<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>muhtıra &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/muhtira/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Apr 2021 13:20:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>muhtıra &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>27 Nisan ile 104 Amiral Bildirisinin Ortak Noktası</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/27-nisan-ile-104-amiral-bildirisinin-ortak-noktasi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/27-nisan-ile-104-amiral-bildirisinin-ortak-noktasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Apr 2021 07:18:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Amiral]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe]]></category>
		<category><![CDATA[muhtıra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17188</guid>

					<description><![CDATA[Türk demokrasisinin üzerine düşen kara bir lekenin üzerinden 14 sene geçti. 27 Nisan 2007 tarihinde&#160;milletin moral değerlerinden kopuk subayların&#160;kontrolündeki Genel Kurmay milletin değerlerine sahip çıkan hükümete e-muhtıra verdi! Laiklik maskesinin&#160;arkasına saklanıp milli iradeyi tehdit etmişti. Tıpkı 104 amiralin bildirisi gibi tıpkı CHP grup başkanvekilinin yaptığı gibi. İslam&#8217;ı toplumdan uzaklaştırmak için kullanılan laiklik, vesayet çevrelerinin elinde millete karşı kullanılan bir silahtı tek parti döneminden beri. AK Parti&#160;hükümet olmuştu ama&#160;vesayet çevreleri muktedir olmasını istemiyordu.&#160;Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça vesayet odağı olarak kullanılan cumhurbaşkanlığı makamına milletin değerlerine sahip bir cumhurbaşkanı seçilsin de istemiyorlardı. Medyada yazılan çizilenlerin ötesinde cumhuriyet adını verdikleri mitinglerle hükümet uyarılıyordu. Emekli generaller(!) bu mitinglerde bayrak sallıyor ve&#160;cumhurbaşkanının AK Parti&#8217;nin etkin olduğu meclis tarafından seçilmesine engel&#160;olmak için kamuoyu oluşturuyorlar daha doğrusu orduyu harekete geçirmek istiyorlardı. Başını&#160;Atatürkçü Düşünce Derneği&#8217;nin&#160;çektiği Cumhuriyet mitinglerinde&#160;&#8216;Laik değilsen layık değilsin, Çankaya&#8217;da imam istemiyoruz, Çankaya yolları şeriata kapalı&#8217;&#160;sloganları yeri göğü inletiyordu. Vesayet sisteminin siyasi ayağı olan CHP de boş durmuyordu. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal,&#160;&#8216;Erdoğan cumhurbaşkanı olmamalı. Silahlı Kuvvetler&#8217;in buna kayıtsız kalmayacağını düşünüyorum.&#8217;&#160;diyerek orduyu açıktan tahrik ediyordu. Ocak 2007&#8217;de ki beyanatında Baykal,&#160;Erdoğan, &#8216;Başkomutan olamaz. TSK ile uyumsuz birinin başkomutanlık yetkisini de kuşanan cumhurbaşkanlığına oturması engellenmelidir.&#8216; demişti. Peşinden&#160;Genel Kurmay Başkanı&#160;12 Mart 2007 de yaptığı basın toplantısında topa girdi ve, &#8216;Biz hem cumhurbaşkanımızın &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Türk demokrasisinin üzerine düşen kara bir lekenin üzerinden 14 sene geçti.</p>



<p>27 Nisan 2007 tarihinde&nbsp;<strong>milletin moral değerlerinden kopuk subayların</strong>&nbsp;kontrolündeki Genel Kurmay milletin değerlerine sahip çıkan hükümete e-muhtıra verdi!</p>



<p><strong>Laiklik maskesinin</strong>&nbsp;arkasına saklanıp milli iradeyi tehdit etmişti. Tıpkı 104 amiralin bildirisi gibi tıpkı CHP grup başkanvekilinin yaptığı gibi.</p>



<p>İslam&#8217;ı toplumdan uzaklaştırmak için kullanılan laiklik, vesayet çevrelerinin elinde millete karşı kullanılan bir silahtı tek parti döneminden beri.</p>



<p><strong>AK Parti</strong>&nbsp;hükümet olmuştu ama&nbsp;<strong>vesayet çevreleri muktedir olmasını istemiyordu.</strong>&nbsp;Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça vesayet odağı olarak kullanılan cumhurbaşkanlığı makamına milletin değerlerine sahip bir cumhurbaşkanı seçilsin de istemiyorlardı.</p>



<p>Medyada yazılan çizilenlerin ötesinde cumhuriyet adını verdikleri mitinglerle hükümet uyarılıyordu. Emekli generaller(!) bu mitinglerde bayrak sallıyor ve<strong>&nbsp;cumhurbaşkanının AK Parti&#8217;nin etkin olduğu meclis tarafından seçilmesine engel&nbsp;</strong>olmak için kamuoyu oluşturuyorlar daha doğrusu orduyu harekete geçirmek istiyorlardı.</p>



<p>Başını&nbsp;<strong>Atatürkçü Düşünce Derneği&#8217;nin</strong>&nbsp;çektiği Cumhuriyet mitinglerinde&nbsp;<strong>&#8216;Laik değilsen layık değilsin, Çankaya&#8217;da imam istemiyoruz, Çankaya yolları şeriata kapalı&#8217;</strong>&nbsp;sloganları yeri göğü inletiyordu.</p>



<p>Vesayet sisteminin siyasi ayağı olan CHP de boş durmuyordu. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal,&nbsp;<strong>&#8216;Erdoğan cumhurbaşkanı olmamalı. Silahlı Kuvvetler&#8217;in buna kayıtsız kalmayacağını düşünüyorum.&#8217;</strong>&nbsp;diyerek orduyu açıktan tahrik ediyordu.</p>



<p>Ocak 2007&#8217;de ki beyanatında Baykal,&nbsp;<strong>Erdoğan, &#8216;Başkomutan olamaz. TSK ile uyumsuz birinin başkomutanlık yetkisini de kuşanan cumhurbaşkanlığına oturması engellenmelidir.</strong>&#8216; demişti.</p>



<p>Peşinden&nbsp;<strong>Genel Kurmay Başkanı</strong>&nbsp;12 Mart 2007 de yaptığı basın toplantısında topa girdi ve, &#8216;Biz hem cumhurbaşkanımızın hem de aynı zamanda başkomutanımızın Silahlı Kuvvetler ve Türk milletinin sahip olduğu cumhuriyetin temel değerlerine, anayasamızda ifadesini bulan laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti idealine, devletin üniter yapısına bağlı ama&nbsp;<strong>sözde değil özde,&nbsp;</strong>bunu davranışlarına yansıtacak şekilde bir cumhurbaşkanının oraya seçileceğine olan inancımı belirtmek istiyorum.&#8217;</p>



<p>Görev süresi dolan&nbsp;<strong>Ahmet Necdet Sezer</strong>&nbsp;de benzer bir açıklamada, &#8216;Türkiye&#8217;yi çağdışı rejime sürüklemek isteyenlerin demokrasiden söz etmelerinin bir oyun olduğu görülmelidir. Türkiye&#8217;de siyasal rejim, cumhuriyet kurulduğundan beri, hiçbir dönemde günümüzde olduğu kadar tehlikeyle karşı karşıya kalmamıştır.&#8217; diyerek AK Partili bir cumhurbaşkanının tehlikeli olduğunu ilan ediyordu.</p>



<p>Vesayet sistemi AK Partili birinin cumhurbaşkanı seçilmesini istemiyordu. Buna rağmen AK Parti Nisan ayında&nbsp;<strong>Abdullah Gül</strong>&nbsp;beyi aday göstermiş ve seçimin ilk turu yapılmıştı.</p>



<p>Cumhurbaşkanının mecliste seçilmesini engellemek için ortaya atılan 367 garabetine CHP sarılmış ilk oylamayı bu gerekçe ile anayasa mahkemesine götürmüş vesayet sisteminin bir diğer ayağı olan Anayasa Mahkemesi de bu garabeti onaylamıştı.</p>



<p>27 Nisan sabahı uyandığımızda vesayet çevrelerinin beklentisi gerçekleşmiş ve Genel Kurmay hükümete çok açık ve net bir muhtıra vermiştir.</p>



<p>Gerekçe yine laiklikti yine milletin dini hassasiyetleriydi.</p>



<p>&#8216;Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin, bu gayretlerini son dönemde artırdıkları müşahede edilmektedir.&#8217; diyerek başlayan muhtıra çocukların&nbsp;<strong>Kur&#8217;an&nbsp;</strong>okumaları ve ilahi söylemeleri,&nbsp;<strong>Kutlu Doğum</strong>&nbsp;haftasında milli eğitimin faaliyetlerinden duyulan rahatsızlık dile getiriliyordu.</p>



<p>Tıpkı 104 amiralin namazda sarık saran bir subayı gündeme getirdiği gibi.</p>



<p>Ordunun geçmişte verdiği benzer muhtıralar muhatapları tarafından kabul edilmiş ve millî irade vesayete mağlup olmuştu.</p>



<p>Ama bu kez geçmişten gerekli dersleri çıkartan&nbsp;<strong>AK Parti yönetimi geri adım atmadı.</strong>&nbsp;Ertesi gün bu muhtıraya cevap vererek tarihe geçti.</p>



<p>Muhtıra sahiplerine iade edildi ve hem&nbsp;<strong>erken seçim kararı alındı</strong>&nbsp;hem de cumhurbaşkanının doğrudan halkın seçmesini sağlayacak anayasa değişikliğini gerçekleştirdi.</p>



<p>Böylece Türk demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçen&nbsp;<strong>27 Nisan muhtırası etkisiz hale getirildi.</strong></p>



<p>Meclis yenilenince anayasa değişikliği henüz yürürlüğe girmediği için cumhurbaşkanı yine mecliste seçilecekti. 367 garabeti yine bir engel olarak orada duruyordu. CHP yine meclise girmeyerek oylamayı geçersiz kılma kararı almıştı ki devreye&nbsp;<strong>MHP Lideri Devlet Bahçeli</strong>&nbsp;girdi ve oylamada meclise girerek CHP&#8217;nin oyununu bozdu ve cumhurbaşkanı seçilmiş oldu.</p>



<p>Ama vesayet odakları AK Parti&#8217;nin muktedir olmasını istemiyorlardı. Bu kez 2008&#8217;de iktidar partisi aleyhine laiklik karşıtı odak olduğu gerekçesiyle kapatma davası açıldı.</p>



<p>Maalesef her seferinde laiklik istismar edilerek dindarlara karşı bir silah olarak kullanıldı. Onun için ben laikliğin ya böyle&nbsp;<strong>istismarı engelleyecek şekilde anayasada tarif edilmesini</strong>&nbsp;ya da çağdaş ülkelerde olduğu gibi anayasadan çıkarılması gerektiğini düşünüyorum.</p>



<p>Zira, 104 amiralin bildirisinden CHP&#8217;lilerin ve kimi çevrelerin açıklamalarından aynı istismarın devam ettiği/edeceği görülmektedir.</p>



<p>Hülasa&nbsp;<strong>AK Parti bugünlere vesayet odaklarıyla çarpışa çarpışa geldi</strong>.</p>



<p>Başkanlık sistemiyle vesayet odakları tamamen etkisiz hale getirildi ve milli iradenin tam yetkili olması sağlandı.</p>



<p>Ancak, cumhurbaşkanı seçimi ve başörtüsü yasağını kaldıran anayasa değişikliğinde olduğu gibi önemli meselelerde milli duruş sergileyen MHP ve lideri Bahçelinin hakkını teslim lazımdır.</p>



<p>15 Temmuz kalkışmasından sonra oluşan&nbsp;<strong>Cumhur İttifakı tam bağımsız güçlü Türkiye</strong>&nbsp;hedefine kilitlenerek dâhili vesayet odaklarına ve harici düşmanlarına karşı güçlü bir cephe oluşturmuştur.</p>



<p>CHP yönetiminin ise hala eski vesayet günlerinin özlemiyle yanıp tutuştuğu görülmektedir.</p>



<p>Üzücü olan ise 27 Nisan muhtırası üzerine Başkan Erdoğan&#8217;a gidip bu mücadelede yanında olmak için siyasete girmeye karar verenlerin, makamlarını yitirdikten sonra bugün Başkan Erdoğan&#8217;ın en hırçın hasmı haline gelmeleridir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/27-nisan-ile-104-amiral-bildirisinin-ortak-noktasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Darbe Girişimine Hazır Olmak</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/darbe-girisimine-hazir-olmak/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/darbe-girisimine-hazir-olmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Firuz Türker]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Apr 2021 09:35:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Bildiri]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe]]></category>
		<category><![CDATA[muhtıra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17046</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye&#8217;de artık darbeler dönemi bitmiştir, darbe olmaz sözü yalnızca bir ajitasyon sözüdür. Darbe başarılı olmaz belki ama, darbe girişimi olmaz diye bir şey yok. Amerikasız darbe olmaz. Bu günkü Amerikan yönetiminin Türkiye&#8217;de iktidarı değiştirme amacında olduğu saklanamaz bir gerçek. Yeni Başkan Joe Biden bunu açıkça ifade etmişti zaten. Bu Biden&#8217;ın değil, Amerikan derin devletinin ve de Perntagon&#8217;un stratejisidir. Gerçi Biden bunu &#8216;demokratik (!) yoldan&#8217; yapmak istediğini söylemişti ama bu, ya bir yalandı durumu açık etmemek için söylenmişti; ya da gerçek niyeti gizlemek için. Türkiye&#8217;nin darbe girişimine hazırlıksız yakalanmasını sağlamak için. Ya da kamuoyuna açık açık &#8216;gerekirse darbeyle&#8217; diyemeyecekleri için. Ama Türkiye&#8217;de darbe heveslileri olsa Amerika neden bunu alıp cebine koymasın. Bunları neden manipüle ve organize etmesin. Amerikan derin devleti aptal değil. Üstelik yıllardır darbecilik konusunda uzmanlaşmış bir istihbarat aygıtı var. Bunlar Türkiye&#8217;de iktidar değişikliğinin seçimler yoluyla kısa vadede mümkün olmadığını görmüyorlar mı. Tel tel dökülen beceriksiz ve çapsız bu muhalefetle böyle güçlü bir iktidarı deviremeyeceklerinin farkında onlar. Üstelik iktidarın arkasında seçimlerde göründüğünden daha büyük bir halk desteği olduğunu, halkın da kararlı olduğunu görüyorlar. Bu iktidar değişikliğinin, kendilerine Mısır gibi kul köle bir iktidar kurmanın zorluklarını çok iyi biliyorlar. Bunu ancak halkın kararlılığını ve direniş ruhunu kırarak yapabileceklerinin bilincindeler. İşte bu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Türkiye&#8217;de artık darbeler dönemi bitmiştir, darbe olmaz sözü yalnızca bir ajitasyon sözüdür. Darbe başarılı olmaz belki ama, darbe girişimi olmaz diye bir şey yok.</p>



<p>Amerikasız darbe olmaz. Bu günkü Amerikan yönetiminin Türkiye&#8217;de iktidarı değiştirme amacında olduğu saklanamaz bir gerçek. Yeni Başkan Joe Biden bunu açıkça ifade etmişti zaten. Bu Biden&#8217;ın değil, Amerikan derin devletinin ve de Perntagon&#8217;un stratejisidir. Gerçi Biden bunu &#8216;demokratik (!) yoldan&#8217; yapmak istediğini söylemişti ama bu, ya bir yalandı durumu açık etmemek için söylenmişti; ya da gerçek niyeti gizlemek için. Türkiye&#8217;nin darbe girişimine hazırlıksız yakalanmasını sağlamak için. Ya da kamuoyuna açık açık &#8216;gerekirse darbeyle&#8217; diyemeyecekleri için. Ama Türkiye&#8217;de darbe heveslileri olsa Amerika neden bunu alıp cebine koymasın. Bunları neden manipüle ve organize etmesin.</p>



<p>Amerikan derin devleti aptal değil. Üstelik yıllardır darbecilik konusunda uzmanlaşmış bir istihbarat aygıtı var. Bunlar Türkiye&#8217;de iktidar değişikliğinin seçimler yoluyla kısa vadede mümkün olmadığını görmüyorlar mı. Tel tel dökülen beceriksiz ve çapsız bu muhalefetle böyle güçlü bir iktidarı deviremeyeceklerinin farkında onlar. Üstelik iktidarın arkasında seçimlerde göründüğünden daha büyük bir halk desteği olduğunu, halkın da kararlı olduğunu görüyorlar. Bu iktidar değişikliğinin, kendilerine Mısır gibi kul köle bir iktidar kurmanın zorluklarını çok iyi biliyorlar. Bunu ancak halkın kararlılığını ve direniş ruhunu kırarak yapabileceklerinin bilincindeler. İşte bu yola cehennem taşları döşemek için şimdiden düğmeye bastılar.</p>



<p>Bunun için Kanal İstanbul ve Montrö anlaşması üzerinden yürüyorlar. Kanal İstanbul&#8217;un, Rus savaş gemilerinin rahatça Akdeniz&#8217;e inebilmesinin önünü açacağından endişeliler. Ayrıca Yunanistan üzerinden İstanbul&#8217;a yönelik olası bir askeri harekatlarında bunun büyük engel olacağını düşünmekteler. Haklılar da. Ama onlar kendi açılarından bakıyorsa, Türkiye de kendi açısından bakacak, onların değil.</p>



<p>Peki düğmeye bastılar da ne oldu? 30 Ocakta 126 emekli büyükelçi bir açıklama yaptı ve dedi ki , &#8220;Kanal İstanbul ve ÇED Raporu&#8217;nda sözü edilen Çanakkale Kanalı, ABD&#8217;nin Montrö&#8217;yü tartışmaya açmak amacına hizmet edecektir&#8221;. Metinlerinin ana teması, &#8221;Montrö&#8217;nün Türkiye&#8217;ye olan kazanımları&#8221; üzerine idi.<br>Şimdi de 103 emekli amiral &#8221;Montrö ve Atatürk devrimleri bildirisi&#8221; yayınlıyor. Bunlar tesadüf değildir. Diyorlar ki; &#8221;Montrö Sözleşmesi&#8217;nin tartışma konusu yapılmasına/masaya gelmesine neden olabilecek her türlü söylem ve eylemden kaçınılması gerektiği kanaatindeyiz.&#8221;</p>



<p>Ben hiç bir anlaşmanın, hatta anayasada &#8216;değiştirilmesi teklif dahi edilemez&#8217; denilen ilkelerin tartışılmaz olmadığı düşüncesindeyim. Ne yani bunlar, haşa, Allah&#8217;ın buyruğu değil. Kul yapımı. Bir zaman gelir, şartlar değişir, her şeyin değiştirilmesi tartışılabilmeli. Bunun sonucunda değişir değişmez o ayrı bir konu. Ama bunlar, bırakın tartışmayı, &#8216;tartışma konusu yapılmasına/masaya gelmesine&#8217; bile karşılar. E peki gelirse masaya ne olacak? Yumruğunuzu masaya mı vuracaksınız? Öyle demeye getiriyorlar. Bildirinin sonunda da yalnızca &#8216;Deniz Şehitlerini&#8217; anıyorlar. Yani hamaset. Tüm şehitlerimiz diyememişler. 15 Temmuz şehitleri de girecek işin içine diye çekinmişlerdir.</p>



<p>Devlet yapısı içinden Amerikancılar büyük ölçüde temizlendiği için şimdilik &#8217;emekliler&#8217; üzerinden yürünüyor. Yakında emekli karacılar, emekli havacılar, emekli yargı mensupları falan gibi açıklamalar da gelirse hiç şaşmam. Eğer bu tutarsa bu kez devlet içinde uyuyan hücrelerini de harekete geçirecekler.</p>



<p>Anlaşılan FETÖ Beceremedi bu sefer başka bir koldan &#8216;Atatürkçü&#8217; maskesi altındakilerle yürüyelim diye düşünüyor olsalar gerek. Tabi FETö cüleri de sonuçta bunlara katacaklar. Nasılsa her iki kol da NATO cu, daha doğrusu Amerikancı.</p>



<p>Türkiye devlet yapısıyla, tüm milletiyle, bütün yurtseverleriyle uyanık ve darbe girişimine hazırlıklı olmak zorunda. Sü uyuyor ama düşman ve onların içerdeki işbirlikçilerinin gözler fıldır fıldır. Onların amacı yalnızca darbe ile yönetim değişikliği değil. Böyle bir şeyin iç savaşa yol açacağını biliyorlar. Bu sayede de İstanbul&#8217;a el koyacaklarının hesabındalar.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/darbe-girisimine-hazir-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CHP&#8217;den Sivil Muhtıra</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/chpden-sivil-muhtira/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/chpden-sivil-muhtira/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Firuz Türker]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 May 2020 07:47:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[muhtıra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=14505</guid>

					<description><![CDATA[CHP Baktı ordudan yüz bulamıyor; FETÖ den hayır yok; PKK Can derdinde… İş başa düştü diye düşünmüş olmalılar ki Kılıçdaroğlu, &#8220;Türkiye, ciddi bir ekonomik krizle değil ciddi bir ekonomik buhranla karşı karşıyadır&#8221; diyerek 16 maddelik &#8216;muhtırayı&#8217; &#8216;Buhrandan Çıkış Çağrısı&#8217; adı altında açıkladı. &#8216;Buhran&#8217; kelimesi ile &#8216;kriz&#8217; kelimesi arasında anlam bakımından pek fark yok. Buhran Arapça&#8217;dan Türkçeye geçmiş, kriz antik Yunan kökenli olup batı dillerine yerleşmiş bir kelimedir. Böyle dil bilgisi özürlü bir açıklama neden yapılır? Olayı cilalamak için. Açıklanan 16 madde bir uzlaşı ve ülke sorunlarına çare bulunması yönünde iyi niyet taşıyan bir metin değildir. Gezicilerin; Erdoğan&#8217;la görüştükten sonra açıkladıkları tarzda bir metindir. Tek tek her maddesi birer &#8216;ültimatom&#8217; niteliğindedir. Demokratik bir anlayışın ürünü değil, &#8216;veya başka bir şekilde&#8217; içgüdüsünün ürünüdür. Üstelik her biri ciddiye alınacak şeyler değil, uyduruk taleplerdir. Uyduruktur çünkü, geçekle uyuşmamaktadır. Dünyanın pandemi koşullarında Türkiye&#8217;nin ekonomi yönetimini &#8216;kriz&#8217;, &#8216;buhran&#8217; gibi sözcüklerle tanımlamak körlükten öte, bu şartlarda bile yatırımlar yapan bir ülkeye atılmış haince bir iftiradır. Bir kaç maddesine bakalım; Kamuda israf; liyakat, yargı bağımsızlığı gibi konularla ilgili söylenenler CHP nin kendi kafasından uydurduğu şeylerdir. Neymiş israf; İHA, SİHA, Şehir Hastanesi yapmak mı? &#8216;Sarayın musluklarını altından&#8217; yapmak mı; pandemi günlerinde vatandaşa devlet desteği sağlamak mı? Nedir ha…? Hangisi? &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>CHP Baktı ordudan yüz bulamıyor; FETÖ den hayır yok; PKK Can derdinde…</p>



<p>İş başa düştü diye düşünmüş olmalılar ki Kılıçdaroğlu, &#8220;Türkiye, ciddi bir ekonomik krizle değil ciddi bir ekonomik buhranla karşı karşıyadır&#8221; diyerek 16 maddelik &#8216;muhtırayı&#8217; &#8216;Buhrandan Çıkış Çağrısı&#8217; adı altında açıkladı.</p>



<p>&#8216;Buhran&#8217; kelimesi ile &#8216;kriz&#8217; kelimesi arasında anlam bakımından pek fark yok. Buhran Arapça&#8217;dan Türkçeye geçmiş, kriz antik Yunan kökenli olup batı dillerine yerleşmiş bir kelimedir. Böyle dil bilgisi özürlü bir açıklama neden yapılır? Olayı cilalamak için.</p>



<p>Açıklanan 16 madde bir uzlaşı ve ülke sorunlarına çare bulunması yönünde iyi niyet taşıyan bir metin değildir. Gezicilerin; Erdoğan&#8217;la görüştükten sonra açıkladıkları tarzda bir metindir.</p>



<p>Tek tek her maddesi birer &#8216;ültimatom&#8217; niteliğindedir. Demokratik bir anlayışın ürünü değil, &#8216;veya başka bir şekilde&#8217; içgüdüsünün ürünüdür.</p>



<p>Üstelik her biri ciddiye alınacak şeyler değil, uyduruk taleplerdir. Uyduruktur çünkü, geçekle uyuşmamaktadır. Dünyanın pandemi koşullarında Türkiye&#8217;nin ekonomi yönetimini &#8216;kriz&#8217;, &#8216;buhran&#8217; gibi sözcüklerle tanımlamak körlükten öte, bu şartlarda bile yatırımlar yapan bir ülkeye atılmış haince bir iftiradır.</p>



<p>Bir kaç maddesine bakalım;</p>



<p>Kamuda israf; liyakat, yargı bağımsızlığı gibi konularla ilgili söylenenler CHP nin kendi kafasından uydurduğu şeylerdir.</p>



<p>Neymiş israf; İHA, SİHA, Şehir Hastanesi yapmak mı? &#8216;Sarayın musluklarını altından&#8217; yapmak mı; pandemi günlerinde vatandaşa devlet desteği sağlamak mı? Nedir ha…? Hangisi?</p>



<p>Bunun için önce kendi belediyelerine baksınlar. Heykeldi, konserdi, imzaydı…özellikle AK Partiden aldıkları belediyelerde önceden yapılmış ve devam eden ihaleleri iptal edip bir kaç kat fazla bedelle yeni yandaş ihaleleri yapmak konularına baksınlar.</p>



<p>Yargı, işlerine gelen karar verince &#8216;iyi&#8217; gelmeyince &#8216;tü kaka&#8217; mı oluyor. Küfür ederken iyi, ceza alınca &#8216;yargı bağımsızlığı&#8217;; yalan haber yaparken iyi, yine ceza alınca &#8216;basın özgürlüğü&#8217;…</p>



<p>Liyakat ha…? Kılıçdaroğlu hangi liyakatle geldi genel başkanlığa? Kaç yıldır hangi siyasi başarısıyla oturuyor o koltukta?</p>



<p>Daha fazla detaya girmeden bağlayayım. Ültimatomu IMF le bağlamış onlar.</p>



<p>Ben de &#8216;avucunuzu yalarsınız&#8217;la bağlayayım…. O muhtıra suratınıza çarpılacaktır.</p>



<p>Hadi ordan; riyakarlar sürüsü……</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/chpden-sivil-muhtira/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>12 Eylül&#8217;ün Temeli 12 Mart&#8217;ta Atıldı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/12-eylulun-temeli-12-martta-atildi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/12-eylulun-temeli-12-martta-atildi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Mar 2019 09:39:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[12 eylül]]></category>
		<category><![CDATA[12 mart]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe]]></category>
		<category><![CDATA[kenan evren]]></category>
		<category><![CDATA[muhtıra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9088</guid>

					<description><![CDATA[Yerel seçimlerin sebebiyet verdiği hır gür içerisinde Türk siyasi tarihinde önemli yer tutan darbelerden 12 Mart Muhtırası hadisesi gündemde pek yer edinemedi. Halbuki kime sorsanız darbelerin unutulmamasından ve hesaplarının sorulmasından, en azından millet hafızasında yaşatılarak ders alınmasından yana. 12 Mart Muhtırası, yine bir darbe ile yürürlüğe giren 27 Mayıs Anayasası Türkiye’sinde, dünyada süren Soğuk Savaş ortamının şekillendirdiği siyasi gerilim atmosferinde silahlı güçlerin demokrasiye bir müdahalesidir. 27 Mayıs öncesinde Demokratlar ve Halk Partililer cepheleşmesinde sürdürülen siyasi kamplaşma darbe sonrasında dünyadaki kamplaşmaya da paralel şekilde sağ-sol eksenine oturmuştu. Acımasız Soğuk Savaş ve Vietnam’da kanlı şekilde süren ABD/Batı müdahalesine karşı tepkiler Avrupa’da olduğu gibi Türkiye’de hadiselerin okullara yayılmasına yol açarken, sömürgen kapitalist ekonomik sisteme karşı hareketler devrimci/sol/sosyalist oluşumları güçlendiriyordu. 2. Dünya Savaşı sonrası gelişmeler neticesinde kendisini Sovyet Rusya’nın doğrudan tehdidi altında gören Türkiye’de işin bir başka cephesi daha vardı; devlet ve devletten yana tavır sergileyenler hadiseleri bir varlık-yokluk, bu günkü ifadesiyle bir ‘beka sorunu’ olarak görmekteydiler. 27 Mayıs Anayasası, bazılarına göre sağ ve sol fikirlerin gelişmesine uygun bir anayasaydı. Bu nedenle bir müddet sonra bu anayasanın ‘bol geldiği’ ifade edilecekti. Çünkü hemen her türlü fikir kendisine şu veya bu şekilde ifade alanı bulurken, kamplaşmanın ülkeyi kolayca kaosa, hatta iç savaşa sürükleyecek karakterde olduğu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yerel seçimlerin sebebiyet verdiği hır gür içerisinde Türk siyasi tarihinde önemli yer tutan darbelerden 12 Mart Muhtırası hadisesi gündemde pek yer edinemedi. Halbuki kime sorsanız darbelerin unutulmamasından ve hesaplarının sorulmasından, en azından millet hafızasında yaşatılarak ders alınmasından yana.</p>
<p>12 Mart Muhtırası, yine bir darbe ile yürürlüğe giren 27 Mayıs Anayasası Türkiye’sinde, dünyada süren Soğuk Savaş ortamının şekillendirdiği siyasi gerilim atmosferinde silahlı güçlerin demokrasiye bir müdahalesidir. 27 Mayıs öncesinde Demokratlar ve Halk Partililer cepheleşmesinde sürdürülen siyasi kamplaşma darbe sonrasında dünyadaki kamplaşmaya da paralel şekilde sağ-sol eksenine oturmuştu.</p>
<p>Acımasız Soğuk Savaş ve Vietnam’da kanlı şekilde süren ABD/Batı müdahalesine karşı tepkiler Avrupa’da olduğu gibi Türkiye’de hadiselerin okullara yayılmasına yol açarken, sömürgen kapitalist ekonomik sisteme karşı hareketler devrimci/sol/sosyalist oluşumları güçlendiriyordu. 2. Dünya Savaşı sonrası gelişmeler neticesinde kendisini Sovyet Rusya’nın doğrudan tehdidi altında gören Türkiye’de işin bir başka cephesi daha vardı; devlet ve devletten yana tavır sergileyenler hadiseleri bir varlık-yokluk, bu günkü ifadesiyle bir ‘beka sorunu’ olarak görmekteydiler.</p>
<p>27 Mayıs Anayasası, bazılarına göre sağ ve sol fikirlerin gelişmesine uygun bir anayasaydı. Bu nedenle bir müddet sonra bu anayasanın ‘bol geldiği’ ifade edilecekti. Çünkü hemen her türlü fikir kendisine şu veya bu şekilde ifade alanı bulurken, kamplaşmanın ülkeyi kolayca kaosa, hatta iç savaşa sürükleyecek karakterde olduğu görülmekteydi. Üniversitelerde başlangıçta fikir hürriyetinin bir gereği görülen ve heyecanla karşılanan tartışmalar, bir müddet sonra cinayetlere dönüştü. 5 Ocak 1968 tarihinde Ankara’daki Site Öğrenci Yurdu’nda ülkücü görüşe mensup Ruhi Kılıçkıran oruç yüzünden çıkan bir tartışma sebebiyle komünist militanlarca katledildi. Bu, öğrenci olaylarındaki ilk cinayet olarak tarihe geçti. Bunun ardından kamplaşmalar hızlandı ve artık her şey siyasileşmeye yüz tuttu. Bir sürü parti, dernek, sendika, gizli örgüt, fraksiyon gibi yapıların devreye girmesi yanında konuyu şiddete taşıyacak kamplar ve silahlı eğitim faaliyetleri yaygınlaştı. Sağ kesimde ülkücülerin başını çektiği bu tür faaliyetler yurt içinde Komando Kampları denen yerlerde gerçekleştirilirken sol kesimin birçok unsurunun tercihi, o dönemde dünya devrimine militan yetiştirme üssü konumundaki Filistin kampları idi.</p>
<p>Başını Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının çektiği, Filistin’deki El-Fetih kamplarında eğitimlerini tamamlayıp ülkeye dönenler, soğuk çatışma ortamının silahlı mücadeleye dönüşmesinde mühim rol oynadılar. Devrimci sol kesim bir yandan ülkücülerle diğer yandan asker ve polisle çatışmaktaydı. Solun iddiası ülkenin sosyalist bir devrimle düze çıkacağıydı. Ülkücüler ise bunu memleketin yok olması veya bölünmesi olarak görüyor, kendilerinin komünist tehlikeye karşı vatanı müdafa ettiklerine inanıyorlardı. Polisin yaptığı bir müdahalede Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) kurucularından Taylan Özgür’ün 23 Eylül 1969’da İstanbul’da öldürülmesinin ardından hadiseler daha da tırmanmaya başladı.</p>
<p>Mücadelede bir dönem TBMM’nde gayet aktif şekilde yer alan ve Türkiye Komünist Partisi’nin legal uzantısı sayılan Türkiye İşçi Partisi (TİP); Mihri Belli’nin görüşlerini benimseyen ve Dev-Genç’in de bir müddet içinde yer aldığı Aydınlık Sosyalist Grubu, Doğu Perinçek’in başını çektiği Proleter Devrimci, Çin yanlısı Aydınlık Grubu; ANT Dergisi etrafında örgütlenen ANT Çevresi ve Deniz Gezmiş liderliğindeki THKO grupları hadiselerde mühim role sahiptiler. Daha sonra Doğu Perinçek grubunun silahlı eylem kolu olan Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP)’den ayrılan İbrahim Kaypakkaya’nın Türkiye Komünist Partisi – Marksist Leninist (TKP-ML) ve eski Dev-Genç’lilerin kurdukları Türkiye Halk Kurtuluş Partisi (THKP) ve Türkiye Halk Kurtuluş Cephesi (THKC) grupları da silahlı eylemlerle adlarını duyuracaklardı. Üniversitelerde bu örgütlerin karşısındaki tek oluşum Ülkü Ocakları idi. Sol gruplar bir yandan asker ve polisle çatışırken bir yandan da ülkücülere saldırmaktaydılar. 12 Mart’tan önce Süleyman Özmen (23 Mart 1970), Yusuf İmamoğlu (8 Haziran 1970), Dursun Önkuzu (23 Kasım 1970) gibi otuza yakın ülkücü sol militanlar tarafından öldürülmüştü. Devrimci/sol cenahtan öldürülen ve sayısı bir hayli fazla olan kişilerin tamamına yakını asker ve polisle yaşanan çatışmalar ile fraksiyon çatışmalarında ölmüştü.</p>
<p>Çatışmalar önlenemez şekilde sürerken 1969 seçimlerinden % 46,6’lık bir zaferle çıkan Adalet Partisi lideri Süleyman Demirel, ülkeyi huzur ve sükun içerisinde yönetmekte güçlük çekiyordu. Yaşananlara paralel şekilde ordu içerisinde 27 Mayıs’taki cuntaların benzeri ve devamı niteliğinde darbeci gruplar oluşmaya başlamıştı. Bunların en önemlilerinden birisi 27 Mayıs’ta da rol almış Korgeneral Cemal Madanoğlu Cuntası idi. Doğan Avcıoğlu’nun fikirleri doğrultusunda ordu içinde yanlarına çektikleri bir kısım komutanla 9 Mart 1971 tarihinde bir darbe yapmayı planlayan bu grubun planları deşifre olur. Ancak Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç başkanlığında toplanan Yüksek Komuta Konseyi tarafından yayınlanan muhtıra ile planlanan darbe başka bir şekilde emir komuta zinciri içerisinde gerçekleştirilir.</p>
<p>Darbeyle birlikte Süleyman Demirel istifa eder ve asker güdümlü hükümetler kurulmaya başlanır. Yeraltına inen sol örgütlerin eylemlerini devam ettirmeleriyle sıkıyönetim ilan edilir ve devlet bütün gücüyle bu örgütlerin üzerine gitmeye başlar. Devrimci hareketin üç önemli ismi Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan yakalanır, daha sonra yargılanarak idam edilirler. Önemli sol liderlerden Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı, Cihan Alptekin, Sinan Cemgil gibi isimler çatışmalarda öldürülürler. Buna rağmen sol örgütler Jandarma Genel komutanına saldırı, İsrail’in İstanbul başkonsolosu Efraim Elrom’un kaçırılarak öldürülmesi, İngiliz teknisyenlerin kaçırılması, değişik askeri ve sivil hedeflere saldırı gibi sansasyonel eylemlerle varlıklarını sürdürmeye çalıştılar.</p>
<p>Diğer yandan 1973’ten itibaren sivil siyaset tekrar ülke gündemine hâkim duruma geldi. Ancak durum normalleşmedi ve bir anlamda 12 Eylül darbesinin temelleri ta o dönemde atılmış oldu.</p>
<p><strong>ŞEFİK KANTAR/sefikkantar.blogspot.com</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/12-eylulun-temeli-12-martta-atildi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>48 Yıl Sonra “Sivil Siyasete İkinci Müdahale”</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/48-yil-sonra-sivil-siyasete-ikinci-mudahale/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/48-yil-sonra-sivil-siyasete-ikinci-mudahale/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Mar 2019 08:07:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[12 mart]]></category>
		<category><![CDATA[muhtıra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9050</guid>

					<description><![CDATA[Cumhuriyet tarihinin ilk darbesi, 27 Mayıs 1960&#8217;da, iktidar partisi Demokrat Partinin (DP) &#8220;Türkiye&#8217;yi baskı rejimine ve kardeş kavgasına götürdüğü&#8221; iddiasıyla bir grup subayın yönetime el koymasıyla yaşandı. Türk siyasi tarihine &#8220;sivil siyasete ikinci müdahale&#8221; olarak geçen 12 Mart 1971 Muhtırası&#8217;nın üzerinden 48 yıl geçti. Cumhuriyet tarihinin ilk darbesi, 27 Mayıs 1960&#8217;da, iktidar partisi Demokrat Partinin (DP) &#8220;Türkiye&#8217;yi baskı rejimine ve kardeş kavgasına götürdüğü&#8221; iddiasıyla bir grup subayın yönetime el koymasıyla yaşandı. Eski Başbakan Adnan Menderes, eski Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve eski Maliye Bakanı Hasan Polatkan&#8217;ın idamıyla sonuçlanan darbe, ülkede çalkantılı bir sürecin önünü açtı. Sağ-sol çatışmalarının, toplumsal sorunların arttığı bu süreçte, 16 Şubat 1969&#8217;da Türkiye siyasi tarihine &#8220;kanlı pazar&#8221; olarak geçen olay yaşandı. İstanbul&#8217;a demirleyen Amerikan 6. Filosunu protesto sırasında yaşanan olaylarda 2 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı. Anayasa değişikliğiyle &#8220;DP&#8217;lilerin siyasi haklarının iade edilmesine&#8221; yönelik TBMM&#8217;ye verilen teklif, dönemin siyasi tartışmalarının fitilini ateşledi. Genel Başkanlığını İsmet İnönü&#8217;nün yaptığı CHP&#8217;nin de olumlu baktığı bu teklife, silahlı kuvvetler karşı çıktı. Büyük tartışmaların yaşandığı bu süreçte anayasa değişikliği teklifi komisyondan geri çekilerek, genel seçime gidildi. Süleyman Demirel&#8217;in liderliğindeki Adalet Partisi, 1969 genel seçimlerinde büyük başarı kazanarak tek başına iktidar oldu. Demirel&#8217;in başbakan olduğu bu seçimde, 143 milletvekili çıkaran CHP, ana &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cumhuriyet tarihinin ilk darbesi, 27 Mayıs 1960&#8217;da, iktidar partisi Demokrat Partinin (DP) &#8220;Türkiye&#8217;yi baskı rejimine ve kardeş kavgasına götürdüğü&#8221; iddiasıyla bir grup subayın yönetime el koymasıyla yaşandı.</strong></p>
<p><strong>Türk siyasi tarihine &#8220;sivil siyasete ikinci müdahale&#8221; olarak geçen 12 Mart 1971 Muhtırası&#8217;nın üzerinden 48 yıl geçti.</strong></p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9051" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/12-mart.jpg" alt="" width="630" height="300" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/12-mart.jpg 630w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/12-mart-300x143.jpg 300w" sizes="(max-width: 630px) 100vw, 630px" /></p>
<p>Cumhuriyet tarihinin ilk darbesi, 27 Mayıs 1960&#8217;da, iktidar partisi Demokrat Partinin (DP) &#8220;Türkiye&#8217;yi baskı rejimine ve kardeş kavgasına götürdüğü&#8221; iddiasıyla bir grup subayın yönetime el koymasıyla yaşandı.</p>
<p>Eski Başbakan Adnan Menderes, eski Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve eski Maliye Bakanı Hasan Polatkan&#8217;ın idamıyla sonuçlanan darbe, ülkede çalkantılı bir sürecin önünü açtı.</p>
<p>Sağ-sol çatışmalarının, toplumsal sorunların arttığı bu süreçte, 16 Şubat 1969&#8217;da Türkiye siyasi tarihine &#8220;kanlı pazar&#8221; olarak geçen olay yaşandı. İstanbul&#8217;a demirleyen Amerikan 6. Filosunu protesto sırasında yaşanan olaylarda 2 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı.</p>
<p>Anayasa değişikliğiyle &#8220;DP&#8217;lilerin siyasi haklarının iade edilmesine&#8221; yönelik TBMM&#8217;ye verilen teklif, dönemin siyasi tartışmalarının fitilini ateşledi. Genel Başkanlığını İsmet İnönü&#8217;nün yaptığı CHP&#8217;nin de olumlu baktığı bu teklife, silahlı kuvvetler karşı çıktı.</p>
<p>Büyük tartışmaların yaşandığı bu süreçte anayasa değişikliği teklifi komisyondan geri çekilerek, genel seçime gidildi.</p>
<p>Süleyman Demirel&#8217;in liderliğindeki Adalet Partisi, 1969 genel seçimlerinde büyük başarı kazanarak tek başına iktidar oldu. Demirel&#8217;in başbakan olduğu bu seçimde, 143 milletvekili çıkaran CHP, ana muhalefette kalmaya devam etti.</p>
<p>&#8211; &#8220;Hükümete ABD baskısı&#8221;</p>
<p>Demirel Hükümeti, görevi devraldıktan sonra içeride ve dışarıda pek çok sorunla karşılaştı. Haşhaş ekimi nedeniyle ABD&#8217;nin büyük tepki ve baskısıyla karşılaşan hükümet, içeride ise yasa dışı örgütlerin eylemleri, sokak ve üniversite olaylarıyla mücadele etmek zorunda kaldı.</p>
<p>Adalet Partisi ve CHP&#8217;nin, çalışma yaşamını ve temel sendikalar mevzuatını düzenleyen 274 sayılı İş Yasası ile 275 sayılı Sendikalar Yasası&#8217;nda yaptığı değişiklik, başta DİSK olmak üzere çeşitli sendikaların tepkisine yol açtı.</p>
<p>15-16 Haziran 1970&#8217;te büyük işçi eylemlerine sahne olan Türkiye&#8217;de on binlerce işçi, &#8220;Sendikal örgütlenme ve grev hakkının kısıtlanacağı&#8221; gerekçesiyle başta İstanbul olmak üzere Türkiye genelinde eylem ve yürüyüşlere başladı.</p>
<p>Polisin müdahale ettiği eylemlerin büyümesi üzerine Bakanlar Kurulunca İstanbul ve Kocaeli&#8217;de sıkıyönetim ilan edildi.</p>
<p>Bu süreçte, bazı sanayi bölgelerinde polisin yanı sıra askeri birlikler de güvenlik önlemlerinde görev aldı.</p>
<p>&#8211; &#8220;Öğrenci olayları, ekonomik sorunlar&#8230;&#8221;</p>
<p>İşçi eylemleriyle, siyasi krizlerle mücadele eden hükümetin karşı karşıya kaldığı sorunlardan birisi ise öğrenci olayları oldu.</p>
<p>Üniversitelerde karşıt görüşlü gruplar arasında çıkan ve emniyet güçlerince güçlükle bastırılan olaylarda, çok sayıda öğrenci yaralandı.</p>
<p>Eski ABD Ankara Büyükelçisi Robert Komer&#8217;in arabasının ODTÜ&#8217;yü ziyareti sırasında yakılması, Ankara&#8217;da, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarınca 4 ABD askerinin kaçırılıp sonrasında serbest bırakılması da dönemin dikkat çeken olayları arasında yer aldı.</p>
<p>Ekonomik sıkıntıların da yaşandığı Türkiye&#8217;de, halk yoksullaşmaya, sosyal sorunlar artmaya başladı.</p>
<p>&#8211; Demirel&#8217;den &#8220;Cumhuriyet&#8221; sorusu</p>
<p>Türkiye&#8217;de 1971&#8217;e gelindiğinde darbenin ayak sesleri duyulmaya başlandı. Ordunun komuta kademesinde müdahale fikrinin ağırlık kazandığı bu süreçte, Başbakan Demirel&#8217;in &#8220;Türk Silahlı Kuvvetlerinin Cumhuriyet&#8217;in ve rejimin bekçiliği, yurdun iç ve dış tehlikelere karşı savunulması görevlerini bırakıp memleket idaresini ele alması halinde, bizatihi korumakla mükellef oldukları rejim, Cumhuriyet ne hale gelir?&#8221; sözleri dikkati çekti.</p>
<p>Sonunda ordu, 27 Mayıs 1960&#8217;dan yaklaşık 11 yıl sonra, sivil siyasete yeniden müdahale etti. 12 Mart 1971&#8217;de saat 13.00&#8217;de, Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri Komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur&#8217;un imzasını taşıyan muhtıra TRT Radyolarından okundu.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay&#8217;a, Başbakan Demirel&#8217;e, TBMM&#8217;ye ve Cumhuriyet Senatosu&#8217;na yazılı olarak gönderilen 3 maddeli muhtırada, Demirel istifa etmez ve yerine askerlerin onaylayacağı bir hükümet kurulmazsa, ordunun idareyi doğrudan üzerine alacağı bildirildi.</p>
<p>&#8211; Muhtıra metni</p>
<p>&#8220;Parlamento ve hükümet, süregelen tutum, görüş ve icraatıyla yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk&#8217;ün bize hedef verdiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve anayasanın öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür.&#8221; görüşünün savunulduğu muhtırada, şu ifadelere yer verilmişti:</p>
<p>&#8220;Türk milletinin ve sinesinden çıkan Silahlı Kuvvetlerinin bu vahim ortam hakkında duyduğu üzüntü ve ümitsizliğini giderecek çarelerin, partiler üstü bir anlayışla meclislerimizce değerlendirilerek mevcut anarşik durumu giderecek anayasanın öngördüğü reformları Atatürkçü bir görüşle ele alacak ve inkılap kanunlarını uygulayacak kuvvetli ve inandırıcı bir hükümetin demokratik kurallar içinde teşkili zaruri görülmektedir. Bu husus süratle tahakkuk ettirilemediği takdirde, Türk Silahlı Kuvvetleri, kanunların kendisine vermiş olduğu Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ni korumak ve kollamak görevini yerine getirerek idareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlıdır.&#8221;</p>
<p>&#8211; &#8220;Ara rejim&#8221; dönemi başladı</p>
<p>Başbakan Süleyman Demirel&#8217;in istifa etmek zorunda kaldığı bu süreçte Türkiye, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı &#8220;ara rejim&#8221; dönemine girdi.</p>
<p>Muhtıra sonrasında başlanan operasyonlarda birçok kişi gözaltına alınıp hapse atıldı. Çok sayıda işkence ve kötü muamele iddialarının ortaya atıldığı, demokrasinin kaybedildiği bu süreçte, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, 6 Mayıs 1972&#8217;de idam edildi.</p>
<p>Dönemin CHP Kocaeli Milletvekili Nihat Erim, partisinden istifa ederek 26 Mart 1971&#8217;de başbakan oldu ve yeni hükümeti kurdu. Çok uzun ömürlü olmayan yeni kabine, yerini 22 Mayıs 1972&#8217;de Ferit Melen hükümetine bıraktı.</p>
<p>&#8211; 9 yılda 11 hükümet değişti</p>
<p>Melen hükümeti de bir süre sonra görevi bırakınca 15 Nisan 1973-26 Ocak 1974 yılları arasında görev yapan Mehmet Naim Talu hükümeti ülkeyi seçime taşıdı.</p>
<p>Talu&#8217;dan sonra Başbakanlık koltuğuna 37. Hükümet&#8217;i kuran Bülent Ecevit geçti.</p>
<p>12 Mart 1971 Muhtırası&#8217;nın ardından 12 Eylül 1980 darbesine giden süreçteki 9 yılda, 11 hükümet değişikliği oldu.</p>
<p>Siyasi tartışmaları, toplumsal bunalımı daha da derinleştiren muhtıra sonrasında yaşanan gelişmeler, 12 Eylül 1980 darbesine giden yolun kilometre taşı oldu.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/48-yil-sonra-sivil-siyasete-ikinci-mudahale/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
