<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>nafaka &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/nafaka/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Sun, 26 May 2019 10:34:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.7</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>nafaka &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kadın!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kadin/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kadin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 May 2019 10:34:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[nafaka]]></category>
		<category><![CDATA[Şenay Tek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10753</guid>

					<description><![CDATA[Kadın, hayatı boyunca kocasına adam gibi bi muamelede bulunmuyor&#8230; Özgür irade deyip ilk fırsatta eşinden ayrılıyor.. Hatta hatta zaman zaman başkalarıyla nikahsız flörtler bile yaşıyor&#8230; Fakat asla evlenmeyi düşünmüyor.. Çünkü bir önceki kocasından ömür boyu alacağı nafaka hakkını yitirmek istemiyor.. İşin garip yanı eski koca önceki eşinin bir başkasıyla flört yaşadığını gördüğü ve bildiği halde mecburen o kadına para ödemeye devam ediyor.. Yada sokak ortasında &#8220;Ulan ben boynuzlu muyum, sevgilinle bir olup para mı yiyorsunuz?&#8221; deyip eski karısını bıçaklıyor.. Kadın mezara, erkek kodese, çocuklar ise yuvaya veriliyor.. Böylece bir aile darmadağın olup gidiyor&#8230; Yani bu yasalar aynı zamanda aile cinayetlerini de beraberinde getiriyor.. Devletimiz henüz bu işin ne kadar ciddi bir konu olduğunun farkında değil belki ama kaş yapayım derken göz çıkartıyor&#8230; Devletin kadınlara tanıdığı süresiz nafaka yasası ve 2012 yılında eski Aile Bakanı Fatma Şahin tarafından çıkartılan 6284 sayılı kanun aileleri darma dağın ediyor&#8230; Neden bilmiyorum, kadın hakları ile ilgili bu mevzular bana hep Osmanlı Devleti&#8217;nin yıkımının Harem&#8217;den başladığı tezini hatırlatıyor&#8230; Yani, geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızı doğuran ve büyüten kadınlarımız, farkında olmadan, &#8220;kadına maddi ve manevi özgürlük&#8221; naraları ata ata ülkemizi uçuruma sürüklüyor.. &#8220;Kadın hakları&#8221; diye diye, ülkemizde aile hayatı diye bir şey kalmadı maalesef&#8230;  Avrupa&#8217;da dahi kadınlara ülkemizdeki &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadın, hayatı boyunca kocasına adam gibi bi muamelede bulunmuyor&#8230; Özgür irade deyip ilk fırsatta eşinden ayrılıyor.. Hatta hatta zaman zaman başkalarıyla nikahsız flörtler bile yaşıyor&#8230; Fakat asla evlenmeyi düşünmüyor.. Çünkü bir önceki kocasından ömür boyu alacağı nafaka hakkını yitirmek istemiyor.. İşin garip yanı eski koca önceki eşinin bir başkasıyla flört yaşadığını gördüğü ve bildiği halde mecburen o kadına para ödemeye devam ediyor.. Yada sokak ortasında &#8220;Ulan ben boynuzlu muyum, sevgilinle bir olup para mı yiyorsunuz?&#8221; deyip eski karısını bıçaklıyor.. Kadın mezara, erkek kodese, çocuklar ise yuvaya veriliyor.. Böylece bir aile darmadağın olup gidiyor&#8230; Yani bu yasalar aynı zamanda aile cinayetlerini de beraberinde getiriyor.. Devletimiz henüz bu işin ne kadar ciddi bir konu olduğunun farkında değil belki ama kaş yapayım derken göz çıkartıyor&#8230; Devletin kadınlara tanıdığı süresiz nafaka yasası ve 2012 yılında eski Aile Bakanı Fatma Şahin tarafından çıkartılan 6284 sayılı kanun aileleri darma dağın ediyor&#8230;<br />
Neden bilmiyorum, kadın hakları ile ilgili bu mevzular bana hep Osmanlı Devleti&#8217;nin yıkımının Harem&#8217;den başladığı tezini hatırlatıyor&#8230; Yani, geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızı doğuran ve büyüten kadınlarımız, farkında olmadan, &#8220;kadına maddi ve manevi özgürlük&#8221; naraları ata ata ülkemizi uçuruma sürüklüyor.. &#8220;Kadın hakları&#8221; diye diye, ülkemizde aile hayatı diye bir şey kalmadı maalesef&#8230;  Avrupa&#8217;da dahi kadınlara ülkemizdeki kadar tolerans tanınmadığı halde, ülkemizdeki kadınlar hala ısrarla &#8220;bu ülkede kadınlara özgürlük yok&#8221; diye bir taraflarını yırtıyorlar.. Çıkarılan kanunların bir çoğu kadın hakları ile ilgili kadın hakları ile ilgili meclise sunulan kanun tekliflerinin sayısını artık takip bile edemiyoruz.. Hükümet yetkililerimizin önümüzdeki dönemde süresiz nafaka yasasında düzenleme yapacağı konuşuluyor.. Fakat yine nafaka hakkının 5 yıla indirileceği de aldığımız duyumlar arasında.. Benim nacizane fikrim, erkeğin kadına ödeyeceği nafaka süresi 1 yılı geçmemesidir&#8230; Çünkü erkekten nafaka alacak olan kadın, zaten evlenmeyi tercih etmiyor&#8230; Kadına nafaka ödeyecek adamda, hem nafakayı ödeyip hem de yeni kuracağı aileye bakamayacağını düşünerek evlilikten uzak duruyor&#8230; Sonuç olarak nikahsız birliktelikler ayyuka çıkıyor&#8230; Uzun süreli nafaka, bir çok kadını art niyete, nikahsız birlikteliğe, en ufak bir anlaşmazlıkta boşanmaya hatta hatta eşini evden attırmaya cesaretlendiriyor.<br />
Eğer ki yasalar hakkıyla düzenlenir, kadına gerektiği kadar hak tanınacak olursa, hem boşanmalar hem de kadın cinayetleri en aza inecektir..<br />
Erkeğin adisi var mı?.. Tabii ki var.. Bütün erkeklere ve bütün kadınlara aynı muameleyi yapmak yerine olayların gelişim türüne göre, caydırıcı cezalar uygulanmalıdır ama asla ve asla evin direğinin erkekler olduğu gerçeğinin üzeri yasalar üzerinden çizilmemelidir.. Uzun lafın kısası, zilli kızın maşası&#8230; Devletimiz acilen sınırsız nafaka ve 6284 sayılı yasalara bir dur demelidir.. Aksi taktirde ilerleyen dönemlerde nikahsız birliktelikler ayyuka çıkacak, sokaklarımızı ve okullarımızı nikahsız birliktelikten doğan çocuklar dolduracak &#8230; Hatta hatta belkide anneden bir babadan ayrı kardeşler, bilmeden birliktelik yaşayacaklar&#8230;<br />
Saçma sapan yasalar sayesinde aile mefhumumuz yerle yeksan olmuş durumda&#8230; Aile Bakanlığı derhal harekete geçmeli ve bu iki yasayı yerle yeksan etmeli diye düşünüyorum&#8230; Diyeceklerim bu kadar..<br />
Şenay Tek</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kadin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nafaka Fonu Oluşturulmalı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/nafaka-fonu-olusturulmali/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/nafaka-fonu-olusturulmali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zekeriya Erdim]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Nov 2018 21:45:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[nafaka]]></category>
		<category><![CDATA[nafaka fonu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=5268</guid>

					<description><![CDATA[Bizim, bir resmi nikâh, dini nikâh ikilemimiz var. Doğumunda sağ kulağına ezan sol kulağına kamet okunan, düğününde “belediye nikâhı” ile birlikte “imam nikâhı” da yapılan, ölümünde camilerden salâlarla ve dualarla uğurlanan insanlar; herhangi bir sebeple boşanmanın eşiğine geldiklerinde, Hıristiyan Avrupa ülkelerinden alınma Medeni Kanun’a göre ayrılıyorlar. Kişisel, kurumsal, toplumsal hayatımızın ilk ve son kalesi olan aile; giderek daha çok yara alıyor. Bir yandan evliliği erteleyenler ve evlilik dışı yaşama eğilimi içine girenler; öte yandan boşananlar ve parçalanmış aile haline gelenler çoğalıyor. Bölünmüş aile bireylerinin, özellikle de çocukların ve gençlerin yaşadıkları psiko-sosyal sarsıntılara ilave olarak; her geçen gün biraz daha kangrenleşen bir “nafaka sorunu” var. İnsanlar, bu yüzden; tarifi ve telafisi zor mağduriyetler yaşıyorlar. Şikâyetler ayyuka çıkınca; Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin 3 Ağustos 2018’de açıklanan “100 günlük eylem planı” içinde, nafaka uygulamasının daha adil ve makul hale getirilmesi hedefi de yer aldı. 10 Ekim 2018’de ise Adalet Bakanlığı ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından, konuyla ilgili özel bir çalıştay yapıldı. Şimdilerde; sorunlar ve çözümler, enine boyuna tartışılıyor. Dünyanın çeşitli ülkelerinde nasıl bir düzenleme olduğu; 22.11.2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ilgili maddelerinde, ne gibi değişiklikler yapılabileceği araştırılıyor. Durum Tespiti Nafaka ile ilgili hukuki düzenlemelerin temel amacı; boşanma esnasında &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1"><b>Bizim, bir resmi nikâh, dini nikâh ikilemimiz var. Doğumunda sağ kulağına ezan sol kulağına kamet okunan, düğününde “belediye nikâhı” ile birlikte “imam nikâhı” da yapılan, ölümünde camilerden salâlarla ve dualarla uğurlanan insanlar; herhangi bir sebeple boşanmanın eşiğine geldiklerinde, Hıristiyan Avrupa ülkelerinden alınma Medeni Kanun’a göre ayrılıyorlar.</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Kişisel, kurumsal, toplumsal hayatımızın ilk ve son kalesi olan aile; giderek daha çok yara alıyor. Bir yandan evliliği erteleyenler ve evlilik dışı yaşama eğilimi içine girenler; öte yandan boşananlar ve parçalanmış aile haline gelenler çoğalıyor. Bölünmüş aile bireylerinin, özellikle de çocukların ve gençlerin yaşadıkları psiko-sosyal sarsıntılara ilave olarak; her geçen gün biraz daha kangrenleşen bir “nafaka sorunu” var. İnsanlar, bu yüzden;<br />
tarifi ve telafisi zor mağduriyetler yaşıyorlar. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Şikâyetler ayyuka çıkınca; Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin 3 Ağustos 2018’de açıklanan “100 günlük eylem planı” içinde, nafaka uygulamasının daha adil ve makul hale getirilmesi hedefi de yer aldı. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">10 Ekim 2018’de ise Adalet Bakanlığı ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından, konuyla ilgili özel bir çalıştay yapıldı. Şimdilerde; sorunlar ve çözümler, enine boyuna tartışılıyor. Dünyanın çeşitli ülkelerinde nasıl bir düzenleme olduğu; 22.11.2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ilgili maddelerinde,<br />
ne gibi değişiklikler yapılabileceği araştırılıyor.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1"><b>Durum Tespiti</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Nafaka ile ilgili hukuki düzenlemelerin temel amacı; boşanma esnasında veya sonrasında oluşabilecek mağduriyetlere, mümkün mertebe engel olmak. Tarafların sahip oldukları güce ve imkâna göre sorumluluklar yükleyerek; hem eşlerin hem de çocukların varlıklarını devam ettirmelerini sağlamak. Türk Medeni Kanunu’nun 169. maddesinde yer alan “tedbir nafakası”; boşanma davası devam ederken devreye giriyor. Davayı kimin açtığına bakılmaksızın; mali yönden güçlü olanın, zayıf olana ödemesi isteniyor.<span class="Apple-converted-space">  </span>Aynı kanunun 175 ve devamındaki maddeleriyle düzenlenen “yoksulluk nafakası”; boşanmadan sonra devreye giren bir uygulama. Boşanma yüzünden yoksulluğa düşen tarafın; kusuru daha fazla olmamak şartıyla, geçimi için diğer taraftan süresiz olarak aldığı nafaka. Söz konusu Kanunun 182. maddesinde; “iştirak nafakası” var. Çocuğun ya da çocukların velayeti kendilerine verilen eşler; diğer taraftan, bakım ve geçim giderleri için destek alıyorlar. Son olarak; Kanunun 364 ve devamındaki maddeleriyle düzenlenen “yardım nafakası” üzerinde durulabilir. Burada nafaka yükümlüsü, evlilik kurumunun tarafları olan eşler değil; üst soydan anneler ve babalar, alt soydan oğullar ve kızlar, bir de kardeşlerdir. Yardım nafakasının istenebilmesi; talep eden kişinin yoksulluğa düşecek olmasına bağlı. Uygulamaya geçilebilmesi için; talep edilen kişi de mali yönden ödeyebilecek durumda olmalı.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Sonuç olarak, nafaka bağlanırken ve miktarı tespit edilirken; tarafların kusur oranlarına, boşanma sonrası üstlenecekleri sorumluluklara, bakım ve geçim ihtiyaçlarına, mali durumlarına göre değerlendirme yapılması gerekiyor. Ayrılık sonrası oluşması mümkün ve muhtemel mağduriyetlerin olabildiğince önlenmesi yahut asgariye indirilmesi için adalet ölçüleri içinde bir sorumluluk paylaşımı yapılması isteniyor. Fakat uygulamada görünen o ki evlilik çift taraflı bir akit olduğu halde, bu sistem tek taraflı olarak ve erkeklerin aleyhine çalışıyor. Yer yer, amacının ve anlamının dışına çıkarak; ömür boyu devam eden, yeni mağduriyetlere yol açıyor.<span class="Apple-converted-space">  </span>Öte yandan bizim bir resmi nikâh, dini nikâh ikilemimiz var. Doğumunda sağ kulağına ezan sol kulağına kamet okunan, düğününde “belediye nikâhı” ile birlikte “imam nikâhı” da yapılan, ölümünde camilerden salâlarla ve dualarla uğurlanan insanlar; herhangi bir sebeple boşanmanın eşiğine geldiklerinde, Hıristiyan Avrupa ülkelerinden alınma Medeni Kanun’a göre ayrılıyorlar. Çözüm arayışları sırasında gene AB ülkelerine, çağdaş sorunların pek çoğunun baş sorumlusu olan “medeni dünya” düzenlemelerine bakılıyor. Nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede, devletin resmi kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan görüş alınmıyor; Kur’an ve Sünnet, referans listesinin dışına atılıyor. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1"><b>Çözüm Teklifi</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Tarih boyunca, tüm ülkelerin ve toplumların, kültürlerin ve medeniyetlerin; hayata yön veren, iş ve işleyişleri düzenleyen bir “değerler sistemi” olmuştur. Bu değerlerin çoğu dinlerden, bir kısmı örf ve adetlerden, bir kısmı da yaşanmışlıkların yansıması sonucu ortaya çıkan bilimsel verilerden gelmiştir. Adına “hukuk” dediğimiz idari düzenlemeler; bu değerler sisteminin üstüne oturur. Genel yapıyla uyumlu olacak şekilde; uygulama esas ve usullerini oluşturur. Huzurlu ve güvenli bir toplum düzeni oluşturabilmek için hukuk sistemimizin, kendi kültür ve medeniyet değerlerimizden neşet etmiş olması gerekir. Bu bağlamda asırlardır en kapsayıcı ve kuşatıcı değerimizin din olduğu gerçeği görülmeli, bilinmeli, hakkı verilmelidir. Çıkış noktamız; varış noktamızı etkileyen ya da belirleyen en önemli unsurdur. Sebepleri değiştirmeden, sonuçları değiştirmeye çalışmak; boşuna bir gayret ve fedakârlık olur.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">İşte bu açıdan bakılarak; nafaka sorunu ile birlikte, daha pek çok sosyal sorunun önleyicisi olabilecek tedbirler alınabilir. Eğer istenirse aile kurumunun geneli açısından da boşanma ve nafaka sorunlarına çözüm üretme bakımından da daha adil ve makul bir düzenleme yapılabilir. Her şeyden önce örgün ve yaygın eğitim müfredatı içinde yeterli düzeyde, evliliğe ve aile hayatına hazırlık eğitimi yer almalıdır. Yeni nesillerin iyi yetiştirilmesi bakımından annelik, bütün mesleklerin ve meşguliyetlerin üstünde bir makam olmalıdır. Kamuda ve özel sektörde bütün işlerin ve işletmelerin sağlam temeller üzerinde kurulması, aktif ve verimli bir şekilde varlığını devam ettirip hayatta kalması için kişisel ve kurumsal düzeyde rehberlik, danışmanlık yapan uzmanlar var. Evlenme çağına gelen genç kızların ve delikanlıların büyük bir çoğunluğu ise bu kılavuzluk hizmetlerinden mahrum bırakılıyorlar. İsabetsiz evlilikler ve ehliyetsiz eşlikler, annelikler, babalıklar, sorunlu aileleri ve sıkıntılı boşanmaları doğuruyor. Hem aile kurumu hem de bireyler, kapanması mümkün olmayan yaralar alıyor.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Önleyici tedbirlere rağmen boşanmalar olacak ve nafaka ihtiyacı doğacaksa bu yük, sadece erkeklerin sırtına sarılmamalı. Şayet mali durumları müsaitse artık iş hayatının aktif unsurları haline gelen hanımefendilerden de nafaka alınmalı. Sistemi daha adil ve makul hale getirmek için çaba harcayan bakanlıkların ve diğer kamu kurumlarının, “AB ülkeleri nasıl yapıyor?” sorusunun yanında ve hatta önünde, “Allah ne demiş, Resul’ü nasıl hayata geçirmiş, ecdadımız ne gibi çözümler üretmiş?” sorusunu da sormalarını bekleriz. Bizim için “emirler” ve “yasaklar” koyacak hukuki düzenlemelerin, dini değerlerimize uygun olmasını isteriz. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Ayrıca abartılı bir şekilde öykündüğümüz ve özendiğimiz Batı dünyasını örnek alarak; artık şu dini nikâh, resmi nikâh ikileminden kurtulalım. Azınlıklara tanıdığımız hakları çoğunluğa da tanıyıp; insanların, kendi inanç sistemlerine göre evlenmelerini ve boşanmalarını sağlayalım. Onlar, nikâhlarını kiliselerinde ve dini merasim formatında yaparlarken; bizde, din görevlilerine nikâh akdini imzalama yetkisi verilmesi ve gerekirse merasimin camilerde gerçekleştirilmesi sorun olmasın. Evlenenler, sanki biri diğerine engelmiş gibi; “dindar” olmak ile “medeni” olmak arasında tercih yapmak ya da ayrı ayrı uygulamalar içine girmek zorunda kalmasın. Boşanma sonrası meydana gelebilecek mağduriyetleri giderme konusuna; gönüllü hizmet üreten sivil toplum kuruluşları da el atsınlar. Ayakta kalanlar, yürüyenler, koşanlar; düşenleri ve devrilenleri tutsunlar.</span></p>
<p class="p5"><span class="s1">Hukuki düzenlemelerin kapsayamadığı, kuşatamadığı durumlar için; devlet ve toplum desteği ile özel bir “nafaka fonu” da oluşturulabilir. Böylece boşandıktan sonra yeni bir aile düzeni kurma niyeti ve gayreti içine giren eşler; ömür boyu ayak bağı olabilecek nafaka yükümlülüğünden kurtulabilir. Eşleri de çocukları da mağdur etmeyecek; ama arkasından yeni sorunlar da üretmeyecek çözümler bulunmalı. Taraflara yüklenecek yükler; güçleriyle ve imkânlarıyla orantılı, kusurlarıyla ve sorumluluklarıyla bağlantılı olmalı. Parçacı ve yüzeysel yaklaşımlar; köklü çözüm olamaz. Oluşma ve gelişme safhalarını ve süreçlerini kontrol altına alıp, iyileştiremeyen bir sistem; huzur ve güven iklimini bulamaz. Sorun alanının ve konusunun aslında “nafaka” değil, “aile” olduğu bilinmelidir. Toplumsal sorunlarımızın tamamına çözüm olacak şekilde; aile kurumu münbit bir<br />
mektep, muhkem bir kale haline getirilmelidir.</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/nafaka-fonu-olusturulmali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanayan Toplumsal Yara: Nafaka</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kanayan-toplumsal-yara-nafaka/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kanayan-toplumsal-yara-nafaka/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hüseyin Dervişoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Oct 2018 21:45:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[boşanma davası]]></category>
		<category><![CDATA[nafaka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=3560</guid>

					<description><![CDATA[Nafaka, boşanma davası sürerken ya da boşanma davası sona erdikten sonra maddi olarak zorluğa düşecek olan kişiye bağlanan ve her ay ödenmesi gereken para olarak ifade edilebilir. Maddi olarak zorluğa düşen sadece kadın olmayabilir. Ama işin o kısmı ile kanun koyucu pek ilgilenmemekte, pozitif ayrımcılık olarak başlayan kadını kayırma, bazı konularda kadının eli ile erkeğe zulüm haline gelebilmektedir. Yakın bir dostuma, “21 yıl önce sadece 3 ay evli kaldığım ve şu anda sokakta görsem tanımayacağım kadına tam 21 yıldır nafaka ödüyorum. Son ay, nafakayı denkleştiremedim, 16 yaşındaki kızım -nereden duyduysa- nafakasını ödeyemeyen kişinin hapse atılacağını öğrenmiş, ağlayarak ‘babacığım sen yeter ki hapse girme, 150 TL bursumu sana vereyim nafakanı öde’ diyerek elime para tutuşturdu. Bu, zulüm değilse nedir?” şeklinde boşanmış bir koca tarafından mesaj gönderilmiş. Başta yetkililer olmak üzere aklı başında herkesin bu mesajda yazılanlara dikkat etmesi toplumsal bir zorunluluktur. Pek konuşulmadığı için üzerinde durulmayan başka bir uç örnek daha vereyim: Üniversiteyi birlikte okuduğum bir arkadaşım -nişanlısı daha önce memuriyete girdiğinden- eş durumundan tayin istemek düşüncesiyle resmi nikâh yaptı. İki yıla yakın resmi nikâhlı göründüler. Bir gün dahi fiili bir evlilikleri olmadan maalesef boşandılar. Arkadaşım yıllarca nafaka ödedi. Sonunda gerçekte karısı olmayan sanal karısı evlendi ve böylece nafaka ödemekten kurtuldu. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Nafaka, boşanma davası sürerken ya da boşanma davası sona erdikten sonra maddi olarak zorluğa düşecek olan kişiye bağlanan ve her ay ödenmesi gereken para olarak ifade edilebilir. Maddi olarak zorluğa düşen sadece kadın olmayabilir. Ama işin o kısmı ile kanun koyucu pek ilgilenmemekte, pozitif ayrımcılık olarak başlayan kadını kayırma, bazı konularda kadının eli ile erkeğe zulüm haline gelebilmektedir.</strong></p>
<p>Yakın bir dostuma, “21 yıl önce sadece 3 ay evli kaldığım ve şu anda sokakta görsem tanımayacağım kadına tam 21 yıldır nafaka ödüyorum. Son ay, nafakayı denkleştiremedim, 16 yaşındaki kızım -nereden duyduysa- nafakasını ödeyemeyen kişinin hapse atılacağını öğrenmiş, ağlayarak ‘babacığım sen yeter ki hapse girme, 150 TL bursumu sana vereyim nafakanı öde’ diyerek elime para tutuşturdu. Bu, zulüm değilse nedir?” şeklinde boşanmış bir koca tarafından mesaj gönderilmiş. Başta yetkililer olmak üzere aklı başında herkesin bu mesajda yazılanlara dikkat etmesi toplumsal bir zorunluluktur.</p>
<p>Pek konuşulmadığı için üzerinde durulmayan başka bir uç örnek daha vereyim: Üniversiteyi birlikte okuduğum bir arkadaşım -nişanlısı daha önce memuriyete girdiğinden- eş durumundan tayin istemek düşüncesiyle resmi nikâh yaptı. İki yıla yakın resmi nikâhlı göründüler. Bir gün dahi fiili bir evlilikleri olmadan maalesef boşandılar. Arkadaşım yıllarca nafaka ödedi. Sonunda gerçekte karısı olmayan sanal karısı evlendi ve böylece nafaka ödemekten kurtuldu.</p>
<p>Nafaka nedir diye bir araştırma yapsak, alacağımız cevap: Boşanan kadına ödenen para şeklinde olacaktır. Tuhaflık en baştan bu yanlış algı ile başlamakta zannımca. Nafaka, boşanma davası sürerken ya da boşanma davası sona erdikten sonra maddi olarak zorluğa düşecek olan kişiye bağlanan ve her ay ödenmesi gereken para olarak ifade edilebilir. Maddi olarak zorluğa düşen sadece kadın olmayabilir. Ama işin o kısmı ile kanun koyucu pek ilgilenmemekte, pozitif ayrımcılık olarak başlayan kadını kayırma, bazı konularda  kadının eli ile erkeğe zulüm haline gelebilmektedir.</p>
<p>Boşanma davası sürerken adı tedbir nafakası olan ödeme, boşanma ile birlikte çocuk varsa iştirak nafakası (çocuk bakım nafakası olarak) ve yoksulluk nafakası olarak karşımıza çıkmaktadır. Aile mahkemelerimiz genellikle kadına tedbir nafakası bağlamaktadır. Üstelik kanun açıkça kusur şartı aranmasını emrederken yargıçlarımız, oluşan mağduriyeti gidereceği düşüncesiyle eşit kusurlu eşlere bile tedbir nafakasına hükmetmektedir. Ülkemizde açılan çekişmeli boşanma davaları temyiz süreci ile birlikte ortalama 1,5-2 yıl sürmektedir. Dava sürerken hâkim tarafından gerekli gereksiz verilen tedbir nafakası ara kararı, muhtemel barışma ile bitebilecek davaları olumsuz etkilemektedir. Toplumda şehir efsanesi haline gelen “süresiz nafaka, süresiz değildir” söylemi, biraz hukukla ilgisi olanların bildiği gibi aldatmacadan başka bir şey değildir. Bu söyleme kaynaklık teşkil eden TMK 176. Madde, nafakanın iptal koşullarını belirtmektedir. Kısaca söylersek kadının evlenmesi veya ölmesi dışında nafakanın iptali neredeyse imkânsızdır.</p>
<p><strong>Modern Kürek Mahkûmluğu</strong></p>
<p>Süresiz nafakanın süreli olması, sosyal devlet anlayışının gereğidir. Böyle bir uygulama, insan tabiatına aykırıdır. Borçlu olan kimselerin (borcun kaynağı ne olursa olsun) borçlarının ne zaman biteceğini bilmeye hakları vardır. Sadece bir soru soruyorum: Süresi belli olmayan neredeyse ömür boyu süren bir borç, modern kürek mahkûmluğu demek değil midir? Ayrıca süresiz nafaka boşanan çiftlerin daha sonra aile hayatı kurmasının önündeki engellerden bir tanesidir. İşin bir diğer yönü de bu yasa özellikle kötü niyetli kadınlar açısından geçim kaynağı gibi algılanmaktadır. Boşanan kadın ve erkek arasında ömür boyu husumetin devam etmesine neden olan nafaka konusu, mahkemelerin iş yükünü de artırmaktadır.</p>
<p>Her ay düzenli bir şekilde nafakasını ödemekle yükümlü olan kişinin, nafakayı ödememesi veya ödeyememesi durumunda alacaklı olan kişi icra yoluyla nafakayı tahsil yoluna gidebilir. Nafaka ödememenin cezası, 3 aylık tazyik hapsidir. Bu hapse mahkûm edilen kişi, hapse girdikten sonra nafakayı ödeyerek hapis cezasını ortadan kaldırabilir. Cezasının hapiste yatılarak ödeneceğini düşünenlere kanun koyucu, bu borcun ortadan kalkmayacağı şeklinde düzenleme yaparak durumu işin içinden çıkılmaz hale sokmuştur. Hapse giren borcu nasıl ödeyecek? Borcunu ödeyemezse hapisten nasıl kurtulacak? Nafakanın azaltılması ya da nafaka kaldırma davası açabilirler dediğinizi duyar gibiyim. Bu konuda sonuç alanlar var mıdır doğrusu ben de merak ediyorum.</p>
<p><strong>Ne Yapılmalı?</strong></p>
<p>Aklın yolu birdir. Bu konuda ümit duymamızı sağlayacak gelişmeler yaşanmaktadır. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı, süresiz nafaka sorununu, “Gündem buluşmaları” konulu toplantıyla masaya yatırdı. Toplantının içeriğini oluşturan yoksulluk nafakası müessesesinin son dönemde medyada sıklıkla gündeme geldiğini ve kamuoyunda çeşitli açılardan tartışıldığını vurgulayan Aile,  Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, “Boşanmanın kaçınılmaz olduğu durumlarda aile fertlerinin herhangi birinin mağduriyet yaşamayacağı ve hak kaybına uğramayacağı bir sistemi daha işlevsel hale getirmek durumundayız hep beraber” diyerek, meselenin toplumsal bir yara haline geldiğini ve devlet olarak çözüm arayışı içerisinde olduklarını belirtmişlerdir. Aklın yolu bir demiştim. Yazımı Boşanmış İnsanlar ve Aile Platformu Kurucu Temsilcisi İlknur Birsel’in önerileri ile noktalıyorum:</p>
<p><strong>1.</strong> Boşanmak için gereken bekleme süresi 3 yıldan 1 yıla indirilsin. <strong>2.</strong> Yoksulluk nafakası en fazla 5 yıl verilsin. <strong>3.</strong> Yoksulluk nafakası, “az kusurlu” ya da “kusursuz eşe” verilsin. <strong>4.</strong> Süre sonunda mağduriyet sürüyorsa nafakayı fon kurup devlet karşılasın. <strong>5.</strong> Asgari ücretliler aleyhine hükmedilecek nafaka da bu fondan ödensin. <strong>6.</strong> Mal rejimi davası açma hakkı 1 yıl olarak düzenlensin. <strong>7.</strong> Nafakasını ödeyemeyen eşe tazyik hapsi kaldırılsın. <strong>8.</strong> Altsoya “yardım nafakası” yeniden değerlendirilsin.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kanayan-toplumsal-yara-nafaka/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dini ve Hukuki Açıdan Nafaka</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/dini-ve-hukuki-acidan-nafaka/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/dini-ve-hukuki-acidan-nafaka/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şevket Topal]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Oct 2018 21:40:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[dini açıdan nafaka]]></category>
		<category><![CDATA[hukuki açıdan nafaka]]></category>
		<category><![CDATA[nafaka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=3558</guid>

					<description><![CDATA[Türk Medeni Kanunu’nda değişiklik yapılması amacıyla bugünlerde tartışılan ve süre tahdidi konulması gündeme taşınan yoksulluk nafakası uygulamasının revizyonu açısından, İslam hukukunun zengin birikiminden mutlaka istifade edilmesi gerektiği aşikârdır. Zira İslam hukukundaki uygulama ve öngörülere bakıldığında bu hususun daha başından itibaren sınırlı ve dar çerçevede düzenlenmiş olması, bugün insanlığın geldiği noktaya en başından yön vermesi açısından manidardır. Nafaka, kişinin kendisine veya hukuken sorumluluğu altında bulunanlara sağlamak zorunda olduğu yiyecek, giyecek ve mesken gibi temel ihtiyaçlara denir. Nafaka bir anlamda hayatın maddi külfeti, ferdin maişet mücadelesidir. Nafaka bir mücadele neticesinde elde edilen kazançtır. Onunla aynı kökten gelen infak ise kazanılanı gönüllü olarak dağıtmayı; yani hayır hasenat yapmayı ifade eder. Ortada hukuki bir zorunluluk olmaksızın birilerinin beslenme ve barınma masraflarına katkı sunuluyorsa bu katkının adı infaktır. İnfak, fıkıhtan ziyade ahlakın konusudur. Bir erdemdir. Güzel bir haslettir; ama son derece önemli bir haslettir. Zira infak, vakıf medeniyetini doğuran anahtar bir kavramdır. Bir Müslüman’ın sade hayatında ve gündelik yaşantısında olağan kavramlar olarak karşımıza çıkan nafaka onun, aileye karşı hukuki sorumluluğunu, infak ise topluma karşı gönüllü yükümlülüğünü ifade eder. Nafaka, değişik vesilelerle gündemi işgal eden hukuki bir kavramdır. Özellikle de yeniden evlenme veya ölüm durumu hariç, boşanan çiftlerden birinin diğerine süre sınırı olmaksızın vermekle yükümlü olduğu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türk Medeni Kanunu’nda değişiklik yapılması amacıyla bugünlerde tartışılan ve süre tahdidi konulması gündeme taşınan yoksulluk nafakası uygulamasının revizyonu açısından, İslam hukukunun zengin birikiminden mutlaka istifade edilmesi gerektiği aşikârdır. Zira İslam hukukundaki uygulama ve öngörülere bakıldığında bu hususun daha başından itibaren sınırlı ve dar çerçevede düzenlenmiş olması, bugün insanlığın geldiği noktaya en başından yön vermesi açısından manidardır.</strong></p>
<p><em>Nafaka</em>, kişinin kendisine veya hukuken sorumluluğu altında bulunanlara sağlamak zorunda olduğu yiyecek, giyecek ve mesken gibi temel ihtiyaçlara denir. Nafaka bir anlamda hayatın maddi külfeti, ferdin maişet mücadelesidir. Nafaka bir mücadele neticesinde elde edilen kazançtır. Onunla aynı kökten gelen <em>infak</em> ise kazanılanı gönüllü olarak dağıtmayı; yani hayır hasenat yapmayı ifade eder. Ortada hukuki bir zorunluluk olmaksızın birilerinin beslenme ve barınma masraflarına katkı sunuluyorsa bu katkının adı <em>infaktır</em>.</p>
<p>İnfak, fıkıhtan ziyade ahlakın konusudur. Bir erdemdir. Güzel bir haslettir; ama son derece önemli bir haslettir. Zira infak, vakıf medeniyetini doğuran anahtar bir kavramdır. Bir Müslüman’ın sade hayatında ve gündelik yaşantısında olağan kavramlar olarak karşımıza çıkan nafaka onun, aileye karşı hukuki sorumluluğunu, infak ise topluma karşı gönüllü yükümlülüğünü ifade eder.</p>
<p>Nafaka, değişik vesilelerle gündemi işgal eden hukuki bir kavramdır. Özellikle de yeniden evlenme veya ölüm durumu hariç, boşanan çiftlerden birinin diğerine süre sınırı olmaksızın vermekle yükümlü olduğu yoksulluk nafakası, bunun en önde gelen nedenlerindendir. Zira boşanan birisi, karşı tarafa ödediği nafaka sebebiyle gelecekteki hayatını yeniden şekillendirmede ciddi zorluklarla karşılaşmaktadır. Burada elbette yoksulluk nafakasına hükmetmek yerinde bir karar olmakla birlikte eleştirilen kısmı, süresiz oluşu ve bir tür cezaya dönüştürülmesidir. Oysa bunun adı nafaka ise fonksiyonu da insani ve sürdürülebilir olmalıdır. Boşanan çiftler üzerinde, yeniden ve sürekli bir düşmanlık oluşturmamalıdır.</p>
<p>İslam düşüncesinde nafaka sadece bir karın doyurma meselesi değil, aynı zamanda bir sosyal sorumluluk ve medeni ilişkiler ameliyesidir. Böyle değerlendirildiğinde nafaka, amaç ve fonksiyonuna göre değişik adlarla anılır: Aile kurma sebebiyle meydana gelen evlilik nafakası, akraba olmaktan kaynaklanan hısımlık nafakası, kişi için gündelik hayatta tamamlayıcı ya da rahatlatıcı fonksiyon gören hizmet nafakası gibi. Hizmet nafakasından kastımız, kişinin mülkiyeti olması hasebiyle her daim etrafında olup da hizmetinde istihdam ettiği hayvanı, hizmetçisi ve hatta sayesinde karnını doyurduğu bağ ve bahçesi için yaptığı zorunlu masraflardır. Bununla alakalı olarak Kur’an’da şöyle geçer: “<em>Yaptığınız her harcamayı ve adadığınız her adağı muhakkak Allah bilir. Zalimler için hiç yardımcı yoktur, </em>(Bakara, 270).”</p>
<p>Bir Müslüman’ın nafaka ile olan ilişkisinin, hukuki mecburiyetin de ötesinde bir infak ilişkisi olduğunu hatırda tutmak gerekir. İnfakın özünde ise kuldan karşılık beklemeksizin sırf Allah için malı sarf etmek vardır. Bu anlamda gerek infak şeklinde olsun gerek nafaka, mümin bir kul için elinde olanı çevresi ile bölüşme vardır. Şayet nafaka ile infak kavramlarını iç içe kabul ettiğimiz takdirde, etrafımızda maddi hırstan kaynaklanan çoğu kavgaların azaldığını göreceğiz. Ancak biz nafakaya, hukuki anlamına uygun davranarak malı karşı tarafa zorunlu olarak baktığımızda, ihtilaflar hiçbir zaman son bulmayacaktır. Bir Müslüman’ın çevresine ödemek durumunda olduğu nafaka yükümlülüğünü gönül rahatlığıyla yerine getirebilmesi son derece mühimdir. Bu sağlam bir imanı, güçlü bir ahlakı ve amel dünyasında samimi bir Müslüman olmayı gerektirir. Kısacası bizim dünyevileşme girdabına girmemek için mal ile olan ilişkimizi Müslümanca çözmememiz gerekir. Bunu çözmek için de mazimizde derin kökler salan vakıf medeniyetini, infak kültürünü, dünyalığa değer vermemeyi yeniden hatırlamalıyız. Biz nafakaya  işte bu insani ve İslami zaviyeden bakıyoruz.</p>
<p>İslam, değişik vesilelerle serveti tabana yaymanın yoluna bakar. Nafakada da durum bundan farklı değildir. Kur’an, zenginliğin belli kişilerin elinde adeta tekel oluşturacak tarz birikmesini hiç de arzu etmez. “<em>Allah’ın, (fethedilen) ülkeler halkından Peygamberine verdiği ganimetler, Allah, Peygamber, yakınları, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Böylece</em> <strong>o mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet olmaz.</strong> <em>Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çetindir.</em> (Haşr, 7).” Bu nedenle İslam hukukunda nafaka teriminden yola çıktığımızda, evlilikten, hısımlıktan ya da bir şeye sahip olmaktan kaynaklanan çok çeşitli kesimlere yansıyan bir maddi yükümlülük uygulamasının olduğunu görürüz. Nafakaya hak kazanmak için bugünkü ilk anda hatıra geldiği şekliyle boşanan çiftlerin birbirine karşı yükümlülüğü anlaşılmamalıdır. Burada nafakadan kastedilen şey dini ve hukuki kaynaklı olmak üzere evli ya da boşanmış ya da akrabalık bağı ile oluşmuş bir bağ sebebiyle meydana gelen maddi yükümlülüklerdir. Bunlarla alakalı özet bilgiler şu şekildedir:</p>
<p><strong>Evlilik Nafakası</strong></p>
<p>İslam hukukçularına göre evin reisi olan erkek, evlilik sürdüğü müddetçe her halükârda eşinin nafakasını karşılamak zorundadır. Burada erkeğin fakir, hanımının zengin olması, durumu değiştirmez. En fazla yapılabilecek olan şey zengin hanımın, fakir eşine borç vermesidir. Burada tabii ki erkek, hanımının nafakasını yani ihtiyaçlarını temin ederken, onun sosyal statüsünü de dikkate almak zorundadır. Bu nedenle evlilik öncesinde tarafların, birbirine denk bir hayat sürüp süremeyeceklerini ve zorluklara birlikte göğüs germe iradesini gösterip göstermeyeceklerini iyi tetkik etmesi gerekir. Erkek maddi imkâna sahip olduğu halde hanımının ve çocuklarının ihtiyacını karşılamaktan imtina ediyorsa o takdir de kadının mahkemeye müracaatla elde edilecek karara göre kocasının malında izne tabi olmaksızın alma hakkı vardır.</p>
<p>Nafaka temininde güçlük yaşanan bir diğer husus ise erkeğin gaiplik durumudur. Erkeğin evini terk etmesi veya kendisinden uzun süre haber alınamaması halinde de mahkemeye müracaatla kadın kendisi ve çocukları için nafaka talebinde bulunur ve neticesine göre kocasının malından ihtiyacını karşılar.</p>
<p>Erkeğin vefatı halinde İslam hukukuna göre kadının nafaka hakkının olup olmadığı hususuna gelince, bu konuda pek çok teferruatın olduğunu peşinen söyledikten sonra özetle şunu ifade edelim. Bir kişi öldüğünde onun dünya malları ile olan ilişkisi hukuken sonlandırılır. Dolayısıyla ölen bir kimsenin geride kalanın nafakasını temin etmesi fiilen mümkün değildir. Ölenin malından borçları, defin masrafları ve (1/3’ten fazla olmamak kaydıyla) vasiyetleri düşüldükten sonra arta kalan malı, miras olarak varislerine intikal eder. Ölenin eşi ve çocukları da varisleri arasında olduğundan dolayı, kendilerine ayrıca bir nafaka tahsisi yoluna gidilmez.</p>
<p>Erkeğin, hanımını boşaması halinde ise nafaka açısından durum değişir. Kocası ölen kadının yeniden bir evlilik yapabilecek hale gelmesi için beklemesi zorunlu süre olan dört ay on günlük iddet müddeti, boşanan kadınlar için üç temizlik/hayız miktarıdır. Bu süre zarfında kadının, eşinden boşanmış olmasına rağmen nikâhla olan bağı tamamen ortadan kalkmış değildir. Dolayısıyla kendisi belli şartlar dâhilinde boşandığı eşi ile yeniden evlenme/bir araya gelme imkânına sahiptir. Bu sebebe bağlı olarak eşi tarafından boşanan kadının beklemesi zorunlu iddet süresi içerisindeki yeme, giyme ve barınma masrafları boşandığı eş tarafından karşılanır. Bununla alakalı olarak bu kısa bilgi ile yetinelim. Ancak boşanmış eşlerin hamile olup olmaması açısına göre nafakası ile ilgili olarak kaynaklarımızda çok detaylı bilgilerin olduğuna işaret etmekle yetinelim.</p>
<p><strong>Hısımlık Nafakası</strong></p>
<p>İslam dini açısından kişilerin sahip olduğu servet üzerinde sadece kendilerinin ve eşlerinin değil, aynı zamanda ihtiyaçlı durumda olması halinde anne, baba, dede, nine, çocuk ve torun gibi yakın akrabalarının da hakkı vardır. Hısımlık nafakasına hak kazanan kesimlere bazı İslam hukukçuları, mirasçılık benzeri bir liste yaparak amca, dayı, teyze, hala gibi kendilerine hukuk dilinde zevi’l-erham denilen kişileri de eklemişlerdir. Burada nafaka alacaklısı olmada esas alınan temel kıstas dini ölçütlere göre gerçekte muhtaç (mu’sir) olmaktır.</p>
<p>Öte yandan İslam aynı ailenin fertleri olmasına rağmen bireyle bakımından şahsi mal varlığını hukuki bir hak olarak görmüştür. Bu kapsamda örneğin, fakir bir adamın zengin hanımı olabileceği gibi, zengin bir babanın fakir çocuğu da olabilir. Tabii bunların tersi de mümkün. Ancak aile söz konusu olduğunda nafaka yükümlülüğünü evin reisine yüklediğimize göre, çocuğun fakir olması durumunda babası, onun da hısımlık sebebiyle ihtiyacını karşılamak zorundadır.</p>
<p>Muhtaç durumda bulunan kişinin hastalık, akli noksanlıktan, öğrencilik, askerlik vs. mücbir sebeplerle maişetini temin edememesi ya da mesaisini başka bir işe hasretmesinden dolayı çalışıp kazanma imkânı bulunmadığı hallerde de nafaka yükümlüsü baba/hısımlardır. Evlenmemiş kızların nafakası da aynı yolla karşılanır. Bu gibi hallerde imkânı yerinde olan kimse, bir mümin kul bilinciyle muhtaçların ihtiyacını örfe ve hakkaniyete uygun temin eder. Aksi davranması halinde muhtaç durumdaki hısımların mahkemeye müracaatı yoluyla kendilerine nafaka tahsisatında bulunulur.</p>
<p><strong>Hizmet Nafakası</strong></p>
<p>İslam hukuku kaynaklarında nafaka konusu işlenirken kişinin eli altında sürekli olarak bulunan hizmetkârları ve bu arada mülkiyeti için yapması gereken zorunlu masrafları da unutulmaz. Biz bu hususu her ne kadar kaynaklarda bu adla yer almasa da kapsayıcı olması açısından kısaca hizmet nafakası olarak isimlendirdik.</p>
<p>Geçmişte hizmetçi dendiğinde bundan genellikle kişinin sahibi olduğu köleleri anlaşılmaktaydı. Bu konuda İslam hukukuna göre kişinin kölesine, insani muamelede bulunma zorunluluğu vardır. Bu kapsamda onun uygun bir şekilde çalışma koşullarını sağlama mecburiyeti olduğu gibi, yemesinde ve içmesinde de belli bir standardı sağlama mecburiyeti vardı. Köle evlenecek olursa, efendisi buna engel olamazdı ve bu durumda ya ona çalışma izni vermesi ya da onun da evlilikten kaynaklanan ihtiyaçlarını karşılayacak tarzda nafakasını temin etmesi gerekiyordu. Bu husus gerekirse mahkeme kararıyla çözüme kavuşturulmaktaydı.</p>
<p>Hizmet nafakasının kapsamına ayrıca kişinin bakıp beslediği hayvanları, bunun yanında bağ, bahçe, atölye, fabrika gibi cansız varlıklarının bakım ve onarımı için gerekli masrafları da dâhildir. Zira bunlar sadece belli kişiler için değil, aynı zamanda bütün toplum için faydalı metalardır. Her ne kadar özel mülkiyet olsalar da faydasının umumiliği bakımından bir tür kamu malı niteliğinde olan bu malların, bakım ve onarımının ihmali halinde zararı bütün topluma mal olacaktır. İslam hukukunda nafaka hususunu kısaca yukarıda açıkladıktan sonra kısaca Türk hukukunda nafaka konusuna da değinelim.</p>
<p><strong>Türk Hukukunda Nafaka</strong></p>
<p>Türk hukukunda tedbir, yoksulluk, iştirak ve yardım adı altında dört farklı nafaka çeşidi vardır. Bunlar kısaca şu anlama gelmektedir:</p>
<p><strong>Tedbir Nafakası:</strong> Tedbir nafakası Türk Medeni Kanunu (TMK) madde 169’da şu şekilde maddeleştirilmiştir: <em>“Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır.”</em></p>
<p>Tedbir nafakası bakımından Kanun, kadın-erkek ayrımı gözetmemiştir Durumu iyi olan muhtaç taraf, ekonomik açıdan güçsüz olana nafaka verebilir. Bunun takdirini mahkeme yapar. Ancak sosyal gerçeklik ve uygulamalar bakımından tedbir nafakasını genellikle erkek verir. Tedbir nafakası, ayrılık veya boşanma davası nedeniyle yoksulluğa düşecek olan tarafa veya reşit olmayan müşterek çocuklara verilebilir. Tedbir nafakası boşama davası süresiyle sınırlıdır.</p>
<p><strong>Yoksulluk Nafakası:</strong> Yoksulluk nafakası TMK madde 175’te düzenlenmiştir. <em>“Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.”</em></p>
<p>Yoksulluk nafakası talep edecek olan eşin boşanma açısından daha az kusurlu olması ve bu nafaka ödenmediği takdirde yoksulluğa düşecek olması gerekir. Yoksulluk nafakası hâkim tarafından resen değil, talep üzerine karara bağlanır.</p>
<p>Yoksulluk nafakası, nafaka yükümlüsünün gelirine göre belirlenir. Ancak mahkemeye yeniden müracaatla ileride miktarında artış ya da kaldırılması talep edilebilir. Bu nafaka türünde de kadın-erkek ayrımı gözetilmemiştir. Ancak uygulamada daha çok kadın lehine yoksulluk nafakasına hükmedilmektedir.</p>
<p><em>Yoksulluk nafakası genellikle süresiz olarak verilmektedir. Son zamanlarda yoksulluk nafakasının süresiz olmasından kaynaklanan bazı sıkıntılar medyada da gündeme gelmiş ve bununla alakalı toplumdaki eleştirilere yer verilmiştir.</em> Zira bir gün dahi olsa evlenip boşanan kişi, yoksulluk nafakası talep ederek, ömür boyu bu nafakaya sahip olabilmektedir. Bundan dolayı yoksulluk nafakasının süresini sınırlamaya yönelik çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Yoksulluk nafakası, TMK madde 176 gereğince, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da  taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkar.</p>
<p><strong>İştirak Nafakası:</strong> Boşanma sonrası çocuğunun velayetini alamayan eşin, çocuk bakımına katkıda bulunmasına iştirak nafakası denmiştir. TMK madde 182/2 hükmüne göre <em>“Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.”</em></p>
<p>Yasal düzenleme gereği iştirak nafakası talebinde bulunma hakkı, velayetin kendisine tahsisi edildiği eşe aittir. Karşı taraf bakımından nafakaya iştirak edilip edilmeyeceğine, edilecekse ne miktarda olacağına mahkeme karar verir. İştirak nafakasına hâkim kendiliğinden de hükmedebilir. Bu nafakanın kapsamına çocuğun yiyecek, giyecek, barınma, sağlık, dinlenme, eğitim, öğretim, harçlık, ulaşım giderleri girer. Çocuk kanunen reşit hale gelene kadar iştirak nafakası devam eder. Ancak TMK madde 328 gereğince bu nafaka, eğitim öğretim süresince devam eder.</p>
<p><strong>Yardım Nafakası:</strong> Yardım nafakası aslında bir ahlaki kural olan akrabalar arasındaki yardımlaşma ve dayanışmanın hukuk kuralı haline dönüşmüş şeklidir. TMK madde 364’e göre,<em> “Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır. Eş ile ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler saklıdır.”</em></p>
<p>Üstsoy (anne, baba, dede, nine) ile altsoy (çocuk, torun) hısımları arasında nafakaya hükmedebilmek için nafaka yükümlüsünün mali gücünün olması yeterlidir. Ancak kardeşlerin birbirlerine karşı nafaka yükümlüsü olabilmesi için refah içinde olması gerekir. TMK madde 365 gereğince nafaka davası, mirasçılıktaki sıra göz önünde tutularak açılır. Dava, davacının geçinmesi için gerekli ve karşı tarafın malî gücüne uygun bir yardım isteminden ibarettir. Nafakanın, yükümlülerin bir veya bir kaçından istenmesi hakkaniyete aykırıysa hâkim, onların nafaka yükümlülüğünü azaltabilir veya kaldırabilir.</p>
<p><strong>Netice Olarak</strong></p>
<p><em>Dini ve hukuki açıdan nafaka</em> meselesini bütüncül olarak ele alındığımızda bazı hususiyetlerin dikkat çektiğini görürüz. Bunlar kısaca şu şekilde arz edilebilir:</p>
<p>Türk Medeni Kanunu bakımından nafaka türleri ve çeşidinin, detaylı olarak incelendiği dikkatlerden kaçmamakla birlikte, her fırsatta yaptırımdan ve kanun gücünün beraberinde getirdiği zorlamaya dayalı yaptırımdan söz edilmiş olması, bu konuda ister istemez gönül hoşnutluğuna dayalı bir nafaka sisteminin olmadığını göstermektedir. Bu ise görünürde, taraflar arasında her an ortaya çıkabilecek bir nizânın veya çekişmenin zeminini hazırlıyor izlenimi doğurmaktadır. Ancak buradaki düzenlemelerde, her ne kadar eleştirilecek yönleri bulunsa da, genel manada nafaka alacaklısını veya yükümlüsünü korumaya matuf düzenlemelerin varlığı gözlemlenmektedir. Ancak TMK içerisinde düzenlenen nafaka meselesine özellikle boşanan çiftler açısından bakıldığında, yoksulluk nafakasının sürekli olması, tarafların ileride kuracakları yeni hayat açısından ciddi sakıncalar doğurmaktadır. Hatta nafaka yükümlüsünün veya alacaklısının ya mal kaçırmasına ya da durumunu gizleyerek karşı taraftan mal almaya yeltenmesine yol açmaktadır. Buna bir parça resmi yoldan yapılmayan evlilikleri de eklemek gerekir.</p>
<p>İslam hukukundaki duruma gelince, sistemin temelinde mülkiyetin özde Allah’a ait olduğu bilinci yatar. Buradan hareketle İslam hukukunda, nafaka ile infak kavramları bir arada düşünülmüş; sadece boşanan çiftler, çocuklar ve hısımlar açısından değil, canlı olsun ve cansız olsun insana hizmet eden tüm varlıklar bakımından söz konusu kavramlar iç içe kullanılmıştır. Uygulama da fiilen bu yönde olmuştur. Nafaka özelinde konuşacak olursak İslam hukukunda, öncelikle herkesten kendi dini inancı, vicdanı ve ahlakı gereği yükümlülüğünü yerine getirmesi istenmiş, bunda ihmal ya da kusurun olması durumunda mahkeme yoluyla görevin yerine getirilmesi sağlanmıştır. Boşanan çiftler bakımından ise nafaka belli bir müddetle sınırlandırılmıştır. Ayrılan/boşanan çiftlerin ısrarla birbirleri üzerinde külfet oluşturabilecek ilişkilerde bulunmasının önü kapatılmıştır. Ayrıca boşanmış çiftlere nafaka üzerinden ayak bağı oluşturularak, yeni evlilikler ve yuvalar kurmalarının önü kesilmek istenmemiştir.</p>
<p>Türk Medeni Kanunu’nda değişiklik yapılması amacıyla bugünlerde tartışılan ve süre tahdidi konulması gündeme taşınan yoksulluk nafakası uygulamasının revizyonu açısından, İslam hukukunun zengin birikiminden mutlaka istifade edilmesi gerektiği aşikârdır. Zira İslam hukukundaki uygulama ve öngörülere bakıldığında bu hususun daha başından itibaren sınırlı ve dar çerçevede düzenlenmiş olması, bugün insanlığın geldiği noktaya en başından yön vermesi açısından manidardır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/dini-ve-hukuki-acidan-nafaka/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
