<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>netflix &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/netflix/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Mon, 12 Dec 2022 13:26:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>netflix &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sıcak Kafa</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sicak-kafa/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sicak-kafa/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Turan Latif YILDIZ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:19:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[netflix]]></category>
		<category><![CDATA[TV]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18600</guid>

					<description><![CDATA[Artık bizim de bir Bilim-Kurgu dizimiz var. Bir dijital platformda geçtiğimiz hafta yayına giren ‘Sıcak Kafa’ dizisi, Türklerin de bir bilim kurgu dizisi yapabileceğini gösterdi. Distopik bir dünyada geçen hikâye, bir salgını konu alıyor. Dünya insanları olarak yaşadığımız Covid pandemisinden sonra kulağa sıradan hatta klişe gibi gelebilir ama tuhaf olan, dizinin uyarlandığı aynı isimli kitabın 2016 yılında yazılmış olması. ‘Kitap 2016’da yazıldı ama bunun bir diziye uyarlanma fikri pandemi sonrasında olmuştur’ diye düşünüyorsanız o da değil, dizi ise 2018’de projelendirilerek çalışılmaya başlanmış. Bütün bunları anlatırken bir komplo teorisi arayışında değilim. Zaten öyle bir durum da söz konusu değil. Ancak şu işi bir pandemiden ayıralım istedim. Gelelim diziye, dizi dediğim gibi distopik bir dünyada geçen, bir salgın dönemi ve o salgınla mücadelenin iki farklı tarafı ele alınıyor. Salgının bir felsefi alt yapısı, mücadelenin ise iki yüzü anlatılıyor. Salgınla Mücadele Kurumu, halkı salgından koruyan ve salgınla mücadele eden bir kurum gibi görünerek gerçek yüzünü perdelerken, bu kurumu protesto eden eylemci bir grup ise halkı gerçeklere karşı uyarma görevini üstlenirken aslında protesto ettiği kurumla benzer kodlara sahip olduğunu da göstermiş oluyor. Diziyi izlerken sanki Amerikan yapımı bir zombi dizisi izlemiş gibi hissettiğimiz de oluyor tabi. Ancak burada zombiler yerine ‘Abuklar’ var. İşte dizide &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Artık bizim de bir Bilim-Kurgu dizimiz var. Bir dijital platformda geçtiğimiz hafta yayına giren ‘Sıcak Kafa’ dizisi, Türklerin de bir bilim kurgu dizisi yapabileceğini gösterdi.</p>



<p>Distopik bir dünyada geçen hikâye, bir salgını konu alıyor. Dünya insanları olarak yaşadığımız Covid pandemisinden sonra kulağa sıradan hatta klişe gibi gelebilir ama tuhaf olan, dizinin uyarlandığı aynı isimli kitabın 2016 yılında yazılmış olması. ‘Kitap 2016’da yazıldı ama bunun bir diziye uyarlanma fikri pandemi sonrasında olmuştur’ diye düşünüyorsanız o da değil, dizi ise 2018’de projelendirilerek çalışılmaya başlanmış. Bütün bunları anlatırken bir komplo teorisi arayışında değilim. Zaten öyle bir durum da söz konusu değil. Ancak şu işi bir pandemiden ayıralım istedim.</p>



<p>Gelelim diziye, dizi dediğim gibi distopik bir dünyada geçen, bir salgın dönemi ve o salgınla mücadelenin iki farklı tarafı ele alınıyor. Salgının bir felsefi alt yapısı, mücadelenin ise iki yüzü anlatılıyor. Salgınla Mücadele Kurumu, halkı salgından koruyan ve salgınla mücadele eden bir kurum gibi görünerek gerçek yüzünü perdelerken, bu kurumu protesto eden eylemci bir grup ise halkı gerçeklere karşı uyarma görevini üstlenirken aslında protesto ettiği kurumla benzer kodlara sahip olduğunu da göstermiş oluyor.</p>



<p>Diziyi izlerken sanki Amerikan yapımı bir zombi dizisi izlemiş gibi hissettiğimiz de oluyor tabi. Ancak burada zombiler yerine ‘Abuklar’ var. İşte dizide farklı, özgün taraf bence burası. Abuklar, Abuklamak, Abuklanmak.</p>



<p>Salgına kapılan insan abuklanıyor ve diğer insanları abuklamaya başlıyor. Kelimenin tam anlamıyla ve bildiğimiz anlamda abuklamak. Abuk abuk konuşuyor. Öyle birilerini dişleriyle parçalama, saldırma, kan görüntüsü filan da yok. Akıllı uslu zarar vermeyen abuk abuk konuşan insanlar. Abuklanan bir insana kısa süre maruz kalmak ise abuklanmaya sebep oluyor ve insanlar bundan korunabilmek adına kulaklık takıyor.</p>



<p>Hani pandemide sokaklarda insanların kollarında gördüğünüz maskeler, bu dizide kollara takılmış kulaklıklara dönüşmüş durumda. Ama dizide insanlar kulaklık takmayı çok daha ciddiye alıyorlar tek fark bu.</p>



<p>Dizide sürreal ögeler de göze batmadan ve abartılmadan yerli yerine konulmuş. Görsel efektler, sahneler oldukça profesyonel bir şekilde hazırlanmış. Yüzlerce görsel efekt uzmanı çalışmış. Dark dizisinin coloristi bize o distopik dünyanın kapılarını aralamaya yarayan renk seçimini kazandırmış. Bütün bunlar son derece başarılı. Dizinin teknik boyutuna tam not vererek içeriğine geçelim.</p>



<p>Dizinin başkarakteri bir bilim insanı. Zamanında bu salgınla mücadele için bilimsel çalışmalar yürütmüş sonrasında ise kendi hayatına çekilmiş ancak yine bir arayış içerisinde olan jurnalist. Bu araştırma daha çok kendine dönmüş. Çünkü başkarakterimiz önceki dönem çalışmaların bir neticesi olarak abuklanmıyor. Abuklamaya maruz kaldığında kafası ısınıyor, bir nevi ateşi çıkıyor sıcak kafa oluyor ama asla abuklanmıyor. Salgınla mücadele kurumu ve protestocu grup ise farklı amaçlar için bu adamın peşinde.</p>



<p>Tabi dizide eleştirilecek kısımlar da var. Mesela bazı oyunculuklar oldukça abartılı, doğallıktan ve gerçeklikten uzak, göze batan ve bağırmayı oyunculuk sanan tarzda karakterler. Mesela başkarakterin arkadaşı olan bilim insanı. Sonra bir türlü anlam veremediğim küfür etme durumu. Hani biraz da dijital platformun şehveti diyelim ama böyle olur olmadık yerde edilen küfürler. Hani yeri gelir edersin ama o da yok. Sanki küfür etmek için o replik yazılmış. Sürekli bir insanı irite eden küfür etmeler. Artık bu Türk yapımı dizi ve filmlerdeki ağız dolusu küfür etmeler mide bulandırmaya başladı.</p>



<p>Bütün bunlar diziyle ilgili olanlar. Şimdi dizinin alt metinlerine bakalım. Dizinin ana teması olan abuklanmak, saçma sapan konuşan insanların hastalığı kulaktan kulağa yayarak bir delirme haline gelmeleri.</p>



<p>İşte en önemli kısmı burası: kulaktan kulağa delirmek. Bir virüs yok. Kelimeler var. Kelimenin, sözün gücünü görebiliyoruz. Kulaktan kulağa yayılıyor delilik. Dizinin bu felsefesi çağlar üstü bir bakıştır bence. Kelimeye, söze verdikleri değeri de gösteriyor. Abuk subuk konuşmanın, saçma sapan konuşmanın bir nevi delilik olduğunu da gösteriyor. Delilik kulaktan kulağa yayılıyor. Bir kelime ile karşındaki adamı delirtebilirsin. Dizinin mekanı İstanbul ama zamanı belli değil. Ama kulaktan kulağa delilik günümüzde ve sonraki gelecekte kurgulanmamış bir gerçeklik gibi geliyor bana.</p>



<p>Günümüz sosyal medyasını düşündüğümüzde biz de aslında bir kulaktan kulağa delilik yaşayarak abuklanmaya maruz kalıyoruz. Hem de korunmak için kulaklık takma gereği duymadan. Hatta bazen kulaklıklar aracılığıyla oluyor bu. Bile isteye abuklanmaya maruz kalıyoruz.</p>



<p>Dizi de dikkatimi çeken bir husus şu oldu. Abuklanmaya maruz olup olmadıklarını anlamak için bir kabinde bir yapay zeka tarafından sorulan sorulara cevaplar isteniyor. Cevaplar saçma ve abuk ise abuklandığı ortaya çıkıyor. Akıllı ve mantıklı ise testi geçiyor.</p>



<p>İşte size bir zekice alt metin daha&#8230; Eğer kelimelerin dizilimini mantık çerçevesinde yaparsanız abuk değilsiniz. Saçma sapan konuşursanız abuksunuz.</p>



<p>Günümüz sosyal medyasını düşünüyorum da sanırım testi geçmek pek mümkün olmazdı. Bunca abuk subuk konuşan, Türkçenin arı duru yapısını katleden, iki kelimeyi bir araya getiremeyen, heceye ayrı, kelimeye ayrı, cümleye ayrı, anlam ve mana bütünlüğüne ayrı kılıç çeken sosyal medya diline baktığımızda hepsinin abuklandığını ve bir toplumun dilini, kültürünü abuk abuk konuşarak nasıl bozduklarını gayet açık görebiliyoruz.</p>



<p>Televizyon dizileri, sosyal medya, kafeler, meclis kürsüsü bütün bunlara bakıyorum da hepsi tarafından sürekli bir şekilde abuklanmaya maruz kalıyoruz. Sıcak Kafa eksikleriyle de olsa ‘haza’ bir bilim-kurgu dizisidir. </p>



<p>Emeği geçenlerin emeklerine sağlık.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sicak-kafa/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vay be, Bu Dizi Ne Mesajlar Vermiş Bize? -Bir Başkadır-</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/vay-be-bu-dizi-ne-mesajlar-vermis-bize-bir-baskadir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/vay-be-bu-dizi-ne-mesajlar-vermis-bize-bir-baskadir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Nov 2020 11:08:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Dizi]]></category>
		<category><![CDATA[netflix]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16224</guid>

					<description><![CDATA[Günlerdir bu dizi üzerinde konuşuyoruz. Ben bile hayatımda ilk kez bir diziyi yorumlamış oldum. Fakat bu iş biraz fazla abartıldı galiba (ve ben de hala buna katkı yapıyorum).Aslında dizi -görüntü ve mesajlarından bağımsız olarak- olması gerektiği gibi idi. Normaldi yani. Fakat daha önce çekilen benzer diziler/sinemalar o kadar kötü idi ki, bu dizi lehinde böyle bir olumlu kontrast çıktı ortaya.Oysa bu diziyi -ülkemizdeki selefleri ile değil de- mesela bir İran sineması ile karşılaştırırsanız, ‘’eh, fena değil işte’’ der çıkarsınız işin içinden (zaten dizinin özellikle doğal ortamların dekor olarak kullanılması gibi İran sinemasına benzer yönleri de yok değildi, Ali Farkhunde etkisi mi?).Gördüğüm şu; Lehte ve aleyhte yorum yapanlar, gereğinden fazla mesaj yüklüyor. Nerede ise her sahnesine bir mesaj yüklemesi yapıyoruz. Üstelik bunların bir bölümü çok abartılı ve zorlama, muhtemelen senaristin aklına bile gelemeyen yorumlar bunlar.Mesela dün bu dizi hakkında yazılmış bir metin okudum, tam 3009 kelime. Evet yanlış okumadınız, tam 3009 kelime; 23.639 karakter, 49 paragraf, 295 satır. A4 büyüklüğünde 7 sayfa.Yani nerede ise akademik makale boyutunda bir metin yazılmış (bu konularda akademik makaleler de yazılabilir elbette, yazılıyor da zaten ama bu herhalde tek bir dizi üzerinden olmaz).Dizinin her karakterine/sahnesine onlarca mesaj yüklenmiş. Freud, Jung, psikanaliz vs… ne analizler ne analizler. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Günlerdir bu dizi üzerinde konuşuyoruz. Ben bile hayatımda ilk kez bir diziyi yorumlamış oldum. Fakat bu iş biraz fazla abartıldı galiba (ve ben de hala buna katkı yapıyorum).<br><br>Aslında dizi -görüntü ve mesajlarından bağımsız olarak- olması gerektiği gibi idi. Normaldi yani. Fakat daha önce çekilen benzer diziler/sinemalar o kadar kötü idi ki, bu dizi lehinde böyle bir olumlu kontrast çıktı ortaya.<br><br>Oysa bu diziyi -ülkemizdeki selefleri ile değil de- mesela bir İran sineması ile karşılaştırırsanız, ‘’eh, fena değil işte’’ der çıkarsınız işin içinden (zaten dizinin özellikle doğal ortamların dekor olarak kullanılması gibi İran sinemasına benzer yönleri de yok değildi, Ali Farkhunde etkisi mi?).<br><br>Gördüğüm şu; Lehte ve aleyhte yorum yapanlar, gereğinden fazla mesaj yüklüyor. Nerede ise her sahnesine bir mesaj yüklemesi yapıyoruz. Üstelik bunların bir bölümü çok abartılı ve zorlama, muhtemelen senaristin aklına bile gelemeyen yorumlar bunlar.<br><br>Mesela dün bu dizi hakkında yazılmış bir metin okudum, tam 3009 kelime. Evet yanlış okumadınız, tam 3009 kelime; 23.639 karakter, 49 paragraf, 295 satır. A4 büyüklüğünde 7 sayfa.<br>Yani nerede ise akademik makale boyutunda bir metin yazılmış (bu konularda akademik makaleler de yazılabilir elbette, yazılıyor da zaten ama bu herhalde tek bir dizi üzerinden olmaz).<br><br>Dizinin her karakterine/sahnesine onlarca mesaj yüklenmiş. Freud, Jung, psikanaliz vs… ne analizler ne analizler. ‘’Şurada şu mesaj verilmiş, burada bu mesaj… ‘’<br><br>Medrese kökenli ve felsefe ile uğraşan bir yazar/düşünür, bu dizi ile ilgili tam 2 saat 5 dakikalık bir video-yorum yapmış. Yorumlamış da yorumlamış…<br><br>Berkun Oya bu yazıları okuyor, bu yorumları dinliyorsa, herhalde, ‘’Vay be, farkında olmadan ne mesajlar vermişim ben böyle’’ diye düşünüyordur!<br><br>Vermek istediğimiz mesajları başkaları üzerinden -ama onların haberi olmadan- vermek konusunda oldukça mahiriz. Bunun en tipik örneğini seçim akşamlarında görüyoruz. Her yorumcu, kendisinin vermek istediği mesajı, -sanki millet yekpare hareket eden tek bir seçmen imiş gibi- ‘’millet şu mesajı verdi’’ diyerek millet üzerinden vermiş olur. A gerekçesi ile oy verenle B gerekçesi ile oy vereni aynı kefeye koyar ve ‘’millet bunu dedi’’ der. Oysa millet onu dememiştir, daha doğrusu milleti öyle tek bir gerekçesi/seçeneği olmaz.<br><br>Vaktiyle nüktedan bir yazar bu konuda şöyle demişti; ‘Vatandaş olarak oyumu kullandım, sandıklar açıldı ve sonucu öğrendim ama bir de TV’yi açayım da vatandaş olarak hangi mesajları vermişim, yorumculardan dinleyeyim dedim lakin hiçbir yorumcu benim verdiğim mesajı saymadı, vermediğim mesajları saydılar.’’<br><br>Pazar alışverişi için kasabaya gelen Mehmet amca, ihtilaf halindeki komşusu/köylüsü ile karşılaşır. Komşusu ona ‘’burada da mı sen, lanet olasıca…’’ gibi bazı sözlerle sataşır. Mehmet amca ise gülümser ve karşılık vermeden geçer. O esnada olaya tanık olan bir avukat hemen Mehmet amcanın koluna girer ve ‘’amca ben avukat ‘’…’’, seninle biraz konuşabilir miyiz’’ der. ‘’Konuşalım’’ der Mehmet amca ve başlarlar konuşmaya (A, avukat; M, Mehmet amca);<br><br>A- Amca biraz önce sana hakaret eden adama dava açmayacak mısın?<br><br>M- Hayır, niye açayım ki?<br><br>A-Çünkü sana karşı küfretti. Bu bir suçtur. Sana karşı sövmek, küfretmek sureti ile onur, şeref ve saygınlığını rencide edecek nitelikte somut bir fiil işledi. Ayrıca seni küçük düşürecek sözler söyledi, itibarını zedeledi. Kişilik haklarına, onur, şeref ve haysiyetine haksız bir şekilde saldırıda bulundu. Dolayısıyla hem suç duyurusunda bulunmalı hem de maddi ve manevi tazminat davası açmalısın. Açacak mısın?’’<br><br>M- Bak hele şerefsize, meğer neler de yapmış bana, açacağım tabi, açacağım, ben bu kadar çok kötülük yaptığını fark edememişim, açalım hemen davayı.<br><br>Evet, olgular ve mesajlar;<br><br>Mesajı veren (ne veriyor?),<br>Mesajın kendisi (ne söylüyor?),<br>Mesajı alan (ne anlıyor?).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/vay-be-bu-dizi-ne-mesajlar-vermis-bize-bir-baskadir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Bir Başkadır&#8221; Dizisi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bir-baskadir-dizisi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bir-baskadir-dizisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Nov 2020 07:23:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Dizi]]></category>
		<category><![CDATA[netflix]]></category>
		<category><![CDATA[TV]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16201</guid>

					<description><![CDATA[Sosyal medyadaki yoğun gündem ve övgüler nedeniyle ben de izledim bu diziyi. Dizinin gerçek hayatla örtüşmeyen -zorlama- kesişmeleri tabii ki vardı. Ama buna rağmen diziyi ben de başarılı buldum. Senaryo, görseller, oyunculuk ve özellikle de verdiği mesajlar bakımından başarılı bir dizi olmuş(bu diziyi kusursuz bulduğum ve hiç eleştirmediğim anlamına gelmez, özellikle bazı sahneler!).Bu dizi hakkında muhtemelen birçok yorum/analiz okudunuz veya okuyacaksınız zaten. Ama benim bu dizide dikkatimi çeken asıl husus şu oldu;Dizi, modern hayatın kölesi haline gelen -fıtratla mücadele eden- bireylerin çıkmazlarını/çaresizliklerini çok net bir şekilde gösteriyor. Senarist bunu özellikle mi amaçladı? Bunu bilemem ama bu durum çok net olarak görülüyor.Bu konu daha çok psikiyatrist Peri (Defne Kayalar), psikiyatrist Gülbin (Tülin Özen) ve -ne iş yaptığı belli olmayan, spor salonlarına takılan, züppe- Sinan (Alican Yücesoy) üzerinden işlendi. Ama özellikle de Peri üzerinden.Peri, seküler-modern bir anne-babanın tek çocuğu. Öğrencilik hayatı boyunca tüm tatillerini Paris ve Roma gibi şehirlerde geçirmiş. Robert Kolej mezunu. Tıp eğitiminden sonra psikiyatri alanındaki çalışmalarını Amerika’da yapmış. Tarzı, giyimi, saçı, makyajı, bakışları, yaşam tarzı, düşünceleri vs ile her halükârda seküler bir birey. Bedenine yatırım yapan, bakımlı modern bir kadın. Meditasyon ve yoga yapıyor. Ve bir psikiyatrist…Yani eğitimli ve kariyer sahibi. Elit. Modernitenin tüm kutsallarına sahip. Dışarıdan bakıldığında kişiliği &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sosyal medyadaki yoğun gündem ve övgüler nedeniyle ben de izledim bu diziyi. Dizinin gerçek hayatla örtüşmeyen -zorlama- kesişmeleri tabii ki vardı. Ama buna rağmen diziyi ben de başarılı buldum. Senaryo, görseller, oyunculuk ve özellikle de verdiği mesajlar bakımından başarılı bir dizi olmuş(bu diziyi kusursuz bulduğum ve hiç eleştirmediğim anlamına gelmez, özellikle bazı sahneler!).<br><br>Bu dizi hakkında muhtemelen birçok yorum/analiz okudunuz veya okuyacaksınız zaten. Ama benim bu dizide dikkatimi çeken asıl husus şu oldu;<br><br>Dizi, modern hayatın kölesi haline gelen -fıtratla mücadele eden- bireylerin çıkmazlarını/çaresizliklerini çok net bir şekilde gösteriyor. Senarist bunu özellikle mi amaçladı? Bunu bilemem ama bu durum çok net olarak görülüyor.<br><br>Bu konu daha çok psikiyatrist Peri (Defne Kayalar), psikiyatrist Gülbin (Tülin Özen) ve -ne iş yaptığı belli olmayan, spor salonlarına takılan, züppe- Sinan (Alican Yücesoy) üzerinden işlendi. Ama özellikle de Peri üzerinden.<br><br>Peri, seküler-modern bir anne-babanın tek çocuğu. Öğrencilik hayatı boyunca tüm tatillerini Paris ve Roma gibi şehirlerde geçirmiş. Robert Kolej mezunu. Tıp eğitiminden sonra psikiyatri alanındaki çalışmalarını Amerika’da yapmış. Tarzı, giyimi, saçı, makyajı, bakışları, yaşam tarzı, düşünceleri vs ile her halükârda seküler bir birey. Bedenine yatırım yapan, bakımlı modern bir kadın. Meditasyon ve yoga yapıyor. Ve bir psikiyatrist…<br><br>Yani eğitimli ve kariyer sahibi. Elit. Modernitenin tüm kutsallarına sahip. Dışarıdan bakıldığında kişiliği oturmuş, dingin, anlayışlı ve oldukça güçlü bir kadın. Ama gerçek öyle değil. Başörtülülere karşı annesinden tevarüs eden önyargıları var, mesleğini yapmasına engel olacak kadar. Dahası yalnız, yapayalnız, mutsuz ve çaresiz bir birey…<br><br>Nitekim bu durumunu fazla gizleyemiyor ve psikiyatrist arkadaşı Gülbin’e çaresizliğini hıçkıra hıçkıra ağlayarak itiraf ediyor, hem de yaşadığı/yaşadıkları hayata sinkaflı küfürler savurarak…<br><br>Dizinin başından beri Meryem’e terapi yapan, Meryem’e tavsiyelerde bulunan o eğitimli ve güçlü kadın gidiyor, yerini, Meryem’in ziyaretini gözleyen, ondan medet bekleyen çaresiz bir kadına bırakıyor…<br><br>Benzer bir çaresizliği Sinan’la gecelik ilişkiler yaşayan psikiyatrist Gülbin ve hatta Sinan’ın kendisi de yaşıyor. Aslında modern hayata köle olan -fıtratla mücadele eden- dizideki herkes yaşıyor bu çaresizliği…<br><br>*<br>Dizinin -ön yargılar, sınıfsal farklıklar vs gibi- başka mesajları da vardı. Ayrıca Jung&#8217;dan nakiller yapan, kollektif şuuraltından bahseden hoca da oldukça sevimliydi tabi ama neden bir tane de eğitimli başörtülü yoktu mesela? Değinilecek konular var tabii ki ama ben daha çok bu konuya (modern bireyin cinsel özgürlük mottosuyla sürüklendiği çaresizliğe) odaklandım. Çünkü bu benim gündemimde olan ve ara sıra yazdığım bir konu. Dizi bu yazdıklarımı gayet iyi betimliyor. Bu vesile ile daha önce dile getirdiğim bazı hususları tekrar nakletmek isterim;<br><br>Cinsel özgürlüğü savunan -bunu özgürlük sanan- modern birey, aslında kendi ayaklarına kurşun sıkmaktan başka bir şey yapmıyor. Özellikle de sadece bedenine yatırım yapan kadınlar.<br><br>Sürekli olarak ve yalnızca bedenine/dişiliğine yatırım yapan bir kadın, kendisini asla kazanamayacağı bir yarışa sokuyor. Bedenini bizzat kendisi tüketim nesnesi haline dönüştürüyor. Ve kısa sürede de tüketiyor/tükeniyor. Çünkü bedeni er ya da geç deforme oluyor. Ve de geriye düşüyor. Bu kaçınılmaz değil mi? Bu, kaybedilmesi kesin olan bir yarış/süreç değil mi?<br><br>Erkek veya kadın, yalnızca bedenine yatırım yapan ve günübirlik yaşayan bir birey, aslında kendisine zulmetmekten başka bir şey yapmıyor. Çünkü kişiliğini ve ruhunu yok sayıyor.<br><br>Ruhunu tutsak ediyor, ruhuna zulmediyor ama bedeni sayesinde özgürleştiğini sanıyor. Ta ki dipsiz kuyularda uyanana kadar. İşte o zaman da Peri gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyor, ne ki, hayatın neredeyse tamamı akmış ve kaçmış oluyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bir-baskadir-dizisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>John Wayne Gibi Mezar Yaptım Civcivime!..</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/john-wayne-gibi-mezar-yaptim-civcivime/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/john-wayne-gibi-mezar-yaptim-civcivime/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Aug 2019 10:59:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet Genç]]></category>
		<category><![CDATA[netflix]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12072</guid>

					<description><![CDATA[Peşinden koşuşturduğum 15 günlük civciv ölmüştü. Bakamadık herhalde. Neden ölmüştü onu da hatırlamıyorum. Ama çocuktum ve civcivin ölümüne çok üzülmüştüm… Keserle toprağı kazdım. Ona bir mezar yaptım, elimle üzerine toprak attım, gömdüm. Tam olarak ne okuduğumu hatırlamıyorum ama dua eder gibi ellerimi açtım civcivin mezarı başında… Henüz işim bitmemişti… Bahçede toprağın üzerinde kuru dallar vardı. Düzgün olanlardan iki tanesini seçtim. Kırıp temizledim. Biri uzun, diğeri kısa iki çubuk vardı elimde. Bulduğum bir iple onları bir araya getirip haç yaptım! Biraz yamuktu ama haç’a benziyordu. Onu civcivin mezarına diktim. (Hem de baş tarafına!) O sırada amcam geldi. Son görevini yerine getirmiş biri olarak; ‘Bak amca, civcivime mezar yaptım” dedim. Rahmetli amcam haç’ı görünce; “O ne lan!.. Senin civciv Hıristiyan mıydı?!..” dedi… Ardından uyardı; “Çabuk onu çıkart at!.. Günah. Kimse görmesin.” Ben taltif beklerken (öyle ya, mezar yapmış, haç bile dikmiştim) fırçayı yedim… Duyan güldü, ben de bayağı utandım, hatta bozuldum… Sonra anladık tabii. Mezar nedir, haç nedir, İslam’da ölü hayvanın defni meselesi vesaire.., anlattı rahmetli babam… Asıl soru şu&#8230; Bir çocuk neden mezara haç diker?.. (Üstelik Kur’an okumasını bilen, hafız babasından İslami dersler alan mütedeyyin bir aile çocuğu…) Cevabı çok basit. Kovboy filmleri yüzünden… En sevdiğim filmlerdi. Sadece TRT’nin olduğu yıllar. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Peşinden koşuşturduğum 15 günlük civciv ölmüştü. Bakamadık herhalde. Neden ölmüştü onu da hatırlamıyorum. Ama çocuktum ve civcivin ölümüne çok üzülmüştüm…</p>
<p>Keserle toprağı kazdım. Ona bir mezar yaptım, elimle üzerine toprak attım, gömdüm. Tam olarak ne okuduğumu hatırlamıyorum ama dua eder gibi ellerimi açtım civcivin mezarı başında…</p>
<p>Henüz işim bitmemişti…</p>
<p>Bahçede toprağın üzerinde kuru dallar vardı. Düzgün olanlardan iki tanesini seçtim. Kırıp temizledim. Biri uzun, diğeri kısa iki çubuk vardı elimde. Bulduğum bir iple onları bir araya getirip haç yaptım!</p>
<p>Biraz yamuktu ama haç’a benziyordu. Onu civcivin mezarına diktim. (Hem de baş tarafına!)</p>
<p>O sırada amcam geldi. Son görevini yerine getirmiş biri olarak; ‘Bak amca, civcivime mezar yaptım” dedim.</p>
<p>Rahmetli amcam haç’ı görünce; “O ne lan!.. Senin civciv Hıristiyan mıydı?!..” dedi…</p>
<p>Ardından uyardı; “Çabuk onu çıkart at!.. Günah. Kimse görmesin.”</p>
<p>Ben taltif beklerken (öyle ya, mezar yapmış, haç bile dikmiştim) fırçayı yedim… Duyan güldü, ben de bayağı utandım, hatta bozuldum…</p>
<p>Sonra anladık tabii. Mezar nedir, haç nedir, İslam’da ölü hayvanın defni meselesi vesaire.., anlattı rahmetli babam…</p>
<p>Asıl soru şu&#8230; Bir çocuk neden mezara haç diker?.. (Üstelik Kur’an okumasını bilen, hafız babasından İslami dersler alan mütedeyyin bir aile çocuğu…)</p>
<p>Cevabı çok basit. Kovboy filmleri yüzünden…</p>
<p>En sevdiğim filmlerdi. Sadece TRT’nin olduğu yıllar. Her hafta bir kovboy filmi seyrederdik. Elimizde çatapat tabancalar; “Dışinyeaa, Dışinyeaa!..” deyip birbirimize ateş ederdik. (Ateş ederken neden “dışinyeaa” diye çıkar?.. Kim uydurmuş acaba!)</p>
<p>Kovboy filmi neticede. Devamlı birileri ölüyor. Devamlı birilerini gömüyor ve üzerine haç dikiliyorlar. Çocukluk işte. Mezar kafamıza böyle kazınmış!..</p>
<p>Peki, çocukken yaşadığım bu hadiseyi niye anlattım şimdi, nereye bağlayacağız?..</p>
<p>Kültür emperyalizmine…</p>
<p>Medyanın toplum üzerindeki etkilerine…</p>
<p>Algı yönetimine…</p>
<p>Film sektörüyle maneviyatın ve kültürel değerlerin nasıl parçalandığına…</p>
<p>Ee, yani?..</p>
<p>Netflix, Puhu Tv, BluTV gibi platformlar için RTÜK denetiminin şart olduğuna..,</p>
<p>Geleceğimiz için, çocukların ve gençlerin, fiziksel, zihinsel ve ahlaki gelişimine zarar verecek medyaya karşı tedbir almanın zorunlu olduğuna dikkat çekmek istedim.</p>
<p>Daha da anlatırdım, ama yerim bitti.</p>
<p>Dışinyeaa!..</p>
<p>Hikmet Genç/Akşam</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/john-wayne-gibi-mezar-yaptim-civcivime/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
