<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Metin Feyzioğlu &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/metin-feyzioglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Mon, 18 Nov 2019 07:48:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.7</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Metin Feyzioğlu &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Feyzioğlu: Devlet için konuşuyorum, rahatsızlar…</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/feyzioglu-devlet-icin-konusuyorum-rahatsizlar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/feyzioglu-devlet-icin-konusuyorum-rahatsizlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Nov 2019 07:48:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Barolar Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Feyzioğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13055</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu ile 30 yılı geride bırakmış, köklü/gelenekli Suriçi Toplantıları çerçevesinde buluşmak ufuk açıcıydı. Eğriye eğri, doğruya doğru dediği için kendine sol veya Atatürkçü (!) kartvizitini yakıştıran bazı çevrelerden aldığı eleştirileri sordum, verdiği cevap önemlidir, uzun aktaracağım. “Ben, herhangi bir partiyi değil, devletimi destekliyorum. Güçlü devlet, toprak bütünlüğü ve bayrak bu ülkenin milli ittifakıdır. Sayın Cumhurbaşkanı’nın Türkiye İttifakı olarak dile getirdiği kavramın ana zemini budur. Emperyalist güçlerin saldırısıyla mücadele eden devletin yanında olmak, “Erdoğan’cı olmak” değildir. Önemli olan dalgalı denizle karşılaşmış bu gemiyi emin bir limana çekmek hatta açık denizlerde her hava şartında emin yolculuğunu sürdürmesini sağlamaktır. Bu, siyaset üstü, beka ittifakıdır.” ‘Samimi eleştirileri önemsiyorum…’ “Beni çok samimi eleştiren, sosyal demokrat kesimden insanlar var. Sen bir kaleydin şimdi Erdoğan’cı mı oldun diyorlar. Onların eleştirilerinin bir üzüntü veya hayal kırıklığından kaynaklandığını biliyorum, önemsiyorum, hepsine tek tek memleketin yaşadığı ağır şartları anlatmaya çalışıyorum. Artık anlamaya başladılar. Bu grubu FETÖ-PKK propaganda mekanizmasının da etkilediğini görüyorum. Önce memlekette iç savaş senaryosu, sonra da Suriye’de devlet çabaları püskürtülenler bana saldırıyor. Beni samimi olarak eleştirenler ile kara kampanya yürüten hainleri asla bir tutamam. O zaman, o samimi, milli ama aynı zamanda mevcut siyasi iktidara muhalif insanları o kara propagandaya kurban etmiş olurum. Aslında bunu, devleti yönetenler başta, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Türkiye Barolar Birliği</em> <strong>(TBB)</strong> <strong>Başkanı</strong> <strong>Prof. Dr. Metin Feyzioğlu</strong> ile 30 yılı geride bırakmış, köklü/gelenekli <em>Suriçi Toplantıları</em> çerçevesinde buluşmak ufuk açıcıydı.</p>
<p>Eğriye eğri, doğruya doğru dediği için kendine <em>sol veya Atatürkçü (!) kartvizitini</em> yakıştıran bazı çevrelerden aldığı eleştirileri sordum, verdiği cevap önemlidir, uzun aktaracağım.</p>
<p><strong>“Ben, herhangi bir partiyi değil, devletimi destekliyorum. Güçlü devlet, toprak bütünlüğü ve bayrak bu ülkenin milli ittifakıdır. Sayın Cumhurbaşkanı’nın Türkiye İttifakı olarak dile getirdiği kavramın ana zemini budur. Emperyalist güçlerin saldırısıyla mücadele eden devletin yanında olmak, “Erdoğan’cı olmak” değildir. Önemli olan dalgalı denizle karşılaşmış bu gemiyi emin bir limana çekmek hatta açık denizlerde her hava şartında emin yolculuğunu sürdürmesini sağlamaktır. Bu, siyaset üstü, beka ittifakıdır.”</strong></p>
<p><strong>‘Samimi eleştirileri önemsiyorum…’</strong><br />
<strong>“Beni çok samimi eleştiren, sosyal demokrat kesimden insanlar var. Sen bir kaleydin şimdi Erdoğan’cı mı oldun diyorlar. Onların eleştirilerinin bir üzüntü veya hayal kırıklığından kaynaklandığını biliyorum, önemsiyorum, hepsine tek tek memleketin yaşadığı ağır şartları anlatmaya çalışıyorum. Artık anlamaya başladılar. Bu grubu FETÖ-PKK propaganda mekanizmasının da etkilediğini görüyorum. Önce memlekette iç savaş senaryosu, sonra da Suriye’de devlet çabaları püskürtülenler bana saldırıyor. Beni samimi olarak eleştirenler ile kara kampanya yürüten hainleri asla bir tutamam. O zaman, o samimi, milli ama aynı zamanda mevcut siyasi iktidara muhalif insanları o kara propagandaya kurban etmiş olurum. Aslında bunu, devleti yönetenler başta, herkesin yapması gerekir.”</strong></p>
<p><strong>Sevr’i hortlatanlar ortak düşman…</strong><br />
Feyzioğlu, bir Pazar sabahı kendisini dinlemek için gelmiş kalabalık izleyici grubuna <em>“milli duruştaki”</em> kriterini de şöyle aktardı:</p>
<p><strong>“Nasıl bir saldırıyla karşılaştığımızı anlatmaya çalışıyorum ama anlamak istemeyenler, 19 Ekim tarihli The Economist dergisinin 24’üncü sayfasındaki makaleye baksınlar. Orada, Churchill’in, bundan 100 yıl önce Türkiye toprakları üzerinde suni bir devlet kurmayı tasarladığını, bunu, Mustafa Kemal’in Lozan’da yırtıp attığını ama sonrasında bu devlet için gerekenlerin yapıldığı hatırlatılıyor. Dergi, son harekatın bu devletin var olmasına ağır darbe olduğunu da yazıyor. Ben, Suriye’deki harekatlarımızın Sevr’i hortlatmaya çalışanlara engeldir derken eleştirenler</strong> <em>(burada ben hatırlatayım Kılıçdaroğlu’nun Suriye’de ne işimiz var kampanyalarını) </em><strong>açsın o dergiyi okusun.”</strong></p>
<p>Amerikan emperyalizminin proje örgütleri FETÖ ve PKK ile birlikte siyaset yapan Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP’den istifa etmesi sürpriz mi, hayır, her vatanseverin alacağı samimi bir karar bana göre…</p>
<p>Ama devlet aklına yakın ve “yeniden kuvvayı milliye” diyen bir ruha sahip olduğu açık.</p>
<p><strong>“Milliyim” diyen herkes buluşur…</strong><br />
Kuşkusuz, <strong>Feyzioğlu,</strong> yeri geldiğinde, yine, siyasi otoriteyi en sert eleştiren karakterlerden biri olacak, zaten farklı düşünmenin demokrasinin vazgeçilmez unsuru ve rengi olduğunu ısrarla tekrarlıyor.</p>
<p>Herkes aynı düşünceye sahip olmak zorunda değil.</p>
<p>Yaşadığımız dönem, hainin ortaya çıktığı “milliyim” diyen herkesin yolunun buluştuğu bir dönem, iyidir.</p>
<p>Ardan ZENTÜRK</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/feyzioglu-devlet-icin-konusuyorum-rahatsizlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Barolar Birliği&#8217;nde Neler Oluyor</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/barolar-birliginde-neler-oluyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/barolar-birliginde-neler-oluyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Nov 2019 06:51:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Barolar Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Feyzioğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13002</guid>

					<description><![CDATA[Barolar Birliği Genel Başkanı Metin Fayzioğlu son günlerde bazı barolara ters işler yaptı. Neler yaptı bir bakalım. Hükümetin hazırladığı ve diğer muhalefet partilerinin de görüşlerine sunduğu yargı reformu paketine destek verdi. Külliyede yapılan Adli Yıl açılış törenine katıldı. 15 Temmuz darbe girişimine karşı görüşler açıkladı. &#8221;Eğer Türkiye bir iç savaşa sürüklenseydi Maçka&#8217;dan İskenderun&#8217;a hattın doğusu uçuşa yasak bölge ilan edilecekti ve Türkiye&#8217;den Sevr Anlaşması&#8217;nın sözde büyük Ermenistan&#8217;ı, sözde büyük Kürdistan&#8217;ı koparılacaktı&#8221; dedi. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin revize edilerek sürdürülebilir olduğu düşüncesinde olduğunu söyledi. &#8216;Ben devleti destekliyorum&#8217; dedi&#8230; Ve&#8230; Fincancı katırlarını ürküttü. Gözleri Erdoğan düşmanlığından başka Türkiye&#8217;ye yönelik başka düşmanlıkları görmemekte direnenleri yerlerinden hoplattı. Onlar için Erdoğan düşmanlığı, hepsinin önüne geçiyordu. Türkiye ne olursa olsundu ama Erdoğan olmasındı. Hemen bir karşı propaganda başlatıldı. Feyzioğlu da &#8216;yandaş&#8217; mı olmuştu ne? Hal edilmeliydi. Sen nasıl olur da iktidarın görüşlerine yakın görüşler açılar, davranışlarda bulunursun diye kellesi alınmak istendi. 12 baro, genel kurul toplanmasını istedi. Amaçları Metin Feyzioğlu&#8217;nu düşürmekti. Bunun üzerine 35 baro da Feyzioğlu&#8217;na destek açıklaması yaptı. Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu da bu baroların olağanüstü genel kurul taleplerini reddetti. Bu baroların yönetimlerinde kronik bir darbeci zihniyet var. Nasıl bir kusur işlemişti Metin Feyzioğlu? Herhangi bir siyasi partiye katılmamıştı. Bir siyasi partiye açık destek &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Barolar Birliği Genel Başkanı Metin Fayzioğlu son günlerde bazı barolara ters işler yaptı. Neler yaptı bir bakalım.<br />
Hükümetin hazırladığı ve diğer muhalefet partilerinin de görüşlerine sunduğu yargı reformu paketine destek verdi.<br />
Külliyede yapılan Adli Yıl açılış törenine katıldı.<br />
15 Temmuz darbe girişimine karşı görüşler açıkladı.<br />
&#8221;Eğer Türkiye bir iç savaşa sürüklenseydi Maçka&#8217;dan İskenderun&#8217;a hattın doğusu uçuşa yasak bölge ilan edilecekti ve Türkiye&#8217;den Sevr Anlaşması&#8217;nın sözde büyük Ermenistan&#8217;ı, sözde büyük Kürdistan&#8217;ı koparılacaktı&#8221; dedi.<br />
Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin revize edilerek sürdürülebilir olduğu düşüncesinde olduğunu söyledi.<br />
&#8216;Ben devleti destekliyorum&#8217; dedi&#8230;<br />
Ve&#8230; Fincancı katırlarını ürküttü.<br />
Gözleri Erdoğan düşmanlığından başka Türkiye&#8217;ye yönelik başka düşmanlıkları görmemekte direnenleri yerlerinden hoplattı. Onlar için Erdoğan düşmanlığı, hepsinin önüne geçiyordu. Türkiye ne olursa olsundu ama Erdoğan olmasındı. Hemen bir karşı propaganda başlatıldı. Feyzioğlu da &#8216;yandaş&#8217; mı olmuştu ne? Hal edilmeliydi. Sen nasıl olur da iktidarın görüşlerine yakın görüşler açılar, davranışlarda bulunursun diye kellesi alınmak istendi. 12 baro, genel kurul toplanmasını istedi. Amaçları Metin Feyzioğlu&#8217;nu düşürmekti.</p>
<p>Bunun üzerine 35 baro da Feyzioğlu&#8217;na destek açıklaması yaptı. Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu da bu baroların olağanüstü genel kurul taleplerini reddetti.<br />
Bu baroların yönetimlerinde kronik bir darbeci zihniyet var.<br />
Nasıl bir kusur işlemişti Metin Feyzioğlu? Herhangi bir siyasi partiye katılmamıştı. Bir siyasi partiye açık destek vermemişti. Barolar Birliği Başkanlığı makamını rencide edecek bir davranışta bulunmamıştı. Herhangi bir skandala adı karışmamıştı. Yasaları ihlal edecek bir davranış göstermemişti. Neydi bu darbeci zihniyetli barolara kazan kaldırtan şey? Sadece onlara uygun olmayan düşünceler açıklamıştı.</p>
<p>İşte bu zihniyet hep demokrasiden bahseder ama kendi gibi düşünmeyeni hemen aforoz etmeye kalkar. Bu konuda da farklı davranmadı. Kendileri gibi düşünmüyor diye kendilerinin de tabi oldukları Barolar Birliğinin seçilmiş başkanını düşürme çalışması başlattı.<br />
Halbuki Barolar Birliği Olağan Genel Kuruluna 1,5 yıl kalmıştı. Biraz sabırlı davranıp orada Feyzioğlu&#8217;na oy vermezler, aleyhine propaganda da yaparak seçilmesini engellemeye çalışabilirlerdi. Bu da demokratik bir yol olurdu. Ama onların böyle bir sabrı ve tahammülü yoktu. CHP den de aldıkları işaretle düğmeye bastılar. Demokrasiyi hiç ağzından düşürmeyen bu darbeci zihniyet bir kez daha deşifre oldu.<br />
Bana gelince; her düşüncesine katılmamakla birlikte Feyzioğlu&#8217;nun görüşlerini bu haysiyet cellatlarına aldırmadan cesurca açıklamasını destekliyorum. Ülkesinin yanında yer alma tutumunu benimsemiş bir aydın ve kanun adamı olmasından dolayı kendisini kutluyorum.<br />
Sırf görüşlerini açıladı diye kendisine karşı linç kampanyası başlatanlara ise yuvarlanmakta oldukları uçurumda yollarının açık olmasını diliyorum.<br />
Firuz Türker</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/barolar-birliginde-neler-oluyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Helal Olsun Sana Feyzioğlu&#8230;</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/helal-olsun-sana-feyzioglu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/helal-olsun-sana-feyzioglu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Sep 2019 07:30:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Feyzioğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12380</guid>

					<description><![CDATA[Adli yıl açılış töreni ‘Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde olacağı için rahatsız oldu bazı baro ve yargı mensupları. Öyle ya, halkın Külliyesine, halkın seçtiği Cumhurbaşkanının bulunduğu törene gidilir mi hiç?!.. “Tarafsız ve bağımsızlar”mış?! Siz onu külahıma anlatın… Kör ideolojik saplantıya duçar olmuş bu kafayı çok iyi tanıyoruz. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nden de, Erdoğan’dan da rahatsız olan bu güruh 28 Şubat brifinglerine katılıp kudretli generalleri ayakta alkışlıyordu… Yani amaçları “bağımsız tarafsız” gibi hareket çekmek. Yargı ile ilgili sorunların çözülmesi gibi bir dertleri yok… Velhasıl haysiyet cellatlarına rağmen Feyzioğlu adli yıl açılış törenine katıldı. Ve şunları söyledi; “Türkiye Barolar Birliği hiçbir siyasi partinin muhalifi veya destekçisi değildir.” “Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde sorunların önemli kısmına çözüm vardır.” “Bizim için vatan söz konusu ise, gerisi teferruattır, işte biz bugün bunun için buradayız.” *** İşte budur olan bitenin özeti… “Söz konusu Erdoğan’dan kurtulmak ise, vatan teferruattır!..” diyenler ile “Söz konusu vatan ise, gerisi teferruattır…” diyenler vardır… Helal olsun sana Feyzioğlu… “Dün onca laf söylüyordun, bugün helal olsun falan, n’oluyor?” diyenler varsa söyleyeyim. Metin Feyzioğlu bana dava açmıştı. Mağdur olmuştum. (Yaklaşık 3 sene önce) Lakin “Vatan söz konusu ise, gerisi teferruattır” deyip, milli bir duruşla aidiyetini net bir şekilde ortaya koymasıdır önemli olan… (Zaten Hikmet kim ki?!..) Hasılıkelam ‘helal olsun’ diyorsam &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Adli yıl açılış töreni ‘Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde olacağı için rahatsız oldu bazı baro ve yargı mensupları.</p>
<p>Öyle ya, halkın Külliyesine, halkın seçtiği Cumhurbaşkanının bulunduğu törene gidilir mi hiç?!..</p>
<p>“Tarafsız ve bağımsızlar”mış?!</p>
<p>Siz onu külahıma anlatın…</p>
<p>Kör ideolojik saplantıya duçar olmuş bu kafayı çok iyi tanıyoruz. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nden de, Erdoğan’dan da rahatsız olan bu güruh 28 Şubat brifinglerine katılıp kudretli generalleri ayakta alkışlıyordu…</p>
<p>Yani amaçları “bağımsız tarafsız” gibi hareket çekmek. Yargı ile ilgili sorunların çözülmesi gibi bir dertleri yok…</p>
<p>Velhasıl haysiyet cellatlarına rağmen Feyzioğlu adli yıl açılış törenine katıldı. Ve şunları söyledi;</p>
<p>“Türkiye Barolar Birliği hiçbir siyasi partinin muhalifi veya destekçisi değildir.”</p>
<p>“Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde sorunların önemli kısmına çözüm vardır.”</p>
<p>“Bizim için vatan söz konusu ise, gerisi teferruattır, işte biz bugün bunun için buradayız.”</p>
<p align="center"><strong>***</strong></p>
<p>İşte budur olan bitenin özeti…</p>
<p>“Söz konusu Erdoğan’dan kurtulmak ise, vatan teferruattır!..” diyenler ile “Söz konusu vatan ise, gerisi teferruattır…” diyenler vardır…</p>
<p>Helal olsun sana Feyzioğlu…</p>
<p>“Dün onca laf söylüyordun, bugün helal olsun falan, n’oluyor?” diyenler varsa söyleyeyim.</p>
<p>Metin Feyzioğlu bana dava açmıştı. Mağdur olmuştum. (Yaklaşık 3 sene önce)</p>
<p>Lakin “Vatan söz konusu ise, gerisi teferruattır” deyip, milli bir duruşla aidiyetini net bir şekilde ortaya koymasıdır önemli olan… (Zaten Hikmet kim ki?!..)</p>
<p>Hasılıkelam ‘helal olsun’ diyorsam ‘helal olsun’…</p>
<p>Bana açtığı dava için de hakkım helal olsun…</p>
<p align="center"><strong>Oh be.., zam değil, finansal çalışmaymış!</strong></p>
<p>“Sadece tatil değil, zam yapmak da bana çok yakışıyor diyebilir” demiştim.</p>
<p>Tutana aşk olsun.</p>
<p>Taksi, minibüs, okul servis derken, İspark’a ve sosyal tesislere araç girişine de zam geldi. (Hamidiye suyuna da yüzde 20 zam haberi var. Bugün alırsam fişini paylaşırım!)</p>
<p>Ama hayır efendim. Bunlar zam değilmiş.</p>
<p>Neymiş?</p>
<p>Finansal düzenlemeyle ilgili çalışmalarmış!..</p>
<p>Biz de “yüzde 20, yüzde 50…” falan deyince, zam zannettik! Meğer finansal çalışma yüzdeleriyle kucaklıyormuş?!..</p>
<p>O kadar “basit”miş(!) yani…</p>
<p>Neyse ki rahatladık!..</p>
<p>Hikmet Genç/Akşam</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/helal-olsun-sana-feyzioglu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yargıda Ankara Kriterleri</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yargida-ankara-kriterleri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yargida-ankara-kriterleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cüneyt Toraman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jul 2019 08:38:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Feyzioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[TBB]]></category>
		<category><![CDATA[yargı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11638</guid>

					<description><![CDATA[Adalet Bakanlığı, kapsamlı bir yargı reformu paketi için hukukçulardan, barolardan, hukuk kuruluşlarından görüş alıyordu. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 30 Mayıs 2019 tarihinde, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde, hazırlanan Yargı Reformu Strateji Belgesi’ni kamuoyuna açıkladı. Yargı Reformu Stratejisi Belgesi’nin 2 temel perspektifi, 9 amacı, 63 hedefi ve 256 faaliyeti özet olarak sunuldu. Salonda bulunan Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Fevzioğlu, reform paketini ayakta alkışladı. Bakanlığa ilettikleri görüşlerinin önemli bir kısmının reform paketinde yer aldığını belirterek, bu paket uygulamaya konulduğunda birçok sorunun çözüleceğine inandığını söyledi. TBB Başkanıyla birlikte, kırktan fazla baro başkanının toplantıya katılmış olması, reform paketinin güçlü bir desteğe sahip olduğunu gösteriyor. Yıllardır hukuk fakültelerindeki eğitim süresinin 5 yıla çıkarılması gerektiğini dile getiren Hamdi Yasa, bu isteğinin gerçekleşecek olmasından mutluluk duyduğunu söyledi. Yargı Reformu’na bütün medya büyük ilgi gösterdi, tartışma programlarında ele alındı. Ancak kısa bir süre sonra gündemden düşmeye başladı. Türkiye’de yargının gelişim ve değişim süreci, onlarca yıldır biriken sorunlar, adalete erişim konusunda yaşanan sıkıntılar, adalet beklentisi, Yargı Reformu Strateji Belgesi’nin, toplumun bütün kesimleri tarafından enine boyuna tartışılmasını, (varsa) hataların ve eksikliklerin dile getirilmesini gerektiriyor. Adalet Bakanlığı’nın böyle bir reform paketi hazırlaması, kamuoyuna sunması, yargıda ciddi bir sorunun varlığının farkında olduğunu gösteriyor. Daha da önemlisi, bu sorunu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1">Adalet Bakanlığı, kapsamlı bir yargı reformu paketi için hukukçulardan, barolardan, hukuk kuruluşlarından görüş alıyordu. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 30 Mayıs 2019 tarihinde, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde, hazırlanan Yargı Reformu Strateji Belgesi’ni kamuoyuna açıkladı. Yargı Reformu Stratejisi Belgesi’nin 2 temel perspektifi, 9 amacı, 63 hedefi ve 256 faaliyeti özet olarak sunuldu.</p>
<p class="p1">Salonda bulunan Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Fevzioğlu, reform paketini ayakta alkışladı. Bakanlığa ilettikleri görüşlerinin önemli bir kısmının reform paketinde yer aldığını belirterek, bu paket uygulamaya konulduğunda birçok sorunun çözüleceğine inandığını söyledi. TBB Başkanıyla birlikte, kırktan fazla baro başkanının toplantıya katılmış olması, reform paketinin güçlü bir desteğe sahip olduğunu gösteriyor. Yıllardır hukuk fakültelerindeki eğitim süresinin 5 yıla çıkarılması gerektiğini dile getiren Hamdi Yasa, bu isteğinin gerçekleşecek olmasından mutluluk duyduğunu söyledi.</p>
<p class="p1">Yargı Reformu’na bütün medya büyük ilgi gösterdi, tartışma programlarında ele alındı. Ancak kısa bir süre sonra gündemden düşmeye başladı. Türkiye’de yargının gelişim ve değişim süreci, onlarca yıldır biriken sorunlar, adalete erişim konusunda yaşanan sıkıntılar, adalet beklentisi, Yargı Reformu Strateji Belgesi’nin, toplumun bütün kesimleri tarafından enine boyuna tartışılmasını, (varsa) hataların ve eksikliklerin dile getirilmesini gerektiriyor.</p>
<p class="p1">Adalet Bakanlığı’nın böyle bir reform paketi hazırlaması, kamuoyuna sunması, yargıda ciddi bir sorunun varlığının farkında olduğunu gösteriyor. Daha da önemlisi, bu sorunu çözme iradesini ortaya koyuyor. Reform paketinde, yargının sorunları doğru teşhis edilmiş mi? Bu paket uygulamaya konulduğunda, toplumun farklı kesimlerinin adalet beklentisini karşılayabilecek mi? Reform paketini hazırlayanlar neyi amaçlıyor? Belirlenen hedefler, bu amaçları gerçekleştirebilir mi? Hatalar ve eksiklikler nelerdir? Aşağıda, bu sorulara cevap bulmaya çalışacağız?</p>
<p class="p1"><b>Türkiye’de Yargının Kısa Tarihçesi:</b></p>
<p class="p1">Türkiye’de yargı, 1961 Anayasasıyla kurgulanan askeri vesayet düzeninin en önemli unsurlarından biridir. Bu düzende, devletin bütün erklerine vasi tayin edilmiştir.</p>
<p class="p1">Yasama organına Anayasa Mahkemesi vasi tayin edilmiş, uygun görülmeyen kanunları iptal, siyasi partileri kapatma yetkisi verilmiştir. Yürütme organına da Milli Güvenlik Kurulu (MGK) vasi tayin edilmiş, iç ve dış siyaseti belirleme yetkisi verilmiştir. Yargıya da Hakimler Yüksek Kurulu (1961 AY.143.mad.) vasi tayin edilmiştir.</p>
<p class="p1">Bu vesayet düzeni, 1982 Anayasasıyla tahkim edilmiş, askerler için özel mahkeme kurulmuş, adliye mahkemelerinde yargılanmaları engellenmiş, HSYK’nın yetkileri artırılmıştır. HSYK sisteminde, HSYK’nan Yargıtay üyelerini, Yargıtay üyeleri de HSYK üyelerini seçtiği kapalı devre kast sistemi kurulmuştur. Hakim ve savcı kadroları, belli ideolojilere tahsis edilmiştir. Yargı, 1960, 1980, 28 Şubat darbelerine açıkça destek vermiş, 17-25 Aralık 2013’te hükümeti devirmeye teşebbüs etmiştir.</p>
<p class="p1">Türkiye birçok kez darbelere maruz kaldığı ve milyonlarca kişinin hak ve özgürlükleri ihlal edildiği halde Yargı, bu darbeleri gerçekleştirenlere soruşturma dahi açmamıştır. Hatta 1980 darbesini gerçekleştiren Kenan Evren aleyhinde iddianame düzenleyen Adana Savcısı Sacid Kayasu’yu meslekten ihraç etmiştir. 28 Şubat darbe sürecindeki sistematik hak ihlallerine destek vermek suretiyle, 24 milyon kişinin hak ve özgürlüklerinin ihlalinde başrol oynamıştır. Gerek askeri vesayet döneminde ve gerekse 2010-2014 tarihleri arasındaki FETÖ vesayeti döneminde, talimatla hareket etmiştir.</p>
<p class="p1">Yargı, sadece olağanüstü dönemlerde değil, olağan dönemlerde dahi hukuka uymamıştır. Yargıtay Başsavcısı, iktidarda bulunan Refah Partisi aleyhine kapatma davası açmış, Anayasa Mahkemesi de kapatma kararı vermiştir. Aynı şekilde 2008 yılında AK Parti aleyhine açılan kapatma davası, Anayasa Mahkemesi tarafından, sadece bir oy farkla reddedilmiştir. AK Parti’nin, vesayet sistemini değiştirme, demokratikleştirme girişimleri büyük bir dirençle karşılaşmıştır.</p>
<p class="p1">2010 yılında yapılan referandumla, HSYK’nın yapısı değiştirilmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin (oylama usulüne ilişkin) iptal kararıyla HSYK üzerindeki askeri vesayetin yerini FETÖ vesayeti almıştır. Bu süreç içinde, otuz yıldır devletin kılcal damarlarına sızan FETÖ’nün, kendilerine engel gördüğü çok sayıda kişiye kumpas kurduğu, tutuklattığı, mahkûm ettiği ortaya çıkmıştır.<span class="Apple-converted-space">  </span>2014 HSYK seçimleriyle FETÖ vesayeti de sona ermiştir. 15 Temmuz darbe teşebbüsünü takiben, beş bine yakın hakim ve savcı, KHK ile meslekten ihraç edilmiştir.</p>
<p class="p1">2016 yılının sonuna kadar, Türkiye’de bağımsız ve tarafsız bir yargıdan söz edemeyiz. Yargı, vesayet sisteminin bir unsuru olarak görev yapmıştır. Davaların yıllarca uzaması, basit şüphe ile tutuklama kararları verilmesi, yerel mahkeme kararlarının yarısından fazlasının bozulması, onananların çoğunun adil olmaması, yargıda köklü bir reformu zorunlu hale getirmiştir.</p>
<p class="p1">AB üyelik başvurusuyla birlikte, yargı sisteminde değişiklikler yapılmaya başlanmıştır. 2000 yılından itibaren birçok reform paketi uygulamaya konulmuştur. 2015 yılında kapsamlı bir Yargı Reformu paketi uygulamaya konulmuştur. Son yargı reformu, bu belgeye atıf yapmakta, bu paketin devamı olarak nitelemektedir.</p>
<p class="p1"><b>Yargı Reformu Strateji Belgesi</b></p>
<p class="p1">Cumhurbaşkanı tarafından kamuoyuna açıklanan Yargı Reformu Strateji Belgesi, iki kısımdan meydana geliyor. <b>Birinci kısmında</b>, Giriş (1-6), Hak ve özgürlüklere ilişkin temel perspektif (7-18), Avrupa Birliği perspektifi (19-24), Adalet sisteminin işleyişine ilişkin perspektif (25-35),<span class="Apple-converted-space">  </span>İkinci yargı reformu (2015 tarihli) belgesinin değerlendirilmesi (36-66), Belgenin hazırlık süreci (67-70), Kapsam (71-73), İzleme ve Değerlendirme (74-75), bölümlerinden oluşuyor.</p>
<p class="p1">Avrupa Birliği perspektifinde,<span class="s1"> “Türkiye’nin AB üyelik sürecine verdiği önemin altını çizmekte, AB üyeliğini stratejik bir hedef olarak korunduğu, katılım sürecine bağlılığını korunduğu” belirtilmektedir. </span>AB’nin kapattığı fasıllarından 23’üncüsü, yargı ve temel haklardı. AB’nin on altı faslı bloke etmesi, 14 fasıldan sadece birini kapatması, yeni fasıl açılmayacağını açıklaması, Yargıda AB reformlarının durması anlamına geliyordu.</p>
<p class="p1">Ancak Türkiye, AB ile her sorun yaşadığında, “Kopenhag Kriterlerini bir yana bırakır, Ankara Kriterleriyle yola devam ederiz” diyordu. Yargı ile ilgili fasıllar kapalı iken (AB ile müşterek bir çalışma olmadan) Türkiye’nin böyle bir reform paketi yayınlaması, “<b>Ankara Kriterlerini</b>” devreye soktuğunu gösteriyor.</p>
<p class="p1">Belgenin <b>ikinci kısmı</b>, 9 amaçtan ve bu amacı gerçekleştirmeye yönelik hedef ve eylemlerden oluşuyor.</p>
<p class="p1"><b>1. Amaç: </b>Hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi, (İfade özgürlüğü alanının genişletilmesi, AYM ihlal kararlarının yeniden yargılama yolunun açılması, Yargı mensuplarının insan haklarına ilişkin duyarlılığının ve farkındalığının artırılması için eğitim verilmesi)</p>
<p class="p1"><b>2. Amaç:</b> Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, (1.1 Atama ve terfilerde liyakate önem verilmesi, 2.2. Hakimlere coğrafi teminat sağlanması, 2.3 Yargı etiğinin güçlendirilmesi, 2.4 Mevzuat hazırlanırken ilgililerin sürece dahil edilmesi)</p>
<p class="p1"><b>3. Amaç: </b>İnsan kaynaklarının nicelik ve niteliğinin artırılması, (3.1 Hukuk eğitiminin niteliğinin artırılması, eğitim süresi ve başarı sıralamasının düzenlenmesi, 3.2 Hukuk mesleklerine giriş sınavı getirilmesi, 3.3 Hakim ve Savcı yardımcılığı müessesesi oluşturulması, 3.4 Mesleğe giriş ve meslek içi eğitimin geliştirilmesi)</p>
<p class="p1"><b>4. Amaç: </b>Performans ve verimliliğin artırılması, (4.1 HSK’da takip ve ölçüm merkezi kurulması, 4.2 Yargılamada hedef süre konulması, 4.3 (Çevre, İmar, Enerji gibi) Yeni ihtisas mahkemelerinin kurulması, 4.4 İstinaf mahkemesi sayısının artırılması, 4.5 Bilirkişilik sisteminin etkinliğinin ve verimliliğinin artırılması, 4.6 Elektronik tebligat yaygınlaştırılması, 4.7 Adliye olmayan yerlerde, havaalanlarında SEGBİS kurulması)</p>
<p class="p1"><b>5. Amaç:</b> Savunma hakkının etkin kullanımının sağlanması, (5.1 Avukatlığa girişte, hukuk mesleğine giriş sınavı getirilmesi, 5.2 Bazı davalarda zorunlu avukatlık, Bilgi belge temininde kolaylık sağlanması, 5.3 Belli bir süre avukatlık yapanlara hususi damgalı pasaport (yeşil pasaport) verilmesi)</p>
<p class="p1"><b>6. Amaç:</b> Adalete erişimin kolaylaştırılması ve adalet hizmetlerinden memnuniyetin artırılması, (6.1 Dava, istinaf, temyiz sürelerinin yeknesak hale getirilmesi, 6.2 Adli yardımın güçlendirilmesi, engellilerin, kadınların, yaşlıların, yabancıların adalete erişiminin güçlendirilmesi, 6.11 Tanıklığı zorlaştıran uygulamaların kaldırılması, adliyelerde tanık odaları açılması)</p>
<p class="p1"><b>7. Amaç: </b>Ceza adaleti sisteminin etkinliğinin artırılması, (7.1 Kovuşturma öncesi çözüm araçlarının güçlendirilmesi, Savcının takdir alanının genişletilmesi, bazı suçların anlaşmayla sonuçlandırılması, Kovuşturma mecburiyeti ilkesinin esnetilmesi, 7.2 Suç ve yaptırım dengesinin bütünüyle gözden geçirilmesi, HAGB’nın gözden geçirilmesi, Şiddet içermeyen bazı suçlarda, kadın ve yaşlılar için evde infaz uygulamasının getirilmesi, Bazı fiillerin suç olmaktan çıkarılması, 7.3 Mahkemelerin görev alanlarının yeniden düzenlenmesi, Asliye Ceza Mahkemesi’nin görevine giren bazı suçlarda basit yargılama usulünün getirilmesi, 7.4 Denetimli serbestlikte elektronik kelepçe, Hükümlü ve tutukluların yakınlarıyla görüntülü görüşebilmesi, 7.6 Koşullu salıverme süresi iyileştirilmesi, 7.7 Adli sicil arşivinin kendiliğinden silinmesi, 7.8 Bilişim suçları (siber suçlara) ilişkin soruşturma ve kovuşturmanın etkinliğinin artırılması ve makul sürede yargılamanın sağlanması)</p>
<p class="p1"><b>8. Amaç: </b>Hukuk Yargılaması ve İdari Yargılama sadeleştirilmesi, etkinliğinin artırılması, (8.1 Hukuk yargılaması basitleştirilecek, 8.4 Noterlerin tatilde görev yapması sağlanacak)</p>
<p class="p1"><b>9. Amaç: </b>Alternatif çözüm yöntemlerinin yaygınlaştırılması, (Arabuluculuk sisteminin yaygınlaştırılması) olarak özetleyebiliriz.</p>
<p class="p1">Reform paketindeki başlıklar, yargıdaki sorunların tespiti konusunda kapsamlı bir araştırma yapıldığını gösteriyor.</p>
<p class="p2"><b>Reform Paketindeki Amaçlar ile Hedefler Uyumlu mu?</b></p>
<p class="p1">Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde sıralanan amaçlar, evrensel hukukun da son derece önem verdiği amaçlardır. Önemli olan bu amaçların nasıl gerçekleştirileceğidir. Strateji belgesinde, bu amaçların hangi yöntemlerle gerçekleştirileceği belirtilmiş. Bu araçların (hedeflerin) amaca uygun olup olmadığının üzerinde durmak, amaca uygun değilse, yeniden gözden geçirmek gerekiyor. Strateji belgesinde ayrıca amaçlara ulaşmak için çok sayıda hedef (araç) belirlendiğini görüyoruz. Bu hedeflerin her birinin, enine boyuna tartışılması gerekiyor. Ben burada beş örnekle yetineceğim.</p>
<p class="p1"><b>Hakim yardımcılığı: </b>Yargı reformunun en dikkat çeken hususlarından biri, hakim yardımcılığı kurumudur. Bu kurumla, hakimlerin iş yükünün azaltılmasının hedeflendiği anlaşılıyor. Böyle bir düzenleme, “yargılama hukuku” açısından sorunludur. Yargılama erkleri (iddia/savunma/yargılama) arasında hiyerarşi olmadığı gibi, yargılama makamında da hiyerarşi olmaz, olmaması gerekir.</p>
<p class="p1">Hakim yardımcılığı, hakimler arasında hiyerarşik bir düzeni çağrıştırmaktadır. Muhakeme hukuku açısından son derece önemli olan böyle bir konunun, bu kadar hukukçunun gözünden kaçması ilginç bir durum. Stajyer hakim, henüz hüküm verme olgunluğuna erişmemiş, hakimlik eğitimine devam eden kişi demektir. Stajı tamamlanıp atanıncaya kadar, karar verme yetkisi yoktur.</p>
<p class="p1">Yedek hakim, asil üyenin katılmadığı heyetlere katılarak, karar sürecine katılan hakim olup, aralarında hiyerarşik bir ilişki yoktur. Raportör hakimler, mahkeme heyetini bilgilendirmeye yönelik rapor hazırlar, heyete sunar, (kesinlikle) karar süreçlerine katılmazlar.</p>
<p class="p1">Ancak hakim yardımcılığı, farklı bir durumu ifade etmektedir. Hakime yardımcı olmak için araştırma yapması, gerekçe hazırlaması öngörülüyor. Yargılama (hüküm) faaliyeti bütündür, parçalara bölünemez. Bir hakim, gerekçe netleşmeden karar veremez, karar verdiği anda gerekçe zihninde netleşmiş demektir. Kararı veren kimse, gerekçeyi de o yazmalıdır. Karar sürecine katılmayan biri, başkasının verdiği bir karara gerekçe yazamaz. SETA da bu konuda rapor hazırlamış, konuyu yargılama faaliyeti kapsamında değil, uygulamada ortaya çıkabilecek sorunlar açısından değerlendirmiştir. (<i>Hakim yardımcılığı kurumu raporu, Nesibe Kurt Konca, 2016</i>)</p>
<p class="p1">Raporda, mukayeseli hukuktan (Almanya, Avusturya) verilen örnekler, öneriyle örtüşmemektedir. Almancada “rechtspfleger” kavramının karşılığı hakim yardımcısı değil, “adli hizmet uzmanı”dır. Avusturya’da hakim yardımcılığı, basit işlemleri içeren, görev ve iş bölümü ayırımına dayanmaktadır. Hukuk fakültesi mezunu olmayanların dahi bu göreve atanması, bu kişilerin yargılama faaliyetine katılmadıklarını gösteriyor. Yargıtay’da olduğu gibi, yerel mahkemelere de raportör atanabilir, ancak hakim yardımcılığı, yargılama faaliyetinin ruhuna uygun düşmüyor. Adalet Bakanlığı, bu konuyu yeniden ele almalıdır.</p>
<p class="p1"><b>Hukuk fakültelerinin 5 yıla çıkarılması: </b>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yargı Reformu Belgesi’nin sunumunda, insan kaynaklarının nitelik ve niceliğinin artırılması kapsamında, hukuk fakültelerinin eğitim süresinin 5 yıla çıkarılacağını, başarı sıralamasını 100 bine yükseltmeyi hedeflediklerini ifade etmiştir.</p>
<p class="p1">Strateji belgesinde, (3.1), “Hukuk eğitiminin modeli, <b>fakültelerin eğitim süresi</b> ve kontenjanları ile fakültelere girişte aranan başarı sıralama ölçütü niteliğin artırılması için yeniden belirlenecektir” ifadeleri, hukuk fakültelerinin 5 yıla çıkarılacağı anlamına gelmese de Cumhurbaşkanının ifadelerinden, bu konunun konuşulduğu ve mutabakat sağlandığı anlaşılıyor.</p>
<p class="p1">Hakim ve savcıların yetersizliğini önce staj sisteminde aramak gerekir. Mesleki yetersizliklerden lisans eğitimlerini sorumlu ise bunu diğer branşlara da uygulamak gerekir. Başarı sıralamasında birinci olan hukuk fakültesiyle 84. sıradaki hukuk fakültesini aynı kefeye konulması da adil değildir. Hukuk fakülteleri, dünyanın her yerinde dört yıldır. Mevcut sistemin elden geçirilmesi daha isabetli olurdu. Yasama organı, lisans ve yüksek lisansta sömestre sayısını bir yılda üçe çıkarsa eğitim süresini beş yıla çıkarmaya gerek kalmaz.</p>
<p class="p1">Adalet Bakanlığı, eğitim süresini 5 yıla çıkarma hedefinin, “insan kaynaklarının nicelik ve niteliğinin artırılması” amacıyla örtüşüp örtüşmediğini yeniden gözden geçirmelidir. ÖSYM’de başarı sıralamasının 100 bine yükseltilmesi de hukuk fakültelerinde eğitimin kalitesini artırmaz.</p>
<p class="p1">Hukuk fakültelerinde eğitimin kalitesi öğrencileri, (muhakeme yeteneğini ölçen sınav ve mülakatla) hukuk fakülteleri seçerse artabilir. ÖSYM sıralamada daha iyi bilenleri değil, soruları “daha hızlı” çözenleri üst basamaklara yerleştiriyor. Bu sınavla, bir kasabaya şerif değil, hakim, savcı, avukat, kaymakam, vali adayı seçiyoruz.</p>
<p class="p1"><b>Yargılamada hedef süre: </b>Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde, dava türlerine göre azami hedef süre konulacağı, davaların bu süre içerisinde sonuçlanmasının takip edileceği belirtiliyor. Türkiye’de yargılamaların yıllarca sürdüğü bilinen bir gerçektir. Bunun sebepleri bellidir. Yargılamanın uzamasına sebebiyet veren aksaklıklar düzeltildiğinde yargılama süresi kendiliğinden kısalacaktır.</p>
<p class="p1">Davalar için ayrıca bir hedef süre konulması isabetli değildir. Hedef süre konulması, hakimleri ve savcıları baskı altına alacak, tanık dinletme talepleri reddedilecek, tanık sayısına müdahale edilecek, sanığın savunma hakkı kısıtlamaya maruz kalacaktır. Dava türlerine göre farkı hedef süre de isabetli değildir.</p>
<p class="p1">Dava türü ne olursa olsun, davacı ve davalı sayısının çokluğu, taraflardan bazılarının yabancı ülkede ikamet etmesi, davada yabancı unsurlu dava olması, birden fazla davanın birleştirilmiş olması, bilirkişilerin yetersizlikleri, (hakimin hiç bir kusuru olmadığı halde) davaların uzamasına sebebiyet vermektedir. HSK, hakim ve savcıların terfilerinde dava sürelerini dikkate alabilir ancak hedef süre konulması isabetli değildir.</p>
<p class="p1"><b>Kıta Avrupası ve Anglo-Sakson sistemi karma uygulama: </b>Yargı Reformu Strateji Belgesi’nin Giriş kısmında, “<i>Türk hukuk sisteminin, Kıta Avrupası hukuk sistemi içerisinde yer aldığı, Anglo-Sakson hukuk sistemi ile etkileşimin giderek arttığı, bu nedenle başta Avrupa Konseyi’nin ilkeleri, AB müktesebatı ve uygulamaları olmak üzere farklı hukuk sistemlerinden iyi uygulama örnekleri dikkate alınarak hazırlanan Belge’de, dünya genelinde var olan eğilimin izlerinin görüleceği</i>” ifade edilmek suretiyle, Anglo-Sakson hukuk sistemindeki kimi uygulamaların, <b>mevcut sisteme monte edileceği</b> belirtilmektedir. (Bazı örnekler; Hedef 7.1.a (Cumhuriyet savcılarının takdir yetkileri), Hedef 7.1.d (cezada pazarlık), Hedef 7.2.a (kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımların artırılması), Hedef 7.2.b (kabahate dönüştürme), Hedef 8.1.b (basit yargılama usulleri), Hedef 8.1.g (kolektif menfaatlere yönelik davalar), Hedef 8.2.a (dürüst davranma yükümlülüğü), Hedef 4.8.b (duruşmasız çözülecek uyuşmazlıklar), Hedef 4.8.c (duruşma kayıt sistemi), Hedef 9.1.- 9.2 (ceza ve hukukta alternatif çözüm yöntemleri).</p>
<p class="p1">Anglo-Sakson Hukuk Sistemi, Birleşik Krallık’ta doğan ve bu ülke ile ABD, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Afrika, Hindistan ve bazı eski Birleşik Krallık sömürgelerinde uygulanan hukuk sistemidir. Bu sistemin özelliği, kodifike edilmiş kanunlara dayalı olmaması, örf ve adet kuralları ile içtihatlardan güç alarak oluşmasıdır. Bu sistemde yargı birliği ilkesi geçerli olduğundan, mahkemeler, adli yargı ve idari yargı şeklinde ayrıma tabi tutulmamıştır.</p>
<p class="p1">Farklı isimlerle anılsa da tüm mahkemeler tek ve en yüksek mahkemeye tabidir, uyguladıkları yargılama usulleri de aynıdır. Mahkemeler, hakkaniyet, örf ve âdete,<span class="Apple-converted-space">  </span>içtihatlara göre karar verir.</p>
<p class="p1">Kıta Avrupası hukuku ise Roma hukukunun esas alındığı Avrupa genelinde hakim olan hukuk sistemidir. Türkiye, Kıta Avrupası hukuk sistemi içinde yer almaktadır. Her iki hukuk sistemi de kendi içinde bütünlük arz etmektedir. Her ikisinin de artıları her ikisinin de eksileri vardır. Hukuk sistemlerini her ülkenin kendi tarihi, siyasi, toplumsal koşulları içinde değerlendirmek gerekir.</p>
<p class="p1">Anglo-Sakson yargı sistemi, mahkemelerin içtihatlarına dayanmaktadır. Bu ülkelerde mahkemelerin içtihatları, (değişimin zorunlu kıldığı durumlar hariç) birbiriyle çelişmez. Ancak Türkiye’de tam aksi bur durum söz konusudur. Mahkemelerin içtihatlarında, inişli çıkışlı bir durum söz konusudur. Yüksek mahkemelerin içtihat arşivleri, yaşı büyütülerek idam edilen çocuklar, şapka kanunundan önce yayınlanan şapka risalesi nedeniyle idam edilen hocalar, üniversitelerde, kamuda, başörtüsü yasağı, ezan yasağı, meslek liselerine katsayı engeli, vs. kötü örneklerle doludur.</p>
<p class="p1">ABD ve İngiltere, ellerinde bulunan olağanüstü propaganda imkânlarıyla, hukukçuları etkilemekte, yargı sistemini ihraç etmeye çalışmaktadır. Savcıların sanıklarla pazarlık usulü, itiraf prosedürleri, istihbarat örgütlerinin işine yaramakta, mahkemeleri devre dışı bırakmaktadır. (ABD’de, Reza Zarrab aleyhine dava açan savcı, pazarlık ve itiraf yöntemiyle Zarrab’ı tanık, Hakan Atilla’yı sanık yapmıştır.) Kovuşturma mecburiyetinin olduğu mevcut sistemde bile, şüpheliler arasında ayırımcılık yapılırken, savcılarımıza şüphelilerle pazarlık yetkisi verilmesi, vahim sonuçlara yol açar. Anglo-Sakson sisteminde, yargılama makamı (mahkeme heyeti), duruşma salonunda iddia makamının iddiası ve savunma makamının savunmasına göre karar verir. Bu sistemi benimsemiş olsaydık, 15 Temmuz darbe teşebbüsüne iştirak edenlerden büyük<span class="Apple-converted-space">  </span>çoğunluğunu masum sayacaktık.</p>
<p class="p1">Kıta Avrupası sisteminde delil serbestisi ve hakimin takdir yetkisi nedeniyle sanıkların inkârları işe yaramamıştır. Mevcut sistemde de savcılar, adliye binası dışına çıkarılabilir. Şüpheliler, ön ödeme imkânından yararlanmaktadır.</p>
<p class="p1">Anglo-Sakson sistemi, bazı ülkelerde başarılı sonuçlar verebilir. Ancak sistematik saldırılara maruz kalan Türkiye’de, bu sistemin başarı şansı yok denecek kadar azdır. Yargılama sisteminde bugüne kadar önemli değişiklikler yapıldı, bundan sonra da yapılacaktır. Başka hukuk sistemlerinden de yararlanabiliriz. Ancak bunu yaparken, Kıta Avrupası hukuk sisteminin yörüngesinden çıkmamak gerekir.</p>
<p class="p1"><b>Alternatif çözüm yolları: </b>Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde, alternatif çözüm yollarının artırılacağı belirtiliyor. Reform paketi açıklanmazdan önce de bazı davalarda arabulucuya başvuru “dava şartı” haline getirilmişti. Bugün itibarıyla İş Mahkemesi’nde, Ticaret Mahkemesi’nde arabulucuya başvurmadan dava açılamıyor. Strateji belgesinde, bu uygulamanın yaygınlaştırılacağı vaat ediliyor. Arabuluculuk kurumu dava sayısını önemli ölçüde azaltsa da ideal bir çözüm olarak görmemek gerekir. Tarafların dava öncesinde uzlaşmalarının ana sebebi, yargıya olan güvensizlik, haklı olduğunu anlatamama endişesidir.</p>
<p class="p1">Arabuluculuk dışında, başka alternatif çözüm yolları da vardır ve başarıyla uygulanmaktadır. Mesela, tüketici hakem heyetleri bunlardan biridir. Trafik kazalarında meydana gelen zararlarda, Sigorta Tahkim Kurulu da başarılı bir faaliyet yürütmektedir. Uyuşmazlıklar, çok kısa süre içinde, en az masrafla ve daha adil bir şekilde çözümlenmektedir.</p>
<p class="p1">İş uyuşmazlıklarını arabulucuya havale etmek yerine, içinde işçi, işveren temsilcilerinin de bulunacağı hakem heyetine tevdi etmek daha iyi olurdu. Kiraya veren ile kiracı arasındaki kira bedeline ilişkin uyuşmazlıkları, belediyelerde kurulacak hakem heyetleri, mahkemelerden daha hızlı, daha adil ve daha az masrafla çözebilir. Reform paketinde, mahkemeler üzerindeki gereksiz dava yükünün azaltılması için alternatif çözüm kanallarının açılması doğru ise de bu amaç için öngörülen yöntemlerin yeniden gözden geçirilmesi gerekir.</p>
<p class="p1">Mahkemelerinin iş yükünün, dava sayısının azaltılması, yeni mahkemelerin kurulması, alternatif çözüm kanallarının artırılması, yargılama süresinin kısaltılması elbette önemlidir, ancak “adalet” daha önemlidir. İstatistiki verileri, usul hükümlerini, kavanoza benzetecek olursak, adalet bu kavanozun içindeki baldır. Diyeceğim şu ki daha fazla personel, daha kaliteli adliyeler, yüksek teknoloji, daha az dava, daha hızlı yargılama, vs. adalet için yeterli olmayabilir. Önemli olan, adaletin tecellisi (vicdani tatmin) ve yargıya olan güvenin tesisidir.</p>
<p class="p2"><b>Toplum, Adalet İstiyor</b></p>
<p class="p1">Adalet, devletin asli görevleri arasında olduğu halde, Anayasa’daki engeller nedeniyle bu soruna uzunca bir süre el atılamamıştır. 2010 Anayasa değişikliği yargıdaki kast sisteminin kilidini açmış, 15 Temmuz darbe teşebbüsünü takiben, yargı içinde yuvalanan FETÖ tasfiye edilmiştir. FETÖ’nün tasfiyesi ile birlikte, toplumda adalet beklentisi had safhaya ulaşmıştır.<span class="Apple-converted-space">  </span>Hukukçularımız, devleti bile yargılayacak bir yargı özlemini dile getiriyor, Berlin’de, bir değirmencinin krala kafa tuttuğu örneğini veriyor. <b>Efsaneye göre</b>, <i>‘’Prusya Kralı II. Friedrich’in Berlin yakınlarındaki Potsdam’da yeni bir saray yaptırmak için beğendiği arazide bulunan bir değirmenci, kralın görevlendirdiği kişiler tarafından mülkünü satması için ikna edilemez. Değirmenci, mülkün ailesinden miras kaldığını ve asla satmayacağını beyan eder. Bunun üzerine II. Friedrich değirmenciyi sarayına çağırır ve isteğini bizzat dile getirir. Yeniden ret cevabı alması üzerine ‘Sen benim kral olduğumu bilmiyor musun’ diyerek hiddetlenir. Bunun üzerine de değirmenci ise ‘Haklısınız efendim; ama siz de biliniz ki ‘</i><b> </b><i> şeklinde karşılık verir.’’ </i>Bu olay sadece Türkiye’de değil, dünyada da adaletin iktidardan daha üstün olduğunun simgesi olarak anlatılıyor.</p>
<p class="p1">Tarihi kaynaklar, böyle bir olayı teyit etmiyor. “Alman tarihinde, bu hadiseden yaklaşık 30 sene sonra gerçekleşen ve üzerinde akademik çalışmaların mevcut olduğu Değirmenci Christian Arnold Davası (1773-1780) bulunuyor. Dava, 1770’li yıllarda bugünkü Polonya sınırları içinde yer alan Pomorsko şehrindeki bir su değirmeni işleten Çiftçi Christian Arnold ile o yörenin toprak sahibi aristokrat Gottfried Leopold Graf von Schmettau arasında geçer. Schmettau, arazisinden geçen nehri kısmen kapatıp kendine gölet yaptırır. Nehrin aşağısında kurulu değirmen ise suyun debisi azaldığı için tam randımanlı çalışamaz ve değirmenci Arnold da elindeki tahılı işleyemediğinden toprak sahibine ödemesi gereken parayı denkleştiremez. Bundan dolayı değirmenci mahkemeye başvurur; fakat iki girişiminde de haksız bulunur. Bunun üzerinde Prusya Kralı II. Friedrich’e durumu izah eder ve kendisinden yardım ister. Kral soruşturma açtırır ve <b>mahkeme heyeti suçlu bulunarak</b> Berlin’deki Spandau Hisarı’na hapsedilir.”</p>
<p class="p1">Bu olaydan çıkarılacak hisse, adaletin iktidardan daha üstün olduğu değil, hükümdarın yargıya müdahalesidir. Alman tarihine de böyle geçmiştir. Hukukçularımızın, kendi medeniyet havzamızdaki gerçek hikâyeleri görmezden gelip, böyle efsanelerin gerçekmiş gibi nakletmesi ilginç bir durumdur.</p>
<p class="p1">Toplumun farklı kesimleri, ortak bir adalet anlayışını benimsemiyor. Kendi siyasi görüşüne mensup birinin sözlerinin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirirken, karşıt görüşte birinin aynı mahiyetteki sözlerinden dolayı tutuklanmasını isteyebiliyor. İnsanların yaşam tarzına müdahaleleri, failin ve mağdurun kimliğine göre farklı değerlendirebiliyor.</p>
<p class="p1">Anayasal düzene karşı suç işleyenlerin tutuksuz yargılanmasını isterken, hayvana kötü muamele edenin tutuklanmasını isteyebiliyor. Bunu da adalet adına talep ediyor. Toplumun bütün kesimleri, ortak bir adalet tasavvurunda buluşuncaya kadar, hükümetin yapacağı her reformu eleştiri konusu yapacak, herkes hayalindeki Godot’unu bekleyecektir.</p>
<p class="p1"><b>Sonuç:</b></p>
<p class="p1">30 Mayıs 2019 tarihinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kamuoyuna açıklanan Yargı Reformu Strateji Belgesi, yargıya olan güvenin tesisi açısından son derece önemlidir. Hükümetin ve böyle bir reform paketi yayınlaması, yargıdaki sorunların varlığını kabul ettiği anlamına geliyor. Sadece kabul etmekle kalmayıp, evrensel hukukun değer verdiği dokuz amaca ulaşmak için hedefler belirliyor. Yargıdaki bireysel hataları öne çıkarıp, yargı reformuna önyargıyla yaklaşmamak gerekiyor. Hak ve özgürlüklerin tahkim edilmesi, son derece önemlidir.</p>
<p class="p1">Toplumun bütün kesimlerinin güven duyacağı, üstün niteliklere sahip, bağımsız ve tarafsız bir yargı hepimizin özlemidir. Reform paketinin temelini teşkil eden amaçlara ulaşmak için belirlenen bazı hedeflerin (araçların-yöntemlerin), yeniden gözden geçirilmesi gereği, bu çalışmanın değerini düşürmez. Ankara Kriterlerinin başarılı olması için bütün hukukçulara büyük görevler düşüyor. Adalet, ulusal güvenliğin de toplumsal barışın da en en önemli unsurudur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yargida-ankara-kriterleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TBB Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’ndan Yörünge’ye Açıklamalar: ‘Diken Battığı Yerden Çıkar’</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/tbb-baskani-prof-dr-metin-feyzioglundan-yorungeye-aciklamalar-diken-battigi-yerden-cikar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/tbb-baskani-prof-dr-metin-feyzioglundan-yorungeye-aciklamalar-diken-battigi-yerden-cikar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aynur Bayram]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jul 2019 08:37:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[Aynur Bayram]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Feyzioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[TBB]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11636</guid>

					<description><![CDATA[Yargı Reformu Stratejisi Belgesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kamuoyuna açıklandı. Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’ndeki programa katılan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, reform paketini alkışlarla destekledi. Bakanlığa ilettikleri görüşlerinin önemli bir kısmının reform paketinde yer aldığını belirterek, bu paket uygulamaya konulduğunda birçok sorunun çözüleceğine inandığını söyledi. TBB Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, Yargı Reform Paketi’ne ilişkin Yörünge dergisinin sorularını yanıtladı. Adalet Bakanlığı, geniş kapsamlı bir Yargı Reformu Strateji Belgesi açıkladı. Bu kadar geniş kapsamlı bir yargı reformu paketine neden ihtiyaç duyuldu? Bundan önceki yargı reformu paketleriyle birlikte değerlendirdiğinizde, bu belgedeki hedeflerin gerçekleşmesi durumunda, Türkiye’de adalet ve yargı sorunu çözülür mü? Toplumlar sürekli bir değişim içindedir. Bu değişimin olumlu yönde olması için hukukun ve yargının gelişimin önünü açması gereklidir. Türkiye özelinde ise yargımıza FETÖ eliyle verilen büyük bir zarar var. Bu zararın bir an önce giderilmesi gerekiyor. Anadolu’da çok sevdiğim bir söz vardır. ‘Diken battığı yerden çıkar’ deriz. Türkiye’ye diken yargıdan battı. Öyleyse işin başı, yargıyı güvenilir kılmak. Güvenilirliğin sağlanabilmesi için yargının aynı zamanda erişilebilir olması lazım. Çünkü vatandaşın yargıya güvenebilmesi için öncelikle yargıya erişebilmesi gerekir. Belgedeki hedeflerin gerçekleşmesi durumunda yaşadığımız adalet ve yargı sorunu büyük ölçüde çözülür. Kuşkusuz belgede yer almayan ama mutlaka yapılması &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><i>Yargı Reformu Stratejisi Belgesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kamuoyuna açıklandı. Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’ndeki programa katılan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, reform paketini alkışlarla destekledi.</i></p>
<p class="p1"><i>Bakanlığa ilettikleri görüşlerinin önemli bir kısmının reform paketinde yer aldığını belirterek, bu paket uygulamaya konulduğunda birçok sorunun çözüleceğine inandığını söyledi. TBB Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, Yargı Reform Paketi’ne ilişkin Yörünge dergisinin sorularını yanıtladı. </i></p>
<p class="p1"><i>Adalet Bakanlığı, geniş kapsamlı bir Yargı Reformu Strateji Belgesi açıkladı. Bu kadar geniş kapsamlı bir yargı reformu paketine neden ihtiyaç duyuldu? Bundan önceki yargı reformu paketleriyle birlikte değerlendirdiğinizde, bu belgedeki hedeflerin gerçekleşmesi durumunda, Türkiye’de adalet ve yargı sorunu çözülür mü?</i></p>
<p class="p1">Toplumlar sürekli bir değişim içindedir. Bu değişimin olumlu yönde olması için hukukun ve yargının gelişimin önünü açması gereklidir. Türkiye özelinde ise yargımıza FETÖ eliyle verilen büyük bir zarar var. Bu zararın bir an önce giderilmesi gerekiyor. Anadolu’da çok sevdiğim bir söz vardır. ‘Diken battığı yerden çıkar’ deriz. Türkiye’ye diken yargıdan battı.</p>
<p class="p1">Öyleyse işin başı, yargıyı güvenilir kılmak. Güvenilirliğin sağlanabilmesi için yargının aynı zamanda erişilebilir olması lazım. Çünkü vatandaşın yargıya güvenebilmesi için öncelikle yargıya erişebilmesi gerekir.</p>
<p class="p1">Belgedeki hedeflerin gerçekleşmesi durumunda yaşadığımız adalet ve yargı sorunu büyük ölçüde çözülür. Kuşkusuz belgede yer almayan ama mutlaka yapılması gereken reformlar da var.</p>
<p class="p1">Öte yandan söylediğim gibi toplumlar sürekli bir değişim içindedir. Hukukun ve yargının bu değişime ayak uydurup, değişimi gelişim yönüne evirebilmesi, reformların sürekliliğini zorunlu kılar.</p>
<p class="p2"><b>“Sorunun Temel Nedeni Yanlış Uygulamalarda”</b></p>
<p class="p1"><i>Yargı Reformu Stratejisi belgesinin, hak ve özgürlüklere ilişkin temel perspektif bölümünde (12) “tutuklamanın cezalandırma aracı olmadığı, kovuşturmaların etkinliğinin temini için düzenlenen koruma tedbiri olduğu” belirtilmektedir. Mahkemelerin kolayca tutuklama kararı verdiği bilinmektedir.<span class="Apple-converted-space">  </span>Sizce, tutuklama konusunda standardın sağlanabilmesi için neler yapılması gerekir?</i></p>
<p class="p1">Tutuklamada kaçma veya delilleri karartma sebeplerinin varlığının var sayıldığı bir suç kataloğu mevcut. Böyle bir kataloğa kanunda yer verilmesinin yanlış olduğunu düşünüyorum.</p>
<p class="p1">Çünkü hakimlerimiz özellikle soruşturma evresinde isnat konusu suç, katalogda yer verilen bir suç ise tutuklama kararı vermeye çok eğilimli oluyorlar. Sonra da ‘tahliye kararını dava açılınca mahkeme versin’ diyorlar. Bu, soruşturma evresinde tutuklu sayısını gereksiz yere artırıyor.</p>
<p class="p1">Sorun büyük ölçüde kanunlarımızdan kaynaklanmıyor. Ancak sorunun temel nedeni yanlış uygulamalarda. Bunu ise sadece maddi ceza kanunlarını veya usul kanunlarını değiştirerek çözmek mümkün olmuyor.</p>
<p class="p1">Çağdaş ceza muhakemesine yüz yıl önce geçiş yapmamıza rağmen, tutuklamaya ilişkin sorunlar demeti bir türlü tam olarak çözülemedi. Demek ki bizim bir anlayış değişikliğini ortaya koymamız ve bunu da ölçme değerlendirme yöntemiyle denetlememiz lazım. Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde buna ilişkin çok önem verdiğim bir husus var.</p>
<p class="p1">Belgede hâkim ve savcıların görevde yükselmelerinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ve Anayasa Mahkemesi’nin insan haklarına ilişkin yerleşik kararlarına uygun davranmanın önemli bir ölçüt haline getirilmesi hedefleniyor.</p>
<p class="p1">Bugün kanunumuza baktığımızda hiçbir yerinde ‘keyfi bir şekilde tutuklama kararı verilebilir’ diye yazmıyor. Yukarıda ifade ettiğim gibi katalog suçlarda kanun tutuklama sebeplerinin somut olayda varlığının varsayılmasına imkân tanıyor ama hâkimin aksine karar vermesinin önüne de bir engel koymuyor. Yani uygulamamız Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik kararlarını emsal alsa, emin olun kanun değişikliğine bile gerek olmayabilir.</p>
<p class="p1">Kanunda ne değişikliği yaparsak yapalım, hâkim ve savcılarımızın bakış açısını değiştirecek bir ölçme-değerlendirme sistemi getirmezsek, arzu ettiğimiz düzeni kurmamız mümkün olmayacak. Yani ‘özgürlük kural, kısıtlanması istisnadır’ diyoruz ya… Bunun böyle olması için özgürlükçü bakış açısıyla uygulama yapılmasını sağlamalıyız. Uygulamacıları buna teşvik etmeliyiz.</p>
<p class="p2"><b>“Avukatlık Hizmeti Karşılığında Alınan Ücrete Eklenen KDV Düşürülmelidir”</b></p>
<p class="p1"><i>Avrupa Birliği perspektifi bölümünde (19) AB üyelik sürecine verdiği önemin altını çizmekte, AB üyeliğini stratejik bir hedef olarak koruduğunu, katılım sürecine bağlılığını koruduğunu belirtmektedir. AB ülkelerinin açıklamalarını dikkate aldığınızda, bu hedefin gerçekçi olduğunu (realiteyle uyuştuğunu) söyleyebilir misiniz?</i></p>
<p class="p1">Avrupa Birliği, Reform Belgesi açıklandıktan sonra bunu olumlu bulduğunu dile getirdi. Ben meseleye şöyle bakıyorum: Avrupa Birliği’ne üyelik hedefimiz son derece önemlidir. Vazgeçilmemesi gereklidir. Ancak Avrupa Birliği’ne üyelik, toplumlar için aslında bir amaç değil araçtır. Neyin aracıdır? Özgürlükçü, geleceğine güven duyan refah toplumu ve demokratik sosyal hukuk devletinin aracıdır.</p>
<p class="p1">O halde kanunlarımızda ve özellikle uygulamamızda bu yönde yapmak zorunda olduğumuz değişiklikler Avrupa Birliği için değil kendi vatandaşlarımızın iyiliği içindir. Böyle düşünmez isek, sürekli mazeretler üretiriz. Avrupa Birliği’nin bize yönelik haksız ve ayrımcılık içeren tutumuna tepki olarak üyelik sürecinde atılması gereken adımları atmaktan vazgeçebiliriz. Bunu yaparken Avrupa Birliği’ne hak ettiği tepkiyi verdiğimizi de iddia edebiliriz.</p>
<p class="p1">Ancak asıl zararı kendimize veririz. Türk milletinin hedefi, çağdaş uygarlık düzeyinin de üstüne çıkmaktır. Bunu başarmamızın önündeki tek engel sadece kendimiziz. İstersek bunu başarırız.</p>
<p class="p1"><i>Adalet sisteminin işleyişine ilişkin temel perspektif bölümünde, adalete erişimin kolaylaştırılması kapsamında (28) danışma masalarının kurulması öngörülmektedir. Bu masalar adalete erişimi kolaylaştırır mı? Adalete erişimde temel sorun sizce nedir?</i></p>
<p class="p1">Danışma masaları faydalı olabilir. Ancak insanlarımızda hukuki bir iş ve işlem yapmadan önce avukata danışma kültürünü yerleştirebilirsek, asıl o zaman hukuk kurallarını içselleştirebiliriz. Uyuşmazlıkları çıkmadan önleyebiliriz. Örneğin, bir Amerikalı veya Avrupalı iş insanı, avukatına danışmadan adım atmaz. Bu toplumlarda insanlar avukatlarına sormadan kira sözleşmesi bile imzalamaz.</p>
<p class="p1">Bizde genellikle işler içinden çıkılamayacak derecede sarpa sardıktan sonra avukata gidiliyor. Bu çerçevede, avukatlık hizmeti karşılığında alınan ücrete eklenen KDV muhakkak surette düşürülmelidir. Avukatlık hizmeti vatandaş için lüks bir hizmet değildir. Sosyal hukuk devletinde, asli bir hizmettir.</p>
<p class="p1">Reform Belgesi’nde davaların yarısından fazlasını oluşturan ve özellikle dezavantajlı grupları ilgilendiren dava tiplerinde önemli oranda KDV indirimi yapılması öngörülüyor. Bu dava tiplerine örnek vermek gerekirse; çocuk mahkemeleri, aile mahkemeleri, iş mahkemeleri, tüketici mahkemeleri gibi…</p>
<p class="p1">Öte yandan gelişmiş devletlerde pek çok dava sadece avukatlar tarafından açılabiliyor. Gayrimenkul alım satımı gibi önemli sözleşmelerde muhakkak surette iki tarafın avukatlarının da önceden denetlemesi ve sözleşmeyi imzalaması şartı aranıyor. Reform Belgesi’nde bu hususlara da yer verilmiş durumda. Dolayısıyla ‘koruyucu avukatlık hizmeti’ diye tanımlayabileceğimiz bir avukatlık hizmetinin alt yapısının oluşturulması öngörülüyor.</p>
<p class="p1">Maddi durumu elverişli olmayan vatandaşın avukatın yardımından yararlanması için hukukumuzda bir adli yardım sistemi var. Ancak adli yardım fonu maalesef yeterli değil. Sosyal hukuk devletini geliştirebilmemiz için bu fona yeni kaynaklar bulmamız, dolayısıyla maddi durumu elverişli olmayan vatandaşlarımızın barolarımız tarafından görevlendirilecek avukatların yardımından yararlanmasını daha büyük oranda sağlamamız gerekli.</p>
<p class="p1">Bu noktada, iş uyuşmazlıklarında dava şartı olarak getirilmiş zorunlu arabuluculukla ilgili önemli bir hususa değinmekte fayda görüyorum. İşçi tarafı, arabulucu önündeki müzakerede genellikle işveren karşısında tek başına kalıyor.</p>
<p class="p1">İşveren kendini avukatıyla temsil ettiriyor, mali müşavirini de avukatının yanında görevlendiriyor. İşçi ise bir avukatın yardımından yararlanmakta zorlandığı için kendi başına gidiyor. Neticede zaten maddi anlamda avantajlı konumdaki işveren, müzakere sırasında da daha güçlü temsil ediliyor. Haklarını yeteri kadar bilmeyen veya savunamayan işçi, kendisine teklif edilen miktarı kabule zorlanıyor.</p>
<p class="p1">İşçiyi korumamız için mutlaka kendisini avukatla temsil ettirme imkânını tanımak zorundayız. Arabuluculuk müzakeresinde, avukatı olmayan ama barodan avukat isteyen her işçiye avukat görevlendirmesi yapacak bir sistemi kurmalıyız. Tıpkı karakolda ifade veren bir şüpheli ‘avukatım yok, barodan avukat istiyorum’ dediğinde kendisine derhal barodan bir avukat görevlendirilmesi gibi…</p>
<p class="p1">Bunun için adli yardım fonunu güçlendirecek kaynak yaratılmalı. Görevlendirilen avukat meslektaşlarımız da hem iletişim teknikleri hem de işçi alacağının hesaplanması konularında özel eğitim almalılar. Biz bunu sağlamaya hazırız. Reform Belgesi’nde bu hususlara da başlıklar halinde değiniliyor.</p>
<p class="p2"><b>Bu Reform Belgesi’ni Öncekilerden Ayıran En Önemli Husus</b></p>
<p class="p1"><i>Aynı bölümde, yargılamanın makul sürede tamamlanması için hedef süreler konulmaktadır. Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri önerilmektedir. Hedef süre konulmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? </i></p>
<p class="p1">Hedef süreler konulması yanlış değil. Ancak o süreye uyacağım diye yapılması gerekeni savcı ve hakimlerimiz yapmazsa adaletin tecellisi gerçekleşmeyebilir. Muhakeme hukukunda hızlı yargılama yoktur. Makul sürede yargılama vardır. Her somut olayda makul süre olayın özelliklerine göre değişir. Bugün yargılamayı yavaşlatan en önemli sebeplerden biri avukatlara kanunla tanınmış olan bilgi ve belge toplama hakkının gereğinin kamu kurum ve kuruluşlarınca uygulamada yapılmıyor olmasıdır.</p>
<p class="p1">Avukatlık Kanunu’na göre bir kamu kurumundan bilgi ve belge isteyen avukat, genellikle bu talebinin karşılığını görememektedir. Dolayısıyla delil toplama işi mahkemeye kalmaktadır. Avukatın mahkemeye sunduğu belgelerin ise gerçek olup olmadığını mahkemeler illa ki araştırma yolunu tercih etmektedir.</p>
<p class="p1">Yani aynı iş en az iki kere yapılmaktadır. Mahkemelerin müzekkereleri yazarken sıklıkla yaptıkları eksik ve yanlışlıklar veya müzekkerelere anlamadan verilen cevaplar her seferinde duruşmaların aylarca ertelenmesine neden olmaktadır. Reform Belgesi’nde bu sorunları çözüme yönelik somut adımlar yer almaktadır.</p>
<p class="p1"><i>Aynı bölümde (35) Türk hukuk sisteminin kıta Avrupası’na dahil olduğu belirtilmekle birlikte, Anglo-Sakson hukuk sisteminden yararlanılabileceği ifade edilmektedir. Karma bir uygulama, hukuk sistemimizi nasıl etkiler? Böyle bir uygulama, faydalı olabilir mi?</i></p>
<p class="p1">Bugünün dünyasında hukuk sistemleri arasında eskinin yüksek duvarları artık yok. İletişim ve ulaşım imkânlarının inanılmayacak kadar gelişmiş olması hiç kuşkusuz hukuk sistemlerini de birbirlerinden kurumlar almaya yöneltmiş durumda. Özellikle küresel ticaret, hukuk sistemlerinin giderek iç içe geçmesine sebep oluyor. Kısacası Kıta Avrupası hukuk sisteminin ve Anglo-Sakson/Anglo-Amerikan hukuk sisteminin birkaç yüz yıl öncesinin aksine birbirlerini görmezden gelme lüksü kalmamıştır.</p>
<p class="p1"><i>Yargı Reformu Strateji Belgesinde, 9 amaç, 63 hedef ve 256 faaliyet yer almaktadır. Bu amaç ve hedeflerin, faaliyetlerin somut olarak belirtildiği ve izleneceği belirtilmektedir. Bu amaçlar, hedefler ve faaliyetler, gerçekleşebilir mi? Gerçekleşmesi için neler yapılması gerekir?</i></p>
<p class="p1">Bu hedeflerin hepsi gerçekçidir. Her bir hedefle ilgili hangi kurumların birlikte çalışacağı bellidir. Hedeflere ulaşılması için süreler tespit edilmiştir. Adalet Bakanlığımızın çatısı altında onlarca kurum, binlerce kişi, belgenin hayata geçmesi için durup dinlenmeden çalışmaktadır.</p>
<p class="p1"><i>Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde, hâkim ve savcıların mesleki açıdan güçlendirileceği belirtiliyor. Hâkim ve savcıların yaklaşık yarısının gençlerden oluştuğu gerçeğinden hareketle, bu hâkim ve savcıların nitelikli hale gelmesi için neler yapılması gerekir?</i></p>
<p class="p1">Madde madde sıralayayım:</p>
<p class="p3">Hukuk fakültelerinin kontenjanı azaltılmalıdır.</p>
<p class="p3">Fakültelere giriş barajı yükseltilmelidir.</p>
<p class="p3">Eğitim-öğretim kalitesi yükseltilmelidir.</p>
<p class="p3">Hukuk fakültesi mezunlarına, hukuk alanındaki belirli mesleklere girişte baraj sınavı uygulaması getirilmelidir. Böylece hukuk fakültelerinin eğitim-öğretim kalitesi bir ölçme-değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.</p>
<p class="p3">Barajı geçerek hakimlik ve savcılık için açılan sınavlara başvuranların ölçme ve değerlendirmesi objektif bir şekilde yapılmalı ve bunu denetleme imkânı getirilmelidir.</p>
<p class="p3"><span class="s1">İki yıllık staj süresinin sonunda bir bitirme sınavı yapılmalıdır. Bu sınavı başarıyla geçenler doğrudan hâkim ve savcı olmamalıdır. Meslekte, sahada tecrübe edinmelerini sağlayacak olan hâkim ve savcı yardımcılıklarına atanmalıdır. İki yıl boyunca yardımcılık statüsünde, deyim yerindeyse mutfakta pişen hukukçular hâkim ve savcılığa geçebilmek için yeniden sınava alınmalıdır. Yine şeffaf ve denetlenebilir şekilde yapılacak bu sınavda da başarılı olurlarsa hakimliğe ve savcılığa atamaları yapılmalıdır.</span></p>
<p class="p1">Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde bu hususlara ana başlıklar halinde yer verilmiştir. Hatta şöyle söylersem yanlış olmaz: Bu reform belgesini öncekilerden ayıran en önemli husus, hukuk eğitim ve öğretimi ile ölçme ve değerlendirmeyi merkeze koymuş olmasıdır. Bu yönüyle belge, orta ve uzun vadede gerçekçi ve kalıcı hedeflere yönelmiştir.</p>
<p class="p2"><b>Reform Paketi’nin En Önemli Eksiği</b></p>
<p class="p1"><i>HSK’nın, hâkim ve savcılar üzerinde, meslekten ihraç dahil, çok geniş yetkilere sahip olduğunu biliyoruz. Strateji belgesindeki hedefleri, yargı bağımsızlığı açısından yeterli görüyor musunuz? Yeterli görmüyorsanız, ne yapmalı?</i></p>
<p class="p1">Yargı Reformu Strateji Belgesi’nin en önemli eksiği HSK’nın yapısına hiç değinmemiş olmasıdır. Ben 2010 öncesi HSYK yapısını da 2010-2017 HSYK yapısını da 2017 sonrası HSK’sını da yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlama bakımdan sorunlu görüyorum. Bu üç dönemde de Kurul’un oluşumunda önemli sorunlar vardır.</p>
<p class="p1">Yargı Reformu Strateji Belgesi ile toplumumuzun önüne önemli ve doğru hedefler konmuştur. Bir yanda bu hedeflere ulaşılması için canla başla çalışılması lazımdır, diğer yandan da anayasamız mümkünse TBMM’de tam bir uzlaşmayla değiştirilerek, HSK’nın yapısı, hâkim ve savcıları tam anlamıyla güvenceli hale getirecek şekilde düzenlenmelidir.</p>
<p class="p1">Buna şöyle yaklaşabiliriz: FETÖ, devletimize yönelik büyük bir kalkışmaya girişmiş idi. Bunu da öncelikle ve özellikle yargıyı kullanarak yapmıştı. Olağanüstü bir dönem geçirdik. Şimdi normalleşme zamanı. Reform Belgesi de zaten bu normalleşme ihtiyacının derinden hissedildiğinin bir delili. Demek ki Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde olağanüstü bu dönem sonrasında HSK’nın yapısını değiştirme konusunda bir uzlaşı istenirse sağlanabilir.</p>
<p class="p1">Benim somut önerim şudur: HSK üyelerinin büyük çoğunluğunu Meclis, örneğin 3/5 gibi nitelikli bir çoğunlukla belirlesin. Dikkat buyurun, hiçbir şekilde RTÜK modelini önermiyorum. Tam aksine RTÜK modelini HSK açısından uygulanamaz buluyorum. Üye seçiminde 3/5 gibi bir nitelikli çoğunluk aranması siyasi partilerin tek tek her aday üzerinde uzlaşmasını zorunlu kılacaktır.</p>
<p class="p1"><i>Uzlaşmanın temeli ne olabilir? </i></p>
<p class="p1">Sadece ve sadece liyakat olabilir. Meclisin bu şekilde uzlaşarak üye seçmeye zorlandığı bir örnek elimizde yok. Dolayısıyla böyle bir düzenleme, toplumumuzda var olan uzlaşma kültürünün TBMM’ye taşınmasını da sağlayacaktır. Genel Kurul’da yapılacak oylama öncesinde bu iş için kurulacak özel bir komisyon önünde adaylar mülakata çağırılabilir. Yaş, meslek kıdemi, uzmanlaşma ve eğitim öğretim düzeyine ilişkin objektif şartlar getirilebilir.</p>
<p class="p1">Türkiye Barolar Birliği’nin de TBMM’ye, HSK için üye önermesi mümkün kılınmalıdır. Komisyonun elemesinden geçen adaylar, Genel Kurul’un takdirine sunulabilir. HSK’nın kalan üyelerini ise Yargıtay ve Danıştay Genel Kurulları yine nitelikli çoğunlukla belirlemelidir. Elbette HSK’nın yapısı yeniden düzenlenirken hakimler için ayrı savcılar için ayrı kurullar oluşturmalıdır. Birinin başına Yargıtay Başkanı, diğerinin başına Yargıtay Başsavcısı geçebilir.</p>
<p class="p1">Burada bir hususun altını çizmek istiyorum. Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde HSK’ya ilişkin bir yeniden yapılanma öngörüsünün bulunmaması bu belgeyi bazılarının iddia ettiği gibi değersiz kılmıyor. Çünkü HSK’nın yapısının düzenlenmesi ile Reform Belgesi’nde yer alan hususlar birbirine bağlı değil.</p>
<p class="p1">Belgedeki hedeflere ulaşılamazsa, HSK’nın yapısı değiştirilse bile güven veren ve erişilebilir bir adalet sistemimiz olmaz. Belgedeki tüm hedeflere ulaşılsa ama HSK’nın yapısı değişmese bu defa da yargımız siyasi müdahale iddialarından kurtulamaz.</p>
<p class="p1">Öte yandan Reform Belgesi’ni normalleşme ve ilerleme yönünde bir belge olarak benimsediğimizde, bunun doğal bir uzantısı olarak HSK’nın da yapısının süreç içerisinde değiştirileceği sonucuna ulaşabiliriz. Benim ilgili herkesten istirhamım, doğruya doğru, eksiğe eksik, yanlışa yanlış diyelim. Eksiği nasıl tamamlayacağımızı, yanlışı nasıl düzelteceğimizi de söyleyelim. Böylece sırf eleştirmek için söz söyleyenlerden olmayalım. Yapıcı olalım.</p>
<p class="p1"><b>“Sınav Bir Zorunluluktur”</b></p>
<p class="p1"><i>Strateji Belgesi’nde, mevzuatın hazırlanmasında, ilgililerin sürece dahil edileceği, yasaların daha nitelikli ve toplumun beklentilerine uygun olmasının sağlanacağı belirtiliyor. Türkiye’de sivil toplum örgütleri bu sürece katkı verebilir mi?</i></p>
<p class="p1">Elbette verir. Vermelidir. Adalet Bakanlığı çatısı altında yürüyen bu süreç, benim gördüğüm kadarıyla çoğulculuğa ve katılımcılığa azami düzeyde önem verilen bir tarzda gelişmektedir. Örneğin, Türkiye Barolar Birliği olarak biz en başından bu yana sürecin içindeyiz.</p>
<p class="p1">Daha önceden şöyle yapılırdı: Neredeyse son halini almış bir taslak metin kurumlara gönderilirdi. Üç beş gün süre verilirdi. Kurumların görüşleri istenirdi. Gönderilen görüşleri de pek kimse okumazdı. Yargı Reformu Strateji Belgesi böyle yazılmadı. Sürecin devamı da umuyorum ki en üst düzeyde katılımcılık sağlanarak gelişecek.</p>
<p class="p1"><i>Strateji belgesinde, hukuk mesleklerine girişte sınav getirileceği belirtiliyor. Hukuk fakültesi mezunlarının böyle bir sınavı başarması, mesleklerinin kalitesini artırır mı? Belge içinde meslek içi eğitimin sürekli hale getirileceği belirtiliyor. İki hedef birbiriyle çelişmiyor mu?</i></p>
<p class="p1">Sınav bir zorunluluktur. Hukuk fakültelerinin eğitim öğretim kalitesini artırmasını sağlayacaktır. Tercih yapmadan önce adaylar hangi fakültenin yüzde kaç oranında başarılı olduğuna bakacaklardır. Fakülte tercihlerini böyle yapacaklardır. Baraj sınavını geçecek kalitede eğitim öğretim veremeyen fakülteler kalitelerini geliştirmek zorunda kalacaklardır.</p>
<p class="p1">Ayrıca bir sınavın varlığı, lise mezunu gençlerimizi hukuk fakültesi dışındaki fakültelere yönlendirme konusunda teşvik edici olacaktır. Avukatlık stajına başvuru sayısı sınava bağlı olarak azalacağı için barolarımız ve Türkiye Barolar Birliği çok daha nitelikli staj eğitimi verebilecektir.</p>
<p class="p1">Stajyer avukat sayısındaki azalma, ekonominin en temel kanunu olan arz talep dengesi kanunu uyarınca stajyer avukatlarımızın hak ettikleri değeri görmelerini sağlayacaktır. Zaman içerisinde avukatlık mesleğine girenlerin sayısının azalması, toplam sayımızın azalmasıyla sonuçlanacaktır. Dolayısıyla meslek içi eğitim hizmetini ulaştırabildiğimiz meslektaş oranımız her yıl artacaktır. Şu hâlde sorunuzda bahsettiğiniz iki hedef birbiriyle çelişmiyor. Tam aksine birbirini destekliyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/tbb-baskani-prof-dr-metin-feyzioglundan-yorungeye-aciklamalar-diken-battigi-yerden-cikar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
