<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mülteci &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/multeci/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Wed, 11 May 2022 07:13:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Mülteci &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Suriyeliler Vergi Vermiyor Mu?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/suriyeliler-vergi-vermiyor-mu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/suriyeliler-vergi-vermiyor-mu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 May 2022 07:13:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[vergi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18262</guid>

					<description><![CDATA[Suriyeliler üzerinden yürütülen ırkçı söylemlerin bir versiyonu da vergi vermiyorlar şeklinde tezahür ediyor. Oysa ticari iş yeri açan Suriyeli ya da başka bir ülke vatandaşı konumu ne olursa olsun tıpkı Türk vatandaşı gibi resmi işlemlerini yapmaya ve ruhsat alarak vergi ödemektedir. Kaçak işyerleri de tespit edildiğinde gereken işlem yapılmaktadır. Suriyeliler vergi vermiyor diyenler yalan söylüyorlar. İnanmayanlar bulundukları şehrin defterdarlığına ve belediyelere sorabilirler. Suriyelilerin Türkiye ekonomisine katkısını söylemeden geçmek olmaz. Bakınız Suriyeli iş adamlarının&#160;Türkiye&#8217;de kurdukları KOBİ sayısı 2021 itibariyle 20 bindir&#8230; 500 bin kişiye istihdam&#160;sağlıyorlar. 50 ülkeye ihracat yapıyorlar. Suriyeli iş adamlarının Türkiye&#8217;ye yaptığı yatırım&#160;10 milyar doları bulmuştur.&#160;2021 yılında 3 milyar dolarlık ihracat yapmışlardır. Ayrıca dünyanın hiçbir ülkesinde bu kadar göçmen yoktur şeklinde yine kamuoyunu yanıltan ve&#160;Türkiye&#8217;yi karalayan&#160;propagandanın da kasıtlı olduğunu bilmek gerekir. Geçici koruma statüsündeki Suriyeli sayısı&#160;3.762.686&#160;kişidir. Büyük çoğunluğu çocuktur. Diğer ülke vatandaşlarıyla birlikte&#160;6 milyondur.&#160;Ülke nüfusuna oranı&#160;%7.02&#8217;dir. Diğer ülkelere kıyaslandığında Türkiye&#8217;deki oranın daha düşük olduğu görülür. Mesela&#160;ABD&#8217;de 50.6&#160;milyon göçmen vardır nüfusunun&#160;%15&#8217;ne&#160;tekabül eder. Almanya&#8217;da 15.8&#160;milyon göçmen/yabancı vardır nüfusunun %18&#8217;ine tekabül eder. Rusya&#8217;da 11.6 milyon&#160;göçmen vardır nüfusunun&#160;%8&#8217;ine&#160;tekabül eder. İngiltere&#8217;de 9.4 milyon&#160;göçmen vardır nüfusunun&#160;%13&#8217;üne&#160;tekabül eder. Fransa&#8217;da 8.5 milyon&#160;göçmen vardır nüfusunun%13&#8217;üne&#160;tekabül eder. Avustralya&#8217;da 7.7 milyon&#160;göçmen vardır nüfusunun&#160;%30&#8217;una&#160;tekabül eder. BAE&#8217;inde 8.5 milyon&#160;göçmen vardır nüfusunun&#160;%88&#8217;ine tekabül eder. Körfez ülkelerindeki yabancı nüfusun kendi nüfuslarının beş on katıdır. Onlar ülkelerinin istilaya uğramasından &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Suriyeliler üzerinden yürütülen <strong>ırkçı söylemlerin</strong> bir versiyonu da <strong>vergi vermiyorlar</strong> şeklinde tezahür ediyor. Oysa ticari iş yeri açan Suriyeli ya da başka bir ülke vatandaşı konumu ne olursa olsun tıpkı Türk vatandaşı gibi resmi işlemlerini yapmaya ve ruhsat alarak vergi ödemektedir. Kaçak işyerleri de tespit edildiğinde gereken işlem yapılmaktadır.</p>



<p><strong>Suriyeliler vergi vermiyor diyenler yalan söylüyorlar.</strong></p>



<p>İnanmayanlar bulundukları şehrin defterdarlığına ve belediyelere sorabilirler.</p>



<p>Suriyelilerin Türkiye ekonomisine katkısını söylemeden geçmek olmaz.</p>



<p>Bakınız Suriyeli iş adamlarının&nbsp;<strong>Türkiye&#8217;de kurdukları KOBİ sayısı 2021 itibariyle 20 bindir&#8230;</strong></p>



<p><strong>500 bin kişiye istihdam</strong>&nbsp;sağlıyorlar. 50 ülkeye ihracat yapıyorlar.</p>



<p>Suriyeli iş adamlarının Türkiye&#8217;ye yaptığı yatırım&nbsp;<strong>10 milyar doları bulmuştur</strong>.&nbsp;<strong>2021 yılında 3 milyar dolarlık ihracat yapmışlardır.</strong></p>



<p>Ayrıca dünyanın hiçbir ülkesinde bu kadar göçmen yoktur şeklinde yine kamuoyunu yanıltan ve&nbsp;<strong>Türkiye&#8217;yi karalayan</strong>&nbsp;propagandanın da kasıtlı olduğunu bilmek gerekir.</p>



<p>Geçici koruma statüsündeki Suriyeli sayısı&nbsp;<strong>3.762.686</strong>&nbsp;kişidir. Büyük çoğunluğu çocuktur. Diğer ülke vatandaşlarıyla birlikte&nbsp;<strong>6 milyondur.</strong>&nbsp;Ülke nüfusuna oranı&nbsp;<strong>%7.02&#8217;dir</strong>.</p>



<p>Diğer ülkelere kıyaslandığında Türkiye&#8217;deki oranın daha düşük olduğu görülür.</p>



<p>Mesela&nbsp;<strong>ABD&#8217;de 50.6</strong>&nbsp;milyon göçmen vardır nüfusunun&nbsp;<strong>%15&#8217;ne</strong>&nbsp;tekabül eder.</p>



<p><strong>Almanya&#8217;da 15.8</strong>&nbsp;milyon göçmen/yabancı vardır nüfusunun %18&#8217;ine tekabül eder.</p>



<p><strong>Rusya&#8217;da 11.6 milyon</strong>&nbsp;göçmen vardır nüfusunun&nbsp;<strong>%8&#8217;ine</strong>&nbsp;tekabül eder.</p>



<p><strong>İngiltere&#8217;de 9.4 milyon</strong>&nbsp;göçmen vardır nüfusunun&nbsp;<strong>%13&#8217;üne</strong>&nbsp;tekabül eder.</p>



<p><strong>Fransa&#8217;da 8.5 milyon</strong>&nbsp;göçmen vardır nüfusunun<strong>%13&#8217;üne</strong>&nbsp;tekabül eder.</p>



<p><strong>Avustralya&#8217;da 7.7 milyon</strong>&nbsp;göçmen vardır nüfusunun&nbsp;<strong>%30&#8217;una</strong>&nbsp;tekabül eder.</p>



<p><strong>BAE&#8217;inde 8.5 milyon</strong>&nbsp;göçmen vardır nüfusunun&nbsp;<strong>%88&#8217;ine tekabül eder.</strong></p>



<p>Körfez ülkelerindeki yabancı nüfusun kendi nüfuslarının beş on katıdır. Onlar ülkelerinin istilaya uğramasından korkmuyor.</p>



<p>Bizdeki aklı evveller 36 vilayete dağılmış 6 milyonunun 85 milyonu dönüştüreceğinden korkuyorlar.</p>



<p>Ayrıca bu insanlar dilleri dışında Türk kültürüne yabancı insanlar da değiller ki.</p>



<p>Daha bir asır önce onlar da Türkiye vatandaşıydı. Onların dedeleri de gelip Çanakkale&#8217;de ve diğer cephelerde Mehmetçik olarak omuz omuza savaşmışlardı.</p>



<p>Hülasa&nbsp;<strong>Suriyeli Türkiyeli çatışması çıkarmak isteyenler bu ülkenin güvenliğini tehdit etmektedirler.</strong></p>



<p>Hiç sorun yok demek de abartılıdır. Eğitimden barınmaya iş imkânına kadar yığınla sorun vardır. İktidar bu sorunların üstesinden gelmek için gayret sarf etmelidir bence ediyor da. Bu istikamette haklı eleştirilere de kulak vermesinde elbetteki fayda vardır.</p>



<p>Önemli olan eleştirenlerin ülke aleyhine psikolojik harp yürütenlere malzeme vermemeleridir.</p>



<p>Maalesef siyasi muhalefet başından bire Suriyeliler üzerinden iktidarı yıpratmak için kullandıkları yöntem nefreti körükleyen bir misyon üstlenmiştir.</p>



<p>Türkiye&#8217;nin hepsine vatandaşlık vereceğini iddia ederek hatta 900 bin kişiye vatandaşlık verildi diyerek açıkça yalan söylemekte ve provokatörlük yapmaktadırlar.</p>



<p>Vatandaşlık verilen Suriyeli sayısı&nbsp;<strong>47.000&#8217;ni Türkmen</strong>&nbsp;toplam<strong>&nbsp;200 bin 950 kişidir&nbsp;</strong>bunun 87 bini çocuktur. Bunlar da ülkemize bir şekilde katkıda bulunacak insanlardır. &#8216;Avrupalılar seçerek aldı biz önümüze geleni aldık&#8217; diyorlar ya&nbsp;<strong>vatandaşlık konusunda Türkiye doğru olanı yapmıştır.</strong></p>



<p>Suriyeliler&nbsp;<strong>geçici koruma statüsünde</strong>&nbsp;olduklarından, bir hukuk devleti olana Türkiye cebren gönderme yöntemine başvurmayacaktır. Cumhurbaşkanının&nbsp;<strong>göndermeyeceğiz&nbsp;</strong>demesinin anlamı budur.</p>



<p>Son olarak&nbsp;<strong>1 milyon Suriyelinin gönüllü</strong>&nbsp;gitmesini sağlayacak projede de yine<strong>&nbsp;gönderme yoktur.&nbsp;</strong>Bu proje gönüllü olarak gitmelerini sağlayacak cazibede imkânlar oluşturmayı hedefliyor.</p>



<p>Türkiye&#8217;nin üç askeri harekât ile terörden arındırdığı ve güvenliğini tesisi ettiği bölgelerde 13 yerleşim biriminde alt yapısıyla üst yapısıyla Suriyelinin gönüllü dönüşünü sağlayacak projenin masrafı da&nbsp;<strong>Türkiye hazinesinden değil</strong>&nbsp;uluslararası desteklerden karşılanacaktır.</p>



<p>Muhalefetin iktidarı Suriyeliler konusunda söylem değiştirdiği iddiasının da 2011&#8217;den buyana takip edilen politika gözden geçirilirse inandırıcı olmadığı anlaşılır. Çünkü Türkiye başından beri&nbsp;<strong>Suriyeliyi Suriye&#8217;de tutma</strong>&nbsp;politikasını öne çıkarmış, projeler hazırlamış ama batı dünyası çirkin yüzünü bir kez daha göstermiş ve&nbsp;<strong>Türkiye&#8217;yi yalnız bırakmıştır</strong>.</p>



<p>Türkiye o projesini şu anda kendisi uyguluyor.</p>



<p>&#8216;İdlib, Zeytin Dalı, Fırat kalkanı ve Barış Pınarı bölgelerinde toplam 6 milyon Suriye, İran sınırında 2 milyon olmak üzere&nbsp;<strong>8 milyon göçmen stabil halde tutuluyor.&#8217;</strong></p>



<p>Mesela İdlib&#8217;de&nbsp;<strong>AFAD koordinesindeki 12 sivil toplum örgütü</strong>&nbsp;Suriyelileri orada tutmanın gayreti içindeler. O çalışmalar olmasa sadece orada birkaç milyon Suriyelinin daha sınırlarımıza dayanmasının önünde hiçbir engel yoktur.</p>



<p>500 bin Suriyelinin de kendiliğinden döndüğü hatırlanacak olursa oluşturulacak yeni yerleşim birimlerine dönüşün hiç de zor olmayacağı anlaşılıyor.</p>



<p>Gurbette sıkıntı içinde izbelerde yaşayanların, kendi ülkelerinde rahat bir ortamı tercih etmeyeceğini söylemek çok zordur.</p>



<p>Bütün bunları Suriyelileri savunmak için yazmıyorum. Elbette ki ben de herkesin vatanına meskenine dönmesini istiyorum.</p>



<p>Fakat iktidarı yıpratmak için üretilen gerçek dışı veya abartılı haber ve yorumlara karşı sadece mevcut durumun fotoğrafını çekmek ve kimi provokasyonlara karşı gerçekleri dile getirmek istedim.</p>



<p>Hepsi bu.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/suriyeliler-vergi-vermiyor-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siz Ne Sanıyorsunuz!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/siz-ne-saniyorsunuz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/siz-ne-saniyorsunuz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Aug 2021 11:18:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[Mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[sığınmacı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17626</guid>

					<description><![CDATA[CHP ve İyi Parti liderlerine sormak isterim. Kendi ülkelerinde sorun yaşayan her insanın aklına sığınılacak yer olarak ilk önce Türkiye’nin gelmesi bir tesadüf müdür? İran üzerinden geçerek Türkiye’yi tercih eden göçmenler acaba gelişigüzel mi bunu yapıyorlar? Ya aziz milletimizin misafirperverliği…Zora düşeni sahiplenme merhameti, fazileti… Türkiye’yi sizler veya 28 Şubatçılar yönetseydi yine sonuç böyle mi olurdu? Acaba Türkiye’nin Afganistan veya iç sorun yaşayan Suriye gibi ülkelerden herhangi bir farkı kalır mıydı? Cumhurbaşkanımızın milletimize yaptığı en önemli hizmeti tam da budur…28 Şubat sürecinde karşı taraf çok istese arzu etse de ülkemizi Afganistan, Suriye ve diğer İslam ülkeleri gibi çatışmaya sürüklemeden kırmadan, dökmeden 28 şubat sürecinden çıkarıp kendi Cumhurbaşkanını seçme hakkını milletimize verebilmesidir. Bugünkü huzurumuzun asıl kaynağı budur! Afganistan ve Suriye başta olmak üzere diğer İslam ülkeleri bunu başaramadıkları için bugün perişan haldeler. O halde ülkemizin bu huzurundan istifade etmek isteyenler kaçıp buralara geliyorlar…Elbette ki gelenlerin getirdikleri bazı sorunlar da önemlidir. Ancak iyi bilinmeli ki, huzuru temin etme kaynağı bu ülkede Cumhurbaşkanımızdır. Bu durum çok önemli bir başarı değil midir? SSK Eski Genel Müdürü olarak Kılıçdaroğlu’nun yönettiği bir Türkiye’de muhtemelen hastaneler bugünkü halde olmazdı. Hastanelerde ilaç yazdırmak için gece yarısı gidip kuyruğa girmek gerekirdi. Doktor yoktur. O günlerde tedavi ücretsiz değildi. Pislikten hastanelere &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>CHP ve İyi Parti liderlerine sormak isterim. Kendi ülkelerinde sorun yaşayan her insanın aklına sığınılacak yer olarak ilk önce Türkiye’nin gelmesi bir tesadüf müdür? İran üzerinden geçerek Türkiye’yi tercih eden göçmenler acaba gelişigüzel mi bunu yapıyorlar?</p>



<p>Ya aziz milletimizin misafirperverliği…Zora düşeni sahiplenme merhameti, fazileti…</p>



<p>Türkiye’yi sizler veya 28 Şubatçılar yönetseydi yine sonuç böyle mi olurdu? Acaba Türkiye’nin Afganistan veya iç sorun yaşayan Suriye gibi ülkelerden herhangi bir farkı kalır mıydı?</p>



<p>Cumhurbaşkanımızın milletimize yaptığı en önemli hizmeti tam da budur…28 Şubat sürecinde karşı taraf çok istese arzu etse de ülkemizi Afganistan, Suriye ve diğer İslam ülkeleri gibi çatışmaya sürüklemeden kırmadan, dökmeden 28 şubat sürecinden çıkarıp kendi Cumhurbaşkanını seçme hakkını milletimize verebilmesidir. Bugünkü huzurumuzun asıl kaynağı budur! Afganistan ve Suriye başta olmak üzere diğer İslam ülkeleri bunu başaramadıkları için bugün perişan haldeler. O halde ülkemizin bu huzurundan istifade etmek isteyenler kaçıp buralara geliyorlar…Elbette ki gelenlerin getirdikleri bazı sorunlar da önemlidir. Ancak iyi bilinmeli ki, huzuru temin etme kaynağı bu ülkede Cumhurbaşkanımızdır. Bu durum çok önemli bir başarı değil midir?</p>



<p>SSK Eski Genel Müdürü olarak Kılıçdaroğlu’nun yönettiği bir Türkiye’de muhtemelen hastaneler bugünkü halde olmazdı. Hastanelerde ilaç yazdırmak için gece yarısı gidip kuyruğa girmek gerekirdi. Doktor yoktur. O günlerde tedavi ücretsiz değildi. Pislikten hastanelere girilmez, ölü hastane masrafları ödenmeden alınıp defnedilemezdi. Kısaca o gün bizler de bir Afganistan’dık. O günlerde Afganlar ülkemize gelirler miydi?</p>



<p>28 Şubat günlerinde İçişleri Bakanı olan Meral Akşener’i de içine düştüğü o günkü zor koşullardan normalleşmeyi sağlayarak yine Cumhurbaşkanımız çıkarmıştır. Bugün doğal siyaset seyri içerisinde konuşabiliyorsa bu imkanı ona Cumhurbaşkanımızın sunduğunu asla unutmamalıdır. Çünkü kendisinin ülkemizin normalleşmesine hiçbir katkısı olmamıştır. Normalleşme sağlanınca koşullar uygun ve kolay hale gelince yeniden siyaset meydanına çıkmıştır. O yüzden kendisi toplumsal dönüşüm ve normalleşme nedir bilmez…</p>



<p>Bu sözlerimden asla göçmenlere&#8221; ülkemize gelin&#8221; çağrısı yaptığım anlaşılmasın. Geçmişte, geldiklerinde oluşturdukları sorunlara ilişkin itiraz ve eleştirilerim olmuştu. İtirazlarım devam etmektedir.</p>



<p>Burada anlatmak istediğim ise, ülkemiz huzuru, iş imkanı, yaşam konforu, gelişmesi, hayat kolaylaşması nedeniyle de göç almaktadır. Artık yaşamak için Avrupa değil, ülkemiz cazip hale gelmiştir. Bu yönüyle iyi ama ne yazık ki bu durumda da göç sorunu meydana getirmektedir.</p>



<p>Ancak, Kılıçdaroğlu iktidar oluncaya kadar ülkemiz göç alma cazibesini devam ettirir. CHP lideri iktidar olduktan kısa bir zaman sonra da ülkemiz göç veren ülkelere benzemeye başlar ve göç böylece kesilir…Böylece göçe kesin çözüm bulunmuş olur…</p>



<p>Göç alan bir ülke cazibesi taşımak mı, yoksa göç veren ülkelere dönüşmek mi ? Tercih bunlardan biridir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/siz-ne-saniyorsunuz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağduyu Lütfen!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sagduyu-lutfen/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sagduyu-lutfen/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Aug 2021 11:47:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[Provakasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17593</guid>

					<description><![CDATA[Suriyeli mülteciler ve Afgan kaçak göçmenler meselesi ülkemizin gündemini yoğun şekilde meşgul etmektedir. Tartışmanın bir tarafı, sorunu olduğu gibi görmek ve okumak yerine, din kardeşliği üzerinden temennilerini beyan etmekte ve buna göre yorumlayıp ülkemizde kalmalarını istemekte, diğer taraf ise ülkemizin çıkarları açısından değerlendirip aynen Batı, ABD ve Rusya gibi “kabul etmeyelim öldürülseler bile ülkelerine geri gönderelim” dayatmasındadırlar. Sorun; ne Ak Parti adına televizyonlarda konuşan Resul Tosun’un dediği gibi Ensar ve Muhacir kardeşliği üzerinden dini yorumla çözülebilecek bir sorundur, ne de İyi Parti ve CHP’nin yaklaşımı ile “kovalım gitsinler” tarzında bir yaklaşım içinde halledilmesi mümkündür. Asgari insanlık şartı değil midir, ölümden kaçana kapı açmak? Hele de aralarında çocuk, yaşlı ve kadınlar varsa… Tarihte millet olarak hep öyle yapmışız, sahip çıkmışız yolda kalana, acize, ölümden kaçana…Şimdi de öyle yapmalıyız! Sorunun bir yönü budur. Diğer yönü ise, ülkemize gelen bu kişilerin ülkemizde oluşturdukları nimet külfet dengesidir. Miras, dünyevi çıkar veya başka nedenlerle kardeşin kardeşi üzdüğü, komşunun komşuyu incittiği, eşlerin bile birbirlerine tahammüllerinin tükendiği, yaşlı baba veya annelerin bakım evlerine verildiği bir dönemde mülteciler meselesini din kardeşliği üzerinden okumak ve anlamlandırmaya çalışmak gaflettir. Keşke öyle bir nesil yetiştirilseydi! Hicret, Ensar ve Muhacir kavramları İslam’a ait kavramlardır. Tartışılan bu sorun, amaç, yol, metot, kişiler, şartlar, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Suriyeli mülteciler ve Afgan kaçak göçmenler meselesi ülkemizin gündemini yoğun şekilde meşgul etmektedir. Tartışmanın bir tarafı, sorunu olduğu gibi görmek ve okumak yerine, din kardeşliği üzerinden temennilerini beyan etmekte ve buna göre yorumlayıp ülkemizde kalmalarını istemekte, diğer taraf ise ülkemizin çıkarları açısından değerlendirip aynen Batı, ABD ve Rusya gibi “kabul etmeyelim öldürülseler bile ülkelerine geri gönderelim” dayatmasındadırlar.</p>



<p>Sorun; ne Ak Parti adına televizyonlarda konuşan Resul Tosun’un dediği gibi Ensar ve Muhacir kardeşliği üzerinden dini yorumla çözülebilecek bir sorundur, ne de İyi Parti ve CHP’nin yaklaşımı ile “kovalım gitsinler” tarzında bir yaklaşım içinde halledilmesi mümkündür.</p>



<p>Asgari insanlık şartı değil midir, ölümden kaçana kapı açmak? Hele de aralarında çocuk, yaşlı ve kadınlar varsa… Tarihte millet olarak hep öyle yapmışız, sahip çıkmışız yolda kalana, acize, ölümden kaçana…Şimdi de öyle yapmalıyız! Sorunun bir yönü budur. Diğer yönü ise, ülkemize gelen bu kişilerin ülkemizde oluşturdukları nimet külfet dengesidir.</p>



<p>Miras, dünyevi çıkar veya başka nedenlerle kardeşin kardeşi üzdüğü, komşunun komşuyu incittiği, eşlerin bile birbirlerine tahammüllerinin tükendiği, yaşlı baba veya annelerin bakım evlerine verildiği bir dönemde mülteciler meselesini din kardeşliği üzerinden okumak ve anlamlandırmaya çalışmak gaflettir. Keşke öyle bir nesil yetiştirilseydi!</p>



<p>Hicret, Ensar ve Muhacir kavramları İslam’a ait kavramlardır. Tartışılan bu sorun, amaç, yol, metot, kişiler, şartlar, duygularıyla o günlerle aynı mıdır? Mekke’de dinlerini yaşayamadıkları için hicret eden sahabeler, Medine’ye kardeşleri Ensar’ın yanına gittiklerinde amaçları dinlerini daha iyi yaşayabilme zemini bulmalarıydı. Daha da önemlisi Medineli Ensar, Mekkeli Muhacirlerin yükünü gönül rızalarıyla ve Allah rızasına dayalı olarak üstlenmişlerdir. Dinde kardeşlik örneği olarak tarihe geçme yönü işte tam da burasıdır. Kanuni bir düzenleme ile olmamasıdır. Suriyeli ve Afganlı kardeşlerimiz Türkiye’ye dinlerini daha iyi yaşayabilmek için mi gelmektedirler? Bu tanımlamaya göre bizlere Ensar, Suriyeli ve Afganlı kardeşlerimize de Muhacir denilebilir mi? Vakıa da Hicret midir?</p>



<p>O halde tartıştığımız bu konu dini olmaktan çok daha fazla siyasi bir konudur. Siyaset üretenler ise; ne Ak Parti eski Milletvekili Resul Tosun’un her akşam televizyonlarda anlattığı gibi duygularına yenik düşerek sorunun çözümünü sadece din kardeşliğine indirgemeli, ne de dünyadaki imajımıza da çok ağır zarar verecek şekilde CHP’nin Bolu Belediye Başkanın yaptığı gibi düşmanca bir yaklaşım içinde olmalıdır. Süreç içerisinde anlaşıldı ki soruna ilişkin muhalefet partilerinin “öldürmesi için Esad’a teslim edelim” dışında başka da bir projeleri yoktur.</p>



<p>Bu noktada Ak Parti’ye çok iş düşmektedir. Çok acilen, mültecilerin ülkemizde oluşturduğu nimet külfet dengesini adil bir yaklaşımla ele alıp vatandaşımıza eşit oranda paylaşmalıdır. Onlar bu ülkenin nimetlerinden eşit olarak istifade etmiyorlar mı?</p>



<p>Şimdiye kadar ne yazık ki böyle olmamıştır. Gelen zengin müşteri ülkemizin zenginini daha da zengin etmiş, gelen yoksul mülteci ise ülkemizin yoksul kesiminin üzerindeki yükü artırmıştır. Nasıl mı?<br>Çok olmaları nedeniyle ev ve dükkan kiralarını asgari olarak ikiye katladılar. Buna göre kiracı vatandaşımız, Suriyeliler ülkemize geldi diye oturduğu eve bir kira da onlar için ödemektedir. Diğer taraftan ev sahibi bir dairesiyle iki daire geliri elde etmiş oldu. Aynı husus müteahhitler için de geçerlidir. Bir daire fiyatı iki daire fiyatına yükselmiştir. Bu durumda da vatandaşımız daire alacaksa bir daire parası da Suriyeli kardeşlerimiz için ödemek durumunda kalmaktadır. Şu anki uygulama kısaca, yoksul mülteci yoksul vatandaşımıza yük olmakta, zengin mülteci ise zengin vatandaşımızı daha da zengin hale getirmektedir. Nimet ve külfet dengesi yoktur!</p>



<p>Yevmiye ile çalışan vatandaşlarımız da öyle…</p>



<p>Gelen mülteciler çok daha ucuza çalıştıkları için iş dünyası daha çok kazanmak için onları tercih etmektedirler. Bu da ülkemiz insanı için işsizliğin artması demektir? Nimet külfet dengesi yoktur!</p>



<p>Ak Parti eski Milletvekili Resul Tosun’un bu konuda ki yaklaşımı da doğru değildir. Fabrikalar Türk işçi bulamıyorlar önermesi üzerinden hareket etmektedir ama kendileri de iyi biliyorlar ki, İstanbul ‘da ev kiraları mültecilerin çokluğu nedeniyle asgari ücret miktarına dayanmıştır. Onlar bir evde birkaç aile birlikte oturabilmektedirler ama bu biz de mümkün değildir.</p>



<p>Sorun, nimet ve külfet dengesi kurulamayışıdır. Bu yünüyle de vakıa dini değil, siyasidir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sagduyu-lutfen/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Batı’nın Türkleri Mültecileştirme Politikası</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/batinin-tu%cc%88rkleri-mu%cc%88ltecilestirme-politikasi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/batinin-tu%cc%88rkleri-mu%cc%88ltecilestirme-politikasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[E.Lâle Demirtürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 May 2019 09:17:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Türkleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[Türkler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10132</guid>

					<description><![CDATA[Batılı devletlerin Türkiye’yi sömürgeleştirme hatta Türkleri kendi ülkelerinde “mülteci” konumunda görme isteklerini gerçekleştirme çabaları, aslında yerel seçimler üzerinden Türk seçmeninin özgür düşünce ve iradesini “naylon” tutanaklarla kolonize etme fiyaskosuna dönüşmektedir. 20. ve 21. yüzyılın önde gelen sosyologlarından Immanuel Wallerstein, 11 Eylül 2001 sonrasında George W. Bush’un uluslararası kutuplaşmayı körükleyen, kamplara bölen “barışçı” (ABD) ve “terörist” (Orta Doğu) coğrafi söylem ayrışmasına dayanan konuşmasına atfen şöyle bir saptamada bulunur: “Günümüzde Amerika Birleşik Devletleri için en büyük tehdit, Amerika Birleşik Devletleri’nin ta kendisidir”1 (Wallerstein, Alternatives 1). ABD’nin hegemon konumunun çökmekte olduğu savını farklı eserlerde dile getiren Wallerstein, Bildiğimiz Dünyanın Sonu (2000) kitabında ise şöyle bir saptamada bulunur: “Eğer bizim dışımızdaki herkesin (daha doğrusu herhangi birinin) dünyayı değiştirmesine yardım etme gibi bir umudumuzun olmasını istiyorsak kendimizi değiştirmeliyiz”2 (Wallerstein, Bildiğimiz Dünyanın Sonu 172). Son günlerde, İsrail’de Netenyahu seçilsin diye Donald Trump’ın demokrasilerde görülmeyen bir şekilde İsrail seçimlerine müdahale etmesi de oldukça düşündürücüdür. Öncelikle Trump gibi düşünen Amerikalı politik liderlerin, ilerici Amerikan aydınlarının halen kamusal alanda devam ettirdikleri “Black Lives Matter” (“Siyahların Hayatları Önemlidir”) gibi aktivist protesto gösterilerinde yaptıkları toplumsal eleştirilere kulak vermeleri gerekmektedir. Ancak bu şekilde kendi halkının taleplerine değer veren bir Amerikan yönetimi, Orta Doğu coğrafyasında sürdürdüğü diktatör yanlısı militarize stratejilerle bölgemize demokratik özgürlükler getirme &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Batılı devletlerin Türkiye’yi sömürgeleştirme hatta Türkleri kendi ülkelerinde “mülteci” konumunda görme isteklerini gerçekleştirme çabaları, aslında yerel seçimler üzerinden Türk seçmeninin özgür düşünce ve iradesini “naylon” tutanaklarla kolonize etme </strong><strong>fiyaskosuna dönüşmektedir.</strong></p>
<p>20. ve 21. yüzyılın önde gelen sosyologlarından Immanuel Wallerstein, 11 Eylül 2001 sonrasında George W. Bush’un uluslararası kutuplaşmayı körükleyen, kamplara bölen “barışçı” (ABD) ve “terörist” (Orta Doğu) coğrafi söylem ayrışmasına dayanan konuşmasına atfen şöyle bir saptamada bulunur: “Günümüzde Amerika Birleşik Devletleri için en büyük tehdit, Amerika Birleşik Devletleri’nin ta kendisidir”<sup>1</sup> (Wallerstein, <em>Alternatives</em> 1).</p>
<p>ABD’nin hegemon konumunun çökmekte olduğu savını farklı eserlerde dile getiren Wallerstein, <em>Bildiğimiz Dünyanın Sonu</em> (2000) kitabında ise şöyle bir saptamada bulunur: “Eğer bizim dışımızdaki herkesin (daha doğrusu herhangi birinin) dünyayı değiştirmesine yardım etme gibi bir umudumuzun olmasını istiyorsak kendimizi değiştirmeliyiz”<sup>2</sup> (Wallerstein, <em>Bildiğimiz Dünyanın Sonu</em> 172).</p>
<p>Son günlerde, İsrail’de Netenyahu seçilsin diye Donald Trump’ın demokrasilerde görülmeyen bir şekilde İsrail seçimlerine müdahale etmesi de oldukça düşündürücüdür. Öncelikle Trump gibi düşünen Amerikalı politik liderlerin, ilerici Amerikan aydınlarının halen kamusal alanda devam ettirdikleri “Black Lives Matter” (“Siyahların Hayatları Önemlidir”) gibi aktivist protesto gösterilerinde yaptıkları toplumsal eleştirilere kulak vermeleri gerekmektedir. Ancak bu şekilde kendi halkının taleplerine değer veren bir Amerikan yönetimi, Orta Doğu coğrafyasında sürdürdüğü diktatör yanlısı militarize stratejilerle bölgemize demokratik özgürlükler getirme savına ve ülkemizin egemenliğine yaptıkları müdahalelere bir son verme insiyatifini dış siyaset anlayışı haline getirebilirler. Diğer bir deyişle Wallerstein’in görüşüne benzer bir öz-eleştiri yaparak, bölgemizi ve Türkiye’yi değiştirmek yerine önce kendilerini değiştirmeleri ve Amerikan demokrasisini insanî değerler nezdinde geliştirmeleri gerekmektedir.</p>
<p>Özellikle 11 Eylül’den bu yana, bizi tehdit olarak gören Batılı devletlerin dünyaya sahip oldukları medya aracılığıyla hükmettikleri ve en azından TV ekranlarıyla evlerimizde kendini gösteren Batı hegemonyasıyla iç içe bir gündelik hayatı sürdürüyoruz. Belleklerimize buyurgan bir biçimde hükmetme hakkını kendinde görmeleri bir yana emperyalist Batı siyasetinin bizim için öngördüğü sömürgeleştirme çabalarına karşı durabilen, kendi gelenek ve göreneklerini muhafaza etmek suretiyle Batılı olmayı değil, Batıcı olmayı reddeden bu denli dirençli bir ulus karşısında bilişsel ve kültürel bir yenilgiye uğradıkları da apaçık ortadadır.</p>
<p><strong>“Mülteci Krizi” Söyleminin Ardında Gizlenen</strong></p>
<p>Türkiye bugün, Batı dünyasının her zamankinden daha fazla fitillediği bir ateş çemberi içerisinde yaşamak zorunda bırakılmaktadır. 15 Temmuz 2016 başarısız darbe girişimine bakılırsa Batı’nın tarih boyunca Anadolu’yu sömürgeleştirme faaliyetleri artık daha da farklı bir siyasete dönüşmüştür: Türkleri kendi anavatanlarında mültecileştirme politikası! 21. yüzyılda Batı’nın beyaz üstünlüğüne dayandırdığı kimliğini, kurgulanmış bir mağduriyet ifade eden mülteciler üzerinden bir korunma kalkanı olarak kullanmaması gerektiği kanısındayım.</p>
<p>Son günlerde sıkça duyduğumuz “mülteci krizi” söyleminin ardında ustalıkla gizlenen ırkçılık ve çok-uluslu müdahalelerle yaratılan ve Batılı olmayanların yaşama hakkı bulunmayan tek tip bir dünyayı yaratmayı rasyonalize eden Batılı devletler, bir bilinç parçalanması sürecini yaşamaktadırlar. Bir yandan Türkiye’yi sömürgeleştirme hatta Türkleri kendi ülkelerinde “mülteci” konumunda görme isteklerini gerçekleştirme çabaları, aslında yerel seçimler üzerinden Türk seçmeninin özgür düşünce ve iradesini “naylon” tutanaklarla kolonize etme fiyaskosuna dönüşmektedir</p>
<p>Diğer yandan da gerektiğinde Venezuela ve Sudan gibi ülkelerde demokratik seçimle iş başına gelenleri faşist manipülasyonlarla dize getirmeye çalışan bu oyun kurucular, bütün dünyayı Maduro ve Ömer El Beşir gibi devlet başkanlarının baskıcı birer diktatör olduklarına inandırma girişimlerinden de bir an olsun vazgeçmeye yanaşmamaktadırlar.</p>
<p>Batılı devletlerin Batılı olmayan devletlere karşı üstünlüğü zemininde oluşturduğu bu söylem hiyerarşisine hizmet veren kurum ve kuruluşları ile güçsüz sandıkları Türkiye gibi devletlerin “içeriden emperyalizme kapıyı açmaya çalışanlar”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><sup>3</sup></a> (Şerbetçi, <em>Osmanlı’nın İngiliz’le İmtihanı</em> 120) ile birlikte sözde diktatörlüklere son verme projeleri, döviz kurları ve yeryüzünde hangi milletlerin yaşayıp hangi milletlerin ölme hakkına sahip olduğuna karar veren biyopolitikayı merkezine alan vesayet savaşları üzerinden ayakta tutabileceklerine inanmaktadırlar.</p>
<p>Batı’nın, özellikle de ABD’nin, Vatikan’ın emirlerine uyarak yönettiği ve bir Dünya İmparatorluğu’nu yeniden inşa etme operasyonlarını yapanların, Türkiye gibi 3. Dünya ülkelerinden gelen ve Batı Avrupa vatandaşı olan “kendi” seçmenlerinin etnik kimliklerini bile hedef tahtası haline getirmelerini gözlemlemekteyiz. Ancak uluslararası müesses nizamı kuran ve sürdüren çok uluslu finans güçlerinin bizim gibi bir ülkeye kendini adamış bütün Türk milletinin şanına yaraşan asker, polis ve sivil nice kahramanların gölgesinde dimdik ayağa kalktığını görmezden gelmektedirler.</p>
<p>Dolayısıyla dış komplo ve tehditler karşısında yılmayan bu kahramanların, Batılı devletlerin söylem hiyerarşisi temeli üzerinde inşa ettikleri diktatörlük zihniyetiyle başa çıkarken, bin yıllık devlet geleneğinden aldıkları güç, kendine özgü milliyetçi bir stratejik akıl ve söyleme dayalı siyaset anlayışı ile sosyokültürel sınırlarımızı da muhafaza ettiklerini idrak etme yeteneğinden yoksun olduklarını her daim gösterme aczine düşmektedirler. Görünen o ki devletimiz, memleketimiz, milletimiz söz konusu olunca biz Türkler, dünyanın neresinde yaşarsak yaşayalım, hizmetten asla yorulmayız ve yılmayız.</p>
<p><strong>Zihinlerin Sömürgeleştirilmesi</strong></p>
<p>Koray Şerbetçi, İngiliz-Osmanlı mücadelesi hakkında anlatılanların günümüzde de bir yol haritası gibi bizi aydınlatmaya devam eden bir özelliğe sahip olduğunu belirtiyor ve inandığı değerlere milli birlik içerisinde sahip çıkmanın 15 Temmuz darbe girişiminin önlenmesinde güçlü bir direnme sağladığı hususunda şu saptamayı yapıyor:</p>
<p>Karşımızdaki rakip ne kadar güçlü olursa olsun, “bütün bir zincirin halkaları gibi tehdit ve tehlike karşısında sorumluluğu şu ya da bu makama havale etmeden, herkes kendi çapı ve elinin eriştiği sahada paylaşmak, omuz omuza durmak ve yine kendi içinde zayıf iradeleri etrafa bulaştırmaya çalışanları ya etkisiz kılmak ya da en hafifinden onlara kulak tıkamakla psikolojik üstünlüğü elde etmektir” (Şerbetçi, <em>Osmanlı’nın İngiliz’le İmtihanı </em>185).</p>
<p>Şerbetçi’nin dillendirdiği bu gerçeği daha farklı bir bağlam içerisinde ele alırsak, şöyle bir çıkarsama da yapabiliriz kanısındayım: Türkiye’de en büyük tehlike, Batılı devletlerin kültürel hegemonyasının özellikle ülkemiz gençlerinin zihinlerine sızmasıdır. Hepimizin sorgulamak zorunda olduğu en temel gerçeklik, bazı insanlarımızda kendisine ve toplumuna yabancılaşmış bir zihniyetin pekiştirilmesine etki eden bu hegemonyacı düşünme biçimidir.</p>
<p>Zihinlerimizin sömürgeleştirilmesine tamamen karşı olmalıyız, çünkü Yusuf Kaplan’ın da bir televizyon programında belirttiği üzere “gerçek özgürlük, Batıcı zihniyeti aşmaktır.” Bu özgürlük anlayışına sahip, inandığı değerleri eylemekten korkmayanlar sayesindedir ki Batılı devletlerin ve onların ülkemiz sınırları içerisindeki Batıcı işbirlikçilerinin (Fetöcülerin!), Amerika’nın çarpık militarize demokrasi anlayışını körü körüne sorgulamaksızın benimsetmeye çalıştığı yerel seçimlerde ülkemizin geleceğine yönelik ne denli büyük bir tehlike oluşturduğunu gözler önüne sermektedir. Bir kez daha vurgulamakta fayda var: Türkleri, kendi anavatanlarında mültecileştirme politikası!</p>
<p style="font-size: 0.8em;">1 Wallerstein, Immanuel. <em>Alternatives: The United States Confronts the World</em>. Boulder, Colorado: Paradigm Publishers, 2004.</p>
<p style="font-size: 0.8em;">2 Wallerstein, <em>Immanuel. Bildiğimiz Dünyanın Sonu: Yirmi Birinci Yüzyıl İçin Sosyal Bilim</em>. Çeviren Tuncay Birkan. İstanbul: Metis Yayınları, 2012. (İlk Basım 2000).</p>
<p style="font-size: 0.8em;">3 Şerbetçi, Koray. <em>Osmanlı’nın İngiliz’le İmtihanı</em>. İstanbul: Nesil Yayınları, 2017</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/batinin-tu%cc%88rkleri-mu%cc%88ltecilestirme-politikasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çaresizliği Gördüm</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/caresizligi-gordum/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/caresizligi-gordum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Dec 2018 14:36:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=5949</guid>

					<description><![CDATA[Deniz Feneri Derneği İstanbul Şube Başkanı Rasim Karagül, Deniz Feneri çalışanı Ali Duman ve yine Deniz Feneri Derneği Kilis gönüllüsü Muhammed Assaf&#8217;la birlikte Öncüpınar Kapısı&#8217;ndan Suriye&#8217;ye geçtik. Çadırlarda yaşayanlara çeyiz seti, çizme, kıyafet ve gıdadan oluşan bir tır yardım götürdük. Azez&#8217;in kuzey bölgesinde, Türkiye sınırına yakın bölgelerde kurulan çadır kamplarda 125 bin kişi olağan dışı koşullarda yaşam savaşı veriyor. O bölgede, çadır alanları yardım kuruşları arasında paylaştırılmış. Deniz Feneri, El Haremeyn ve Ehlü&#8217;ş Şam Kamplarının ihtiyacını karşılamaya çalışıyor. Yan yana kurulan iki kampa 5000&#8217;in üstünde insan sığınmış. Her iki kampta da çadır okul mevcut. Kısa bir süre içinde El Haremeyn Kampı çadırdan kurtulup konteyner okuluna kavuşacak. Darısı diğer kampların başına. Okullar cuma ve cumartesi tatil; pazar günü, okullarda haftanın ilk günü. Orada Pazartesi sendromu yok, ancak her gün ayrı bir sendroma gebe. Ehlü&#8217;ş Şam kampına genelde Mümbiç&#8217;ten gelenler yerleştirilmiş, diğer kampta Suriye&#8217;nin değişik yerlerinden gelenler var. Her iki kamp için de yönetim oluşturulmuş, bu yönetimler AFAD sorumlusu ile birlikte sorunları çözmeye, yardım kuruluşları vasıtasıyla ihtiyaçları gidermeye çalışıyor. Her iki kamp da tel örgüyle çevrilmiş, çadırlar artık çadır olmaktan çıkmış, bazıları imkanları ölçüsünde çadırın eklentisi şeklinde baraka yapmaya çalışmış. Yağmur yağdığı zaman, kışın tamamında kamplar çamur içinde, bazen çocuklar çamura saplanıp &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Deniz Feneri Derneği İstanbul Şube Başkanı Rasim Karagül, Deniz Feneri çalışanı Ali Duman ve yine Deniz Feneri Derneği Kilis gönüllüsü Muhammed Assaf&#8217;la birlikte Öncüpınar Kapısı&#8217;ndan Suriye&#8217;ye geçtik. Çadırlarda yaşayanlara çeyiz seti, çizme, kıyafet ve gıdadan oluşan bir tır yardım götürdük. </p>
<p>Azez&#8217;in kuzey bölgesinde, Türkiye sınırına yakın bölgelerde kurulan çadır kamplarda 125 bin kişi olağan dışı koşullarda yaşam savaşı veriyor. O bölgede, çadır alanları yardım kuruşları arasında paylaştırılmış. Deniz Feneri, El Haremeyn ve Ehlü&#8217;ş Şam Kamplarının ihtiyacını karşılamaya çalışıyor. Yan yana kurulan iki kampa 5000&#8217;in üstünde insan sığınmış. Her iki kampta da çadır okul mevcut. Kısa bir süre içinde El Haremeyn Kampı çadırdan kurtulup konteyner okuluna kavuşacak. Darısı diğer kampların başına. Okullar cuma ve cumartesi tatil; pazar günü, okullarda haftanın ilk günü. Orada Pazartesi sendromu yok, ancak her gün ayrı bir sendroma gebe. </p>
<p>Ehlü&#8217;ş Şam kampına genelde Mümbiç&#8217;ten gelenler yerleştirilmiş, diğer kampta Suriye&#8217;nin değişik yerlerinden gelenler var. Her iki kamp için de yönetim oluşturulmuş, bu yönetimler AFAD sorumlusu ile birlikte sorunları çözmeye, yardım kuruluşları vasıtasıyla ihtiyaçları gidermeye çalışıyor. </p>
<p>Her iki kamp da tel örgüyle çevrilmiş, çadırlar artık çadır olmaktan çıkmış, bazıları imkanları ölçüsünde çadırın eklentisi şeklinde baraka yapmaya çalışmış. Yağmur yağdığı zaman, kışın tamamında kamplar çamur içinde, bazen çocuklar çamura saplanıp kalıyor. Çadırları, yağmur yağdığı zaman su basıyor; hijyenik ortam diye bir şey hepten yok oluyor. Kampların uzak noktaları daha da vahim durumda. Yazınsa her taraf toz toprak içindeymiş. İnsanlar toz-toprak ve çamur deryası içinde ne kadar temiz olunabiliyorsa o kadar temizler. </p>
<p>Kamplar vatandaşın arazisi üzerine kurulmuş, kimi yerlerde insanlar zeytinliklere sığınmış, başkalarının tapulu malı bir nevi işgale uğramış. Bölgede elektrik büyük jeneratörlerle sağlanıyor. Kamplarda sokak lambaları güneş enerjisi ile çalışıyor. Kampların belli noktalarına umumi tuvaletler ve banyolar yerleştirilmiş. Ancak insanlar banyosunu çadırında leğende yapıyormuş. Su ihtiyacı, kuyulardan su depolarına alınan suyla sağlanıyor. Herkes yemeğini çadırında gaz ocağında pişiriyor, ısınma için de mazotlu sobalar kullanılıyor. İki-üç litrelik mazot, 6-8 saat yetiyormuş.</p>
<p>İçinde 15 kişinin yaşadığı çadırlar da var. Genelde aileler çok çocuklu. Doğum oranı bir hayli yüksek. Şehit çocukları akrabalarının yanında kalıyor. İnsanların karınlarını doyurma dışında hayal kurma şansları yok gibi. Çaresizlik diz boyu. </p>
<p>Kamplarda alışveriş imkanı da var. Bakkal-manav tarzı çadırlarda kalitesi çok düşük de olsa bazı şeyler bulabiliyorsunuz. </p>
<p>Çadırlarda kalanlar zaman zaman gündelik işlere gidiyor, cüz&#8217;i de olsa ceplerine üç beş kuruş giriyor ancak genelde insanların işi gücü yok. Yardımlar olmasa, Allah korusun, toplu ölümler olur. Bölgede, hem Suriye hem de Türkiye parası kullanılıyor. Sınıra duvar örülmesi ile birlikte kaçakçılık tamamen bitmiş gibi. </p>
<p>Çadır kampların bir kısmında yaşam koşulları daha da kötü. İçlerine girmesek de hepsini az buçuk gözlemleme olanağımız oldu. </p>
<p>Zeytin Dalı Harekat&#8217;ının başlangıcında alınan Burseya Dağı&#8217;nın eteklerine gitme fırsatımız oldu, son çadırların hemen yukarısında hurda halini almış tank ve savaş araçlarını gördük, savaşın soğuk yüzüne şahit olduk. </p>
<p>Burseya Dağı&#8217;nın ardından Azez kentine geçtik. Kent kentlikten çıkmış, kentin hemen dışında PYD/YPG bölgesi Tel Rıfat başlıyor. Tel Rıfat alınmadan, Azez güvende sayılmaz. </p>
<p>Azez&#8217;de Kapalı Çarşı&#8217;ya girdik. Az da olsa ticari bir yaşam sözkonusu. Dükkanlarda her şey var; para kıt olunca alış-veriş de az hâliyle. </p>
<p>Bir günlük Azez bölgesi ziyaretiyle ilgili çıkarımlarım şöyle: Türkiye bölgeden elini çektiği anda oralarda çok büyük bir insanî dram yaşanır, diğer güçler orayı kısa zamanda yutar ve Türkiye sınırına birkaç milyon insan daha yığılır ve sıra, Allah korusun, Türkiye&#8217;ye gelir. </p>
<p>Savaştan bu yana demografik yapı tamamen bozulmuş, Sünniler büyük oranda yurt dışına çıkmak zorunda kalmış, İdlip, Afrin, Azez, Elbap bölgesine sığınmış. Özellikle Halep&#8217;e birçok ülkeden Şiî nüfus yerleştirilmiş, YPG bölgelerinde tehcir uygulanarak nüfus yapısı ters yüz edilmiş. Böyle bir ortamda nihaî barış ve huzuru sağlamak çok uzun zaman alacağa benziyor. </p>
<p>Savaşın yol açtığı yıkımı ve trajedinin boyutlarını görmek için sadece Kilis ve Azez&#8217;i görmek yetiyor. Çadır kampları gördüğünüz zaman içinizi derin bir hüzün kaplıyor ve hayata bakış açınız değişiyor, insanlığınızı sorgulamaya başlıyorsunuz. Meselenin sadece bir Irak, Suriye, Yemen&#8230; meselesi olmadığını, bütün Ortadoğu&#8217;yu yakacak emperyal bir ateş olduğunu, insanların bir kuru ekmeğe muhtaç edilmek ve köleleştirilmek istendiğini görmek zor olmuyor. </p>
<p>Bazı şeyler, gidip yerinde görmeyince tam ve doğru olarak anlaşılamıyor. Çadır kamplarda, üzerinden uzun zaman geçmesine rağmen, çok büyük dram yaşanıyor. Buna yaşamak falan denilemez, koşullar insanı derinden sarsıyor. Oraya her kim gitse, oradaki dramın etkisini uzun süre üzerinden atamaz. </p>
<p>Türkiye&#8217;ye sığınan Suriyeliler, orada kalanlardan katbekat şanslı. Alt yapının bütünüyle çöktüğü bölgede, herkes ve her şey ölümü, yaşanan vahşet ve dehşeti hatırlatıyor. Engebeli araziye dönmüş yollarda hareket halindeki araçlar burdadan farksız, insanlarsa yürüyen bir cesedi andırıyor; buna rağmen bir çocuğu bir balon, bir çizme, bir yetişkini bir paket gıda mutlu etmeye yetiyor. Onları her şeye rağmen gülümserken görünce hiçbir şeyin bizi nasıl da mutlu etmediğini düşünüyor; elimizdeki nimetlerin kadrini bilmeyişimiz, insanın üzüntüsünü daha da artırıyor. </p>
<p>Hemen herkesin, özellikle de mülteci karşıtlarının orayı görmesini isterim, zira anlatmakla tam anlaşılacak gibi değil. Konfora alışmış bizlerin orada bir gece kalması bile kolay değil. En karşıtların bile yüreğinin yumuşayacağına inanıyorum. Yöreye has güvercinler bile çamura bulanmış vaziyette, yer yer fare ölülerine rastlıyorsunuz, salgın hastalıkların her an baş gösterebileceği aklınıza geliyor, sarsılıyorsunuz. Allah&#8217;tan her kampa bir ambülans verilmiş. Doğuştan dudağı yarık ve üst damak problemi yaşayan altı aylık bir bebek, yürekleri dağlıyor. Türkiye&#8217;ye getirilip en az altı aylık bir ameliyat ve tedavi sürecine ihtiyaç duyuyor. Bunun için de devletimizin ve hayırseverlerin yardımını istiyorlar. </p>
<p>Anlatılacak yürek paralayan çok hikaye var. Ancak bir şey var ki acılar paylaşıldıkça azalır. Tarihini az çok okuyanlar bilir ki Edine ve Halep vilayetleri ikiye bölünmüş, diğer yarıları aziz vatan toprakları dışında kalmıştır. Yüreğimizin yarısı oralardadır yani. </p>
<p>Yüreğimizin doğudaki yarısının 81 milyona çok selamı var, bizleri unutmayın diyorlar. Mazlum coğrafyaların tamamını unutmamız, sahipsiz, umutsuz bırakmamız mümkün değildir. </p>
<p>Allah vatanımıza, milletimize zeval vermesin. Türkiye öyle güçlensin öyle güçlensin ki taki bütün mazlumları kanatları altına alabilsin. </p>
<p>Allah, tüm yardım kuruluşlarından, mazlumların dostu Eğitim-Bir-Sen üyelerinden razı olsun. Allah gücümüze güç katsın. </p>
<p>Son mazlumun da yüzü gülünceye, adaletsizlik yeryüzünden silininceye kadar iyilik yapmaya devam edeceğiz inşallah. </p>
<p>İyiliğimiz- yardımseverliğimiz, insanlığımızdır.<br />
Erol Ermiş</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/WhatsApp-Image-2018-12-11-at-21.24.18-2.jpeg" alt="" width="960" height="540" class="alignnone size-full wp-image-5968" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/WhatsApp-Image-2018-12-11-at-21.24.18-2.jpeg 960w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/WhatsApp-Image-2018-12-11-at-21.24.18-2-300x169.jpeg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/WhatsApp-Image-2018-12-11-at-21.24.18-2-768x432.jpeg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/WhatsApp-Image-2018-12-11-at-21.24.18-2-330x186.jpeg 330w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/WhatsApp-Image-2018-12-11-at-21.24.18-2-720x405.jpeg 720w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/WhatsApp-Image-2018-12-11-at-21.24.18-2-318x180.jpeg 318w" sizes="(max-width: 960px) 100vw, 960px" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/WhatsApp-Image-2018-12-11-at-21.24.19-2.jpeg" alt="" width="960" height="540" class="alignnone size-full wp-image-5969" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/WhatsApp-Image-2018-12-11-at-21.24.19-2.jpeg 960w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/WhatsApp-Image-2018-12-11-at-21.24.19-2-300x169.jpeg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/WhatsApp-Image-2018-12-11-at-21.24.19-2-768x432.jpeg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/WhatsApp-Image-2018-12-11-at-21.24.19-2-330x186.jpeg 330w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/WhatsApp-Image-2018-12-11-at-21.24.19-2-720x405.jpeg 720w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/WhatsApp-Image-2018-12-11-at-21.24.19-2-318x180.jpeg 318w" sizes="(max-width: 960px) 100vw, 960px" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/WhatsApp-Image-2018-12-11-at-21.24.19-2-1.jpeg" alt="" width="960" height="720" class="alignnone size-full wp-image-5984" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/WhatsApp-Image-2018-12-11-at-21.24.19-2-1.jpeg 960w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/WhatsApp-Image-2018-12-11-at-21.24.19-2-1-300x225.jpeg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/WhatsApp-Image-2018-12-11-at-21.24.19-2-1-768x576.jpeg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/WhatsApp-Image-2018-12-11-at-21.24.19-2-1-90x68.jpeg 90w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/WhatsApp-Image-2018-12-11-at-21.24.19-2-1-694x520.jpeg 694w" sizes="(max-width: 960px) 100vw, 960px" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/WhatsApp-Image-2018-12-11-at-21.24.18-2-1.jpeg" alt="" width="960" height="540" class="alignnone size-full wp-image-5985" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/WhatsApp-Image-2018-12-11-at-21.24.18-2-1.jpeg 960w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/WhatsApp-Image-2018-12-11-at-21.24.18-2-1-300x169.jpeg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/WhatsApp-Image-2018-12-11-at-21.24.18-2-1-768x432.jpeg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/WhatsApp-Image-2018-12-11-at-21.24.18-2-1-330x186.jpeg 330w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/WhatsApp-Image-2018-12-11-at-21.24.18-2-1-720x405.jpeg 720w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/WhatsApp-Image-2018-12-11-at-21.24.18-2-1-318x180.jpeg 318w" sizes="(max-width: 960px) 100vw, 960px" /></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/caresizligi-gordum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
