışların dozu kısmen düşüyor ama yine de devam ediyor. Hoca, bütün iyi niyetine rağmen derse başlayamıyor. Başlayabilen öğretmenlerin de iki cümle arasına sıkıştırdığı uyarı ve ikaz sözcükleri, dersi ders olmaktan çıkarıyor. Bazılarının iddia ettikleri gibi, “Öğrenci öğretmenine göre davranır.” lafının sanırım pek geçerliliği kalmadı. Öğrencilerimiz sınıf içinde, “Nasıl yaparız, ne ederiz de &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>9 Nisan 2014 Çarşamba 20.31</p>
<p>Sizde hâlâ hakkın hatırını âli tutma duygusu kaybolmamışsa, muhtemelen öğretmen olmaktan utanç duyma noktasına gelmiş olmalısınız.</p>
<p>Özellikle ilk ve ortaokullarda (ve şimdi mecburi eğitim kapsamına alınarak ortaokula benzetilen liselerde) sınıfta ders yapmak, imkânsıza yakın bir güçlük ifade ediyor.</p>
<p>Aşırı değer verilerek egosu şişirilmiş veliler, artık okulları da yönetmeyi gözlerine kestirdiler.</p>
<p>Sınıfa müdahale edebilen velilerin bir sonraki adımının öğretmene ve hatta idareye karışma noktasına ulaşacağından şüphe yok.</p>
<p>Bazı okullarda bu da iddia edilebilir.</p>
<p>Ne yazık ki durum vahim.</p>
<p>Artık zilin çalmasıyla sınıfa giren, yerine oturan, defter ve kitabını çıkarıp öğretmenin sınıfa girmesini bekleyen öğrencilerin olduğu sınıflar yok.</p>
<p>Onun yerine, nöbetçi öğretmenin öğrencileri sınıfa katabilmek için saçını başını yolduğu okullar var.</p>
<p>Zorla sınıfa giren öğrenci, kesinlikle gidip sırasına oturmuyor.</p>
<p>Sınıf içindeki her türlü laubalilik işte bu vakitte yapılıyor.</p>
<p>En sulu şakalar, küfürler ve kavgalar öğretmen gelinceye kadar devam ediyor.</p>
<p>Öğretmen içeri girdikten sonra da disiplinsiz davranışların dozu kısmen düşüyor ama yine de devam ediyor.</p>
<p>Hoca, bütün iyi niyetine rağmen derse başlayamıyor. Başlayabilen öğretmenlerin de iki cümle arasına sıkıştırdığı uyarı ve ikaz sözcükleri, dersi ders olmaktan çıkarıyor.</p>
<p>Bazılarının iddia ettikleri gibi, “Öğrenci öğretmenine göre davranır.” lafının sanırım pek geçerliliği kalmadı.</p>
<p>Öğrencilerimiz sınıf içinde, “Nasıl yaparız, ne ederiz de dersi kaynatabiliriz?” arayışı içine giriyorlar.</p>
<p>Ne oldu da böyle oldu?</p>
<p>Nasıl yetiştirdi aileler ve öğretmenler bu çocukları?</p>
<p>Yönetici konumundakiler neden öğretmenin etkinliğini sıfırlayıp öğrenci ve veli karşısında çaresiz bırakacak düzenlemeler yaptılar?</p>
<p>Amaç ne idi?</p>
<p>Aklıma Yahudilerin Alman gençlerini nasıl yoldan çıkardıkları ve itaatsiz bir nesil hâline getirdikleri geliyor.</p>
<p>Acaba diyorum, birileri bu amaçla öğretmenleri özellikle itibarsızlaştırmış olabilirler mi?</p>
<p>Acaba?</p>
<p>Burada Sayın Bakanımız <strong>Yusuf Tekin&#8217;e</strong> bir çağrı yapmak istiyorum.</p>
<p><strong>Sevgili Hocam!</strong></p>
<p>Hâlimiz içler acısı. Sınıflarda ders ortamı kalmadı. Öğretmen, birikimini öğrencilere aktaramıyor.</p>
<p>Öğrencilerden olgun davranışlar beklememiz hakkımız ama çoğu, bunun değerini kavrama noktasından uzak.</p>
<p>Aileler, anlaşılmaz bir biçimde hemen her konuda öğretmenleri suçluyorlar.</p>
<p>“Benim çocuğum yapmaz.”, “Ben onu en güzel şekilde yetiştirdim.”, “Siz çocuğuma iftira atıyorsunuz.” diyen veliler var, muhterem hocam.</p>
<p>Sanırım öğretmenin itibarını artıracak tedbirler almanın zamanı geldi.</p>
<p>Affınıza sığınarak ve de size akıl vermemin haddim olmadığını bilerek bazı fikirler öne sürmek istiyorum:</p>
<ol>
<li><strong> Öğretmen özgürleştirilmeli.</strong> Kılık kıyafet ve fikrî anlamda her türlü vesayetten ve kısıtlamadan kurtulmalı.</li>
<li><strong> Tavassut anlayışı bitmeli.</strong> Hak ettiği en basit şeyi yaptırabilmek için öğretmen sendikadan, siyasi partilerden medet ummamalı. Kelimenin tam anlamıyla Millî Eğitim&#8217;de her şeye “sistem” hâkim olmalı.</li>
<li><strong> Liyakat bütün kriterlerden önce gelmeli.</strong></li>
<li><strong> Kıdem anlayışı kesinlikle kalkmalı.</strong> (Askerlik yapmıyoruz, değil mi?)</li>
<li><strong> Eğitim araçsallaştırılmamalı.</strong></li>
<li><strong> Millî Eğitim&#8217;de en itibarlı işin “sınıfa girmek” olduğu yerleşmeli.</strong> En muteber personel “öğretmen” olmalı.</li>
<li><strong> Sınıftan kaçışı önlemek için öğretmen maaşı, müdür ve müdür yardımcılarının maaşından yüksek olmalı.</strong></li>
</ol>
<p><strong>Sayın Bakanım!</strong></p>
<p>Şimdilik yazabildiklerim bunlar.</p>
<p>Elbette siz daha iyisini bilir ve takdir edersiniz…</p>
<p>Not: Bu yazıyı (9 Nisan 2014 Çarşamba)  dönemin Millî Eğitim Bakanı Sayın Prof. Dr. Nabi Avcı’ya hitaben kaleme almıştım. Aradan geçen yılların ardından, yazının güncelliğini koruyan tespit ve önerilerini muhafaza ederek Sayın Millî Eğitim Bakanı Prof. Dr. Yusuf Tekin’e hitaben yeniden düzenledim.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/mebte-en-muteber-personel-kim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öğretmen Kendini Yenilemezse Sınıf Yaşlanır</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ogretmen-kendini-yenilemezse-sinif-yaslanir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ogretmen-kendini-yenilemezse-sinif-yaslanir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adil GÜLMEZ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jul 2026 12:48:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretmen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=20197</guid>

					<description><![CDATA[Eğitim, değişimin en hızlı yaşandığı alanlardan biridir. Dün yeterli görülen bilgi ve yöntemler, bugün öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılamaya yetmeyebiliyor. Yapay zekâ, dijital öğrenme araçları ve yeni öğretim yaklaşımları eğitim ortamlarını köklü biçimde dönüştürüyor. Böyle bir dönemde öğretmenin en önemli sermayesi, kendini sürekli yenileyebilme becerisidir. Zihinsel Yenilenme Nedir? Zihinsel yenilenme; öğretmenin mesleki tükenmişliği önlemesi, öğrenmeye devam etmesi, değişen dünyaya uyum sağlaması ve sınıfa her gün yeni bir heyecanla girebilmesidir. Bu süreç yalnızca teknolojiyi öğrenmekten ibaret değildir. Kitap okumak, seminerlere katılmak, meslektaşlarla deneyim paylaşmak, farklı bakış açıları geliştirmek ve zihni dinlendirecek hobiler edinmek de bu yenilenmenin önemli parçalarıdır. Değişmeyen Öğretmen, Değişen Öğrenciyi Yakalayamaz Bugünün öğrencileri dijital dünyanın içinde büyüyor. Bilgiye ulaşma biçimleri, öğrenme alışkanlıkları ve beklentileri geçmiş kuşaklardan oldukça farklı. Dolayısıyla yıllar önce edinilen bilgiyle aynı yöntemleri uygulamak artık yeterli değildir. Öğretmen, öğrenmeyi bıraktığı anda öğrencisiyle arasındaki mesafe açılmaya başlar. Akademi Modeli Doğru Bir Adım Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin&#8217;in açıkladığı, öğretmenlerin her beş yılda bir Milli Eğitim Akademisi bünyesinde hizmet içi eğitim almasını öngören model, mesleki gelişim açısından önemli bir adımdır. Bilgilerin belirli aralıklarla güncellenmesi, yeni öğretim yöntemlerinin öğrenilmesi ve teknolojik gelişmelerin takip edilmesi eğitim sisteminin kalitesini artıracaktır. Ancak hiçbir akademi programı, öğrenmeye istekli olmayan bir öğretmeni geliştiremez. Gerçek değişim, öğretmenin kendi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eğitim, değişimin en hızlı yaşandığı alanlardan biridir. Dün yeterli görülen bilgi ve yöntemler, bugün öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılamaya yetmeyebiliyor. Yapay zekâ, dijital öğrenme araçları ve yeni öğretim yaklaşımları eğitim ortamlarını köklü biçimde dönüştürüyor. Böyle bir dönemde öğretmenin en önemli sermayesi, kendini sürekli yenileyebilme becerisidir.</p>
<p><strong>Zihinsel Yenilenme Nedir?</strong></p>
<p>Zihinsel yenilenme; öğretmenin mesleki tükenmişliği önlemesi, öğrenmeye devam etmesi, değişen dünyaya uyum sağlaması ve sınıfa her gün yeni bir heyecanla girebilmesidir. Bu süreç yalnızca teknolojiyi öğrenmekten ibaret değildir. Kitap okumak, seminerlere katılmak, meslektaşlarla deneyim paylaşmak, farklı bakış açıları geliştirmek ve zihni dinlendirecek hobiler edinmek de bu yenilenmenin önemli parçalarıdır.</p>
<p><strong>Değişmeyen Öğretmen, Değişen Öğrenciyi Yakalayamaz</strong></p>
<p>Bugünün öğrencileri dijital dünyanın içinde büyüyor. Bilgiye ulaşma biçimleri, öğrenme alışkanlıkları ve beklentileri geçmiş kuşaklardan oldukça farklı. Dolayısıyla yıllar önce edinilen bilgiyle aynı yöntemleri uygulamak artık yeterli değildir. Öğretmen, öğrenmeyi bıraktığı anda öğrencisiyle arasındaki mesafe açılmaya başlar.</p>
<p><strong>Akademi Modeli Doğru Bir Adım</strong></p>
<p>Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin&#8217;in açıkladığı, öğretmenlerin her beş yılda bir Milli Eğitim Akademisi bünyesinde hizmet içi eğitim almasını öngören model, mesleki gelişim açısından önemli bir adımdır. Bilgilerin belirli aralıklarla güncellenmesi, yeni öğretim yöntemlerinin öğrenilmesi ve teknolojik gelişmelerin takip edilmesi eğitim sisteminin kalitesini artıracaktır.</p>
<p>Ancak hiçbir akademi programı, öğrenmeye istekli olmayan bir öğretmeni geliştiremez. Gerçek değişim, öğretmenin kendi içinde başlar.</p>
<p><strong>Okul Müdürlerinin Rolü</strong></p>
<p>Mesleki gelişim yalnızca öğretmenin bireysel çabasıyla sınırlı değildir. Okul yöneticileri de öğretmenlerin gelişimini destekleyen bir okul kültürü oluşturmalıdır. Motivasyonu yüksek, fikir üreten ve proje geliştiren öğretmenler ancak destek gördükleri ortamlarda potansiyellerini tam olarak ortaya koyabilir.</p>
<p><strong>Son Söz</strong></p>
<p>Öğretmenlik, belki de kendini en fazla yenilemek zorunda olan meslektir. Çünkü öğretmen yalnızca bugünün müfredatını değil, geleceğin insanını yetiştirir. Değişime kapalı kalan öğretmen zamanla öğrencisine yabancılaşır; öğrenmeye açık kalan öğretmen ise her nesille birlikte yeniden gençleşir.</p>
<p>Eğitimin kalitesini belirleyen sadece müfredat değildir. Asıl belirleyici olan, öğrenmeye devam eden öğretmendir. Çünkü kendini geliştiren öğretmen, sadece bilgi aktaran değil; öğrencisine ilham veren, geleceği şekillendiren gerçek eğitim lideridir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ogretmen-kendini-yenilemezse-sinif-yaslanir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzaktan Eğitim Sürecinde Ebeveynlere Tavsiyeler</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/uzaktan-egitim-surecinde-ebeveynlere-tavsiyeler/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/uzaktan-egitim-surecinde-ebeveynlere-tavsiyeler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Feyzullah Akdağ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Nov 2020 06:50:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[Öğrenci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16226</guid>

					<description><![CDATA[Pandemi, birçok alanı olumsuz yönde etkilerken eğitim de fazlasıyla bu olumsuz gelişmelerden nasibini alıyor. Yöneticilerimiz mecburen bazı önemli kısıtlamalara gidiyorlar. Dile kolay, Türkiye’de tam 18 milyon 241 bin 881 öğrenci okullarda eğitim görüyor. Bu devasa sayı birçok ülkenin toplam nüfusundan fazla. Böyle büyük bir öğrenci nüfusuna sahip olan ülkemizde eğitim sektörü tek başına bile birçok sektörü etkiliyor. &#160; Evet, uzaktan eğitim tam da bitiyor derken yılsonuna kadar tekrar uzatılması ve sonrası için de kesin bir şeylerin söylenememesi, eğitim-öğretimin paydaşları olan veli, öğretmen ve öğrencileri epey gerdi. Tüm hesaplarımız alt üst oldu ve evlatlarımızın eğitim sürecine dair kaygılarımız arttı. Bununla beraber evladımızın okuldan uzun süren ayrılığı onu derslere ve okula karşı da soğutmuş olabilir. Uzaktan eğitim derslerine ve ders çalışması için masanın başına oturtmakta zorluk çekiyor olma ihtimaliniz bir hayli yüksek. Bu süreçte evladınızın genellikle evde olması evladınızın sizinle olan ilişkisinde bazı problemlere de yol açmış olabilir. Bu yazımızda siz ebeveynlerimize sahada çalışan bir psikolojik danışman olarak önerilerimi arz edeceğim. Dileğimiz odur ki sizlere bu zor süreçte bir nebze olsun yardımcı olabiliriz ve en yakın zamanda sağlıklı günlerde öğrencilerimizi okullarda görebiliriz. Krizi aile ilişkileriniz adına fırsata çevirebilirsiniz &#160;Evladınız belki de artık hiçbir zaman bu denli uzun süreli olarak evde kalmayacak. Bu, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Pandemi, birçok alanı olumsuz yönde etkilerken eğitim de fazlasıyla bu olumsuz gelişmelerden nasibini alıyor. Yöneticilerimiz mecburen bazı önemli kısıtlamalara gidiyorlar. Dile kolay, Türkiye’de tam 18 milyon 241 bin 881 öğrenci okullarda eğitim görüyor. Bu devasa sayı birçok ülkenin toplam nüfusundan fazla. Böyle büyük bir öğrenci nüfusuna sahip olan ülkemizde eğitim sektörü tek başına bile birçok sektörü etkiliyor.</p>



<p>&nbsp; Evet, uzaktan eğitim tam da bitiyor derken yılsonuna kadar tekrar uzatılması ve sonrası için de kesin bir şeylerin söylenememesi, eğitim-öğretimin paydaşları olan veli, öğretmen ve öğrencileri epey gerdi. Tüm hesaplarımız alt üst oldu ve evlatlarımızın eğitim sürecine dair kaygılarımız arttı. Bununla beraber evladımızın okuldan uzun süren ayrılığı onu derslere ve okula karşı da soğutmuş olabilir. Uzaktan eğitim derslerine ve ders çalışması için masanın başına oturtmakta zorluk çekiyor olma ihtimaliniz bir hayli yüksek. Bu süreçte evladınızın genellikle evde olması evladınızın sizinle olan ilişkisinde bazı problemlere de yol açmış olabilir. Bu yazımızda siz ebeveynlerimize sahada çalışan bir psikolojik danışman olarak önerilerimi arz edeceğim. Dileğimiz odur ki sizlere bu zor süreçte bir nebze olsun yardımcı olabiliriz ve en yakın zamanda sağlıklı günlerde öğrencilerimizi okullarda görebiliriz.</p>



<p><strong>Krizi aile ilişkileriniz adına fırsata çevirebilirsiniz</strong></p>



<p>&nbsp;Evladınız belki de artık hiçbir zaman bu denli uzun süreli olarak evde kalmayacak. Bu, ailevi ilişkilerinizi geliştirmeniz adına bulunmaz bir fırsat. Bu süreçten aile ilişkileri açısından güçlenmiş olarak çıkmak sizin elinizde. Beraber çeşitli etkinlikler yapabilirsiniz. Evlatlarınızı gözlemleyerek ve onlarla sohbet ederek onları ve hatta kendinizi daha yakından tanıyabilirsiniz. Unutmayın evde olan çocuklar başkasının değil; sizin ciğerpareleriniz. Onları bugün evinizde bir arada güven içinde ve sağlıkla görebiliyorken bu fırsatı değerlendirin.&nbsp; Belki de onlar büyüdükçe bir daha bu fırsatı yaşayamayacaksınız. “Keşke” dememek için “iyi ki” diyeceğiniz davranışlarda bulunun.</p>



<p><strong>Çok ders çalışmak değil verimli ders çalışmak</strong></p>



<p>&nbsp;Öğrenciniz bu süreçte elbette ders çalışmalı. Ancak sürekli ders çalışmasını beklemeniz doğru olmaz. Bu tutumunuz evde huzursuzluğun kaynaklarından birisi olur. Evladınız uzaktan eğitim dersleri dışında birkaç saat ders çalışırsa yeterli olacaktır.</p>



<p>&nbsp;İlkokul sınıfları ve ortaokulun 6. sınıfına kadar verilen ödevlerin yapılması yeterli olacaktır. Ortaokul 7. Sınıf için ödevler dışında 40’ar dakikalık iki adet LGS (Liselere Geçiş Sistemi) etüdü yeterli olacaktır. 8. Sınıflar için ise uzaktan eğitim ödevleri dışında birer saatlik 3 LGS etüd çalışması yeterlidir. 7 ve 8’ler bu etüd saatlerinde LGS de çıkacak olan derslerin konu anlatımlı kitaplarına çalışıp sorularını çözecekler. LGS dersleri günlere dağıtılıp her gün ikişer ders çalışılabilir. Saatler esnek tutulup evin düzenine göre ayarlanabilir. Ama toplamda 7. Sınıflar için 2; 8. Sınıflar için 3 etüdün altına düşülmemeli.</p>



<p>&nbsp;9, 10. ve 11. Sınıf öğrencilerimiz uzaktan eğitim dersleri haricinde bir saatlik 1 etüd ödev ve günlük tekrara ayırdıktan sonra 2 etüd de üniversite sınavında çıkacak dersleri günlere dağıtıp konu anlatımlı kitaplardan TYT sınavına yönelik çalışabilirler. 12. Sınıf öğrencilerimiz, uzaktan eğitim dersleri haricinde 1 etüd günlük tekrar/ödev ve 4 etüd YKS etüdü yapabilirler. 12. Sınıflarımız şimdilik TYT ağırlıklı çalışabilirler. Örneğin 5 gün TYT; 2 gün AYT çalışabilirler. Önce konu anlatımlı kitaplardan ders çalışılabilir ve ardından o konunun soruları çözülebilir. Burada zikrettiğimiz program taslak bir programdır. Her öğrencinin kendine özel bir çalışma sistemi olması en doğrusudur. Bunun için okulunuzdaki psikolojik danışmanınız/rehber öğretmeninizle irtibata geçebilirsiniz.</p>



<p>&nbsp;Evladınızla oturup böyle bir program hazırlayabilirsiniz. Programın saat aralıklarını da beraberce düzenledikten sonra bu etüd saatlerinde tablet ve telefondan uzak durulacağı üzerine anlaşabilirsiniz. Hafta sonu ailecek belirlenen bir gün de öğrencimiz tamamen tatil yapma hakkına sahiptir (12. sınıflarımız hariç). Ancak hafta sonunun diğer günü program uygulanmaya devam edecek. Tüm sınıflarımız için değişmeyecek temel etkinlik kitap okumaktır. Kitap okumaya ayrıca değineceğiz.</p>



<p><strong>Evladınız Günlük Ders Çalışma Programını Uyguladıktan Sonra Özgürdür</strong></p>



<p>&nbsp;Öğrencimiz uzaktan eğitim dersleri, ödevler ve ders çalışma programını uyguladıktan sonra ders çalışmak dışında istediği ne varsa imkânlar dâhilinde yapabilir. Tablet, telefon ya da bilgisayar oyunları programdan önce değil program bittikten sonra oynanacaktır. Bilgisayar oyunu başında geçirilecek süre 12 yaşına kadar olan öğrencilerde 1 saati geçmemeli 15 yaşına kadar olan öğrencilerde de 1,5 saati geçmemelidir.</p>



<p>&nbsp;Bu süreçte evlatlarımızı televizyon ve bilgisayarın esiri olmasından korumalıyız. Öğrencimiz gün içinde uzaktan eğitimden dolayı fazlasıyla ekran ışıklarına maruz kalıyor zaten. Bu durum öğrencinin fiziksel ve zihinsel gelişimi için bir tehdittir. Bundan dolayı evladımızı mümkün mertebe ekrandan uzak tutmak adına çalışmalar yapmalıyız. Bunun en güzel yolu evlatlarımızla oyun oynamaktır. Belki parka gitmek belki futbol oynamak belki de çeşitli ev oyunları oynamak olabilir. Ailece bu etkinlikleri yaptığınızda hem evladınızı ekrandan uzak tutmuş olacaksınız hem de aile içi ilişkinizin kalitesini arttırmış olacaksınız. Biz yetişkinlerin de oyun oynamaya ihtiyacı olduğunun altını çizmeliyim.</p>



<p><strong>Ebeveynler de ekrandan uzaklaşmalı</strong></p>



<p><strong>&nbsp;</strong>Ekranların yaydığı ışıklar sadece çocuklar için değil yetişkinlerin sağlığı için de tehlike arz etmektedir. Bundan dolayı yetişkinlerin de mümkün mertebe ekrandan uzak kalmaları en doğrusudur. Özellikle öğrencimizin ders çalıştığı saatler aralığında en azından televizyonun kapalı olması gerekiyor. Bu, evladımızın derse yoğunlaşabilmesi açısından hayati öneme sahiptir. Ailece yemek yerken de televizyonun kapalı olması ve telefonların kullanılmaması çok önemlidir.</p>



<p><strong>Her akşam okuma saati</strong></p>



<p><strong>&nbsp;</strong>Hadi bir kampanya başlatalım ve her akşam ekranlara mahkûm olmamak adına bir tavır takınalım. Her akşam en az 40 dakika tüm aile fertleri aynı odada kitap okuma etkinliği yapalım. Bu harika çalışmayı özellikle bu süreçte çok daha rahat yapabiliriz. Eğer evinizde bu çalışmayı yaparsanız evinize gelecek huzuru hissedeceksiniz. Bununla beraber evlatlarınızda bereketli zaman geçirerek ilişkinizi daha da güzelleştirmiş olacaksınız. Okuma saati bittiğinde herkes okuduğundan ne anladığını ailesine anlatabilir ve böylece sıcak bir sohbet ortamı da sağlamış oluruz. Sanallığa karşı bir duruş sergilememiz şarttır.</p>



<p><strong>Okul ile irtibatı arttıralım</strong></p>



<p>&nbsp;Evladımızın öğretmen ve okul idarecileriyle sürekli olarak irtibat halinde olmamız bize büyük yardım sağlayacaktır. İçinden çıkamadığınız noktalarda sınıf rehber öğretmeninizden ya da okul psikolojik danışmanınızdan her daim destek alabileceğinizi unutmayın.</p>



<p><strong>Evladınızın iyi bir insan olması iyi bir öğrenci olmasından önceliklidir</strong></p>



<p><strong> </strong>Hepimiz evlatlarımızın çalışkan olmasını ve derslerinde üstün başarı göstermesini isteriz. Bu her anne babanın en doğal hakkıdır. Ancak okul başarısından önce hayat başarısı gelir. Hatta hayat başarısı, okul başarısını da kapsayan geniş bir kavramdır. Evlatlarımızın iyi insan olması hayat başarısı için en önemli kriterdir. Evladımız, eğer ne istediğinin farkındaysa, ders çalışma programını uyguluyorsa ve sorumluluklarının farkındaysa üzerine gitmenin anlamı yoktur. Çünkü o zaten iyi bir öğrenci olmaya çalışıyordur. Size düşen, evladınızın çabasını takdir etmek ve iyi insan olması için ona rehberlik etmektir. Yani anne babalık etmektir. Evladınıza öğretmen olmaya çalışmayın. Zira okul hayatında yeterince öğretmeni var. Ama evladınızın bir tane annesi ve bir tane babası olduğunu unutmayın. Ona öğretmen olmaya çalışarak onu annesiz ve babasız bırakmayın. </p>



<p>Sağlıklı ve huzurlu günlerde buluşmak duasıyla…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/uzaktan-egitim-surecinde-ebeveynlere-tavsiyeler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karneler Elimizde</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/karneler-elimizde/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/karneler-elimizde/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Jan 2019 08:46:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Karne]]></category>
		<category><![CDATA[Öğrenci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=7905</guid>

					<description><![CDATA[Karnelerin neresine bakalım? Geçtiğimiz günlerde, 2018-2019 öğretim yılının birinci yarısının sonuna gelindi. Okullar, öğretmenler ve öğrenciler açısından; yarıyıl tatiline girildi. Özellikle karne günü; medya mensupları renk renk, çeşit çeşit haberler yaptılar. İdareciler, öğretmenler, uzman kişiler ve kurumlar; karnelerin nasıl yorumlanması, öğrencilere nasıl davranılması ve tatilin nasıl değerlendirilmesi gerektiğini enine boyuna anlattılar. Bu bağlamda; kimilerinin hiç temas etmedikleri, kimilerinin azıcık dokunup geçtikleri bir nokta var. Karneler, takdirve teşekkür belgeleri; neleri içeriyorlar ve bize neyi anlatıyorlar? Konuşulanlar, tartışılanlar, araştırılanlar, soruşturulanlar; genellikle not ve puan durumları. Çocukların ve gençlerin hangi derslerden, hangi notları ve nasıl aldıkları ile büyüyünce ne olacakları. Evet, kabul; çocuklarımızın &#8220;iyi notlar&#8221; almaları gerekli, önemli. Ancak, aslında biliyoruz ki; &#8220;iyi duygu, düşünce ve davranış&#8221; sahibi olmaları daha değerli. Bu noktadan hareketle; karnelerin sol taraflarında &#8220;dersler&#8221;, sağ taraflarında &#8220;davranışlar&#8221; yer alıyor. Ders başarıları, sayısal verilerle ve not olarak; davranış gelişimleri ise, sözel verilerle ve &#8220;geliştirilmeli, iyi, çok iyi&#8221; gibi ifadelerle değerlendirilmiş oluyor. Anneler ve babalar, öğretmenler ve idareciler; daha çok &#8220;dersler&#8221; bölümüne odaklanıyorlar. Doğrudan ya da dolaylı ödüllendirmeleri ve cezalandırmaları; davranış durumları üzerinden değil, not durumları üzerinden yapıyorlar. Bu bakış açısı; yanlış değilse bile, eksik değerlendirme sonucunu getirir. Yetişme çağındaki çocuklara ve gençlere; &#8220;Bizim için, senin ne olduğun ve olacağın, kim olduğundan ve olacağından daha önemli&#8221; mesajını &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karnelerin neresine bakalım?</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde, 2018-2019 öğretim yılının birinci yarısının sonuna gelindi. Okullar, öğretmenler ve öğrenciler açısından; yarıyıl tatiline girildi.</p>
<p>Özellikle karne günü; medya mensupları renk renk, çeşit çeşit haberler yaptılar. İdareciler, öğretmenler, uzman kişiler ve kurumlar; karnelerin nasıl yorumlanması, öğrencilere nasıl davranılması ve tatilin nasıl değerlendirilmesi gerektiğini enine boyuna anlattılar.</p>
<p>Bu bağlamda; kimilerinin hiç temas etmedikleri, kimilerinin azıcık dokunup geçtikleri bir nokta var. Karneler, takdirve teşekkür belgeleri; neleri içeriyorlar ve bize neyi anlatıyorlar?</p>
<p>Konuşulanlar, tartışılanlar, araştırılanlar, soruşturulanlar; genellikle not ve puan durumları. Çocukların ve gençlerin hangi derslerden, hangi notları ve nasıl aldıkları ile büyüyünce ne olacakları.</p>
<p>Evet, kabul; çocuklarımızın &#8220;iyi notlar&#8221; almaları gerekli, önemli. Ancak, aslında biliyoruz ki; &#8220;iyi duygu, düşünce ve davranış&#8221; sahibi olmaları daha değerli.</p>
<p>Bu noktadan hareketle; karnelerin sol taraflarında &#8220;dersler&#8221;, sağ taraflarında &#8220;davranışlar&#8221; yer alıyor. Ders başarıları, sayısal verilerle ve not olarak; davranış gelişimleri ise, sözel verilerle ve &#8220;geliştirilmeli, iyi, çok iyi&#8221; gibi ifadelerle değerlendirilmiş oluyor.</p>
<p>Anneler ve babalar, öğretmenler ve idareciler; daha çok &#8220;dersler&#8221; bölümüne odaklanıyorlar. Doğrudan ya da dolaylı ödüllendirmeleri ve cezalandırmaları; davranış durumları üzerinden değil, not durumları üzerinden yapıyorlar.</p>
<p>Bu bakış açısı; yanlış değilse bile, eksik değerlendirme sonucunu getirir. Yetişme çağındaki çocuklara ve gençlere; &#8220;Bizim için, senin ne olduğun ve olacağın, kim olduğundan ve olacağından daha önemli&#8221; mesajını verir.</p>
<p>Oysa yaşadıkça gördük ve bildik ki; bir insanın duygu-düşünce-davranış gelişimi veya benlik-kimlik-kişilik oluşumu, bilgi ve beceri gelişiminden daha önemli. O halde, karnelerin sağ taraflarına daha çok bakılmalı, davranış gelişimleri ile daha ziyade ilgilenilmeli.</p>
<p>Kaldı ki, bu bölümdeki başlıklar; &#8220;değerler eğitimi&#8221; diye tanımlanan duygu, düşünce ve davranış kalıplarının tamamını ihtiva etmiyor. Kullanılan ölçme ve değerlendirme kriterleri; gelişim safha ve süreçlerini karşılamaya yetmiyor.</p>
<p>Sözün özü şu ki; eğitimin temel amaçları ile ölçme ve değerlendirme süreçleri arasında uyumsuzluk var. Uzmanlar, bu hale; &#8220;eksen kayması&#8221; adını veriyorlar.</p>
<p>Meramımızı somut bir örnekle açıklayalım. Bir olayı birlikte yorumlayalım; bir soruya, birlikte cevap arayalım.</p>
<p>Karne günü gündemleri arasında; bir &#8220;not hırsızlığı&#8221; haberi vardı. İlgililer, yetkililer; olayın teknik yönden nasıl gerçekleştiğini, içerik açısından neleri ihtiva ettiğini anlatıyorlardı.</p>
<p>Diyarbakır&#8217;da bir lise öğrencisi; Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;nın e-Okul Yönetim Bilgi Sistemi&#8217;ne girmiş. Bütün derslerden aldığı notlara 20&#8217;şer puan ilave yapmış; 59 günlük devamsızlığını, 9 güne indirmiş.</p>
<p>Acaba, imkan bulsalar; bunu, eğitim çağındaki çocuklarımızın ve gençlerimizin ne kadarı yapmazlar? Sınavlarda, önlerine kopya çekme fırsatları çıksa; haksız not elde etmenin ahlaki olmayacağı anlayışı ile hareket ederek yüzde kaçı dönüp bakmazlar?</p>
<p>Bu durumun hayata ve içindekilere yansıması nasıl olur? Okul hayatında helali-haramı, iyiyi-kötüyü, doğruyu-yanlışı anlayamayan, kavrayamayan, yaşayamayan çocuklar ve gençler; yetişkin olduklarında, bir yerlerde aktif görevler aldıklarında ne hale gelir?</p>
<p>Ayrıca, her zaman ifade ettiğimiz gibi; bu karneler, çocuklardan ve gençlerden ziyade, annelerinin ve babalarının, öğretmenlerinin ve idarecilerinin karneleridir. Eğitim safha ve süreçlerinin ölçme ve değerlendirme sistemi içinde; yetişkinlerin başarılarına ve başarısızlıklarına da yer verilmelidir.</p>
<p>Sonuç olarak; karnelerin sağına da soluna da alıcı gözüyle bakalım. Yetişkin tutumlarının, çocukların ve gençlerin hayatını derinden etkileyip olumlu ya da olumsuz yönde şekillendirdiğini hesaba katarak; bir karne de kendimize yapalım.</p>
<p>Karneler ve diğer belgeler; &#8220;ne&#8221; olduğumuzla birlikte, &#8220;kim&#8221; olduğumuzu da ölçsün ve değerlendirsin. Annelerin ve babaların, öğretmenlerin ve idarecilerin, aydınların ve yöneticilerin notlarını ve puanlarını; yetiştirdiğimiz çocuklar ve gençler versin.</p>
<p>Mevcut durumu beğenmiyor yahut yetersiz bulup daha iyisini istiyorsak; işe kendimizden başlayalım. İkinci dönem derslerimize daha çok çalışalım, ödevlerimizi daha iyi yapalım; yılsonunda, karne heyecanını biz yetişkinler yaşayalım.</p>
<p><strong>Zekeriya Erdim</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/karneler-elimizde/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
