<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nobel &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/nobel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 15 Oct 2024 10:23:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Nobel &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bir &#8220;Politik Ödül&#8221; Olarak Nobel: Bir Batı Aydını Olarak Daron Acemoğlu</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bir-politik-odul-olarak-nobel-bir-bati-aydini-olarak-daron-acemoglu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bir-politik-odul-olarak-nobel-bir-bati-aydini-olarak-daron-acemoglu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Servet Hocaoğulları]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Oct 2024 10:23:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Nobel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=19167</guid>

					<description><![CDATA[Dünyanın başındaki en büyük bela: Kapitalizm. Fakat bu bela &#8220;ikna kabiliyeti&#8221; ve &#8220;örgütlenme&#8221; becerisi en yüksek küresel ağ. Peki neden Kapitalizm &#8220;Bela&#8221; görülüyor/görüyorum? Oysa bugün dünyada &#8220;Gelişim&#8221; adına ne varsa bunu Kapitalizme borçlu. Bence bu &#8220;Bela&#8221; konusunun deşifre edecek en iyi örneklerden biri Daron Acemoğlu profili. Daron hocanın çalışmaları ve açıklamaları bu deşifre imkanına imkan veriyor. Deşifre kodları şunlar: 1) Batı &#8220;Dünya&#8221; derken kendisini kasteder. O nedenle Batı kendi dışındaki dünyanın kalan kısmını &#8221; Diktatörler dünyası ve gelişmemiş toplumlar&#8221; olarak etiketler. O nedenle &#8220;Modern insan=Batılı olmak&#8221; özdeşliği temel kuraldır. Bugün Asya dünyasındaki tüm gelişmeler ( Ki Batı dünyasının altını oyuyor) bu iddiayı hızla çürütürken; bu sefer Batı tüm Asya ülkelerini &#8220;Demokrasiyi tehdit eden devlet modelleri&#8221; diye karalıyor. Daron hoca bu fikri, zihniyeti birebir savunuyor. Bu çok doğal çünkü Daron&#8217;un zihin dünyası, fikri tamamen bu batı dünyası ile dolmuş. O nedenle analizlerin tamamı Kapitalizmin gerekliliklerini sol yorum üzerinden eklemlenerek savunuyor&#8230;&#160; Nitekim, Daron hoca, bütün konuşmalarını evirir, çevirir mutlaka ABD&#8217;nin tehdit ilan ettiği bütün ülkeleri aynı ile olumsuzlar. Yani karşımızda Politik bir aktör var. Batı&#8217;da çoğu bilimci çalışma alanı ile politik tavrını ayrıştırmayı becerse de; gündem oluş biçiminde bu dikkate alınmaz. 2) Kapitalizmi en güçlü kılan yönü inanılmaz bir &#8220;Bilimci kadrosu&#8221; var &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Dünyanın başındaki en büyük bela: Kapitalizm.</p>



<p>Fakat bu bela &#8220;ikna kabiliyeti&#8221; ve &#8220;örgütlenme&#8221; becerisi en yüksek küresel ağ. Peki neden Kapitalizm &#8220;Bela&#8221; görülüyor/görüyorum? Oysa bugün dünyada &#8220;Gelişim&#8221; adına ne varsa bunu Kapitalizme borçlu. Bence bu &#8220;Bela&#8221; konusunun deşifre edecek en iyi örneklerden biri Daron Acemoğlu profili. Daron hocanın çalışmaları ve açıklamaları bu deşifre imkanına imkan veriyor.</p>



<p>Deşifre kodları şunlar:</p>



<p>1) Batı &#8220;Dünya&#8221; derken kendisini kasteder. O nedenle Batı kendi dışındaki dünyanın kalan kısmını &#8221; Diktatörler dünyası ve gelişmemiş toplumlar&#8221; olarak etiketler. O nedenle &#8220;Modern insan=Batılı olmak&#8221; özdeşliği temel kuraldır. Bugün Asya dünyasındaki tüm gelişmeler ( Ki Batı dünyasının altını oyuyor) bu iddiayı hızla çürütürken; bu sefer Batı tüm Asya ülkelerini &#8220;Demokrasiyi tehdit eden devlet modelleri&#8221; diye karalıyor. Daron hoca bu fikri, zihniyeti birebir savunuyor. Bu çok doğal çünkü Daron&#8217;un zihin dünyası, fikri tamamen bu batı dünyası ile dolmuş. O nedenle analizlerin tamamı Kapitalizmin gerekliliklerini sol yorum üzerinden eklemlenerek savunuyor&#8230;&nbsp; Nitekim, Daron hoca, bütün konuşmalarını evirir, çevirir mutlaka ABD&#8217;nin tehdit ilan ettiği bütün ülkeleri aynı ile olumsuzlar. Yani karşımızda Politik bir aktör var. Batı&#8217;da çoğu bilimci çalışma alanı ile politik tavrını ayrıştırmayı becerse de; gündem oluş biçiminde bu dikkate alınmaz.</p>



<p>2) Kapitalizmi en güçlü kılan yönü inanılmaz bir &#8220;Bilimci kadrosu&#8221; var etmesidir. Yani bilimin, bilimcinin görüş ve analizlerin&nbsp; mutlaka Kapitalizmi beslemesi icab ediyor. Kapitalizm kendisini geliştirmeyen hiç bir şeyi &#8220;bilim&#8221; saymaz. O nedenle Kapitalizme angaje olmamış bir bilimsellik alanı ne kadar oluşacağı ayrı bir müzakere konusu.</p>



<p>Kapitalizm içinde en başarılı hikaye ise kendisine hizmet ettirdiği &#8220;Solcu kapitalistler&#8221; tipolojisidir. Yani ilk bakışta &#8220;Protest&#8221; profili çizen ve &#8220;Sol&#8221;da duruş figür çizenlerin, hatırı sayılır bir küreselciliği, küresel şirketleri savunması sağlanmaktadır. Daron hoca da küresel şirketlerin artması ve uluslardan daha fazla etkin olması gerektiğini bu bağlamda savunuyor.</p>



<p>( O nedenle alıntıladığım fotoğrafın arkasında sol eli havadaki çocuk fotosuna dikkat çekeyim 🙂</p>



<p>3) Daron hocanın Türkiye ve iktidarla ilgili politik fikri zaten çok açık. Millet ittifakının bütün iktidar argümanlarını birebir aynı ile tekrarlar. Burada tekrarlamaya gerek yok. O nedenle Millet İttifakı Daron&#8217;un bu ödülü alması üzerinden hocayı bol politik muhalefet ketçabı yapacak. İktidar yanlıları ise aksi yönde davranacak.</p>



<p>Bir ara Orhan Pamuk ödülünü ağız tadıyla konuşamadan; Ermeni soykırımı etrafında toplumun bölünmesi gibi, Daron da &#8220;bilimci&#8221; kimliği kadar ısrarla yürüttüğü politik açıklamaları sebebiyle benzer bir polemiğe düşme ihtimali yüksek. Zaten Pamuk işi &#8220;Ermeni soykırımı&#8221; üzerinden polemik oldu. Büyük ihtimalle Daron da aynı kuyuya atılan taş olacak.</p>



<p>4) Kapitalizm bir insan ideolojisidir ve mezhepleri vardır. Liberalizm bunların en güçlü mezhebi idi. Liberalizm kendini güncelleyemiyor. O nedenle Kapitalizme yeni mezhep lazım. Şu anda keşfettiği bir koridor var: Solculuk&#8230; Bütün dünyada sol kendisini liberalizmin yerine yerleştirmeye çalışıyor. Daron da bu çizgide. O nedenle iklim, otomasyon, paylaşım, robotik eleştiriler yapıyor ve bunu sol jargona oturtuyor. Fakat finalde Kapitalizmi rehabilite etmeye bağlıyor. Zaten aldığı Nobel ödül alanı bu rehabilitasyon önerileri sebebiyle.</p>



<p>5) Kapitalizm ile baş edemeyenlerin uzaktan sövüp-sayması maalesef Kapitalizmin eğlence konusu. Kapitalizmin ne olduğu anlaşılmadan onunla baş etmek, alternatif dünya sistemi kurmak imkansız. Üstelik Kapitalizm &#8220;Tek galip ideoloji&#8221; durumundayken.</p>



<p>Tam da bu bağlamda &#8220;Kapitalizmi anlamak ve eleştirmek&#8221; noktasında Daron hoca iyi bir &#8220;ders anlatan hoca&#8221; özelliğine sahip. O nedenle konuşturmak gerekir bu tarz hocaları. Politik rolü buna engel olmamalı. Aksine meselenin üstüne gitmeli. Daron hocanın aklı ile arka fondaki çocuğun sol elinin havada olması arasında bir ironi olsa da; Daron hocadan yararlanmakta fayda var. Çünkü Batı dünyasının sözcülüğünü yapıyor.</p>



<p>6) Daron hoca ya Türkiye&#8217;yi gerçekten takip edemedi; ya da bilerek böyle konuşuyor. Çünkü Türkiye&#8217;nin iç politikası hakkında sadece eleştiri yapmıyor; muhalif safta durarak açık politik ve hatta sofi militarist söylemi elden bırakmıyor. Halk, kendisine parmak sallayan veya tercihlerini tiye alan kim olursa; benimsemez. Gördüğüm kadarıyla muhalefet hocayı konuştura konuştura bu tuzağa düşürmüş.</p>



<p>7) Türkiye, bütün eksikliklere rağmen, politik tarafgirliğe rağmen, kendi çocuklarına karşı şefkatli davranmalı. Bir kalemde yok saymamalı ve de eksileri var diye kıymetli çalışmaları reddetmemelidir. Bırakalım, politik tutum hakkını kullansın bilim adamları; fakat kendi devlet ve halkına ihanet etmeden&#8230;yapsınlar bunu. Daron hoca&#8217;nın &#8220;ihanet&#8221; sayılacak özel bir gayretine ben tanık olmadım. Çoğu röportajını izledim; bilimsel kadrajda durma gayreti var genelde.</p>



<p>Dolayısıyla, Daron hocanın bilimsel çalışmaları tartışma konusu olursa; hepimiz faydalanacak analizler denizinde yüzeriz. İyi de olur. Fakat her zamanki gibi; Politik duruşu ödül aldığı çalışmayı gölgeleme ihtimali yüksek.</p>



<p>( Mesela konuyu saptırmak isteyen, işi magazine dökmek isteyen biri çıkıp; Nobel ödülü havadayken ona yumurta atmak isteyen &#8220;den(ge)siz biri şu polemiği ateşleyebilir: &#8221; 10 yaşından küçük çocukların örtünmesi ile pedagojik alay etmeyi moderncilik belleyen kafanın; çocukların sol elini kaldırmak tavrını yücelten kafa arasındaki ironi de nedir?&#8221;. diye Nobel geyiği yapabilir.</p>



<p>Şaka tabi&#8230; son cümleyi yazılmamış kabul edin&#8230; Arkadaki çocuk da çok sevimli bu arada. Daron&#8217;un duruşu açısından da oldukça şirin. Tahminim torunudur. Hasılı&#8230; Türkiye ağız tadıyla müzakereye yatkın değil; ne iktidarı ne de muhalefeti ile&#8230; )</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bir-politik-odul-olarak-nobel-bir-bati-aydini-olarak-daron-acemoglu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nobel adayları şöyle ortaya gelsin</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/nobel-adaylari-soyle-ortaya-gelsin/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/nobel-adaylari-soyle-ortaya-gelsin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Dec 2019 08:45:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Nobel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13241</guid>

					<description><![CDATA[Edebî değerini tartışmıyoruz, Orhan Pamuk “1 milyon Ermeni, 100 bin Kürt kestik” demeseydi Nobel ödülünü alır mıydı? Bu demeci, üstelik bir İsveç gazetesine vermişti. Yaşar Kemal yıllarca bekledi. Batı dünyasının istediklerini vermedi. Ayrıca, Orhan Pamuk tarafından Batı’ya jurnallenmişti: Güya Türk devletinden özür dilediği için Yaşar Kemal’in 20 yıllık hapis cezası ertelenmiş&#8230; Orhan Pamuk’un bu yalanı epey iş gördü, Yaşar Kemal hep “aday” olarak kaldı. Batı da çok hoşlanmadı aslında Yaşar Kemal’den; Orhan Pamuk’a göre daha “yerli” kalıyordu. “Kalıyordu” laf mı? Daha yerliydi. Soru şu: Peter Handke Nobel alabiliyorsa, melanette onunla yarışacak bazı FETÖ muhipleri de bu ödülden sebeplenebilir mi? Şimdilik iki aday var: Biri “ülkesine kırgın” (FETÖ destekçisi) Ahmet Altan. Diğeri Elif Şafak&#8230; Ben söylemesi ayıptır, Elif Şafak’ı (Altan’a göre) daha şanslı görüyorum. Daha doğrusu, Nobel jürisi bir seçim yapmak zorunda kalsa, Elif Şafak’ı tercih eder diye düşünüyorum&#8230; Yoksa, ikisinin Nobel alması da uzak ihtimal. “FETÖ’nün gelini” nitelemesini ilk kim kullandı bilmiyorum ama “Elif Şafak’ı nasıl tanımlarsın?” diye sorulsa herhalde bu nitelemeyi kullanırdım. Kızımız biraz “hülyalı” bakıyor&#8230; Az evvel depresyondaymış da, lütfedip çıkmış ve normal insanların dünyasına karışmış gibi. Bizden anlayış (kendisini anlamamızı) bekliyor. Ama anlamıyoruz&#8230; Çünkü deneğin kendisi ve kullanılan malzemeler, ortaya çıkarılan ürünün bir “proje” olduğunu bağırıyor&#8230; Yalnızlığa yargılı, yalnız kaldıkça sıkılan ve depresyona giren “güzel kadın” imitasyonu&#8230; Çağıyla, çevresiyle, “sıradan” insanlarla sorunlu&#8230; Ve içinde bulunduğu “hal” onu “yaratıcı” kılmış&#8230; Romanlar yazıyor&#8230; Ama aynı zamanda bir “anne&#8230;” Elif Şafak’ımız “evinin &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Edebî değerini tartışmıyoruz, <strong>Orhan Pamuk “1 milyon Ermeni, 100 bin Kürt kestik” </strong>demeseydi <strong>Nobel</strong> ödülünü alır mıydı? Bu demeci, üstelik bir İsveç gazetesine vermişti.</p>
<p><strong>Yaşar Kemal</strong> yıllarca bekledi.</p>
<p>Batı dünyasının istediklerini vermedi. Ayrıca, Orhan Pamuk tarafından Batı’ya jurnallenmişti: Güya Türk devletinden özür dilediği için Yaşar Kemal’in 20 yıllık hapis cezası ertelenmiş&#8230;</p>
<p>Orhan Pamuk’un bu yalanı epey iş gördü, Yaşar Kemal hep <strong>“aday”</strong> olarak kaldı.</p>
<p>Batı da çok hoşlanmadı aslında Yaşar Kemal’den; Orhan Pamuk’a göre daha <strong>“yerli”</strong> kalıyordu.</p>
<p><strong>“Kalıyordu”</strong> laf mı?</p>
<p>Daha yerliydi.</p>
<p>Soru şu:</p>
<p><strong>Peter Handke</strong> Nobel alabiliyorsa, melanette onunla yarışacak bazı FETÖ muhipleri de bu ödülden sebeplenebilir mi?</p>
<p>Şimdilik iki aday var:</p>
<p>Biri <strong>“ülkesine kırgın”</strong> <em>(FETÖ destekçisi)</em> <strong>Ahmet Altan</strong>.</p>
<p>Diğeri <strong>Elif Şafak</strong>&#8230;</p>
<p>Ben söylemesi ayıptır, Elif Şafak’ı <em>(Altan’a göre)</em> daha şanslı görüyorum. Daha doğrusu, Nobel jürisi bir seçim yapmak zorunda kalsa, Elif Şafak’ı tercih eder diye düşünüyorum&#8230; Yoksa, ikisinin Nobel alması da uzak ihtimal.</p>
<p><strong>“FETÖ’nün gelini”</strong> nitelemesini ilk kim kullandı bilmiyorum ama <strong>“Elif Şafak’ı nasıl tanımlarsın?”</strong> diye sorulsa herhalde bu nitelemeyi kullanırdım.</p>
<p>Kızımız biraz <strong>“hülyalı”</strong> bakıyor&#8230;</p>
<p>Az evvel depresyondaymış da, lütfedip çıkmış ve normal insanların dünyasına karışmış gibi. Bizden anlayış <em>(kendisini anlamamızı)</em> bekliyor.</p>
<p>Ama anlamıyoruz&#8230;</p>
<p>Çünkü deneğin kendisi ve kullanılan malzemeler, ortaya çıkarılan ürünün bir <strong>“proje”</strong> olduğunu bağırıyor&#8230;</p>
<p>Yalnızlığa yargılı, yalnız kaldıkça sıkılan ve depresyona giren <strong>“güzel kadın”</strong> imitasyonu&#8230; Çağıyla, çevresiyle, <strong>“sıradan”</strong> insanlarla sorunlu&#8230; Ve içinde bulunduğu “hal” onu “yaratıcı” kılmış&#8230; Romanlar yazıyor&#8230; Ama aynı zamanda bir <strong>“anne&#8230;”</strong></p>
<p>Elif Şafak’ımız <strong>“evinin kadını”</strong> rollerinden de şekvacı&#8230; Evlenmiş, çocuk yapmış, <strong>“ev içi”</strong> halleriyle baş başa bırakılmış ama mutsuz&#8230;</p>
<p>Toplum onu bu <strong>“rol”</strong>e <em>(ev kadını ve anne rolüne)</em> ittikçe, bunalımları derinleşiyor&#8230;</p>
<p>Fakat bu yalnız, depresif, çağıyla ve sıradan insanlarla sorunlu, aynı zamanda <strong>“lezbiyen”</strong>, toplumun dayattığı “roller”den şekva getiren hatun, bazı <strong>“kamusal”</strong>lıklardan pek de rahatsız değil&#8230;</p>
<p>Bir zamanlar <strong>“cemaat”</strong> adı verilen ve devlet içindeki örgütlenmesini tamamladıktan sonra <strong>“darbe”</strong>ye kalkışan FETÖ’nün kamusal yükümlülükleri söz konusu olunca, <strong>“toplum dışı”</strong> bir birey olduğunu unutuyor.</p>
<p>Birden <strong>“militan Elif Şafak”</strong> kesiliveriyor ve sıradan insanların dünyasına avdet ediyor.</p>
<p>Bir de <strong>“siyasal”</strong> ki, sormayın&#8230;</p>
<p>Bir tür <strong>“geç Wirginia Woolf vakası”</strong> olarak siyasete <em>(sıradan insanların iştigal alanı olarak gördüğü siyasete)</em> mesafeli durması beklenir ama kızımız pek bir <strong>“cevval&#8230;”</strong></p>
<p>Aynı zamanda <strong>“öfkeli&#8230;”</strong></p>
<p>Öyle bir “öfke” ki, uygar dünyanın <strong>“Türkiye’ye müdahale etmesini”</strong> ve bizleri <strong>Erdoğan</strong>’dan kurtarmasını bile isteyebiliyor.</p>
<p>Bir zamanlar bir İtalyan gazetesinde, <strong>“Türkiye’de zulüm gören yazarlar”</strong> diye bir haber çıkmıştı.</p>
<p>Elif Şafak da zulüm gören yazarlar arasında zikrediliyordu.</p>
<p>Soruldu soruşturuldu, <strong>“Kim bu kıza zulmediyor? Nasıl ve ne şekilde zulüm görüyor?”</strong> diye&#8230;</p>
<p>Herhangi bir bilgiye ulaşılamadı.</p>
<p>Daha sonra, mezkûr haberin bir Elif Şafak numarası olduğu ortaya çıktı.</p>
<p>Kızımızın derdi şuydu:</p>
<p>Orhan Pamuk Nobel almıştı, ben niçin alamıyorum?</p>
<p>Orhan Pamuk Nobel almıştı, ülkesini kötüleyen birtakım beyanlarda da bulunmuştu ama son tahlilde “yetenekli” bir yazardı&#8230;</p>
<p>Sen hangi zekânla, hangi yeteneğinle, hangi <strong>“edebî”</strong> çalışmanla bu ödüle göz diktin?</p>
<p><strong>Saramago</strong>’dan ve <strong>Zadie Smith</strong>’ten <strong>“çaldığın”</strong> romanlarla mı?</p>
<p>Sahte <strong>“hülyalı”</strong> hallerinle mi?</p>
<p>İlginçtir; buradan bakınca da Ahmet Altan ismi ortaya çıkıyor.</p>
<p>Ama Ahmet’in bir <strong>“eksi”</strong>si var:</p>
<p>Romanları çok sıkıcı!</p>
<p>Ahmet Kekeç/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/nobel-adaylari-soyle-ortaya-gelsin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanlık suçuna destek</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/insanlik-sucuna-destek/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/insanlik-sucuna-destek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Dec 2019 08:23:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Nobel]]></category>
		<category><![CDATA[soykırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13224</guid>

					<description><![CDATA[Tam 250 bin insan katledilmiş. 50 binden fazla kadın sistemli bir biçimde tecavüze uğramış. Boşnaklara sırf inançlarından ve kimliklerinden dolayı ağır işkenceler yapılmış. Milyonlarca insan yerinden yurdundan edilmiş… Bunları görmeyeceksin. Gerçeklerin üzerini örtmeye çalışacaksın. Büyük bir insanlık suçunun altına imza atanları savunacaksın. Mükâfat olarak da 2019 Nobel Edebiyat Ödülü’nü kapacaksın. Bu tablo karşısında pek çok ülke ayağa kalkacak, sivil toplum örgütleri sert tepkiler ortaya koyacak, İslam Coğrafyası dalgalanacak… Avusturyalı Yazar Peter Handike’e bu ödülü verenler ise kıllarını kıpırdatmayacak. Duymazlıktan ve umursamazlıktan gelecek. Tablo ortada. O yüzden lafı evirip çevirmeye gerek yok. Nobel, bir insanlık suçunun altına imza atmıştır. 1992-1995 yılları arasında bütün dünyanın gözü önünde bir soykırım yaşanmıştır. Uluslararası mahkemeler de bu suçu gerçekleştirenleri cezalandırmak zorunda kalmıştır. Suç, hukuken sabittir. O yüzden Nobel’in “soykırım yok” diyen ve savaş suçlularına sahip çıkan bir kişiye Edebiyat Ödülü vermesi suça ortaklıktır, insanlık ayıbıdır. Zaten ayıplarla doludur Nobel’in geçmişi… Biz geçmişte Orhan Pamuk örneğini yaşadık. Orhan Pamuk da olmayan bir soykırımla ilgili olarak “var” dediği için Nobel’den ödülü kapmıştı. Çünkü, orada suçlananlar Müslümanlardı. Bosna’da ise suçlananlar değil, ölenler Müslüman. Nobel’in verdiği görüntü bu işte! *** 1990’lar, Dünya ve özellikle de Avrupa için bir utançtır… Boşnaklar, burunlarının dibinde ve gözlerinin önünde sırf Müslüman oldukları için katledilmiştir. Sadece görmezlikten gelmemiştir Avrupa bütün bu olan biteni. Destek de vermiştir. Bosna’da bir sürek avı düzenlenmiş, Avrupa da oraya akmıştır. Hafta sonları “snipper turları” organize edilmiştir Avrupa’nın dört bir yanında. Caniler otobüslere doldurulup “insan avına” götürülmüştür. Saraybosna’nın çevresinde konuşlanan Avrupalı katiller, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tam 250 bin insan katledilmiş. 50 binden fazla kadın sistemli bir biçimde tecavüze uğramış. <strong>Boşnaklara </strong>sırf inançlarından ve kimliklerinden dolayı ağır işkenceler yapılmış. Milyonlarca insan yerinden yurdundan edilmiş…</p>
<p>Bunları görmeyeceksin. Gerçeklerin üzerini örtmeye çalışacaksın. Büyük bir insanlık suçunun altına imza atanları savunacaksın. Mükâfat olarak da <strong>2019 Nobel Edebiyat Ödülü</strong>’nü kapacaksın.</p>
<p>Bu tablo karşısında pek çok ülke ayağa kalkacak, sivil toplum örgütleri sert tepkiler ortaya koyacak, İslam Coğrafyası dalgalanacak… <strong>Avusturyalı Yazar Peter Handike</strong>’e bu ödülü verenler ise kıllarını kıpırdatmayacak. Duymazlıktan ve umursamazlıktan gelecek.</p>
<p>Tablo ortada. O yüzden lafı evirip çevirmeye gerek yok. <strong>Nobel</strong>, bir insanlık suçunun altına imza atmıştır. <strong>1992-1995</strong> yılları arasında bütün dünyanın gözü önünde bir soykırım yaşanmıştır. Uluslararası mahkemeler de bu suçu gerçekleştirenleri cezalandırmak zorunda kalmıştır. Suç, hukuken sabittir. O yüzden <strong>Nobel</strong>’in <strong>“soykırım yok”</strong> diyen ve savaş suçlularına sahip çıkan bir kişiye <strong>Edebiyat Ödülü</strong> vermesi suça ortaklıktır, insanlık ayıbıdır.</p>
<p>Zaten ayıplarla doludur <strong>Nobel</strong>’in geçmişi…</p>
<p>Biz geçmişte <strong>Orhan Pamuk</strong> örneğini yaşadık. <strong>Orhan Pamuk</strong> da olmayan bir soykırımla ilgili olarak<strong> “var”</strong> dediği için <strong>Nobel</strong>’den ödülü kapmıştı. Çünkü, orada suçlananlar <strong>Müslümanlardı.</strong> <strong>Bosna</strong>’da ise suçlananlar değil, ölenler <strong>Müslüman</strong>.</p>
<p><strong>Nobel</strong>’in verdiği görüntü bu işte!</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>1990</strong>’lar, <strong>Dünya</strong> ve özellikle de <strong>Avrupa</strong> için bir utançtır…</p>
<p><strong>Boşnaklar</strong>, burunlarının dibinde ve gözlerinin önünde sırf <strong>Müslüman</strong> oldukları için katledilmiştir. Sadece görmezlikten gelmemiştir <strong>Avrupa</strong> bütün bu olan biteni. Destek de vermiştir. <strong>Bosna</strong>’da bir sürek avı düzenlenmiş, <strong>Avrupa</strong> da oraya akmıştır. Hafta sonları <strong>“snipper turları”</strong> organize edilmiştir <strong>Avrupa</strong>’nın dört bir yanında. Caniler otobüslere doldurulup <strong>“insan avına”</strong> götürülmüştür. <strong>Saraybosna</strong>’nın çevresinde konuşlanan <strong>Avrupalı</strong> katiller, dürbünlü tüfeklerle kadın, çocuk, yaşlı demeden önlerine çıkan herkesi katletmiştir.</p>
<p><strong>Avrupa</strong>’da bilmeyen çok azdır bunu.</p>
<p>En önemlisi de <strong>Avrupa</strong> ne zaman devreye girmiştir, biliyor musunuz? <strong>Boşnaklar</strong> güçlenip, <strong>Sırp </strong>katilleri sıkıştırmaya başladığı zaman!</p>
<p>İzzetbegoviç, yeni ve etkili silahlar edinmiştir. <strong>Boşnak Ordusu</strong>’nu güçlendirmiş ve <strong>Sırpları</strong> sıkıntıya sokmaya başlamıştır. Hatta bu ordu <strong>Sırpların Başkenti Banya Luka’</strong>ya doğru harekete geçmiştir. İşte tam bu aşamada müdahale gelmiştir. O müdahale biraz daha gecikseydi, <strong>Sırp</strong> katilleri çok sıkıntılı günler bekliyordu. <strong>Banya Luka</strong>’nın düşme tehlikesi vardı.</p>
<p>Bütün bunları yakından bilen ve takip eden bir kişi olarak, garipsemiyorum <strong>Nobel</strong>’in altına imza attığı bu insanlık suçunu. Hep <strong>Bosna Cumhurbaşkanı Yardımcısı Hakkı Turayliç</strong>’in <strong>Barış Gücü</strong> askerlerinin aracından indirilip, gözleri önünde katledilmesini, sonra da katillerin ellerini kollarını sallayarak gitmelerini hatırlıyorum.</p>
<p><strong>Nobel Edebiyat Ödülü</strong>’nün katliam destekçisi bir isme verilmesi, o yaşananların devamı bence. Batı’nın altına imza attığı insanlık suçları zincirin yeni bir halkası!</p>
<p>Ben hiç şaşırmadım açıkçası.</p>
<p>Emin Pazarcı/Akşam</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/insanlik-sucuna-destek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nobel: Ödül mü, Siyasal Lütûf mu?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/nobel-odul-mu-siyasal-lutuf-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar YUMRUTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Dec 2017 07:30:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Polemik]]></category>
		<category><![CDATA[3. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Aralık 2017]]></category>
		<category><![CDATA[Nobel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1344</guid>

					<description><![CDATA[İlki 1901 senesinde Fransız şair ve yazar Sully Prudhomme’ye verilen Nobel edebiyat ödüllerinin tarihçesine şöyle bir göz attığımızda ödülün Fransa başta olmak üzere ekseriyetle Avrupa ülkeleri ve Musevi kökenli yazar ve sanatçılar arasında altın günü misali dolaştırıldığına ve işin ilginç yanı bir asrı geçkin bir zaman dilimine rağmen İslam ülkelerinden yalnızca Mısır ve Türkiye’ye birer kez lutfedildiğine şahit oluyoruz. İlki 1901 senesinde Fransız şair ve yazar Sully Prudhomme’ye verilen Nobel edebiyat ödüllerinin tarihçesine şöyle bir göz attığımızda ödülün Fransa başta olmak üzere ekseriyetle Avrupa ülkeleri ve Musevi kökenli yazar ve sanatçılar arasında altın günü misali dolaştırıldığına ve işin ilginç yanı bir asrı geçkin bir zaman dilimine rağmen İslam ülkelerinden yalnızca Mısır ve Türkiye’ye birer kez lutfedildiğine şahit oluyoruz. Peki biraz daha detaylı incelemek gerekirse, hatırı sayılır bir kitle tarafından dünyanın en elit taltifi olarak kabul edilen Nobel ödülleri aslında nedir, ne değildir? Nobel ödülleri, 1895 yılından itibaren her yıl İsveç Akademisi tarafından takdim edilen ve adını taşıdığı Alfred Nobel’in vasiyetine binaen sahiplerine dağıtılan ödüllerdir. Her yıl 10 Aralık’a denk getirilme sebebi ise bu tarihin A. Nobel’in ölüm yıldönümü olması. Genel itibariyle fizik, kimya, fizyoloji, tıp, ekonomi ve elbette ki barış ve edebiyat alanlarını kapsar. Her ödülün alanına uygun olarak oluşturulmuş &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İlki 1901 senesinde Fransız şair ve yazar Sully Prudhomme’ye verilen Nobel edebiyat ödüllerinin tarihçesine şöyle bir göz attığımızda ödülün Fransa başta olmak üzere ekseriyetle Avrupa ülkeleri ve Musevi kökenli yazar ve sanatçılar arasında altın günü misali dolaştırıldığına ve işin ilginç yanı bir asrı geçkin bir zaman dilimine rağmen İslam ülkelerinden yalnızca Mısır ve Türkiye’ye birer kez<br />
lutfedildiğine şahit oluyoruz.</strong></p>
<p>İlki 1901 senesinde Fransız şair ve yazar Sully Prudhomme’ye verilen Nobel edebiyat ödüllerinin tarihçesine şöyle bir göz attığımızda ödülün Fransa başta olmak üzere ekseriyetle Avrupa ülkeleri ve Musevi kökenli yazar ve sanatçılar arasında altın günü misali dolaştırıldığına ve işin ilginç yanı bir asrı geçkin bir zaman dilimine rağmen İslam ülkelerinden yalnızca Mısır ve Türkiye’ye birer kez lutfedildiğine şahit oluyoruz.  Peki biraz daha detaylı incelemek gerekirse, hatırı sayılır bir kitle tarafından dünyanın en elit taltifi olarak kabul edilen Nobel ödülleri aslında nedir, ne değildir? </p>
<p>Nobel ödülleri, 1895 yılından itibaren her yıl İsveç Akademisi tarafından takdim edilen ve adını taşıdığı Alfred Nobel’in vasiyetine binaen sahiplerine dağıtılan ödüllerdir. Her yıl 10 Aralık’a denk getirilme sebebi ise bu tarihin A. Nobel’in ölüm yıldönümü olması. </p>
<p>Genel itibariyle fizik, kimya, fizyoloji, tıp, ekonomi ve elbette ki barış ve edebiyat alanlarını kapsar. Her ödülün alanına uygun olarak oluşturulmuş ayrı bir komitesi mevcuttur. Gurur vesilemiz Prof. Dr. Aziz Sancar Hocamız fizik alanında Nobel ödülünü kazandığında madalyasını İsveç Kralı Carl Gustaft’tan teslim almıştır. Edebiyat ödüllerini ise Norveç Nobel komitesi vermektedir. Alfred Nobel’in “bir idealist eğilimi en farklı şekilde ifade eden yazara verilmesi” ilkesi göz önünde bulundurularak adaylar belirlenir ve kurul, dalında en yetkin bulduğu kişiyi madalya ve ödülle taçlandırır. İşte bu rutinde devam etmektedir Nobel ödüllendirme sistemi. Pek tabii pozitif bilim alanlarının belli kollarında doğrudan çığır açan buluşlar veya çalışmalar baz alındığı için hata payı yok denecek kadar az. Hatta insanlık adına herhangi bir ayrım yapmaksızın fayda sağlayan bu kişilere mevcut ödüller az bile zannımca. </p>
<p>Şimdi diyebilirsiniz ki, Alfred Nobel dinamiti bularak savaşlarda on binlerce masum insanın da ölümüne sebep olmuş. Başka bir tabirle yok yere icat çıkarmış. İnsanlığa fayda bunun neresinde acep?  Aslında bu, olaya hangi pencereden baktığınızla alakalı.  Aldığımız ufak bir ilacın bile pek çok yan etkisinin olduğunu düşünürsek, suçun aslında o maddede değil kullanan kişinin hatasında yattığını görebiliriz. Zaten bilindiği üzere Alfred Nobel icadının kötü amaçlarla kullanılmaya başlamasından duyduğu vicdani rahatsızlığı gidermek veyahut da ‘örtmek’ amacıyla bu ödül törenini vasiyet etmiştir. Yani daha doğrusu tevatürler bu yönde.</p>
<p>Buraya kadar bakıldığında garip bir durum yok. Lakin iş gelip de Nobel barış ve edebiyat ödüllerine dayandığında çorbaya düşen sinek misali mide bulandırıcı ve bir o denli ironik ödüllendirmeler de gözümüzden kaçmıyor elbet. </p>
<p>Barış ödülüne 1935’te Mussolini, 1939’da Hitler ve 1945’te Stalin’in aday gösterilmesine nasıl bir yorum yapsak bilemedim şimdi? Görünen o ki Nobel komitesinin ve İsveç Akademisi’nin üzerinde bazı siyasi otoritelerin baskısı var. Aslında biz bu duruma hiç de yabancı değiliz. Bizde Orhan Pamuk’a Nobel Edebiyat Ödülü’nün aslında hangi gerekçeyle verildiğini hatırlamayanımız yoktur. Bu sebeptendir ki malum mevzuya girmeyi şahsen lüzumsuz görüyorum. Böylesine saygın kabul edilen bir ödülün takdiminde daha tarafsız davranılması ve ülkelerin milli hassasiyetlerine daha titiz yaklaşılması gerekmez miydi? Beklentimiz en azından şimdiden sonra bu yönde azami bir çaba sarf edilmesi. Çünkü olması gereken de bu değil mi? Ancak bir konuya açıklık getirmek gerekirse, bugüne değin Nobel edebiyat ödülünü kazanan tüm yazarlar için hak etmedikleri halde ödüllendirildiler dersek bu da haksızlık olur elbette. </p>
<p>Eserleriyle ve başlattıkları edebi akımlarla okurlara çoğu kez özgün ve evrensel bir bakış açısı katan, hemen her milletten kendisine güçlü bir okuyucu kitlesi oluşturan büyük ve deha yazın adamları da var ödül alanlar arasında. Ernest Hemingway bunlardan biri. Ünlü yazar 1954 yılında klasik kabul edilen İhtiyar Adam ve Deniz  adını taşıyan eseriyle Nobel ödülüne uygun görülmüş. Yazarlığı bir yana tam bir fikir babası Hemingway. Bir diğer ünlü yazar Albert Camus de bu ödüle hak kazanan en genç yazar unvanını taşır.  Düşünür yanı ağır basan yazarlardan Jean Paul Sartre’ın Nobel edebiyat ödülüyle imtihanı ise ayrı bir yazı konusu. Sartre 1964 yılında ödülü geri çevirmiş. Gerekçe olarak da resmi herhangi bir ödülü kabul etmesinin prensiplerine aykırı bir durum teşkil ettiğini öne sürmüştür. Pek tabii ödülü reddedişinin arkasında başka sebeplerin olduğuna dair söylentiler de mevcut. Bunların dayanağı da bizzat yazarın kendi açıklamaları. Bir keresinde: “İmzamı Jean Paul Sartre olarak atmam, imzamı Nobel ödülü sahibi Jean Paul Sartre olarak atmam ile aynı şey değil.” ifadesini kullanarak ödüle bakış açısını vurgulamış yazar. Bir diğer röportajında ise: “Politika ile aramda bağ olduğu için burjuva kurumu benim geçmiş hatalarımın üstünü örtmek istedi. İşte bunun için bana Nobel ödülünü verdiler.” diyerek Nobel komitesinin arka planını bir nebze olsun deşifre etmiştir Sartre. Aslına baktığımızda ödülün siyasi ayağını Mısırlı yazar Necip Mahfuz’un bilhassa tercih edilmesinde de görebiliriz. Eserlerinde umumiyetle Mısır halkının inişli çıkışlı yaşantısını, halkının maruz kaldığı acıları, sıkıntıları ve daha insanca yaşamak adına ne gibi beklentileri olduğunu çekinmeden ele almış yazar.<br />
Kendi hayatında da siyasi eğilimleri bakımından ciddi değişimler yaşamış olsa bile edebi yönden çok güçlü bir yazın adamı. Çocukluk yılları Mısır’ın bağımsızlığını kazandığı döneme denk geldiğinden olacak ki ilkin milliyetçi çevrelere yakın durmuş. Ancak milli çevrelerin sol kanadıyla kendi bakış açısı taban tabana zıtlaşınca daha farklı yol ayrımlarında bulmuştur kendini. </p>
<p>En nihayetinde The Children of Gebelaawi (Mahallemizin Çocukları) romanıyla muhafazakar halkın kendisine antipati duymasına sebep olunca, İslam dünyasının otoritesi kabul edilen El-Ezher Üniversitesi’nin bazı yaptırımlarından payını almıştır. Velhasıl-ı kelam, işin bu noktası “Nasıl oldu da yıllar sonra bir Mısırlı yazar Nobel edebiyat ödülüne layık görüldü” sorusunun en makul cevabı sanırım. Genel görüş bu yönde belki ama ben Necip Mahfuz’un eserlerinin aslında Ortadoğu’nun geçmişini anlamak, irdelemek ve elde ettiğimiz çıkarımlarla söz konusu coğrafyanın geleceğine şekil vermek açısından büyük bir imkân olduğunu düşünüyorum. Kahire Üçlemesi’nin itinayla incelenmesi neticesinde Mısır’ın siyasi ve toplumsal gidişatının sembollere dökülüşüne şahit olmak mümkündür. İşte bu sebepten denilebilir ki aslında Necip Mahfuz Nobel’i değil, Nobel, Necip Mahfuz’u kazanmıştır. Ancak yazarın bu artıları, Nobel Edebiyat Ödülleri’nin sahiplerini bulmak konusundaki genel eksilerini yok edemez. Öyle ya “Doğru ya da yanlış, haklı ya da haksız fark etmez; bir şekilde ülkene muhalif ol ve ödülü kap!” mantalitesi ağır basmakta.</p>
<p>Umulur ki insanlığın algısı,  medenileşme çizgisine hakiki manada ulaşınca bu gibi ötekileştirmelerin aslen sonuçsuz kalmaya mahkum olduğunu idrak edip hakkı, hak edene teslim eder. </p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
