<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mülteciler &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/multeciler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 Dec 2019 08:03:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Mülteciler &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Mültecileri fırsat olarak görebilmek</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/multecileri-firsat-olarak-gorebilmek/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/multecileri-firsat-olarak-gorebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Dec 2019 08:03:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Mülteciler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13269</guid>

					<description><![CDATA[CENEVRE Genelde savaş ve yoksulluk gibi nedenlerle ülkesini terk etmek zorunda kalmış mültecilere fırsat olarak bakmak ilk planda fazla soğuk ve pragmatik gelebilir. Lakin dünya üzerindeki mevcut tecrübelere nispet edince bu yaklaşım, hem ev sahibi ülkeler hem de mülteciler için en sağlıklı olanı gibi duruyor. Çünkü mültecilerin entegrasyonunu kolaylaştırmanın ve ev sahibi ülkelerin halklarına da kaybetmediklerini bilakis kazandıklarını anlatmanın yolu bu. Aksi takdirde bugün özellikle AB ülkeleri ve ABD’de olduğu gibi mülteci karşıtlığı giderek siyaseti ve toplumu zehirliyor. *** Dünyanın hiçbir yerinde göçmenler, mülteciler gittikleri ülkelerin ekonomilerine zarar vermiş değil. Yani göçmenler geldi diye işsiz kalınmıyor. Bilakis araştırmaların da doğruladığı gibi göçmenler her zaman ekonomiye taze kan taşıyor ve dolayısıyla üretimi ve ticareti, totalde ekonomiyi canlandırıyor. Tıpkı Türkiye örneğinde olduğu gibi&#8230; Almanya örneğine bakalım mesela; Türkler bugün Almanya’nın vazgeçemeyeceği bir ekonomik yekun oluşturuyor. Aynı şekilde Türkiye’de de pek çok sektör eleman ihtiyacını sığınmacılardan karşılıyor. Yani Suriyeliler geldi diye bazı iş kollarındaki Türkler işsiz kalmış da yerine yabancılar alınmış değil. Gaziantep, Kilis gibi sınır illerin sanayileri için sığınmacılar hava su gibi vazgeçilmez olmuş durumda. *** Ama ne ki ekonomi farklı sebeplerle az daralsa, insanların alım gücü düşse her yerde aynı şey oluyor, yabancı düşmanlığı, mülteci karşıtlığı artıyor ve bu siyasi bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>CENEVRE</em></p>
<p>Genelde savaş ve yoksulluk gibi nedenlerle ülkesini terk etmek zorunda kalmış mültecilere fırsat olarak bakmak ilk planda fazla soğuk ve pragmatik gelebilir. Lakin dünya üzerindeki mevcut tecrübelere nispet edince bu yaklaşım, hem ev sahibi ülkeler hem de mülteciler için en sağlıklı olanı gibi duruyor. Çünkü mültecilerin entegrasyonunu kolaylaştırmanın ve ev sahibi ülkelerin halklarına da kaybetmediklerini bilakis kazandıklarını anlatmanın yolu bu.</p>
<p>Aksi takdirde bugün özellikle AB ülkeleri ve ABD’de olduğu gibi mülteci karşıtlığı giderek siyaseti ve toplumu zehirliyor.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Dünyanın hiçbir yerinde göçmenler, mülteciler gittikleri ülkelerin ekonomilerine zarar vermiş değil. Yani göçmenler geldi diye işsiz kalınmıyor. Bilakis araştırmaların da doğruladığı gibi göçmenler her zaman ekonomiye taze kan taşıyor ve dolayısıyla üretimi ve ticareti, totalde ekonomiyi canlandırıyor. Tıpkı Türkiye örneğinde olduğu gibi&#8230; Almanya örneğine bakalım mesela; Türkler bugün Almanya’nın vazgeçemeyeceği bir ekonomik yekun oluşturuyor. Aynı şekilde Türkiye’de de pek çok sektör eleman ihtiyacını sığınmacılardan karşılıyor. Yani Suriyeliler geldi diye bazı iş kollarındaki Türkler işsiz kalmış da yerine yabancılar alınmış değil. Gaziantep, Kilis gibi sınır illerin sanayileri için sığınmacılar hava su gibi vazgeçilmez olmuş durumda.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Ama ne ki ekonomi farklı sebeplerle az daralsa, insanların alım gücü düşse her yerde aynı şey oluyor, yabancı düşmanlığı, mülteci karşıtlığı artıyor ve bu siyasi bir faturaya dönüştürülüyor. Muhalefetteki partiler de sorumsuzca toplumdaki bu duygusal çıkışı besleyecek şekilde meseleyi siyasi rant malzemesine dönüştürüyor. Son 5-6 yılda Avrupa aşırı sağı böyle böyle yükseldi. Aşırı sağ partilere karşı oylarını koruyabilmek adına merkez sağ partiler de benzer söylemleri taklit etmeye başladı.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Avrupa ile eş zamanlı olarak Türkiye’de de aslı olmayan provokatif haberlerle yabancı düşmanlığı körüklendi. Amaç iktidar partisine karşı halkı kışkırtmaktı. Özellikle toplumun en hassas olduğu konular seçildi, yabancılar tarafından tecavüze uğrayan kız çocuğu haberleri yapıldı. Suriyeliler sınavsız üniversiteye alınıyor ama biz giremiyoruz; Suriyelilere TOKİ ev veriyor, halk sokaklarda; Suriyeliler hastanelerde sıra beklemiyor, bize sıra kalmıyor; her ay 1500 TL para alıyorlar gibi halkı galeyana getirmeyi amaçlayan çok sayıda haber yapıldı. Oysa göçmenler kayıtlı birer çalışana dönüştükten sonra herkes gibi vergisini veriyor ve herkes kadar sağlık vb. hizmetlerden faydalanmaya hak kazanıyor. Olay bundan ibaret.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Toplumdaki suç oranını yükselttiklerine dair algı da asılsız. Zira Suriyeliler arasındaki suç oranı genelin epeyce altında.</p>
<p>İzah etmeye çalıştığım şey, mültecilerin kaybettirmediği, kazandırdığı. Hem ekonomik hem de kültürel anlamda zenginliğe yol açıyorlar.</p>
<p>Türkiye çok kısa sürede çok büyük bir sığınmacı kitlesine ev sahipliği yapmayı başarmış ve bunların ekonomik-kültürel entegrasyonları adına pek çok önemli projeyi hayata geçirmiş bir ülke olarak dün ve önceki gün Cenevre’de Mültecilere İlişkin Küresel Mutabakat ve Küresel Mülteci Forumu’nun ev sahibi ülkelerindendi. Tüm dünyanın demokratik değerleri umursamaz bir noktaya doğru hızla ilerlediği günümüzde vicdan temelli siyaset ve diplomasinin temsilcisi bir ülke olduğumuz için ne kadar gurur duysak az. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kalabalık bir Türk heyeti ile katıldığı Mülteci Forumu, mültecilere karşı duvarlarını yükselten, sınırlarına tel örgüler çeken gelişmiş dünyaya bombalardan kaçan ama menziline varamadan cansız bedeni sahile vuran Aylan bebeklerin ahını hatırlattı.</p>
<p>Mazlumun sesi olamadıktan sonra ne kıymeti var siyasetin.</p>
<p>Halime Kökçe/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/multecileri-firsat-olarak-gorebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Dönmeleri Oldukça Zor&#8221;</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/donmeleri-oldukca-zor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/donmeleri-oldukca-zor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Nov 2018 08:06:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Mülteciler]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4097</guid>

					<description><![CDATA[KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU’NDAN ÇARPICI SURİYELİLER RAPORU Kamu Denetçiliği Kurumu’nun hazırladığı “Türkiye’de Suriyeliler” başlıklı özel raporda, savaş bitse bile Suriyelilerin dönmelerinin zor olacağına dikkat çekildi. Raporda, &#8220;10 yıl sonra Türkiye’de Suriyeli nüfusu 5 milyonu bulabilir. Gerçekle yüzleşip kalıcı politikalar üretilmeli&#8221; denildi. Ombudsmanlık, bu kapsamda Türkiye’de nelerin yapılmasını başlıklar halinde yayınladı. Kamu Denetçiliği Kurumu’nun (Ombudsmanlık) hazırladığı “Türkiye’de Suriyeliler” başlıklı özel raporda, savaş bitse bile Suriyelilerin ülkelerine dönmelerinin zor olacağı belirtilerek, “Gerçeklerle yüzleşmek kalıcılık konusunda politikalar üretmek gerekmektedir” delindi. Ayşegül Kahvecioğlu&#8217;nun Milliyet&#8217;te yer alan haberine göre, 2010’da yapılan anayasa değişikliği ile Meclis’e bağlı denetim mekanizması olarak kurulan Ombudsmanlık, Türkiye’deki Suriyelilerin durumu ve geleceğine ilişkin çarpıcı bir rapor hazırladı. Raporun satır başları özetle şöyle: DÖNMELERİ OLDUKÇA ZOR: riyeliler Türkiye’nin bütün illerinde yaşıyor. Kamplarda kalanların oranı yüzde 6.69’lara düşmüşken; Suriyelilerin bir kısmı Türk vatandaşlığına geçmiş, bir kısmı çalışma ve yatırım yaparken, onlar için yarın gideceklermiş gibi politika üretmenin gerçekçi olmadığı açıktır. Suriye’de barışın ve huzurun tesis edilmesi hâlâ yakın ve orta gelecekte mümkün görünmemektedir. Kendilerini güvende hissediyorlarsa, kazançları az da olsa bir işleri, yaşayacak ortalama mekanları ve çocuklarını gönderebildikleri okulları varsa, savaş bitse bile dönmeleri oldukça zor olacaktır. 276 BİN 158 BEBEK DOĞDU 2011’den bu yana doğan toplam Suriyeli bebek sayısının resmi sayılara göre 276 &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU’NDAN ÇARPICI SURİYELİLER RAPORU</strong></p>
<p><strong>Kamu Denetçiliği Kurumu’nun hazırladığı “Türkiye’de Suriyeliler” başlıklı özel raporda, savaş bitse bile Suriyelilerin dönmelerinin zor olacağına dikkat çekildi. Raporda, &#8220;10 yıl sonra Türkiye’de Suriyeli nüfusu 5 milyonu bulabilir. Gerçekle yüzleşip kalıcı politikalar üretilmeli&#8221; denildi. Ombudsmanlık, bu kapsamda Türkiye’de nelerin yapılmasını başlıklar halinde yayınladı. </strong></p>
<p>Kamu Denetçiliği Kurumu’nun (Ombudsmanlık) hazırladığı “Türkiye’de Suriyeliler” başlıklı özel raporda, savaş bitse bile Suriyelilerin ülkelerine dönmelerinin zor olacağı belirtilerek, “Gerçeklerle yüzleşmek kalıcılık konusunda politikalar üretmek gerekmektedir” delindi.</p>
<p>Ayşegül Kahvecioğlu&#8217;nun Milliyet&#8217;te yer alan haberine göre, 2010’da yapılan anayasa değişikliği ile Meclis’e bağlı denetim mekanizması olarak kurulan Ombudsmanlık, Türkiye’deki Suriyelilerin durumu ve geleceğine ilişkin çarpıcı bir rapor hazırladı. Raporun satır başları özetle şöyle:</p>
<p><strong>DÖNMELERİ OLDUKÇA ZOR:</strong></p>
<p>riyeliler Türkiye’nin bütün illerinde yaşıyor. Kamplarda kalanların oranı yüzde 6.69’lara düşmüşken; Suriyelilerin bir kısmı Türk vatandaşlığına geçmiş, bir kısmı çalışma ve yatırım yaparken, onlar için yarın gideceklermiş gibi politika üretmenin gerçekçi olmadığı açıktır. Suriye’de barışın ve huzurun tesis edilmesi hâlâ yakın ve orta gelecekte mümkün görünmemektedir. Kendilerini güvende hissediyorlarsa, kazançları az da olsa bir işleri, yaşayacak ortalama mekanları ve çocuklarını gönderebildikleri okulları varsa, savaş bitse bile dönmeleri oldukça zor olacaktır.</p>
<p><strong>276 BİN 158 BEBEK DOĞDU</strong></p>
<p>2011’den bu yana doğan toplam Suriyeli bebek sayısının resmi sayılara göre 276 bin 158 olduğu dikkate alındığında bu husus bile başlı başına kalıcılığın işareti olarak okunabilecektir. Suriyelilerin yüzde 46’sı, yani 1,4 milyondan fazlası 18 yaş altındaki çocuk ve gençlerden oluşmaktadır. 10 yıl sonra Türkiye’de 4-5 milyonu aşan bir Suriyeli nüfus olması ihtimali yüksektir.</p>
<p><strong>KALICI POLİTİKALAR ÜRETİLMELİ</strong></p>
<p>Gerçeklerle yüzleşmek, kalıcılık konusunda politikalar üretmek gerekmektedir. Bunun adı da uyum politikalarıdır. Kalıcılığın düşünüldüğü, ama geri dönüş için çabanın gösterildiği bir süreç modelinin özellikle kayıp kuşaklar bakımından daha az risk taşıdığı değerlendirilmektedir.</p>
<p><strong>YENİ KOORDİNATÖR BAŞKANLIK</strong></p>
<p>Doğrudan Cumhurbaşkanlığı’na bağlı koordinatör bir başkanlık tercih edilebilir. Yeni kurumun Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, AFAD, Kızılay ile yakın işbirliği içinde çalışması hatta bazı kurumları doğrudan bünyesine alması gerekecektir. Yeni bakanlık ya da başkanlığın yerel yönetimler konusunda da etkin görevler üstlenmesinin zemini hazırlanmalıdır.</p>
<p><strong>HER YAŞ İÇİN TÜRKÇE</strong></p>
<p>Özellikle okul çağındakiler olmak üzere her yaştaki Suriyeliye Türkçe öğretilmesi için başta MEB ve üniversiteler olmak üzere kamu kurum ve kuruluşları ile bu konuda faaliyet gösteren STK’lar arasında işbirliği yapılması, hazırlanan program ve projelerin ivedilikle hayata geçirilmesi gerektiği düşünülmektedir.</p>
<p><strong>DEVLET KURUMLARINDA ARAPÇA SEÇENEĞİ</strong></p>
<p>Suriyeli mültecilerin her geçen gün kalıcılığa doğru gittiği gerçeğinden hareketle, devletin internet sitelerinde Arapça dil seçeneği de bulunmalıdır. Bu hem bürokratik meselelerin takibi hem de Suriyeli mültecilerin entegrasyonu için önemli adım olacaktır.</p>
<p><strong>TOKİ, SURİYELİLERE UCUZ KONUT YAPSIN</strong></p>
<p>Mümkünse TOKİ-belediyeler işbirliğinde, çok düşük kiralarla mültecilerin barınması için yeni sosyal konutlar yapılabileceği; ancak bunlar yapılırken Türk toplumunun gösterebileceği olası tepkiler için de önlem alınmasının ve onların da desteğinin sağlanmasına çaba gösterilmesinin birlikte yaşama kültürü geliştirilmesi bakımından son derece kıymetli olduğu; söz konusu yerleştirmenin etnik bir özellik taşıdığına dair algıları ortadan kaldıracak şekilde seçimlerin yapılması gerektiği, aksi halde yakın gelecekte çok ciddi gerilim ve çatışma riskinin olabileceği değerlendirilmektedir.</p>
<p><strong>KAMPLAR BOŞALTILMALI</strong></p>
<p>Uzun vadede kamplar doğal olarak tecrit hayatına dönüşmekte olup, bu durumun gelecekteki uyum çalışmaları için de sorun teşkil edebileceği düşünülmektedir. Sadece çalışamayacak durumda olan hassas grupların; engellilerin, yaşlıların, çocuklu tek annelerin, ağır travma mağduru kişilerin bu merkezlerde kalışına izin verilmelidir. Bunların da rehabilitasyon süreci sonrasında merkezden ayrılmalarının ve toplumla entegre olmalarının sağlanması gerekir. Barınma merkezlerinin; bazı dezavantajlı hassas gruplara talepleri halinde kalmalarına müsaade etmenin dışında süreç içinde kademeli olarak boşaltılmasının gerektiği değerlendirilmektedir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/donmeleri-oldukca-zor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
