<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>memur &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/memur/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 08 Dec 2022 12:31:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>memur &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bir Sendikadan Gönülden Kopuş</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bir-sendikadan-gonulden-kopus/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bir-sendikadan-gonulden-kopus/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selehattin DUMAN]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Dec 2022 12:31:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Emek]]></category>
		<category><![CDATA[işçi]]></category>
		<category><![CDATA[memur]]></category>
		<category><![CDATA[Sendika]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18592</guid>

					<description><![CDATA[Mesleğe başladığım günlerde sendikaya üye olmam için beni davet eden Bilal Yeşan abiyi rahmetle anıyorum. Üyelik daveti yaparken kendisine tek bir soru sormuştum. Aksa şairi M Akif İnan ağabeyin kurduğu sendika mı bu? ‘’Evet‘’ cevabını zaten beklediğim için hemen üye oldum. O kadar heyecanlıydım ki koca ilçede tek üye olarak büyük bir inanç ve kararlılıkla ilçeme döndüm. Ondan sonra başıma gelmeyen kalmadı ilçede. Araştırmalar soruşturmalar birbirini kovaladı. Üyelik kesintisi yapmamak için yalanlar söylendi. İstanbul’a geldikten sonra yeniden üyelik yapılması gerektiğini öğrendiğim zaman üzülmüş ve kızmıştım. Üç ilçe iki şubede çalıştım. Çalışmalar süresince çok kaliteli insanlar tanıdığım sendikacılık sürecim bir o kadar kalitesiz ve kifayetsiz muhterisle de yolumuzu kesiştirdi. Her anlamda kefil olduğum teşkilatımda kendi yerlerinin güvenliğinden benim adıma korkular taşıyanlar teşkilatta başarılı çalışmalar yapmamıza rağmen hatta belki de sırf bu yüzden fırıldaklar çevirmeye başladılar. Genel merkez dahi meselenin ne olduğunu ya anlamadı ya da anladı işine geldiği şekilde davranarak bu aleyhte çalışmalara fırsat verdi. Şube başkanı bir sonra ki seçimde kaybettiği başkanlığı ilçe müdürlüğüyle takas ettiği için sorun kalmamıştı. Ancak yaşanan sorunların gerçek kaynağı olanlar daha sonra işin ucu genel merkeze ulaşınca görevden el çektirildi. Şimdi sade bir üye olarak çalıştığım görev alanımda hâlâ daha yok sayılmak suretiyle öncekileri aratmayan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Mesleğe başladığım günlerde sendikaya üye olmam için beni davet eden Bilal Yeşan abiyi rahmetle anıyorum. Üyelik daveti yaparken kendisine tek bir soru sormuştum. Aksa şairi M Akif İnan ağabeyin kurduğu sendika mı bu? ‘’Evet‘’ cevabını zaten beklediğim için hemen üye oldum. O kadar heyecanlıydım ki koca ilçede tek üye olarak büyük bir inanç ve kararlılıkla ilçeme döndüm. Ondan sonra başıma gelmeyen kalmadı ilçede. Araştırmalar soruşturmalar birbirini kovaladı. Üyelik kesintisi yapmamak için yalanlar söylendi. İstanbul’a geldikten sonra yeniden üyelik yapılması gerektiğini öğrendiğim zaman üzülmüş ve kızmıştım.</p>



<p>Üç ilçe iki şubede çalıştım. Çalışmalar süresince çok kaliteli insanlar tanıdığım sendikacılık sürecim bir o kadar kalitesiz ve kifayetsiz muhterisle de yolumuzu kesiştirdi. Her anlamda kefil olduğum teşkilatımda kendi yerlerinin güvenliğinden benim adıma korkular taşıyanlar teşkilatta başarılı çalışmalar yapmamıza rağmen hatta belki de sırf bu yüzden fırıldaklar çevirmeye başladılar. Genel merkez dahi meselenin ne olduğunu ya anlamadı ya da anladı işine geldiği şekilde davranarak bu aleyhte çalışmalara fırsat verdi. Şube başkanı bir sonra ki seçimde kaybettiği başkanlığı ilçe müdürlüğüyle takas ettiği için sorun kalmamıştı. Ancak yaşanan sorunların gerçek kaynağı olanlar daha sonra işin ucu genel merkeze ulaşınca görevden el çektirildi.</p>



<p>Şimdi sade bir üye olarak çalıştığım görev alanımda hâlâ daha yok sayılmak suretiyle öncekileri aratmayan bir korku ve mesafeyle ilişkiler sürdürülüyor. Olumsuz süreçler yürütülürken teşkilata hasbel kader girmiş ve teşkilat ahlakını özümsememiş kişilerce yapılan itibarsızlaştırma çalışmaları karşısında sessiz kalmayı tercih eden eski ve yeni yönetim ile ya da meseleyi kendi zaviyesinden ele alan genel merkez ile hiçbir gönül bağımız kalmamış olsa kimse şaşmaz sanıyorum. Ona rağmen üye yaptığımız onlarca belki yüzlerce insanın gözünün içine baka baka bu teşkilatla olan organik bağımızı kesemiyoruz.</p>



<p>Yaşanan olumsuzlukları dillendiremiyoruz. Sanki dut yemiş bülbül gibi köşemizde oturuyoruz. Ne yerel anlamda ne de genelde bizi yeterince hatta doğru bir biçimde temsil etmeyi bile başaramayan, üye olsun da ahlakı, çizgisi ne olursa olsun diye yönetici yapılanların ayaklarının altına atılan üyelerden haberdar olup ta bir şey yapılmadığına şahit olmak ağırımıza gidiyor. Sendikanın bir şekilde bir yerinden tutunarak kendisine görev devşirenlerin, ya da sendikayı kullanarak bir yerlere gelenlerin yanlışlarına göz yummaktan adeta sosyal kör olduk. Her yanlışı tecviz ya da izah edebilen akılları gördükçe kendi aklımızı yetersiz kendi ahlakımızı sahabe ahlakı sanacak hale geldik.</p>



<p>Artık on binlerle ifade edilen istifalardan vaz geçtik. Gönülden kopanların yüzbinler düzeyinde olması bile bizi şaşırtmıyor. Kendi yerini sağlamlaştırmak için karşısındakine iftira edenlerle hain diyenlerin aynı hiza olduklarını düşünmek pek te zor olmasa gerektir. Kendi ellerimizle büyüttüğümüz kendi teşkilatımızdan utanır hale geldik. İstifa edenlerin yerine yeni üye alabilirsiniz belki ya gönülden kopanlar. Onları tekrar kazanabilecek misiniz? Mümkün değil. Bu davaya olan inancı zedelediği gibi muhatapların size olan güveni ve teşkilatın saygınlığı berhava olmaz mı? Kime ne söylesek ne anlatsak boş. Herkes kendi hesabının peşinde. Tepeden tırnağa ben salim olayım da gerisi ne olursa olsun zihniyetiyle hareket eden bir teşkilatta yaşananların düzelmesi adına konuşmak en büyük mesele haline gelmişken ne söylesek boş.  </p>



<p>Gönülden koptuktan sonra elde kalan üyelik formu bir kâğıt parçasından başka bir anlam ifade eder mi bilmem ama istifa etmekten korkmuyoruz. Hadi gidelim dedik. Nereye gideceğiz? Olduğu günden bizim değerlerimizle savaşanlarla ve alanda muhataplarımızı sakındırdığımız, yıllarca mücadele ettiğimiz yerlere mi gidelim. Kendi teşkilatımız bizim gözümüzü oyacak hale gelmişken onlar bizi gülle mi karşılayacaklar. Ya de her kopanın oluşturduğu sayısı bile tam bilinmeyen yeni adreslere mi atacaksınız bizleri. İnandığımız değerleri beraber savunduğumuz kardeşlerimizden ayrı düşmemizi tercih edenler, bunu arzulayanlar olabilir. Gidenlerin ardından zaten belliydi gibi peşinci, ya da hiçbir beklentisi olmasa bile beklediğini bulamadığı yaftasıyla cümleler kurulması kardeşlik hukukuna sığar mı?</p>



<p>Eyleme beraber gidip dönüşte aynı çay ocağında dertleştiğimiz, dar gününde evinde ziyaret ettiğimiz, düğününde cenazesinde beraber olduğumuz dava kardeşlerimizin arasına girmek olmaz mı bu? Bunu hangi vicdan kabul eder. Nasıl olsa benim işime yaramaz diye kenara ittikleriniz daha düne kadar bir tane bile üye olmayan okullara gidenler ve okullarda terslenircesine dışlanan arkadaşlarınız değiller mi? Kendi cebinden harcamalar yaparak sendikal çalışmalar yapan ağabeylerle yolarını ayırsınlar mı isteniyor. Sözün bittiği yerde iki yol çıkar karşıya. Ya yıllarca beraber hayalini kurdukları büyütmek için ter döktükleri teşkilata veda etmek ya da bir şekilde iyiliğin temini için istikamet uyarısı yapmak.       </p>



<p>Bizi üye yapanlardan, taşıdıkları manevi olgunluktan, kardeşlik hukukunun gözetilmesine dair sohbetlerden, üyeye karşı nezaket, saygı ve değer vermekten bahseden kurucu iradeden utanıyoruz. Üye yaptığımız insanlardan, teşkilatımız adına onlara verdiğimiz sözlerden ya da güvencelerden utanıyoruz. Bugün olmuş hâlâ teşkilat yüzünden çektiğimiz sıkıntılara rağmen gidecek bir yer aramıyorsak biz inandığımız değerler merkezinde ortaya çıkabilecek bir umudu taşımamızdan başka bir sebep yok. Tüm gönül bağları kopmuş olsa da kifayetsiz muhterisler teşkilatı doldurmuş olsa da hayır ben değil şu arkadaş daha layıktır diyecek bir iradeyi ortaya koyacak feraset kalmamış olsa da hala ümitvâr olmayı seçiyoruz.</p>



<p>Gidenlere kurulan cümlelerle kalıp umudunu koruyanlara aynı acı sözler söylendiğine göre ne diyelim.</p>



<p>‘’Söylesem tesiri yok sussam gönül razı değil.’’</p>



<p>Allah serencamımızı hayreylesin.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bir-sendikadan-gonulden-kopus/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Devlet Memurunun Grev, Hükümetin Lokavt Hakkı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/devlet-memurunun-grev-hukumetin-lokavt-hakki/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/devlet-memurunun-grev-hukumetin-lokavt-hakki/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet HATUNOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Oct 2022 13:29:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Grev]]></category>
		<category><![CDATA[memur]]></category>
		<category><![CDATA[Sendika]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18513</guid>

					<description><![CDATA[Hükümetin devlette çalışanlar için lokavt hakkı olmuyorsa devlet memurlarının grev hakkı nasıl oluyor. Aslında bu durum bizim merkezi yapımızdan kaynaklanıyor.Avrupadaki devlet memurları grev yapabilir belki. Avrupada bir çok devlet, memuru, öğretmenine grev yapmasına izin vermez de. Hadi diyelim Avrupa&#8217;da devlet memuru ve öğretmenler grev yapıyor.Avrupa&#8217;da belki olabilir. Çünkü Avrupa&#8217;da devletler bizim gibi merkezi bir yapıda değil.Yerel yönetimlerle yürüyor işler ve merkezi hükümetlerin çok fazla devlet memuru yok.Yani tüm öğretmenler bir bakanlığa bağlı değil.Yerel yönetimlerinde öğretmenleri var.Yerel yönetimler öğretmenlerle 3-5 yıllık sözleşme yapıyorlar.Sözleşmesi biterse tekrar sözleşme yapılıyor Bizdeki gibi devlet memurlarının 657 kanunu yok.Eğer 657 kanunu öğretmenlere uygulanacaksa grev hakkı komple düşer.Grev yapan 657 ye tabi bir memura hükümetin Lokavt hakkı yok.Olmazda zatenOkullarımı kapatacak hükümet.Ben öğretmenlerin devlet memuru olmasınıda hiç bir zaman kabullenmedim.Öğretmen, öğretmendir memur değil.Doktorda doktordur devlet memuru değil.Bizde hepsi devlet memuru. Öğretmenlerimiz grev hakkını kullandığı an tüm öğretmenlerin 657 &#8216;den çıkartılması işçi statüsüne geçirilmesi gerekir ki grev hakkı kullanılabilsin. Lokavt hakkı olmayan hükümet seçim korkusundan dolayı öğretmenlerin grev hakkını elinden almaya cesaret edemiyor sanırım, yada öğretmenlerin grev hakkı gerçekten yok, varmış gibi davranıp birgün işe gitmiyorlar.Yani korsan iş bırakma yapıyorlarTabi bunuda hükümet örgütlü eyleme sokup hepsini terörden içeride alabilir. Hükümetler memurları 657&#8217;den çıkarmayada cesaret edemiyor.Ara formüller bularak işi öteleyip &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hükümetin devlette çalışanlar için lokavt hakkı olmuyorsa devlet memurlarının grev hakkı nasıl oluyor.</p>



<p>Aslında bu durum bizim merkezi yapımızdan kaynaklanıyor.<br>Avrupadaki devlet memurları grev yapabilir belki.</p>



<p>Avrupada bir çok devlet, memuru, öğretmenine grev yapmasına izin vermez de.</p>



<p>Hadi diyelim Avrupa&#8217;da devlet memuru ve öğretmenler grev yapıyor.<br>Avrupa&#8217;da belki olabilir.</p>



<p>Çünkü Avrupa&#8217;da devletler bizim gibi merkezi bir yapıda değil.<br>Yerel yönetimlerle yürüyor işler ve merkezi hükümetlerin çok fazla devlet memuru yok.<br>Yani tüm öğretmenler bir bakanlığa bağlı değil.<br>Yerel yönetimlerinde öğretmenleri var.<br>Yerel yönetimler öğretmenlerle 3-5 yıllık sözleşme yapıyorlar.<br>Sözleşmesi biterse tekrar sözleşme yapılıyor</p>



<p>Bizdeki gibi devlet memurlarının 657 kanunu yok.<br>Eğer 657 kanunu öğretmenlere uygulanacaksa grev hakkı komple düşer.<br>Grev yapan 657 ye tabi bir memura hükümetin Lokavt hakkı yok.<br>Olmazda zaten<br>Okullarımı kapatacak hükümet.<br>Ben öğretmenlerin devlet memuru olmasınıda hiç bir zaman kabullenmedim.<br>Öğretmen, öğretmendir memur değil.<br>Doktorda doktordur devlet memuru değil.<br>Bizde hepsi devlet memuru.</p>



<p>Öğretmenlerimiz grev hakkını kullandığı an tüm öğretmenlerin 657 &#8216;den çıkartılması işçi statüsüne geçirilmesi gerekir ki grev hakkı kullanılabilsin.</p>



<p>Lokavt hakkı olmayan hükümet seçim korkusundan dolayı öğretmenlerin grev hakkını elinden almaya cesaret edemiyor sanırım, yada öğretmenlerin grev hakkı gerçekten yok, varmış gibi davranıp birgün işe gitmiyorlar.<br>Yani korsan iş bırakma yapıyorlar<br>Tabi bunuda hükümet örgütlü eyleme sokup hepsini terörden içeride alabilir.</p>



<p>Hükümetler memurları 657&#8217;den çıkarmayada cesaret edemiyor.<br>Ara formüller bularak işi öteleyip duruyor.<br>Mesala tüm öğretmenlerin sendika pirimlerini bütçeden yatırmak, sendikalılara bütçeden para vermek gibi.</p>



<p>Şimdi Avrupalılara nasıl diyeceksiniz bizim memurlarımız sendikasız diye.<br>Oysa Avrupalıya önce 657 devlet memuru kanununu anlatmak lazım.<br>Sonrada öğretmenlerin durumunu anlatmak gerekiyor.</p>



<p>Ülkede 657 kanunu olduğu sürece hak, hukuk asla bu ülkede uygulanamaz.<br>657 kanunu olduğu sürece hükümetler yargıya, teftiş ve soruşturmaya müdahale etmek zorundadır.<br>Yoksa ülkeyi yönetemez.<br>Yani hükümetler kanun ve yönetmelikleri uygulayarak ülkeyi yönetemiyor.<br>Bu kez lokavt hakkı olmayan hükümet nakavt hakkını kullanıyor.<br>Buda hükümetleri sevimsizleştiriyor.</p>



<p>Sendikalı olmak grev hakkı olmak anlamındada değildir ama grev yapamıyorsak sendikanın ne gereği var denebilir.</p>



<p>Almanyadan örnek verirsek Almanyada Merkezi Hükümetin bir Eğitim Bakanı var.<br>Bu bakanlık bizdeki bakanlıkla eş değer.<br>Ama öğretmenlerin hepsini bu bakanlık almıyor.</p>



<p>Yerel yönetimlerinde Eğitim Bakanı var.<br>Yerel yönetimlerinde öğretmen alma hakları var.<br>Öğretmenler yerel sözleşme imzalayarak alıyorlar.<br>Eğer yerel yönetimler imzalanan sözleşmeye aykırı davranırsa öğretmenler uyarı mahiyetinde korsan bir eylem yapıyorlar.<br>Kesinlikle grev hakları yok.</p>



<p>Bizde herşey merkezi bakanlığa bağlı olduğu için sözleşmede yapsanız 657 &#8216;ye aykırı birşey yapamıyorsunuz.<br>O yüzden bizde öğretmenin grev hakkı ve 657 toplumca tartışılmalıdır.</p>



<p>Aşağıda eğitim ve devlet kurumlarınında hükümetlerin lokavt yapılamayacağıyla ilgili açıklamalar var.</p>



<p>&#8220;Kanunda lokavtın ilaç imal eden işyerleri hariç olmak üzere, aşı ve serum imal eden müesseselerle, hastane, klinik, sanatoryum prevantoryum, dispanser ve eczane gibi sağlıkla ilgili işyerlerinde, eğitim ve öğretim kurumlarında, çocuk bakım yerlerinde ve huzurevlerinde, mezarlıklarda, Milli Savunma Bakanlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca doğrudan işletilen işyerlerinde yapılamayacağı düzenlenmiştir.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/devlet-memurunun-grev-hukumetin-lokavt-hakki/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sendika Ağalığı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sendika-agaligi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sendika-agaligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Korkut Daban]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Apr 2021 06:47:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[işçi]]></category>
		<category><![CDATA[memur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17124</guid>

					<description><![CDATA[Sendika ve Sendikacılık kavramları Coğrafyamızda, Batıdaki örneklerine göre çok ileri tarihlerde ortaya çıktı. Osmanlı döneminde belli üretim dalları dışında sanayileşme yaşanamadığından işçi sınıfının ortaya çıkması da batıdaki örneklerine göre ileri tarihlerde oldu. Osmanlı döneminde bilinen ilk işçi hareketleri 1830’lu yıllarda tarım işçilerinde görüldü. İstanbul’da Kasımpaşa Tersanesi İşçileri ve Beyoğlu Telgrafhanesi İşçileri tarafından 1872 yılında gerçekleştirilen grevler de ilk grevler olarak kabul edilmektedir. 1871 yılında kurulan Ameleperver Cemiyeti (İşçi Severler Derneği) kimi araştırmacılar tarafından ilk sendika olarak tanımlansa da asıl olarak yardımlaşma sandığı benzeri bir örgütlenmeydi. Cumhuriyet sonrası işçi hareketi ve sendikacılığın gelişmesinde sanayileşme hareketlerinin büyük etkisi oldu. Sanayileşmede asıl atılım 1930 sonrası başladı. Daha sonraki yıllarda kurulan Şeker fabrikaları, Sümerbank, Türk Petrolleri, Kağıt fabrikaları devlet eli ile kurulan sanayi girişimleriydi. Bunları diğer işletmeler izledi. İmalat sanayinde yeni yeni fabrikaların kurulmasıyla işçi sayısında artışlar oldu. Fakat çalışanların “sınıf” temelinde birleşmeleri yasaktı. Dolayısıyla sendikaların kuruluşu yasaktı. 1947 yılında ilk Sendikalar kanunu çıkartıldı ve ilk kez yasal çerçevede sendikalar kuruldu ve faaliyet gösterme çabasına girdiler. Çabası diyoruz çünkü henüz toplu iş sözleşmesi ve grev yasası çıkarılmamıştı. Toplu sözleşme ve grev hakkı vaadini yerine getirmeyen siyasi iktidara karşı, işçi sendikaları 1952 yılında birleşerek TÜRK-İŞ i kurdular. 1961 Anayasasında ilk kez “grev hakkına” yer verildi. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sendika ve Sendikacılık kavramları Coğrafyamızda, Batıdaki örneklerine göre çok ileri tarihlerde ortaya çıktı. Osmanlı döneminde belli üretim dalları dışında sanayileşme yaşanamadığından işçi sınıfının ortaya çıkması da batıdaki örneklerine göre ileri tarihlerde oldu.</p>



<p>Osmanlı döneminde bilinen ilk işçi hareketleri 1830’lu yıllarda tarım işçilerinde görüldü. İstanbul’da Kasımpaşa Tersanesi İşçileri ve Beyoğlu Telgrafhanesi İşçileri tarafından 1872 yılında gerçekleştirilen grevler de ilk grevler olarak kabul edilmektedir. 1871 yılında kurulan Ameleperver Cemiyeti (İşçi Severler Derneği) kimi araştırmacılar tarafından ilk sendika olarak tanımlansa da asıl olarak yardımlaşma sandığı benzeri bir örgütlenmeydi.</p>



<p>Cumhuriyet sonrası işçi hareketi ve sendikacılığın gelişmesinde sanayileşme hareketlerinin büyük etkisi oldu. Sanayileşmede asıl atılım 1930 sonrası başladı. Daha sonraki yıllarda kurulan Şeker fabrikaları, Sümerbank, Türk Petrolleri, Kağıt fabrikaları devlet eli ile kurulan sanayi girişimleriydi. Bunları diğer işletmeler izledi. İmalat sanayinde yeni yeni fabrikaların kurulmasıyla işçi sayısında artışlar oldu. Fakat çalışanların “sınıf” temelinde birleşmeleri yasaktı. Dolayısıyla sendikaların kuruluşu yasaktı.</p>



<p>1947 yılında ilk Sendikalar kanunu çıkartıldı ve ilk kez yasal çerçevede sendikalar kuruldu ve faaliyet gösterme çabasına girdiler. Çabası diyoruz çünkü henüz toplu iş sözleşmesi ve grev yasası çıkarılmamıştı. Toplu sözleşme ve grev hakkı vaadini yerine getirmeyen siyasi iktidara karşı, işçi sendikaları 1952 yılında birleşerek TÜRK-İŞ i kurdular.</p>



<p>1961 Anayasasında ilk kez “grev hakkına” yer verildi. 1963 Kavel Kablo fabrikasında çalışan işçiler 62 gün sürecek ve sınıf mücadelesinin tarihine büyük harflerle geçecek bir grev başlattılar, grev hakkının Anayasada bulunmasının yeterli olmadığı, grev hakkının uygulama esas ve koşullarını gösterecek bir “Grev Yasası” ihtiyacı çarpıcı bir şekilde ortaya çıktı. 1963 yılında yeni bir Sendikalar Kanunu ile 275 sayılı Toplu Sözleşme Grev Yasası çıkarıldı.</p>



<p>1966’da yaşanan Paşabahçe grevine dayanışma gösterilmesi konusunda Türk-İş’e bağlı sendikalar arasında görüş ayrılığı çıktı. Dayanışma göstermek isteyen sendikalar; Sendikalar Arası Dayanışma (SADA) biçiminde birleşerek, greve sahip çıktılar. Türk-İş bu sendikaların üyeliklerini askıya aldı. 1967 yılında, bu sendikalardan T. Maden-İş, Lastik-İş, Basın-İş, Gıda-İş ve Zonguldak Maden İşçileri Sendikalarını kurdular.</p>



<p>1960-1980 arası dönemde ülkedeki siyasal yaşamın da zenginliğine bağlı olarak çok sayıda sendika kuruldu. Uzun ve etkili grevler, direnişler yaşandı. 1967 de Disk kuruldu. 51 yıl aradan sonra ilk kez 1976 yılında 1 Mayıs kutlanmaya başlandı Yaygın ve uzun süreli kitlesel grevlerle 1980’lere gelindi.</p>



<p><strong>Memur Sendikalarının Kısa Tarihçesi</strong></p>



<p>“Takrir-i Sükun” (1925) yasaklarını izleyen yasakçı “tek parti yönetimi” zamanında varlık gösteremeyen memur örgütleri 1946’da yeniden boy vermeye başladılar. Mahalli düzeydeki öğretmen dernekleri 1946’da “Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu” nu kurdular.</p>



<p>1961 Anayasası sendikalaşma hakkını işçilerle birlikte memurlara da tanımıştı. 1965’te çıkarılan 624 sayılı “Devlet Personeli Sendikaları Kanunu” toplu sözleşme ve grev haklarını içermiyordu, ancak işyeri, meslek ve statü temelinde örgütlenmeye olanak veriyordu.</p>



<p>Bu durum, tam bir sendika enflasyonuna neden oldu ve 1971’e kadar devam eden bu ilk sendikalaşma döneminde 600 civarında memur sendikası kuruldu. Birleşen bazı sendikalar “Türkiye Kamu Personeli Sendikaları Konfederasyonu” ve “Türkiye Devlet Teşekkül ve Teşebbüsleri Personel Sendikaları Konfederasyonu” adıyla üst örgütlenmeler yarattılar.</p>



<p>Söz konusu dönemde oldukça cılız ve etkisiz olan memur sendikaları içinde ve T. İLK-SEN 15-19 Aralık 1969’da gerçekleştirdikleri 4 günlük “genel öğretmen boykotu” ile dikkati çektiler. 160 bin civarında öğretmenin çalıştığı 1969 Türkiye’sinde 110 bin civarında öğretmenin katıldığı bu boykot, işçi sınıfı tarihinin önemli grevlerinden “meşru mücadele” anlayışının oluşmasında kritik bir rol oynamıştır.</p>



<p>1995’te Anayasanın 53 maddesinde yapılan değişiklikle kamu emekçilerinin sendikalaşma hakları anayasal düzeyde tanındı. Ardından 1995’te KESK’i (Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu) kurdular. 1992&#8217;de çeşitli hizmet kollarında kurulan on civarı sendika 1993&#8217;ten itibaren bir araya gelerek yeni bir üst örgüt kurma girişimi başlatmış; 9 Haziran 1995&#8217;te&nbsp;<strong>Memur</strong>-Sen&#8217;i kurmuşlardır.</p>



<p>Kamudaki toplam 2 milyon 633 bin 931 personelden 1 milyon 723 bin 623’ü sendikalara üye ve kamudaki sendikalaşma oranı yüzde 65, 44. Geçen yıl aynı dönemde 2 milyon 549 bin 94 kamu çalışanından 1 milyon 702 bin 644’ü sendikaya üyeydi ve sendikalaşma oranı yüzde 66,79’du.</p>



<p>2020 Eylül ayı itibarı ile Memur konfederasyonlarının üye sayılarında da son durum şöyle oldu. 2019 yılında 1 milyon 19 bin 853 üyesi olan Memur Sendikaları Konfederasyonu’nun (Memur-Sen) 2020 yılında üye sayısı 1 milyon 13 bin 920’ne düştü. 413 bin 339 üyesi bulunan Türkiye Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonu’nun (Türkiye Kamu-Sen) 2020 yılında üye sayısı artarak, 426 bin 100’e yükseldi.</p>



<p>137 bin 606 üyesi bulunan Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun (KESK) üye sayısı da 364 kişi azalarak, 137 bin 242’ye indi. 67 bin 273 üyesi olan Birleşik Kamu İş Görenleri Sendikaları Konfederasyonu’nun (Birleşik Kamu-İş) ise üye sayısını 69 bin 794’e çıkardı.</p>



<p>Sendikacılık adına bu kadar detaylı bilgiyi neden paylaştığımı sanıyorsunuz. Meselenin hangi aşamalardan geçip bugünlere gelindiğini anlamak adına önemli. Yani birileri Sendikacılıkta bugünlere gelinmesi adına maddi ve manevi olarak ağır bedeller ödediler.</p>



<p>Sendikal hareketler tıpkı siyasi partiler gibidir. Koltuk ve İktidar mücadelesi asla sona ermez. Her seçimin bir kazananı birde kaybedeni olur. Dolayısı ile aynı sendika içerisinde dahi çok çetin mücadelelere tanık oluruz. Geçmişte Sendikal haklar için çok ağır bedel ödeyen sendika yöneticilerinin yerini günümüzde nispeten konforlu yaşam süren sendika yöneticileri aldı.</p>



<p>Geçmişte İşçi Sınıfı ve sendikaları daha çok ön planda iken günümüzde Memur Sendikaları daha fazla ön plana çıkmaktadır. Öyle ki İşçi Sınıfı adeta ikinci planda kalmaktadır.</p>



<p>Bugün Sendika Başkanları geçmişle mukayese edilemeyecek kadar fazla imkanlara sahiptirler. Öyle ki artan üye sayıları ve üye aidatları nedeniyle devasa bütçelerin kontrolüne sahip olmak beraberinde büyük bir güce sahiptirler.</p>



<p>Deyim yerinde ise geçmişin Amatör Sendikacılık anlayışı gitmiş yerini Profesyonel Sendikacılık anlayışı gelmiş diyebiliriz. Kurumsal bir yapılanma ve Profesyonel Yönetim anlayışı bu nedenle Sendika Başkanlığını ve yöneticiliğini cazip hale getirdi.</p>



<p>Öyle ki bırakın yöneticileri sendikaların herhangi bir üyesi dahi Sendikasının ismini ve gücünü kişisel menfaatleri doğrultusunda kullanır olmaya başladı. Nefsine hakim olamayanlardan tutunda küçük olsun benim olsun anlayışı ile görev yaptıkları kurumları kendi hegemonyasına almak isteyenlerin sayısı her geçen gün artmıştı.</p>



<p>Bu tiplerin kendilerini Kraldan daha yetkili görmeleri ciddi sorunlar oluşmasına sebep oluyor. Öyle ki yapmış oldukları yanlışlar mensubu oldukları sendikaya halel getiriyor. Sendika Başkanının haberi yoktur muhakkak. Ancak bu basit tipteki insanlar İsimleri ve Makamları fütursuzca kullanmaktan kaçınmazlar. Sendika Başkanlarını da sendikalarının selametleri adına bu tip olumsuzluklara ivedi şekilde önlem almayı öneriyorum.</p>



<p>Bürokrasideki bu olumsuzluklara bazen siyaset makamı dahi engel olamıyor. Karşılıklı çıkar ve menfi ilişkilerin yanı sıra sorumluluktan kaçınan korkak basiretsiz idareciler böylesi basit karakterlerin ekmeğine adeta yağ sürüyor.</p>



<p>Bizzat Mobbing yani Psikolojik Baskı uyguladıkları insanları tam aksine kendilerine Mobbing ile suçluyorlar. Adeta Yavuz Hırsız rolüne bürünüyorlar. Yine bu Kurnaz Tipler özellikle sendikasız veya halk dilinde Sahipsiz gördüklerini hedef olarak seçiyorlar.</p>



<p>Efendiler ne oturduğunuz koltuklar size miras ne de görev yaptığınız kurumlar babanızın malı değil. Bozacının şahidi Şıracı olarak ucuz ayak oyunları ile bir adım dahi kat edemezsiniz. Bu memlekette Allah’ın hiçbir kulu sahipsiz değildir. Toplumun her kesiminden sorumlu olduğumu düşünen bir yazar olarak bizzat tanığı olduğum bu haksızlıkları dile getirmeye devam edeceğim inşallah.</p>



<p>Allah’tan korkmuyor olabilirsiniz o vakit karşınızda Devletimiz ve onun yetkili mercileri her daim bakidir. Son söz olarak “Bir yerlerden güç alanlar güvendikleri duvarın ömrü kadar ayakta kalırlar” diyorum.</p>



<p>Selam ve dua ile&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sendika-agaligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
