<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Muhafazakar &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/muhafazakar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 28 May 2019 09:37:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Muhafazakar &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türkiye’nin Muhafazâkar ve Seküler Yorgunluğu</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/turkiyenin-muhafazakar-ve-sekuler-yorgunlugu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/turkiyenin-muhafazakar-ve-sekuler-yorgunlugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 May 2019 09:37:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Muhafazakar]]></category>
		<category><![CDATA[Sekülerlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10804</guid>

					<description><![CDATA[Gönül yorgun düştüğünde; yürek dilsiz kalır. Mevlana. Osmanlı’nın çöküş dönemi ve cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze kadar en büyük çatışma, din ve dindarlık üzerine oldu. Anadolu muhafazakârlığı, bastırılmış inanç ve duygular dünyasıyla inşa ettiği dindarlık ile devletin dayattığı dindarlık arasında kuşaklar boyu çatışıp durdu. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren mevsimlik ürün muamelesi gören dindarların, depolarda çürümeye terk edilen mahsuller muamelesine tabi tutulmaları büyük travmaların yaşanmasına sebep oldu. Cumhuriyetin GDO’lu dindarlık mühendisliği başarısızlıkla sonuçlanmıştı. 1987-90 Turgut Özal’lı yıllar ve AK Parti’nin 2003-2011 yılları Türkiye için büyük şans ve umut dolu yıllardı. Cumhuriyetin ilk yıllarında bölünen Anadolu muhafazakârlığı ile kent laikliğinin ortak bir noktada buluşmaları heyecan verici bir durumdu. Uzun yıllar sonra muhafazakâr, sağ, liberal ve laik kesim birlikte yaşama kültürünü inşa edebilme fikri etrafında toplanmıştı. Fakat çok yönlü ve çeşitli nedenler sonucunda bu süreç iyi yönetilemedi. Muhafazakâr ve laik… İdeoloji yorgunu iki kesim aslında birbirini anlamaya ve yakınlaşmaya başlamıştı. Bu kez çözüm süreci, Gezi Parkı süreci, 17-25 Aralık ve 15 Temmuz darbe girişimi Türkiye Cumhuriyeti’ni çok ciddi bir türbülansa soktu. Bu türbülans önce devlet kurumlarında, sonrasında ise dindar ve seküler kurumlarda yaşanmaya devam ediyor. Bugün toplumun bir kesimi cemaat, tarikat, diğer kesimi ise seküler ideoloji yorgunu. Gençlik üzerine yapılan çok yönlü ve derin araştırma &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gönül yorgun düştüğünde; yürek dilsiz kalır. Mevlana.</p>
<p class="p1"><span class="s1">Osmanlı’nın çöküş dönemi ve cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze kadar en büyük çatışma, din ve dindarlık üzerine oldu.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Anadolu muhafazak<strong>â</strong>rlığı, bastırılmış inanç ve duygular dünyasıyla inşa ettiği dindarlık ile devletin dayattığı dindarlık arasında kuşaklar boyu çatışıp durdu.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren mevsimlik ürün muamelesi gören dindarların, depolarda çürümeye terk edilen mahsuller muamelesine tabi tutulmaları büyük travmaların yaşanmasına sebep oldu.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Cumhuriyetin GDO’lu dindarlık mühendisliği başarısızlıkla sonuçlanmıştı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">1987-90 Turgut <strong>Özal’lı yıllar ve AK Parti’nin 2003-2011 yılları Türkiye için büyük şans ve umut dolu yıllardı.</strong></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Cumhuriyetin ilk yıllarında bölünen Anadolu muhafazak<strong>â</strong>rlığı ile kent laikliğinin ortak bir noktada buluşmaları heyecan verici bir durumdu.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Uzun yıllar sonra muhafazakâr, sağ, liberal ve laik kesim birlikte yaşama kültürünü inşa edebilme fikri etrafında toplanmıştı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Fakat çok yönlü ve çeşitli nedenler sonucunda bu süreç iyi yönetilemedi.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Muhafazakâr ve laik… İdeoloji yorgunu iki kesim aslında birbirini anlamaya ve yakınlaşmaya başlamıştı. Bu kez çözüm süreci, Gezi Parkı süreci, 17-25 Aralık ve 15 Temmuz darbe girişimi Türkiye Cumhuriyeti’ni çok ciddi bir türbülansa soktu.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu türbülans önce devlet kurumlarında, sonrasında ise dindar ve seküler kurumlarda yaşanmaya devam ediyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bugün toplumun bir kesimi cemaat, tarikat, diğer kesimi ise seküler ideoloji yorgunu.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Gençlik üzerine yapılan çok yönlü ve derin araştırma raporlarına baktığımız zaman nüfusunun üçte ikisi genç olan ülkemizin, ideolojik ve dini yapılardan her geçen gün uzaklaştığı görülüyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Toplumun yaşadığı siyasi ve ekonomik travma ciddi manada dinlenmeye ihtiyacı olduğunu gösteriyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Nüfusunun yüzde 75’i 35 yaş altı, yüzde 50’si 20 yaş altı olan dinamik bir nüfusun, yüzde 92.5’i kente sıkışan muhafazakarlardan oluşuyor. Geniş aile yerini çekirdek aileye bıraktı, şimdi çekirdek aile de dağılmak üzere.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Toplumlar ve devletler de insanlar gibi doğar, büyür ve ölürler. Toplumun yorgunluğunu gideren, adalet ve ahlak iklimidir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu iki değeri yaşatamazsak toplum adaletsizler ve merhametliler olarak iki kutba ayrılır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “AK Parti’de metal yorgunluğu var” sözü aslında en tepeden gelen öz eleştiriydi.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">AK Parti’nin metal yorgunluğu aslında Anadolu muhafazak<strong>â</strong>rlığının yorgunluğuydu.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><strong>Özellikle Y ve Z kuşağı, ortak bir yaşam kültüründe buluşurken geleneksel yaşam tarzından hızla uzaklaşıyor.</strong></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">18 yaş ergenliğin zirvesinde, iktidarın tüm çeşidine kafa tutan gençlik potansiyeli sarhoşluk, hiçlik ve kişiliğini arayan muhalifliğin şımarıklığında kendini tanımlamaya çalışan bir ruh halinin tolere edilememesi kültürel ve ekonomik manada büyük problemlere gebe.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Dijital teknolojinin, sosyal medyanın baş döndürücü, sınırsız, kontrolsüz küresel gücü yeni kent sosyolojini teslim alırken Türkiye’nin muhafazakâr genetiği üzerinde çok büyük tahribata sebep oldu. X, Y ve Z kuşakları arasındaki makas her geçen gün açılmaktadır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Dindar, milliyetçi, seküler, ideolojik dünya görüşünün yeni genç kuşak tabanında ciddi bir karşılık bulamadığını görüyoruz.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Türkiye’de ve dünyada siyasal, kültürel, sosyal manada İslam’ı, İslamcılık kavramı üzerinden çok dövdüler ve yordular. Bu kavramın ve sahiplerinin ciddi manada dinlenmeye yeni bir sunuma ihtiyacı var.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Türk aydını, iş insanı ve siyasetçisinin, seküler ve dindar olarak iki ayrı kutupta h<strong>â</strong>l<strong>â</strong> didişiyor olması büyük bir sıkıntıdır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Türkiye’de dindarların, devletin yönetici kadrolarında yer almasının uzun yıllar sakıncalı bir durum olarak kabul görmesi ülkenin maddi, manevi gücünün bölünmesine, içe kapanmasına ve birbiriyle sürtüşerek aşınmasına yol açtı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">AK Partili muhafazakâr tabanın çocukları, babalarının yaşadığı din ve cemaat yorgunluğu karşısında cemaatlere mesafeli durmayı tercih ediyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ak Parti kendi içinde küskün ve kızgınlar olarak bölünme sürecini yaşıyorken, seküler kesim de kendi içinde çok çeşitli alışık olmadığımız (deizim, ateizm) parçalara ayrılıyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Siyaseti, dünyevi, sosyal ve kariyer ihtiyaçlarını hızlı gerçekleştirecekleri bir mobil araç olarak gören pragmatist bir kuşak olarak varlar.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Nişantaşı laikliği ile Fatih dindarlığı üzerinden büyüyen kavga, Batı’dan Anadolu’ya yayılmaya başladı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><strong>Özal’ın bir potada buluşturduğu muhafazakâr ve </strong>seküler liberaller, bir müddet sonra AK Parti’nin kuruluşu ile 2002’den 2010 yılına kadar birbirlerini tolere etmeye devam ettiler.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Lakin, 2011 FETÖ’nün AK Parti ile girdiği kavgası, Türkiye’yi çok sert bir türbülansa soktu.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Tam birbirlerini tanımaya, anlamaya başlayan dindar ile seküler kesim, bir anda tekrar eski savaş mevzilerinde toplanmaya başladılar fakat bu kez o eski heyecan ve hoşgörü yerini yılların yorgunluğuna, yılgınlığına ve sert kutuplaşmaya bırakmış görünüyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">17 yıllık muhafazakâr yönetimin, iktidar sürecindeki mental yorgunluğu ve aşınmasının, bu kez seküler camianın hoşnutsuzluğu sorununu ortaya çıkardı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Türkiye Cumhuriyeti’nin seküler ve muhafazakâr kesimlerinin, ciddi manada hırpalandığı ve yorulduğu gün gibi aşik<strong>â</strong>r bir durumdur.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><strong>Önemli olan yeniden yapılanma sürecinde maddi ve manevi yorgunluğu tamir edecek, toplumun iki kesimini de tatmin edecek güveni sağlayacak, adalet ve ahlak iklimini nasıl inşa edebileceğimizdir.</strong></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Sosyoloji yorulmaya başlamışsa işimiz zor demektir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Birlikte yaşamın temel kuralı olan adalet ahlak eleştiri ve tahammül kültürünü bir şekilde yeniden tesis etmek zorundayız.</span></p>
<p>Osman Atalay/yeniakit.com</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/turkiyenin-muhafazakar-ve-sekuler-yorgunlugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yöntem, Teori ve Usul Hakkında Bir Değerlendirme</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yontem-teori-ve-usul-hakkinda-bir-degerlendirme/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yontem-teori-ve-usul-hakkinda-bir-degerlendirme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Dec 2018 10:21:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Muhafazakar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=5925</guid>

					<description><![CDATA[Alaattin Diker, Muhafazakar Dürtü’yü Yazdı 21. yüzyıla girerken yalnızca çağdaşlık cereyanı çökmedi, aynı zamanda teorileri de iflas etti. Bu konuyu başka yazılarda tartıştık; ben burada özellikle -Türk Modernleşmesi araştırmalarında görülen &#8211; iki eksikliğe işaret edeceğim: Birincisi; çağdaşlaşma süreci geniş bir zaman diliminde ele alındığı için ortaya bir &#8216;kriter&#8217; çıkmadı. İkincisi; araştırmalarda sadece, çağdaşlık Türk toplumunda hangi hızla ve tesirle yayıldı sorusu ilgi gördü. Örneğin Türk düşüncesinin son dört atlısı; Peyami Sefa, Yahya Kemal, Ahmet Hamdi ve Cemil Meriç niçin muhafazakarlığa yöneldiler veya muhafazakar tasavvurlar onları ne ölçüde etkiledi sorusu tam karşılık bulmaz. Aslında gelişmeleri dikkatli izleyen her aydın, ileriye yönelik atılımlara sürekli geriye dönük hareketlerin eşlik ettiğini hemen gözler. Örneğin;1950-1990 yılları arasındaki hızlı kalkınma çabaları boyunca Hacc ve Umre ziyaretinin arttığını ya da yaygın şekilde çocuklara dini isimlerin koyulduğunu görüyoruz. Yanlış anlamaya mahal vermemek için hemen belirtelim; ekonomik ve teknik ilerlemelerin kışkırttığı Batılılaşma serüvenine yeryüzünde hiç bir toplum uzak kal(a)madı. Çağdaşlaşmanın tek bir yolu olduğu savı Samuel Eisenstadt&#8217;ın &#8216;multiple modernities&#8217; tezi ile çürütüldü. Ancak toplumsal değişim hiç bir ülkede sessiz ve sorunsuz gerçekleşmedi. Değişimden yararlanan zümreler olduğu gibi olumsuz etkilenen çevreler vardır. Konumuz işte tam bu noktada başlıyor: Doğulu toplumların balıklama daldığı ilerleme sendromu. Toplumsal alanda eşitlik ve sosyal adalet, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Alaattin Diker, Muhafazakar Dürtü’yü Yazdı</strong></p>
<p>21. yüzyıla girerken yalnızca çağdaşlık cereyanı çökmedi, aynı zamanda teorileri de iflas etti. Bu konuyu başka yazılarda tartıştık; ben burada özellikle -Türk Modernleşmesi araştırmalarında görülen &#8211; iki eksikliğe işaret edeceğim: Birincisi; çağdaşlaşma süreci geniş bir zaman diliminde ele alındığı için ortaya bir &#8216;kriter&#8217; çıkmadı. İkincisi; araştırmalarda sadece, çağdaşlık Türk toplumunda hangi hızla ve tesirle yayıldı sorusu ilgi gördü. Örneğin Türk düşüncesinin son dört atlısı; Peyami Sefa, Yahya Kemal, Ahmet Hamdi ve Cemil Meriç niçin muhafazakarlığa yöneldiler veya muhafazakar tasavvurlar onları ne ölçüde etkiledi sorusu tam karşılık bulmaz.<br />
Aslında gelişmeleri dikkatli izleyen her aydın, ileriye yönelik atılımlara sürekli geriye dönük hareketlerin eşlik ettiğini hemen gözler. Örneğin;1950-1990 yılları arasındaki hızlı kalkınma çabaları boyunca Hacc ve Umre ziyaretinin arttığını ya da yaygın şekilde çocuklara dini isimlerin koyulduğunu görüyoruz. Yanlış anlamaya mahal vermemek için hemen belirtelim; ekonomik ve teknik ilerlemelerin kışkırttığı Batılılaşma serüvenine yeryüzünde hiç bir toplum uzak kal(a)madı. Çağdaşlaşmanın tek bir yolu olduğu savı Samuel Eisenstadt&#8217;ın &#8216;multiple modernities&#8217; tezi ile çürütüldü. Ancak toplumsal değişim hiç bir ülkede sessiz ve sorunsuz gerçekleşmedi. Değişimden yararlanan zümreler olduğu gibi olumsuz etkilenen çevreler vardır.<br />
Konumuz işte tam bu noktada başlıyor: Doğulu toplumların balıklama daldığı ilerleme sendromu. Toplumsal alanda eşitlik ve sosyal adalet, siyasal alanda demokratik katılım ve insan hakları vaz eden normlar, bir anlamda &#8216;modernite&#8217;nin ekonomik ve teknik başarıları arasında sayılıyor. Bu çerçevede genel kabul gören yöneliş değerleri ve davranış kalıpları, büyüyen toplumsal yapı ile oturmuş yerli zihniyet tarafından acaba nasıl karşılanmaktadır? Yenilikçi ve gelenekçi çevreler arasındaki sürtüşme değişim sürecine yansırken &#8216;muhafazakar dürtü&#8217; hangi işlevi görmektedir?<br />
&#8220;Muhafazakar Dürtü&#8221; kavramını ilk kullanan İngiliz sosyolog Peter Marris. Sorumuza en uygun cevabı verdiğini düşündüğüm için aynı kavramı kullandım. Tabii, &#8216;muhafazakarlık&#8217; olgusunun yakınçağ siyasi tarihimizle ilintili ve ideolojik boyutu olduğunun farkındayım. &#8216;Mazi tecrübesi&#8217; ile &#8216;Ati beklentisi&#8217; arasındaki bağın Tanzimat ile koptuğunu, ve Batılılaşma sürecinde bir uçuruma dönüştüğünü düşünüyorum. Ama olaya içerik ve şekil olarak, yani düşünce tarihi açısından bakmayacağım.<br />
Yerleşik yapıları sorgulayan her değişimin, toplumun bir cenahında olumlu yankı bulurken bir diğer cenahında tepki çektiğini yukarda belirtmiştim. Toplum iki zıt kutuba bölünmüş durumdadır. İki farklı yaklaşımı &#8216;ortak paydalar&#8217; üzerinde buluşturmak isteyen çabalar yok değildir. Ancak Mannheim&#8217;ın &#8216;muhafazakarlık&#8217;dan tamamen ayrı tuttuğu &#8216;gelenekçilik&#8217; için yaşam alanı iyice daralmıştır. Kim &#8216;terakki&#8217; cephesine katılmadıysa, kim &#8216;ati&#8217;yi &#8216;mazi&#8217;de aramaya kalktıysa, kim yabancılaşmaktan &#8216;huzur&#8217;suz olduysa, kim &#8216;bu ülke&#8217;nin medeniyetine atıfta bulunduysa ismi otomatik olarak &#8220;muhafazakar&#8221; taraf ile anılır oldu!<br />
Aslında bu tür muhafazakarlık ideolojik bir tutum içermez. Kavram onlarda antropolojik bir &#8216;dispozisyon&#8217;a dönüşür: Düşünce, duygu ve eylem, muhafazakar yörüngeye kısmen bilinçli, kısmen sezgisel biçimde girmiştir. Gerçi değişim baskısına karşı kendini &#8216;koruma&#8217; altına alan düşünce tarzının köklerini geçmişe dayandırmak da mümkün değil. Tepkiler çoğu kez örtülmüş ya da bastırılmış güncel bir sürecin neticesidir. Münevver, repertuvarındaki eski alışkanlık veya huyları birden bırakmak istemez.<br />
&#8216;Dürtü&#8217; tabiriyle siyasal bir oluşumu yok saydığımızın altını tekrar çizelim. Çünkü &#8216;dürtü&#8217; antirasyonel bir an, ani ve kısa süreli bir tepkidir. »Muhafazakar Dürtü« tabirini bir tür &#8216;carte blanche&#8217;, yani muhafazakar güdümlü her tutum, çaba, uygulama, anlayış ve yaklaşımı ortak bir havuzda toplamak için tercih ettim. Bunlar hızlı ve yıkıcı değişime bireysel veya topluluk düzeyinde tepki olarak ortaya çıkabilir; duygusal bir söyleyiş olduğu gibi ideolojik bir seçenek sayılabilir.<br />
Değişim sürecinden doğrudan etkilenen aydınlar dünyasında; muhafazakar hisler, görüşler ve davranışlar hangi anlamlara bürünüyor ya da ne tür manalar kazanıyor? Bu alanda yeterli çalışma elimizde yok. Fakat geleneği kurtarmak, hatta geleneğin değerini yükseltmek için yoğun çaba harcandığı gerçeğini de kimse inkar edemez. C.S. Whitacker ve Joseph R. Gusfield olaya &#8216;Gelenek-Modernite&#8217; çatışması şeklinde yaklaşılmasının doğru olmadığını, aksine bu süreçte çağdaş ve gelenekçi unsurların içiçe geçtiğini belirten ilk sosyal bilimcilerdir. Özellikle eski elitin, değerlerin ve yapıların bir kısmını yeni düzene aktardığını/taşıdığını belirtmişlerdir.  Açık ve tutarlı biçimde bu sorunu inceleyen ve çağdaşlık paradigmasını eleştiren ilk eser &#8211; bildiğim kadarıyla &#8211; Peter Marris&#8217;in &#8221;Loss and Change&#8221; isimli kitabıdır.<br />
Marris ilkin büyük olasılıkla muhafazakar tepkilerin bekleneceği kökten ve hızlı değişime(disruptive change) odaklanmıştır. Gelenekten kopuşu yansıtan muhafazakar kalemlerin yazılarını bir yana bırakıp, doğrudan muhatapların &#8211; kısmen akılcı denetime tabi &#8211; tepkilerine(impuls) yönelmiştir. İkinci olarak; yalnızca yeniliğe uyumu esas alan yaklaşımın güdük kaldığını, geleneksel olana bağlı kalmaktan yola çıkılması gerektiğini savunmuştur. Yakın aile ferdini kaybeden bir kişinin verdiği tepkiler örneğinde; radikal değişimleri, birey ve kurumların da özgüvene bir saldırı olarak algıladığını ve acı çektiğini izah etmiştir. Ona göre; köklü değişimler birbirine zıt iki tepki doğurmaktadır: Bir taraftan yeniye ayak uydurmak zorunluluğu diğer taraftan eskiye bağlı kalmak arzusu. İki kutup arasındaki gerilimi düşürmek(working aut) bireyin gelişiminin aksamaması için bir önkoşuldur. Yine büyük dönüşümlerde siyasi hesaplar ve iktisadi çıkarlardan daha önemli bir başka husus vardır: Mana alanı.Yeni şartlarla baş edebilmek açısından mevcut değerler evrenine &#8216;yeniyi&#8217; eklemek gerekmektedir. Marris bu çerçevede bireyler ile topluluklar arasında bir ayrıma gitmez. Her ikisinin de benzer şekilde bir »terkip« sorunu önünde durduğunu söyler.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yontem-teori-ve-usul-hakkinda-bir-degerlendirme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
