<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>mevlid &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/mevlid/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 02 Apr 2021 08:35:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>mevlid &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Mevlid ve Bilinç İnşası</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/mevlid-ve-bilinc-insasi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/mevlid-ve-bilinc-insasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2021 08:35:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[mevlid]]></category>
		<category><![CDATA[süleyman çelebi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17040</guid>

					<description><![CDATA[-Süleyman Çelebi’nin Mevlid MesnevisiBir Âşığın Dilinden Rahmet Nebisi- MEVLİD’İN MANA VE MAHİYETİ Asıl adı Vesîletü’n-Necât olan Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i gerçeklerden yola çıkan, temsilî yönü bulunan, duygu ve heyecan dünyasına hitap eden, esas olarak toplumsal bilinç inşa etmeyi hedefleyen mesnevi türü manzum bir eserdir. O, bir aşığın hayal hanesi, hisli nefesi, içten bir sesi, eşsiz namesidir. Maşuk ise kâinatın efendisi, Rahmanın sevgilisi, müminlerin bir tanesi, Rahmet Nebisi’dir. Süleyman Çelebi yeni yurt edinilen topraklarda var olma derdi ve davasında olan bir toplumun ferdiydi. Verimli kılmak ve iyi ürün almak için toprağı işlemek ve ardından tohum ekmek ne kadar önemliyse, toplumu oluşturan fertlerde bilinç inşa etmek, zihniyet aşılamak, duygu dünyası kurmak, birlik ve beraberlik kültürü oluşturmak da o kadar önemlidir. Bunun için inanç, sevgi ve heyecan gerekir. Yaratıcıya inanç, yaratılana sevgi ve birlik-bütünlük heyecanı. Çelebi de bunu yapmış, Yaratımız olan Allah inancıyla başlayıp, yaratılanların en şereflisi, yegâne önderimiz, örneğimiz ve peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa sevgini işlemiş ve bu topraklarda birlik-bütünlük heyecanı oluşturmayı hedeflemiş. O Devlet-İ Âlî’nin bir güneş misali doğuş ve yükselişinin de, gün ortasında ortaya çıkan kara bulutların arkasında kayboluşunun da şahidi olmuş; hem Orhan Gazi, Murat Hüdavendigar ve Yıldırım Beyazıt’ın muhteşem fetih günlerinin parlaklığını görmüş hem de Yıldırım Beyazıt ile Emir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center"><strong>-Süleyman Çelebi’nin Mevlid Mesnevisi</strong><br><strong>Bir Âşığın Dilinden Rahmet Nebisi-</strong></p>



<p><strong>MEVLİD’İN MANA VE MAHİYETİ</strong></p>



<p>Asıl adı <em>Vesîletü’n-Necât</em> olan Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i <em>gerçeklerden yola çıkan, temsilî yönü bulunan, duygu ve heyecan dünyasına hitap eden, esas olarak toplumsal bilinç inşa etmeyi hedefleyen mesnevi türü manzum bir eserdir</em>. O, bir aşığın hayal hanesi, hisli nefesi, içten bir sesi, eşsiz namesidir. Maşuk ise kâinatın efendisi, Rahmanın sevgilisi, müminlerin bir tanesi, Rahmet Nebisi’dir.</p>



<p>Süleyman Çelebi yeni yurt edinilen topraklarda var olma derdi ve davasında olan bir toplumun ferdiydi. Verimli kılmak ve iyi ürün almak için toprağı işlemek ve ardından tohum ekmek ne kadar önemliyse, toplumu oluşturan fertlerde bilinç inşa etmek, zihniyet aşılamak, duygu dünyası kurmak, birlik ve beraberlik kültürü oluşturmak da o kadar önemlidir. Bunun için inanç, sevgi ve heyecan gerekir. Yaratıcıya inanç, yaratılana sevgi ve birlik-bütünlük heyecanı. Çelebi de bunu yapmış, Yaratımız olan Allah inancıyla başlayıp, yaratılanların en şereflisi, yegâne önderimiz, örneğimiz ve peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa sevgini işlemiş ve bu topraklarda birlik-bütünlük heyecanı oluşturmayı hedeflemiş.</p>



<p>O Devlet-İ Âlî’nin bir güneş misali doğuş ve yükselişinin de, gün ortasında ortaya çıkan kara bulutların arkasında kayboluşunun da şahidi olmuş; hem Orhan Gazi, Murat Hüdavendigar ve Yıldırım Beyazıt’ın muhteşem fetih günlerinin parlaklığını görmüş hem de Yıldırım Beyazıt ile Emir Timur arasında cereyan eden Ankara Savaşı’nda alınan yenilginin getirdiği toplumsal dağılmışlığın acı tecrübelerini yaşamış. İşte bu dönemde dağılan zihinleri toplamak, pörsüyen bilinçleri canlandırmak, yeniden bir heyecan oluşturmak da sanki onun omuzlarına yüklenmiş; gönlünden kopan, dilinden dökülen ve kaleminden çıkan <em>Vesîletü’n-Necât</em>’ın hem dünyada hem ahirette kurtuluş vesilesi olmasını dilemiş.</p>



<p>O adeta bir çınar olmuş, halk gölgesine girmiş, duldasına sığınmış, onun duygu dünyasında kendi duygularını bulmuş; bu vesileyle kendini bilmiş, yaratan Rabbini tanımış, Rahmet Peygamberini anmış; zorluk zamanlarında kime sığınacağını, kimin sevgisiyle avunacağını, kimi örnek alacağını ve önder edineceğini öğrenmiş.</p>



<p><strong>MEVLİDİN MUHTEVASI</strong></p>



<p><strong>Allah’ı Anmaktır Her İşin Başı</strong></p>



<p>Bir Müslümanın olmazsa olmazı, Allah inancı ve Hz. Muhammed Mustafa sevgisidir. Bu onun dilinde ikrar, kalbinde tasdiktir. Kalbine tercümandır dili, dilinin nazargâhıdır kalbi. Kalbindeki inanç dilinde zikre, aklında fikre dönüşür de, zikri neyse fikri o olur Müslümanın. Hepsi tevhidde buluşur, O’nun adı dilden dile dolaşır. Kula evvela Allah demek yaraşır. Bununla ancak kul kulluğa erişir, kardeş olur bir birine karışır. O yüzdendir, her şeyden önce Allah demenin görev olması, kulun kemalinin bununla tamamlanması.</p>



<p>“Allâh adın zikr edelim evvelâ</p>



<p>Vâcip oldur cümle işde her kula”</p>



<p>Çünkü Allah diyen kendini bilir, sınırlarını görür, imkânlarını tanır, hayra yönelir, şerden kaçınır; bir işe karar verdiğinde ve kalkıştığında Allah’a dayanır, zorluk ve sıkıntıda O’na sığınır; gazabından korkar, rahmetine koşar… &nbsp;Allah da onun adeta gören gözü, duyan kulağı, tutan eli olur; basiret gözünü açar, hem bu dünyada hem de öte âlemde işlerini hayra çıkartır, sevap defterini kabartır.</p>



<p>“Allâh adın her kim ol evvel ana</p>



<p>&nbsp;Her işi âsân eder Allâh ana”</p>



<p>*</p>



<p><strong>Bütün Âlem Yok İken O Var İdi</strong></p>



<p>Allah’ın adıyla başlayan Çelebi; O’nun varlığına, birliğine, yaratıcılığına âlemi delil kılar. Çünkü âlem geçici, Allah kalıcı. Alem yok iken de Allah vardı. &nbsp;Yerler ve gökler bütün kâinat; melek, cin ve insan bütün akıl sahipleri; hayvan, bitki ve cansız bütün varlıklar O’nun yaratmasıyla varlık kazanmışlar. Akıl ve irade verilenler imtihana tabi, verilmeyenlerse lisan-ı hal ile tesbihe memur kılınmışlar. Böylece kâinatın her kürresi ve zerresi O’nun hükmüne boyun eğmiş. Her şey O’na bağlı, O her şeyden müstağni; her şey O’na yönelir, O her şeyi yönetir.</p>



<p>“Cümle âlem yoğ iken Ol var idi</p>



<p>Yaradılmışdan Ganî Cebbâr idi</p>



<p>Var iken Ol yok idi ins ü melek</p>



<p>Arş ü ferş ü ay ü gün hem nüh-felek</p>



<p>Sun’ ile bunları Ol var eyledi</p>



<p>Birliğine cümle ikrâr eyledi</p>



<p>Kudretin ızhâr edüp hem Ol Celîl</p>



<p>Birliğine bunları kıldı delîl”</p>



<p>*</p>



<p>Çelebi’nin dağarcığındaki bilgiye göre âlem Hz. Muhammed Mustafa vesilesiyle yaratılmış. Öyle anlaşılıyor ki, “Sen olmasaydın, felekleri yaratmazdım” şeklindeki uydurma hadîs kabul edilen söz onun zihnine sahih olarak yansımış. Belki de kitlelerin duygu dünyasına böyle hitap etmek onun zihin dünyasına uygun gelmiş.</p>



<p>“Pes Muhammed’dir bu varlığa sebeb</p>



<p>Sıdk ile anın rızâsın kıl taleb”</p>



<p>Böylece Yüce Yaratıcı’yı anlatmanın hemen ardından yaratılanların en şereflisini anlatmaya yol bulmuş. Bir diğer deyişle Çelebi, Rahmet Peygamberi’nin Yüce Allah’ın engin kudretinin eşsiz eseri olduğunu bu şekilde anlatmak istemiş. Bunu pekiştirmek için de ilk yaratılanın Hz. Peygamber’in nuru olduğunu dile getirmiş. Bu anlayışın bir çok âlime göre hadis kabul edilmeyen bir söze dayanması, Çelebi’nin böyle düşünmesine engel teşkil etmemiş. Çelebi’nin sufî zihin dünyası bunu kolayca kabul etmiş. Kim bilir belki de O’na olan derin ve engin sevgisi, bu şekil düşünmeye onu sevk etmiş.</p>



<p>“Hak Teâlâ ne yaratdı evvelâ</p>



<p>Cümle mahlûkdan kim ol evvel ola</p>



<p>Mustafâ nûrunu evvel kıldı var</p>



<p>Sevdi anı ol Kerîm ü Kird-gâr”</p>



<p>*</p>



<p><strong>Rahmet Nebisi Doğdu Yer Gök Nura Gark Oldu</strong></p>



<p>Hz. Peygamberi anlatmak tabi ki doğumuyla başlamalıydı. Şair Çelebi, duygu ve hayal dünyasında O’nun doğumunu olağanüstü bir güzellikte kurgulamış: Meleklerin eşlik ettiği hatta yardıma koştuğu bir doğum sahnesi. Kimisi Âmine Hatun’un sırtını sıvazlamakta kimisi şerbet ikram etmekte. Ama hepsi O’nun doğumuna şahitlik etmekte, “Ehlen bik ve merhaba” demek için sabırsızlanmakta.</p>



<p>Bu olayı gerçek bir tarihi sahne olarak değil, şairin duygu ve hayal dünyasının kurgusu olarak görmek gerek. Çünkü ne siyer kitaplarımızda ne de tarih edebiyatımızda Âmine Hatun’dan böyle bir rivayet bulunmakta. Öyle görünüyor ki, şair mecazî ve temsilî bir yöntem kullanmakta: Doğum sancısı çeken bir annenin melekler tarafından sırtının sıvazlanarak sakinleştirilmesi ve cesaretlendirilmesi, sunulan şerbetle gönlünün ferahlatılması, bu acı ve ağır sancının arkasından gelecek güzelliğin ona müjdelenmesi…</p>



<p>Belki bu sahneleri bütün anneler yaşıyor da, biz fark etmiyoruz. Kolay mı, bir can dünyaya getirmek, sancısını çekmek, içinden bir şeyin kopup ayrıldığını hissetmek?</p>



<p>Anneliğe ulaşmayı kolay mı sandın? Kolay mı sandın, can içinde can beslemeyi, canı candan koparmayı, acılar içinde kıvranmayı, sen kıvranırken herkesi sevince gark etmeyi, bunca acının ardından sevebilmeyi, kucağında bir sabiyi beslemeyi?</p>



<p>Demek ki Yüce Yaratan annelik bilinci ve duygusu kazanmaya bu sancıyı sebep kılmış, bununla duyguları coşturmuş, çocukla anne arasında güçlü bir bağ kurmuş. Bu yüzden olsa gerek bütün annelerin içinden kopup geleni, kendine bunca acı çektireni; şefkatle kucağına alması, bağrına basması…</p>



<p>“Âmine ider çü vakt oldu tamâm</p>



<p>Kim vücûda gele ol hayru’l-enâm</p>



<p>Susadım gâyet harâretden katı</p>



<p>Sundular bir câm dolusu şerbeti</p>



<p>İçdim anı oldu cismim nûra gark</p>



<p>İdemezdim nûrdan kendümi fark</p>



<p>Geldi bir akkuş kanadıyla revân</p>



<p>Arkamı sığadı kuvvetle hemân</p>



<p>Doğdu ol sâatde ol Sultân-ı dîn</p>



<p>Nûra gark oldu semâvât ü zemîn”</p>



<p>*</p>



<p><strong>Bütün Nesneler Dile Geldiler Dediler Merhabâ</strong></p>



<p>Hele o <em>merhaba</em> sahnesi var ki, sanki Hz. Adem’in yaratılışına veya Hz. İsa’nın mucizevî doğumuna nazire kılınmış. Hurilerin etrafta dört dönmesi, yeni doğmuş bebeğin Kâbe’ye yönelmesi, Kâbe’nin secde etmesi, o haldeyken tazarru ve niyazda bulunması… Bütün bunlar şairin hayal dünyasında en ince ve zarif çizgilerle çizilmiş, resmedilmiş; söze gelmiş, terennüm olmuş, dudaklardan dökülmüş… Kâinatın her zerresi adeta dile gelip “hoş sefâ geldin!” nidasında bulunmuş, her yeri nur kaplamış…</p>



<p>“Cümle zerrât-ı cihân idüp nidâ</p>



<p>Çağrışuben dediler kim merhabâ</p>



<p>Merhabâ ey âlî Sultan merhabâ</p>



<p>Merhabâ ey kân-ı irfân merhabâ”</p>



<p>*</p>



<p>O Rahmet Nebisi’nin dünyadaki ve ahiretteki halini ve görevini ayet ve hadislere gönderme yaparak ne güzel ifade etmiş Çelebi! Yaşayanlara rahmet vesilesi, ahirette günahkârlara son umut kapısı… O’nun insanlığa getirdiği hidayet, rahmet ve bereket ile ahiretteki şefaat niyazı bu kadar güzel anlatılabilirdi!</p>



<p>“Merhabâ ey rahmeten li’l-âlemîn</p>



<p>Merhabâ sensin şefîu’l-müznibîn”</p>



<p>*</p>



<p>Yaratılmışlar içindeki yeri, peygamberler arasındaki konumu, ulema ve evliya için ne anlam ifade ettiğini ayrı bir güzellikte dile getirmiş Çelebi beyitlerinde.</p>



<p>“Ey gönüller derdinin dermânı sen</p>



<p>Ey yaradılmışların Sultânı sen</p>



<p>Sensin ol Sultân-ı cümle enbiyâ</p>



<p>Nûr-ı çeşm-i evliyâ vü asfıyâ”</p>



<p>*</p>



<p>Nübüvvet mührü O’nunla vurulacaktı, vuruldu. Son nebi, son resul, son peygamber hâsılı Yüce Allah’ın insanlığa gönderdiği son elçi. O’nun getirdiği din, son haber; bütün insanlığa yetecek ta kıyamete kadar.</p>



<p>“Ey risâlet tahtının sen hâtemi</p>



<p>Ey nübüvvet mihrinin sen hâtemi”</p>



<p>*</p>



<p>Şairin hayal dünyasında, eşsiz şairane kurgusunda ne Mekke, ne Kâbe, ne de O’nun içinde doğduğu toplum unutulmuş. Mekke aydınlığa gark olmuş, Kâbe secdeye kapanmış, toplumun her kesimi şaşkın, büyük bir olayın olduğu zannına kapılmış, hayırlı ve nurlu bir doğumun arefesinde, belki de tam içinde, bir şeyler olduğunu fark etmişler ama tam da anlayamamışlar. Çözmeye çalışmışlar, çözememişler. Bir taşı bile yerinden oynamadan Kâbe’nin nasıl secde ettiğinin şaşkınlığını yaşamışlar. Onların şaşkın bakışları karşısında Kâbe dile gelmiş neler neler söylemiş, mübarek doğumu müjdelemiş, kendisini putlardan kurtaracak, tevhîd bayrağını Mekke semalarında dalgalandıracak Büyük Erin gelişini haber vermiş.</p>



<p>“Secde kıldı Ka‘be gördü hâs u âm</p>



<p>Düşmedi bir taşı hoş kıldı kıyâm</p>



<p>Rüknü rükne Ka‘be’nin virdi selâm</p>



<p>Dediler kim doğdu ol hayru’l-enâm</p>



<p>Ka’be bir savt etdi ol dem nâgehân</p>



<p>Dedi doğdu bu gice şems-i cihân</p>



<p>Pâk edüp küfr ile putlardan Resûl</p>



<p>Kurtarıser beni müşriklerden ol”</p>



<p>*</p>



<p>Rahmet Nebisi’nin peygamberlik görevini alması, risaletine delil kılınan mucizelerle anlatılır. Her şeyin zamanı vardı, nübüvvetin de zamanı yaşının kırka baliğ olmasıydı. Yaşı kırka erince Hz. Muhammed Mustafa’nın başına risâlet tacı kondu, çok mucizeler zahir oldu. En büyük mucizesi Kur’an’dı, ayet ayet indi, alemi nuruyla aydınlattı.</p>



<p>“Fahr-ı âlem erdi çün kırk yaşına</p>



<p>Kondu pes tâc-ı risâlet başına</p>



<p>Dem-be-dem âvâz gelürdi yâ Emîn</p>



<p>Seni kıldım rahmeten li’l-âlemîn</p>



<p>İndi Kur’an âyet âyet beyyinât</p>



<p>Zâhir oldu nice türlü mu‘cizât”</p>



<p>*</p>



<p>Hz. Cebaril oldu onun yol arkadaşı, hem dindaşı hem sırdaşı. En büyük hissî mucizesi Mekke’de gerçekleşti, Yüce Allah’ın inayeti ve izniyle, ay ikiye yarıldı, iki parça olup birbirinden ayrıldı; inananın inancını artırdı, inkârcıyı yerin dibine batırdı.</p>



<p>“Çün işâret kıldı ol mahbûb-ı Hak</p>



<p>Parmağıyla ay oldu iki şak”</p>



<p>*</p>



<p><strong>Cihan Şâhının Mi‘râcı Burakın Aşkı Cebrail’le Söyleşisi</strong></p>



<p>Çelebi’nin en coşkulu ve hararetli anlattığı bölüm Mirac bahsidir. Şairin hayal hanesinde kurduğu sahneler, hayal perdemize adeta canlıymış gibi yansır. Her şey ve herkes dile gelir, bu olağanüstü olayı ve olayın büyük kahramanı Rahmet Nebi’sini anlatır. En ilginç sahne de O’na olan aşkından yemeden içmeden kesilmiş, erimiş, bitap düşmüş Burak’ın bülbül misali dile gelip yüreğinde yeşeren aşkı ve içinde çağlayan duyguyu anlatması ve Cebrail ile söyleşmesidir.</p>



<p>“Cebrâîl çün cennete vardı revân</p>



<p>Gördü kim bî-had burâk otlar hemân</p>



<p>İçlerinde bir burak ağlar katı</p>



<p>Yimez içmez kalmamış hiç tâkatı</p>



<p>Gözlerinden yaşı ceyhûn eylemiş</p>



<p>Ciğerini derd ile hûn eylemiş</p>



<p>…</p>



<p><strong>Dedi</strong> Cebrâîl nedir ağladığın</p>



<p>Hüzn ile cân u ciğer dağladığın</p>



<p>Bâkî yoldaşın yiyüp içüp gezer</p>



<p>Sen inilersin de cânın ne sezer</p>



<p><strong>Dedi</strong> kırk bin yıl durur kim yâ emîn</p>



<p>Aşkdır bana yemek içmek hemîn</p>



<p>Nâgehân bir ün işitdi kulağım</p>



<p>Gitdi aklım bilmezem solum sağım</p>



<p>Yâ Muhammed deyüben çağırdılar</p>



<p>Bir sadâ birle ki yürekler deler</p>



<p>Ol zamândan bilmezem ki no’lmuşam</p>



<p>Ol adın ıssına âşık olmuşam”</p>



<p>*</p>



<p>Böyledir şiir; hayal dağının zirvesinden kopunca, kendi etrafında döner, döndükçe büyür, büyüdükçe hacmi ve hızı artar, kocaman bir kütleye dönüşür; sanki olur büyük bir kâinat, içinde taşır zübde-i kâinat. Bir de şair Çelebi gibi Rahmet Nişanesi’nin aşığı olunca bu hayalin hızını ve çapını matematikle hesap etmek, istatistiklerle ölçmek, içindeki sakladıklarını kuru bakışla fark etmek öyle kolay değildir!</p>



<p>“Dinle gel mi‘râcın ol şâhın ayân</p>



<p>Âşık isen aşk oduna durma yan”</p>



<p>Bu beyit, tam da bunu anlatır. Âşık olmadan bunu anlayamaz ve anlatamaz hiç kimse. Böylesine dile gelemezdi yoksa şairin hayalinde hiçbir nesne, bunlar değildir basit bir efsane, şairin hayal dünyasından kopan hisle, aşkın sıcaklığını taşıyan nefesle; gökleri çınlatan sesle, dile gelen ve dudaklardan dökülen terennümlerdir. Anlamak istersen, hele bir gönülden dinle, içten gelen hevesle, kalbinden yansıyan sezişle…</p>



<p>“Çekdi ol demde burâkı Cebrâîl</p>



<p>Önüne düşdü ana oldu delil</p>



<p>Hoş süvâr oldu ana şâh-ı cihân</p>



<p>Açdı berrini burâk uçdu hemân</p>



<p>Tarfetü’l-ayn içre Sultân-ı ümem</p>



<p>Geldi Kuds’e irdi vü basdı kadem</p>



<p>Enbiyâ ervâhı karşu geldiler</p>



<p>Mustafâ’ya cümle ikrâm kıldılar</p>



<p>…</p>



<p>Hep gök ehli cümle karşu geldiler</p>



<p>Mustafa’ya izzet ikram kıldılar</p>



<p>“Merhabân bik” yâ Muhammed dediler</p>



<p>Ey şefâat kânı Ahmed dediler</p>



<p>Her biri kutluladı mi’racını</p>



<p>Dediler giydin saâdet tacını</p>



<p>Yürü kim meydan senindir bu gece”</p>



<p>*</p>



<p><strong>Tövbe Edip İsyanımıza Âmîn Diyelim Çelebi’nin Duasına</strong></p>



<p>Çelebi, tazarru ve dua ile hitama erdirir mesnevisini, böylece almış görünür hevesini, toplayacaktır ötede bütün bunların meyvesini, cennet-i ala da Havz-ı Kevser kıyısında giyer inşallah cennetlik kisvesini.</p>



<p>“İmdi gel isyânımız yâd edelim</p>



<p>Nâle vü zârı vü feryâd edelim</p>



<p>…</p>



<p>Cümlemiz isyânımızı bilmişiz</p>



<p>Hazretine rahmet uma gelmişiz</p>



<p>Umarız Senden inâyetler ola</p>



<p>Rahmet irişe şefâatler ola</p>



<p>…</p>



<p>Afv idüp isyânımız kıl rahmeti</p>



<p>Ol habîbin yüzü suyu hürmeti</p>



<p>Sana lâyık kullar ile hem-dem et</p>



<p>Ehl-i derdin sohbetine mahrem et</p>



<p>Hem Süleyman fakîre rahmet et</p>



<p>Yoldaşın îmân makâmın cennet et</p>



<p>Yâ ilâhî kılma bizi dâllîn</p>



<p>Bu duâya cümleniz deyin âmîn”</p>



<p>Amîn, amîn, amîn…</p>



<p>*</p>



<p><strong>MEVLİDİN KIYMETİ ve ZİHİN DÜNYAMIZDAKİ YERİ</strong></p>



<p>Süleyman Çelebi’nin <em>Vesîletü’n-Necât</em>’ı, çağları aşarak bugüne kadar gelen ve kıymetinden bir şey kaybetmeden her dönemde gönülleri fetheden halkın <em>Mevlid’i</em>, edebiyatın mesnevisidir. Onun bu yönünü görmek ve bu çerçeveden değerlendirmek gerekir. Bunun dışına çıkan değerlendirmeler, ya boşa kürek çekmek ya da metni amacının dışına çıkarmak anlamına gelir. Çünkü <em>Vesîletü’n-Necât</em>, <em>duygusal bir şiir, hayal zenginliğinin ürünü eşsiz bir eser, kurgusal bir dünya, isminden de anlaşılacağı üzere kurtuluşa vesile olma niyetinde bir metindir</em>.</p>



<p>Özellikle vesile olma yönüyle <em>Mevlid</em>, bir <em>bilinç inşası</em> amacı ve iddiası taşımaktadır. Çelebi, somut bir gerçeklik olan Rahmet Peygamberi’nin hayatı üzerinden giderek hayalin sunduğu atmosfer içinde dilin mecaz imkânlarını kullanarak temsili bir anlatımla sahih inanç etrafında sahici bir bilinç oluşturma çabasında olmuştur. Onun bu çabası, lafızlara dökülmüş, kelimelere bürünmüş, derlenmiş toparlanmış bir mana bohçasına dönüşmüştür. Bir başka benzetmeyle o, bir hat şaheserinin etrafını tezyin ve tezhip eden müzeyyin ve müzehhibdir. Nitekim Çelebi’nin mesnevide ortaya koyduğu doğum sahnesi, doğum esnasında görünen, görünmeyen, canlı ve cansız bütün bir dünyanın adeta dile gelmesi; miraç serüveni içinde geçen olgular, olaylar ve söyleşiler bunun belgesidir. Siyer kitaplarında geçmeyen Âmine Hatun’un doğum sahnesine dair anlatısı, Kâbe’nin dile gelip konuşması, Cebrail ile Burak’ın karşılıklı söyleşisi, şairin hayal dünyasının ürünleridir. Ama bunlar Hz. Peygamber’in gerçek hayatına, Kâbe’nin sahih anlamına ve İsrâ-Mirac olayının gerçekliğine zarar veren değil, hayalin, mecazın ve temsilin katkılarıyla bunların etrafında ilmek ilmek işlenen duygusal zenginlik örgüleridir. &nbsp;Bu tür anlatım bilinç inşa etmede, duygusal bir atmosfer oluşturmada ve heyecan meydana getirmede çok etkili ve işe yarar bir yöntemdir. Halkımız da <em>Mevlid’i</em> bu yönüyle görmüş, bu amacıyla beğenmiş ve duygusal heyecan uyandıran cihetiyle sevmiştir.</p>



<p>Çelebi’nin <em>Mevlid</em>’ini bir itikad, siyer, tarih ve tasavvuf kaynağı gibi görmek doğru değildir. Bu tür yaklaşım <em>Mevlid</em>’i amacı ve işlevi dışına çıkarmak anlamına gelir. Maalesef biri selefi diğeri aşırı tutucu iki yaklaşım <em>Mevlid</em>’i bu şekilde amaç ve işlevi dışında değerlendirmeye tabi tutmakta ve buradan yola çıkarak aslı ve dayanağı olmayan yargılamalara gitmektedirler. Selefi yaklaşım, sanki halkımız <em>Mevlid</em>’i bir inanç ve siyer kaynağı görüyormuş gibi bir kaygıya kapılarak inanç noktasından değerlendirmelere gitmekte ve buradan büyük günahtan küfre/şirke giden bir yargılama yapmaktadır. Tutucu kesim ise aşırı duygusal tepki vererek <em>Mevlid</em>’i bir itikad, siyer ve tarih metni gibi görme yanlışlığına düşmektedir. Umut veren durum ise halkın her iki kesime de kulak asmadan <em>Mevlid’e</em> gerçek işlevi ve amacı doğrultusunda sahip çıkmasıdır.</p>



<p>Süleyman Çelebi’nin her bahrin sonunda “<em>Ger dilersiz bulasız oddan necât / Aşk ile derd ile eydin es-Salât</em>” dediği gibi, her müminin temel amacı cehennem azabından kurtulmak ve ilahî rahmete ulaşmaktır. Bu öyle rastgele değil; dileme, niyetine girme ve azmetmenin sonucunda gönülden ve kalpten istemeyle, salatı yerine getirmekle ve Rahmet Nebisi’nin ahlakıyla ahlaklanmakla mümkündür. Salatın <em>dua, istiğfar ve namaz</em> şeklinde üç anlamı bulunmaktadır. Bir dördüncüsü ise Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa’ya <em>salat ve selam</em> getirmektir. Nitekim Mevlid merasimlerinde bu beytin okunmasının ardı sıra salat ve selam getirilir. Aslında namazın her rekatında okunan Fatiha Suresinde bu dört anlamın hepsi bulunmaktadır. Fatiha’yı okurken bizler Rabbimize hamd ile şükürde bulunuruz, dünya ve ahiretin yegâne yaratıcısı ve yöneticisinin Yüce Allah olduğunu ifade ve itiraf ederiz, sadece O’na ibadet edeceğimize ve O’ndan yardım isteyeceğimize söz veririz, ardından bizleri iyilerin ve nimete ermişlerin yanında kılması, asilerden ve ilahi gazaba uğramışlardan uzak tutması için dua ve niyazda bulunuruz, âmîn diye de bitiririz.</p>



<p>Çelebi’nin son beyitlerinde Fatiha Suresindeki bütün bu anlamlar bulunmakta, <em>Mevlid Mesnevisi</em> de aynen onun gibi âmîn nidalarıyla nihayete ermektedir.</p>



<p><strong>NOT</strong>:</p>



<p>1. Metinde zikredilen “Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım” sözü için bak. Aclunî, <em>Keşfü’l-hafâ ve müzîlü’l-ilbâs</em>, nşr. Ahmed el-Kallâş, Beyrut 1405/2005, II, 214.</p>



<p>İlk yaratılanın Hz. Peygamber’in nuru olduğu anlayışı için bakınız: Leknevî, <em>el-Âsâru’l-merfu’a fi’l-ahbâri’l mevdû’a</em>, Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, I, 42-43; Nâyif el-Abbas, <em>Tehzîbü hâşiyeti’l-Beycûrî alâ’l-Cevhere fi’t-Tevhîd</em>, Beyrut 1407/1987, s. 48.</p>



<p>Bazı Şii grupların Hz. Adem’den önce Ehl-i Beyt’in suretlerinin veya isimlerinin varlığı anlayışı ve söylemi için bk. Şeyh Müfîd, <em>Ecvibetü’l-mesaili’l-Hacibiyye</em>, nşr. Ali el-Horasanî, Beyrut 1435/1392, s. 38-41.</p>



<p>2. Mevlid metni için şu iki kaynaktan istifade edilmiştir:</p>



<p>Mehmet Akkuş, “Vesiletü’n-Necât”, <em>Mevlid Külliyâtı</em>, edit: Bilal Kemikli, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, s. 79-103, <a href="https://diniyayinlar.diyanet.gov.tr/Documents/MevlidKulliyati1.pdf">https://diniyayinlar.diyanet.gov.tr/Documents/MevlidKulliyati1.pdf</a>, 17.03.2021, 22:37;</p>



<p>Bilal Kemikli, <em>Süleyman Çelebi ve Mevlid</em>, Ketebe Yayınları, İstanbul 2018, s. 23-67. 14 Şaban 1442 / 27 Mart 2021</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/mevlid-ve-bilinc-insasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mevlid Kandili’nden Geriye Ne Kaldı?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/mevlid-kandilinden-geriye-ne-kaldi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/mevlid-kandilinden-geriye-ne-kaldi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Nov 2018 08:50:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Kandil]]></category>
		<category><![CDATA[mevlid]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamber]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4939</guid>

					<description><![CDATA[SİNAN ESKİCİOĞLU YAZDI O, bir peygamberdi. Bütün güzellikler O’ndaydı. Ama zaten peygamber, bu çok normal. Kandilde salavatlarla anıldı, dualar edildi. Peki sonra? İşte bu konuyu ve soruyu düşündüm kendi kendime. Hatta kendimle konuşa konuşa. İslam’da olmayan bir gece, hadi kutluyoruz. Bidat demiyoruz, Zeitgeist (Zamanın ruhu) onu gerektiriyor dedik. İletilerle, süslü mesajlarla geçen Mevlid kandili; ne faydası oldu ve ne öğrendik? Mevlid kandili kutlandı. Namazlar eda edenler, oruçlar tutanlar, dua ve yalvarışlarda bulunanlar, ibadetlerinin karşılığını öbür tarafta alacaklar. Samimi niyetle Rabb’e yakın olmak isteyenlere sözüm yok, zaten onlar da sessiz-sedasız günü geçirmişlerdir. Diğer bir kesim de, iletilerle-sosyal medya paylaşımlarıyla kandilleri kutlayanlar. Sayısız mesaj ve ileti telefondan telefona dolaştı. En kolay olanları da, resim ya da video paylaşımlı olanlar. Gönderiyorsunuz, tamam. Artık herkes çok meşgul. İki satır kart atmak bir tarafa, telefondan kişisel mesaj göndermek için bile zaman yok. Kandil de olsa, bayram da olsa bu değişmiyor. Bir diğer kesim de, kandili fırsat bilip, dini yaşantı içinde olmadığına inandığı kişilere mesajlar, iletiler ya da direk yazılar ile ‘cehennem korkusu’ salanlar ve İslam’ı yüzlere vururcasına satmaya çalışanlar. Bu kesim zaten hepinizin malumu, en iyi İslam’ı anlayanlar ve hatta Kuran ayetlerini en iyi yorumlayanlar. Peki, ne öğrendik Mevlid kandilinden? Kimilerimiz de güzel yazılar kaleme &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>SİNAN ESKİCİOĞLU YAZDI</strong></p>
<p>O, bir peygamberdi. Bütün güzellikler O’ndaydı. Ama zaten peygamber, bu çok normal. Kandilde salavatlarla anıldı, dualar edildi. Peki sonra? İşte bu konuyu ve soruyu düşündüm kendi kendime. Hatta kendimle konuşa konuşa. İslam’da olmayan bir gece, hadi kutluyoruz. Bidat demiyoruz, Zeitgeist (Zamanın ruhu) onu gerektiriyor dedik.</p>
<p><strong>İletilerle, süslü mesajlarla geçen Mevlid kandili; ne faydası oldu ve ne öğrendik?</strong></p>
<p>Mevlid kandili kutlandı.</p>
<p>Namazlar eda edenler, oruçlar tutanlar, dua ve yalvarışlarda bulunanlar, ibadetlerinin karşılığını öbür tarafta alacaklar. Samimi niyetle Rabb’e yakın olmak isteyenlere sözüm yok, zaten onlar da sessiz-sedasız günü geçirmişlerdir.</p>
<p>Diğer bir kesim de, iletilerle-sosyal medya paylaşımlarıyla kandilleri kutlayanlar. Sayısız mesaj ve ileti telefondan telefona dolaştı. En kolay olanları da, resim ya da video paylaşımlı olanlar. Gönderiyorsunuz, tamam.</p>
<p>Artık herkes çok meşgul. İki satır kart atmak bir tarafa, telefondan kişisel mesaj göndermek için bile zaman yok. Kandil de olsa, bayram da olsa bu değişmiyor.</p>
<p>Bir diğer kesim de, kandili fırsat bilip, dini yaşantı içinde olmadığına inandığı kişilere mesajlar, iletiler ya da direk yazılar ile ‘cehennem korkusu’ salanlar ve İslam’ı yüzlere vururcasına satmaya çalışanlar. Bu kesim zaten hepinizin malumu, en iyi İslam’ı anlayanlar ve hatta Kuran ayetlerini en iyi yorumlayanlar.</p>
<p><strong>Peki, ne öğrendik Mevlid kandilinden?</strong></p>
<p>Kimilerimiz de güzel yazılar kaleme aldılar. Hz. Peygamber’in güzel ahlakından, dürüstlüğünden bahsettiler. ‘merhamet yüklü, adalet, hakkaniyet, âdemiyet, ilim, irfan, hikmet Peygamber’i Hz Muhammed Mustafa’nın (s.a.v) Yüce Rabbimiz tarafından seçilerek gönderilişine şükretmek, sevinmek sureti ile kutlamak’ dediler. Kuran’ı okumak, anlamak ve yaşamak diyerek halis niyetler ifade edenlerimiz de oldu.</p>
<p>Tekrar sorumu yöneltiyorum: Peki ne öğrendik Mevlid kandilinden?</p>
<p><strong>Neden mi bu soru?</strong></p>
<p>Bütün bu güzel sıfatlar, Hz. Peygamber’i tanımlıyor. O zaten Rabb’in bizim için seçtiği bir elçiydi. Gönderdiği diye ifade etmedim. Çünkü O’nun yukarıdan gönderildiğini sananlar bile var. O’nun yaşayan insanlar arasından seçildiğini bilmeyen çok genç var.</p>
<p>O, bir peygamberdi. Bütün güzellikler O’ndaydı. Ama zaten peygamber, bu çok normal. Kandilde salavatlarla anıldı, dualar edildi.</p>
<p>Peki sonra?</p>
<p>İşte bu konuyu ve soruyu düşündüm kendi kendime. Hatta kendimle konuşa konuşa.</p>
<p>İslam’da olmayan bir gece, hadi kutluyoruz. Bidat demiyoruz, Zeitgeist (Zamanın ruhu) onu gerektiriyor dedik.</p>
<p>Peki, gençlere faydası ne bunun, gençler hayatları için ne öğrenmiş olacaklar? Hayatlarına ne katacaklar? Sadece gençler mi, hayır. Toplumun bütünü, Mevlid kandilinden hayatına ne katacak?</p>
<p>‘Kandil yok diyorsunuz da, bunu neden düşündünüz’ diyenleriniz olabilir, normaldir.</p>
<p>Açıklayayım.</p>
<p>Evet, Mevlid kandili İslam’da yok. Hicretten 300 yıl sonra kutlanmaya başlamış. (Pazartesi günkü yazım için de düzeltme tekrarı olsun)</p>
<p>Hicret M.S. 622 yılında oldu, yani bundan 300 yıl sonra.</p>
<p>Ama Hz. Muhammed (sav) ile ilgili, O’nun hayatından örnekler çıkarmayla ilgili sürekli ifade ettiğim bir tezim var: ‘Hz. Muhammed (sav) bugün yaşasa, hayatı nasıl olurdu?’</p>
<p>İşte bu temel düşüncem sebebiyle bu konuyu irdeledim.</p>
<p>Benim aklıma gelenleri sıralayayım:</p>
<p>Hz. Muhammed (sav), ilk önce ‘El-Emin’ sıfatıyla anıldı: Yani yalan söylememe, düşmanları tarafından bile doğru sözlü olmasıyla bilinmesi. Bugün kendimize, ailemize ve Müslümanlara bir bakalım, bu özelliğini ne kadar hayatımızda uygulayabiliyoruz.</p>
<p>Küçüklüğünden itibaren ticaret kervanlarına katıldı: Küçüklüğü ve sonra gençliği hep ticaretle yani çalışmayla geçti. Çalışmanın ne kadar önemli olduğunu hayatında gösterdi. Kendimize, çevremize ve Müslümanlara bir bakalım, acaba çalışmaya ne kadar önem veriyoruz.</p>
<p>Bu özelliği, aynı zamanda O’nun hayatın içinde olmasını sağladı: Bu özellik de özellikle camilerde görev yapan imamlar, ilahiyat fakültelerinde görev yapan hocalar için önemli, acaba gerçekten hayatın içindeler mi?</p>
<p>Hz. Hatice ile evlendi ve ona çok saygı duyan bir erkek portresi çizdi: Hele bu özelliği Müslüman toplumları için çok önemli. Acaba Müslüman toplumlar, kadına gereken saygıyı gösteriyorlar mı? Acaba Müslüman toplumlar kadınlara gerçek manada değer veriyorlar mı, yoksa onları evde iş yapan, ev robotları olarak mı görüyorlar?</p>
<p>Hz. Muhammed (sav), 40 yaşından sonra farklı bir dünyaya adım attı ve peygamber oldu. Ümmi (okuma yazma bilmeyen) olmasına rağmen ayetleri ezberledi, 40 yaşından sonra hayatında müthiş farklılıklar gerçekleşti: Tamam O peygamberdi, ama bu örnekler bizim için önemli. 40 yaşından sonra olmaz diye kabullendiğimiz birçok iş ve çalışma yok mu? Mesela dil öğrenmek, müzik aleti çalmayı öğrenmek, çocuklarımızla oynamak ve spor yapmak vb. Çevremize ve Müslümanlara bir bakalım, acaba ne kadar kitap okunuyor, bırakın ilim öğrenmek adına olmasını, İslam’ı öğrenmek adına bile kitap okunmuyor, okunsa bu kadar alim görünümlü cahil olmazdı.</p>
<p>Hz. Muhammed (sav) 40 yaşından sonra gençlerle iletişime geçti, onları anlamaya çalıştı, onlarla çalışma başlattı, onlara sabretti, büyüklük taslamadı: Bugün birçoğumuz ‘artık bizden geçti’ diye gençlerle ilgilenmiyoruz, gençleri anlamaya çalışmıyoruz, onların dünyalarına inmiyoruz. Çevremize ve Müslüman toplumlara bir bakalım, yaşı ileri olanlar başka İslam’dan-hayattan bahsediyorlar, gençler başka İslam’dan-hayattan.</p>
<p>Hz. Muhammed (sav), ne şişmandı ne zayıftı: O, dengeli beslenen, vücuduna önem veren, spor yapan biriydi. Bugün Müslüman toplumların spor yapma alışkanlıklarına bir bakalım, ya da dengeli beslenmeyi ne kadar uyguladıklarına.</p>
<p>Hz. Muhammed (sav), Hz. Ayşe ile spor yapar, şakalaşır ve onunla arkadaş gibi muhabbet ederdi: Bugün Müslümanlar ve Müslüman toplumlara bir bakalım, acaba aile hayatları hangi seviyede. Müslüman toplumlarında beraber olan eşler mi, yoksa erkekler bir kümede, kadınlar başka kümede ve aradaki makas sürekli açılmada mı? (Sonrasında da bildik cümle: Kadınlar bile kendini anlamıyorlar, biz nasıl anlayalım?)</p>
<p>Hz. Muhammed (sav), hicrette 51 yaşındaydı: Hz. Peygamber, 51 yaşında iken, bir şehirden başka şehre gidip, orada hayatını idame ettirecek güç ve enerjiye sahipti. Bugün Müslümanlara ve Müslüman toplumlarına bir göz atalım, böyle zor bir aksiyonu gerçekleştirecek enerjiye sahipler mi? İşte o enerji ve güç, O’nun içinde atom santrali gibiydi ve çevresine de güç ve enerji veriyordu.</p>
<p>Hz. Muhammed (sav), diğer devletlerin başkanlarına mektuplar yazdırıp, gönderiyordu: O, İslam’a davet etmek için diğer ülkelerle iletişim içinde olunması gerektiğini biliyordu ve uyguluyordu. Bugün Müslüman ülkelere, toplumlara bir bakalım, acaba ne kadarı diğer ülkelerle iletişim içinde olunması gerektiğini düşünüyorlar ve bunun için çaba sarf ediyorlar…</p>
<p>Hz. Muhammed (sav), insanları kırmadan, incitmeden, onlarla sağlıklı iletişim kurarak, onlara İslam’ı sevdirerek, hal ile tebliğ yapıyordu: Bugün Müslümanlara, Müslüman toplumlara bakalım, acaba ne kadar yumuşak, sevgi dolu davranıyorlar. Diğer insanları kırmadan, incitmeden mi konuşuyorlar…</p>
<p>Hatta Hz. Muhammed’in bu özelliği ayetle de sabittir: ‘Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış…’ (Ali İmran, 159)</p>
<p>Müslümanlar, Müslüman toplumlar çok insani, centilmen-centilwoman’lar (Gentleman-Gentlewoman) mı; yoksa kaba ve katı yürekliler mi?</p>
<p>Müslümanlar, Müslüman toplumlar, Müslüman yöneticiler de aynı şekildeler mi? Ve hatta bunların üzerine acaba müslüman yöneticiler ‘iş hakkında onlara danış’ ayetini hayatlarında uyguluyorlar mı?</p>
<p>Mevlid kandilinde Hz. Muhammed (sav)’ı andık.</p>
<p>Ben kandili kutlamadım, sadece bunları düşündüm, aklıma gelenleri de sizlerle paylaşayım dedim. Umarım iyi yapmışımdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sevgi ve Bilgiyle kalın</p>
<p>Kaynak: http://www.ocakmedya.com</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/mevlid-kandilinden-geriye-ne-kaldi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lehte ve Aleyhte Delillerle “Mevlid”  Kutlamak</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/lehte-ve-aleyhte-delillerle-mevlid-kutlamak/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/lehte-ve-aleyhte-delillerle-mevlid-kutlamak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Nov 2018 10:07:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Kandil]]></category>
		<category><![CDATA[mevlid]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4892</guid>

					<description><![CDATA[Doç. Dr. Soner Duman Yazdı Her yıl Rebiülevvel ayının 12’si geldiğinde mevlid kutlamanın hükmü üzerine çeşitli tartışmalar yapılır. Aslında bu tartışmalar yeni değildir. Öteden beri mevlid kutlamanın caiz olduğu ve olmadığını savunan iki görüş var olagelmiştir. Ne var ki zamanımızda hemen her şeyin Müslümanlar arasında bir ayrım, ötekileştirme, düşmanlık ve hatta zaman zaman tekfire varan boyutta yaralanmaya sebep olduğu görüldüğünden bu konuda ifrat ve tefritten uzak itidal noktayı belirlemek gerekli olmuştur. İtidal noktanın ne olduğunu belirlemeden önce mevlid kutlamayı caiz görmeyip bid’at olarak niteleyenler ile caiz görenlerin delillerini kısaca serdedip sonra kendimce itidal olarak gördüğüm noktayı ortaya koymaya çalışacağım. Muvaffakiyet Allah’tandır. A. MEVLİD KUTLAMAYI CÂİZ GÖRMEYENLERİN DELİLLERİ Hanbelîlerden İbn Teymiyye, Mâlikî âlimlerden Şâtıbî ve İbnü’l-Hâc gibi âlimler başta olmak üzere modern dönem Suudî / Selefî ulemanın neredeyse tamamı mevlid kutlamayı bid’at olarak nitelemişler ve caiz görmemişlerdir. Bu görüşte olanlar, kendi görüşlerine delil olarak şu hususları zikretmişlerdir: 1. Allah Resûlü’nün (s.a.v.) doğum tarihi kesin olarak belli değildir. Siyer kaynakları Allah Resûlü’nün (s.a.v.) doğumu hususunda çok farklı görüşlerin bulunduğunu belirtmektedir. Kesin olarak bilinen şey, Allah Resûlü’nün günler içinde Pazartesi günü, yıl olarak da fil vakasının gerçekleştiği yıl doğduğudur. Bunun dışında hangi ayda ve o ayın hangi gününde doğduğu kesin olarak belli değildir. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="gs">
<div class="">
<div id=":ml" class="ii gt adO">
<div id=":1xu" class="a3s aXjCH " tabindex="-1" role="gridcell">
<div>
<p><strong>Doç. Dr. Soner Duman Yazdı</strong></p>
<p>Her yıl Rebiülevvel ayının 12’si geldiğinde mevlid kutlamanın hükmü üzerine çeşitli tartışmalar yapılır. Aslında bu tartışmalar yeni değildir. Öteden beri mevlid kutlamanın caiz olduğu ve olmadığını savunan iki görüş var olagelmiştir. Ne var ki zamanımızda hemen her şeyin Müslümanlar arasında bir ayrım, ötekileştirme, düşmanlık ve hatta zaman zaman tekfire varan boyutta yaralanmaya sebep olduğu görüldüğünden bu konuda ifrat ve tefritten uzak itidal noktayı belirlemek gerekli olmuştur.</p>
<p>İtidal noktanın ne olduğunu belirlemeden önce mevlid kutlamayı caiz görmeyip bid’at olarak niteleyenler ile caiz görenlerin delillerini kısaca serdedip sonra kendimce itidal olarak gördüğüm noktayı ortaya koymaya çalışacağım. Muvaffakiyet Allah’tandır.</p>
<p><strong>A. MEVLİD KUTLAMAYI CÂİZ GÖRMEYENLERİN DELİLLERİ</strong></p>
<p>Hanbelîlerden İbn Teymiyye, Mâlikî âlimlerden Şâtıbî ve İbnü’l-Hâc gibi âlimler başta olmak üzere modern dönem Suudî / Selefî ulemanın neredeyse tamamı mevlid kutlamayı bid’at olarak nitelemişler ve caiz görmemişlerdir. Bu görüşte olanlar, kendi görüşlerine delil olarak şu hususları zikretmişlerdir:</p>
<p><strong>1. Allah Resûlü’nün (s.a.v.) doğum tarihi kesin olarak belli değildir.</strong></p>
<p>Siyer kaynakları Allah Resûlü’nün (s.a.v.) doğumu hususunda çok farklı görüşlerin bulunduğunu belirtmektedir. Kesin olarak bilinen şey, Allah Resûlü’nün günler içinde Pazartesi günü, yıl olarak da fil vakasının gerçekleştiği yıl doğduğudur. Bunun dışında hangi ayda ve o ayın hangi gününde doğduğu kesin olarak belli değildir. Şu halde Rebiülevvel ayının 12. gününü mevlid-i nebi olarak kutlamanın tarihsel bir dayanağı yoktur.</p>
<p><strong>2. Mevlid kutlamak dinde olmayan bir uygulamadır, bu sebeple bid’attır.</strong></p>
<p>Mevlid kutlamak Kur’an ve Sünnet’te yer almayan bir ameldir. Allah Resûlü (s.a.v.) bunu yapmadığı gibi sahabe ve onları takip eden fazilet sahibi nesillerden hiç kimse mevlid kutlamamıştır. İbn Teymiyye bu konuda şunları söylemiştir:</p>
<p>“Ortada kutlamayı gerektiren durum mevcut ve bir engel de olmadığı halde selef mevlid kutlamamıştır. Eğer mevlid kutlamak sırf hayırlı veya hayrı şerrine göre daha üstün bir amel olmuş olsaydı bunu selefin yapması bizim yapmamıza göre daha layıktı. Çünkü onlar Allah Resûlü’nü bizden daha çok seviyorlar, bizden daha çok yüceltiyorlardı. Onlar, hayırlı işlere bizden daha hırslı idiler.”</p>
<p>(İbn Teymiyye, İktidâu’s-sırati’l-müstakîm li muhâlefeti ashâbi’l-cahîm, II, 123)</p>
<p>Bunun zorunlu sonucu mevlid kutlamasının bid’at olmasıdır. Çünkü Allah ve Resûlü’nün emretmediği, selefin yapmadığı bir şey dinî bir uygulama olarak ihdas edilmiştir. Nitekim mevlid kutlamayı ilk olarak hicrî IV. Asırda Mısır’da Şiî inancına bağlı Fâtımî devleti başlatmıştır. O zamana kadar ehl-i sünnet içinden hiç kimse böyle bir kutlama içinde bulunmamıştır.</p>
<p><strong>3. Mevlid kutlamak, Hristiyanlara benzemektir.</strong></p>
<p>Hristiyanlar Hz. İsa’nın doğum gününü milad olarak kutlarlar. Müslümanların da Allah Resûlü’nün yapmadığı bir şekilde onun doğum gününü kutlamaya başlamaları Hristiyanlarla karşılaşmaları sonucunda kültürel etkileşimle gerçekleşmiştir. Oysa Allah Resûlü (s.a.v.) “kim bir kavme benzemeye çalışırsa o da onlardandır” buyurarak başkalarına benzemeyi yasaklamıştır.</p>
<p><strong>4. Mevlid diye kutlanan gün, aslında Hz. Peygamber’in doğduğu değil vefat ettiği gündür:</strong></p>
<p>Siyer kaynakları, Hz. Peygamber’in ne zaman doğduğu konusunda farklı bilgiler verdikleri halde vefat tarihinin Rebiülevvel ayının 12’si olduğunda ittifak etmişlerdir. Şu halde o günü sevinçle, mutlulukla kutlamak, Hz. Peygamber’in vefat ettiği ittifakla sabit olan bir günde sevinç gösterisi yapmak anlamına gelir. Nitekim Mâlikî âlimlerden İbnü’l-Hâc Müslümanların hüzünlü olmaları gereken bir günde kutlama yapıyor olmalarına bir anlam veremediğini belirtmiştir. (İbnü’l-Hâc, el-Medhal, II, 15)</p>
<p><strong>5. Mevlid kutlamalarında, dince haram ve münker olan pek çok şeyler yapılmaktadır:</strong></p>
<p>Mevlid kutlamalarında erkek-kadın karışık halde bulunmalar, raks vb. gibi dince haram kılınan, münker görülen pek çok uygulama bir arada bulunmaktadır. Nitekim Mâlikî âlimlerden Dusukî, mevlidlerde görülen bu münkerler sebebiyle bir kimsenin mevlid kutlanmasında harcanmak üzere para vasiyet etmesini caiz görmemiştir. (Hâşiyetü’d-Dusukî, IV, 407)</p>
<p><strong>6. Peygamberin doğumunu kutlamayı sadece bir gün ile sınırlamak doğru değildir:</strong></p>
<p>Allah Resûlü (s.a.v.) bizim hem dünyada hem de âhirette kurtuluşumuzun vesilesidir. Bu sebeple her müminin onu ömrünün her anında şükran ve minnetle anması gerekir. Farklı kültürlerin belirli günleri belirli şahıs ya da olayları anmak için (anneler günü, öğretmenler günü vb.) tahsis etmesine özenerek Allah’ın âlemlere rahmet olarak gönderdiği elçisi için günlerden bir günü tahsis etmek doğru değildir.</p>
<p><strong>7. Mevlid kutlamaları, Allah Resûlü’nü (s.a.v.) övmede aşırıya kaçmaya sebep olmaktadır:</strong></p>
<p>Mevlid kutlamaları esnasında okunan kimi şiir, kaside ve naatlarda Hz. Peygamber’i övmek üzere söylenen sözler içinde şirk unsurları barındıran hususlar bulunmaktadır. Zira bu şiirler çoğu zaman onu Allah’a ait olan bir takım hususlarla nitelemektedir. Bu yüzden bu kutlamaları yapanlar, sevaba girelim derken küfür ya da şirk unsuru barındıran sözler söyleme tehlikesine düşebilmektedirler.</p>
<p><strong>8. Mevlid bir ibadete dönüştürülmüştür.</strong></p>
<p>İbadetlerde ana kural “dince belirlenmiş olmak”tır. Din tarafından belirlenmemiş bir şeyi ibadet olarak benimsemek ve uygulamak haramdır. Mevlid uygulamaları da bir tür ibadet gibi benimsenmekte ve uygulamaktadır. Öyle ki insanların çoğu mevlid kutlamayı, bu kutlama esnasında okunan şiir ve naatları sanki dinin kendindenmiş gibi görmektedir. Oysa dinde böyle bir şey yoktur.</p>
<p><strong>B. MEVLİD KUTLAMAYI CAİZ GÖRENLERİN DELİLLERİ VE YUKARIDAKİ İDDİALARA KARŞI CEVAPLARI</strong></p>
<p>Klasik dönemde başta İbn Hacer el-Askalanî, Suyutî, Sehavî, İbn Âşir, İbn Merzuk gibi âlimler ve modern dönemde Muhammed Said Ramazan el-Bûtî, Şa’ravî, Nablûsî ve İslamî hareketin önde gelen simalarından Said Havva ve Yusuf el-Karadavî, gibi âlimler mevlid kutlamanın –belirli şartlarla- caiz olduğunu belirtmişler ve görüşlerine dair şu hususları delil getirmişlerdir.</p>
<p><strong>1. Mevlid’i kutlamanın aslı sünnette yer almaktadır.</strong></p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.v)’e her Pazartesi günü niçin oruç tuttuğu sorulduğunda “bugün benim doğduğum gündür” buyurmuştur. (Müslim) Şu halde kendisinin doğduğu günü her hafta oruç tutarak ilk kutlayan bizzat Hz. Peygamber’dir. Bir Müslümanın, senede bir defa Allah Resûlü’nün doğduğuna inandığı günü kutlamasında bir sakınca yoktur.</p>
<p><strong>2. Kur’an’da önemli günler ve zaman dilimlerinin hatırlanması emredilmektedir:</strong></p>
<p>Kur’an “eyyamullah” [Allah’ın günleri]nin anılmasını emretmektedir. Bu, Allah’ın çeşitli zaman dilimlerinde kişileri ve ümmetleri imtihan etmek üzere onlara verdiği nimet ve sıkıntıların yad edilmesidir. Allah Resûlü’nün doğumu, insanlık için en büyük nimettir. İnsanların bu nimeti yâd etmek üzere bir araya gelmeleri, bunu ifade eden konuşmalar yapmaları tahdis-i nimet kabilinden bir uygulamadır.</p>
<p>Yine Kur&#8217;an, geçmişte yaşayan pek çok peygamberle ilgili olarak &#8220;doğduğu günde, öleceği günde ve yeniden diriltileceği günde selam onun üzerine olsun&#8221; buyurmak suretiyle peygamberlerin doğum ve ölüm günlerinin önemine vurgu yapmıştır.</p>
<p><strong>3. Kur’an, peygamber kıssalarında ibret olduğunu belirtmektedir:</strong></p>
<p>Kur’an, Allah Resûlü’ne (s.a.v.) hitaben şöyle buyurmaktadır: “Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini (tatmin ve) teskin edeceğimiz her haberi sana anlatıyoruz. Bunda sana gerçeğin bilgisi, müminlere de bir öğüt ve bir uyarı gelmiştir.” (Hûd, 120)</p>
<p>Bu âyet, geçmiş peygamberlerin kıssalarının Hz. Peygamber’in kalbini tatmin ve teskin ettiğini, bu sebeple anlatıldığını açık olarak ifade etmektedir. Nasıl ki geçmiş peygamberlerin kıssaları, hikayeleri Allah Resûlü’ne sebat ve mücadele azmi kazandırıyorsa, Resullerin ve nebilerin efendisi olan Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hayat hikâyesini ve mücadelesini dinlemek de biz Müslümanların azmini tazelemekte, bizlere güç katmaktadır. Mevlid kutlamaları da bunun için bir vesile olmaktadır.</p>
<p><strong>4. Allah Resûlü’nün bir şeyi yapmaması onun haramlığını göstermez:</strong></p>
<p>Usulün temel kurallarından birisi şudur: “Allah Resûlü’nün bir şeyi terk etmesi onun haramlığını göstermez.” Bir şeyin haramlığı için açık ve kesin bir delil bulunması gerekir. Hz. Peygamber “size bir şeyi emrettiğimde gücünüz ölçüsünde yapın, bir şeyi yasakladığımda ondan kaçının” demiştir. Ancak “ben bir şeyi terk ettiğimde siz de terk edin” buyurmamıştır. Buna göre Hz. Peygamber’in terk ettiği şeyler –kendisi tarafından haramlık ya da mekruhluğu belirtilmediği sürece- mübah olarak kalır. Mevlid de böyledir. Şu halde Hz. Peygamber, sahabe ve selefin mevlidi kutlamamış olması, kutlanmasının haram veya bid’at olmasını gerektirmez.</p>
<p><strong>5. Sahabenin mevlidi kutlamamasının başka sebepleri vardır:</strong></p>
<p>Yusuf el-Karadavî, sahabenin Allah Resûlü’nün siret ve hatıralarını her daim canlı tuttuklarını, her vesileyle çocuklarına anlattıklarını belirtmiş, onların bu şekilde bir anma ve hatırlamaya ihtiyaç duymadıklarını söylemiştir.<br />
Şu halde selefin mevlidi kutlamayı terk etmesi bunun haramlığından değil, zaten Allah Resulü’nün hatıralarıyla zihinlerinin dolu ve canlı olmasındandır. Ancak sonraki dönemlerde bu bağ zayıfladığında insanlara onu hatırlatacak vesileleri canlı tutmak gerekli olmuştur.</p>
<p><strong>6. Mevlid kutlamak, bid’atın tanımına dahil değildir.</strong></p>
<p>Bid’at, dinde olmayan bir şeyi dine eklemek, peygamberimizin göstermediği bir yöntemle Allah’a kulluk etmeye çalışmaktır. Suyutî’nin belirttiğine göre mevlid kutlamaya bid’at demek doğru değildir. Kaldı ki bid’at denilecekse bile bu, bid’at-ı hasene diye isimlendirilmeye layıktır. Dahası buna sünnet-i hasene demek daha uygun ve doğrudur. Nitekim sahabe de bu şekilde sünnetler koymuşlardır. Teravih namazının sürekli ve düzenli olarak mescitlerde kılınması, namazda rükûdan kalkarken “rabbenâ leke’l-hamd” demek sahabenin Hz. Peygamber’den duymaksızın kendiliğinden yaptığı şeylerden olduğu halde bunlara bid’at diyemeyiz.</p>
<p><strong>7. Mevlid ibadet değil, örftür.</strong></p>
<p>Mevlid kutlamak, Allah’ın meşru kılmadığı bir ibadet türü olmayıp Müslümanların örf ve âdet olarak kutladığı bir etkinliktir. İbadetler dışındaki meselelerde genel kural “aksi belirtilmedikçe helal ve mübah olmak”tır. Hz. Peygamber’in hayatını anlatmak, buna dair şiirler söylemek mübah bir şeydir.</p>
<p><strong>8. Mevlid kutlamalarında görülen yanlışlıklar mevlidin aslını ilgilendirmez</strong></p>
<p>Mevlid kutlamalarında kadın-erkek karışık bir arada bulunmak, dans ve raks etmek gibi haram ya da münker olarak görülen uygulamalar mevlid kutlamanın aslıyla ilgili olmayıp genel haramlardır. Bu husus, mevlid kutlamanın haram ya da bid’at olarak nitelenmesini gerektirmez. Nitekim Kur’an okumak için bir araya gelmede de benzer yanlışlıklar söz konusu olabilmektedir. Ancak bu durum Kur’an okuma fiilinin aslen meşruluğunu zedelemez.</p>
<p>Yine mevlid kutlamalarında okunan şiir, kaside ve naatlarda övgüde aşırıya kaçma, şirk ve küfür unsurları barındırabilecek şeyler söylemenin yasak görülmesi ayrı bir şey, mevlidi kutlamanın caizliği ayrı bir şeydir.</p>
<p><strong>9. Mevlid kutlamak, Hristiyanlara benzemek anlamına gelmez:</strong></p>
<p>Mevlid kutlamanın Hristiyanlara benzemek anlamına geldiği yüzde yüz kesinlikte iddia edilemez. Nitekim bu görüşü dile getiren İbn Teymiyye bile bunun kesin olmadığını, bu türden uygulamaların bazen Hristiyanlara benzemekten, bazen de Hz. Peygamber’e duyulan sevgi ve saygıdan kaynaklandığını belirterek bu hususun şüpheli ve ihtimalli olduğunu ifade etmiştir.</p>
<p>Kaldı ki Hristiyanlara ya da başka dinden olanlara benzemenin yasaklandığı durum onların gayr-i meşru fiillerinde benzemek ile ilgilidir. Meşru fiillerinde benzemek ise kötü değildir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) Medine’ye hicret ettiğinde Yahudilerin Muharrem ayının onuncu gününde oruç tuttuklarını görünce bunun sebebini sormuş, onlar “bu gün Musa’nın Firavun’dan kurtulduğu gündür” diye cevap vermeleri üzerine “biz Musa’ya sizden daha layığız” buyurarak ashabına o gün oruç tutmalarını emretmiş, ancak Yahudilerden farklı olmak üzere bir gün öncesi veya sonrasıyla birlikte tutulmasını istemiştir. Şu halde bir uygulamayı sırf Yahudi ya da Hristiyanlar yapıyor diye bunu yasak kabul etmek doğru değildir.</p>
<p><strong>10. Kutlama için belirli bir günü ya da zamanı tahsis etmek yanlış değildir:</strong></p>
<p>Kutlama için belirli bir gün ya da zamanı tahsis etmek ancak o günün din tarafından belirlenmiş olduğuna inanarak yapıldığında yanlış olur. Zira bu, bir tür ibadet belirlemek anlamına gelir. Ancak böyle bir inanca sahip olmayıp sırf rivayetlere dayanarak Hz. Peygamber’in doğduğu belirtilen günü esas almak bid’at değildir.</p>
<p><strong>SONUÇ VE TERCİH</strong></p>
<p>Mevlid kutlamanın caiz olup olmadığı meselesi itikadî değil ictihadî bir konudur. Âlimlerimizin bir grubu bunu caiz görmüş ve teşvik etmiş, diğer bir grubu ise bunu bid&#8217;at kabul ederek bundan sakındırmıştır. Nasıl ki başka meselelerdeki ictihad farklılıkları müsamaha ile karşılanıyorsa bu meselede de söz konusu ictihad farkı müsamaha ile karşılanmalıdır.</p>
<p>Kanaatimce mevlid kutlamayı caiz veya bid&#8217;at kabul eden her iki grubun ortaya koyduğu görüş ve delillerde haklılık payı bulunan noktalar bulunmaktadır.Söz gelimi mevlid kutlamayı bid&#8217;at kabul edenlerin ileri sürdüğü mahzurların bir kısmı kimi kutlamalarda gerçekten de mevcut bulunmaktadır. Buna karşılık bunun caiz olduğunu belirtenlerin ileri sürdüğü gerekçeler de yabana atılacak gerekçeler değildir. Öyleyse bu meselede her iki tarafın ortasını bulan, ifrat ve tefritten uzak bir yaklaşım sergilemek gerekir. Şahsî kanaatime göre bu iki görüşün arasını şu şekilde bulmak mümkündür:</p>
<p>Siyer kaynaklarındaki en güçlü rivayetleri esas alarak Allah Resûlü’nün (s.a.v.) doğum gününü Rebiülevvel ayının 12’sinde gerçekleşmiş kabul ederek o gün veya hafta vesilesiyle Hz. Peygamber’i ve davasını hatırlamakta herhangi bir sakınca yoktur. Nitekim mevlide yönelik eleştirilerin bir kısmı kutlama yapmanın aslıyla ilgili değil bu kutlamalarda görülen bir takım yanlışlıklar ile ilgilidir. Bu sebeple şu hususlara dikkat etmek gerekir:</p>
<p>1. Mevlid kutlamaları Allah Resûlü&#8217;nü daha yakından tanımaya vesile kılınmalıdır. Bununla birlikte bu gibi kutlamalarda onu övmek üzere söylenen kimi şiir ve na&#8217;tlarda Kur&#8217;an ve Sünnet tarafından çizilen kırmızı çizgilere ve sınırlara riayet etmek gerekir. Kimi zaman Allah Resûlü&#8217;ne duyduğumuz sevgi, onu övme konusunda ölçüsüz sözler söylemeye, hadis âlimlerimiz tarafından uydurma olarak kabul edilen rivayetler zikretmeye sevk edebilmektedir. Oysa Allah Resûlü (s.a.v.) “Hristiyanların Meryem oğlu İsa’yı övmede aşırıya kaçtığı gibi siz de beni övme konusunda aşırıya kaçmayın. Benim için Allah’ın kulu ve elçisi deyin” buyurmuştur. (Buharî) Nitekim daha Allah Resûlü hayatta iken bazı sahabîlerin onu övme konusunda sınırları zorlayan söz ve fiillerine bizzat kendisi müdahale etmiştir.</p>
<p>Allah Resûlü&#8217;nün Allah katındaki konum ve üstünlüğünü en iyi anlatan hiç şüphesiz Kur&#8217;an ve sünnettir. Rabbimiz Yüce kitabında onu hiçbir kulun övemeyeceği şekilde övmüştür. Nitekim kendisini âlemlere rahmet olarak gönderdiğini belirtmiş, onun yüce bir ahlak üzere olduğunu, müminler için en güzel örnek olduğunu, Allah tarafından sevilip bağışlanabilmek için ona uymanın zorunlu olduğunu belirtmiştir. Peygamberimiz de kendi makamını ve üstünlüğünü ifade eden pek çok söz söylemiştir. Şu halde her mümin peygamberi, Kur&#8217;an ve sünnetin kendisi için layık gördüğü makamda görmeli, bunun üzerine çıkararak ifrat noktaya geçip takdis boyutuna vardırma veya bunun altına indirerek tefrit noktaya geçip tazimde kusur etme hatasına düşmemelidir.</p>
<p>2. Mevlid kutlamalarında kadınlı-erkekli gösteriler, mahremiyet sınırlarını çiğneyecek tarzda sunumlar yapmaktan uzak durmak gerekir. Onun dünyaya geldiği günü onun rızasının olmadığı fiillerle kutlamak doğru olmaz.</p>
<p>3. Mevlid kutlamalarını bir festival ve seremoni havasına dönüştürmek doğru değildir. Bu gibi kutlamalarda Allah Resûlü’nün (s.a.v) sünnetine ittiba etmenin altının çizilmesi gerekir. Eğer bu tür kutlamalar insanların dini yaşamalarında olumlu anlamda bir değişim meydana getirmiyorsa hedefine ulaşmıyor demektir.</p>
<p>4. Allah Resûlü’nün suretinden çok sîretine, ahlakına ve misyonuna odaklanmalıdır. Allah Resûlü’nün şemâili ve hilyesi elbette her mümin için çok önemli ve değerlidir. Ancak Allah Resûlü’nü asıl önemli kılan husus fiziksel özellikleri değil ahlakı ve davasıdır. Bizim onu anmamız da bu ana noktalara odaklanmalıdır.</p>
<p>5. Allah Resûlü’nü anmayı ve anlamayı yalnızca bir gün ve bir hafta ile sınırlı tutmak asla doğru değildir. Bu, sadece diğer zamanlara göre anmanın daha yoğun olduğu bir dilim olmalı, diğer zamanlarda onu hayatımızda ikinci plana itmemize yol açmamalıdır.</p>
<p>6. Mevlid kutlamayı bir ibadet olarak görmek, sanki dinin bir emriymiş gibi algılamak kesinlikle doğru değildir. Bu bir örf ve âdet olarak kabul edilmelidir. Bir kimse bunu ibadet olarak görüp kutluyorsa bid&#8217;ata düşmüş olur. Buna karşılık bunu bir ibadet gibi kabul etmeyip peygamberi anmak ve anlamak için bir vesile, kültürel bir öğe olarak görenleri bid&#8217;atle suçlamak da doğru değildir.</p>
<p>6. Mevlid bir ibadet olmadığına göre bu günü kutlamak için özel olarak belirlenmiş bir namaz, oruç türü yoktur. Allah Resûlü&#8217;nün her hafta kendi doğum günü olduğu için Pazartesi günlerini oruçlu geçirmesi ümmet açısından Pazartesi günlerini oruçlu geçirme konusunda bir sünnet oluşturur ancak bu sünnetin dayanağı sırf peygamberimizin doğum günü olması değil, bizzat Peygamberimizin bunu oruçlu geçiriyor olmasıdır. İbadetlerde kıyas geçerli değildir. Yani bir kimse &#8220;onun doğum günü olan Pazartesi günlerini oruçlu geçirmek sünnet ise senede bir onun doğum gününde oruç tutmak da sünnettir&#8221; diye bir kıyas yapamaz. Zira aynı mantıkla onun hayatındaki her önemli olayın olduğu zaman diliminde oruç tutmayı sünnet kabul etmemiz gerekir. Bu ise dinde olmayan bir hükmü ihdas etmektir. Bir kimse &#8220;sünnettir&#8221; diye bir iddiada bulunmaksızın sırf peygamberimizin doğum gününü ibadetle geçirme isteği ile o günde oruç tutarsa, fakir-fukaraya sadaka verirse bunda bir sakınca olmasa gerekir. Yine niyetinden ötürü sevap alması ümit edilir. Aradaki fark, oruç ve sadakanın bireysel bir fiil olarak yapılması ile dine mal edilmesi farkıdır. Vallahu a’lem.</p>
<p>Rabbimiz bizleri razı olacağı şekilde Resûlü’ne (s.a.v.) tabi olan kullarından eylesin. Bizleri mahşerde onun sancağı altında haşreylesin, cennetinde ona komşu eylesin.</p>
<p>Doç. Dr. SONER DUMAN<br />
11. Rebiülevvel. 1440</p>
</div>
<div class="yj6qo ajU">
<div id=":po" class="ajR" tabindex="0" role="button" data-tooltip="Kısaltılmış içeriği görüntüleyin" aria-label="Kısaltılmış içeriği görüntüleyin"><img decoding="async" class="ajT" src="https://ssl.gstatic.com/ui/v1/icons/mail/images/cleardot.gif" /></div>
</div>
</div>
</div>
<div class="hi"></div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/lehte-ve-aleyhte-delillerle-mevlid-kutlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
