<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Muhammed bin Salman &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/muhammed-bin-salman/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 28 Dec 2018 09:11:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Muhammed bin Salman &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>MbS, Mağrip&#8217;te Umduğunu Bulamadı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/mbs-magripte-umdugunu-bulamadi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/mbs-magripte-umdugunu-bulamadi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Dec 2018 18:58:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[MBS]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed bin Salman]]></category>
		<category><![CDATA[Veliaht Prens]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=6919</guid>

					<description><![CDATA[Muhammed Bin Selman, Mağrip ülkelerine yaptığı ziyarette umduğunu bulamadı. Fas, ziyaret teklifini reddederken, nispeten iyi karşılandığı Moritanya&#8217;da zaman zaman zorlandı. Cezayir’de ise veliaht açısından durum can sıkıcıydı. Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın, Kaşıkçı cinayetinden sonra çıktığı ilk yurtdışı gezisinde bazı Kuzey Afrika ülkelerini de ziyaret etmesi, gözleri Mağribe çevirdi. Mağrip ülkeleri olarak bilinen Tunus, Fas, Moritanya ve Cezayir’in program kapsamında ziyaret edileceği bekleniyordu. Fakat beklentilerin aksine Veliaht Selman’ın Tunus’tan sonra Fas’a geçmemesi merak konusu oldu. Gerçekleşmeyen ziyaret: Riyad ile Ribat arasında sessiz kriz mi var? Fas yerel basını, Muhammed bin Selman’ın Fas Kralı Muhammed’den görüşme talep ettiğini, fakat Kral Muhammed’in program yoğunluğunu mazeret göstererek görüşme talebini geri çevirdiğini yazdı. Yine el-Kuds el-Arabi’nin haberine göre Muhammed bin Selman, Kral Muhammed’den Kaşıkçı cinayeti sebebiyle gerginlik yaşadığı Fransa ile aralarında arabuluculuk yapmasını da istedi. Suudi Arabistan’ın bölgedeki önemli müttefiklerinden olan Fas’ın bu ziyaret talebini geri çevirdiği haberleri, Riyad ile Ribat arasındaki soğukluğun Kaşıkçı cinayetiyle sınırlı olmadığı şeklinde yorumlandı. Bu görüşü güçlendiren gelişmelerden biri de, geçtiğimiz günlerde yapılması planlan 13. Fas-Suudi Arabistan Ortak Komisyon toplantısının Fas yönetimi tarafından belirsiz bir tarihe ertelenmesi. Esasen Fas, “Radikal İslami gruplarla mücadele” kapsamında Amerika’nın da desteklediği “ılımlı İslam” düşüncesinin Afrika’daki temsilcisi olarak görülüyor. Bu açıdan bakılacak olursa, Suudi Arabistan ile Fas’ın siyasi açıdan güçlü bir işbirliğine sahip olması beklenir. Ancak &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Muhammed Bin Selman, Mağrip ülkelerine yaptığı ziyarette umduğunu bulamadı. Fas, ziyaret teklifini reddederken, nispeten iyi karşılandığı Moritanya&#8217;da zaman zaman zorlandı. Cezayir’de ise veliaht açısından durum can sıkıcıydı.</p>
<p><strong>Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın</strong>, <strong>Kaşıkçı cinayetinden </strong>sonra çıktığı <strong>ilk yurtdışı gezisinde </strong>bazı <strong>Kuzey Afrika ülkelerini </strong>de ziyaret etmesi, gözleri <strong>Mağribe </strong>çevirdi. <strong>Mağrip ülkeleri </strong>olarak bilinen <strong>Tunus, Fas, Moritanya ve Cezayir’in </strong>program kapsamında ziyaret edileceği bekleniyordu. Fakat beklentilerin aksine Veliaht Selman’ın Tunus’tan sonra Fas’a geçmemesi merak konusu oldu.</p>
<p>Gerçekleşmeyen ziyaret: Riyad ile Ribat arasında sessiz kriz mi var?</p>
<p>Fas yerel basını, Muhammed bin Selman’ın Fas Kralı Muhammed’den görüşme talep ettiğini, fakat Kral Muhammed’in program yoğunluğunu mazeret göstererek görüşme talebini geri çevirdiğini yazdı. Yine el-Kuds el-Arabi’nin haberine göre Muhammed bin Selman, Kral Muhammed’den Kaşıkçı cinayeti sebebiyle gerginlik yaşadığı Fransa ile aralarında arabuluculuk yapmasını da istedi. Suudi Arabistan’ın bölgedeki önemli müttefiklerinden olan Fas’ın bu ziyaret talebini geri çevirdiği haberleri, Riyad ile Ribat arasındaki soğukluğun Kaşıkçı cinayetiyle sınırlı olmadığı şeklinde yorumlandı. Bu görüşü güçlendiren gelişmelerden biri de, geçtiğimiz günlerde yapılması planlan 13. Fas-Suudi Arabistan Ortak Komisyon toplantısının Fas yönetimi tarafından belirsiz bir tarihe ertelenmesi.</p>
<p>Esasen Fas, “Radikal İslami gruplarla mücadele” kapsamında Amerika’nın da desteklediği “ılımlı İslam” düşüncesinin Afrika’daki temsilcisi olarak görülüyor. Bu açıdan bakılacak olursa, Suudi Arabistan ile Fas’ın siyasi açıdan güçlü bir işbirliğine sahip olması beklenir. Ancak Fas-Suudi Arabistan ilişkilerinde Katar kriziyle başlayan soğukluğun varlığı, uzun zamandır dillendiriliyor. Fas, Katar’a yönelik ambargonun ilk günlerinden itibaren tarafsız kalmayı tercih etmiş, hatta Katar’a gıda ve ilaç gibi acil ihtiyaçları göndererek yardım etmişti. Ayrıca Kral Muhammed taraflara diyalog çağrısında bulunmuş ve Katar ile olan ilişkilerini devam ettirerek Katarlılar arasında “Kuşatma kırıcı” olarak anılmaya başlanmıştı.</p>
<p>Suudi Arabistan-Fas ilişkilerinin zarar görmesinde, Arabistan’ın FIFA 2026 Dünya Kupası seçmelerinde Fas aleyhine oy kullanması da etkili oldu. “Elektronik Sinekler” olarak bilinen Suudi Arabistan’ın sosyal medya timleri, bu süreçte Fas aleyhine mesajlar yaymış ve bu da Fas’ın tepkisine sebep olmuştu. Hatta Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Birliği’nin iletişim bakanları toplantısına Fas’ın katılmaması “boykot” olarak yorumlanmıştı. Bütün bunlar Fas halkında da Suudi Arabistan’a yönelik olumsuz bir algı oluşmasına sebep oldu. Sosyal paylaşım sitelerinde Faslı hacıların Suudi Arabistan’da gördüğü kötü muameleyle ilgili çok sayıda görüntünün dolanmasını müteakip, hem resmi makamlar hem de halk nezdinde Suudi Arabistan’a tepki gösterildi.</p>
<p>Sivil ölümlerini ve uluslararası baskının artmasını mazeret göstererek Fas’ın Yemen’deki savaşta Suudi Arabistan’a verdiği desteği azaltması da iki ülke arasındaki ilişkilerin bozulmasında etken olarak görülüyor. Bu gelişmelerin ardından, Fas için oldukça hassas bir konu olan Polisario Cephesi ile ilgili Suudi Arabistan’ın El-Hayat televizyonunda “Fas tarafından işgal edilmiş topraklar” ifadesi kullanılıp bu bölgeden “Arap Demokratik Cumhuriyeti” olarak bahsedilmesi, “sessiz kriz” yorumlarını güçlendirdi.</p>
<p>Son olarak, Suudi kraliyet ailesinden Prens Mansur bin Abdullah’ın, Suud ailesindeki taht mücadelesinde suikasta uğrama endişesiyle bulunduğu Avrupa’dan ayrılıp Fas Kralı Muhammed’e sığınması ve akabinde Mansur’un iadesini isteyen Suudi Arabistan’a olumlu cevap verilmemesi de iki ülkenin ilişkilerini olumsuz etkiledi. Cemal Kaşıkçı cinayetinden sonra Fas yönetiminin 28 yaşındaki Suudi Prens Mansur için güvenlik önlemlerini arttırması da Fas’ın (Kaşıkçı meselesi dahil olmak üzere) birçok konuda Suudi Arabistan ile aynı yerde durmadığının göstergesi.</p>
<p>Moritanya: “Bu ziyaretinizi neye borçluyuz?”</p>
<p>Afrika’nın kuzeyinde ve Suudi Arabistan’dan binlerce kilometre uzakta olan Moritanya İslam Cumhuriyeti hem Afrikalı hem de Arap kimliği taşıması sebebiyle Arap ve Afrika ülkeleri arasında bir köprü vazifesi görüyor. Bu stratejik konumu nedeniyle Moritanya Mağrip bölgesinde tartışma konusu olan bütün meselelerde önemli roller alıyor. Geniş yüz ölçümüne karşın düşük bir nüfus barındıran bu ülke altın, demir, bakır ve petrol gibi zengin kaynaklara sahip. Ancak ekonomik açıdan istikrarsız ve dış yardımlara bağımlı bir ülke.</p>
<p>Suudi Arabistan’ın 11 yıl önce Moritanya ile diplomatik ilişkilerini konsolosluktan büyükelçiliğe çıkarmasıyla birlikte, iki ülke ilişkileri yeni bir evreye girdi. İki ülke arasında siyasi, ekonomik, dini ve tarihi ilişkileri bulunuyor: Arap Baharı ve halk ayaklanmalarına karşı benzer tutum göstermeleri, Müslüman Kardeşler Hareketi gibi İslami referanslı oluşumlara karşı çıkarlarının uyuşması, Katar krizinde ve Yemen’de aynı safta durmaları, aralarındaki politik yakınlığın göstergeleri.</p>
<p>Ekonomik olarak ise Suudi Arabistan hem Moritanya ordusuna hem de merkez bankasına çeşitli dönemlerde yardımlarda bulundu. Yine Suudi Arabistan 2017’de Moritanya’ya altyapı, madencilik, şehircilik ve tarımsal reformlarda kullanılması için 135 milyon dolar tutarında uzun vadeli bir kredi verdi. Bu sebeple Moritanya’nın dış politikada Suudi Arabistan’a verdiği desteğin ekonomik ilişkilerle alakalı olduğu sıkça dile getiriliyor. Ayrıca Moritanyalı bazı din adamlarının Suudi Arabistan’da eğitim almış olmaları da iki ülke arasında mezhepsel bir yakınlık teşkil ediyor. Bu durum da İran’ın bölgede yürüttüğü Şii yayılmacılığına karşı Moritanya’yı Arabistan’ın güçlü bir müttefiki kılıyor. Moritanya’nın Kaşıkçı cinayetinde Suudi Arabistan’ın tezlerini referans alması da bu siyasal, ekonomik ve dini yakınlığın sonucu olarak görüldü.</p>
<p>Suudi Arabistan’ın Fas ile dönem dönem gerilen ilişkilerinde bir denge unsuru olan Moritanya ile daha da yakınlaştığı görülüyor. Suudi Arabistan için Moritanya Fas ile eş değer olabilecek bir ülke olmasa da, Fas ve Cezayir’in aksine etnik olarak Afrika ırklarını da barındırması, Mağrip bölgesinde Afrika’ya açılan bir kapı olarak görülmesine neden oluyor.</p>
<p>Yine de iki ülke arasındaki ilişkilerde sorunlu bazı konular da var. Suudi Arabistan nasıl Moritanya’yı Fas ile ilişkilerinde bölgesel bir kart olarak görüyorsa, Moritanya da Tahran ve Hamas ile ilişkilerini kesmeyerek Suudi Arabistan’a karşı bir kart olarak kullanıyor.</p>
<p>Veliaht Selman’ın G20 zirvesi dönüşünde Moritanya’yı ziyaret etmesi iki ülke ilişkileri açısından önemli bir gelişme olarak kaydedildi. Suudi Arabistan’dan Moritanya’ya 1972 yılından bu yana bu düzeyde yapılan ilk ziyaret olması sebebiyle, konuşulacak konuların ve özellikle ekonomik vaatlerin neler olacağı merak konusuydu. Moritanya muhalefeti ve sivil toplum örgütleri ise “Bayram değil, seyran değil!” diyerek (tıpkı diğer Mağrip ülkelerinde olduğu gibi) bu ziyarete tepki gösterdi. Hükümete yakın kesimler de bu ziyaretten pek hoşnut değildi. Çünkü Veliaht Selman 2016 yılında Moritanya ev sahipliğindeki Arap Zirvesi’ne katılmak yerine Fas’ta tatil yapmayı tercih etmişti. Moritanya basınında Veliaht’ın bu kayıtsızlığı tepkiye sebep olmuştu. Bu sebeple, Kaşıkçı cinayetinden sonra yapılan bu ziyarete, Moritanya muhalefeti “Bizi kullanmaya çalışıyor!” diyerek tepki gösterdi.</p>
<p>Suudi Arabistan Fas’a karşı Cezayir ile mi yakınlaşıyor?</p>
<p>Veliaht Selman’ın “Meşruiyet arayışı” gezisinin son durağı Cezayir oldu. Özellikle Tunus ve Moritanya’da halkın Muhammed bin Selman’a yönelik öfkesinin Cezayir’in tavrını etkileyip etkilemeyeceği, Veliaht’ın hangi seviyede karşılanacağı merak ediliyordu. Veliaht’ın Cezayir’deki temaslarına başlamasıyla birlikte, programda iki gün olarak görünen ziyaret, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika’nın son anda ağır bir grip geçirdiğini mazeret olarak bildirmesi sebebiyle, beklenenden kısa sürdü. Cezayir Cumhurbaşkanı’nın bu “ağır misafir”i ağırlamanın getireceği uluslararası sorumluluk sebebiyle, Veliaht’ı ağırlama görevini Cezayir Başbakanı Ahmed Uyahya’ya tevdi ettiği düşünülüyor.</p>
<p>Cezayir basınına göre, Muhammed bin Selman havaalanı çevresinde kendisini protesto etmek için toplanmış Cezayirlilerle karşılaşmamak için gece geç saatlerde Cezayir’e inmeyi tercih etti. Çünkü Cezayirli gazeteci, yazar ve düşünürlerden oluşan 17 etkili isimin imzasıyla “Muhammed bin Selman’a Hayır” başlıklı bir bildiri yayınlanmış, bu ziyaret talebinin kabul edilmesiyle Cezayir’in imajının zedelendiği bildirilmişti.</p>
<p>Suudi veliahtın Cezayir’de cumhurbaşkanı düzeyinde görüşme gerçekleştirememiş olmasının iç siyasi dengelerle de ilişkisi bulunuyor. Çünkü ülkenin İslami referanslı hareketleri ve partileri açıkça bu ziyarete tepki gösterdiler. Barış Toplumu Hareketi Başkanı Abdurrezak Makri yaptığı açıklamada, Muhammed bin Selman’ın bu ziyaretinin, yalnızca işlettiği cinayeti örtbas etmeye yönelik olduğunu söyledi. Yine Cezayir İşçi Partisi de bu ziyaretten duyulan rahatsızlığı dile getirerek, ziyareti “Cezayir’e yönelik bir komplo” olarak tanımladı. Cezayir hükümeti ise ihtiyatlı bir tavır alıp bir yandan dışişleri bakanlığı düzeyinde Kaşıkçı cinayetini şiddetle kınarken, diğer yandan da Veliaht’ın ziyaretini reddetmedi.</p>
<p>Bu noktada, Cezayir’in neden bu ziyaret talebini reddetmediğiyle ilgili birçok yorum yapılıyor. Cezayir’in Suudi Arabistan ile ilişkilerinde belirleyici bir mesele olan petrole dikkat çekiliyor. Cezayir’in büyük bölümü petrol gelirlerine bağlı olan ekonomisi göz önüne alındığında, petrol fiyatlarında belirleyici gücü olan Suudi Arabistan’a zorunlu bir bağımlılığı olduğu söylenebilir. Suudi Arabistan’ın el-Suudiye 24 kanalında, siyasi analist Mübarek el-Ati de Veliaht Selman’ın Cezayir gezisi ile ilgili olarak “Ekonomi siyasetin asıl motorudur “diyerek Cezayir’in bu görüşmeye ekonomi kartıyla razı edildiği görüşünü güçlendirdi.</p>
<p>Veliaht Prens’in neden Cezayir’e ziyarette bulunmak istediği ise merak edilen bir başka konu. Suudi Arabistan (son olaylardan bağımsız olarak) dönem dönem Fas ve Cezayir arasındaki gerginliği bir şantaj unsuru haline getiriyor. Fas ile ilişkilerinde problem yaşadığında, ticari ve siyasi yüzünü Cezayir’e çeviriyor. Buna en iyi örnek, Suudi Arabistan Ticaret ve Sanayi Bakanı’nın beraberindeki iş adamlarıyla Cezayir’e yaptığı ziyaret ve 1,6 milyar avro değerindeki yatırım anlaşmasıdır.</p>
<p>Cezayir ve Fas ilişkilerine gelince; iki ülke arasındaki sınır kapıları çeşitli krizler sebebiyle uzun yıllar kapalı kalmıştı. Bilindiği üzere Fas, ayrılıkçı örgüt olarak gördüğü Polisario Cephesi’ni desteklediği gerekçesiyle Cezayir ile uzun yıllar “Batı Sahra sorunu” yaşıyor. Muhammed bin Selman’ın meşruiyet arayışında Cezayir’i yanına alma çabasının hem Fas’a bir ihtar hem de İran’a bir cevap olduğu yönünde görüşler var. Cezayir’in İran, Hizbullah ve Suriye ile ilişkilerinin olması, Suudi Arabistan’ın bu ülkeyi hem bu üçgenden kurtarmak hem de Fas’a karşı yanına çekmek suretiyle Mağripte yeni bir müttefik edinmek istediğinin bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Ancak Veliaht Selman Cezayir ziyaretinden umduğunu bulamamış görünüyor.</p>
<p>Sonuç olarak</p>
<p>Muhammed Bin Selman’ın Mağrip ülkelerine yaptığı ziyareti değerlendirdiğimizde umduğunu bulamadığı açıktır. Fas’ın ziyaret teklifini reddetmesi, Moritanya’da nispeten daha iyi karşılansa da, İsrail ile normalleşme, Yemen savaşı ve Kaşıkçı cinayeti Prens’i epey zorladı. Veliaht’ın Moritanya’ya “Selman Hastanesi” inşa etme sözü ise rüşvet olarak algılandı ve sivil toplum örgütleri en üst seviyeden “Bu ziyareti neye borçluyuz?” diyerek tepki gösterdi. Cezayir’de ise Veliaht açısından durum can sıkıcıydı; ziyaret beklendiğinden daha kısa sürdü. Cezayir halkı da Suudi Arabistan’ın yardımlarla satın alabileceği bir halk olmadığını gösterdi. Veliaht’ın Mağripteki meşruiyet arayışı, meşruiyet için paranın tek başına yeterli olmadığını göstermesi bakımından önemli.</p>
<p><a href="https://www.aa.com.tr/tr/analiz-haber/muhammed-bin-selman-magripte-umdugunu-bulamadi/1349013">Mohamed Meyah, Zeynep Karataş</a>   /AA</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/mbs-magripte-umdugunu-bulamadi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MbS Hakkında Bilinmeyenler</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/mbs-hakkinda-bilinmeyenler/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/mbs-hakkinda-bilinmeyenler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Dec 2018 14:43:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Kaşıkçı]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed bin Salman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=5955</guid>

					<description><![CDATA[Hocası Herşeyi Anlattı BBC Arapça Servisi muhabiri Rachid Sekkai, çocukluğunda Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman&#8217;a İngilizce dersleri vermişti. Sekkai, Cemal Kaşıkçı cinayeti sonrası tüm dikkatleri üzerine çeken prense öğretmenlik yapmanın nasıl bir deneyim olduğunu yazdı. 1996 yılında Cidde&#8217;deki prestijli bir okul olan El Anjal&#8217;da öğretmenlik yaparken bir telefon aldım. Dönemin Riyad Valisi Prens Selman Abdülaziz el-Suud ve ailesi geçici olarak Kızıldeniz Eyaleti&#8217;nin başkenti Port Sudan&#8217;ataşınmıştı ve çocukları için bir öğretmene ihtiyaçları vardı. Daha sonra Suudi Arabistan Kralı olacak Selman bin Abdülaziz el-Suudokulumu aradı ve hızla kraliyet sarayına gönderildim. El-Suud&#8217;un ilk evliliğinden olan çocukları Prens Türki, Prens Nayif, Prens Halid ve elbette Prens Muhammed bin Selman&#8217;a özel ders verecektim. Kentin gözde bölgelerinden birinde bir dairede yaşıyordum. Bir şoför beni sabah 07:00&#8217;de evden alıp okula götürüyor, öğleden sonra dersler bitince de saraya getiriyordu. Rachid Sekkai Yoğun güvenlik önlemlerinin olduğu bariyerleri geçtiğimde dudak uçuklatacak kadar lüks bir dizi villa rüzgar gibi gözümün önünden geçiyordu. Villaların bahçelerinden beyaz üniformalı çalışanlar sorumluydu. Aşırı lüks otomobillerle dolu bir de araba park yeri vardı. İlk kez o zaman pembe renkte bir Cadillac gördüm. Kraliyet kalesine geldiğimde beni sarayın yönetiminden sorumlu orta yaşlı bir adam olan Mansur el-Şahri karşılıyordu. O sırada 11 yaşında olan Muhammed bin &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hocası Herşeyi Anlattı</strong></p>
<p>BBC Arapça Servisi muhabiri Rachid Sekkai, çocukluğunda Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman&#8217;a İngilizce dersleri vermişti. Sekkai, Cemal Kaşıkçı cinayeti sonrası tüm dikkatleri üzerine çeken prense öğretmenlik yapmanın nasıl bir deneyim olduğunu yazdı.</p>
<p>1996 yılında Cidde&#8217;deki prestijli bir okul olan El Anjal&#8217;da öğretmenlik yaparken bir telefon aldım. Dönemin Riyad Valisi Prens Selman Abdülaziz el-Suud ve ailesi geçici olarak Kızıldeniz Eyaleti&#8217;nin başkenti Port Sudan&#8217;ataşınmıştı ve çocukları için bir öğretmene ihtiyaçları vardı.<br />
Daha sonra Suudi Arabistan Kralı olacak Selman bin Abdülaziz el-Suudokulumu aradı ve hızla kraliyet sarayına gönderildim. El-Suud&#8217;un ilk evliliğinden olan çocukları Prens Türki, Prens Nayif, Prens Halid ve elbette Prens Muhammed bin Selman&#8217;a özel ders verecektim.<br />
Kentin gözde bölgelerinden birinde bir dairede yaşıyordum. Bir şoför beni sabah 07:00&#8217;de evden alıp okula götürüyor, öğleden sonra dersler bitince de saraya getiriyordu.<br />
Rachid Sekkai<br />
Yoğun güvenlik önlemlerinin olduğu bariyerleri geçtiğimde dudak uçuklatacak kadar lüks bir dizi villa rüzgar gibi gözümün önünden geçiyordu. Villaların bahçelerinden beyaz üniformalı çalışanlar sorumluydu. Aşırı lüks otomobillerle dolu bir de araba park yeri vardı. İlk kez o zaman pembe renkte bir Cadillac gördüm.<br />
Kraliyet kalesine geldiğimde beni sarayın yönetiminden sorumlu orta yaşlı bir adam olan Mansur el-Şahri karşılıyordu. O sırada 11 yaşında olan Muhammed bin Selman&#8217;la da çok yakınlardı.<br />
Prensin elinden düşmeyen telsizler<br />
Muhammed bin Selman o sırada benim verdiğim derslere dikkatini vermektense saraydaki korumalarla zaman geçirmeyi tercih ediyor gibiydi. En büyük kardeş olarak istediğini yapmasına izin veriliyormuş izlenimini veriyordu.<br />
Daha genç olan prensler üzerinde sadece Muhammed ortalıkta görünene dek otorite kurabiliyordum.<br />
Derslerimiz sırasında görevlilerden birinden aldığı telsizi kullandığını, benim hakkımda küstahça yorumlar yaptığını, kardeşleriyle ve korumalarla şakalaştığını halen anımsıyorum.<br />
Sonradan Suudi Arabistan Kralı olacak dönemin Riyad Valisi PrensSelman bin Abdülaziz el-Suud<br />
Bugün 33 yaşındakiMuhammed bin Selman, Suudi Arabistan Savunma Bakanı ve tahtın varisi.<br />
Geçen yıl ülkenin fiili lideri olduğundan bu yana Selman kendisini krallığın modernleşme yanlısı varisi olarak konumlandırdı.<br />
Muhafazakarların muhalefetine rağmen ülkenin gerek duyduğu ekonomik reformlara öncülük etti ve toplumda liberalleşme akımı başlattı.<br />
Bazı uygulamaları övgüyle karşılandı ancak hem Yemen&#8217;de bitmeyen savaş ve en son Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı&#8217;nın 2 Ekim&#8217;de ülkesinin İstanbul Başkonsolosluğu&#8217;nda öldürülmesi nedeniyle eleştirilerin hedefi oldu.<br />
Muhammed bin Selman ülke dışında da tepki çekti<br />
Bir defa Muhammed bin Selman annesinin benim hakkında &#8220;gerçek bir centilmen&#8221; dediğini anlattığında nasıl şaşırdığımı hatırladım.<br />
Prensesle tanıştığımı hatırlamıyordum. Kraliyetteki kadınlar yabancıların yanında gözükmezdi ve tek karşılaştığım kadın, Filipinli dadıydı.<br />
Tahtın varisi bana duvardaki güvenlik kameralarını gösterene kadar da izlendiğimin farkına bile varmamıştım. O günden sonra dersler sırasında hep davranışlarıma dikkat eder olmuştum.<br />
Kısa sürede Muhammed ve kardeşlerine yakınlık duymaya başladım. Ayrıcalıklarla dolu bir dünyanın içinde, prenslere ders veriyordum ama bana göre onlar öğrenmeye meraklı ama gözü oyunda olan okuldaki öğrencilerimden farksızdı.<br />
Bir gün sarayın sorumlusu Mansur el-Şahri benden geleceğinSuudi Arabistan Kralı Abdülaziz el-Suud ile tanışmamı istedi. El-Suudçocuklarının derslerdeki durumuyla ilgili bilgi almak istiyordu. Bunun Prens Muhammed&#8217;in haylazlıklarıyla ilgili konuşmak için iyi bir fırsat olabileceğini düşünmüştüm.<br />
Prens Selman Abdülaziz el-Suud&#8217;un ofisinin önünde prenslerin diğer öğretmenleriyle beraber bekliyordum.<br />
Hepsi de kraliyet protokollerini iyi biliyor gibiydi.<br />
Prens Selman bizi kabul ettiğinde öğretmenler bir içgüdüyle ayaklandılar ve birer birer eğilip onun elini öptüler. Çocuklarla ilgili çekingen bir kaç kelime edip ayrıldıklarını gördüğümde dehşete düştüm.<br />
Rachid, şu an Suudi Arabistan&#8217;ın ABD Büyükelçisi olan Prens Halid Bin Selman&#8217;a da ders vermişti<br />
Bana sıra geldiğinde onlar gibi Prens Selman&#8217;ın önünde eğilemedim. Daha önce hiç böyle bir şey yapmamıştım ve tamamen donakaldım. Suudi Arabistan&#8217;ın gelecekteki kralına elimi uzattım ve sıkıca elini sıktım.<br />
Yüzünde hafif bir şaşkınlık ifadesi gördüğümü hatırlıyorum ama bu gafımı sorun etmedi.<br />
Prens Muhammed bin Selman&#8217;ın derslerimdeki tavrıyla ilgili tek kelime etmedim çünkü o sırada çoktan pes edip İngiltere&#8217;ye dönmeye karar vermiştim.<br />
Kısa süre sonra El-Şahri kraliyet protokolünü izlemeyi başaramadığım için beni bir güzel azarladı.<br />
Suudi Arabistan&#8217;ın ABD Büyükelçisi olan Prens Halid dışında ders verdiğim diğer kardeşler, gözden uzak bir hayat yaşamayı tercih etti.<br />
Geçmişe baktığımda, saraydaki kısa süreli görevimi yaşamımın olağanüstü bir dönemi olarak nitelendiriyorum ve tüm dünyayı idare eden eski genç öğrencimi uzaktan izliyorum.<br />
BBC TÜRKÇE</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/mbs-hakkinda-bilinmeyenler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Medine’de Maruni Ayini!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/medinede-maruni-ayini/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/medinede-maruni-ayini/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Dec 2018 09:35:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[Ayin]]></category>
		<category><![CDATA[Kral]]></category>
		<category><![CDATA[Kral Faysal]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[Maruni]]></category>
		<category><![CDATA[Medine]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed bin Salman]]></category>
		<category><![CDATA[Suudi Arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[Uniat Kiliseler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=5570</guid>

					<description><![CDATA[Ömür Çelikdönmez yazdı Daha önce de belirttiğim gibi; bir Allah’ın kulu çıkıp da Suudilerin İslam adına Müslümanların lehine hayırlı bir iş yaptığını iddia edemez. İslam tarihçileri, nasıl Emeviler döneminde Ömer Bin Abdülaziz dönemini ayrı tutuyorsa, 25 Mart 1975’te Riyad’daki sarayında yeğeni Faysal bin Musaid tarafından öldürülen Şehit Kral Faysal bin Abdülaziz’i de Suudilerin tarihinde ayrı bir kategoride değerlendirmek gerekir. Kral Faysal suikastı, zengin Arap ülkelerini yönetenlerin, petrolü uluslararası ilişkilerde bir silah olarak kullanmasının önünü kesmek için tertip edilmişti. Hicaz Emirliği&#8217;nin İngilizler’e Şerif Hüseyin tarafından nasıl peşkeş çekildiği ortada. Arabistan’ı dünya Müslümanlarıyla iletişimden koparmak için marazi din anlayışının ürünü Vehhabiliğe mensup Abdülaziz El-Suud’un Kral yapılması, Müslümanlara yönelik bu çağın en büyük kumpaslarından değil midir? Suudilerin imaj danışmanı bu işten anlamıyor&#8230;  Suudi Arabistan, bir türlü gündemden düşmüyor. Herhalde &#8220;reklamın iyisi kötüsü olmaz&#8221; gibi kötü bir piar çalışması yürütüyorlar. Geçen yıl, Veliaht Prens Muhammed bin Selman&#8216;ın; &#8216;Ilımlı İslam’ açıklamaları ve tasfiye hareketleri nedeniyle dünyanın gündemindeydi. Bu sefer de muhalif gazeteci Cemal Kaşıkçı&#8217;nın ölüm emrini vermekle suçlanıyorlar. Lübnan Maruni Patriği Mar Beşara Butrus er-Rai, Suudi Kralı’yla görüştü Medine&#8217;de kilise açma izni kopardı&#8230; Aylar önce Lübnan Maruni Patriği Mar Beşara Butrus er-Rai’nin  Suudi Arabistan’ı ziyaret etmesini, Marunilerin (Fransa’nın) Lübnan’daki gücü ve rolü ile irtibatlandırmıştım. Marunilik nedir Maruniler kimdir? Maruniler; kurucusu Aziz Marun’a nisbet edilen ve V. yüzyıldan itibaren ağırlıklı olarak Lübnan’da yaşayan bir Uniat (Hristiyanlıkta kendi ayin biçimlerini, dillerini koruyan ama Papa’nın otoritesini kabul eden Ortodoks ve Doğu Ortodoks kiliselerine Uniat Kiliseler denir) Hristiyan cemaati. Lübnan&#8217;daki Maruni Kilisesi&#8217;nin lideri Beşara Rey Marunîler, Lübnan’daki en etkin Hıristiyan grup. Batı dünyası ile ilişkileri oldukça iyi. Ticaret hayatındaki etkileri yadsınmayan Marunîlerin uluslararası ağları oldukça kuvvetli. Çünkü Büyük Lübnan (!), Marunîlerin büyük &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Ömür Çelikdönmez yazdı</b></p>
<p>Daha önce de belirttiğim gibi; <strong>bir Allah’ın kulu</strong> çıkıp da <strong>Suudiler</strong>in <strong>İslam</strong> adına Müslümanların lehine hayırlı bir iş yaptığını iddia edemez.</p>
<p><strong>İslam</strong> <strong>tarihçileri</strong>, nasıl <strong>Emeviler</strong> döneminde <strong>Ömer Bin Abdülaziz</strong> dönemini ayrı tutuyorsa, <strong>25 Mart 1975</strong>’te <strong>Riyad</strong>’daki sarayında yeğeni <strong>Faysal bin Musaid</strong> tarafından öldürülen <strong>Şehit Kral Faysal bin Abdülaziz</strong>’i de <strong>Suudiler</strong>in tarihinde ayrı bir kategoride değerlendirmek gerekir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-5572" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.12.png" alt="" width="500" height="598" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.12.png 738w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.12-251x300.png 251w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p><strong>Kral Faysal suikastı</strong>, zengin <strong>Arap</strong> <strong>ülkelerini</strong> yönetenlerin, <strong>petrolü</strong> uluslararası ilişkilerde bir <strong>silah</strong> olarak kullanmasının önünü kesmek için tertip edilmişti.</p>
<p><strong>Hicaz Emirliği&#8217;</strong>nin <strong>İngilizler’e Şerif Hüseyin</strong> tarafından nasıl peşkeş çekildiği ortada.</p>
<p><strong>Arabistan</strong>’ı dünya <strong>Müslümanları</strong>yla iletişimden koparmak için <strong>marazi din anlayışının ürünü</strong> <strong>Vehhabiliğe</strong> mensup <strong>Abdülaziz El-Suud</strong>’un <strong>Kral</strong> yapılması, <strong>Müslümanlara </strong>yönelik bu çağın en büyük <strong>kumpaslarından</strong> değil midir?</p>
<p><strong>Suudilerin imaj danışmanı bu işten anlamıyor&#8230; </strong></p>
<p><strong>Suudi Arabistan,</strong> bir türlü gündemden düşmüyor.</p>
<p>Herhalde <strong>&#8220;reklamın iyisi kötüsü olmaz&#8221;</strong> gibi <strong>kötü bir piar çalışması </strong>yürütüyorlar.</p>
<p>Geçen yıl, <strong>Veliaht Prens Muhammed bin Selman</strong>&#8216;ın; <strong>&#8216;Ilımlı İslam’</strong> açıklamaları ve <strong>tasfiye hareketleri </strong>nedeniyle dünyanın gündemindeydi.</p>
<p>Bu sefer de muhalif gazeteci <strong>Cemal Kaşıkçı&#8217;nın ölüm emrini</strong> vermekle suçlanıyorlar.</p>
<p><strong>Lübnan Maruni Patriği Mar Beşara Butrus er-Rai, Suudi Kralı’yla görüştü Medine&#8217;de kilise açma izni kopardı&#8230;</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-5573" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.28-1024x719.png" alt="" width="500" height="351" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.28-1024x719.png 1024w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.28-300x211.png 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.28-768x539.png 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.28.png 1040w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p>Aylar önce <strong>Lübnan Maruni Patriği Mar Beşara Butrus er-Rai</strong>’nin  <strong>Suudi Arabistan</strong>’ı ziyaret etmesini, <strong>Maruniler</strong>in (Fransa’nın) <strong>Lübnan</strong>’daki gücü ve rolü ile irtibatlandırmıştım.</p>
<p><strong>Marunilik nedir Maruniler kimdir?</strong></p>
<p><strong>Maruniler</strong>; kurucusu <strong>Aziz Marun</strong>’a nisbet edilen ve <strong>V. yüzyıl</strong>dan itibaren ağırlıklı olarak <strong>Lübnan</strong>’da yaşayan bir <strong>Uniat</strong> <em>(Hristiyanlıkta kendi ayin biçimlerini, dillerini koruyan ama <strong>Papa</strong>’nın otoritesini kabul eden <strong>Ortodoks</strong> ve <strong>Doğu Ortodoks</strong> kiliselerine <strong>Uniat</strong> <strong>Kiliseler</strong> denir)</em> <strong>Hristiyan </strong>cemaati.</p>
<p><em><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-5574" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.37-1024x649.png" alt="" width="501" height="317" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.37-1024x649.png 1024w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.37-300x190.png 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.37-768x487.png 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.37-318x200.png 318w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.37.png 1044w" sizes="(max-width: 501px) 100vw, 501px" /><br />
Lübnan&#8217;daki Maruni Kilisesi&#8217;nin lideri Beşara Rey</em></p>
<p><strong>Marunîler, Lübnan</strong>’daki en etkin <strong>Hıristiyan</strong> grup.</p>
<p>Batı dünyası ile ilişkileri oldukça iyi.</p>
<p>Ticaret hayatındaki etkileri yadsınmayan <strong>Marunîler</strong>in uluslararası ağları oldukça kuvvetli.</p>
<p>Çünkü <strong>Büyük Lübnan </strong>(!), <strong>Marunîler</strong>in büyük dini toplumu oluşturacakları ayrı bir siyasal birim sağlamak üzere kuruldu.</p>
<p>Ancak <strong>Fransızlar</strong> yeni devlete, <strong>hâkim nüfusu Müslüman olan yeni bölgeler </strong>ekleyerek <strong>Marunî</strong> nüfusunu <strong>yüzde 30’a </strong>indirmişti.</p>
<p><strong>Maruni Patrik eski bir kilisenin açılışını yaptı. </strong></p>
<p><strong>Lübnan Maruni Patriği Mar Beşara Butrus er-Rai</strong>, <strong>Suudi Arabistan</strong>’daki eski bir kilisenin yeniden açılışını gerçekleştirmiş ancak bu kilisenin nerede olduğunu <strong>Suudiler</strong> gizlemişti.</p>
<p><strong>Suudi Arabistan</strong>’ın  <strong>Patriği</strong> daveti, <strong>Veliaht Prens Muhammed bin Selman</strong>’ın “I<strong>lımlı İslam’a dönüş” </strong>söyleminin bir göstergesi olarak görülmüştü.</p>
<p><strong>Suudi Arabistan</strong>’ın <strong>Körfez İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Samir El-Subhan</strong>, <strong>Lübnan Maruni Patriği Beşara Butrus er-Rai</strong>’nin  ziyareti ile ilgili <strong>&#8220;Riyad’ın kapıları her hangi bir dini ya da mezhep ayrımı yapmadan tüm Arap halklarına açık!” </strong>demişti.</p>
<p>Burada dikkat çeken ifade, <strong>Müslüman olmayanların giremeyeceği</strong> &#8220;<strong>yasak bölge</strong>&#8220;nin yöneticilerinin bu açıklamayı yapmış olması.</p>
<p><strong>Suudiler, Maruni Patriği neden  davet etmişti? </strong></p>
<p><strong>Suudi Arabistan</strong>&#8216;ın <strong>Lübnan Maruni Patriğini,</strong> <strong>İran</strong>’la krizin tırmandığı bir süreçte <strong>Lübnan Hizbullah</strong>’ının müttefiki, <strong>İsrail karşıtı</strong>, dolayısıyla <strong>İran</strong> ve <strong>Suriye</strong> bağlantılı, <strong>Lübnan Maruni Patriği Mar Beşara Butrus er-Rai’</strong>i restore edilen eski bir kiliseyi <strong>yeniden ibadete açmak</strong> bahanesiyle davet etmesi, bölgesel güç dengelerini kendi lehlerine çevirme hamlesinden başka bir şey değildi.</p>
<p><strong>Suudi Arabistan&#8217;da kilise kuruluş tarihi&#8230; </strong></p>
<p><strong>Suudi Arabistan</strong>’a <strong>Kilise</strong> açılması girişimlerinin geçmişi <strong>2008</strong>’e uzanıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-5575" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.52.png" alt="" width="500" height="584" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.52.png 836w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.52-257x300.png 257w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.52-768x897.png 768w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p><strong>Kasım 2008</strong>’de <strong>Vatikan’</strong>da gerçekleşen <strong>Papa 16’ncı Benedict</strong> ile bir önceki<strong> Suudi Arabistan Kralı Abdullah </strong>görüşmesinde <strong>Hıristiyanlar</strong>a ait her şeyin <strong>yasak</strong> olduğu <strong>Suudi Arabistan</strong>’da bir <strong>Katolik Kilisesi</strong>’nin açılabileceği gündeme gelmiş, <strong>Papa</strong>’nın <strong>Ortadoğu</strong>’dan sorumlu Başpiskoposu Paul Mounged El Haşim, “<strong>Kilise</strong> yapılması için <strong>Vatikan ve Riyad</strong> arasında görüşmelerin sürdüğünü…” açıklamıştı.</p>
<p><strong>Suudiler nalına da vuruyor mıhına da! </strong></p>
<p><strong>28 milyon nüfuslu Suudi Arabistan</strong>&#8216;da en az <strong>1.2 milyon yabancı Hristiyan</strong> yaşıyor.</p>
<p><strong>Suudi Arabistan’da nüfusun yüzde 4’ü Hristiyan.</strong></p>
<p><strong>Suudi Arabistan, </strong>aynı zamanda <strong>Körfez</strong> ülkelerinde kilisenin olmadığı tek ülke.</p>
<p>En son <strong>2008</strong>’de <strong>Katar</strong>’da bir kilise açılmıştı.</p>
<p><strong>Suudi Arabistan</strong>&#8216;da <strong>&#8216;Haram Bölge&#8217;</strong> dışında  <strong>Müslüman </strong>olmayanların yaşamasına müsade edilen üç bölge var; <strong>Taif</strong>, <strong>Al</strong> <strong>Lith</strong> ve <strong>Jizdan</strong>.</p>
<p><strong>International Christian Concern Suudi Arabistan&#8217;da kilise açmayı başardı! </strong></p>
<p>Genellikle <strong>Afrika</strong>, <strong>Uzakdoğu Asya</strong> ve <strong>Ortadoğu</strong>’da ikamet eden yerel <strong>Hristiyan</strong> cemaatlerin az olduğu ve baskı altında tutulduğu bölgelerde <strong>kilise</strong> inşa etmek ve <strong>Hıristiyan </strong>inançlılara yönelik baskıları raporlama amaçlı faaliyet gösteren <strong>International Christian Concern</strong>, yıllardır  <strong>SuudiArabistan</strong>’da <strong>Kilise</strong> açılması için uğraşıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-5576" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.03-1024x700.png" alt="" width="500" height="342" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.03-1024x700.png 1024w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.03-300x205.png 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.03-768x525.png 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.03.png 1030w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p><strong>International Christian Concern</strong> yetkilileri, <strong>2012</strong>’de çalışmak için <strong>Suudi Arabistan</strong>’da bulunan <strong>35 kişilik</strong> bir <strong>Etiyopyalı</strong> <strong>Hristiyan</strong> grubun, gece yarısı özel konutlarından toplanıp tutuklandığını duyurmuştu.</p>
<p>Oysa o tarihlerde  (Nisan 2012) görevi <strong>Suudi</strong> rejimin ihtiyaç duyduğu şekilde <strong>Kur&#8217;an&#8217;ı yorumlamak</strong>  olan, <strong>SuudiArabistan Başmüftüsü Şeyh Abdül Aziz Bin Abdullah “Arap Yarımadası’ndaki tüm kiliselerin yıkılması gerektiğini”</strong> söylemişti.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-5577" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.08.png" alt="" width="501" height="310" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.08.png 876w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.08-300x186.png 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.08-768x475.png 768w" sizes="(max-width: 501px) 100vw, 501px" /></p>
<p>Sonra devran değişti, <strong>kral</strong> değişti, konsept değişti.</p>
<p><strong>Vatikan</strong>&#8216;dan gelen bir <strong>papaz heyeti, 2018 Nisan</strong> ayında <strong>Suudi Arabistan</strong>&#8216;da<strong> Hristiyan vatandaşlar için kilise inşa izni onayı</strong> ve hatta parasını vermesine dair bir anlaşma imzaladı.</p>
<p>Önce <strong>Lübnan Maruni Patriği,</strong> sonra <strong>Vatikan papaz heyeti</strong>nin temasları sonuçlandı.</p>
<p>Geçtiğimiz ay, <strong>Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman</strong>&#8216;ın daveti üzerine bu ülkeye giden başkent <strong>Kahire</strong>&#8216;nin <strong>Şobra </strong>bölgesi <strong>piskoposu Anba Markos,</strong> dünya <strong>Müslümanları</strong>nın beş vakit yöneldikleri ülkede, <strong>kilise ayini</strong>yönetti.</p>
<p><strong>Piskopos Anba Markos</strong> yönetimindeki ayin, ismi gizli tutulan bir <strong>Kıpti</strong>&#8216;nin evinde düzenlendi.</p>
<p>Mekân sahibinin ismi gibi ayinin yapıldığı şehrin ismi de   gizlendi.</p>
<p><strong>Maruni ayini </strong>için gerekli <strong>dini semboller </strong>ve<strong> kutsal kitap</strong> ve dini kıyafetler, özel bir uçakla Mısır&#8217;dan Arabistan&#8217;a ayinin yapıldığı şehire  (<strong>Medine</strong>?) götürüldü.</p>
<p><strong>Eyy Müslümanlar!.. Rabıta bir papaza teslim! </strong></p>
<p><strong>Piskopos Markos,</strong> sadece ayin yönetmedi.</p>
<p><strong>İslam ülkeleri </strong>arasında <strong>dini koordinasyonu ve yardımlaşmayı</strong> sağlamak amacıyla kurulan <strong>Rabitatu&#8217;l Alem el-İslami </strong>teşkilatının <strong>Genel Sekreteri Şeyh Muhammed bin Abdulkerim İsa</strong> ile de görüştü.</p>
<p><strong>Bahreyn</strong>&#8216;de düzenlenen konferanslar aracılığı ile bu ülkede yaşayan <strong>Mısırlı Hristiyanlarla</strong> sıklıkla bir araya gelen <strong>Piskopos Markos</strong>, <strong>Suudi Arabistan</strong>&#8216;ı en son <strong>2011</strong> yılında ziyaret etmiş.</p>
<p><strong>Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, </strong>geçen <strong>Mart</strong> ayındaki <strong>Mısır</strong> ziyareti çerçevesinde <strong>Kahire</strong>&#8216;deki <strong>Mısır Kıpti Kilisesi</strong>ni ziyaret ederek, <strong>Papa II. Tavadros</strong> ile görüşmüştü.</p>
<p>Söz konusu görüşme, <strong>&#8220;Suudi Arabistan tarihinde ilk kez bir kraliyet mensubunun Kıpti Kilisesini ziyareti&#8221;</strong> olarak kayıtlara geçmişti.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-5578" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.16.png" alt="" width="500" height="367" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.16.png 986w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.16-300x220.png 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.16-768x564.png 768w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p><strong>Suudiler</strong>, kilise açılmasına izin vererek <strong>Avrupa</strong> ve <strong>Amerika</strong>&#8216;ya <strong>şirin</strong> görüneceklerinin hesabındalar..</p>
<p>Birisi onlara söylemeli; <strong>yanlış hesap Bağdat&#8217;tan döner!</strong></p>
<p><strong>Ömür Çelikdönmez</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/medinede-maruni-ayini/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘G-20 Testere Ödülü’ Goes to ‘Ebu Minşar’</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/g-20-testere-odulu-goes-to-ebu-minsar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/g-20-testere-odulu-goes-to-ebu-minsar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Dec 2018 10:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed bin Salman]]></category>
		<category><![CDATA[Putin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=5453</guid>

					<description><![CDATA[Maskeli balonun maskesiz tek adamı Vladimir Viladimiroviç Putin’di. Cemal Kaşıkçı cinayeti nedeniyle adı Ebu Minşar’a (Testere Babası) çıkan Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman (MBS) ustalar kulübünde bir acemi olarak ‘Kim beni gözleriyle devirecek’ diye bakınırken Putin’den aldı beşliği. Maskeli balonun maskesiz tek adamı Vladimir Viladimiroviç Putin’di. Cemal Kaşıkçı cinayeti nedeniyle adı Ebu Minşar’a (Testere Babası) çıkan Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman (MBS) ustalar kulübünde bir acemi olarak ‘Kim beni gözleriyle devirecek’ diye bakınırken Putin’den aldı beşliği. Rus lider “Hadi iyi yırttın” der gibiydi. Kendisi, geçen martta, daha Rusya ile bağlantısı kurulamamış eski istihbarat ajanı Sergey Skripal ve kızı Yuliya’nın Londra’da ‘noviçok’ ile zehirlenmesinden dolayı fena cezalandırılmıştı. Skripallar kurtuldu ama olan 26 ülkeden kovulan 160 Rus diplomata oldu. CIA de cinayetin arkasında MBS’nin olduğuna kanaat getirdikten sonra MBS’nin Arjantin’deki G-20 zirvesine gitmeyi göze alamayacağına dair öngörüler, liderler kulübünün iyilikle bir ilgisinin olmadığı gerçeğiyle yüzleşti. Uçaktan ilk inen Çinli bir görevliyi, Devlet Başkanı Şi Cinping zannedip töreni başlatan, Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron’u karşılamayı tamamen unutup konuk lideri ‘Sarı Yelekli’ ile karşı karşıya bırakan Arjantin, Suudi Veliaht Prensi’ni kucaklaması için bizzat Dışişleri Bakanı’nı gönderdi. Gitmeyip de kıymetli misafirlerini federal savcıya kaptıracak değiller ya! Öncesinde Arjantin mahkemesi, HRW’nin Yemen’de insanlığa karşı savaş &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Maskeli balonun maskesiz tek adamı Vladimir Viladimiroviç Putin’di. Cemal Kaşıkçı cinayeti nedeniyle adı Ebu Minşar’a (Testere Babası) çıkan Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman (MBS) ustalar kulübünde bir acemi olarak ‘Kim beni gözleriyle devirecek’ diye bakınırken Putin’den aldı beşliği.</strong></p>
<p>Maskeli balonun maskesiz tek adamı Vladimir Viladimiroviç Putin’di. Cemal Kaşıkçı cinayeti nedeniyle adı Ebu Minşar’a (Testere Babası) çıkan Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman (MBS) ustalar kulübünde bir acemi olarak ‘Kim beni gözleriyle devirecek’ diye bakınırken Putin’den aldı beşliği.</p>
<p>Rus lider “Hadi iyi yırttın” der gibiydi. Kendisi, geçen martta, daha Rusya ile bağlantısı kurulamamış eski istihbarat ajanı Sergey Skripal ve kızı Yuliya’nın Londra’da ‘noviçok’ ile zehirlenmesinden dolayı fena cezalandırılmıştı. Skripallar kurtuldu ama olan 26 ülkeden kovulan 160 Rus diplomata oldu.</p>
<p>CIA de cinayetin arkasında MBS’nin olduğuna kanaat getirdikten sonra MBS’nin Arjantin’deki G-20 zirvesine gitmeyi göze alamayacağına dair öngörüler, liderler kulübünün iyilikle bir ilgisinin olmadığı gerçeğiyle yüzleşti.</p>
<p>Uçaktan ilk inen Çinli bir görevliyi, Devlet Başkanı Şi Cinping zannedip töreni başlatan, Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron’u karşılamayı tamamen unutup konuk lideri ‘Sarı Yelekli’ ile karşı karşıya bırakan Arjantin, Suudi Veliaht Prensi’ni kucaklaması için bizzat Dışişleri Bakanı’nı gönderdi. Gitmeyip de kıymetli misafirlerini federal savcıya kaptıracak değiller ya! Öncesinde Arjantin mahkemesi, HRW’nin Yemen’de insanlığa karşı savaş suçları ve Kaşıkçı’yı öldürtme suçlamasıyla MSB’yi tutuklatma talebini incelemeye almıştı.</p>
<p>Zirvede, G-20 dönem başkanlığının 2019’da Japonya, 2020’de Suudi Arabistan’a verilmesine yönelik ‘2017 Hamburg Zirvesi’nde verilmiş karar da teyit edildi. Yani dünya önümüzdeki 3 yıl boyunca MBS’yi ‘G-20 Troyka’sında bolca görecek. Karar eski olsa da MBS’ye ödül gibi geldi ve dünyanın vicdan cephesinde sızı bıraktı. Fakat gereksiz bir hayıflanma sanki. Sonuçta hangisinin elinde kan yok ki! Aralarında öldürmeyen ve öldürtmeyen mi var?</p>
<p>Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın onlarca coğrafyasında olanları bir kenara bırakalım, halihazırda 85 bin çocuğun açlıktan ölmesine yol açan Yemen’deki intikamcı savaştan ABD Başkanı Donald Trump, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Britanya Başbakanı Theresa May Suudi Veliaht Prens’ten daha az mı sorumlu?</p>
<p>Arjantin’e hareketinden hemen önce Suudi Arabistan’a gelişmiş silah satışının durdurulmasını öngören tasarıyı 37’ye karşı 63 oyla kabul eden Senato’nun tutumu yüzünden keyfi kaçan Trump güya kameraların gördüğü zaviyelerde MBS’ye yüz vermedi. Elbette ‘Testere Babası’nın küresel koruyucu meleği, MBS ile buluşmamazlık edemedi. Yanına kızı Ivanka’yı da aldı. Beyaz Saray’a göre içeride “Hoş beş ettiler”.</p>
<p>May ve Macron demokrasi ligini temsil ettiklerine göre bu sirkte daha ‘cambaz’ olmaları beklenir. Öyle de yaptılar. İkisi de Kaşıkçı cinayetiyle ilgili soruşturmanın şeffaf olması gerektiğini öğütledi. Baş zanlı da ne desin, “Elbette, şüpheniz olmasın.”</p>
<p>Macron, güya Veliaht Prens’e ‘soruşturmaya uluslararası boyut katılsın’ diye nasihat ederken mikrofonlara yakalandı:</p>
<p>MBS: Endişelenme, endişelenme.</p>
<p>Macron: Endişeleniyorum, endişeliyim. Beni hiç dinlemiyorsun bile.</p>
<p>MBS: Hayır, tabii ki seni dinleyeceğim.</p>
<p>Macron: Sana ne söylediğimi biliyorsun.</p>
<p>MBS: Biliyorum. Tamam, bununla ilgileneceğim.</p>
<p>Macron: Ben sözümün eriyim.</p>
<p>Maksat, ‘hak-hukuk’ diyenler, liderlerini insanlığın değerlerini el üstünde tutarken görsün. Fondaki sufle başka: “Hele şu toz duman dağılsın da silah-petrol işlerine dönelim hayırlısıyla.”</p>
<p>Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, MBS’yi tecrit ettirmeye çalışırken yalnızlaşan kendisi oldu. Suud’un sesi Şark’ul Evsat’ın çizdiği tablo pek ibretlik. Gazetenin yazarlarından Selman Dusari, “Suudi Arabistan zirvenin en büyük kazananı olmuştur” derken Abdullah Utaybi şunları yazdı:</p>
<p>“Dünya liderleri, Veliaht Prens’e selam vermek ve görüşmek için birbirleriyle yarıştı. Hepsi de Veliaht Prens’in gönlünü kazanmak ve ortak ilişkileri pekiştirmek istiyordu. Dünya liderleri, Veliaht Prens’e kurtarıcı ve vizyon sahibi olarak bakıyordu.”</p>
<p>Suud medyasını bu havaya sokan basit bir gerçek var:</p>
<p>Muhammed bin Selman zirve sırasında ABD, Çin, Rusya, Britanya, Fransa, Hindistan, Arjantin, Güney Kore, Meksika liderleri ve Endonezya Cumhurbaşkanı Yardımcısı ile görüştü. Almanya liderleriyle ayaküstü konuştu. Hatta Şark’ul Evsat’ın iddiasına göre Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, MBS ile temas için fırsat kolladı.</p>
<p>Anadolu Ajansı ise, “Zirvenin aile fotoğrafında neredeyse tüm liderler tarafından soğuk karşılanan Muhammed bin Selman birkaç ülke dışında hiçbir resmi ikili görüşme yapmadı” diye haber geçti.</p>
<p>Ayrıca MBS’nin zirve öncesindeki durakları BAE, Bahreyn, Mısır ve Tunus’tu. Zirve sonrası ziyaretlerini Moritanya ve Cezayir’de sürdürdü. Her tokalaşma elindeki kanın izlerini alıp götürdü. Bu düzeydeki hiçbir elin iz tuttuğu yok zaten!</p>
<p>***</p>
<p>Niye tutmuyor?</p>
<p>Suudi Arabistan 748 milyar dolarlık gayrisafi hasıla ile G-20’ye 19’uncu sıradan giren bir ülke. Trump 450 milyar dolarlık silah anlaşmaları bir yana İran’ı kuşatma siyasetinin başarısı için petrol fiyatlarını aşağı çekecek arz artışı için MBS’ye güveniyor. Amerikan piyasalarındaki Suudi yatırımlarının ‘hatırı’ da çok büyük.</p>
<p>Putin ise iki kat düşüşle 50 doların altını gören petrol fiyatlarını azcık tırmandırmak için OPEC cephesinden Suudi Arabistan’a bel bağlıyor. Putin’in ‘makul ve adil’ dediği 60 dolar seviyesi bütçe denkliği ve yatırım projelerini sürdürmek için hayati önemde.</p>
<p>Akaryakıta ek vergi yüzünden Sarı Yelekliler isyanıyla sersemleşen Macron gibi liderlerin görmek istediği son şey petrol fiyatlarındaki istikrarsızlık.</p>
<p>Çin ve Hindistan’ın dış politikasında ‘insan hakları’ diye bir kalem yok zaten. Onların derdi de ‘ucuz petrol’ ve yeni yatırım alanları.</p>
<p>Hindistan petrol dışında ülkenin güneyinde büyük bir rafineriyi Aramco ile hayata geçirmek istiyor. MBS, Hindistan’ın teknoloji, tarım ve enerji sektörleriyle yakından ilgileniyor.</p>
<p>Küresel aktörler arasında Suudilerin Vizyon 2030 projeleriyle ilgilenmeyen de yok.</p>
<p>Birçoğunun gözü 2 trilyon dolarlık değeriyle Aramco’nun piyasaya açılma planında. Suudi Arabistan en büyük petrol satıcısı ve en büyük silah alıcısı. Para cambazlarının umursamazlık edemeyeceği bir pasta.</p>
<p>***</p>
<p>Fakat MBS’nin gördüğü yüz hiçbir şeyin garantisi de değildir. Devran döner parya olur. Tıpkı Muammer Kaddafi gibi. Libya lideri Kaddafi’nin ayaklarının altına halıların sarıldığı dönemlerde en çarpıcı görüntüyü 2011’de linç edilmeden bir yıl önce dönemin İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi vermişti. Sirte’de Arap Birliği zirvesi sırasında Berlusconi, Kaddafi’nin elini öpmüştü. ENİ’nin petrol ve doğalgazdan kaldırdığı milyar dolarlara ilaveten İtalya’nın en büyük bankası Unicredit’in yüzde 7.2’si Libya’nın elindeydi. Savunma alanında Finmeccanica’da da Libya ortaktı. İtalya’nın tükettiği petrolün dörtte biri ve gazın onda biri Libya’dan geliyordu. 1976’da tepetaklak olan FIAT’ı kurtaran da Kaddafi’ydi. Libya, PanAm uçağı Lockerbie üzerinde düşürülünceye kadar 10 yıl boyunca şirketin yüzde 15’ini elinde tuttu.</p>
<p>Yani dün Kaddafi’nin elini öptürten saik neyse bugün MSB’yi ‘muteber’ kılan da odur. Dünya ekonomisinin yüzde 85’ini elinde tutan G-20’den adalet, hakkaniyet, erdem, fazilet beklemek elbette naiflik olur.</p>
<p>Gazete Duvar / Fehim Taştekin</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/g-20-testere-odulu-goes-to-ebu-minsar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Veliaht Prens Eski Gücüne Kavuşamaz</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/veliaht-prens-eski-gucune-kavusamaz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/veliaht-prens-eski-gucune-kavusamaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Nov 2018 10:29:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed bin Salman]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=5029</guid>

					<description><![CDATA[Genelkurmay Eski İstihbarat Başkanı İsmail Hakkı Pekin: Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın, Suudi Arabistan’ın İstanbul konsolosluğunda, bizzat Suudi yetkililer tarafından katledilmesinin yankıları sürüyor. Olayın kriminal boyutu olduğu kadar siyase ve istihbari boyutları da günlerdir tartışılıyor. Olayın bölge, hatta Suudi Arabistan’ın ABD ile ekonomik ağırlıklı ilişkileri nedeniyle dünya dengelerini etkileyici boyutu olduğu artık herkes tarafından kabul ediliyor. Bizde son gelişmeler ışığında olayı Genelkurmay eski İstihbarat Başkanı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin ile konuştuk. ABD, Suudi Arabistan üzerinden bölgeyi yeniden dizayn etmek istiyordu. Ancak Cemal Kaşıkçı cinayeti bu konuda Washington için ciddi sıkıntılara neden oldu. ABD içi de dahil olmak üzere Batı kamuoyu cinayetteki veliaht prens bağlantısını sorguluyor ve arka arkaya yaptırım kartları ortaya çıkıyor. Son olarak Amerikan istihbarat teşkilatının cinayetteki Veliaht Prens parmağını kabul etmesine rağmen ABD Başkanı Trump, Suud hanedanına ve Prens Muhammed bin Selman’a sahip çıkmaya devam etti. Son gelişmeler ışığında bakarsak meseleyi nasıl okumamız gerekiyor? Bir cinayet var ve herkes bunun müsebbiblerinin cezalandırılmasını istiyor. Hatta işin Veliaht Prens’e dayandığını üç aşağı beş yukarı herkes öğrendi. Bu çerçevede de Suudi Arabistan’ın cezalandırılması isteniyor. Ancak ABD bu konuda hassas. Çünkü Muhammed bin Selman ve bazı adamlar var ve ABD bunlardan vazgeçmek istemiyor. Neden bu kadar önemliler? Çünkü ABD’nin planını gerçekleştirecekler. Bölgeyi yeniden &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Genelkurmay Eski İstihbarat Başkanı İsmail Hakkı Pekin:</strong></p>
<p>Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın, Suudi Arabistan’ın İstanbul konsolosluğunda, bizzat Suudi yetkililer tarafından katledilmesinin yankıları sürüyor. Olayın kriminal boyutu olduğu kadar siyase ve istihbari boyutları da günlerdir tartışılıyor. Olayın bölge, hatta Suudi Arabistan’ın ABD ile ekonomik ağırlıklı ilişkileri nedeniyle dünya dengelerini etkileyici boyutu olduğu artık herkes tarafından kabul ediliyor. Bizde son gelişmeler ışığında olayı Genelkurmay eski İstihbarat Başkanı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin ile konuştuk.</p>
<p><strong>ABD, Suudi Arabistan üzerinden bölgeyi yeniden dizayn etmek istiyordu. Ancak Cemal Kaşıkçı cinayeti bu konuda Washington için ciddi sıkıntılara neden oldu. ABD içi de dahil olmak üzere Batı kamuoyu cinayetteki veliaht prens bağlantısını sorguluyor ve arka arkaya yaptırım kartları ortaya çıkıyor. Son olarak Amerikan istihbarat teşkilatının cinayetteki Veliaht Prens parmağını kabul etmesine rağmen ABD Başkanı Trump, Suud hanedanına ve Prens Muhammed bin Selman’a sahip çıkmaya devam etti. Son gelişmeler ışığında bakarsak meseleyi nasıl okumamız gerekiyor? </strong></p>
<p>Bir cinayet var ve herkes bunun müsebbiblerinin cezalandırılmasını istiyor. Hatta işin Veliaht Prens’e dayandığını üç aşağı beş yukarı herkes öğrendi. Bu çerçevede de Suudi Arabistan’ın cezalandırılması isteniyor. Ancak ABD bu konuda hassas. Çünkü Muhammed bin Selman ve bazı adamlar var ve ABD bunlardan vazgeçmek istemiyor.</p>
<p><strong>Neden bu kadar önemliler?</strong></p>
<p>Çünkü ABD’nin planını gerçekleştirecekler. Bölgeyi yeniden dizayn etmek gibi. ABD, beceremediği Büyük Ortadoğu Projesi’ni Arap gücüyle gerçekleştirmek istiyor. BOP’un esası İsrail’in güvenliğini sağlamak, petrol bölgelerinin, enerji kaynaklarının kontrolünü sağlamak, İran’ı çevirmek ve bölgede Irak, Suriye’yi parçalamak suretiyle bir federasyon şeklinde başlamak suretiyle zayıf devletler getirmek istiyorlar. Türkiye’de de bu çerçevede PKK’yı destekliyorlar. Kürt devleti kurmak istiyorlar. Bunu yapmak için belli güçlere ihtiyacı var. Bu da Suudi Arabistan.</p>
<p><strong>Bir dönem Türkiye’ye ihtiyacı vardı bu konuda.</strong></p>
<p>Evet, daha önce böyleydi. Türkiye’yi kullanmaya çalıştılar. BOP Eşbaşkanlığı vs. gündeme gelmişti. Türkiye işin kendisine uzandığını net bir şekilde görünce vazgeçti. Türkiye’nin Müslüman Kardeşler’i desteklemesi de işi bozdu. Olmayınca Suudilerin liderliğinde bu işi yapmaya yöneldiler. Arap Ordusu gibi projelerle bu işi yürütmeye çalıştılar.</p>
<p><strong>Bu işin ekonomik boyutu da var sanırım.</strong></p>
<p>Suudi Arabistan çok zengin bir ülke. Dolayısıyla ABD’nin ihtiyacını karşılayacak ve 450 milyar dolarlık yatırım yapacaklar. 110 milyor dolarlık silah satın aldılar. Bu, bir milyon kişiye iş demek. Bu işin bir boyutu. Peki Suudiler bunu nasıl yapacaklar? Aramco ile&#8230; Aramco’nun bir kısmını borsaya açacaklar. Gelen para ile ABD’ye yatırım yapacaklar. Ayrıca ABD açısından İran boyutu da önemli. Suudiler ve diğer Körfez ülkeleri ile İran’ı çevrelemeye çalışacaklar. Yaptırımlarda İran’a “petrol satamazsın” dediler. Bu durumda petrol fiyatları artacaktır. Bu da ABD’nin zorlanması anlamına gelir. Petrol fiyatlarının artmaması için yine Suudileri kullanacaklar. Onlar üretimi artıracaklar. Ekonomik boyut dışında Suudi Arabistan Sünnilerin lideri ve bölgede İsrail’in neredeyse en önemli müttefiki. Bu nedenle de Suudi Arabistan ABD için vazgeçilmez.</p>
<p><strong>Ancak Suudilere destek konusunda Batı dünyası içinde bir bütünlük görünmüyor. Örneğin İngiltere, Almanya gibi ülkelerin ABD’nin Suudi Arabistan’a tam destek politikasına itirazları var gibi.</strong></p>
<p>Burada ABD, İsrail, Suudi Arabistan, BAE, Mısır dahil olmak üzere bir grup var. Beraber çalışıyorlar ve İngiltere’yi içlerine almıyor. Bölgeye sokmak istemiyorlar. İngiltere ise buradan, yani Aramco’dan pay almak istiyor. Çünkü Aramco’yla ilgili proje 1 trilyon dolar gibi büyük bir proje. İngiltere’nin Cemal Kaşıkçı ile irtibatlı olduğu görünüyor. MI6’in Kaşıkçı’yı korumasından bahsediyorlar. Muhtemelen Kaşıkçı’da İngilizlerle çalışıyordu. Kaşıkçı’ya baktığımızda sonradan İstihbarat başkanı olan Türki bin Faysal’ın danışmanlığını yaptığını da görüyoruz. Gazeteci kimliğinde önemli görüşmeler yapıyor. Örneğin Afganistan’da mücahitlerle görüşüyor. Kaşıkçı çok önemli konularda bilgi sahibi. Aramco’nun Genel Sekreteri ile de çok yakın. Özetle sözünü ettiğim dizayna İngiltere, Fransa, Almanya’yı almazlarsa onlar da bu işten para alamayacak, paranın büyük kısmını ABD götürecek demektir. İngiltere, Almanya meseleye bu çerçevede bakıyor. Fransa, ABD’nin yanında yer almak istiyor ama o bile bu işten nemalanamıyor. Bu nedenle asıl mesele para ve İsrail’in güvenliği sorunu. Bu arada Mısır ile Suudi Arabistan arasında bu konuda liderlik rekabeti var. Yani çatışma sadece batılılar arasında değil, bölgedeki müttefikler arasında da çatışmalar, sorunlar var. Bu sorunlar da kolay kolay ortadan kaldırılabilecek sorunlar değil.</p>
<p><strong>Merak edilen bir konu da şu: Kaşıkçı’yı neden başka yerde değil de Türkiye’de öldürdüler?</strong></p>
<p>Belki bir taşla bir kaç tane kuş vurmayı düşündüler. Belki Türkiye’de öldürüp veya kaybedip suçu Türkiye’nin üzerine atacaklardı. Dolayısıyla dünyada zor durumda bırakacaklardı. Ortadoğu’da da suçlu pozisyonuna sokup, hareket edemez hale getireceklerdi. Zaten Suudi Arabistan ile Türkiye’nin arası özellikle bin Selman dolayısıyla iyi değil. Adam Türkiye ile İran’ı şer ekseni olarak görüyor. Fırat’ın doğusuna yardım ediyor. Planlarında bölgede Sünni liderlik yapmak ve Türkiye’nin etkisini silmek var. Muhammed bin Selman’ın Türkiye’ye bir faydası olmayacak. Türkiye’de veliaht prens üzerinden hamle yapıyor.</p>
<p><strong>Olayın bölgeye yansıması nasıl olur? Örneğin Türkiye ile Rusya arasında ciddi bir işbirliği var. Ayrıca İran’ı da katarak Astana sürecini çalıştırıyorlar. 28-29 Kasım’da da toplantı olacak. Bu süreçleri nasıl etkiler?</strong></p>
<p>Astana sürecini olumsuz etkileyeceğini sanmıyorum. Zaten dediğiniz gibi toplantı var. ABD, İran’ı bölgeden çıkarmaya ve İran ile Lübnan Hizbullah’ının bağını koparmaya çalışıyor. Ambargo konusu bu nedenle önemli. Arap NATO’su kurma çabaları da bu politikanın bir yansıması. İran’da iç karışıklık çıkarmak öyle kolay bir olay değil. Dolayısıyla Türkiye’ye ihtiyaçları var. ABD’nin son dönemde Türkiye’ye yönelik Münbiç’te, PKK elebaşlarının başına ödül konması vs. gibi konularda jestlerde bulunuyor. Yani havuç gösteriyor. Amaç, Türkiye’yi Astana sürecinden koparmak, Rusya ile işbirliğini kesmesi. Ancak Türkiye bu konuda geri adım atmıyor, işbirliğine devam ediyor. Ancak şunu da görmezden gelemeyiz: Türkiye Batı’ya maalesef göbeğinden bağlı durumda. Özellikle 1980’den sonra özellikle ekonomik anlamda bir bağ kurulmuş. Kolay kopacak bir bağ değil.</p>
<p><strong>Ancak aktardığınız gibi Batı bir bütün değil bu konularda. Bundan faydalanamaz mıyız?</strong></p>
<p>Elbette bütün değil. Kendi içlerinde çelişkiler var. Aslında Astana’ya baktığımızda da bazı ayrılıklar var. Mesela Rusya “Kürtler olmadan bu iş olmaz” diyor. Rusya ve İran, ABD’nin bölgeden çıkmasını istiyor. Mesela Rusya bir federasyona razı gibi. Ancak Türkiye’nin politikası ABD’nin bölgeden çıkmasından çok, PYD’ye destek vermemesi yönünde görünüyor. Ama işin gerçeği de Suriye’de Kürtleri hesaba katmadan bir şey yapmak zor görünüyor. Anayasa’da muhtemelen onlar da olacak. Ama Türkiye’nin derdi, PYD’nin masada olmaması. Yani orada da sorunlar var. Geçenlerde Milli Savunma Bakanı ve MİT Başkanı Rusya’ya gitti bu konuları görüşmek için. Mesela İdlib meselesi var. Belki de Ruslar operasyon yapmayı düşünüyor. Son durumu, nasıl bir yöntem geliştirilebilir, zaman zaman ateşkesi bozanlara ne yapılabiliri konuştular büyük ihtimal. Türkiye’nin Astana sürecini, Rusya ve İran’la işbirliğini devam ettirmesi, hatta Suriye ve Irak’la da işbirliği yapması gerekiyor. Türkiye ancak böyle hamlelerle ABD’nin dengesini bozabilir. Yoksa bir taraftan Astana’da bir şeyler yaparken öbür yandan ABD’den jestler beklemek sürdürülebilir durum değil.</p>
<p><strong>Bir karar noktasına doğru mu gidiyoruz?</strong></p>
<p>Evet, o noktaya doğru gidiyoruz. Daha ne kadar iyi niyetle ABD ile işbirliği yapılabilir? Elbette Türkiye ortaya çıkan fırsatlardan faydalanmalı. Ancak ne kadar devam edebilir, bilmiyorum. Sonuçta Suriye’nin eski ulus-devlet yapısına dönemeyeceğini düşünüyorum. Federal yapıya doğru gidiyor. Irak gibi bir yapıya dönüşme ihtimali çok yüksek. Şunu da vurgulamak lazım ABD ile sadece bu bölgede de sorun yaşamıyoruz.  Doğu Akdeniz var, ekonomi var vs. Örneğin ekonomi ciddi bir zafiyet. 24 Ocak kararları sonrasında bu zafiyetler oluştu ve Batı da bunu iyi biliyor. Batı dünyasını da iyi analiz etmek gerekiyor. Örneğin kendi içlerinde sorun yaşamasına rağmen ABD, İngiltere, Hollanda birlikte hareket ediyor. İngiltere’nin etkisindeki ülkeleri saymıyorum bile. Temel menfaatlerde hep ABD’nin yanındalar.</p>
<p><strong>Ancak Asya-Pasifik’e kayan bir denge var. </strong></p>
<p>Evet öyle. Ama ayağınız Ortadoğu’ya basmadan olmaz. Burası enerjinin, hammadenin olduğu bir yer. Afganistan, Afrika’nın bir kısmı da dahildir Ortadoğu’ya. Öyle baktığınızda, çok kritik bir coğrafya olduğunu, elde tutmak gerektiğini göreceksiniz. Burayı kontrol ettiğinizde enerjiyi, nereye gideceğini, hatlarının emniyetini sağlıyorsunuz, petrolün varil fiyatlarını ayarlayabiliyorsunuz&#8230; Çok kritik bir coğrafya. Bütün bu işleri başarabilmek için sadece Suudi Arabistan ile olmaz. Türkiye’yi yanınıza almak zorundasınız. Türkiye’yi yanınıza almazsanız İsrail’in güvenliğini sağlayamaz, İran ve Rusya’yı çeviremezsiniz. Soğuk Savaş dönemi gibi politikalarla olmaz. O zaman siyah ve beyaz gibi ayrılmıştı. Ama şimdi ülkelerin hem birlikte menfaatleri hem de kendi içlerinde çatışmalar var. Olay çok daha çetrefilli. Yani satrançın çok daha iyi oynanması, hamlelerin iyi hesaplanması, 5-6 hamle sonrasını bilmek gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında evet Türkiye oyun kurucu değil, ama kurulan oyunları bozma konusunda güce ve kabiliyete sahip. Kaşıkçı olayında bunu çok iyi gördük. Oyunu nasıl bozduğunu, ABD’yi, Suudi Arabistan’ı ve müttefiklerini nasıl zor duruma düşürdüğünü gördük. Bunlar ileride ABD ve Batı tarafından Türkiye’ye önemli bir ülke olarak bakılmasına ve her zaman gücünün tırpanlanması çabalarına neden olabilir.</p>
<p><strong>Bu süreçte Türk istihbaratı nasıl bir sınav verdi?</strong></p>
<p>Emniyet işin içine girdi ama ondan çok MİT bu işin içindeydi. Bence iyi bir sınav verdi. Muhtemelen takip ediyorlardı. Ayrıca Cumhurbaşkanı bu işi iyi yönetti. Zaman zaman bilgiler sızdırıldı ve bu bilgilerle dünya kamuoyu yönlendirildi. Bu işin cinayet olduğu Suudilere kabul ettirildi. Mesela ABD’liler şunu gördü: Türkiye birçok şeyi biliyor. Onları korkutan da o. Türkiye’nin ne bildiğini de biliyorlar. Onları bu cinayeti kabul etmeye zorlayan da bu. Bu adımlar Türkiye’nin bölgede ve Avrupa’da elini güçlendirdi. Yani Türk istihbaratı siyaset mekanizmasıyla beraber bu işi çok iyi yönetti.</p>
<p><strong>Suudi Arabistan ne yapabilir? Mesela Suud Dışişleri Bakanı “Türkiye bilgi sızmasını engellesin” diye açıklama yaptı.</strong></p>
<p>Yani Türkiye sussun, konuşmasın, herhangi bir şey yapmasın demek istiyor. Zaten Suudi Arabistan ile Türkiye arasında söylediğim gibi PYD’ye destek verilmesi nedeniyle gerilim. Onların yapmak istedikleri Türkiye’nin susması ve bu işin kapatılması. Bundan sonrasını anlamak için şunu görmek gerekiyor. Türkiye, Muhammed bin Selman’ın veliahtlıktan alınmasını istiyor. Oysa ABD’nin oyunu çok büyük. Bölgeyi dizayn etmek için bu adamlara çok büyük yatırım yaptı. Mesela Trump’tan önceki başkan Obama ilk defa Türkiye’yi ziyaret etmişti. Clinton’da Türkiye’yi ziyaret etmişti. Trump ise Suudi Arabistan’ı ziyaret etti. Çünkü baktılar Türkiye ile olmuyor bu iş. Çünkü Türkiye bazı konularda farklı düşünüyor, kendi talepleri var. Bu yüzden yapmak istediklerini Suudilere yaptırmaya çalışıyor. Türkiye ise taleplerinin arkasında duruyor. Bu iş devam eder. Türkiye geri adım atmaz. Muhammed bin Selman’da yıprandı. Yarın öbür gün kral olduğunda ABD ne kadar desteklerse desteklesin, eskisi kadar güçlü olmayacak. Bundan sonra Türkiye çok daha büyük, zorlu çekişmelerle gündeme gelebilir. Örneğin İsrail’le aramız daha da bozulabilir. Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de sıkıştırmaya çalışabilir. Mısır’la işbirliği yapabilir. Kürtlerle iletişimini kuvvetlendirebilir. Türkiye karşı hamle olarak İran’la ilişkisini güçlendirebilir. Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin Ortadoğu’da İran ve Rusya ile birlikte ABD’ye, Arap Birliği’ne, İsrail’e karşı bir mücadelesi var. Bu mücadelede Türkiye mutlaka Irak ve Suriye’yi de yanına almalı.</p>
<p><strong class="gmail_sendername" dir="auto">Ceyhun Bozkurt</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/veliaht-prens-eski-gucune-kavusamaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Prens Kaç Gülen Eder?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bir-prens-kac-gulen-eder/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bir-prens-kac-gulen-eder/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Nov 2018 10:40:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed bin Salman]]></category>
		<category><![CDATA[prens salman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4902</guid>

					<description><![CDATA[Musa Özuğurlu Soruyor Gülen sadece Türkiye özelinde bir koz. Selman ise Trump’ın büyük yatırım yaptığı, ABD’nin stratejik ortağı SA’nın müstakbel kralı. İkisi arasında kıyaslama yapmak abesle iştigalden başka bir şey değil. Bir cinayetten yola çıkılarak Türkiye’nin SA’ya baskıda bulunabileceğini öne sürmek daha da büyük bir yanılgı. “Trump Bin Selman’a baskıyı azaltması mukabilinde Fethullah Gülen’i Türkiye’ye verecek” iddiası Türk basınında pek bir heyecan yarattı. Amerikan NBC kanalı, Amerikan yönetiminden dört isme dayandırdığı haberinde “Amerikan yönetiminin Türkiye’nin Muhammed Bin Selman’a (MbS) baskısından endişe duyduğu” imasında bulunmuş. Demek ki (haber doğruysa) ABD yönetiminin hepsi olmasa da bazı isimleri Türkiye’nin gerçekten Suudi Arabistan’a baskı yapabileceğine inanıyor. Bunun ötesinde ABD’nin bu baskıyı azaltmak için Fethullah Gülen’i Türkiye’ye verebileceğini ya da en azından sınır dışı edebileceğini düşünüyor. NBC’nin haberi üfürmedir ya da değildir bu bir açıdan kendi sorunları ama bizi asıl endişelendirmesi gereken Kaşıkçı cinayeti çerçevesinde kendimize fazla güç vehmetme tavrının sürmesi. Türkiye gerçekten Suudi Arabistan’a (SA) baskı yapabilecek durumda ve ABD bunu önlemek için Türkiye’nin Brunson’a yaptığının benzerini yapar mı? Böyle bir ihtimal neredeyse yok. Türkiye’nin SA’ya baskı uygulayabilmesi için yaptırım gücü var mı? Varsa şimdi tam zamanıdır. Ankara Kaşıkçı cinayetinden daha iyi sebep mi bulacak? Ama ses kaydının ilerleyen dakikalarının sızdırılmasından ibaret hamleler gösteriyor &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Musa Özuğurlu Soruyor</strong></p>
<p><strong>Gülen sadece Türkiye özelinde bir koz. Selman ise Trump’ın büyük yatırım yaptığı, ABD’nin stratejik ortağı SA’nın müstakbel kralı. İkisi arasında kıyaslama yapmak abesle iştigalden başka bir şey değil. Bir cinayetten yola çıkılarak Türkiye’nin SA’ya baskıda bulunabileceğini öne sürmek daha da büyük bir yanılgı.</strong></p>
<p>“Trump Bin Selman’a baskıyı azaltması mukabilinde Fethullah Gülen’i Türkiye’ye verecek” iddiası Türk basınında pek bir heyecan yarattı.</p>
<p>Amerikan NBC kanalı, Amerikan yönetiminden dört isme dayandırdığı haberinde “Amerikan yönetiminin Türkiye’nin Muhammed Bin Selman’a (MbS) baskısından endişe duyduğu” imasında bulunmuş. Demek ki (haber doğruysa) ABD yönetiminin hepsi olmasa da bazı isimleri Türkiye’nin gerçekten Suudi Arabistan’a baskı yapabileceğine inanıyor. Bunun ötesinde ABD’nin bu baskıyı azaltmak için Fethullah Gülen’i Türkiye’ye verebileceğini ya da en azından sınır dışı edebileceğini düşünüyor.</p>
<p>NBC’nin haberi üfürmedir ya da değildir bu bir açıdan kendi sorunları ama bizi asıl endişelendirmesi gereken Kaşıkçı cinayeti çerçevesinde kendimize fazla güç vehmetme tavrının sürmesi.</p>
<p>Türkiye gerçekten Suudi Arabistan’a (SA) baskı yapabilecek durumda ve ABD bunu önlemek için Türkiye’nin Brunson’a yaptığının benzerini yapar mı?</p>
<p>Böyle bir ihtimal neredeyse yok.</p>
<p>Türkiye’nin SA’ya baskı uygulayabilmesi için yaptırım gücü var mı? Varsa şimdi tam zamanıdır. Ankara Kaşıkçı cinayetinden daha iyi sebep mi bulacak? Ama ses kaydının ilerleyen dakikalarının sızdırılmasından ibaret hamleler gösteriyor ki Türkiye’nin yapabileceği fazla bir şey yok. SA Türkiye’ye sermaye, Türkiye SA’ya her yıl binlerce hacı gönderdikçe nasıl olsun ki?</p>
<p>O halde Erdoğan’ın MbS’yi hedefe koymasına ne demeli? Bu hikaye Kaşıkçı cinayeti ile başlamış değil, hikaye SA’nın Katar hamlesi ile başladı ve Türkiye’nin MbS yönetimine girecek olan SA ile gelecekteki ilişkilerini ilgilendiriyor.</p>
<p>Erdoğan, baba “hadimül harameyn” Selman’a “başımızın üstünde yeriniz var” demeyi sürdürdükçe kendisine karşı ilk adımı atmış olan MbS’nin iktidar koltuğuna oturmasını önleyebilir mi?</p>
<p>Selman iktidar koltuğuna oturacak mı? Hariçten okunan gazellerin etkisi yok, bu sorunun cevabı SA hakim sülalesi içinde Sudeyriler ile Şımmeriler arasındaki iktidar kavgasında ve bu kavgada Batı’nın kimleri tercih edeceğinde yatıyor. O tercih de yapılmış zaten. Türkiye’nin şu anda yaptığı aile içi kavgada taraf olmak ve kendisine taraftar toplamaya çalışmaktan ibaret. Bu kavgada belirleyici taraf olacak Batı ülkeleri için kriterler içinde ise Kaşıkçı vahşeti ya da Türkiye’nin kaygılarının ilk sıralarda yer tutmadığı Batı başkentlerinde yapılan açıklamalardan belli.</p>
<p>Bütün bunlar bir yana Türkiye, iktidara yakın gazete ve köşe yazarları tarafından “tefsir edilen” açıklamaların dışında somut bir adım attı mı? Örneğin tek bir SA diplomatı “istenmeyen kişi” ilan edildi mi?</p>
<p>Resmi açıklamalarda yapılan varsa yoksa cinayeti kimlerin işlediğinin ortaya çıkarılması için ısrar edilmesi. İyi ama ne olacak? Bu zaten biliniyor! Israrın sebebi içeride yaşanan sorunlar olmasın sakın? İktidar açısından durum şu: Sadece İstanbul’da işlendiği için Türkiye’ye uluslararası alanda söz hakkı veren bu cinayet memlekette var olan dağ gibi sorunları perdelemek için çok işe yaradı ve bir süre daha işe yarayacak gibi görünüyor. Cinayet başka bir ülkede işlenseydi bu da olmayacaktı.</p>
<p>“Kaşıkçı cinayetinde çok başarılı bir diplomasi yürüttüğü” iddia edilen Türkiye boşa zaman harcıyor. Bundan sonra SA iç siyasetinde yaşanacaklar Türkiye’nin yönlendirdiği değil, gidişatta bir şekilde yer alacağı gelişmeler olacak ve -tekrar vurgulamak lazım- bu olası gelişmelerin Kaşıkçı cinayeti ile uzaktan yakından ilgisi yok.</p>
<p>NBC’nin haberinde yer alan ve asıl heyecan yaşanmasına sebep olan ikinci isim Fethullah Gülen. Yerel seçimlerden hemen önce Türkiye’ye inen bir uçaktan Gülen’in çıkması nelere yol açardı? Sahi Gülen dosyası ne oldu? Türk yetkililer ile ABD’li mevkidaşları ya da yetkilileri arasında gerçekleşen son buluşmalarda Gülen’den bahseden olduğunu duydunuz mu?</p>
<p>Bu bir yana ABD yönetimi SA’ya aslında “var olmayan” baskısını azaltması karşılığında Gülen gibi “değerli bir enstrümanı” Türkiye’ye neden iade etsin? ABD’yi Gülen’in iadesine zorlayacak bir durum/gelişme, Türkiye’nin elinde bir koz var mı?</p>
<p>Gülen ABD için önemli. Birincisi Gülen’in halen her an Erdoğan’ın sinirlerini zıplatacak bir işlevi var. İkincisi Türkiye ABD’yi Gülen konusunda daha “teknik düzeyde” ikna edebilmiş değil, belli ki verilen dosyalarda ABD’nin Türkiye’yi oyalayabilmesine olanak sağlayacak bir hayli “boşluk” var. Ama en önemlisi şu:</p>
<p>ABD ya da herhangi bir birimi 15 Temmuz sürecinin içindeydi ya da değildi bunun artık önemi yok. Gülen ABD’nin gözünde “eski ortağına karşı -adı darbe girişimi ya da başka bir şey olsun- hareket etmiş, şimdi ise muhalif bir isim ve üstelik hiç de küçümsenmeyecek bir potansiyel barındırıyor.” Aynı ABD gelecekte Erdoğan’a karşı her zaman kullanabileceği böyle bir kozu harcamak ister mi?</p>
<p>Tabii böyle olması Gülen’e uluslararası bir koz olma değerini kazandırmıyor. Gülen gelecekte iade ya da sınır dışı edilebilir ama bu NBC ya da Türk basınının vehmettiği gibi MbS’ye baskının azaltılması karşılığında gerçekleşecek bir durum değil.</p>
<p>O sadece Türkiye özelinde bir koz. Selman ise Trump’ın büyük yatırım yaptığı, ABD’nin stratejik ortağı SA’nın müstakbel kralı. İkisi arasında kıyaslama yapmak abesle iştigalden başka bir şey değil. Bir cinayetten yola çıkılarak Türkiye’nin SA’ya baskıda bulunabileceğini öne sürmek daha da büyük bir yanılgı.</p>
<p>Kaşıkçı açıklamaları, haberlerinden yola çıkılarak yazılan “dış politikada başarı masallarını” bırakıp daha dün Libya’da düştüğümüz duruma ve nedenlerine, Doğu Akdeniz’de yaşanan çok ciddi gelişmelere bakmak daha gerçekçi olmaz mı?</p>
<p>Kaynak: www.gazeteduvar.com.tr</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bir-prens-kac-gulen-eder/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Trump Veliaht Prensi Kurtarabilecek mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/trump-veliaht-prensi-kurtarabilecek-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/trump-veliaht-prensi-kurtarabilecek-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Nov 2018 19:08:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Kaşıkçı]]></category>
		<category><![CDATA[MBS]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed bin Salman]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<category><![CDATA[Veliaht Prens]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4861</guid>

					<description><![CDATA[Kaşıkçı soruşturmasının Türkiye’nin arzuladığı siyasi sonucu verip vermeyeceğinin ilk işaretleri muhtemelen bu hafta gelecek. Türkiye Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Suud karar mekanizmalarından uzaklaştırılmasını istiyor ama bu o kadar kolay değil. Trump ‘MBS’ten vazgeçer mi? Amerika Başkanı Trump’ın  Kaşıkçı vak’asının başından beri yaptığı açıklamaların kronolojisine ve içeriğine şöyle bir bakan herkes Trump’un Muhammed bin Selman’ı (MBS) bu işten kurtarmak için uğraştığını görür. Ama ortalığa saçılan inkârı mümkün olmayan delillerden sonra mızrak çuvala sığmaz oldu. ‘Damla damla’ sızdırılan deliller hem Suud sarayındaki Prens hem de Beyaz Saray’daki Başkan için bir tür Çin işkencesine dönüştü. Peki cinayetin üzerinden geçen 40 günün sonunda vardığımız yer neresi?  Amerikan Merkezi İstihbarat Servisi ‘nin (CIA)  ‘pek çok kaynaktan’  derleyerek  hazırladığı ‘nihai rapor’un içeriğinden bazı bilgiler geçen hafta Amerikan basınına sızdı, aynı günlerde de Başkan Trump’ın önüne konuldu. Buna göre rapor Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesi emrini Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın verdiğini ortaya koyuyor. CIA’in nihâi tespiti bu yönde.  Öyle anlaşılıyorki bu kanaat  ‘sağlam veriler’ üzerinden şekillendi. Cinayeti işlemek üzere Riyad’dan İstanbul’a özel uçaklarla gelen adamların içinde doğrudan Muhammed bin Selman’a bağlı çalışan, yurtdışı seyahatlerinde mâiyetinde bulunan Mahir Abdülaziz Mutrib gibi isimler var. Mahir Abdulaziz Mutrib’in cinayetin işlenmesinden sonra Muhammed bin Selman’ın yardımcılarından birini arayıp ‘Patronuna söyle, görev tamamlandı’ demesi bu ‘suç’ &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kaşıkçı soruşturmasının Türkiye’nin arzuladığı siyasi sonucu verip vermeyeceğinin ilk işaretleri muhtemelen bu hafta gelecek. Türkiye Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Suud karar mekanizmalarından uzaklaştırılmasını istiyor ama bu o kadar kolay değil.</strong></p>
<p><strong>Trump ‘MBS’ten vazgeçer mi?</strong></p>
<p>Amerika Başkanı Trump’ın  Kaşıkçı vak’asının başından beri yaptığı açıklamaların kronolojisine ve içeriğine şöyle bir bakan herkes Trump’un Muhammed bin Selman’ı (MBS) bu işten kurtarmak için uğraştığını görür. Ama ortalığa saçılan inkârı mümkün olmayan delillerden sonra mızrak çuvala sığmaz oldu. ‘Damla damla’ sızdırılan deliller hem Suud sarayındaki Prens hem de Beyaz Saray’daki Başkan için bir tür Çin işkencesine dönüştü.</p>
<p><strong>Peki cinayetin üzerinden geçen 40 günün sonunda vardığımız yer neresi? </strong></p>
<p>Amerikan Merkezi İstihbarat Servisi ‘nin (CIA)  ‘<strong>pek çok kaynaktan’</strong>  derleyerek  hazırladığı ‘nihai rapor’un içeriğinden bazı bilgiler geçen hafta Amerikan basınına sızdı, aynı günlerde de Başkan Trump’ın önüne konuldu. Buna göre rapor Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesi emrini Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın verdiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>CIA’in nihâi tespiti bu yönde.  Öyle anlaşılıyorki bu kanaat  ‘<strong>sağlam veriler’</strong> üzerinden şekillendi.</p>
<p>Cinayeti işlemek üzere Riyad’dan İstanbul’a özel uçaklarla gelen adamların içinde doğrudan Muhammed bin Selman’a bağlı çalışan, yurtdışı seyahatlerinde mâiyetinde bulunan <strong>Mahir Abdülaziz Mutrib</strong> gibi isimler var. Mahir Abdulaziz Mutrib’in cinayetin işlenmesinden sonra Muhammed bin Selman’ın yardımcılarından birini arayıp ‘<strong>Patronuna söyle, görev tamamlandı’</strong> demesi bu ‘suç’ ile ‘prens’ arasındaki en önemli bağlantı.</p>
<p>Kaşıkçı cinayetinde  ‘<strong>Veliaht Prens bağlantısı’</strong>nı ortaya koyan başka deliller de var.   Örneğin Prens Selman’ın Suudi Arabistan’ın Washington’daki Büyükelçisi olan kardeşi <strong>Halid bin Selman</strong>’ın gazeteci Cemal Kaşıkçı ile yaptığı telefon görüşmesi bu delillerden bir diğeri.  <strong>The Washington Post</strong> gazetesi’nin edindiği bilgiye göre Prens Halid bu görüşmede Kaşıkçı’ya istediği belgeleri alabilmesi için İstanbul Konsolosluğu’na gitmesi gerektiğini söylüyor.</p>
<p>Bu konuşma Amerikan istihbarat birimleri tarafından kayıt altına alınmış durumda.</p>
<p>Donald Trump’ın Salı günü CIA’den bütün delilleri ihtiva eden kapsamlı raporu da aldıktan sonra  dünya kamuoyuna bir açıklama yapması bekleniyor. CIA’in kucağına bıraktığı rapordan sonra Trump’ın üzerindeki baskıların daha da artacağına şüphe yok. Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğu geçen ay yapılan seçimde kaybetti, bu sebeple önünümüzdeki haftalarda Kaşıkçı cinayeti konusunda pekçok araştırma-soruşturma önergesiyle karşı karşıya kalabilir.</p>
<p>Donald Trump’ın Amerika’daki gibi gerçek bir başkanlık sisteminde bunlardan kaçma şansı yok. Kaldıki Lindsey Graham gibi etkili Cumhuriyetci senatörler da Muhammed bin Selman’la iş tutmanın artık mümkün olmadığı görüşünde.</p>
<p><strong>Trump gibi bir ‘tüccar Başkan’ MBS’den kolay vazgeçmez</strong></p>
<p>Yine de mızrağın çuvala sığmıyor olması Trump yönetiminin Muhammed bin Selman’ın ipini öyle kolayca çekeceği anlamına gelmiyor.  Hem de hiç gelmiyor.  Nihayet Donald Trump nevi şahsına münhasır bir ‘<strong>tüccar başkan’</strong>. Dünya meselelerine öncelikle ‘para’ üzerinden bakıyor.  Nitekim önüne gelen ilk rapora ilişkin sorulara, ‘<strong>Suudi Arabistan’a karşı alınabilecek tedbirler sözkonusu olduğunda Amerika Başkanı olarak pekçok şeyi dikkate almak zorundayım’ </strong>diye cevap verdi<strong>. </strong>Demek istediği şu: Bu işte sorumlu kim olursa olsun meseleye sadece bir gazetecinin katledilmesi açısından bakamayız, Amerika’nın bölgede büyük çıkarları var’</p>
<p>Bu çıkarların başında Suudi Arabistan’dan her sene Amerikan silah sektörüne akan on milyarlarca dolar petro-dolar geliyor. Stockholm Uluslararaıs Barış Araştırmaları Enstitüsü (Sipri) rakamlarına göre, Amerika Birleşik Devletleri dünyanın en büyük silah satıcısı ülke. Silah satışlarının yarısını  tek bir ülkeye yapılıyor: Suudi Arabistan.</p>
<p>Trump  Kaşıkçı cinayetinin üzerinden daha birkaç gün geçmişken ne demişti hatırlayın: <strong>‘</strong><strong>Suudi Arabistan çok iyi bir müttefik.  Onlarla 110 milyar dolarlık silah anlaşması yaptık, bir düşünün tam 110 milyar dolar.  Bu silahları benden almazsa Rusya’dan alır, Çin’den alır.  Bu parayı öteki ülkelere vermek aptallık. Bu para 450 bin kişi (Amerikalı) için iş imkanı demek’</strong></p>
<p>Önümüzdeki 10 yıl içinde Amerika’ya silah satışlarından akacak Suud parasının miktarı 350 milyar doları bulacak.</p>
<p>Suud Arabistan’ın Ortadoğu’da ‘<strong>İsrail’in en etkili Arap müttefiki’</strong> olması, İsrail’in en büyük düşmanı olarak gördüğü İran’a karşı İsrail ve Amerika ile ‘aynı cephede’ yer alması gibi faktörler de var. Bu sebeplerle Trump önündeki bütün delillere rağmen ‘<strong>Suud sarayındaki adamı’</strong> Muhammed bin Selman’ı ne pahasına olursa olsun koruma kararında ısrar edebilir.  Hatta böyle davranacağı neredeyse kesin gibi.  Bu cinayetin arkasında Muhammed bin Selman’ın bulunduğuna dair CIA tespitinin sızmasından sonra bile Suudi Arabistan’ın ‘<strong>spectacular</strong>’ yani  ‘<strong>muhteşem’</strong> <strong>bir müttefik</strong> olduğunu vurgulaması bunun bir göstergesiydi.</p>
<p><strong>Türkiye neden kurtulmak istiyor?</strong></p>
<p>Suud Arabistan’da kimin ‘kral’ kimin ‘veliaht prens’ olacağını belirlemek Türkiye’nin gücünü aşıyor.  Suud sarayının ‘king maker’ları Amerika’da. (Donald Trump’ın, ‘Hey kral, ben seni korumazsam koltuğunda iki hafta bile kalamazsın’  sözleri akıllarda)</p>
<p>Ancak emri Riyad’tan verilen, katilleri oradan gönderilen İstanbul’daki bu vahşi cinayetin Ankara’nın eline kraliyet sarayındaki dengeleri etkileyecek bir koz verdiği de bir gerçek.  Türkiye,  neredeyse altı haftadır elindeki delilleri uluslararası basına sızdırarak  Muhammed bin Selman’ı adeta kızgın tavada tutuyor, yeni delilleri ortaya koymak suretiyle tavanın altını zaman zaman açıp cinayetin manşetlerden düşmesine izin vermiyor.</p>
<p>Ankara’nın bu davranışının Suud sarayındakileri nasıl çileden çıkarttığını tahmin etmek zor değil.</p>
<p>Muhammed bin Selman’ın Türkiye’ye dair hiç de iyi olmayan duygular beslediği zaten biliniyor. Bu yılın başında Mısırlı gazetecilerle konuşurken ‘<strong>Türkiye, İran ve aşırı gruplar bölgede şeytan üçgeni’dir</strong>’ demişti. Gerçi, Suudi Arabistan’ın Ankara Büyükelçiliği Prens Muhammed bin Selman’ın ‘Şeytan Üçgeni’nden bahsederken Türkiye’yi bunun için katmadığını iddia ederek bu sözleri yalanlamıştı ama Prensin Türkiye’ye dair hissiyatını yansıtan başka sözleri de var. Örneğin Türkiye’yi ‘<strong>Hilâfeti yeniden diriltmeye çalışmakla’</strong> suçladığı biliniyor. Türkiye’nin Katar’da askeri güç bulundurmasından son derece rahatsız. Hatta Katar’a karşı uygulamaya başladığı ambargonun sebeplerinden biri buydu. Aynı şekilde ambargoyu  kaldırmak için sıraladığı şartlardan biri Türk üssünün kapatılması.</p>
<p>Muhammed bin Selman genç bir Veliaht Prens, henüz 33 yaşında. Yerine geçmeye hazırlandığı babası Kral Selman bin Abdülaziz’in bir ayağı çukurda. Velhasıl Prens yarın öbür gün kral olursa bu <strong>‘kontrolsüz güç’</strong> ün önünde uzun iktidar yılları görülüyor.Türkiye hem bölgenin hem de kendisinin başına uzun yıllar büyük sorunlar yaratacağı şimdiden belli olan bir kral istemiyor. Türkiye’nin İstanbul’da adeta ‘<strong>suç üstü’</strong>yaptığı bu ‘kontrolsüz güç’ten bu cinayet soruşturması üzerinden kurtulmak istemesi normal.</p>
<p><strong>Türkiye işi daha da büyütür mü?</strong></p>
<p>Peki Trump cinayetin arkasında Muhammed bin Selman’ın olduğunu bile bile yine de onun arkasında durursa Türkiye ne yapar?</p>
<p>Bu soruya şu aşamada kimsenin cevap verebilmesi mümkün değil. Bu sorunun cevabı biraz da Türkiye’nin elindeki bütün kozları – siz bunu delilleri diye okuyun- kullanıp kullanmadığına bağlı. Türkiye’nin elinde cinayetle Muhammed bin Selman arasında bağ kurabilecek başka deliller olup olmadığını bilmiyoruz.</p>
<p>Ayrıca Ankara’nın elinde cinayetin işlendiği anlara ilişkin o ‘<strong>11 dakikalık ses kaydı’</strong>  hâlâ pimi çekilmiş bir bomba gibi duruyor.  <strong>Trump yönetiminin Veliaht Prensi korumakta ısrar etmesi Trump’ın ifadesiyle o ‘korkunç’ ve  ‘feci’ kaydın dünya kamuoyuyla paylaşılması riskini de göze alması demek. </strong></p>
<p>Nihayet Tayyip Erdoğan bu konularda onlara garantiler verecek bir lider değil.</p>
<p>İşin bir yönüne daha dikkat çekmeliyiz.</p>
<p>Suud hanedanının 1932’de devletin kuruluşundan bu yana uluslararası arenada bu kadar yoğun ve devamlılık arzeden şekilde hırpalandığı bir vak’a daha olduğunu tahmin etmiyoruz.  Bu sebeple Suud sarayında Türkiye’den ve Tayyip Erdoğan’dan hiç de hâlisâne duygularla bahsedilmediğini düşünebiliriz. <strong>Eğer Veliaht Prens , uzak olmayan bir gelecekte kral olmak üzere yerinde kalır ve Kaşıkçı cinayeti bir süre sonra unutulur giderse Muhammed bin Selman kızgın tavada yaşadığı acıların intikamını almak isteyecektir. Karakterinin buna uygun olduğunu  gördük.</strong></p>
<p>Bu durumun Türkiye- Suudi Arabistan ilişkilerinde mutlaka tahripkâr sonuçları olacaktır.</p>
<p>Ankara’nın girdiği bu güç oyununu kazanması biraz da bu sebeple şart.</p>
<p><strong>KUTU</strong></p>
<p><strong>Kontrolsüz güç:  Muhammed bin Selman</strong></p>
<p><img decoding="async" src="http://panel.serbestiyet.com/Content/Resimler/images/8(1).Jpeg" alt="" /></p>
<p>Geçen yıl haziran ayında mevcut ‘baba Kral’ <strong>Selman bin Abdülaziz</strong> o sırada Veliaht Prens olan yeğeni <strong>Muhammed bin Naif</strong>’i devredışı bırakıp kendi oğlu Muhammed’i bu pozisyona getirdi. Muhammed bin Selman 83 yaşındaki babası Kral olduktan sonra zaten ülkede ipleri ele almıştı, ama ‘Veliaht Prens’ atandıktan sonra iyice gemi azıya aldı. Bölgede tam anlamıyla bir   ‘kontrolsüz güç’  gibi davranmaya başladı. İran ile  Yemen’de girdiği vekâlet savaşında İslâm dünyasının bu en fakir ülkesinde   milyonlarca insanı açlık sınırına getirdi. Lübnan Başbakanı Saad Hariri’yi Suudi Arabistan’da günlerce rehin tuttu.  Suud hanedanındaki pekçok prensi Riyad’da otel hapsine aldırıp yolsuzluk yaptıkları gerekçesiyle onlardan milyarlarca dolar ‘haraç’ aldı. Amerika’nın bölgedeki en büyük askeri üslerinden birinin bulunduğu Katar’a ambargo uygulamaya başladı.</p>
<p>Amerikalı senatör Lindsey Graham onu durup dururken binaların yıkımında kullanılan  o demirden topa benzetmemişti.  (Lindsey Graham Prens için ‘wrecking ball’ demişti)</p>
<p>Kaynak: http://www.serbestiyet.com</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/trump-veliaht-prensi-kurtarabilecek-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MBS Kaşıkçı Cinayetinden Nasıl Sıyıracak?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/mbs-kasikci-cinayetinden-nasil-siyiracak/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/mbs-kasikci-cinayetinden-nasil-siyiracak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Nov 2018 08:02:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed bin Salman]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4716</guid>

					<description><![CDATA[Trump’ın Derdi Damadı Trump: Kaşıkçı cinayetine ilişkin kapsamlı bir iki gün içinde hazır olacak ABD Başkanı Donald Trump: Suudi gazeteci Kaşıkçı&#8217;yı kimin öldürdüğüne ilişkin rapor salı günü elimde olacak. ABD Başkanı Donald Trump, Cemal Kaşıkçı cinayetine ilişkin kapsamlı bir raporun pazartesi ya da salı günü hazır olacağını duyurdu. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert © AP PHOTO/ ALEX BRANDON ABD: Kaşıkçı cinayetine ilişkin henüz cevaplanmayan çok sayıda soru var Kaliforniya eyaletinde orman yangınları ile mücadele çalışmalarını takip eden Trump, Malibu kentinde gazetecilerin sorularını yanıtladı. Merkezi Haberalma Teşkilatının (CIA) Kaşıkçı cinayeti emrinin Suudi Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman tarafından verildiği sonucuna vardığı iddialarını değerlendiren Trump, &#8220;Henüz herhangi bir değerlendirme yapmadılar. Bunun için çok erken. Bu tamamlanmamış bir rapor&#8221; dedi. Trump, &#8220;Önümüzdeki iki gün içinde belki pazartesi veya salı günü tam bir rapor almış olacağız ve tam tamamlanmış olacak&#8221; diye konuştu. &#8216;BİR GAZETECİNİN ÖLDÜRÜLMESİ KORKUNÇ BİR ŞEY&#8217; Gün içinde CIA Direktörü Gina Haspel ile görüştüğünü aktaran Trump, &#8220;Bir gazetecinin öldürülmesi korkunç bir şey&#8221; ifadesini kullandı. Federica Mogherini © AFP 2018/ THİERRY CHARLİER AB: Kaşıkçı cinayetine ilişkin soruşturmanın sonucunu yakından takip edeceğiz Trump daha sonra ise daha kesin bir dille Kaşıkçı cinayetine ilişkin raporun salı günü hazır olacağını belirtti. &#8216;RAPOR, KİMİN YAPTIĞINA DA &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Trump’ın Derdi Damadı</strong></p>
<p>Trump: Kaşıkçı cinayetine ilişkin kapsamlı bir iki gün içinde hazır olacak<br />
ABD Başkanı Donald Trump: Suudi gazeteci Kaşıkçı&#8217;yı kimin öldürdüğüne ilişkin rapor salı günü elimde olacak.</p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump, Cemal Kaşıkçı cinayetine ilişkin kapsamlı bir raporun pazartesi ya da salı günü hazır olacağını duyurdu.</p>
<p>ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert<br />
© AP PHOTO/ ALEX BRANDON</p>
<p>ABD: Kaşıkçı cinayetine ilişkin henüz cevaplanmayan çok sayıda soru var</p>
<p>Kaliforniya eyaletinde orman yangınları ile mücadele çalışmalarını takip eden Trump, Malibu kentinde gazetecilerin sorularını yanıtladı.<br />
Merkezi Haberalma Teşkilatının (CIA) Kaşıkçı cinayeti emrinin Suudi Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman tarafından verildiği sonucuna vardığı iddialarını değerlendiren Trump, &#8220;Henüz herhangi bir değerlendirme yapmadılar. Bunun için çok erken. Bu tamamlanmamış bir rapor&#8221; dedi.</p>
<p>Trump, &#8220;Önümüzdeki iki gün içinde belki pazartesi veya salı günü tam bir rapor almış olacağız ve tam tamamlanmış olacak&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>&#8216;BİR GAZETECİNİN ÖLDÜRÜLMESİ KORKUNÇ BİR ŞEY&#8217;</strong></p>
<p>Gün içinde CIA Direktörü Gina Haspel ile görüştüğünü aktaran Trump, &#8220;Bir gazetecinin öldürülmesi korkunç bir şey&#8221; ifadesini kullandı.</p>
<p>Federica Mogherini<br />
© AFP 2018/ THİERRY CHARLİER</p>
<p>AB: Kaşıkçı cinayetine ilişkin soruşturmanın sonucunu yakından takip edeceğiz</p>
<p>Trump daha sonra ise daha kesin bir dille Kaşıkçı cinayetine ilişkin raporun salı günü hazır olacağını belirtti.</p>
<p><strong>&#8216;RAPOR, KİMİN YAPTIĞINA DA YANIT VERECEK&#8217;</strong></p>
<p>ABD Başkanı, raporun &#8220;olayın tüm etkisini ve kimin sebep olduğunu veya kimin yaptığına da yanıt vereceğini&#8221; kaydetti.</p>
<p>Kaliforniya&#8217;ya gitmeden önce Beyaz Saray&#8217;ın bahçesinde gazetecilere konuşan Trump, CIA Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı&#8217;nın cinayetinin Suudi Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman tarafından emredildiği sonucuna vardığına ilişkin haberlere ilişkin henüz CIA&#8217;dan bu konuda brifing almadığını ifade etmişti.</p>
<p>Trump, &#8220;Şu an itibariyle onun (Bin Selman&#8217;ın) bunda bir rolü olmadığı bize söylendi. Neler söyleyeceklerini bekleyeceğiz&#8221; diye konuşmuştu.</p>
<p>Daha sonra ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, Trump&#8217;ın Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile CIA Direktörü Haspel ile telefonda görüştüğünü açıklamıştı.</p>
<p>Sözcü, ABD&#8217;nin Cemal Kaşıkçı cinayetine ilişkin nihai bir sonuca vardığı iddialarının doğru olmadığını bildirmişti.</p>
<p>Kaynak: https://tr.sputniknews.com</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/mbs-kasikci-cinayetinden-nasil-siyiracak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Yılın Pinokyo Ödüllerini Açıklıyoruz:</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bu-yilin-pinokyo-odullerini-acikliyoruz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bu-yilin-pinokyo-odullerini-acikliyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Oct 2018 13:42:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Halil Berktay]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed bin Salman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=3334</guid>

					<description><![CDATA[HALİL BERKTAY BU YILIN PİNOKYO ÖDÜLLERİNİ AÇIKLIYORUZ: SUUDİ YÖNETİMİ VE PRENS MUHAMMED BİN SALMAN 2009-2011 arasında Amerika’da üç sezon gösterilen “Lie to Me” dizisi vardı; Türkiye’de de epey izlemiştik, “Bana Yalan Söyle” başlığıyla. Tim Roth’un oynadığı Dr Carl Lightman, sanıkların vücut dili ve mimiklerinden, küçük ifade değişikliklerinden, doğru söyleyip söylemediklerini, ya da sakladıkları bir şey olup olmadığını anlıyordu. [27 Ekim 2018] Hâlâ yazabiliyorum, çünkü günler, haftalar geçiyor, ama konu yatışmıyor bir türlü. Kaşıkçı cinayeti ve sonrasında birilerinin burnu habire uzamaya devam ediyor. Ayrıntılarını herkes biliyor artık. (1) Geçmişte Suudi hanedanına oldukça yakınken zamanla muhalif ve eleştirel bir konuma yerleşen Cemal Kaşıkçı, bir TC vatandaşı olan nişanlısıyla evlenmek için gerekli belgenin ancak Suudi Arabistan’ın Türkiye’deki diplomatik misyonlarından verilebileceği gerekçesiyle, ilk adımda yaşamakta olduğu ABD’den Türkiye’ye gelmeye ikna ediliyor. (2) Her nasılsa inanıyor buna. (3) Nişanlısıyla birlikte, 2 Ekim’de Suudi Arabistan’ın İstanbul konsolosluğu önüne geliyor.  (4) İçeri giriyor ve bir daha çıkmıyor. (5) “Sonra, malûm olmadı insanlara / Arhavili İsmail’in akibeti” denecekken&#8230; birden malûm oluveriyor insanlara, Cemal Kaşıkçı’nın akibeti. (6) Nişanlısı harekete geçiyor, başvurmadık yer bırakmıyor. (7) Türkiye ve Türkiye basını olaya el atıyor; çok büyük kısmı hakkında istihbarat servislerince sızdırıldığı izlenimi hâkim olan bilgileri peşpeşe yayınlamaya başlıyor. Bu çerçevede kamuoyu, (8) Kaşıkçı’dan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><span lang="TR">HALİL BERKTAY</span></b></p>
<p><b><span lang="TR">BU YILIN PİNOKYO ÖDÜLLERİNİ AÇIKLIYORUZ:</span></b></p>
<p><b><span lang="TR">SUUDİ YÖNETİMİ VE PRENS MUHAMMED BİN SALMAN</span></b></p>
<p><b><span lang="TR"><span class="wmi-callto">2009-2011</span> arasında Amerika’da üç sezon gösterilen “Lie to Me” dizisi vardı; Türkiye’de de epey izlemiştik, “Bana Yalan Söyle” başlığıyla. Tim Roth’un oynadığı Dr Carl Lightman, sanıkların vücut dili ve mimiklerinden, küçük ifade değişikliklerinden, doğru söyleyip söylemediklerini, ya da sakladıkları bir şey olup olmadığını anlıyordu.</span></b></p>
<p><span lang="TR">[27 Ekim 2018] Hâlâ yazabiliyorum, çünkü günler, haftalar geçiyor, ama konu yatışmıyor bir türlü. Kaşıkçı cinayeti ve sonrasında birilerinin burnu habire uzamaya devam ediyor.</span></p>
<p><span lang="TR">Ayrıntılarını herkes biliyor artık. (1) Geçmişte Suudi hanedanına oldukça yakınken zamanla muhalif ve eleştirel bir konuma yerleşen Cemal Kaşıkçı, bir TC vatandaşı olan nişanlısıyla evlenmek için gerekli belgenin ancak Suudi Arabistan’ın Türkiye’deki diplomatik misyonlarından verilebileceği gerekçesiyle, ilk adımda yaşamakta olduğu ABD’den Türkiye’ye gelmeye ikna ediliyor. (2) Her nasılsa inanıyor buna. (3) Nişanlısıyla birlikte, 2 Ekim’de Suudi Arabistan’ın İstanbul konsolosluğu önüne geliyor.  (4) İçeri giriyor ve bir daha çıkmıyor.</span></p>
<p><span lang="TR">(5) “Sonra, malûm olmadı insanlara / Arhavili İsmail’in akibeti” denecekken&#8230; birden malûm oluveriyor insanlara, Cemal Kaşıkçı’nın akibeti. (6) Nişanlısı harekete geçiyor, başvurmadık yer bırakmıyor. (7) Türkiye ve Türkiye basını olaya el atıyor; çok büyük kısmı hakkında istihbarat servislerince sızdırıldığı izlenimi hâkim olan bilgileri peşpeşe yayınlamaya başlıyor. Bu çerçevede kamuoyu, (8) Kaşıkçı’dan hemen önce 15 Suudi görevlisinin özel bir uçakla İstanbul’a geldiğini; (9) içlerinden en az dördünün, Veliaht Prens Muhammed bin Salman’a çok yakın ve nüfuzlu konumlarda yer alan istihbarat görevlileri olduğunu; (10) hele birinin, “otopsi uzmanı” olarak tanındığını ve beraberinde özel bir kemik testeresiyle geldiğini; (11) 2 Ekim sabahı Cemal Kaşıkçı’dan önce konsolosluğa girmiş bulunduklarını; (12) Cemal Kaşıkçı’nın konsolosluğa girmesinden bir süre sonra, bir dizi büyük, siyah, pencereleri karartılmış, içi görünmeyen, minibüsümsü veya minivanımsı SUV’un (<em>sport-utility vehicle</em>) konosolosluk bahçesinden peşpeşe çıkıp, başkonsolosun topu topu 200 metre ötedeki evine gittiğini; (13) söz konusu 15 “esrarengiz” kişinin ise, bir kısmı geldikleri özel uçakla, bir kısmı ise normal tarifeli seferlerle hemen o gün İstanbul’dan ayrıldığını öğreniyor. (Nasıl, Rusya’nın Skripal’ler operasyonu hakkında İngiliz güvenlik servislerinin hazırladığı dosyanın ikna ediciliği ile Suudilerin Kaşıkçı operasyonu hakkında Türkiye basınına yansıyan “dosya”nın ikna ediciliği arasında bir paralellik oluşuyorsa, bu kaçış-terkediş aşamasında da, “Petrov” ve “Bushirov”un derhal Londra’dan gitmesi ile Suudi 15’lerinin derhal İstanbul’dan gitmesi arasında da, ilginç bir operasyonel paralellik oluşuyor.</span><span lang="TR"> </span></p>
<p><span lang="TR">Bu ve benzeri detaylar, adım adım açığa çıkıyor, üstüste biniyor ve (14) Suudi Arabistan istihbaratının Cemal Kaşıkçı’yı bir şekilde yokettiğine; (14a) belki kaçırıp Suudi Arabistan’a götürdüğüne, (14b) belki konsolosluktan canlı çıkarıp sonra başka bir yerde öldürdüğüne, ya da (14c) belki hemen oracıkta öldürüp parçaladığına dair kuvvetli bir kanaat oluşuyor. (15) El altından bilgilendirildiği giderek netleşen Türkiye basını, bütün ağırlığını, Cemal Kaşıkçı’nın hemen oracıkta bir anlamda “tutuklandığı,” sorgulandığı, işkence gördüğü, öldürüldüğü ve parçalandığı tezinden yana koyuyor. Zira (16) süreç içinde, Türk resmî makamlarının elinde bunu kanıtlayan 10-15 dakikalık bir bant kaydının dahi olduğu iddiası, önce bir rivayet, sonra bir kesinlik olarak dolaşmaya başlıyor. (17) Tabii bu, Suudi konsolosluğunun şu veya bu TC kuruluşu tarafından dinleniyor olduğunu imâ ediyor, ama pek durulmuyor işin bu yönü üzerinde. Buna karşılık (18) mezkûr bandın teferrüatına dahi giriliyor; gerek Kaşıkçı’nın işkence altında veya öldürülürkenki çığlıklarının, gerekse özel harekât ekibinin yaptıkları karşısında dehşete düşen konsolosun (mealen) “durun, yapmayın” kabilinden feryatlarının açıkça duyulduğu söyleniyor, yazılıp çizilmeye başlıyor. </span></p>
<p><span lang="TR">Özetle (19) tam bir “derin devlet” pisliği saçılıyor ortaya. Örtbas edilebilir gibi değil. (20) Dolayısıyla iş ayyuka çıkıyor; sırf Türkiye’de değil, bütün dünyada izlenmeye başlıyor. (21) Diplomatik tepkiler gelmekte gecikmiyor. Suudi yönetimi yaygın olarak kınanıyor; diplomatik usuller açısından çok ağır sayılabilecek muamelelere maruz kalıyor. Gerek bazı ülkeler, gerekse büyük şirketler, Riyad’da yapılacak büyük ekonomik işbirliği ve yatırım toplantısından çekildiklerini (ya da en azından, en üst düzey temsilcilerini çektiklerini ve çok daha aşağıdaki görevlileriyle katılacaklarını) açıklıyor. (22) En önemlisi, bu protesto kervanına ABD, Donald Trump ve bir bütün olarak Trump yönetimi de katılıyor.</span></p>
<p><span lang="TR">Ve işte bu yankı ve sarsıntılar karşısında, Suudi Pinokyosu sahneye çıkıveriyor. Hem de öyle bir çıkıyor ki, Pinokyo’nun anavatanının İtalya değil Suudi Arabistan, yazarının Carlo Collodi değil Muhammed bin Salman olabileceğini ciddî surette düşünmemiz gerekiyor. Bunu da kendi içinde aşamalandıralım. (i) Önce doğrudan ve cepheden yüzde yüz inkâr geliyor. Bir Suudi Dışişleri yetkilisi ekrana çıkıyor; Cemal Kaşıkçı’nın aynı gün konsolosluktan çıkıp gittiğini; başka herşeyin yalan ve iftira olduğunu iddia ediyor. Hattâ (ii) nerede olabileceğini siz asıl Türkiye’ye sorun demeye getiriyor. (<em>New York Times</em> veya BBC dökümlerinden kolayca bulabileceğiniz bu sahneyi defalarca seyrettim; yüzünün her köşesi ayrı oynuyor adamın. Gözlerini kırpıştırıyor ve sağa sola kaçırıyor; yanakları seyiriyor; başını dik tutup tek yöne bakamıyor. <span class="wmi-callto">2009-2011</span>arasında Amerika’da  üç sezon gösterilen <em>Lie to Me</em> dizisi vardı; Türkiye’de de epey izlemiştik, <em>Bana Yalan Söyle</em> başlığıyla. Tim Roth’un oynadığı Dr Carl Lightman, sanıkların vücut dili ve mimiklerinden, küçük ifade değişikliklerinden, doğru söyleyip söylemediklerini, ya da sakladıkları bir şey olup olmadığını anlıyordu. Hani bu Suudi sözcüsünü o diziye çıkarsak, herhalde yalan sinyallerinin beynine aşırı hücumundan ötürü Lightman’ın bu yüzleşmeye beş saniyeden fazla tahammül edebileceğini sanmıyorum. Buna rağmen) (iii) inkâr uzun süre devam etti ve hattâ, Trump’ın ve ABD’nin devreye girip, bakın hesap sorarız demeye getirmesine karşı (iv) (mealen) hiçbir tehdide boyun eğmeyeceğiz gibi millî ve yerli beyanlara kadar vardı.</span></p>
<p><span lang="TR">Derken ne olduysa oldu; ağız değiştirdiler, hafif geri adım atmaya başladılar ve aradaki telefon konuşmalarında ne dedilerse, (v) “kendi başlarına hareket eden katiller”in (<em>rogue killers</em>) işi olabileceğini, ama tabii (vi) ne olduysa, Veliaht Prens Muhammed bin Salman’ın tümüyle bilgisi dışında gerçekleşmesinin muhtemel olduğunu, ilk defa bizzat Trump’a telâffuz ettirmeyi başardılar. Bir sonraki aşamada, bu “kendi başına hareket” hikâyesi biraz daha dal budak saldı. (vii) Efendim, her ne kadar, yurtdışındaki bütün muhaliflerin Suudi Arabistan’a geri getirilmesi şeklinde bir politika yürürlükteyse de, (viii) elbette bu, hepsinin kandırılıp derdest edilerek kaçırılması (veya öldürülmesi) demek değildi, ama (ix) gelin görün ki “bazıları” bunu yanlış anlamış ve üstelik “yanlışlıkla” bir ölüme sebebiyet vermişlerdi. (x) Evet, 15 kişilik o özel grup maalesef gerçekti &#8212; ama bir kere daha, kesinlikle Muhammed bin Salman’dan habersiz, istihbarat ikinci başkanı General Muhammed Assiri’nin talimatıyla yola çıkmışlar ve asla Kaşıkçı’yı öldürmeyi değil, sadece sorguya çekmeyi öngörmüşlerdi. Gelgelelim (xi) Kaşıkçı’yla konuşma girişimleri sırasında, Kaşıkçı (her nedense?!) fizikman mukavemet gösterince iş karşılıklı yumruklaşmaya dönüşmüş; bu sırada 15’lerden biri Kaşıkçı’ya “boyunduruk” takmış (<em>choke-hold</em>’a almış)  ve istemeden ölümüne sebebiyet vermişti. (xii) Ancak sonra bedenini parçalamak filân söz konusu değildi; cesedi “halletmesi” için “yerel bir işbirlikçi”lerine teslim etmişlerdi ve gerisini bilmiyorlardı. (xiii) Gene de çok üzücü bir olaydı kuşkusuz &#8212; ve sorumlulukları hakkında mutlaka gereken yapılacaktı. (xiv) Nitekim ilk ağızda 15’ler ekibini tamamı ile üç konsolosluk görevlisi açığa alınıyor; (xv) aynı şekilde, istihbarat ikinci başkanı General Assiri ile (Prens Muhammed bin Salman’ın bütün medya ilişkilerinden sorumlu olan) Kahtanî’ye de işten el çektiriliyor ve (xvi) hepsi hakkında hukukî soruşturma ve kovuşturma süreçleri başlıyordu. (xvii) Suudi basını da derhal yeni çizgiyi yaymaya girişmişti bu arada. Öncesinde, yalan&#8230; iftira&#8230; belki Türkiye’nin işi&#8230; teranelerini tekrarlarken şimdi yeniden hizaya giriyor ve son resmî açıklamayı harfi harfine yansıtıyorlardı. (xviii) Veliaht Prens için dahi aynı viraj söz konusuydu. İki hafta önce, bütün söylentilerin ne kadar yalan ve iftira olduğunu hangi inanç ve samimiyet görntüsüyle dile getiriyorduysa, şimdi de tamamen gıyabında gerçekleşen bir keyfî yetki aşımı sonucu yaşanan bu korkunç cinayeti aynı inanç ve samimiyet görüntüsüyle kınıyor; birilerinin (?) Türkiye ile Suudî Arabistan’a arasını açmaya çalıştığını, ama bunu asla başaramıyacaklarını da ekliyordu.</span></p>
<p><span lang="TR">İyi de, amaçları sırf konuşmak, belki sorgulamak idiyse, niye 15 kişiyle ve üstelik, ancak otopsilerde kullanılan bir kemik testeresiyle gelmişlerdi gelirken? Dahası, kimdi o “yerel işbirlikçi” ve asıl önemlisi, Kaşıkçı’nın cesedi neredeydi? Adı belirtilmeyen Türk yetkililerin, sırf bunun için Ankara’ya gelip giden CIA Direktörü Gina Haspel’e dinlettiği söylenen bantta, tam olatrak ne gibi detaylar mevcuttu? Şimdi Cumhurbaşkanı Erdoğan niçin şahsen Veliaht Prensin “elinin kanlı” olduğundan söz ediyor ve aynı zamanda Suudi Arabistan Başsavcısı, (sorgu sırasında kazara ölüm değil) “taammüden” işlenmiş (<em>premeditated</em>) bir cinayet ifadesini kullanıyordu?  </span></p>
<p><span lang="TR">İlk baştaki topyekûn inkâr tavrından, bu kadarını dahi kabul etmeye geçiş, ne kadar radikal bir dönüş anlamına gelirse gelsin, şimdi kurulmaya çalışılan savunma barikatının da çok çürük olduğu ortadaydı. O kadar ki, zaten çok yüksek ahlâk standartlarıyla tanımadığımız Donald Trump bile açıkça söylüyordu bunu; daha önce ilk kendisi, Suudilerce sufle edilen <em>“rogue killers”</em> ifadesini alenen kullanmışken, şimdi “karşılıklı yumruklaşma sırasında boyunduruk takarak kazara nefessiz bırakma” izahını, hayatında duyduğu en kötü örtbas etme senaryosu (<em>worst cover-up scenario ever</em>) diye nitelemekten çekinmiyordu.</span></p>
<p><span lang="TR">Kimbilir böyle kaç örtbas etme senaryosu görmüş, ya da belki kaçına bizzat taraf olmuş (ve olacak) olan ABD Cumhurbaşkanının kişisel uzmanlığına itiraz, bizim ne haddimize? Sırf bu bilirkişi raporu yeter. Gene de, delillerin tamamını dikkatle inceleme sorumluluğunu ihmal etmeyen jürimiz, 2018 Yılı Pinokyo Yarışmamızda ikincilik ödülünü <strong>genel olarak Suudi yönetimi ve özel olarak Veliaht Prens Muhammed bin Salman</strong>’ın fazlasıyla hak ettiğini kararlaştırmış bulunuyor.  </span></p>
<p><span lang="TR">Birinci sırayı ve Büyük Ödülü Cumhuriyetin 95. Yıldönümünde, 29 Ekim Pazartesi günü açıklayacağız. Özel bir nedeni var. Bizden ayrılmayınız.</span></p>
<p><a href="http://www.serbestiyet.com">www.serbestiyet.com</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bu-yilin-pinokyo-odullerini-acikliyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mısırlı Sanatçı Emel Mahir&#8217;i Kim Kaçırdı?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/misirli-sanatci-emel-mahiri-kim-kacirdi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/misirli-sanatci-emel-mahiri-kim-kacirdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Oct 2018 14:19:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Emel Mahir]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed bin Salman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=3050</guid>

					<description><![CDATA[VELİAHT SALMAN İDDİALARI DOĞRU MU? Gazeteci Turan Kışlakçı sosyal medya hesabından önemli bir iddiada bulundu. Mısırlı ses sanatçısı Emel Mahir’in Suud Veliaht Prensi Muhammed bin Salman’ın adamları tarafından kaçırıldığını iddia etti.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>VELİAHT SALMAN İDDİALARI DOĞRU MU?</strong></p>
<p>Gazeteci Turan Kışlakçı sosyal medya hesabından önemli bir iddiada bulundu. Mısırlı ses sanatçısı Emel Mahir’in Suud Veliaht Prensi Muhammed bin Salman’ın adamları tarafından kaçırıldığını iddia etti.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-3052" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/001de512-2c77-41b0-9224-0ec554282de7-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/001de512-2c77-41b0-9224-0ec554282de7-300x199.jpg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/001de512-2c77-41b0-9224-0ec554282de7-768x509.jpg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/001de512-2c77-41b0-9224-0ec554282de7-1024x679.jpg 1024w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/001de512-2c77-41b0-9224-0ec554282de7.jpg 1125w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-3051" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/7bc84546-0d43-477e-85c8-ba02cf209daa-284x300.jpg" alt="" width="284" height="300" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/7bc84546-0d43-477e-85c8-ba02cf209daa-284x300.jpg 284w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/7bc84546-0d43-477e-85c8-ba02cf209daa-768x812.jpg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/7bc84546-0d43-477e-85c8-ba02cf209daa-969x1024.jpg 969w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/7bc84546-0d43-477e-85c8-ba02cf209daa-210x223.jpg 210w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/7bc84546-0d43-477e-85c8-ba02cf209daa-155x165.jpg 155w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/10/7bc84546-0d43-477e-85c8-ba02cf209daa.jpg 1125w" sizes="(max-width: 284px) 100vw, 284px" /></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/misirli-sanatci-emel-mahiri-kim-kacirdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
