<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Necmettin Erbakan &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/necmettin-erbakan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Mon, 28 Feb 2022 06:40:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Necmettin Erbakan &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>On Birinci Vefat Yıldönümünde Necmeddin Erbakan</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/on-birinci-vefat-yildonumunde-necmeddin-erbakan/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/on-birinci-vefat-yildonumunde-necmeddin-erbakan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Rıdvan CANIM]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Feb 2022 13:35:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[necmeddin erbakan]]></category>
		<category><![CDATA[Necmettin Erbakan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18133</guid>

					<description><![CDATA[&#160;27 Şubat 2011, O’nun Hakk’a yürüdüğü tarih.. Hüzünlendiğimi itiraf etmeliyim. Nedeni yok, çünkü o kadar çok nedeni var ki..! Hangisini saysak diğeri eksik kalacak biliyorum. İnançlıydı, kararlıydı, zarifti, zekiydi.. Adanmış bir “dâvâ” adamı, “Bilge” bir siyasetçiydi.. Bu yüzden bana hep Aliya’yı çağrıştırmıştır O.. Bu yolda nice korku tünellerinden geçtiğini bizim yaşımıza gelmiş olanlar iyi bilirler.. Acımasızca taşlandı, yüreğinde taşıdığı inancı yüzünden aşağılandı, horlandı, fikir ve düşünceleri nedeniyle itildi, kakıldı.. Sırf Müslüman bir devlet adamı olduğu için abdesti ve namazıyla, takkesi ve takunyasıyla, tesbihi ve seccadesiyle, kısacası değer verdiği ve inandığı ne varsa her şeyiyle alay edildi, karikatürize edildi.. Ama bir kez olsun başını çevirip onlara bakmadı bile.. Tek bir kelime ile olsun cevap bile vermedi.. 28 Şubat gibi bir utanç sürecini yaşamak zorunda bırakıldı.. Yaşadı ve yaşadıklarını öylece yüreğine gömdü. O ve birlikte yürüdüğü arkadaşları, ibadetlerini bir suçlu gibi resmi dairelerin, bakanlıkların bodrumlarında, kömürlüklerinde, depolarınde gizli gizli yapmaya çalıştılar.. Gün geldi, devlet törenlerinin davet masalarında burnuna ısrarla dayatılan şampanya kadehlerinin gücü karşısında alnından boncuk boncuk terler döktüğüne şahit olduk.. Hepsini elinin tersiyle, ama son derece zarif bir biçimde geri çevirmesini de bildi O.. Siyonistler onu hiç sevmedi.. Sevemezlerdi çünkü Ulu Hakan Sultan Abdülhamid Han’dan sonra belki de ilk defa kendilerini &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>&nbsp;27 Şubat 2011, O’nun Hakk’a yürüdüğü tarih.. Hüzünlendiğimi itiraf etmeliyim. Nedeni yok, çünkü o kadar çok nedeni var ki..! Hangisini saysak diğeri eksik kalacak biliyorum. İnançlıydı, kararlıydı, zarifti, zekiydi.. Adanmış bir “dâvâ” adamı, “Bilge” bir siyasetçiydi.. Bu yüzden bana hep Aliya’yı çağrıştırmıştır O.. Bu yolda nice korku tünellerinden geçtiğini bizim yaşımıza gelmiş olanlar iyi bilirler.. Acımasızca taşlandı, yüreğinde taşıdığı inancı yüzünden aşağılandı, horlandı, fikir ve düşünceleri nedeniyle itildi, kakıldı.. Sırf Müslüman bir devlet adamı olduğu için abdesti ve namazıyla, takkesi ve takunyasıyla, tesbihi ve seccadesiyle, kısacası değer verdiği ve inandığı ne varsa her şeyiyle alay edildi, karikatürize edildi.. Ama bir kez olsun başını çevirip onlara bakmadı bile.. Tek bir kelime ile olsun cevap bile vermedi.. 28 Şubat gibi bir utanç sürecini yaşamak zorunda bırakıldı.. Yaşadı ve yaşadıklarını öylece yüreğine gömdü. O ve birlikte yürüdüğü arkadaşları, ibadetlerini bir suçlu gibi resmi dairelerin, bakanlıkların bodrumlarında, kömürlüklerinde, depolarınde gizli gizli yapmaya çalıştılar.. Gün geldi, devlet törenlerinin davet masalarında burnuna ısrarla dayatılan şampanya kadehlerinin gücü karşısında alnından boncuk boncuk terler döktüğüne şahit olduk.. Hepsini elinin tersiyle, ama son derece zarif bir biçimde geri çevirmesini de bildi O..</p>



<p>Siyonistler onu hiç sevmedi.. Sevemezlerdi çünkü Ulu Hakan Sultan Abdülhamid Han’dan sonra belki de ilk defa kendilerini sevmeyen bir devlet adamı çıkıyordu karşılarına.. Üstelik açık açık “İslam” ve “Müslüman” gibi garip(!) ve tehlikeli(!) lâflar ediyordu.. Aynı şekilde “Dış güçler” sözünü kulağımıza küpe eden de yine O olmuştu.. Dış güçlerin ülkemizdeki yerli şakşakçılarına ve işbirlikçilerine söylediği en ağır söz sadece; “Sizi gidi taklitçiler sizi !” azarlamasıydı.. Bazıları “bıyık altından” güldüler ona.. Müslüman Türkiye’nin can düşmanı olan “Siyonist” projesine çanak tutanlar, onun “dış güçler”e lâf söylenmesinden rahatsız oldular. Tıpkı O’nun siyaset okulunda yetişen Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın dünyanın gözünün içine baka baka birilerine “One Minute!!” dediği gibi.. O, bu sözü ısrarla söyledi, çünkü o gerçekten uzağı gören ferasetli bir devlet adamıydı.. Türkiye adına endişeleri vardı elbette.. Ve ne yazık ki zaman endişelerinde onu haklı çıkardı.. Keşke çıkarmamış olsaydı.. D-8 dedi, İslâm ortak pazarı dedi, montaj sanayii değil ağır sanayi dedi, Müslüman ülkeler kendi ortak parasını basmalı, kendi birleşik ordusunu kurmalı dedi. Siyonizmin İslam dünyası üzerindeki şeytanca planlarına önce O dikkatimizi çekti. Kendi topumuzu, tüfeğimizi, kendi tankımızı, kendi helikopterimizi, kendi uçağımızı kendimiz yapmalı, kendi fabrikalarımızı, kısacası kendi ağır sanayimizi kendimiz kurmalıyız dedi. Bu asil millet Batının taşeronluğunu hak etmiyor, dedi. Evet, bu adam çıldırmış olmalıydı. Herkesin Mersin’e gittiği bir zamanda “tersine” giden bu adam kimdi ?! “Millî” diyordu da başka bir şey demiyordu. Eh elbette böyle bir adamın ne yapılıp edilmeli önü kesilmeliydi, susturulmalı, ne pahasına olursa olsun bu gidişat durdurulmalıydı. Siyasi hareketinin defalarca önü kesildi. Durduruldu mu bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey varsa o da, Anadolu insanı artık “asırlık” uykularından uyanmıştı.</p>



<p>Sabırlıydı, inançlıydı, saygı duyulacak prensipleri, asla taviz veremeyeceği kutsalları vardı. Siyasî zaafları ya da hataları olmuş mudur, eh her liderde olduğu kadar sanırım onda da olmuştur. Ama kanaatimce pek az liderde olduğu kadar milletine inanmış, devletini baş tacı edip göz bebeği gibi korumuş, kendisini memleketinin değerlerine adamış samimi bir “cihad” eriydi O.. Siyasette, ekonomide ve teknolojide kendine has düşünceleri ve projeleri olan bir idealistti. Türkiye’de ve belki de gözü Türkiye’de olan Müslüman ülkelerin siyaset heveslisi gençlerine bir Müslümanın nasıl siyaset yapacağını/yapması gerektiğini O öğretti. Teşkilatçıydı. Kurduğu partilerin her biri –kapatılma rekoru kırmış olsalar da- birer siyaset mektebi oldu. Türk siyasetine uzun yıllar unutulmayacak siyasetçiler yetiştirdi. Gençlere siyasette prensipli, ahlâklı, özverili, disiplinli ve sabırlı çalışmanın, siyaset yaparken aynı zamanda pekâlâ edebli ve nezaketli olunabileceğinin sırlarını gösterdi. En hiddetli anlarında bile tepkisinin, elinin tersiyle desteklediği, “hadi ordan !” sözünden daha öte gideni görülmedi. İnançlı bir gençliğin ruh tohumunu siyaset tarlasına ilk kez o saçtı bence.. Bunu kurduğu ya da kurulmasına öncülük ettiği “gençlik” teşkilatlarıyla gerçekleştirdi. Bugün devletin işleyişine yön veren siyasi, kültürel, akademik kadroların yetişmesinde onun emeklerini hiç kimse inkar edemez. “İnananlar” sözcüğünü Türkiye’nin siyaset terminolojisine O ekledi. İnanan insanların böylece nelere kâdir olduğunu/olabileceğini cümle âleme göstermiş oldu. Evet, Anadolu insanı ilk defa onun siyaset anlayışıyla birlikte her anlamda insan yerine konuluyordu.</p>



<p>Kısacası, Türkiye’de inançlı kesimlerin kulağına ilk defa bir parti lideri mutlaka ama mutlaka “iktidar” olmaları gerektiğini fısıldıyor, icraatlarıyla da bunun bir hayâl olmadığını gösteriyordu. O, Türk siyasetinde balattığı &#8220;değişim&#8221; ve &#8220;dönüşüm&#8221; hareketiyle kolay kolay unutulmayacak siyâsi bir fenomen olmuştu.. Türk ve İslâm dünyası bu zor zamanların yalnız adamına çok şey borçlu olduğunu herhalde kabul edecektir.. Bu bir hatırlama/hatırlatma yazısıydı.. Bir kez daha diyelim ki “Rûhun şâd, mekânın, menzilin, uzaklardaki yerin yurdun cennet olsun” güzel insan..</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/on-birinci-vefat-yildonumunde-necmeddin-erbakan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Siyaset Bilgesi: Necmeddin Erbakan</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bir-siyaset-bilgesi-necmeddin-erbakan/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bir-siyaset-bilgesi-necmeddin-erbakan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Feb 2021 15:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Necmettin Erbakan]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16873</guid>

					<description><![CDATA[Necmettin Erbakan.. Bugün O’nun 10. ölüm yıldönümü.. 27 Şubat 2011, O’nun Hakk’a yürüdüğü tarih.. Hüzünlendiğimi itiraf etmeliyim. Nedeni yok, çünkü o kadar çok nedeni var ki..! Hangisini saysak diğeri eksik kalacak biliyorum. İnançlıydı, kararlıydı, zarifti, zekiydi.. Adanmış bir “dâvâ” adamı, “Bilge” bir siyasetçiydi.. Bu yüzden bana hep Aliya’yı çağrıştırmıştır O.. Bu yolda nice korku tünellerinden geçtiğini bizim yaşımıza gelmiş olanlar iyi bilirler.. Acımasızca taşlandı, yüreğinde taşıdığı inancı yüzünden aşağılandı, horlandı, fikir ve düşünceleri nedeniyle itildi, kakıldı.. Sırf Müslüman bir devlet adamı olduğu için abdesti ve namazıyla, takkesi ve takunyasıyla, tesbihi ve seccadesiyle, kısacası değer verdiği ve inandığı ne varsa her şeyiyle alay edildi, karikatürize edildi.. Ama bir kez olsun başını çevirip onlara bakmadı bile.. Tek bir kelime ile olsun cevap bile vermedi.. O ve birlikte yürüdüğü arkadaşları, ibadetlerini bir suçlu gibi resmi dairelerin, bakanlıkların bodrumlarında, kömürlüklerinde, depolarınde gizli gizli yapmaya çalıştılar.. Gün geldi, devlet törenlerinin davet masalarında burnuna ısrarla dayatılan şampanya kadehlerinin gücü karşısında alnından boncuk boncuk terler döktüğüne şahit olduk.. Hepsini elinin tersiyle, ama son derece zarif bir biçimde geri çevirmesini de bildi O.. Siyonistler onu hiç sevmedi.. Sevemezlerdi çünkü Ulu Hakan Sultan Abdülhamid Han’dan sonra belki de ilk defa kendilerini sevmeyen bir devlet adamı çıkıyordu karşılarına.. Üstelik açık &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Necmettin Erbakan..</p>



<p>Bugün O’nun 10. ölüm yıldönümü.. 27 Şubat 2011, O’nun Hakk’a yürüdüğü tarih.. Hüzünlendiğimi itiraf etmeliyim. Nedeni yok, çünkü o kadar çok nedeni var ki..! Hangisini saysak diğeri eksik kalacak biliyorum. İnançlıydı, kararlıydı, zarifti, zekiydi.. Adanmış bir “dâvâ” adamı, “Bilge” bir siyasetçiydi.. Bu yüzden bana hep Aliya’yı çağrıştırmıştır O.. Bu yolda nice korku tünellerinden geçtiğini bizim yaşımıza gelmiş olanlar iyi bilirler.. Acımasızca taşlandı, yüreğinde taşıdığı inancı yüzünden aşağılandı, horlandı, fikir ve düşünceleri nedeniyle itildi, kakıldı.. Sırf Müslüman bir devlet adamı olduğu için abdesti ve namazıyla, takkesi ve takunyasıyla, tesbihi ve seccadesiyle, kısacası değer verdiği ve inandığı ne varsa her şeyiyle alay edildi, karikatürize edildi.. Ama bir kez olsun başını çevirip onlara bakmadı bile.. Tek bir kelime ile olsun cevap bile vermedi.. O ve birlikte yürüdüğü arkadaşları, ibadetlerini bir suçlu gibi resmi dairelerin, bakanlıkların bodrumlarında, kömürlüklerinde, depolarınde gizli gizli yapmaya çalıştılar.. Gün geldi, devlet törenlerinin davet masalarında burnuna ısrarla dayatılan şampanya kadehlerinin gücü karşısında alnından boncuk boncuk terler döktüğüne şahit olduk.. Hepsini elinin tersiyle, ama son derece zarif bir biçimde geri çevirmesini de bildi O..<br></p>



<p>Siyonistler onu hiç sevmedi.. Sevemezlerdi çünkü Ulu Hakan Sultan Abdülhamid Han’dan sonra belki de ilk defa kendilerini sevmeyen bir devlet adamı çıkıyordu karşılarına.. Üstelik açık açık “İslam” ve “Müslüman” gibi garip(!) ve tehlikeli(!) lâflar ediyordu.. Aynı şekilde “Dış güçler” sözünü kulağımıza küpe eden de yine O olmuştu.. Dış güçlerin ülkemizdeki yerli şakşakçılarına ve işbirlikçilerine söylediği en ağır söz; “Sizi gidi taklitçiler sizi !” azarlamasıydı.. Bazıları “bıyık altından” güldüler ona.. Müslüman Türkiye’nin can düşmanı “Siyonist” projesi “dış güçler”e lâf söylenmesinden rahatsız oldular. Tıpkı O’nun siyaset okulunda yetişen Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın dünyanın gözünün içine baka baka birilerine “One Minute!!” dediği gibi.. O, bu sözü ısrarla söyledi, çünkü o gerçekten uzağı gören ferasetli bir devlet adamıydı.. Türkiye adına endişeleri vardı elbette.. Ve ne yazık ki zaman endişelerinde onu haklı çıkardı.. Keşke çıkarmamış olsaydı.. D-8 dedi, İslâm ortak pazarı dedi, montaj sanayii değil ağır sanayi dedi, Müslüman ülkeler kendi ortak parasını basmalı, kendi birleşik ordusunu kurmalı dedi. Siyonizmin İslam dünyası üzerindeki şeytanca planlarına önce O dikkatimizi çekti. Kendi topumuzu, tüfeğimizi, kendi tankımızı, kendi helikopterimizi, kendi uçağımızı kendimiz yapmalı, kendi fabrikalarımızı, kısacası kendi sanayimizi kendimiz kurmalıyız dedi. Bu asil millet Batının taşeronluğunu hak etmiyor, dedi. Evet, bu adam çıldırmış olmalıydı. Herkesin Mersin’e gittiği bir zamanda “tersine” giden bu adam kimdi ?! “Millî” diyordu da başka bir şey demiyordu. Eh elbette böyle bir adamın ne yapılıp edilmeli önü kesilmeliydi, susturulmalı, ne pahasına olursa olsun bu gidişat durdurulmalıydı. Siyasi hareketinin defalarca önü kesildi. Durduruldu mu bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey varsa o da, Anadolu insanı artık “asırlık” uykularından uyanmıştı.<br></p>



<p>Sabırlıydı, inançlıydı, saygı duyulacak prensipleri, asla taviz veremeyeceği kutsalları vardı. Siyasî zaafları olmuş mudur, eh her liderde olduğu kadar sanırım onda da olmuştur. Ama kanaatimce pek az liderde olduğu kadar milletine inanmış, devletini baş tacı edip göz bebeği gibi korumuş, kendisini memleketinin değerlerine adamış samimi bir “cihad” eriydi O.. Siyasette, ekonomide ve teknolojide kendine has düşünceleri ve projeleri olan bir idealistti.<br></p>



<p>Türkiye’de ve belki de gözü Türkiye’de olan Müslüman ülkelerin siyaset heveslisi gençlerine bir Müslümanın nasıl siyaset yapacağını/yapması gerektiğini O öğretti. Teşkilatçıydı. Kurduğu partilerin her biri –kapatılma rekoru kırmış olsalar da- birer siyaset mektebi oldu. Türk siyasetine uzun yıllar unutulmayacak siyasetçiler yetiştirdi. Gençlere siyasette prensipli, ahlâklı, özverili, disiplinli ve sabırlı çalışmanın, siyaset yaparken aynı zamanda pekâlâ edebli ve nezaketli olunabileceğinin sırlarını gösterdi. En hiddetli anlarında bile tepkisinin, elinin tersiyle desteklediği, “hadi ordan !” sözünden daha öte gideni görülmedi. İnançlı bir gençliğin ruh mayasını siyaset tarlasına ilk kez o saçtı bence.. Bunu kurduğu ya da kurulmasına öncülük ettiği “gençlik” teşkilatlarıyla gerçekleştirdi. Bugün devletin işleyişine yön veren siyasi, kültürel, akademik kadroların yetişmesinde onun emeklerini hiç kimse inkar edemez. “İnananlar” sözcüğünü Türkiye’nin siyaset terminolojisine O ekledi. İnanan insanların böylece nelere kâdir olduğunu/olacağını cümle âleme göstermiş oldu. Evet. Anadolu insanı ilk defa her anlamda insan yerine konuluyordu.<br></p>



<p>Kısacası, Türkiye’de inançlı kesimlerin kulağına ilk defa bir parti lideri mutlaka ama mutlaka “iktidar” olmaları gerektiğini fısıldıyor, icraatlarıyla da bunun bir hayâl olmadığını gösteriyordu. O, Türk siyasetinde kolay kolay unutulmayacak siyâsi bir fenomen olmuştu.. Türk ve İslâm dünyası bu zor zamanların yalnız adamına çok şey borçlu olduğunu herhalde kabul edecektir..<br></p>



<p>Bu bir hatırlama/hatırlatma yazısıydı.. Bir kez daha diyelim ki “Rûhun şâd, mekânın, menzilin, uzaklardaki yerin yurdun cennet olsun” güzel insan..</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bir-siyaset-bilgesi-necmeddin-erbakan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Necmettin Erbakan</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/prof-dr-necmettin-erbakan/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/prof-dr-necmettin-erbakan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Firuz Türker]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Feb 2021 11:24:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[28 Şubat]]></category>
		<category><![CDATA[Necmettin Erbakan]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16867</guid>

					<description><![CDATA[Ben İTÜ yü 1980 de (darbeden bir tık önce) bitirdim. Necmettin hoca 1948 de bitirmiş. Hoca dememin sebebi zamanında bu sıfatı onunla dalga geçme anlamında kullananları kınamak içindir. O gerçek bir &#8216;hoca&#8217; öğretmen. Bir profesör. Doktorasını Almanya&#8217;da yapmış. Orada hem bilimin inceliklerini kapmış, hem de batı uygarlığının gerçek yüzünü tanımış. Onların, &#8216;batı değerleri&#8217; denilen refah ve özgürlükler, rahatlık üzerine kurulu sistemlerinin başka diğer ülkelerin yoksulluk ve geri kalmışlığı üzerinden sağladıklarını; aşırı bencilleştiklerini, insani değerlere sadece kendilerini layık gördüklerini kavramış. Ülkesine de bu &#8216;ikinci, belki de üçüncü dördüncü derece&#8217; mertebesinden baktıklarını görmüş. Çıkış yolunu da kafasında netleştirmiş. Kendin olacaksın. Yani onların eline bakmayacaksın. Kendi başını kendin bağlayacak, onların seviyesine yükselecek uzun erimli bir çalışma yürüteceksin. Bunu yapabilmek için de kendin olacaksın. Yani onlara öykünmek yerine kendi toplumunun değerlerine yaslanacaksın. Geçmişinden gelen ama zamanla yıpranmış, daha doğrusu bu öykünme sevdası yüzünden yıpratılmış kendine özgü değerleri yeniden ayağa kaldıracaksın. Kendi geri kalmış, batı hayranı &#8216;aydın&#8217; zümrenin küçümsediği hatta hakir gördüğü ama hasletlerini kaybetmemiş toplumunun o hasletlerini yeniden canlandıracaksın. Hoca bunları yapmak için Almanya&#8217;da kalıp rahat bir yaşam sürme imkanı varken bunu göz ardı edip ülkesine dönmüş. Bunun için mücadeleye girmiş. Önce mezun olduğu okulunda dersler vermiş. Gümüş motoru kurmuş. Bakmış böyle olmayacak, bu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ben İTÜ yü 1980 de (darbeden bir tık önce) bitirdim. Necmettin hoca 1948 de bitirmiş. Hoca dememin sebebi zamanında bu sıfatı onunla dalga geçme anlamında kullananları kınamak içindir. O gerçek bir &#8216;hoca&#8217; öğretmen. Bir profesör. Doktorasını Almanya&#8217;da yapmış. Orada hem bilimin inceliklerini kapmış, hem de batı uygarlığının gerçek yüzünü tanımış. Onların, &#8216;batı değerleri&#8217; denilen refah ve özgürlükler, rahatlık üzerine kurulu sistemlerinin başka diğer ülkelerin yoksulluk ve geri kalmışlığı üzerinden sağladıklarını; aşırı bencilleştiklerini, insani değerlere sadece kendilerini layık gördüklerini kavramış. Ülkesine de bu &#8216;ikinci, belki de üçüncü dördüncü derece&#8217; mertebesinden baktıklarını görmüş.</p>



<p>Çıkış yolunu da kafasında netleştirmiş. Kendin olacaksın. Yani onların eline bakmayacaksın. Kendi başını kendin bağlayacak, onların seviyesine yükselecek uzun erimli bir çalışma yürüteceksin. Bunu yapabilmek için de kendin olacaksın. Yani onlara öykünmek yerine kendi toplumunun değerlerine yaslanacaksın. Geçmişinden gelen ama zamanla yıpranmış, daha doğrusu bu öykünme sevdası yüzünden yıpratılmış kendine özgü değerleri yeniden ayağa kaldıracaksın. Kendi geri kalmış, batı hayranı &#8216;aydın&#8217; zümrenin küçümsediği hatta hakir gördüğü ama hasletlerini kaybetmemiş toplumunun o hasletlerini yeniden canlandıracaksın.</p>



<p>Hoca bunları yapmak için Almanya&#8217;da kalıp rahat bir yaşam sürme imkanı varken bunu göz ardı edip ülkesine dönmüş. Bunun için mücadeleye girmiş. Önce mezun olduğu okulunda dersler vermiş. Gümüş motoru kurmuş. Bakmış böyle olmayacak, bu tür bir ulusal hamlenin yolu birinci dünya savaşında ülkeyi teslim alanlarca yönetilen gudubet siyasetçe kesilmiş, o da siyasete atılmış. &#8216;Milli görüş&#8217; demiş;&#8217; sanayimizi geliştirmeliyiz, motor yapmalıyız&#8217; demiş. Ve egemen elitist anlayış tarafından alaya alınmış; dalga geçilmiş. Basın organlarınca oluşturulan algı operasyonlarıyla itibarsızlaştırılmaya çalışılmış. Bu yaklaşım uzun bir süre de tutmuş ne yazık ki. Onun bu fikirleri konuşulup tartışılacağına &#8216;glu glu dansı&#8217; benzetmesi konuşulmuş. İktidara yaklaştığı anlaşılınca da darbe şantajıyla başbakanlığı elinden alınmış; partisi kapatılmış; siyasetten yasaklanmış.</p>



<p>Peki şimdi nereye geldik? Onun ektiği tohumlardan filizlenen başka bir siyasi yapı iktidarda. Ve ilhamını ondan aldığı fikirleri yaşama geçirmekle uğraşıyor, ülkenin makus talihini yenme mücadelesi veriyor. Her türlü zor ve baskıya direniyor. Darbe ile ülkeyi karanlıklara sürüklemek isteyenleri alt ediyor. Bu siyasi anlayışa karşı batılıların desteği ile amansız bir savaş açmış Kılıçdaroğlu bile ondan övgüyle söz etmek zorunda kalıyor. &#8216;O bir cumhuriyet çocuğu&#8217; diyor.</p>



<p>Kaderin cilvesi ki vefatı, kendisini derdest eden bir anlayış ve uygulamanın yıldönümünden bir gün önceye rast gelmiş. Hayat şimdi intikam alıyor sanki. Kendisini saygıyla anıyor, Allah&#8217;tan rahmetler diliyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/prof-dr-necmettin-erbakan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kılıçdaroğlu &#8220;İlke&#8221; Dedi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kilicdaroglu-ilke-dedi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kilicdaroglu-ilke-dedi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Sep 2020 07:32:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Gül]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Kılıçdaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Necmettin Erbakan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15646</guid>

					<description><![CDATA[Bir televizyon programında &#8220;Abdullah Gül&#8217;ü aday gösterecek misiniz?&#8221; sorusuna millet ittifakı paydaşları (İyi Parti, CHP, PKK ilişkili HDP ve diğerleri ) istişareleri sonucunda karar verilecek diyerek bir anlamda bu kapıyı açık tuttu… Devleti kurduğunu iddia eden yüz yıllık bir partinin genel başkanının düştüğü acizliğe bakar mısınız! Gösterecekleri aday Erbakan hocanın talebesi, milli görüş geleneğinden gelme, Ak Parti&#8217;nin kurucularından, bir dönem CHP itiraz ettiği için Cumhurbaşkanı seçilmesi engellenen ve halka gidilen, halkın da inadına seçerek Cumhurbaşkanı yaptığı Abdullah Gül&#8217;ü &#8220;ilkeli hareket etmek &#8221; başlığı altında değerlendirip CHP&#8217;nin razı olabileceği biri olarak ima etmektedir. Bu bakış açısına ve davranışa göre sormak gerekmez mi? Size göre ilke nedir? Yenilir yutulur bir şey midir? Ne işe yarar? İki Aday da Erbakan hocanın talebesi olacak ha! Hatta Gül, hocanın sevenlerinin çoğunlukta olduğu grubun karşısında aday olacak! Kura, yazı da gelse tura da gelse hocanın talebesi kazanacak öyle mi! Merhum Erbakan yıllar sonra nasıl da aciz bıraktı tüm muhataplarını böyle…Büyük devlet adamı hamlesi böyle olur ancak! Bu zavallı hal, devleti kurduğunu iddia eden bir partinin yıllar sonra iflasını açıklaması değil midir? Yıllardır siyaset yapan bir parti sağ görüşlü olacak öyle mi? Ya da Abdullah Gül Solcu! Bu çok açık biçimde CHP&#8217;nin Ak Partilileşmesi veya Abdullah Gül&#8217;ün &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir televizyon programında &#8220;Abdullah Gül&#8217;ü aday gösterecek misiniz?&#8221; sorusuna millet ittifakı paydaşları (İyi Parti, CHP, PKK ilişkili HDP ve diğerleri ) istişareleri sonucunda karar verilecek diyerek bir anlamda bu kapıyı açık tuttu…</p>



<p>Devleti kurduğunu iddia eden yüz yıllık bir partinin genel başkanının düştüğü acizliğe bakar mısınız!</p>



<p>Gösterecekleri aday Erbakan hocanın talebesi, milli görüş geleneğinden gelme, Ak Parti&#8217;nin kurucularından, bir dönem CHP itiraz ettiği için Cumhurbaşkanı seçilmesi engellenen ve halka gidilen, halkın da inadına seçerek Cumhurbaşkanı yaptığı Abdullah Gül&#8217;ü &#8220;ilkeli hareket etmek &#8221; başlığı altında değerlendirip CHP&#8217;nin razı olabileceği biri olarak ima etmektedir.</p>



<p>Bu bakış açısına ve davranışa göre sormak gerekmez mi? Size göre ilke nedir? Yenilir yutulur bir şey midir? Ne işe yarar?</p>



<p>İki Aday da Erbakan hocanın talebesi olacak ha! Hatta Gül, hocanın sevenlerinin çoğunlukta olduğu grubun karşısında aday olacak! Kura, yazı da gelse tura da gelse hocanın talebesi kazanacak öyle mi!</p>



<p>Merhum Erbakan yıllar sonra nasıl da aciz bıraktı tüm muhataplarını böyle…Büyük devlet adamı hamlesi böyle olur ancak! Bu zavallı hal, devleti kurduğunu iddia eden bir partinin yıllar sonra iflasını açıklaması değil midir? Yıllardır siyaset yapan bir parti sağ görüşlü olacak öyle mi? Ya da Abdullah Gül Solcu! Bu çok açık biçimde CHP&#8217;nin Ak Partilileşmesi veya Abdullah Gül&#8217;ün solcu hale gelmiş olması anlamına gelmez mi? Hangisi?</p>



<p>Bana kalırsa ilkeden en son eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bahsetmelidir. Neden mi?</p>



<p>Merhum Erbakan&#8217;a çok zinde olduğu bir zaman diliminde &#8220;altmış yaş üstündekiler siyaseti bırakmalıdır&#8221; demişti. Kendisi şimdi kaç yaşındadır? CHP, kendi koyduğu kuralı uygulamayan bir kişi üzerinden ilkeli duruş nasıl belirleyecek anlamadım ki!</p>



<p>Aslında ülke dedikleri tek şey şudur…Erdoğan&#8217;ı kaybettirmek! Akıllarına galip gelmiş öfkeleri! Erdoğan kaybetsin de isterse ülke batsın tutumları…</p>



<p>Ben bir Müslüman olarak oyumu bir çok olumsuzluk olsa da Cumhurbaşkanımız Erdoğan&#8217;ı kazandırmak için kullanacağım. Kimin ve nasıl bir yapının kazanacağından emin olmadığım ve sadece kaybettirmek üzerinden yapılan tercihleri de ilkeli duruş olarak görmüyorum…Reddediyorum…</p>



<p>Çünkü biz bu oyunu karşısında olsak destek vermesek de 1997 de bir kez gördük! Bir kez daha görmeye ruhsatımız yok! Bir kezdi o!</p>



<p>Böylece diyebilirim ki, dış tehditler bakımından çok tehlike ve sorunlu yaşadığımız bu günlerde asla macera yaşama hakkımız yoktur!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kilicdaroglu-ilke-dedi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yine Sahnedeler: Erbakan&#8217;ın Karşısındaydılar İmamoğlu&#8217;nun Arkasındalar</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yine-sahnedeler-erbakanin-karsisindaydilar-imamoglunun-arkasindalar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yine-sahnedeler-erbakanin-karsisindaydilar-imamoglunun-arkasindalar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Jun 2019 07:43:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[ekrem imamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Necmettin Erbakan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11392</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul&#8217;daki seçimler için geri sayım sürerken CHP-HDP ve İyi Parti&#8217;nin ortak adayı Ekrem İmamoğlu&#8217;nun ABD&#8217;nin en önemli &#8216;etki&#8217; kuruluşlarından biri olan Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü (WINEP) bağlantısı soru işaretlerine neden oldu. stanbul, 23 Haziran&#8217;da bir kez daha sandık başına giderek belediye başkanını seçmeye hazırlanırken, adaylara yurt içinden ve yurt dışından verilen destekler de dikkatlerden kaçmıyor. Bugüne kadar hep &#8216;yerel&#8217; üzerinden söylem geliştiren CHP-HDP-İyi Parti ortak adayı Ekrem İmamoğlu&#8217;nun, 31 Mart&#8217;ın hemen öncesinde başlayan ve Haziran ayına kadar gelinen dönemde kendisine destek veren dış güçlerle ilgili herhangi bir söylemde bulunmaması soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Seçimlerin YSK tarafından iptal edilmesinin ardından ABD&#8217;den gelen &#8216;not ediyoruz&#8217; açıklamasını, CHP heyetinin ABD ziyareti takip etmişti. CHP&#8217;nin bu ziyaretine öncülük eden ve heyetin görüşeceği isimlerin planlamasını yapan partinin ABD Temsilcisi Yurter Özcan&#8217;ın bağlanlatıları &#8216;CHP&#8217;nin İstanbul adayının arkasında hangi güçler var?&#8217; sorusuna neden oldu. Yurter Özcan&#8217;ın CHP Amerika Temsilcisi olarak atanmasının ardından başta WINEP Türkiye Araştırma Programı kurucusu Alan Makovsky olmak üzere CFR, AIPAC, JINSA gibi MOSSAD, CIA, Pentagon ve İsrail Savunma Bakanlığı ile ilişkili think-thanklar ile CHP çok yakın ilişkiler kurdu. CHP-HDP-İyi Parti adayı İmamoğlu ve Özcan arasında da sıklıkla görüşme gerçekleştiriliyor. ARI hareketi ve WINEP bağlantısı Yurter Özcan, 2002 yılında kurulan Arı Vakfı&#8217;nın &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İstanbul&#8217;daki seçimler için geri sayım sürerken CHP-HDP ve İyi Parti&#8217;nin ortak adayı Ekrem İmamoğlu&#8217;nun ABD&#8217;nin en önemli &#8216;etki&#8217; kuruluşlarından biri olan Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü (WINEP) bağlantısı soru işaretlerine neden oldu.</strong></p>
<p>stanbul, 23 Haziran&#8217;da bir kez daha sandık başına giderek belediye başkanını seçmeye hazırlanırken, adaylara yurt içinden ve yurt dışından verilen destekler de dikkatlerden kaçmıyor.</p>
<div class="readmore"></div>
<p>Bugüne kadar hep &#8216;yerel&#8217; üzerinden söylem geliştiren CHP-HDP-İyi Parti ortak adayı Ekrem İmamoğlu&#8217;nun, 31 Mart&#8217;ın hemen öncesinde başlayan ve Haziran ayına kadar gelinen dönemde kendisine destek veren dış güçlerle ilgili herhangi bir söylemde bulunmaması soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.</p>
<p>Seçimlerin YSK tarafından iptal edilmesinin ardından ABD&#8217;den gelen &#8216;not ediyoruz&#8217; açıklamasını, CHP heyetinin ABD ziyareti takip etmişti.</p>
<div class="readmore"></div>
<p>CHP&#8217;nin bu ziyaretine öncülük eden ve heyetin görüşeceği isimlerin planlamasını yapan partinin ABD Temsilcisi Yurter Özcan&#8217;ın bağlanlatıları &#8216;CHP&#8217;nin İstanbul adayının arkasında hangi güçler var?&#8217; sorusuna neden oldu.</p>
<p><img decoding="async" class="inline-image-alt" src="http://i2.haber7.net//haber/haber7/photos/2019/25/Gz2oT_1561007973_9498.jpg" alt="" /></p>
<blockquote><p><strong>Yurter Özcan&#8217;ın CHP Amerika Temsilcisi olarak atanmasının ardından başta WINEP Türkiye Araştırma Programı kurucusu Alan Makovsky olmak üzere CFR, AIPAC, JINSA gibi MOSSAD, CIA, Pentagon ve İsrail Savunma Bakanlığı ile ilişkili think-thanklar ile CHP çok yakın ilişkiler kurdu. CHP-HDP-İyi Parti adayı İmamoğlu ve Özcan arasında da sıklıkla görüşme gerçekleştiriliyor.</strong></p></blockquote>
<p>ARI hareketi ve WINEP bağlantısı</p>
<p>Yurter Özcan, 2002 yılında kurulan Arı Vakfı&#8217;nın partneri olan WINEP&#8217;in kadrosunda olan bir isim. Enstitünün, Türkiye Araştırma Programı kapsamında görevlendirilen Soner Çağaptay&#8217;ın asistanı olarak çalışmaya başladı.</p>
<p>Arı Hareketi, 1997 yılında Kemal Köprülü öncülüğünde &#8216;ARI Grubu Derneği&#8217; olarak kuruldu, 1999&#8217;da ise adını &#8216;ARI Hareketi&#8217; olarak değiştirdi.</p>
<p>ABD ve İsrail&#8217;in çıkarlarını savunmak üzere kurulan AIPAC, Jinsa, ADL, gibi kuruluşlarla birlikte çalışmak için çeşitli işbirliği anlaşmaları imzalayan ARI Hareketi, WINEP ile de yakın ilişki içerisinde oldu.</p>
<p>ABD ve Türkiye&#8217;de farklı toplantılar düzenleyen grup, 1999&#8217;da İstanbul&#8217;da Koç ailesinin evinde verilen bir davetin ardından ülkemizdeki faaliyetlerini artırdı.</p>
<p><img decoding="async" class="inline-image-alt" src="http://i2.haber7.net//haber/haber7/photos/2019/25/D115S_1561008042_4902.jpg" alt="" /></p>
<blockquote><p><strong>ABD&#8217;li darbeci isimlerle ARI hareketinini öncüleri ve sermeyenin temsilcileri Koç ailesinin evinde buluşmuştu.</strong></p></blockquote>
<p>ARI Hareketi&#8217;nin Genel Koordinatörü Kemal Köprülü, bu dönemlerde Türkiye genelinde düzenlenen &#8216;Katıl ve geleceğini yarat&#8217; kongresini ve çok sayıda sivil toplum fuarı düzenledi. Köprülü bu etkinlikler kapsamında gençlere &#8216;Ankara&#8217;yı tamamen unutun. Bu sistem iflas etti&#8217; dedi.</p>
<p><strong>Erbakan: 28 Şubat&#8217;ı Makovsky planladı</strong></p>
<p>Hatırlanacağı üzere Necmettin Erbakan, Başbakanı olduğu hükümetin düşüp partisinin kapatılmasına neden olan 28 Şubat için darbenin 10&#8217;uncu yılında ilginç bir değerlendirme yapmıştı.</p>
<p>Erbakan, 28 Şubat&#8217;ın ABD&#8217;nin düşünce kuruluşu American İnsitute&#8217;un Orta Doğu uzmanı Alan Makovsky&#8217;nin hazırladığı &#8216;Türkiye raporları&#8217; çerçevesinde Türkiye dışında planlandığını, içeride 28 Şubat&#8217;ı gerçekleştirenlerin bunun farkında bile olmadığını söylemişti.</p>
<p>Doğrudan &#8220;28 Şubat&#8221; ifadesini kullanmamaya özen gösteren Erbakan, sürecin &#8220;Makovsky&#8217;nin raporları doğrultusunda Türkiye dışında ağırlıkla Siyonist çevrelerce planlandığını&#8221; savundu.</p>
<p>Erbakan&#8217;ın 28 Şubat&#8217;ın asıl planlayıcılarına dair açıklamaları o dönemlerde medyaya böyle yansımıştı.</p>
<p><img decoding="async" class="inline-image-alt" src="http://i2.haber7.net//haber/haber7/photos/2019/25/PvXw9_1561008134_3666.jpg" alt="" /></p>
<p><strong>&#8220;2005&#8217;de Anayasayı değiştirecek çoğunlukta olmamızdan korktular&#8221;</strong></p>
<p>Erbakan, Makovsky&#8217;nin 28 Şubat&#8217;a temel oluşturan raporlarında, &#8220;bir müdahale olmaması durumunda RP&#8217;nin ilk genel seçimlerde yüzde 45&#8217;le tek başına iktidara geleceği, 2005 yılında yapılacak seçimlerde de Anayasayı değiştirecek çoğunlukla gelebileceği&#8221; tespitlerinin yer aldığını, 28 Şubat&#8217;ın bu doğrultuda gerçekleştirildiğini anlattı.</p>
<p><strong>28 Şubat&#8217;ın mimarları yeniden sahnede</strong></p>
<p>Kemal Kılıçdaroğlu imzasıyla 2013 yılında &#8220;CHP&#8217;nin ABD Temsilcisi&#8221; sıfatıyla göreve başlayan Yurter Özcan&#8217;ın ABD&#8217;deki ilk işi 28 Şubat sürecinin mimarlarıyla bir araya gelmek oldu. Özcan, lobi faaliyetlerine WINEP üzerinden başladı ve Alan Makovsky, Soner Çağaptay, Michael Rubin, Morton Abramowitz, Henri Barkey gibi isimlerle yoğun bir trafik başlattı.</p>
<p><img decoding="async" class="inline-image-alt" src="http://i2.haber7.net//haber/haber7/photos/2019/25/RrkYJ_1561008225_1663.jpg" alt="" /></p>
<blockquote><p><strong>Türkiye, 15 Temmuz&#8217;daki FETÖ&#8217;cü hain darbe girişimine doğrudan katıldığı ortaya çıkan CIA ajanı Henri Barkey hakkında yakalama kararı çıkarmıştı. CHP&#8217;nin ABD temsilcisinin, Barkey ve parti yönetimi arasında köprü görevi üstlendiği öğrenildi.</strong></p></blockquote>
<p>Özcan, ABD Yabancı Kayıt Kanunu bildiri belgesine göre, 15 Temmuz&#8217;daki FETÖ darbe girişiminden 1 gün önce CHP heyetini ABD Savunma Bakanlığı&#8217;ndan bir heyetle görüştürdü.</p>
<p>ARI hareketiyle çalışanların, WINEP başta olmak üzere ABD&#8217;nin bölgemizdeki &#8216;nüfuz&#8217; kuruluşlarının önemli isimleriyle birlikteliği 23 Haziran seçimleri için de ortak bir çalışmaya dönüştü.</p>
<p>Saadet Partisi tabanının, Erbakan ve Türkiye aleyhine onlarca adım atmalarının yanı sıra CHP adayını da açıktan destekleyen bu isimlere 23 Haziran&#8217;daki seçimlerde nasıl tepki göstereceği merakla bekleniyor.</p>
<p>haber7.com</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yine-sahnedeler-erbakanin-karsisindaydilar-imamoglunun-arkasindalar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erbakan Vazgeçmez</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/erbakan-vazgecmez/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/erbakan-vazgecmez/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Nov 2018 10:08:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Erbakan]]></category>
		<category><![CDATA[Necmettin Erbakan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4798</guid>

					<description><![CDATA[Şevki Karabekiroğlu Yazdı 1974 Kıbrıs harekatı yüzünden ABD bize ambargo koymuş, biz de Türkiye&#8217;deki İncirlik dahil 5 ABD üssünü 1975&#8217;te kapatmıştık. ABD dış işleri bakanı konuyu görüşmeye geldi. Dışişleri bakanı İ. S. Çağlayangil&#8217;di. ABD&#8217;ye şartları söyledik. Türkiye ve İslam dünyası aleyhine olmayacak, Türkiye&#8217;den izinsiz operasyon yapmayacak türünden 5 tane şart ileri sürdük. ABD li bakan &#8220;valla bunları ben kabul etsem Kongre kabul etmez&#8221; dedi. Bizim Bakan da &#8220;valla bu şartlardan ben vaz geçsem bile Erbakan vazgeçmez&#8221; dedi. Anlaşamadılar. 1979 yılına kadar kapalı kaldı. ABD dâhildeki elemanlarını harekete geçirdi. Türkiye’de halkı birbirine düşüren eylemler, cinayetler ve hatta katliamlar başladı. Halk birbirine düşman edildi. 19-22 Nisan 1978 günleri Malatya olayları, 3-7 Eylül 1978 günleri Sivas olayları, 3-5 Aralık 1978 günleri Elazığ olayları, 19-24 Aralık 1979 günleri Kahramanmaraş olayları, 25-27 Haziran 1979 günleri Manisa olayları, 2-10 Temmuz 1980 günleri de Sivas olaylarında halkımız karşı karşıya getirildi. Diğer taraftan, toplumun önde gelen isimlerine karşı suikastlar düzenlendi. Bu olaylar, 1980 yılında iyice hızlandı. 26 Aralık 1978 – 11 Eylül 1979 döneminde bu ülkede 869 sivil ve 29 güvenlik görevlisi öldürüldü; 3633 kişi yaralandı. 12 Eylül 1979 ile 11 Eylül 1980 tarihleri arasında ise 2677 sivil ve 135 güvenlik görevlisi öldürüldü; 6784 kişi yaralandı. Bu arada TÜSİAD, gazetelere verdiği &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Şevki Karabekiroğlu Yazdı</strong></p>
<p>1974 Kıbrıs harekatı yüzünden ABD bize ambargo koymuş, biz de Türkiye&#8217;deki İncirlik dahil 5 ABD üssünü 1975&#8217;te kapatmıştık.</p>
<p>ABD dış işleri bakanı konuyu görüşmeye geldi. Dışişleri bakanı İ. S. Çağlayangil&#8217;di.<br />
ABD&#8217;ye şartları söyledik. Türkiye ve İslam dünyası aleyhine olmayacak, Türkiye&#8217;den izinsiz operasyon yapmayacak türünden 5 tane şart ileri sürdük.<br />
ABD li bakan &#8220;valla bunları ben kabul etsem Kongre kabul etmez&#8221; dedi.<br />
Bizim Bakan da &#8220;valla bu şartlardan ben vaz geçsem bile Erbakan vazgeçmez&#8221; dedi.<br />
Anlaşamadılar.</p>
<p>1979 yılına kadar kapalı kaldı.<br />
ABD dâhildeki elemanlarını harekete geçirdi.<br />
Türkiye’de halkı birbirine düşüren eylemler, cinayetler ve hatta katliamlar başladı.<br />
Halk birbirine düşman edildi.</p>
<p>19-22 Nisan 1978 günleri Malatya olayları, 3-7 Eylül 1978 günleri Sivas olayları, 3-5 Aralık 1978 günleri Elazığ olayları, 19-24 Aralık 1979 günleri Kahramanmaraş olayları, 25-27 Haziran 1979 günleri Manisa olayları, 2-10 Temmuz 1980 günleri de Sivas olaylarında halkımız karşı karşıya getirildi.</p>
<p>Diğer taraftan, toplumun önde gelen isimlerine karşı suikastlar düzenlendi.<br />
Bu olaylar, 1980 yılında iyice hızlandı. 26 Aralık 1978 – 11 Eylül 1979 döneminde bu ülkede 869 sivil ve 29 güvenlik görevlisi öldürüldü; 3633 kişi yaralandı.<br />
12 Eylül 1979 ile 11 Eylül 1980 tarihleri arasında ise 2677 sivil ve 135 güvenlik görevlisi öldürüldü; 6784 kişi yaralandı. Bu arada TÜSİAD, gazetelere verdiği sayfa sayfa ilanlarla Hükümeti düşürmeye çalıştı. Diğer taraftan da, Türkiye’de temel tüketim mallarında büyük bir sıkıntı başlatıldı. Filtreli sigaradan tüp gaza, margarinden, sıvı yağa kadar nelerin sıkıntısını çektiğimizi hatırlarsınız. 1979 Ekim ara seçimlerinde de CHP büyük bir mağlubiyet aldı ve Bülent Ecevit istifa etti.<br />
Süleyman Demirel bir azınlık hükümeti kurdu. Amerikalılar, üs ve tesislerin faaliyete geçirilmesini bu kez Süleyman Demirel’den istediler. 29 Mart 1980 günü ilgili anlaşma imzalandı ama meclise gönderilmedi. Kadük kaldı.</p>
<p><strong>DARBEDEN SONRA</strong></p>
<p>12 Eylül 1980 askeri darbesi gerçekleşti. Amerikalıların istekleri, 18 Kasım 1980 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla yerine getirildi.<br />
Amerikan üslerinin ve tesislerinin yeniden faaliyete geçmesine ilişkin anlaşma, 1 Şubat 1981 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/erbakan-vazgecmez/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr. Fatih Erbakan : &#8220;Siyaset Bize Erbakan Hocamızdan Miras&#8221;</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/dr-fatih-erbakan-siyaset-bize-erbakan-hocamizdan-miras/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/dr-fatih-erbakan-siyaset-bize-erbakan-hocamizdan-miras/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Turan Latif Yıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Jan 2018 21:30:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[5. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Fatih Erbakan]]></category>
		<category><![CDATA[Erbakan]]></category>
		<category><![CDATA[Latif Yıldız]]></category>
		<category><![CDATA[Necmettin Erbakan]]></category>
		<category><![CDATA[Şubat 2018]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1587</guid>

					<description><![CDATA[Erbakan Vakfı Genel Başkanı Dr. Fatih Erbakan Yörünge’ye konuştu… “Siyaset Bize Erbakan Hocamızdan Miras” Erbakan Vakfı camiamız da bunu biliyor. Bizim Erbakan Vakfı çatısı altında söylediğimiz sözler, çözüm önerilerimiz, milletimizin, İslam aleminin çektiği sıkıntılara yönelik ortaya koyduğumuz projelerin uygulanabilmesi önemlidir. Bu projeler fiilen uygulanamadıktan sonra göreviniz yarım kalmış olur. Erbakan Vakfı Genel Başkanı Dr. Fatih Erbakan, yeni kuracağı siyasi partiden Saadet Partisinden ayrılış sürecine, Türkiye’nin Amerika, Rusya ve Avrupa’yla olan ilişkilerinden 2019 seçimleri ve ittifak tartışmalarına kadar birçok konuda sorularımızı yanıtladı. Söyleşimize başlamadan önce içinde bulunduğumuz bu odadan bahsetmeden geçmek olmaz. Bu oda eski Başbakanlardan Necmettin Erbakan’ın çalışma ofisi olarak kullandığı ve kabullerini gerçekleştirdiği oda olması bakımından ayrıca önem taşıyor. Necmettin Erbakan Hoca’nın 91. doğum günü olması hasebiyle 29 Ekim’de Ankara Atatürk Kapalı Spor Salonunda ‘Büyük Gençlik Buluşması’ programında bazı açıklamalarda bulundunuz. Rahmetli Erbakan Hocanın partisi kapatıldığı zaman söylediği, “Nasıl ki abdestimiz bozulduğunda yeniden abdest alıyorsak şimdi de aynısını yapacağız. Yeni partimizi kurarak abdestimizi tazeleyeceğiz.” sözüne atıfta bulunarak “Aynı şekilde biz de abdestimiz bozuldu diye farz namazı terk edecek değiliz. Biz de Erbakan Hocamız gibi abdestimizi tazeleyeceğiz, kaldığımız yerden devam edeceğiz.” dediniz. -Erbakan Vakfı siyasi bir partiye mi dönüşecek? -Tabii bizim eskiden beri yürüyüşümüz, çalışmalarımız sonuçta bir siyasi yöne doğru &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erbakan Vakfı Genel Başkanı Dr. Fatih Erbakan Yörünge’ye konuştu…<br />
<strong>“Siyaset Bize Erbakan Hocamızdan Miras”</strong></p>
<p><strong>Erbakan Vakfı camiamız da bunu biliyor. Bizim Erbakan Vakfı çatısı altında söylediğimiz sözler, çözüm önerilerimiz, milletimizin, İslam aleminin çektiği sıkıntılara yönelik ortaya koyduğumuz projelerin uygulanabilmesi önemlidir. Bu projeler fiilen uygulanamadıktan sonra göreviniz yarım kalmış olur.</strong></p>
<p><em>Erbakan Vakfı Genel Başkanı Dr. Fatih Erbakan, yeni kuracağı siyasi partiden Saadet Partisinden ayrılış sürecine, Türkiye’nin Amerika, Rusya ve Avrupa’yla olan ilişkilerinden 2019 seçimleri ve ittifak tartışmalarına kadar birçok konuda sorularımızı yanıtladı. Söyleşimize başlamadan önce içinde bulunduğumuz bu odadan bahsetmeden geçmek olmaz.</em></p>
<p><em>Bu oda eski Başbakanlardan Necmettin Erbakan’ın çalışma ofisi olarak kullandığı ve kabullerini gerçekleştirdiği oda olması bakımından ayrıca önem taşıyor. Necmettin Erbakan Hoca’nın 91. doğum günü olması hasebiyle 29 Ekim’de Ankara Atatürk Kapalı Spor Salonunda ‘Büyük Gençlik Buluşması’ programında bazı açıklamalarda bulundunuz.</em></p>
<p><em>Rahmetli Erbakan Hocanın partisi kapatıldığı zaman söylediği, “Nasıl ki abdestimiz bozulduğunda yeniden abdest alıyorsak şimdi de aynısını yapacağız. Yeni partimizi kurarak abdestimizi tazeleyeceğiz.” sözüne atıfta bulunarak “Aynı şekilde biz de abdestimiz bozuldu diye farz namazı terk edecek değiliz. Biz de Erbakan Hocamız gibi abdestimizi tazeleyeceğiz, kaldığımız yerden devam edeceğiz.” dediniz.</em></p>
<p><strong>-Erbakan Vakfı siyasi bir partiye mi dönüşecek?</strong></p>
<p>-Tabii bizim eskiden beri yürüyüşümüz, çalışmalarımız sonuçta bir siyasi yöne doğru gideceği belli olan çalışmalardı. Erbakan Vakfı camiamız da bunu biliyor. Bizim Erbakan Vakfı çatısı altında söylediğimiz sözler, çözüm önerilerimiz, milletimizin, İslam aleminin çektiği sıkıntılara yönelik ortaya koyduğumuz projelerin uygulanabilmesi önemlidir. Bu projeler fiilen uygulanamadıktan sonra göreviniz yarım kalmış olur.</p>
<p><strong>-Sizi bir siyasi parti kurmaya iten neden, siyasette gördüğünüz bir boşluk muydu? Siyasi parti kurmak için doğru bir zaman olduğunu düşünüyor musunuz?</strong></p>
<p>-Artık zamanın da bu konuda uygun bir hale gelmeye başladığını daha fazla beklemektense bir an evvel atılacak adımın atılması gerektiğine kanaat getirdik. Bu siyasi çalışmanın yapılması, adımın atılması da rahmetli Erbakan Hocamızdan bize bir mirastır. Çünkü Erbakan Hocamız, “Bir Müslümanın asıl görevi, bütün insanlığın çektiği maddi ve manevi sıkıntılardan kurtarılmasını sağlamaktır.</p>
<p>Bunun olabilmesi de ancak iktidara gelmekle, devlet yönetiminde bulunmakla mümkündür. Bunun olabilmesinin yolu da siyasetten geçer.” demiştir. Bizler de “onun evlatları, onun öğrencileri olarak onun yolundan yürüyen kimseler olarak bu yolu tercih etmemiz gerekir.” diye düşünüyoruz.</p>
<p><strong>-2019 seçimlerine partiniz girecek mi?</strong></p>
<p>-Yetişmek istiyoruz ama hazırlıklarımız devam ediyor. Tam bir tarih belirlenmedi. Bunlar ciddi meseleler olduğu için gerçekten güçlü, ciddi bir alternatif ortaya konulabilmesi için hazırlıkların da iyi yapılması gerekir. Dolayısıyla belki yavaş ama emin adımlarla yürümeye çalışıyoruz. Bu noktada hazırlıklarımız devam ediyor.</p>
<p><strong>Borç ve Faiz Ekonomisi Yerine Üretim ve İstihdam Ekonomisi</strong></p>
<p><strong>-Siyasi hedefiniz nedir?</strong></p>
<p>-Borç ve faiz ekonomisinden yatırım, üretim ve istihdam ekonomisine Türkiye’yi geçirmektir.</p>
<p>Maddi ve manevi bakımdan kalkınmasını sağlamış bir Türkiye kurmak, böylelikle yeniden büyük Türkiye’yi hayata geçirmek, yeniden büyük Türkiye’nin öncülüğünde İslam birliğini hayata geçirmek ve İslam birliğinin, İslam medeniyetinin öncülüğünde de adil bir dünyanın, yeni bir dünyanın kurulmasını sağlamak.</p>
<p>Güçlünün değil, haklının sözünün geçtiği, kaba kuvvetin üstün tutulmadığı, hakkın ve haklılığın üstün tutulduğu adil yeni bir dünyanın kurulmasını sağlamaktır ana hedefimiz.</p>
<p><strong>-Partiniz Milli Görüşün temsilcisi bir parti mi olacak?</strong></p>
<p>-Tabii ki Milli Görüşü temsil etmek asıl maksattır, gayedir. Milli Görüş rahmetli Erbakan Hocamızın tanımıyla zamandan, mekandan, şartlardan bağımsız olarak her zaman için insanları saadete ulaştıracak, kurtuluşuna vesile olacak bir görüştür. Ana hedefimiz Türkiye’nin öncelikle Milli Görüş zihniyetiyle yönetilmesini sağlamak. Milli görüşün projelerinin, çözüm önerilerinin Türkiye’de fiilen uygulanmasını gerçekleştirmektir.</p>
<p><strong>-Türkiye’de şu anda Milli Görüşü temsil ettiğini söyleyen partiler var. Sizi bu partilerden ayıran nedir?</strong></p>
<p>-Bu noktada belki iki siyasi partiyi ele almak gerekir. Bir tanesi Saadet Partisi ki Milli Görüşü temsil ettiğini iddia eden bir partidir. İkincisi de iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi. O da Milli Görüş geleneğinden gelen kimselerin kurmuş olduğu bir partidir. Öncelikli olarak iktidar partisini ele alırsak, Milli Görüş çizgisinde tam manasıyla yürümediklerini biz yıllardan beri ifade ediyoruz.</p>
<p>Başörtüsü zulmünün ortadan kaldırılması, Kur’an kurslarının açılması, imam hatiplerin önündeki engellerin kaldırılması, başörtülü bakanlarımızın, milletvekillerimizin, büyükelçilerimizin olması elbette ki bunlar özlenen, beklenen gelişmelerdir. Ancak Milli Görüş sadece Kur’an kursları ve imam hatipler açmaktan ibaret değil. Milli Görüşün iki temel hedefi var. Birincisi ülkemizde ve dünyadaki ekonomik sömürünün ortadan kaldırılmasını sağlamaktır. İkincisi ise bütün dünyada zulmün, haksızlığın, adaletsizliğin ortadan kaldırılmasını temin etmektir.</p>
<p>Şimdi birinci temel hedef bakımından iktidar partisinin icraatlarına baktığımızda ne görüyoruz? Maalesef 15 seneden beri borç ve faiz ekonomisinin takip edildiğini görüyoruz. 80 milyonluk milletin alın teri, emeği vergilerle, zamlarla, maaşlardan yapılan kesintilerle toplanıyor ve götürülüp her sene borç faizi adı altında dış güçlere ödeniyor. Şimdi bunu gördüğümüz zaman bunu biz milli görüşün neresine sığdırabiliriz?</p>
<p>Milli görüşün ikinci olmazsa olmazı, bütün dünyada zulmün, haksızlığın, adaletsizliğin ortadan kaldırılmasını temin etmek bakımından baktığımızda mevcut iktidarın öncelikle Amerika’nın Irak operasyonunda desteğini görüyoruz, arkasından Büyük Orta Doğu Projesi’ne desteğini görüyoruz. Büyük Orta doğu projesi ve Amerika’nın Irak operasyonu, Suriye’nin, Irak’ın, Libya’nın, Mısır’ın, Orta doğu’nun, İslam aleminin bugünkü hale gelmesinin sebebidir, başlangıcıdır. Bunlara destek olunduğunu görüyoruz.</p>
<p>D-8 projesini maalesef 15 sene boyunca uygulamadıklarını, bunun yerine G-20’nin, Avrupa Birliği’nin ve Amerika’nın ajandasını takip ettiklerini, onların peşinden gittiklerini görüyoruz. Eğer 15 senede bu D-8’e sahip çıkılıp D-60 haline getirilse, İslam birliği tesis edilse bugün Suriye bu halde olmazdı, Arakan bu halde olmazdı, Mısır bu halde olmazdı. Ege’de boğulan Suriyeli minik yavrular boğulmak zorunda kalmazdı.</p>
<p>Dolayısıyla bunun bir sorumluluğu da mevcut iktidarın üzerindedir. Yine bu 15 sene boyunca işte Kıbrıs konusunda izlenen tavizkar tutum: Geçtiğimiz aylarda Cenevre görüşmelerinde Türk tarafı Kıbrıs’ta Türk Cumhuriyetinin topraklarının neredeyse 3’te 1’ni masa başında Rumlara vermeyi kabul ediyor. Rumlar; ‘3’te 1 bize yetmez, biz 3’te 2 istiyoruz’ diye uzlaşmadıkları için Rumların aç gözlülüğü ve inatçılığı yüzünden bir uzlaşma sağlanamıyor.</p>
<p>Şehit kanıyla alınmış bir vatan toprağıdır Kıbrıs. Ha Mardin’i, Urfa’yı, Adana’yı, Mersin’i vermişsiniz ha Kıbrıs’ı vermişsiniz. Bu milli görüşle bağdaşmayacak bir adımdır.</p>
<p><strong>Saadet Partisi ve Erbakan Çizgisi</strong></p>
<p><strong>&#8211; Sizi Saadet Partisinden ayıran ve yeni bir parti kurmaya iten nedenler nelerdir? Saadet Partisinin Milli Görüşü temsil etmediğini mi düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Saadet Partisi bir defa Milli Görüş ve Erbakan hocamızın çizgisinde değil. Bakınız çok güzel bir örnek, 50 bin nüfuslu Kütahya’nın Tavşanlı ilçesinde bir seçimde Saadet Partisi 17 bin oy almış, aynı seçimde 5 milyonluk Ankara’da Saadet Partisi 13 bin oy almış. Seçimin ardından ne yapılması beklenir? Tavşanlı teşkilatına ve ilçe başkanına madalya takılması gerekir. Yüz misli nüfusa sahip Ankara’dan daha çok oy almışlar. Ne yapılıyor seçimin ertesi günü? Tavşanlı ilçe başkanı, yönetimi ve teşkilatı baştan aşağı görevden alınıyor. Sebep ne? Seçim sırasında Fatih Erbakan’ı çağırıp konferans verdirdin. Arkasından Rize. Yüzde 3,5 oy almış Partinin Türkiye geneli aldığı oy yüzde 1,2. Rize milli görüş tarihinde Türkiye geneli oyu ilk defa üçe katlamış. Rize teşkilatına madalya takacağına, Rize teşkilatını görevden alıyor. Neden? Fatih Erbakan’ı havaalanında karşılamaya gitmişsin, Fatih Erbakan’a yakınsın, ona toplantı yaptırmışsın. Trabzon’da geçtiğimiz yaz merkez ilçe kongresi yapılıyor, kongre öncesinde 80 tane merkez ilçede parti üyesi görevden alınıyor. Sebep ne? Erbakan Vakfı’nın önünden geçtin, Erbakan Vakfı’na selam verdin, Erbakan Vakfı Başkanının akrabasısın. Bursa Yenişehir ilçesinde 400 üye bir gecede üyelikten siliniyor. Sebep ne? Fatih Erbakan’ı Bursa Yenişehir’e konferansa davet ettin. Bir ilçe teşkilatı olduğu gibi yok ediliyor. Erbakan Hocamız nerede, bunların bu uygulamaları nerede? Bu yapılanları hangi milli görüşe, Erbakan Hocamızın hangi uygulamalarına sığdıracaksınız?</p>
<p>Erbakan Hocamızın başkanlık koltuğunda oturan bir zat, Hocamızın emaneti olan koltukta bu Partinin Genel Başkanı olarak otururken Erbakan Hocamızın ‘dünya Siyonizmine asker yetiştiriyor.’ dediği harekete, ‘bu hareket dünyanın, Türkiye’nin en hayırlı hareketidir, ben bu hareketin gönüllü avukatlığını yaparım.’ diyecek ve bu aynı zat diğer taraftan Erbakan Hocamızın vasiyeti üzerine kurulmuş Erbakan Hocamızın adını taşıyan Erbakan Vakfı için de “bu vakfı dış güçler kurduruyor, bu vakıf Milli Görüşü bölüp parçalamak için kuruluyor.” diyecek kadar işi ileriye götürecek. Böyle Milli Görüş mü olur, böyle Erbakan Hoca’nın yolundan mı gidilir? Her zaman söylediğimiz gibi Erbakan Hocamız bize bir tabela, bir bina, bir amblem emanet etmedi. Bize kendisinden sonra takip edeceğimiz Milli Görüş ilke ve prensiplerini emanet etti. Kim bunlara uyuyorsa Milli Görüşçüler olarak onlarla birlikte olmamız gerekir.</p>
<p><strong>Biz Ayrılmadık, Atıldık</strong></p>
<p>Biz zaten hep söylüyoruz: biz partiden ayrılmadık, parti yönetimi bizi dışarı attı. Erbakan Vakfı bir sebep değil bir sonuçtur. Önce parti yönetimi Erbakan Hocanın vefat ettiği andan itibaren kalemi kırdı, Erbakan ailesini, bizleri ve bizim çevremizdeki bütün arkadaşlarımızı dışladı, dışarıya attı. Arkasından Anadolu’da bu partiden dışlanan, dışarı atılan insanlar hizmet etmek için kendilerine bir çatı olarak Erbakan Vakfı’nı kurdular ve Erbakan Vakfı’nda buluştular. Erbakan Vakfı kurulduğu için bu ayrışma olmadı. Önce bu insanlar ve biz dışarıya atıldık parti yönetimi tarafından, arkasından bunun bir sonucu olarak Erbakan Vakfı kuruldu. Dolayısıyla biz partinin başkanlığı, liderliği talebinde de hiçbir zaman bulunmadık. Her Milli Görüşçünün sahip olduğu haklar bize de verilsin dedik. Teşkilatlarda toplantı yapma, konferanslara katılma, teşkilatların programlarına katılma haklarını bize de verin dedik. Hayır, bu da olmaz. Ne teşkilata gidebilirsin, ne konferans verebilirsin, ne teşkilatlar seni konuşmacı olarak davet edebilir.</p>
<p>Bütün bu baskılar ve dışlamalar sonucunda son olarak bunların düzeltilmesi için bir kongrede adaylık söz konusu oldu. Madem bu sıkıntılar var, öyleyse bunları düzeltelim, Saadet Partisi Milli Görüş çizgisinde düzgün bir istikamet üzerinde yürüsün diye adaylık söz konusu oldu. Burada başarılı olunamadıktan sonra, zaten Erbakan Hoca’nın vefatıyla başlayan bu dışlama ve tasfiye süreci daha da hızlı bir şekilde yürüdü ve Erbakan Vakfı bunun üzerine yeşerdi. Erbakan Vakfı dediğim gibi bir sebep olarak değil bir sonuç olarak ortaya çıktı.</p>
<p>Erbakan Hocamız değil bir kişiyi dışlamak, bir kişiyi görevden almak-uzaklaştırmak, ben gidiyorum, beni bırakın, ben sizinle çalışmayacağım diyen insana bile “hayır, sen de burada kalacaksın, bizimle birlikte Milli Görüşe hizmet edeceksin, hiçbir yere gidemezsin” diye onun kolundan tutan, adeta yalvaran bir insandı. Şimdi bugün bunların durumuna baktığımız zaman, nerede Milli Görüş çizgisi, nerede Erbakan Hocamızın uygulaması, nerede bunlar?</p>
<p><strong>-Milli Görüş denilince, sadece bir siyasi parti akla gelmiyor elbette ki birçok yan kuruluşu da var. Bir siyasi parti olarak Milli Görüş’ün yan kuruluşlarının desteğini alabilecek misiniz ya da bunlara muadil yeni müesseseler mi kuracaksınız?</strong></p>
<p>-Öncelikle Milli Görüş Hareketinin mevcut durumundan çıkarılıp kendisine yakışan noktaya taşınması gerekir. Erbakan hocamızın göstermiş olduğu hedeflere bir an evvel ulaşılmalıdır.</p>
<p>Milli Görüş zihniyetinin hakkıyla temsil edilmesini ve bu zihniyetin Türkiye’de hakim olması elzemdir. Türkiye’de bu zihniyetin hakim kılınmasını isteyen, bunun bir an evvel gerçekleşmesini isteyen bütün Milli Görüş kuruluşlarının bizim hareketimize destek vermesini doğal olarak bekliyoruz. Şu anda Saadet Partisi yönetimindeki bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki kişiler maalesef bu temsili hakkıyla yerine getirememektedir. Bu anlayışın bu gidişle Milli Görüş hareketini bulunduğu durumdan çıkartması ve meclise sokması bile mümkün gözükmemektedir. Şu anda da hiçbir ümitleri kalmadığı için AK Parti’yle ve CHP’yle yoğun bir şekilde koalisyon ve ortaklık görüşmelerini sürdürüyorlar. Burada hangi taraf kendilerine çok sayıda milletvekilliği verirse onunla birlikte olma arzusundalar.</p>
<p>Bütün hedefleri, bütün istikametleri bu bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki insanın Meclise sokulup milletvekili yapılmasıdır. Hem CHP’yle hem AK Parti’yle bu ittifaka müsait ve münasip bir durumdadırlar. Dediğim gibi hangi taraf daha çok sayıda milletvekilliği verirse onunla ittifak kuralım, o kanadın içerisinde yer alalım anlayışındadırlar. Ve bunu da Erbakan Hocamızın geçmişte yaptığı koalisyonlarla meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Erbakan Hocamızın geçmişte yaptığı koalisyonlar nerede, siz neredesiniz? Erbakan Hoca CHP’yle koalisyon yaptı ama 1974’te o koalisyon sayesinde Cumhuriyet tarihinin en büyük ağır sanayi hamlesini gerçekleştirdi.</p>
<p><strong>Milletimiz Doğuştan Milli Görüşçüdür</strong></p>
<p><strong>-Diğer siyasi partilerden bir katılım bekliyor musunuz?</strong></p>
<p>-Elbette ki Erbakan Hocamız her zaman “Milletimiz inancı ve tarihi dolayısıyla doğuştan Milli Görüşçüdür” demiştir. Dolayısıyla Milli Görüşü hakkıyla temsil eden bir siyasi oluşum olduğunda ve bu siyasi hareket etkili bir çalışma yaptığında milletimizin, bütün partilerdeki insanların büyük teveccüh göstereceğine her zaman inancımız var. Çünkü bizim davamızın muhatabı bütün insanlıktır.</p>
<p>Vatanını, milletini seven, İslam aleminin ve insanlığın maddi ve manevi sıkıntılarından kurtulmasını isteyen herkesi kucaklamak bizim anlayışımızın temelidir. Bu sebeple de dediğim gibi özellikle Türkiye’nin borç ve faiz ekonomisinden kurtulup yatırım, üretim, istihdam ekonomisine geçmesini ve aynı zamanda dış politikada da İslam alemine öncülük edip İslam birliğini tesis ederek Siyonizm’in büyük İsrail planlarının ortadan kaldırılmasını isteyen ve bu konuda hemfikir olacağımız bütün herkesin de inşallah katılacağını ve destek vereceğini düşünüyoruz.</p>
<p><strong>-AK Parti’nin içinde siyaset yapmak için bir teklif aldınız mı?</strong></p>
<p>-7 Haziran seçimleri öncesinde Bülent Arınç Bey Başbakan Yardımcısı sıfatıyla ve dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu Beyin de selamıyla gelmişti ve bendenizin AK Parti’den milletvekili olmasının faydalı olacağını, bunu talep ettiklerini söyledi. Bizler de sadece tek başımıza, şahsi olarak milletvekili olmanın hedeflerimize ulaşmamıza fayda sağlamayacağını ve bizim asıl olarak ideolojimizin, fikirlerimizin, davamızın Türkiye’de iktidar olması için, Türkiye’de hakim zihniyet haline gelmesi için mücadele ettiğimizi ifade ettik, bu nedenle de teşekkür ettik kendilerine.</p>
<p><strong>&#8211; Abdullah Gül, Bülent Arınç, Ahmet Davutoğlu gibi bazı isimlerle temasınız var mı?</strong></p>
<p>-Kendileriyle insani olarak ilişkilerimiz devam ediyor, siyasi olarak değil ama insani olarak ikili ilişkilerimiz devam ediyor, özellikle Abdullah Gül ve Bülent Arınç Beyle. Kendileri Erbakan Hocamızla uzun yıllar birlikte siyaset yapmış, devletimize-milletimize hizmetleri olmuş insanlar, kıymetli insanlar.</p>
<p><strong>Erbakan Vakfı Varlığını Devam Ettirecek</strong></p>
<p><strong>&#8211; Erbakan Vakfı siyasi bir partiye dönüşecekse bu hareket, vakıf olarak yine hizmetlerini sürdürecek mi yoksa tamamen partiye mi entegre olacak?</strong></p>
<p>&#8211; Erbakan Vakfımız devam edecek çünkü Erbakan Hocamızın vasiyetiyle kurulmuş bir vakıf. Bu nedenle varlığını mutlaka devam ettirecektir. Aynı zamanda siyasi çalışmanın içerisinde resmi olarak bulunamayacak olan bürokratlar, memurlar, öğrenciler gibi alanlarda, ilmi ve kültürel konularda inşallah çalışmalarına devam edecektir. Bir Erbakan müzesi, bir Erbakan kütüphanesi, Erbakan kolejleri gibi, Milli Görüş ve Erbakan üniversitesi gibi birtakım hedefleri de var vakfın. Bunları gerçekleştirme yolunda Erbakan Vakfı inşallah varlığını sürdürecektir her zaman.</p>
<p><strong>-ABD Başkanı Trump’ın, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığının imzasını atmasıyla İslam dünyasından tepkiler yükseldi. Türkiye de bu anlamda öncülük vazifesini yerine getirerek İslam İşbirliği Teşkilatını olağanüstü topladı. Ardından BM toplanarak Kudüs konusunda oylamaya gidildi. Bütün bu olan biteni nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce İslam dünyasının Kudüs tepkisi nasıldı? Türkiye’nin Kudüs konusundaki çabaları yeterli miydi? Sizin Kudüs formülünüz nedir?</strong></p>
<p>Kudüs’le ilgili olarak söylenecek çok şey var. Bir defa biz şuurlu Müslümanlar olarak çok iyi biliyoruz ki bu iş Kudüs’le bitmiyor. Bu sadece Filistinlilerin, Kudüslülerin problemi değildir. Bunun arkasından sıra Mescid-i Aksa’nın yıkılıp yerine Süleyman mabedinin inşa edilmesi ve aynı anda eşzamanlı olarak Suriye’nin, Irak’ın, Türkiye’nin, İran’ın önemli bir kısmının yutularak bu bölgede büyük İsrail’in kurulmasına sıra geliyor. Onun için her zaman ifade ettiğimiz gibi, bugün Kudüs’ü, Filistin’i yutan bu canavarın bir sonraki hedefi, Türkiye’yi, İran’ı ve bölgedeki diğer Müslüman ülkeleri de yutmak ve büyük İsrail hedefine ulaşmaktır. Şimdi bu gerçekler doğrultusunda Müslüman ülkelerin liderleri toplandılar, bir açıklama yaptılar, Doğu Kudüs Filistin’in başkentidir diye. Hep ifade ettik, iyi, güzel söylüyorsunuz, ama Batı Kudüs ne olacak? Biz Müslüman ülkeler olarak yaptığımız bu açıklamayla Kudüs’ün batısını kendi elimizle Siyonizm’e, İsrail Devletine teslim ediyoruz. Hani İsrail kurulurken bu İsrail’in başkenti Tel Aviv olacaktı? Hani Kudüs sadece Filistin’in başkenti olacaktı? Ne münasebetle ve ne hakla Kudüs’ün yarısı bizim, yarısı Siyonizm’in, İsrail’in olacakmış? Her zaman söylediğimiz gibi, Kudüs ve Mescid-i Aksa konusunda pazarlık olmaz. Kudüs tam ve bütün olarak sadece İslam’ındır. Bu pazarlık mantığıyla, geri adım atmakla, ölüme bakıp hastalığa razı olmakla bir yere varılamaz, bu kabul edilebilecek bir durum değildir. Bu konuda İran İslam Cumhuriyeti Lideri Hamanei sözcüsü aracılığıyla açıklama yaptı ve dedi ki: “bu Müslüman ülkelerin aldığı kararla Kudüs ikiye bölündü, biz kendi elimizle Batı Kudüs’ü İsrail’e, Siyonizm’e vermiş olduk.” O da bizim bu söylediğimiz konuyu destekleyen bir açıklama yapmış oldu. Bu nedenle bu kararı bu açıdan bakarak değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>Siyonizm’e Karşı D8 Birliği</strong></p>
<p>Siyonizm’e karşı mutlaka yaptırım gereklidir, fiili adım atılması gereklidir, kınamayla, telin etmekle, bildiri yayınlamakla hiçbir sonuç alınması mümkün değildir. 54. Hükümet, D-8 adımını attı, D-8 adımı demek büyük İsrail planının kalbine hançer saplamak demektir. D-8 Büyük İsrail planının tamamen ortadan kalkması, bunun yerine bu bölgede İslam birliğinin kurulması demektir. İşte Siyonizm’e karşı böyle hamle yapılır. Koalisyon ortağı olmasına rağmen, tek başına iktidarda olmamasına rağmen yine 54. Hükümet, El Halil kentinin korunması için 100 sene aradan sonra, Osmanlı’dan sonra ilk defa Türk askerini Filistin’in El Halil kentine gönderdi, oybirliğiyle Meclis kararı çıkartarak. İşte milli görüş budur, işte bize yakışan budur. Her zaman söylediğimiz gibi, Siyonizm karşısında laf değil icraat konuşur. Bugün de Kudüs için, Mescid-i Aksa için, Orta doğu’nun, İslam aleminin kurtuluşu için, Selahaddin Eyyubi’nin, Fatih Sultan Mehmet Han’ın, Sultan Abdülhamid Han’ın, Sultan Alp Arslan’ın ve Erbakan Hocamızın yürüdükleri yolun takipçisi olmak gerekir. Güç karşısında eğilip bükülerek, Siyonistlerle işbirliği yaparak Kudüs konusuna, Mescid-i Aksa konusuna çözüm getirebilmek mümkün değildir.</p>
<p><strong>-Partinizin Avrupa Birliğiyle ilişkileri nasıl olacak? Diyelim iktidara geldiniz, AB’ye girme konusunda çabalarınız olacak mı?</strong></p>
<p>-Altı asır bütün dünyada adaletin, insan haklarının, refahın teminatı olmuş, Osmanlı’nın mirasçısı bir millet ve bir ülke olarak bizim, tarihi sömürüyle, haksızlıkla, zulümle dolu Avrupa medeniyetinden ve Avrupa Birliğinden medet ummaya hiçbir zaman ihtiyacımız yoktur. Zaten onların da bizi içlerine alacağı yoktur. Sadece bizi kapıya bağlayıp oyalama taktiği yürütüyorlar. Bizi kapıya bağlayıp oyalarken de uyum yasaları adı altında kendi istediklerini bizim ülkemize dayatıyorlar, dikte ettiriyorlar. Bütün bu 6 asırlık tarihi, manevi mirasımız ve misyonumuz doğrultusunda D-8’i canlandırıp, İslam birliğini tesis etmemiz halinde Avrupa Birliğine hiç mi hiç ihtiyacımız kalmayacaktır. İslam birliği tesis edildikten sonra da biz Avrupa Birliğiyle, Amerika’yla, Rusya’yla, Çin’le savaş yapacağız demiyoruz. Amerika ve Rusya’yla, Avrupa Birliğiyle masaya 2 milyarlık İslam aleminin ortak gücünü arkamıza alarak oturacağız. Tekebbür yerine eşitlik esasıyla işler yürüyecek. Çifte standart yerine adalet esasıyla işler yürüyecek ve herkesin hakkını alacağı ve hakkına razı olacağı bir yeni dünyanın kurulması esasıyla bu ilişkiler yürütülecektir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/dr-fatih-erbakan-siyaset-bize-erbakan-hocamizdan-miras/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
