<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>mekke &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/mekke/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Wed, 06 Jan 2021 11:14:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>mekke &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ezgilerimiz Marşlarımız Vardı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ezgilerimiz-marslarimiz-vardi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ezgilerimiz-marslarimiz-vardi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halit ÇALIŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Jan 2021 07:12:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16545</guid>

					<description><![CDATA[Seksenli doksanlı yıllarda ezgilerimiz, marşlarımız vardı, Müslüman gençlerin dilinden düşürmediği. Mekke özlemi, Kudüs&#8217;ün-Mescid-i Aksa&#8217;nın esaretten kurtarılması, Ayasofya&#8217;nın ibadete açılması, Hindikuş dağlarının özgürlük savaşçıları, Afgan cihadı, üzerine bombalar yağan Bağdat, İslam davası, ümmet bilinci, cihad şuuru… Alnımızın yazısıydı iman ve cihat, söz verirdik bir gün döneceğimize Mekke&#8217;ye, ahdederdik Ayasofya&#8217;yı özgürleştireceğimize, düşsek de kalkıp dirilerek menzile yürümeye&#8230; Gençlerimiz ezgilerle bilinçlenir, bilenir, şuurlanırdı. Ümmetin onurlu bir ferdi olduğunun idrakine erer, İslam coğrafyasını tanır ve Müslümanların dertlerini ezgilerle terennüm ederek büyürdü, tıpkı bebeğin ninnilerle büyümesi gibi. Konferans, panel, açık hava toplantısı gibi etkinliklerin vaz geçilmeziydi bu ezgiler. Müslüman coğrafyaya dair bir sorun olsun ve onunla ilgili bir ezgi, marş bulunmasın. Bu mümkün değildi. Yeni bir ezgi ya da marş kasedi çıkmış haberi ne büyük muştu idi. Ya şimdi! Özellikle ikibinli yılların başından itibaren ezgiler, marşlar, suyu çekilen değirmen gibi çekildi toplumumuzdan. Yeni neslimiz, bilinç oluşturan, ruhu coşturan, öfkeyi bileyen, saf olup kenetlenmeyi telkin eden, ideallerini hatırlatıp hedefe kilitlenmeye yönlendiren ezgilerden mahrum kaldı.Alem-i İslamın sorunları, işgaller, talanlar, benliğinden koparmalar azalmadı, belki arttı. Ama genç Müslüman gönüller ve diller bunların hissinden ve terennümünden epey mahrum kaldı. Bu arada destansı başarılarımız da oldu. Fakat acı ve ızdıraplar gibi bu başarı hikayelerinin de destanlarını yazmada, marşlara dökmede başarılı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Seksenli doksanlı yıllarda ezgilerimiz, marşlarımız vardı, Müslüman gençlerin dilinden düşürmediği. Mekke özlemi, Kudüs&#8217;ün-Mescid-i Aksa&#8217;nın esaretten kurtarılması, Ayasofya&#8217;nın ibadete açılması, Hindikuş dağlarının özgürlük savaşçıları, Afgan cihadı, üzerine bombalar yağan Bağdat, İslam davası, ümmet bilinci, cihad şuuru…</p>



<p><br>Alnımızın yazısıydı iman ve cihat, söz verirdik bir gün döneceğimize Mekke&#8217;ye, ahdederdik Ayasofya&#8217;yı özgürleştireceğimize, düşsek de kalkıp dirilerek menzile yürümeye&#8230;</p>



<p><br>Gençlerimiz ezgilerle bilinçlenir, bilenir, şuurlanırdı. Ümmetin onurlu bir ferdi olduğunun idrakine erer, İslam coğrafyasını tanır ve Müslümanların dertlerini ezgilerle terennüm ederek büyürdü, tıpkı bebeğin ninnilerle büyümesi gibi.</p>



<p><br>Konferans, panel, açık hava toplantısı gibi etkinliklerin vaz geçilmeziydi bu ezgiler.</p>



<p><br>Müslüman coğrafyaya dair bir sorun olsun ve onunla ilgili bir ezgi, marş bulunmasın. Bu mümkün değildi.<br></p>



<p>Yeni bir ezgi ya da marş kasedi çıkmış haberi ne büyük muştu idi.</p>



<p><br>Ya şimdi!</p>



<p><br>Özellikle ikibinli yılların başından itibaren ezgiler, marşlar, suyu çekilen değirmen gibi çekildi toplumumuzdan. Yeni neslimiz, bilinç oluşturan, ruhu coşturan, öfkeyi bileyen, saf olup kenetlenmeyi telkin eden, ideallerini hatırlatıp hedefe kilitlenmeye yönlendiren ezgilerden mahrum kaldı.<br>Alem-i İslamın sorunları, işgaller, talanlar, benliğinden koparmalar azalmadı, belki arttı. Ama genç Müslüman gönüller ve diller bunların hissinden ve terennümünden epey mahrum kaldı.</p>



<p><br>Bu arada destansı başarılarımız da oldu. Fakat acı ve ızdıraplar gibi bu başarı hikayelerinin de destanlarını yazmada, marşlara dökmede başarılı olunduğunu söylemek bihayli zor.</p>



<p><br>Edebiyatçılara, sanatçılara, yapımcılara çok ama çok ihtiyacımız var. Nesillerimiz, filizlendikleri zaman diliminin hikayelerini, destanlarını, şiirlerini okuyarak ve ezgilerle, marşlarla terennüm ederek büyüsün, gelişsin. </p>



<p><br>Onları bu can suyundan mahrum etmemeli.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ezgilerimiz-marslarimiz-vardi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayasofya’nın Gölgesinde Müslüman Şuuru ve Haremeyn-1: Feth’in Hac’la Kemale Ulaşması</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ayasofyanin-golgesinde-musluman-suuru-ve-haremeyn-1-fethin-hacla-kemale-ulasmasi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ayasofyanin-golgesinde-musluman-suuru-ve-haremeyn-1-fethin-hacla-kemale-ulasmasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Adil GÜLMEZ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Jul 2020 08:08:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Kabe]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15128</guid>

					<description><![CDATA[Yeryüzünde ilk mescid olarak kurulan, “şehirlerin anası”, dünyanın başkenti olarak vasıflanan, Kıblemize ev sahipliği yapan Mekke-i Mükerreme ile Mescid-i Nebevinin, Ravza-yı Mutahhara’nın bulunduğu Medine-i Münevvere’nin son yıllarda tarihi dokusundan iyice uzaklaşıp adeta birer Amerikan şehrine dönüştürüldüğüne şahit oluyoruz. Yine çağımızda kapitalizmin sınır tanımayan açgözlülüğünün kutsallarımıza musallat olması sebebiyle Hac ve umre ibadetinin aldığı şekil de önemli bir meselemizdir. Bu sürecin asgari şuur sahibi olan hemen bütün Müslümanlar için rahatsızlık vesilesi olduğu izahtan varestedir. Fakat bu rahatsızlık çoğu zaman kendini daha ziyade insiyaki, duygusal tepkilerle göstermekte veya günübirlik sohbetlerin konusu olmaktan öteye geçmemektedir. Bu konuyu gerek itikadî gerekse siyasi boyutlarıyla derinlemesine ele alan çalışmalar yok denecek kadar nadirdir. Hal böyleyken tam da Ayasofya’nın özgürleştiği bugünlerde, akademik camiadan Haremeyn’in istiklaline dua mahiyetinde, meseleyi tarihi derinliği ve itikadi boyutlarıyla ele alan bir makalenin yayınlanması doğrusu şahsımı heyecanlandırdı.  “Tarihî ve İtikadî Zaviyeden Günümüzde Hac ve Umre İle Mekke ve Medine’ye Dair Müslüman Şuurun Bazı Meseleleri” başlığını taşıyan makale Trakya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Muhammet Altaytaş tarafından kaleme alınmış ve Kafkas Üniversitesi ilahiyat fakültesi Dergisi’nin Temmuz sayısında yayınlanmış. (https://dergipark.org.tr/tr/pub/kafkasilahiyat/issue/55832) Altaytaş, yaklaşık bir asır evvel Osmanlı’nın Mekke ve Medine’yi savunmakta çaresiz kalıp Anadolu topraklarına çekilmek zorunda kalması neticesinde, bu mübarek şehirlerin Müslüman hâkimiyeti açısından durumu, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yeryüzünde ilk mescid olarak kurulan, “şehirlerin anası”, dünyanın başkenti olarak vasıflanan, Kıblemize ev sahipliği yapan Mekke-i Mükerreme ile Mescid-i Nebevinin, Ravza-yı Mutahhara’nın bulunduğu Medine-i Münevvere’nin son yıllarda tarihi dokusundan iyice uzaklaşıp adeta birer Amerikan şehrine dönüştürüldüğüne şahit oluyoruz. Yine çağımızda kapitalizmin sınır tanımayan açgözlülüğünün kutsallarımıza musallat olması sebebiyle Hac ve umre ibadetinin aldığı şekil de önemli bir meselemizdir. Bu sürecin asgari şuur sahibi olan hemen bütün Müslümanlar için rahatsızlık vesilesi olduğu izahtan varestedir. Fakat bu rahatsızlık çoğu zaman kendini daha ziyade insiyaki, duygusal tepkilerle göstermekte veya günübirlik sohbetlerin konusu olmaktan öteye geçmemektedir. Bu konuyu gerek itikadî gerekse siyasi boyutlarıyla derinlemesine ele alan çalışmalar yok denecek kadar nadirdir.</p>



<p>Hal böyleyken tam da Ayasofya’nın özgürleştiği bugünlerde, akademik camiadan Haremeyn’in istiklaline dua mahiyetinde, meseleyi tarihi derinliği ve itikadi boyutlarıyla ele alan bir makalenin yayınlanması doğrusu şahsımı heyecanlandırdı.  “Tarihî ve İtikadî Zaviyeden Günümüzde Hac ve Umre İle Mekke ve Medine’ye Dair Müslüman Şuurun Bazı Meseleleri” başlığını taşıyan makale Trakya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Muhammet Altaytaş tarafından kaleme alınmış ve Kafkas Üniversitesi ilahiyat fakültesi Dergisi’nin Temmuz sayısında yayınlanmış. (<a href="https://dergipark.org.tr/tr/pub/kafkasilahiyat/issue/55832">https://dergipark.org.tr/tr/pub/kafkasilahiyat/issue/55832</a>)</p>



<p>Altaytaş, yaklaşık bir asır evvel Osmanlı’nın Mekke ve Medine’yi savunmakta çaresiz kalıp Anadolu topraklarına çekilmek zorunda kalması neticesinde, bu mübarek şehirlerin Müslüman hâkimiyeti açısından durumu, bununla bağlantılı olarak günümüzde hac ve umre ibadetine dair şuurumuz konusunda ciddi sorunlarımız olduğu tespitiyle başlıyor makalesine. Hz. Peygamber’in ifa ettiği ilk umre ve hacdan hareketle bu ibadetlerin İslâm dininin, Müslüman hayatının tekâmülündeki yeri ve manasına, Mekke ve Medine’nin genel olarak tarihine değindikten sonra yazar, Mekke ve Medine’nin günümüzdeki durumunu anlamak için bilhassa miladî 18. asırda Hicaz’ın güneyinde ortaya çıkan Vehhâbîlik ile Suud kabilesi arasındaki işbirliğine, Mekke ve Medine’nin Osmanlı’dan koparılmasına varan sürece, Şerîf Hüseyin önderliğinde Hicaz Haşimî Krallığı ve Suudîlerin önderliğinde, Suudî Arabistan devletinin kurulmasına varan sürece yoğunlaşmış.</p>



<p>Özellikle Osmanlı ve Türkiye merkezli olarak itikâdi ve siyasî zaviyeden bu mübarek şehirler ile hac ve umre ibadetinin günümüzdeki durumunu tartışmış. Tabi 25 sayfayı bulan kendisi de bir bakıma yoğunlaştırılmış bir özet olan bu yoğun metni burada özetlemenin imkânsız olduğunun farkındayım. Fakat makaleyi okurken altını çizdiğim bazı yerleri burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Tabi ki buradaki tespitleri kendi bütünlüğü içinde, kaynakları ve dayanaklarıyla görmek isteyenlerin yukarıda linkini verdiğim makaleye müracaat etmeleri gerekecek.</p>



<p>Birkaç gün sürecek paylaşımlarımın ilk günkü alıntısıyla sizleri baş başa bırakıyorum.</p>



<p>&nbsp;“Tarihî olarak umre ve hac ibadetinin, “Müslüman fertten İslâmî topluma, dinden millete, yurttan vatana, Yesrip’ten Medine’ye ve Mekke’nin fethine doğru” ve İslâm’ın “dine ilaveten millet, imana ilaveten vatan ile tamamlanma” süreci ile her açıdan paralel cereyan ettiğini görüyoruz. Malum olduğu üzere Mekke döneminde İslâm, bir din ve itikat olarak teşekkül etmiş, fakat henüz İbrahim milletine mensup bir Müslüman toplum anlamında “millet (millet-i İbrahim)” ile bu milletin ve İslâm’ın hüküm ve değerlerinin hâkim olduğu bir yer anlamında “vatan (daru’l-İslâm)” henüz teşekkül etmiş değildi. Bu ikinci aşama ancak hicretten sonra mümkün olabilmiş ve böylece İslâm, imana ilaveten vatan, dine ilaveten milletle kemale ermiştir. &nbsp;İslâm’ın bütün ibadetleri gibi hac ibadetinde de madde ile mananın; siyaset, ziyaret, ticaret ve gaza ile ibadetin, tevhîd akidesi ve Allah rızası ekseninde yüksek bir terkibini görüyoruz. Hz. Peygamber’in sünnetindeki umre ve haccın tarihî seyrine bakıldığında, onun sünnetinde hac ve umre ibadeti ile gaza ve fetih şuurunun asla birbirinden ayrı olarak telakki edilmediği görülmektedir. Kendisi fethin sadece şeklen değil fiilen gerçekleşmesiyle hacca gitmiş ve böylece haccın kemaliyle İslâm’ın kemali beraberce tahakkuk etmiş olmaktadır.”&nbsp; </p>



<p>Devam edecek …</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ayasofyanin-golgesinde-musluman-suuru-ve-haremeyn-1-fethin-hacla-kemale-ulasmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mekke</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/mekke/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/mekke/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jan 2020 06:21:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13517</guid>

					<description><![CDATA[1. Hz. Peygamber çok tanrılı Mekke&#8217;deyken şirk dolu Kabe putlarla dolu iken bile muvahhid ve mümin biri olarak el Emin yaşadı&#8230; 2. O, Müşrik Mekke&#8217; nin içi put dolu Kabe&#8217;sine değil &#8220;uzaklardaki mescide&#8221; Aksa&#8217;ya yöneldi. 3. Böylece her yönden ulaşabileceğin daha yakında olsa da kalbindeki mabet yerine hiç görmediğin harabe haldeki muvahhit aksa daha evladır. 4. Çok tanrılı Mekke&#8217;de tek-eşli/ monogamik, kendinden büyük ( Hatice Arapça erken doğan kız çocuğu demek) ve olgun bir kadın ile evli. Genç risalet yaşlı gelenek ile izdivaç (fenomenolojik hermenötik) 5. &#8220;Risalet doğduğu yerden kovulur&#8221;. Her risalet sahibi doğduğu mekanı sonunda girilmesi yasak mekana helak ve harabeye dönüştürür. Halbuki Hz. Peygamber Mekke&#8217;yi fethederek he harem-i şerife çevirdi . 6. Madden hiç bir meyvesi olmayan, ziraat yapılmayan Vadi, Mekke, Zemzeme kavuştuğunda, Sefa ile Merve arasında koşturmacaya Rabbe susuz kalmaya, cennetteki gecikmiş rövanş almak üzere Şeytani taşladığında, millet atamız devrimci İbrahim gibi tüm içindeki putları kırdığında bunları sembolik değil manevi olarak metafizik olarak gerçekten ve tarihsel açıdan iman şehri Hz. İbrahim&#8217;in şehri olup tüm tahriflerinden sıyrılıp aslına döndü. 7. Hz. Peygamber&#8217;in yaşadığı şehir Mekke onun imanı görerek inşa ettiği, şirki bütün ritüellerine şahit olduğu müşriklerin tehdit ve tehlikelerine ilk elden duçar olduğu, somut olarak düşman bildiği ve &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1. Hz. Peygamber çok tanrılı Mekke&#8217;deyken şirk dolu Kabe putlarla dolu iken bile muvahhid ve mümin biri olarak el Emin yaşadı&#8230;<br />
2. O, Müşrik Mekke&#8217; nin içi put dolu Kabe&#8217;sine değil &#8220;uzaklardaki mescide&#8221; Aksa&#8217;ya yöneldi.<br />
3. Böylece her yönden ulaşabileceğin daha yakında olsa da kalbindeki mabet yerine hiç görmediğin harabe haldeki muvahhit aksa daha evladır.<br />
4. Çok tanrılı Mekke&#8217;de tek-eşli/ monogamik, kendinden büyük ( Hatice Arapça erken doğan kız çocuğu demek) ve olgun bir kadın ile evli. Genç risalet yaşlı gelenek ile izdivaç (fenomenolojik hermenötik)<br />
5. &#8220;Risalet doğduğu yerden kovulur&#8221;. Her risalet sahibi doğduğu mekanı sonunda girilmesi yasak mekana helak ve harabeye dönüştürür. Halbuki Hz. Peygamber Mekke&#8217;yi fethederek he harem-i şerife çevirdi .<br />
6. Madden hiç bir meyvesi olmayan, ziraat yapılmayan Vadi, Mekke, Zemzeme kavuştuğunda, Sefa ile Merve arasında koşturmacaya Rabbe susuz kalmaya, cennetteki gecikmiş rövanş almak üzere Şeytani taşladığında, millet atamız devrimci İbrahim gibi tüm içindeki putları kırdığında bunları sembolik değil manevi olarak metafizik olarak gerçekten ve tarihsel açıdan iman şehri Hz. İbrahim&#8217;in şehri olup tüm tahriflerinden sıyrılıp aslına döndü.<br />
7. Hz. Peygamber&#8217;in yaşadığı şehir Mekke onun imanı görerek inşa ettiği, şirki bütün ritüellerine şahit olduğu müşriklerin tehdit ve tehlikelerine ilk elden duçar olduğu, somut olarak düşman bildiği ve düşman muarız ve muhaliflik Allah için arkadaşlığı sahanlığı din adına topladığı, şirkin ve müşriğin bizzat ilk maruzu ve ilk muhatabı olduğu, yılmadan mücadele ettiği asla teslimiyet gösterip boyun eğmediği, kovulsa da takip edilse bile asla taviz vermediği bir gün gelip fethederek putlarını ve müşrikleri tek tek tertemiz edeceği mübarek şehirdi.</p>
<p>Mustafa ALICI</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/mekke/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
