<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>nuh albayrak &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/nuh-albayrak/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Aug 2019 08:05:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>nuh albayrak &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>AK Parti’nin Görevinin Henüz Bitmediğini, Bütün Teşkilat Biliyor mu Acaba?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ak-partinin-gorevinin-henuz-bitmedigini-butun-teskilat-biliyor-mu-acaba/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ak-partinin-gorevinin-henuz-bitmedigini-butun-teskilat-biliyor-mu-acaba/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Aug 2019 08:05:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ak Parti]]></category>
		<category><![CDATA[nuh albayrak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12255</guid>

					<description><![CDATA[18. yaşını kutlayan AK Parti, hızla alan kaybetmeye başlayan vesayetin, gemi azıya alıp hunharca saldırdığı bir dönemde, hiçbir iktidarın başaramadığı sonuçlar almıştır. Demokrat Parti de vesayetin; “devlet” olduğu bir dönemde savaş açtı ama ilk karşı atağında devre dışı kaldı. Oysa AK Parti daha doğarken engellenmiş, TBMM’nin yüzde 66’sını temsil eden partinin lideri dışarıda bırakılmıştı. Sonra da hiç rahat bırakmadılar. Muhafazakâr iktidarı görünce hemen “irtica”yı hatırlayan (!) genelkurmay başkanı, 8 Ocak 2003 günü; soyadaşı yönetimindeki “28 Şubat medyası”nı göreve çağırmış ve bir aylık hükümetin “irtica faaliyetlerine cesaret verdiği”ihbarında bulunmuştu! Ancak aynı gün Diyarbakır’da düşen uçağa yoğunlaşan medya, “irtica” yaygarasını başlatamamıştı. Bu, öncekilere benzemiyor İlerleyen süreçte Erdoğan’ın, öncekiler gibi “uyum anlaşmasına” yanaşmadığını gören vesayet şebekeleri saldırılarını çeşitlendirerek yoğunlaştırdı. 2007’de “parlamento”yu bile vesayet aracı olarak kullandılar. 2009’da iktidardaki bir partiyi, işbirlikçi medyadaki kupürleri delil göstererek kapatmaya kalktılar. AK Parti, “barikat”ları milletle bertaraf etme stratejisini geliştirince, daha da agresifleşerek sokağı yardıma çağırdılar. FETÖ ile işbirliği içerisinde “Gezi” ile başlayıp 17/25’ten 15 Temmuz’a; şiddetlenerek devam eden kalkışmalarla hedeflerine ulaşmaya çalıştılar. Asıl acı olan ise CHP başta olmak üzere AK Parti’den sandıkta kurtulmayı beceremeyen bütün kesimlerin de bu “örgütlü suçlar”a dahil olmasıydı. Bütün bu engellerden fırsat buldukça, vesayete vurulan kalıcı darbelerle ülkeyi hormonsuz demokrasiye ilerletme yolunda çok önemli adımlar atıldı. Meşru yolla gerçekleştirilen sistem değişikliği ise en büyük devrim oldu. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>18. yaşını kutlayan AK Parti, hızla alan kaybetmeye başlayan vesayetin, gemi azıya alıp hunharca saldırdığı bir dönemde, hiçbir iktidarın başaramadığı sonuçlar almıştır.</p>
<p>Demokrat Parti de vesayetin; <strong>“devlet”</strong> olduğu bir dönemde savaş açtı ama ilk karşı atağında devre dışı kaldı.</p>
<p>Oysa AK Parti daha doğarken engellenmiş, TBMM’nin yüzde 66’sını temsil eden partinin lideri dışarıda bırakılmıştı.</p>
<p>Sonra da hiç rahat bırakmadılar. Muhafazakâr iktidarı görünce hemen <strong>“irtica”</strong>yı hatırlayan (!) genelkurmay başkanı, 8 Ocak 2003 günü; soyadaşı yönetimindeki <strong>“28 Şubat medyası”</strong>nı göreve çağırmış ve bir aylık hükümetin <strong>“irtica faaliyetlerine cesaret verdiği”</strong>ihbarında bulunmuştu! Ancak aynı gün Diyarbakır’da düşen uçağa yoğunlaşan medya, <strong>“irtica”</strong> yaygarasını başlatamamıştı.</p>
<p><strong>Bu, öncekilere benzemiyor</strong><br />
İlerleyen süreçte Erdoğan’ın, öncekiler gibi <strong>“uyum anlaşmasına”</strong> yanaşmadığını gören vesayet şebekeleri saldırılarını çeşitlendirerek yoğunlaştırdı.</p>
<p>2007’de <strong>“parlamento”</strong>yu bile vesayet aracı olarak kullandılar.</p>
<p>2009’da iktidardaki bir partiyi, işbirlikçi medyadaki kupürleri delil göstererek kapatmaya kalktılar.</p>
<p>AK Parti, <strong>“barikat”</strong>ları milletle bertaraf etme stratejisini geliştirince, daha da agresifleşerek sokağı yardıma çağırdılar. FETÖ ile işbirliği içerisinde <strong>“Gezi” </strong>ile başlayıp 17/25’ten 15 Temmuz’a; şiddetlenerek devam eden kalkışmalarla hedeflerine ulaşmaya çalıştılar.</p>
<p>Asıl acı olan ise CHP başta olmak üzere AK Parti’den sandıkta kurtulmayı beceremeyen bütün kesimlerin de bu <strong>“örgütlü suçlar”</strong>a dahil olmasıydı.</p>
<p>Bütün bu engellerden fırsat buldukça, vesayete vurulan kalıcı darbelerle ülkeyi hormonsuz demokrasiye ilerletme yolunda çok önemli adımlar atıldı. Meşru yolla gerçekleştirilen sistem değişikliği ise en büyük devrim oldu.</p>
<p>Bütün bunlar Sayın Erdoğan’ın vizyonuydu ama tabii ki gücünü<strong>“milletten” </strong>alıyordu.</p>
<p><strong>Görev tamamlandı mı?</strong><br />
Peki, yapısal reformlar bitti mi? Yani artık AK Parti’ye ihtiyaç kalmadı mı?</p>
<p>Bunu ölçmek çok basit. <strong>“Artık taşlar yerine oturdu. Bundan sonra iktidara gelenler sistemle; dinle; milletin değerleriyle uğraşmaz, kendi üslubunca millete hizmet eder”</strong>diyebiliyorsak mesele yok demektir.</p>
<p>Böyle olsaydı en basitinden; CHP ve HDP’nin kazandığı belediyelerde <strong>“kitlesel kıyım veya PKK’ya hizmet”</strong> gibi abukluklar yaşanmazdı.</p>
<p>Yönetim sistemini ilk fırsatta tekrar vesayete döndürme veya sulandırma tehditleri de cabası.</p>
<p>Bence asıl <strong>“Beka Meselesi”</strong> budur ve geçerliliğini korumaktadır ama bunu önce AK Parti teşkilatı önemsemelidir. Aksi takdirde <strong>“seçimden seçime kullanılan bir argüman”</strong>a dönüşür; sıradanlaşır.</p>
<p>Ayrıca CHP’li bir yönetimin Doğu Akdeniz’deki Haçlı tehdidine, sınırımızdaki PYD/ABD kuşatmasına, Suriye’deki emperyalist kapışmasına ve Siyonizm planlarına karşı tavrını tahmin edebiliyor musunuz?</p>
<p><strong>Teveccüh yoksa çürüme var</strong><br />
Demek ki ülkenin, Erdoğan liderliğindeki AK Parti iktidarına ihtiyacı henüz bitmemiş.</p>
<p>Peki AK Parti bunun ne kadar farkında?</p>
<p>Bunun cevabı da çok basit. 18 yıl önce milletin coşkulu teveccühüne mazhar olan <strong>“94 ruhu”</strong> aynen muhafaza ediliyorsa farkındalık muazzamdır.</p>
<p>Ama siyasetçinin aynası olan milletimiz, 7 Haziran’dan bu yana her fırsatta <strong>“problem var”</strong>demektedir.</p>
<p><strong>“Ne tür bir problem” </strong>derseniz, bir liderlik veya çizgi problemi olmadığı anlaşılıyor.</p>
<p>Zaten Sayın Erdoğan’ın şahsına gösterilen teveccühten anlaşılıyor ki millet, <strong>“Kaptanda problem yok, araçtaki metal yorgunluklarının tamir edilmesini istiyoruz”</strong> diyor.</p>
<p>Bu önemlidir. Bugünkü CHP’ye bakarsanız, <strong>“ithal”</strong> ve <strong>“çakma” </strong>adayların gördüğü teveccühü, partinin lideri görememektedir.</p>
<p><strong>Kimse “Hata bende” demiyor</strong><br />
<strong>“AK Parti’de ana gövde sağlam olduğuna göre bünyedeki çürümeler rahatlıkla telafi edilebilir”</strong> gibi geliyor ama memnuniyetsizliğin her seçimde biraz daha artışına bakılırsa pek de kolay olmadığı anlaşılıyor.</p>
<p>Çünkü bazı <strong>“yanlış”</strong>lar olduğunu herkes kabul etmekle birlikte; her partili <strong>“kendisinin değil, diğerlerinin”</strong> hatalı olduğunu düşünüyor. Bu da <strong>“kimse yanlış yapmıyor”</strong> yanlışını doğuruyor.</p>
<p><strong>*** </strong></p>
<p>Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu tehditler, 2003’ten daha derindir.</p>
<p>Ülkeyi bu badirelerden zaferle çıkarabilecek siyasi ve diplomatik birikime, sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sahip olduğu, bütün dünya liderlerinin kıskanç itirafıdır. Ama bu ancak, siyasî mücadelenin çok daha sertleşeceği yeni dönemde, milletin namütenahi desteğini almış; tek yumruk bir AK Parti ile mümkündür.</p>
<p><strong>O halde hırsına esir düşerek, yıllardır mücadele ettiği cephede siyasi ikbal arayanlar ve liderinin değil; nefsinin peşinde koşarak iktidar nimetlerine dalanlar, makam ve mevki sarhoşu olanlar bu önemli gerçeğin ne kadar farkında acaba?</strong></p>
<p>Bu milletin asla affedemeyeceği şey, milletin verdiği ikbal ile millete hava atmaya kalkmaktır. Bir faninin bu dünyada görebileceği her türlü makam ve mevkide bulunmuş olmasına rağmen, tevazu ve doğallığını muhafaza ettiği için milletin sevgilisi olan Sayın Erdoğan yeterli örnek değil mi?</p>
<p><strong>AK Parti’nin zaafı CHP’ye zafer oldu</strong><br />
Partinin mevcut olumsuzlukları aşabilmesi için herkes, genel başkanın “<strong>bir şeyler yapmasını” </strong>bekliyor. Lider, genel stratejide bazı yenilikler yapabilir ve yapmaktadır. <strong>“Önce millet diyen herkesle çalışmaya hazırız. Katkısı olacak herkese kapımız açık”</strong> çağrısı, son derece değerli bir açılımdır ve yeni gelişmelere gebedir. Ama partinin millet ile temasını sağlayan <strong>“sinir uçları”</strong> olan teşkilat mensuplarından, gurur ve kibir hastalığına yakalananlar da, Erdoğan’ın mı gelip kendisini düzeltmesini bekliyor?</p>
<p>Bu zaafı çok iyi değerlendiren CHP, yarım asırdır bulamadığı tevazu, içtenlik, tasarruf gibi milletin kalbine giden yolların boşaltıldığını görmüş ve <strong>“çakma”</strong> profillerle; çarpıcı sonuçlara ulaşmışsa, bu sonuçlar, onların zaferi değil, AK Parti’nin hediyesidir.</p>
<p>Osmanlı’nın son dönemindeki çürüme, <strong>“Abdülhamid Han’ın kıymetini bilmeme”</strong>ye kadar tırmanınca, Allah bu milletin başına <strong>“İttihat ve Terakki belası”</strong>nı musallat etti.</p>
<p>Neyse ki, yüz yıl sonra bize yeni bir şans verdi. Milletin önündeki çok önemli maniler aşıldı ama henüz tekerlek tümseği aşmadı.</p>
<p><strong>*** </strong></p>
<p>Ve O, <strong>“Beni tanıyanlar bana karşı gelirlerse, onların başına belâ olarak; bana âsi olanları gönderirim”</strong> buyuruyor.</p>
<p>Bu akıbet vuku bulur da bütün kazanımlar elden giderse, <strong>“çeyrek asırdır kefeniyle yürüyen”</strong> lider başta olmak üzere; bu davaya omuz veren milyonların, can veren şehitlerin, hatta üç kıtada ümitle bekleyen mağdur ve masumların vebalini, nefsinin ve kibrinin esiri olan bu bir avuç muhteris nasıl taşır bilemem.</p>
<p>Nuh Albayrak/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ak-partinin-gorevinin-henuz-bitmedigini-butun-teskilat-biliyor-mu-acaba/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CHP &#8216;Dindar Vitrin&#8217; Formülünü 70 Yıldır Uyguluyor</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/chp-dindar-vitrin-formulunu-70-yildir-uyguluyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/chp-dindar-vitrin-formulunu-70-yildir-uyguluyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Jun 2019 14:43:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[nuh albayrak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11225</guid>

					<description><![CDATA[Kuruluşundan itibaren 27 yıl, “Ben yaptım oldu” tarzına alışan CHP, “milletin gönlünü fethetmek” gibi bir alışkanlığı olmadığı için “kestirme yollar” deniyor. Partinin başına kasetle düşen Kılıçdaroğlu ile birlikte bu siyasi kısırlık daha da artmış, muhafazakâr adaylarla ipi göğüsleme çabası değişmez yöntem olmuştur. Kılıçdaroğlu, adını ilk defa duyduğu için telaffuz edemediği Ekmeleddin İhsanoğlu’nu “en iyi cumhurbaşkanı adayı” ilan etmişti! Halkın seçmediği Vedat Aydın’ı saymazsak 40 yıldır alamadıkları Ankara’yı da yine “Ülkücü aday” aldatmacasıyla alabildiler ki, belediye meclisi ve ilçelerdeki tabloya bakıldığında İstanbul ve Ankara’daki sonucun, tabandan gelen sağlıklı bir dalga değil, tepede üretilen enfeksiyonlu bir sonuç olduğu görülür. İstanbul’a “imam” aday Kılıçdaroğlu, partisindeki tepkilere rağmen “Neden Ekrem İmamoğlu” sorusunu, “Beylikdüzü’nde yaptığı Yeşil Vadi’yi gördüm, ‘İşte belediye başkanı budur’ dedim” diye cevaplasa da, tamamen AK Parti’nin eseri olan Yaşam Vadisi için değil ama oradaki görüşmede; Ekrem İmamoğlu’nu daha “yakından” tanıdığı için “İşte aradığım aday” demiş olabilir. Nitekim Beylikdüzü’nü CHP’ye kazandıran bu altyapı üzerine bina edilen “proje” 31 Mart’ta da işe yaradı. Ancak makyaj ve maskeyi; rüzgârın “sert” estiği yükseklerde korumak, “düz”lerdeki kadar kolay olmuyor. İptal kararı, her şeyi sadece seçime kadar ve sadece seçimi kazanmak üzere dizayn eden ekibinin ezberini, İmamoğlu’nun da kimyasını bozdu ve “fırça” yedirten açıklar verdi. Hasar tespit raporları, CHP adayına 31 Mart öncesi “giydirilen” imajın ciddi hasar aldığını gösteriyor. Bu yüzden Pazar akşamı, biri‘organik’; diğeri “özel dizayn” iki “muhafazakâr”ın karşılaşması, önemli mukayese imkanı verecek. Bunun adı “Günaltay formülü” CHP için “aslını &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kuruluşundan itibaren 27 yıl, <strong>“Ben yaptım oldu”</strong> tarzına alışan CHP, <strong>“milletin gönlünü fethetmek”</strong> gibi bir alışkanlığı olmadığı için <strong>“kestirme yollar”</strong> deniyor.</p>
<p>Partinin başına kasetle düşen Kılıçdaroğlu ile birlikte bu siyasi kısırlık daha da artmış, muhafazakâr adaylarla ipi göğüsleme çabası değişmez yöntem olmuştur.</p>
<p>Kılıçdaroğlu, adını ilk defa duyduğu için telaffuz edemediği Ekmeleddin İhsanoğlu’nu <strong>“en iyi cumhurbaşkanı adayı” </strong>ilan etmişti!</p>
<p>Halkın seçmediği Vedat Aydın’ı saymazsak 40 yıldır alamadıkları Ankara’yı da yine <strong>“Ülkücü</strong> <strong>aday”</strong> aldatmacasıyla alabildiler ki, belediye meclisi ve ilçelerdeki tabloya bakıldığında İstanbul ve Ankara’daki sonucun, tabandan gelen sağlıklı bir dalga değil, tepede üretilen enfeksiyonlu bir sonuç olduğu görülür.</p>
<p><strong>İstanbul’a “imam” aday</strong><br />
Kılıçdaroğlu, partisindeki tepkilere rağmen <strong>“Neden Ekrem İmamoğlu”</strong> sorusunu, <strong>“Beylikdüzü’nde yaptığı Yeşil Vadi’yi gördüm, ‘İşte belediye başkanı budur’ dedim” </strong>diye cevaplasa da, tamamen AK Parti’nin eseri olan Yaşam Vadisi için değil ama oradaki görüşmede; Ekrem İmamoğlu’nu daha <strong>“yakından”</strong> tanıdığı için <strong>“İşte aradığım aday”</strong> demiş olabilir.</p>
<p>Nitekim Beylikdüzü’nü CHP’ye kazandıran bu altyapı üzerine bina edilen <strong>“proje”</strong> 31 Mart’ta da işe yaradı.</p>
<p>Ancak makyaj ve maskeyi; rüzgârın <strong>“sert”</strong> estiği yükseklerde korumak, <strong>“düz”</strong>lerdeki kadar kolay olmuyor.</p>
<p>İptal kararı, her şeyi sadece seçime kadar ve sadece seçimi kazanmak üzere dizayn eden ekibinin ezberini, İmamoğlu’nun da kimyasını bozdu ve <strong>“fırça”</strong> yedirten açıklar verdi.</p>
<p>Hasar tespit raporları, CHP adayına 31 Mart öncesi <strong>“giydirilen”</strong> imajın ciddi hasar aldığını gösteriyor.</p>
<p>Bu yüzden Pazar akşamı, biri<strong>‘organik’; </strong>diğeri <strong>“özel dizayn”</strong> iki <strong>“muhafazakâr”</strong>ın karşılaşması, önemli mukayese imkanı verecek.</p>
<p><strong>Bunun adı “Günaltay formülü”</strong><br />
CHP için <strong>“aslını inkar etmek”</strong> anlamına gelse de <strong>“dindar vitrin”</strong> kolaycılığı sadece Kılıçdaroğlu’nun, <strong>“her yol mubah”</strong> dönemine mahsus bir uygulama değil.</p>
<p>1946’da iktidarı Demokrat Parti’den dipçik zoruyla kurtaran İnönü, artık daha <strong>“farklı”</strong>tedbirler alması gerektiğini anladı ve DP’nin, <strong>“dinî söylemler”</strong>le netice aldığını keşfederek, müthiş bir buluşa (!) imza attı. CHP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı İnönü, başvekil Hasan Saka’yı istifa ettirerek, 18. T.C. Hükümetini, İlahiyat Fakültesi kurucusu ve ilk müdürü; <strong>“medrese tahsilli”</strong> Şemseddin Günaltay’a kurdurdu. (16 Ocak 1949)</p>
<p>Şemseddin Günaltay, CHP’yi bekleyen hezimeti değiştiremedi ama bir yıllık başvekillik dönemine, dindarlara; <strong>“tek parti dönemi”</strong>ni bile aratan zulümleri sığdırmayı başardı!</p>
<p>Üç kişinin bir araya gelip dinden bahsetmesi, <strong>“Toplantılar Kanunu’na muhalefet”</strong>ten formalite bir mahkeme ile hapse atılmalarına sebep oluyordu. CHP’nin <strong>“dindar başvekil”</strong>i, bu zulmün kapsamını daha da genişleterek <strong>“üç kişi”</strong>yi, <strong>“iki kişi”</strong>ye düşürdü.</p>
<p>Bitmedi; TCK’daki 163. Maddeyi, <strong>“Müslümanları biçen bir giyotin”</strong> haline getiren de bu <strong>“CHP dindarı”</strong>dır.</p>
<p>Böyle <strong>“dindar”</strong> düşman başına…</p>
<p>Merhum Turgut Özal’a, bizi bu beladan kurtarması bile sadaka-i cariye olarak yeter.</p>
<p><strong>CHP “doğuştan özürlü”</strong><br />
Dindarlık elbette kimsenin arka bahçesi değildir ama kimsenin oyuncağı da değildir.</p>
<p>Muhafazakâr seçmeni, <strong>“ağzındaki peynirin kapılması gereken bir karga”</strong> olarak gören CHP, bu tür <strong>“konu mankenleri”</strong> ve <strong>“her gün cumaya giden mevsimlik Müslümanlar”</strong>la hasadı topladıktan sonra derhal doğal haline dönüyor. Zira CHP, dine ve dindarlığa <strong>“doğuştan”</strong> karşıdır. Daha doğrusu bu mefhumlarla mücadele için kurulmuştur.</p>
<p>Dikkat edin, <strong>“cemaat”</strong> görünümünde iken <strong>“mesafeli”</strong> durdukları FETÖ’nün gerçek yüzü ortaya çıkınca, darbeci bir terör örgütü olduğunu hiç umursamadan sarmaş dolaş oldular.</p>
<p>CHP’nin genleri böyledir, <strong>“muhafazakâr”</strong> adaylar samimi olsa dahi bunun <strong>“icraî”</strong> bir değeri yoktur.</p>
<p>Menfaati için <strong>“dindar”</strong> takılırken birden; CHP’nin derinliklerine savrulan <strong>“kinim dinimdir”</strong>cilerin uyumu doğaldır; sizi yanıltmasın.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Bu durumda asıl sorumluluk muhafazakâr seçmene düşmektedir.</p>
<p>Görüldüğü gibi CHP’ye oy vermek, asla <strong>“partilerden birini tercih etmek”</strong> değildir.</p>
<p>Nuh Albayrak/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/chp-dindar-vitrin-formulunu-70-yildir-uyguluyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu’nu, Seçilme Garantisi Vererek Mi İkna Etti?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kilicdaroglu-ekrem-imamoglunu-ssecilme-garantisi-vererek-mi-ikna-etti/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kilicdaroglu-ekrem-imamoglunu-ssecilme-garantisi-vererek-mi-ikna-etti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Apr 2019 08:40:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ekrem imamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Kılıçdaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[nuh albayrak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9893</guid>

					<description><![CDATA[Ekrem İmamoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğuna oturdu. Ama “arındırma” sürecine tahammül edemediği için enfeksiyonlu bir seçimle gelen “kirli” bir koltuğa oturdu. Nihai kararın ne olacağını henüz bilmiyoruz. Ancak, kesin olan şu ki, İmamoğlu ve CHP seçimden sonraki görüntüsüyle “demokrasi sınavı”nı kaybetti. İmamoğlu kazandığından bu kadar emin ise ve seçim öncesinde ortaya koyduğu portre ile bize rol yapmamışsa “Zaten şaibeli bir koltuğu ben de istemem. Bütün tarafların gözetiminde, şeffaf ve dürüst bir inceleme ile başarımız tescillensin” diyebilseydi o koltukta gururla oturacaktı. Oysa, 29 bin oy farkıyla önde olduğu ilan edildiğinde YSK’ya övgüler yağdıran; “Fazla kurcalamayın, hemen mazbatamı verin, göreceksiniz herkesi kucaklayacağım” şeklinde yalvaran ama AK Parti’nin itirazı derinleştikçe “hırçınlaşan”, süreç uzadıkça “telaşlanan”bir Ekrem İmamoğlu gözlemledik. YSK’nın “adalet” imtihanı Şimdi gözler YSK’da… YSK’nın, bu ciddi iddialar ve sunulan kanıtlar karşısında nasıl bir tavır sergileyeceğini göreceğiz. Ya her zaman dedikleri gibi “Yargıda duygu olmaz. Muhakeme neticesi iptali gerektiriyorsa bizim için Yusufeli veya İstanbul aynıdır” deyip İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini iptal edecek veya baskılara boyun eğip fiilî kanunsuz durumu meşrulaştırma yoluna gidecek. YSK’nın varlık sebebi gerçekten “millet iradesinin egemen olmasını sağlamak” ise bu kadar kapsamlı bir operasyona kurban giden seçimde millet iradesinin asla doğru olarak ortaya çıkamayacağı gerçeğini teyit edecektir. CHP, milletin vermediği yetkiyi yüksek yargı organlarından almaya alışıktır. Ama esas olan milletin iradesidir. Nitekim 1946’da jandarma &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ekrem İmamoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğuna oturdu. Ama <strong>“arındırma”</strong> sürecine tahammül edemediği için enfeksiyonlu bir seçimle gelen <strong>“kirli”</strong> bir koltuğa oturdu.</p>
<p>Nihai kararın ne olacağını henüz bilmiyoruz. Ancak, kesin olan şu ki, İmamoğlu ve CHP seçimden sonraki görüntüsüyle <strong>“demokrasi sınavı”</strong>nı kaybetti.</p>
<p>İmamoğlu kazandığından bu kadar emin ise ve seçim öncesinde ortaya koyduğu portre ile bize rol yapmamışsa <strong>“Zaten şaibeli bir koltuğu ben de istemem. Bütün tarafların gözetiminde, şeffaf ve dürüst bir inceleme ile başarımız tescillensin”</strong> diyebilseydi o koltukta gururla oturacaktı.</p>
<p>Oysa, 29 bin oy farkıyla önde olduğu ilan edildiğinde YSK’ya övgüler yağdıran; <strong>“Fazla kurcalamayın, hemen mazbatamı verin, göreceksiniz herkesi kucaklayacağım” </strong>şeklinde yalvaran ama AK Parti’nin itirazı derinleştikçe <strong>“hırçınlaşan”</strong>, süreç uzadıkça <strong>“telaşlanan”</strong>bir Ekrem İmamoğlu gözlemledik.</p>
<p><strong>YSK’nın “adalet” imtihanı</strong><br />
Şimdi gözler YSK’da…</p>
<p>YSK’nın, bu ciddi iddialar ve sunulan kanıtlar karşısında nasıl bir tavır sergileyeceğini göreceğiz.</p>
<p>Ya her zaman dedikleri gibi <strong>“Yargıda duygu olmaz. Muhakeme neticesi iptali gerektiriyorsa bizim için Yusufeli veya İstanbul aynıdır”</strong> deyip İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini iptal edecek veya baskılara boyun eğip fiilî kanunsuz durumu meşrulaştırma yoluna gidecek.</p>
<p>YSK’nın varlık sebebi gerçekten <strong>“millet iradesinin egemen olmasını sağlamak”</strong> ise bu kadar kapsamlı bir operasyona kurban giden seçimde millet iradesinin asla doğru olarak ortaya çıkamayacağı gerçeğini teyit edecektir.</p>
<p>CHP, milletin vermediği yetkiyi yüksek yargı organlarından almaya alışıktır.</p>
<p>Ama esas olan milletin iradesidir. Nitekim 1946’da jandarma ve dipçik zoruyla dahi milletin iradesine kalıcı bir ipotek koyamadılar.</p>
<p>CHP kurmaylarının, <strong>“Biz de Erdoğan’ın seçilmesini tartışmaya açarız”</strong> çıkışı, müflis Yahudi psikolojisiyle çaresizliğin ilanıdır.</p>
<p>Zira gerekçe olarak öne sürdükleri <strong>“mühürsüz zarfların geçerli kabul edilmesi”</strong> sandık başındakilerin hatasının seçmen iradesini engellememesine yönelikti.</p>
<p>Bugünkü verilen mücadele de sandıktaki şuurlu sabotajların bertaraf edilerek seçmen iradesinin doğru yansımasını sağlamaktır.</p>
<p>Yani telaşla girdikleri o yol CHP’yi daha da batırır.</p>
<p><strong>İmamoğlu nasıl ikna oldu?</strong><br />
Seçimden sonra yaşananlar bana İmamoğlu’nun adaylık sürecini hatırlattı.</p>
<p>Ekrem İmamoğlu ismi ilk telaffuz edildiğinde, büyükşehir adaylığını düşünmediğini, bir dönem daha yerelde kalmak istediği söylemişti.</p>
<p>Bendenize de <strong>“Büyükşehir adaylığı teklif edildiğini ancak kabul etmediğini; bir dönem daha Beylikdüzü’nde kalacağını”</strong> teyit etti.</p>
<p>Bir süre sonra Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu’nun evine; medyada <strong>“sürpriz”</strong> diye tanımlanan bir ziyaret gerçekleştirdi.</p>
<p>Bu görüşmeden dört gün sonra Ekrem İmamoğlu Hürriyet’ten İpek Özbey’e verdiği röportajda, adaylıktan da öte adeta kendisini <strong>“Başkan”</strong> gibi hisseden bir üslup kullanmıştı.</p>
<p>Şimdi…</p>
<p>Artık daha iyi tanıdığımız, <strong>“Mazbata”</strong> uğruna Anıtkabir’den camiye koşturan bu Ekrem İmamoğlu’nun başlangıçta, tevazuundan veya Beylikdüzü aşkından dolayı İBB adaylığını istemediğini düşünmek çok zor.</p>
<p>Yani, kazanacağından ümidi olmadığı için kabul etmediği anlaşılıyor.</p>
<p>Peki, girdiği her seçimi kaybeden Kılıçdaroğlu’nun, yalın olarak vereceği <strong>“Kazanacaksın”</strong>teminatı, Ekrem İmamoğlu gibi kurnaz bir siyasetçiyi ne kadar tatmin edebilir?..</p>
<p>O halde Kılıçdaroğlu, Ekrem İmamoğlu’na nasıl bir garanti verdi?</p>
<p>Nuh Albayrak/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kilicdaroglu-ekrem-imamoglunu-ssecilme-garantisi-vererek-mi-ikna-etti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABD’nin Yaptığı “Guido” Muamelesine de, “Eyvallah” Mı Diyeceksiniz?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/abdnin-yaptigi-guido-muamelesine-de-eyvallah-mi-diyeceksiniz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/abdnin-yaptigi-guido-muamelesine-de-eyvallah-mi-diyeceksiniz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Apr 2019 09:35:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ekrem iamamoglu]]></category>
		<category><![CDATA[nuh albayrak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9596</guid>

					<description><![CDATA[Bu seçimde “sessiz bir devrim” yaşandı. HDP, kayyum atanan belediyelerin çoğunu kaybetti, kalanlarda ise oyları düştü. Bu sonuçlarla Kürt seçmen HDP’ye; “PKK’ya mesafe koymazsan, ‘Beyaz Türkler’in CHP’ye destek partisi olursun” uyarısı yapmıştır. En çok konuşulması gereken bu konu, “mazbatam nerde” şamatası arasında kaynayıp gitti. ***   Seçim öncesi son yazımın başlığı, “Dikkat… Bu sandıkta sinsi bir plan var” idi. Meğer asıl sinsi plan sandığın içine gizlenmiş; açılınca ortaya çıktı. Tarihe karışan “mükerrer oy” gayretleri, mevziî “geçersiz oy” çabaları, münferit “oy kaydırma” numaraları gibi bildik bütün seçim yolsuzluklarının pabucunu dama atan bir operasyon gerçekleştirilmiş. Fakat ne gariptir ki her seçimde; günler öncesinden başlayan “Oylar çalınıyorkorosu”ndan bu sefer çıt çıkmadı. Geçen seçimde 10 milyon oy farkının faturasını, olmayan “oy hırsızlığı”na yükleyen CHP, sadece binde 2 farkla önde göründüğü bu seçimdeki, dudak uçuklatan operasyona rağmen, “Fazla kurcalamayın; verin mazbatayı gitsin” diyor. Samimiyet testi Herkesin demokrasi anlayışının test edildiği bir dönem yaşıyoruz. Gerçek demokratlık, kaybettiğiniz zaman seçmen iradesine saygı göstermektir. Bu sürecin sonunda, kazananı herkes tebrik etmelidir. Seçim gecesi karşılıklı yapılan “Ben kazandım” açıklamalarını tasvip etmemekle birlikte, “adayları motive amaçlı bir teşebbüs” olarak izah edilebilir. Ertesi gün durum netleşince, “Ekrem İmamoğlu’nun 27 bin farkla da olsa yarışı önde bitirmesi karşısında AK Parti’nin ne yapacağı” yönündeki soruya, “Zorlama itirazların zarar vereceği” cevabını vermiştim (NTV-1 Nisan 16.00 kuşağı). Aradaki farkın sadece, geçersiz oyların 10’da biri kadar olmasına rağmen, “geçersiz oylardan medet uman bir itiraz” hakkındaki düşüncem &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu seçimde <strong>“sessiz bir devrim”</strong> yaşandı. HDP, kayyum atanan belediyelerin çoğunu kaybetti, kalanlarda ise oyları düştü.</p>
<p>Bu sonuçlarla Kürt seçmen HDP’ye; <strong>“PKK’ya mesafe koymazsan, ‘Beyaz Türkler’in CHP’ye destek partisi olursun”</strong> uyarısı yapmıştır.</p>
<p>En çok konuşulması gereken bu konu, <strong>“mazbatam nerde”</strong> şamatası arasında kaynayıp gitti.</p>
<p><strong>***  </strong></p>
<p>Seçim öncesi son yazımın başlığı, <strong>“Dikkat… Bu sandıkta sinsi bir plan var”</strong> idi.</p>
<p>Meğer asıl sinsi plan sandığın içine gizlenmiş; açılınca ortaya çıktı.</p>
<p>Tarihe karışan <strong>“mükerrer oy”</strong> gayretleri, mevziî <strong>“geçersiz oy”</strong> çabaları, münferit <strong>“oy kaydırma”</strong> numaraları gibi bildik bütün seçim yolsuzluklarının pabucunu dama atan bir operasyon gerçekleştirilmiş.</p>
<p>Fakat ne gariptir ki her seçimde; günler öncesinden başlayan <strong>“Oylar çalınıyor</strong><strong>korosu”</strong>ndan bu sefer çıt çıkmadı.</p>
<p>Geçen seçimde 10 milyon oy farkının faturasını, olmayan <strong>“oy hırsızlığı”</strong>na yükleyen CHP, sadece binde 2 farkla önde göründüğü bu seçimdeki, dudak uçuklatan operasyona rağmen, <strong>“Fazla kurcalamayın; verin mazbatayı gitsin”</strong> diyor.</p>
<p><strong>Samimiyet testi</strong><br />
Herkesin demokrasi anlayışının test edildiği bir dönem yaşıyoruz.</p>
<p>Gerçek demokratlık, kaybettiğiniz zaman seçmen iradesine saygı göstermektir. Bu sürecin sonunda, kazananı herkes tebrik etmelidir.</p>
<p>Seçim gecesi karşılıklı yapılan <strong>“Ben kazandım”</strong> açıklamalarını tasvip etmemekle birlikte, <strong>“adayları motive amaçlı bir teşebbüs”</strong> olarak izah edilebilir.</p>
<p>Ertesi gün durum netleşince, <strong>“Ekrem İmamoğlu’nun 27 bin farkla da olsa yarışı önde bitirmesi karşısında AK Parti’nin ne yapacağı”</strong> yönündeki soruya, <strong>“Zorlama itirazların zarar vereceği” </strong>cevabını vermiştim (NTV-1 Nisan 16.00 kuşağı).</p>
<p>Aradaki farkın sadece, geçersiz oyların 10’da biri kadar olmasına rağmen, <strong>“geçersiz oylardan medet uman</strong> <strong>bir itiraz”</strong> hakkındaki düşüncem buydu.</p>
<p>Ama AK Parti İstanbul İl Başkanlığı’ndaki titiz çalışma sonrasında farklı bir durum ortaya çıktı.</p>
<p>AK Parti’nin büyükşehir belediye başkanlığı oyları, bütün parti temsilcilerinin pür dikkat takibi altında düzenlenen <strong>“Sayım Döküm Cetveli”</strong>nden, motivasyonun biraz azaldığı <strong>“Sandık Sonuç Tutanağı”</strong>na aktarılırken başka partilere yazılmıştı.</p>
<p>Zaten ilçe belediye başkanlıklarının ve büyükşehir meclisi üyeliklerinin üçte ikisini AK Parti almasına rağmen, büyükşehir belediye başkanlığını CHP’nin kazanması, <strong>“Mahalli seçimlerde seçmen, farklı davranış gösterebilir”</strong> realitesiyle izah edilemeyecek kadar çarpıcıydı.</p>
<p><strong>Bu bir organize iştir</strong><br />
Bu operasyon, bir partinin tek başına yapabileceği bir organizasyon değildir.</p>
<p>Hangi örgütün organize ettiğini ve nereye kadar uzandığını ortaya çıkarmak devletin görevidir; bekliyoruz.</p>
<p>Ancak bu çaptaki bir operasyon için, yasal bir hak olan <strong>“itiraz müessesesi”</strong>ne gidildiği için feveran etmek demokrasi zaafıdır.</p>
<p>Kaldı ki, kendisine verilen oyların böyle göstere göstere çalınmasına seyirci kalan bir parti, seçmenden nasıl oy isteyebilir?</p>
<p>Dolayısıyla bu süreci adil ve şeffaf biçimde tamamlamak ve oyların adresine ulaşmasını sağlamak YSK’nın ve partilerin görevidir.</p>
<p>Bu süreci sabote edenler, <strong>“çakma”</strong> demokrat olduğunu ortaya koymuş olur.</p>
<p>Özellikle parti yetkilileri ucuz istismarları bırakıp, sürecin adil sonuçlanmasına katkı sağlamalıdır.</p>
<p><strong>Olmadı Ekrem Bey</strong><br />
Sayın İmamoğlu’nun itina ile sürdürdüğü <strong>“demokrat ve hoşgörülü”</strong> görüntü, itiraz süreci derinleştiği andan itibaren değişti, <strong>“kaybetme paniğiyle agresifleşen”</strong> bir görüntü çizmeye başladı.</p>
<p>Hileyle girdiği Anıtkabir’de yaptığı fırsatçılık hiç yakışmadı.</p>
<p>Hele bu günlerde miting fikri kimin bilmiyorum ama CHP’nin başına iş açmak isteyen biri olduğu kesin.</p>
<p>Basın açıklamalarında, <strong>“Burada yabancı medya var, ülkemizin imajı bozulur”</strong> gibi sinyaller sonucu <strong>“Batı Mızıkacıları”</strong>na start verilmiştir.</p>
<p>Bu ülkedeki herkesin <strong>“millî</strong> <strong>sorumluk”</strong> taşıması beklenir.</p>
<p>Kandil sizin için oy istedi ses çıkarmadınız, FETÖ seferber oldu, itiraz etmediniz…</p>
<p>Kendi seçimini Rusya’nın gölgesinden kurtaramayan ABD’nin; <strong>“Türkiye’ye Venezuela; size de Guido” </strong>muamelesine de <strong>“Eyvallah”</strong> diyecekseniz, lütfen partinizin ismini ve amblemini değiştirin.</p>
<p>Nuh Albayrak/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/abdnin-yaptigi-guido-muamelesine-de-eyvallah-mi-diyeceksiniz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat… Bu Sandıkta Sinsi Bir Plan Var</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/dikkat-bu-sandikta-sinsi-bir-plan-var/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/dikkat-bu-sandikta-sinsi-bir-plan-var/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Mar 2019 09:32:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[nuh albayrak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9319</guid>

					<description><![CDATA[Demokratik ülkelerdeki yerel seçimler sadece, “kente kim daha iyi hizmet verir” arayışına sahne olur. Türkiye de demokratik bir ülke olduğuna göre bu tespit bizim ülkemiz için de geçerli demektir; değil mi? Maalesef değil… Demokrasiler, ülkelerin sadece iktidarlarına değil; o ülkede yaşayan herkese; özellikle de muhalefet partilerine ve sivil toplum örgütlerine emanettir. Demokrasiyi korumak, bütün kesimlerin ortak paydası ve asgari müştereğidir; her türlü farklılıktan bağımsız olarak sahip çıkar, bu “zorunlu istikamet”i geçtikten sonra farklılıklarına dümen kırarlar. İşte bu tür ülkelerde parti ve adaylar, sadece “yerel hizmet” çerçevesinde değerlendirilir. Bunlar nasıl “demokrat”? Peki bir demokrasi için, “doğrudan veya dolaylı işgal”den, “bölücü veya darbeci terör”den daha büyük tehdit olabilir mi? Peki, bir ülkede bu tehditleri ciddiye almayan, tavır koymayan kişi veya kurumlara “demokrat” muamelesi yapılabilir mi? Soruyu somutlaştıralım; emperyalist Haçlı kuşatmasını ve aparatları olan FETÖ ve PKK/PYD’yi tehdit olarak görmeyen bir parti veya kişiye, o ülkenin demokrasisi, belediyesi emanet edilebilir mi? ***  Şimdi bir elimizi vicdanımıza, diğer elimizi de parti isimlerinin üzerine koyup, bu parametrelere göre dürüstçe değerlendirelim. Kemal bey, CHP’yi savurdu Hiçbir zaman “millî” olamasa da ülkesinin bölünmez bütünlüğünü önemseyen bir çizgisi olan CHP, rakibini siyaset üreterek devirme beceremeyen Kılıçdaroğlu döneminde etnik ve mezhepsel marjinalliğe savruldu. Daha yıllar önce bu “sürüklenme”den rahatsız olan Baykal, “CHP; HDP’lileşiyor”uyarısında bulunmuştu ama işe yaramadı, buluşup; sarmaş-dolaş oldular. HDP’yi, parti &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Demokratik ülkelerdeki yerel seçimler sadece, <strong>“kente kim daha iyi hizmet verir”</strong> arayışına sahne olur.</p>
<p>Türkiye de demokratik bir ülke olduğuna göre bu tespit bizim ülkemiz için de geçerli demektir; değil mi?</p>
<p><strong>Maalesef değil…</strong></p>
<p>Demokrasiler, ülkelerin sadece iktidarlarına değil; o ülkede yaşayan herkese; özellikle de muhalefet partilerine ve sivil toplum örgütlerine emanettir.</p>
<p>Demokrasiyi korumak, bütün kesimlerin ortak paydası ve asgari müştereğidir; her türlü farklılıktan bağımsız olarak sahip çıkar, bu <strong>“zorunlu istikamet”</strong>i geçtikten sonra farklılıklarına dümen kırarlar.</p>
<p>İşte bu tür ülkelerde parti ve adaylar, sadece <strong>“yerel hizmet”</strong> çerçevesinde değerlendirilir.</p>
<p><strong>Bunlar nasıl “demokrat”?</strong><br />
Peki bir demokrasi için, <strong>“doğrudan veya dolaylı işgal”</strong>den, <strong>“bölücü veya darbeci terör”</strong>den daha büyük tehdit olabilir mi?</p>
<p>Peki, bir ülkede bu tehditleri ciddiye almayan, tavır koymayan kişi veya kurumlara <strong>“demokrat”</strong> muamelesi yapılabilir mi?</p>
<p>Soruyu somutlaştıralım; emperyalist Haçlı kuşatmasını ve aparatları olan FETÖ ve PKK/PYD’yi tehdit olarak görmeyen bir parti veya kişiye, o ülkenin demokrasisi, belediyesi emanet edilebilir mi?</p>
<p><strong>*** </strong></p>
<p>Şimdi bir elimizi vicdanımıza, diğer elimizi de parti isimlerinin üzerine koyup, bu parametrelere göre dürüstçe değerlendirelim.</p>
<p><strong>Kemal bey, CHP’yi savurdu</strong><br />
Hiçbir zaman <strong>“millî”</strong> olamasa da ülkesinin bölünmez bütünlüğünü önemseyen bir çizgisi olan CHP, rakibini siyaset üreterek devirme beceremeyen Kılıçdaroğlu döneminde etnik ve mezhepsel marjinalliğe savruldu.</p>
<p>Daha yıllar önce bu <strong>“sürüklenme”</strong>den rahatsız olan Baykal, <strong>“CHP; HDP’lileşiyor”</strong>uyarısında bulunmuştu ama işe yaramadı, buluşup; sarmaş-dolaş oldular.</p>
<p>HDP’yi, parti kimliğiyle ilk defa 7 Haziran’da Meclis’e taşıyan CHP oldu.</p>
<p>Bu partinin, terörü sonlandırma gibi bir derdinin olmadığı, tam aksine; siyaseti, PKK terör örgütüne alan açmak için kullandığı net olarak ortaya çıkmasına rağmen, CHP; 24 Haziran’da yine kendi oylarıyla barajdan çıkardığı HDP’ye, teröre daha fazla hizmet imkânı sağladı.</p>
<p><strong>İmece usulü siyaset!</strong><br />
Şimdi ise HDP, CHP’ye 7 ve 24 Haziran faturası ödüyor.</p>
<p>Bu <strong>“ittifak”</strong>ın, <strong>“Ne var bunda, sonuçta HDP de 5 milyon oy ile Meclis’e girmiş meşru bir partidir”</strong> şeklinde savunulması mümkün değildir.</p>
<p>HDP bir <strong>“operasyon”</strong> sonucu, hormonlu oylarla Meclis’e sokulmuştur.</p>
<p>Zira HDP, Diyarbakır başta olmak üzere <strong>“torbada keklik”</strong> gördüğü illerde yüzde 15 üzerinde oy kaybetmiş, bu kayıp CHP’nin güçlü olduğu illerden özel yönlendirilen oylarla telafi edilmiştir.</p>
<p>Burada problem 5 milyon seçmenin oy vermesi veya işbirliği yapılması değil, HDP’nin; terör örgütü uşaklığı sebebiyle bu teveccühlere layık olamamasıdır.</p>
<p>HDP’ye oy veren Kürtler hendek terörü süreci ve sonrasında, bütün tehditlere rağmen ortaya koyduğu tavırla HDP’ye <strong>“Terör örgütü ile ilişkini kes”</strong> demiştir.</p>
<p>CHP, terör örgütünün kucağına koşan bir HDP ile işbirliği yapabilmek için PKK ve PYD’yi <strong>“kardeş”</strong> ilan etmek yerine, HDP’yi terör örgütünden uzaklaştırarak meşru siyaset alanına çekmeye çalışan bir tutum izleseydi, aynı eleştirileri yapmak haksızlık olurdu.</p>
<p><strong>FETÖ ve PKK’ya tavır koyamazlar</strong><br />
CHP’nin, HDP işbirliğini ilan edememesinin tek sebebi PKK iltisakıdır.</p>
<p>Böyle değilse; <strong>“HDP’de meşru bir parti”</strong> diyenler neden ilişkisini ilan edemiyor.</p>
<p>Hakeza Kılıçdaroğlu, en kanlı darbe teşebbüsünde bulunan emperyalist uşağı FETÖ’ye karşı da hiçbir zaman net bir tavır koyamamış, tam aksine borcundan dolayı, darbeyi savunma zilletine düşmüştür.</p>
<p>İYİ Parti ise <strong>“Milliyetçilik”</strong> perdesi altında, FETÖ tipi kıvrak figürlere imza atan bir proje partisidir.</p>
<p>Zira, Mehmetçiğimizi şehit eden Haçlı uşaklarına <strong>“Mehmetçik”</strong> demek, HDP ile kolkola yürüyüp, sonra da <strong>“İYİ Parti ile HDP’yi yan yana getirme çabalarını çok çirkin buluyorum”</strong>diyebilmek ancak <strong>“FETÖ tipi kıvraklık”</strong>la mümkündür.</p>
<p>Bunların demokrasi hassasiyeti konusunda fazla kafa yormaya gerek yok aslında.</p>
<p>PKK/PYD ve FETÖ ile nasıl mücadele edeceklerine dair bir beyanlarını duyan oldu mu?</p>
<p>Bu konu, soğan-patatesten daha mı önemsiz ki sıra gelmedi!</p>
<p>Tam aksine, Türkiye’nin en büyük güvenlik tehdidi olan PKK/PYD hakkında, <strong>“Bize mi saldıracak” </strong>vurdumduymazlığı içinde olanların, hatta <strong>“terör örgütü”</strong> bile diyemeyenlerin yetki sahibi olması demokrasimiz için ciddi bir <strong>“güvenlik problemi” </strong>değil midir?</p>
<p><strong>Teröristler kime; neden oy istiyor?</strong><br />
İnsanlık düşmanları ne zamandan beri demokrasiye, halk iradesine önem verir oldu bilmiyorum ama bir yanda, devletin emanet ettiği silahla, devletin başbakanını öldürmek için devletin helikopteriyle aramaya çıkan; şeref yoksunu FETÖ firarileri, öbür yanda Kandil dinazorları <strong>“Mutlaka oy verin”</strong> diye yırtınıyor.</p>
<p>Bunlar kimin asına oy istiyor?</p>
<p>Demokratik bir ülkede, bir siyasi parti için, terörist ve darbecilerin o partiye oy istemesinden daha büyük felaket olamaz.</p>
<p>Buna muhatap olanlar, <strong>“Siz kimsiniz; kimin adına; kimden oy istiyorsunuz”</strong> diyebildi mi?</p>
<p>Peki, <strong>“soğan kokusu”</strong>yla zihnimizi bulandıran bu omurgasızlara nasıl güvenip de devleti teslim edeceğiz?</p>
<p><strong>CHP’nin biatçı seçmeni…</strong><br />
CHP’nin <strong>“biatçı”</strong> seçmeni için bütün bu gerçeklerin bir önemi yoktur.</p>
<p>Hatta adayın bile önemi yoktur.</p>
<p>Dikkat edin, aday belirlenirken Kılıçdaroğlu’nun <strong>“Yok artık”</strong> dedirten uygulamalarına isyan ederler ama sonra hepsi gözlerini kapar vazifelerini yaparlar.</p>
<p>31 Mart seçimlerine, tamamen kendi siyasi bekaları açısından hazırlanan Kılıçdaroğlu ve Akşener, <strong>“kararsız ve küskün”</strong>lere, <strong>“Bu sadece yerel seçim, beka ile ne ilgisi var. Sadece kent yöneticisi seçeceğiz”</strong> söylemleriyle seçimi sıradanlaştırmaya çalışıyor ama gittikleri her ilde <strong>“enflasyondan, işsizlikten”</strong> bahsediyorlar.</p>
<p>Bu söylemler muhafazakâr kesimi, yıllardır iktidar olmanın ve alternatifsizliğin verdiği rehavetin de etkisiyle (çoğu da bireysel sebeplerden kaynaklanan) rahatsızlıklarını, hayat-memat mücadelesi olan seçime taşımaya yöneliktir.</p>
<p><strong>“Deneme”nin “dönememe” riski var</strong><br />
Sandığa gitmemenin veya <strong>“iktidara mesaj verme”</strong> oyununa gelerek bu partilere oy vermenin, ülkemize ve demokrasimize destek mi, yoksa köstek mi olacağını iyi düşünmeliyiz.</p>
<p><strong>“Bir de bunları deneyelim”</strong> söylemi oltanın ucundaki yemdir.</p>
<p>Vesayete, PKK’ya ve FETÖ kanserine karşı verilen mücadelede, derenin dibinden tepeye çıkarılan millet iradesini hakim kılma çabalarının, bir tekme ile tekrar uçurumun dibini boylamasına sebep olacaksa, bu bir <strong>“deneme”</strong> midir?</p>
<p><strong>“Sadece kent yöneticisi seçeceğiz”</strong> diyen Kılıçdaroğlu’nun, mesela İstanbul ve Ankara’yı CHP kazanırsa yine aynı şeyi söyleyeceğini mi zannediyorsunuz?</p>
<p>Hemen ertesi günü, bırakın cumhurbaşkanını, sistemi bile tartışmaya açacaklardır.</p>
<p>Vesayet sistemine dönüş Anayasa değişikliği gerektirir ama hem siyasi istikrar mumla aranacak hem de yeni sistemin bürokrasiye intikali akamete uğrayacak, sistem değişikliği bir <strong>“hilkat garibesi”</strong> olarak kalacaktır.</p>
<p>İktidarını terk etmemek için bin bir dereden su getiren bürokratik oligarşi keneleri tekrar ümitlenecek ve direneceklerdir.</p>
<p><strong>Ötenazi değil, tedavi…</strong><br />
Milletimizin <strong>“yeniden başlama”</strong> feraseti daima çıkış yolu olmuştur, AK Parti de böyle bir ferasetin ürünüdür.</p>
<p>Ancak şimdiki durum öyle değildir, <strong>“alternatif”</strong> evsafına haiz parti yoktur ve daha da önemlisi, mevcut iktidarın zaafları <strong>“yeniden başlamayı”</strong> gerektirecek noktada değildir.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Ama bu gerçekler, AK Parti’nin hatalarını görmeme anlamına gelmemelidir.</p>
<p>Samimiyet sembolü bir lidere sahip oldukları halde AK Parti’yi, Kılıçdaroğlu gibi bir zillet sembolünün <strong>“erdem”</strong> tavsiyelerine muhatap edenler de; en az Kılıçdaroğlu kadar beka problemidir.</p>
<p>Bir <strong>“dava gömleği”</strong> giyen kişi, artık <strong>“kendisi”</strong> değildir.</p>
<p>Şahsî bekasını ülke bekasının önüne koyanlar, vatandaştan uzaklaşanlar, ihale verilmediği veya aday gösterilmediği için küsenler elbette tepki görmelidir.</p>
<p>Ama bunun doğru yöntemi asla pireye kızıp yorganı yakmak değildir.</p>
<p>Seçmen, oylarını; pusuda bekleyen <strong>“tilki”</strong>lere kaptırmamalı ama sonrasında da, bütün rahatsızlıklar masaya yatırılarak ciddi bir tedavi süreci başlatılmalıdır.</p>
<p>Nuh Albayrak/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/dikkat-bu-sandikta-sinsi-bir-plan-var/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başka “İslam Ülkesi” Yok Mu, Neden Tek Hedef Türkiye?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/baska-islam-ulkesi-yok-mu-neden-tek-hedef-turkiye/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/baska-islam-ulkesi-yok-mu-neden-tek-hedef-turkiye/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Mar 2019 14:03:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[nuh albayrak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9208</guid>

					<description><![CDATA[Hâlâ Türkiye’nin “Beka problemi” olmadığını söyleyen biri varsa, onun “zeka problemi”vardır. Kaldı ki artık “Beka” tanımı da güncellenmelidir. Artık sınırlarımızın terör tehdidi altında olduğunu, PYD’nin; Türkiye’yi tehdit için kurulduğunu kabul etmek yeterli değildir. Güvenliğimizin Suriye’den değil, Yeni Zelanda’ya kadar uzanan Haçlı terör odaklarından başladığını umarım herkes anlamıştır. Ortaya saçılan bu kadar ayrıntıya rağmen, Yeni Zelanda’daki Müslüman katliamına hâlâ “Bir sapığın cinneti” diyen var mı? Bir silahın üzerine Haçlı tarihini sığdıran ve bizim bilmiş tarihçilere ders veren bir cani asla sadece “cani” değildir. ‘Tek engel Sünniler’ Netice itibariyle, Avrupa’dan Amerika’ya ve onların müstemlekelerine kadar uzanan bir “Türkiye düşmanlığı” artık su götürmez bir gerçektir. Peki bunun sebebi sadece “İslam ülkesi” olmak mıdır? Gelin bunun cevabını onlardan alalım. Eski CIA Şefi, 15 Temmuz’da parmağı olduğu iddiaları üzerine, &#8220;TC hükümetini ve Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs&#8221; suçlamalarıyla yakalama kararı çıkardığımız Graham Fuller, 2010 yılında çıkan “İslamsız Dünya” kitabında Vehhabilerle ortak çalıştıklarından, Şiileri kullandıklarından bahsediyor, Sünniliği ise küresel hedefleri önündeki tek engel olarak gösteriyor ve “Sünni iktidarların yıkılması Sünniliğin kalesi olan Türkiye’nin yıkılması ile mümkündür” diyor. Vehhabilik ABD’nin emrinde Suudi Arabistan’ın “Anayasası” olan Vehhabilik, İngilizlerin görevlendirdiği Mr. Hempher’in, Muhammed bin Abdulvehhab isimli Bedevi ile birlikte, İslamiyet’i parçalamak; Müslümanları birbirine düşürmek için kurdukları sapık bir tarikattır. Suudi Prens Selman son ABD gezisinde Washington Post Gazetesine verdiği mülakatta “Vehhabiliği, ABD’nin talebiyle dünyaya yaydık” diyor. Bu durumda ABD’nin, Vehhabilikten veya &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hâlâ Türkiye’nin <strong>“Beka problemi</strong>” olmadığını söyleyen biri varsa, onun <strong>“zeka problemi”</strong>vardır.</p>
<p>Kaldı ki artık <strong>“Beka”</strong> tanımı da güncellenmelidir.</p>
<p>Artık sınırlarımızın terör tehdidi altında olduğunu, PYD’nin; Türkiye’yi tehdit için kurulduğunu kabul etmek yeterli değildir.</p>
<p>Güvenliğimizin Suriye’den değil, Yeni Zelanda’ya kadar uzanan Haçlı terör odaklarından başladığını umarım herkes anlamıştır.</p>
<p>Ortaya saçılan bu kadar ayrıntıya rağmen, Yeni Zelanda’daki Müslüman katliamına hâlâ <strong>“Bir sapığın cinneti”</strong> diyen var mı?</p>
<p>Bir silahın üzerine Haçlı tarihini sığdıran ve bizim bilmiş tarihçilere ders veren bir cani asla sadece <strong>“cani”</strong> değildir.</p>
<p><strong>‘Tek engel Sünniler’</strong><br />
Netice itibariyle, Avrupa’dan Amerika’ya ve onların müstemlekelerine kadar uzanan bir <strong>“Türkiye düşmanlığı”</strong> artık su götürmez bir gerçektir.</p>
<p>Peki bunun sebebi sadece <strong>“İslam ülkesi”</strong> olmak mıdır?</p>
<p>Gelin bunun cevabını onlardan alalım.</p>
<p>Eski CIA Şefi, 15 Temmuz’da parmağı olduğu iddiaları üzerine, <strong>&#8220;TC hükümetini ve Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs&#8221;</strong> suçlamalarıyla yakalama kararı çıkardığımız Graham Fuller, 2010 yılında çıkan <strong>“İslamsız Dünya”</strong> kitabında Vehhabilerle ortak çalıştıklarından, Şiileri kullandıklarından bahsediyor, Sünniliği ise küresel hedefleri önündeki tek engel olarak gösteriyor ve <strong>“Sünni iktidarların yıkılması Sünniliğin kalesi olan Türkiye’nin yıkılması ile mümkündür”</strong> diyor.</p>
<p><strong>Vehhabilik ABD’nin emrinde</strong><br />
Suudi Arabistan’ın <strong>“Anayasası”</strong> olan Vehhabilik, İngilizlerin görevlendirdiği Mr. Hempher’in, Muhammed bin Abdulvehhab isimli Bedevi ile birlikte, İslamiyet’i parçalamak; Müslümanları birbirine düşürmek için kurdukları sapık bir tarikattır.</p>
<p>Suudi Prens Selman son ABD gezisinde Washington Post Gazetesine verdiği mülakatta <strong>“Vehhabiliği, ABD’nin talebiyle dünyaya yaydık”</strong> diyor.</p>
<p>Bu durumda ABD’nin, Vehhabilikten veya işbirlikçisi FETÖ’yü dizayn eden Bâtınîlikten, Şiilikten veya Alevilikten ne şikayeti olabilir ki?</p>
<p>Çünkü bunların gerçek İslam ile didişmesi, Haçlı-Siyonist ittifakına destek anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Dinde cehalet ABD’ye hizmet</strong><br />
Üzerine sömürge düzeni bina ettikleri Hristiyanlığın ve Yahudiliğin, <strong>“din”</strong> özelliğini çoktan kaybetmiş birer istismar malzemesi olduğunu söyleyen sahih İslam’ın ilke ve değerlerini hayata geçiren Türkiye’yi, doğal olarak; kirli ittifaklarının önünde en büyük engel görüyorlar.</p>
<p>Ama asıl problem onların böyle görmesi değil, Türkiye’deki bazı gafillerin; bu tehdidi görememesidir.</p>
<p>Çanakkale’den geçemeyenler, emperyalist hedefleri açısından hayati önem taşıyan iki zehirli iğneyi, yeni kurulmakta olan Türk devletine zerk etmeyi başardılar.</p>
<p>Biri İslamiyet’i unutturarak Müslümanları; fare kapanı gibi kurdukları sapık ve sahte inanç düzenlerine yöneltmek, diğeri de Hilafeti kaldırtarak İslam dünyasını çil yavrusu gibi dağıtmak&#8230;</p>
<p>Tek parti dönemi boyunca uygulanan katı yasakların amacı dinsiz bir ulus oluşturmak değil, din cahili bir nesil yetiştirerek Sünni inancı unutturmaktı.</p>
<p>Zira gerçeği bilmeyenleri uzaktan yönetmek kolaydı.</p>
<p>Ve maalesef bunu büyük ölçüde başardılar.</p>
<p><strong>Ruhsuzlaşırsak köleleşiriz</strong><br />
Müslümanları kontrol etmek için kurulan Diyanet, din hizmetlerini yürüten bir kuruma dönüşmekle birlikte, hizmet verdiği Müslümanların mensup olduğu Ehl-i Sünnet akaidi hakkında hiçbir hassasiyet üstlenmedi.</p>
<p><strong>Oysa bu hassasiyet, İslamiyet’in tahrif edilerek; Hristiyanlığın ve Yahudiliğin bugünkü durumuna düşmemesinin tek teminatıdır.</strong></p>
<p>Din görevlisi namzetlerine pompalanan, <strong>“Siz de bir İmam-ı Azam olabilir, Kuran’dan hüküm çıkarabilirsiniz”</strong> telkinleri, Sünni Türkiye düşmanı emperyalistlerin amacına hizmet etmektir.</p>
<p>Oysa, Ehl-i Sünnet hassasiyetini kaybeden bir Türkiye <strong>“ruhsuzlaşacak”</strong> ve Haçlı-Siyonist uşağı Suudi Arabistan’dan farkı kalmayacaktır.</p>
<p>Nuh Albayrak/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/baska-islam-ulkesi-yok-mu-neden-tek-hedef-turkiye/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
