<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Medya &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/medya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 09 Aug 2019 06:26:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Medya &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İnsan Gibi Uyarmıştım!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/insan-gibi-uyarmistim/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/insan-gibi-uyarmistim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Aug 2019 06:26:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Kekeç]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12121</guid>

					<description><![CDATA[Fırsat buldukça Halk TV’yi izliyorum&#8230; İyi geliyor&#8230; Zaman zaman gazeteci ağırlayıp gündemi yorumluyorlar&#8230; Bunlar, genellikle CHP siyasetiyle yan yana duran gazeteciler oluyor&#8230; Bazıları resmi CHP üyesi&#8230; İlginçtir, “karşı taraf”tan söz ederken sık sık “yandaş” ifadesini kullanan Halk TV moderasyonu, resmi CHP üyesi gazetecilere “bağımsız gazeteci” muamelesi yapıyor. Mesela Ayşenur Arslan&#8230; Hâlâ işinin başında mıdır bilmiyorum ama yıllarca Halk TV’de gazeteci ağırladı. Daha doğrusu, yaptığı “basın” programı için gazeteci seçti. Bu gazetecilerin CHP siyasetiyle yan yana durmaları öncelikli tercihti.. Hem CHP siyasetiyle yan yana duracaklardı, hem “karşı tarafa” en ağır eleştirileri yönelteceklerdi, hem de “bağımsız gazeteci” sayılacaklardı. Saymak mümkün değil ama Ayşenur Arslan ve konukları bugüne kadar binlerce kez “yandaş” ifadesini kullanmıştır. Başkaları siyasallaştığında ya da bir siyaset programını desteklediğinde “yandaş” oluyor, ama kendileri resmi CHP üyesi oldukları halde “bağımsız gazeteci” sayılıyor. Geçenlerde kanallar arasında dolaşıyordum. Gözüm yine Halk TV’ye ilişti. Barış Yarkadaş konuşuyordu&#8230; Hangi Barış Yarkadaş mı? CHP’nin resmi üyesi olan Barış Yarkadaş&#8230; Bağlılığının ve yandaşlığının ödülü olarak siyasete girmesine izin verilen Barış Yarkadaş&#8230; FETÖ konusunda kırılgan olan Barış Yarkadaş&#8230; Rezil darbe girişiminden sonra manidar bir “suskunluğa” bürünen Barış Yarkadaş. FETÖ’yle kurduğu dayanışma ilişkisine (Ekrem Dumanlı’yla dostluğuna filan) henüz bir açıklık getirmemiş olan Barış Yarkadaş&#8230; Milletvekili seçilmeden önce Kemal Kılıçdaroğlu’nun Soros’culuğunu ve TESEVbağlantısını faş eden (yani ileride genel başkanı olacak şahsa “Soros militanı” muamelesi yapan), milletvekili seçildikten sonra bütün iddialarını unutup bir “Soros gönüllüsü”ne dönüşen Barış Yarkadaş&#8230; Sahibi ve yöneticisi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fırsat buldukça <strong>Halk TV</strong>’yi izliyorum&#8230; İyi geliyor&#8230; Zaman zaman gazeteci ağırlayıp gündemi yorumluyorlar&#8230;</p>
<p>Bunlar, genellikle <strong>CHP</strong> siyasetiyle yan yana duran gazeteciler oluyor&#8230; Bazıları resmi CHP üyesi&#8230;</p>
<p>İlginçtir, <strong>“karşı taraf”</strong>tan söz ederken sık sık <strong>“yandaş”</strong> ifadesini kullanan Halk TV moderasyonu, resmi CHP üyesi gazetecilere <strong>“bağımsız gazeteci”</strong> muamelesi yapıyor.</p>
<p>Mesela <strong>Ayşenur Arslan</strong>&#8230;</p>
<p>Hâlâ işinin başında mıdır bilmiyorum ama yıllarca Halk TV’de gazeteci ağırladı. Daha doğrusu, yaptığı <strong>“basın”</strong> programı için gazeteci seçti. Bu gazetecilerin CHP siyasetiyle yan yana durmaları öncelikli tercihti..</p>
<p>Hem CHP siyasetiyle yan yana duracaklardı, hem <strong>“karşı tarafa”</strong> en ağır eleştirileri yönelteceklerdi, hem de <strong>“bağımsız gazeteci”</strong> sayılacaklardı.</p>
<p>Saymak mümkün değil ama Ayşenur Arslan ve konukları bugüne kadar binlerce kez <strong>“yandaş”</strong> ifadesini kullanmıştır.</p>
<p>Başkaları siyasallaştığında ya da bir siyaset programını desteklediğinde “yandaş” oluyor, ama kendileri resmi CHP üyesi oldukları halde “bağımsız gazeteci” sayılıyor.</p>
<p>Geçenlerde kanallar arasında dolaşıyordum.</p>
<p>Gözüm yine Halk TV’ye ilişti.</p>
<p><strong>Barış Yarkadaş</strong> konuşuyordu&#8230;</p>
<p>Hangi Barış Yarkadaş mı?</p>
<p>CHP’nin resmi üyesi olan Barış Yarkadaş&#8230;</p>
<p>Bağlılığının ve yandaşlığının ödülü olarak siyasete girmesine izin verilen Barış Yarkadaş&#8230;</p>
<p><strong>FETÖ</strong> konusunda kırılgan olan Barış Yarkadaş&#8230;</p>
<p>Rezil darbe girişiminden sonra manidar bir <strong>“suskunluğa”</strong> bürünen Barış Yarkadaş.</p>
<p>FETÖ’yle kurduğu dayanışma ilişkisine (<strong>Ekrem Dumanlı</strong>’yla dostluğuna filan) henüz bir açıklık getirmemiş olan Barış Yarkadaş&#8230;</p>
<p>Milletvekili seçilmeden önce <strong>Kemal Kılıçdaroğlu</strong>’nun <strong>Soros’</strong>culuğunu ve <strong>TESEV</strong>bağlantısını faş eden (yani ileride genel başkanı olacak şahsa <strong>“Soros militanı”</strong> muamelesi yapan), milletvekili seçildikten sonra bütün iddialarını unutup bir <strong>“Soros gönüllüsü”</strong>ne dönüşen Barış Yarkadaş&#8230;</p>
<p>Sahibi ve yöneticisi olduğu internet sitesinden Kemal Kılçdaroğlu hakkındaki olumsuz içeriklerin tümünü silen, böylece bağımsız gazeteciliğini pekiştiren Barış Yarkadaş&#8230;</p>
<p>İşbu Barış Yarkadaş Halk TV’de konuşuyordu&#8230;</p>
<p>Ne konuştuğunun önemi yok&#8230;</p>
<p>İçinde <strong>“yandaş medya”</strong> geçen iddialı cümleler kuruyordu.</p>
<p>Öyle rahattı ki&#8230;</p>
<p>Kıskanmadım desem yalan olur.</p>
<p>Biri daha var&#8230; Meslekte bilmem kaçıncı yılını doldurduğunu söyleyen bir terbiyesiz&#8230; Bir ara <strong>Cumhuriyet</strong> gazetesinde görünmüştü. Belki hâlâ oradadır. O da sık sık “yandaş” nitelemesini kullanıyor&#8230;</p>
<p>Demiştim ki, <strong>“Bir CHP’li için, bir HDP’li için, bir MHP’li için, hatta bir İYİ Partili için kullanılmayan/kullanılmayacak bu niteleme, AK Parti savunucusu olduğu düşünülenlere karşı bol keseden sarf ediliyorsa, demek ki burada asıl niyet &#8216;yaralamak&#8217; ve &#8216;küçük düşürmek&#8230; Niçin bu ucuzluğa tevessül ediyorsunuz?”</strong></p>
<p>Bu soruma <strong>“tahkir”</strong>le cevap verdi.</p>
<p>Sonra ne mi oldu?</p>
<p>Bir Rus internet sitesinde ve radyosunda <strong>“ek iş”</strong> buldu&#8230; Ceza gibi&#8230; <strong>“Bağımsız ve tarafsız gazeteci”</strong> geçiniyordu ama Rusya’yı, özellikle <strong>Putin</strong>’i <strong>“incitmemeye”</strong> özen gösteren bir yayıncılığa mahkûm edildi.</p>
<p>Daha önce de hatırlatmıştım.</p>
<p>Bir kez daha hatırlatıyorum:</p>
<p>Barış Yarkadaş’ları, Ayşenur Arslan’ları, kapalı kapılar arkasında <strong>Ekrem İmamoğlu</strong>’yla fikir teatisi (!) yaparken enselenen <strong>İsmail Küçükkaya</strong>’ları, <strong>Washington Portakal</strong>’larını, baklavalı kazak giydiği için kadına şiddet eylemi hoş görülen bazı <strong>“sırıtık”</strong> moderatörleri gördükten sonra, karşılaşacağım her <strong>“yandaş”</strong> ifadesi için, dilimizdeki ağır küfürlerden birini sallayacağım; mesela <strong>“şerefsiz”</strong> diyeceğim. Kızmak gücenmek olmasın&#8230;</p>
<p>Bu vesileyle, Halk TV’nin bağımsız gazetecilerini ve meslekte bilmem kaçıncı yılını doldurduğunu söyleyen <strong>“terbiye özürlü”</strong> Putin çalışanının kulaklarını çınlatırım.</p>
<p>Ahmet Kekeç/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/insan-gibi-uyarmistim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şu &#8216;Tarafsız Bağımsız&#8217; Medyamız Çok da Milli Görünmüyor!..</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/su-tarafsiz-bagimsiz-medyamiz-cok-da-milli-gorunmuyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/su-tarafsiz-bagimsiz-medyamiz-cok-da-milli-gorunmuyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Jul 2019 06:22:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet Genç]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11859</guid>

					<description><![CDATA[Belli kriterler var herhalde bilemiyorum. İsimler değişiyor. Hiç gitmeyen de var, çok kez katılan arkadaşlar da. (Mesela doğal olarak genel yayın yönetmenleri) Farklı medya kuruluşlarından farklı isimler davet ediliyor. Her ziyarette yenileri ekleniyor vesaire… Kim nereye gider gitmez, bunları söylemek bizim haddimize değil… Ama bize sataşma olursa fikir beyan ederiz elbette… *** Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Vahdettin Köşkü’ndeki bilgilendirme toplantısına katıldık. (14 Temmuz Pazar) Tepki gösterdiler… Teessüflerini şöyle bildirmiş asrın gazetesi; “Vahdettin Köşkü’ndeki ‘ulusal güvenlik konulu’ bilgilendirme toplantısına başta Sözcü olmak üzere, Cumhuriyet, Birgün, Fox TV, Halk TV ile KRT gibi ‘bağımsız ve tarafsız’ medyanın temsilcileri davet edilmedi…” Kim davet edilmiş peki?.. Bunların dışındaki “taraflı, bağımlı” medyanın temsilcileri, yani yukarıdaki medyadan geri kalanlar, yani biz!.. *** Şu tarafsız bağımsız medya “Sözcü, Cumhuriyet, Birgün, Fox TV, Halk TV, KRT..vs,” niye davet edilmedi diye soruyorlar… Bilemeyiz arkadaşlar… FETÖ’nün ABD merkezli bir örgüt olduğunu anlayınca FETÖ kumpaslarına sarılıp, “şimdi cemaati destekleme zamanı” dedikleri.., FETÖ’nün MİT TIR’ları ihanetinin payandası olup ülkeyi ateşe atmaktan çekinmedikleri.., 15 Temmuz’a; “kontrollü darbe, naylon darbe, çakma darbe” deyip Türkiye’ye karşı her türlü tezgaha teşne oldukları için olabilir mi acaba?.. Veya S-400’den, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de doğalgaz aramasından, Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı harekatlarına kadar her milli meselede ABD ağzıyla konuştukları için olabilir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Belli kriterler var herhalde bilemiyorum. İsimler değişiyor. Hiç gitmeyen de var, çok kez katılan arkadaşlar da. (Mesela doğal olarak genel yayın yönetmenleri)</p>
<p>Farklı medya kuruluşlarından farklı isimler davet ediliyor. Her ziyarette yenileri ekleniyor vesaire…</p>
<p>Kim nereye gider gitmez, bunları söylemek bizim haddimize değil…</p>
<p>Ama bize sataşma olursa fikir beyan ederiz elbette…</p>
<p align="center"><strong>***</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Vahdettin Köşkü’ndeki bilgilendirme toplantısına katıldık. (14 Temmuz Pazar)</p>
<p>Tepki gösterdiler…</p>
<p>Teessüflerini şöyle bildirmiş asrın gazetesi;</p>
<p>“Vahdettin Köşkü’ndeki ‘ulusal güvenlik konulu’ bilgilendirme toplantısına başta Sözcü olmak üzere, Cumhuriyet, Birgün, Fox TV, Halk TV ile KRT gibi ‘bağımsız ve tarafsız’ medyanın temsilcileri davet edilmedi…”</p>
<p>Kim davet edilmiş peki?..</p>
<p>Bunların dışındaki “taraflı, bağımlı” medyanın temsilcileri, yani yukarıdaki medyadan geri kalanlar, yani biz!..</p>
<p align="center"><strong>***</strong></p>
<p>Şu tarafsız bağımsız medya “Sözcü, Cumhuriyet, Birgün, Fox TV, Halk TV, KRT..vs,” niye davet edilmedi diye soruyorlar…</p>
<p>Bilemeyiz arkadaşlar…</p>
<p>FETÖ’nün ABD merkezli bir örgüt olduğunu anlayınca FETÖ kumpaslarına sarılıp, “şimdi cemaati destekleme zamanı” dedikleri..,</p>
<p>FETÖ’nün MİT TIR’ları ihanetinin payandası olup ülkeyi ateşe atmaktan çekinmedikleri..,</p>
<p>15 Temmuz’a; “kontrollü darbe, naylon darbe, çakma darbe” deyip Türkiye’ye karşı her türlü tezgaha teşne oldukları için olabilir mi acaba?..</p>
<p>Veya S-400’den, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de doğalgaz aramasından, Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı harekatlarına kadar her milli meselede ABD ağzıyla konuştukları için olabilir mi?</p>
<p>Ya da Fransa’daki terör saldırısını ‘Fransa çocuklarına ağlıyor” manşetiyle verip Türkiye’deki terör saldırısını, “Katliam ülkesi” manşetiyle vermeleri!..</p>
<p align="center"><strong>***</strong></p>
<p>Bu arada Kılıçdaroğlu da mevzuya dalmış. “FOX’u niye davet etmiyorsunuz? Sözcü gayri milli mi? Cumhuriyet gayri milli mi?” diye sormuş…</p>
<p>Valla çok da milli görünmüyorlar!..</p>
<p>Üstelik toplantı da; ‘Ulusal Güvenlik konulu’ bilgilendirme toplantısı!..</p>
<p>Hikmet Genç/Akşam</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/su-tarafsiz-bagimsiz-medyamiz-cok-da-milli-gorunmuyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>+90: Yeni Kolonyalizm</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/90-yeni-kolonyalizm/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/90-yeni-kolonyalizm/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Jun 2019 11:40:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[Yörünge Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[+90]]></category>
		<category><![CDATA[Kolonyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11156</guid>

					<description><![CDATA[18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı, Avrupa devletleriyle ilişkilerinde diplomasiyi, zorunlu olarak sıcak savaşın yerine koydu. Ancak yine de toprak kayıplarının ve yıkılmanın önünü alamadı. Bu savunma pozisyonu, 1919-1922 arasındaki Milli Mücadele döneminde önemli bir kırılma yaşadı. Misak-ı Milli çerçevesinde bekasını korumak için yayılmacı olmayan savaş verildi. Tarih tekerrür ediyor ve bugün dünya, bu yüzyılın başından beri ilk defa her alanda belirsizliklerin öne çıktığı bir dönemden geçiyor. Büyük askeri seçenekleri tetikleyecek kadar karmaşık bir hal alan bu belirsizliklerin düğümü ise Türkiye’nin de tam ortasında bulunduğu coğrafyada çözülecek. Ufuk Üniversitesi Siyaset Bilimi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı ve ANKASAM Başdanışmanı Prof. Dr. Sencer İmer, Yörünge dergisinin dış ve iç politikaya ilişkin sorularını yanıtladı. &#160; Batı dünyasının, Türkiye’nin üzerindeki etkilerini net bir şekilde görüyoruz, İbn-i Haldun&#8217;un “Coğrafya kaderimizdir” diye bir sözü var, sizce yaşananlar bir kader mi, biz bu kaderden kurtulabilecek miyiz ve bu coğrafyada yaşamak bir suç mu? İbn-i Haldun&#8217;un söylediği şey çok doğru, coğrafya bir kader. Burası hem doğu-batı hem kuzey-güney ekseninde bir geçiş bölgesi. Dünyada devletler, kendi milletlerinin haklarını korumak için vardır. “Halkın refahı en yüksek kanundur.” Bu, herkes için böyle. Bütün devletler birbirleriyle sürekli bir çatışma halinde. Bu, doğal bir durum. Devletlerin birbirleriyle çatışma halinde olmasının son merhalesi savaştır. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı, Avrupa devletleriyle ilişkilerinde diplomasiyi, zorunlu olarak sıcak savaşın yerine koydu. Ancak yine de toprak kayıplarının ve yıkılmanın önünü alamadı. Bu savunma pozisyonu, 1919-1922 arasındaki Milli Mücadele döneminde önemli bir kırılma yaşadı. Misak-ı Milli çerçevesinde bekasını korumak için yayılmacı olmayan savaş verildi. </em></p>
<p><em>Tarih tekerrür ediyor ve bugün dünya, bu yüzyılın başından beri ilk defa her alanda belirsizliklerin öne çıktığı bir dönemden geçiyor. Büyük askeri seçenekleri tetikleyecek kadar karmaşık bir hal alan bu belirsizliklerin düğümü ise Türkiye’nin de tam ortasında bulunduğu coğrafyada çözülecek. </em></p>
<p><em>Ufuk Üniversitesi Siyaset Bilimi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı ve ANKASAM Başdanışmanı Prof. Dr. Sencer İmer, Yörünge dergisinin dış ve iç politikaya ilişkin sorularını yanıtladı. </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Batı dünyasının, Türkiye’nin üzerindeki etkilerini net bir şekilde görüyoruz, İbn-i Haldun&#8217;un “Coğrafya kaderimizdir” diye bir sözü var, sizce yaşananlar bir kader mi, biz bu kaderden kurtulabilecek miyiz ve bu coğrafyada yaşamak bir suç mu? </strong></p>
<p>İbn-i Haldun&#8217;un söylediği şey çok doğru, coğrafya bir kader. Burası hem doğu-batı hem kuzey-güney ekseninde bir geçiş bölgesi. Dünyada devletler, kendi milletlerinin haklarını korumak için vardır. “Halkın refahı en yüksek kanundur.” Bu, herkes için böyle. Bütün devletler birbirleriyle sürekli bir çatışma halinde. Bu, doğal bir durum. Devletlerin birbirleriyle çatışma halinde olmasının son merhalesi savaştır. Yani çatışmayı savaşa gelmeden önlemek gerekir.</p>
<p>Dünya üzerindeki kaynaklar sınırlı. Bu çatışmalar da buradan ileri gelmekte. Dolayısıyla ülkelerin komşuluk sayısına bakarak çatışma sayılarını bulmak mümkün. Mesela; Türkiye&#8217;nin sekiz komşusu varsa bunların hepsinin birbiriyle çatışma imkânı var. 8 x 7 = 56 defa bir çatışma imkânı çıkar. Amerika&#8217;ya baktığınızda iki tane komşusu var. Demek ki 3 x 2 = 6. Bize göre çok daha az bir çatışma durumu var.</p>
<p>İngiltere&#8217;nin, Japonya&#8217;nın durumları da böyle ama bunların dezavantajı da şudur; zaman içinde bunlar kendi içlerine kapanık hale geldikleri için bir müddet sonra geri kalabilirler. Bir müddet sonra başka bir kuvvet gelip onları uyandırabilir. Tıpkı Japonya&#8217;da olduğu gibi ya da İngiltere&#8217;nin 19. asırda dünya gücü olduğu gibi.</p>
<p>Türkiye etrafı komşularla çevrili bir ülke olduğu için çatışma imkânı da o nispette fazla. Bir de doğu–batı, kuzey-güney ekseni istikametlerinde bir geçiş noktasında olmasından kaynaklanıyor. Boğazlar burada. Anadolu’nun üç tarafı denizlerle çevrili. Coğrafi konumu itibarıyla Türkiye avantajlı geçiş bölgesi, İpek Yolu buradan geçmişti, yine geçecek. Dolayısıyla bunu savunmak lazım. Eğer ordusu güçlü değilse kendisini savunamaz.</p>
<p>Savaşmamanın en güzel yolu, güçlü bir orduya sahip olmaktır. Buna güç vasıtasıyla savunmak diyoruz. Barışa ulaşmanın da en kolay yolu, güçlü bir orduya sahip olmaktan geçer. O halde kaderimiz de olması sebebiyle güçlü bir ekonomiye, güçlü bir orduya, güçlü bir devlete sahip olmamız lazım.</p>
<p>Güçlü bir devletin her şeyden önce güçlü bir parlamentosu, hükümeti, güçlü bir yargısı olmalı. Yani insanlar haklarını arayabilmeliler. “Burada adalet var” demeliler. O zaman başka ülkeler de buna gıpta eder, böyle bir ülkeyle işbirliği yapmaktan kıvanç duyar. Şu halde savaşmamanın yolu işbirliğidir. Ama işbirliğini yapabilmek için de başkalarının hücumuna uğramayacak durumda olmak gerekir.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>SORU: Nisan ayında Almanya önderliğinde İngiltere, Fransa, ABD özel bir haber kanalı kurdu. Yayınları başladı. Türkiye&#8217;deki gelişmeleri aktarıyorlar. Aynı zamanda da yeni değerler üzerinden bir algı yönetimi var. İncelediğimiz zaman bunu net bir şekilde görebiliyoruz. Onlar en son 100 sene önce bir araya gelmişti. Bu ittifakı nasıl yorumlamalıyız?</strong></p>
<p>Bunların bir araya gelerek böyle bir kanal kurmaları başka bir yerde vuku bulmadı. Demek ki bunların bir amacı var. Türk kamuoyunu özellikle de gençleri etkilemek suretiyle bir ortam yaratmak istiyorlar. Nedir bu yaratmak istedikleri ortam? Bence Türkiye&#8217;yi kendilerinin kontrol ettiği bir yer olarak tutmak istiyorlar. Yani bunu, kolonyalizmin başka bir ifadesi olarak görebiliriz.</p>
<p>Evet,<em> +90</em> diye bir kanal kuruldu. Voice of America (Amerika&#8217;nın Sesi), Alman Devlet Televizyonu Deutsche Welle, İngiliz Devlet Televizyonu BBC ve Fransız Devlet Televizyonu Kanal 24. Bunların bir araya gelerek böyle bir kanal kurmaları başka bir yerde vuku bulmadı. Demek ki bunların bir amacı var. Amaçları; Türk kamuoyunu özellikle de gençleri etkilemek suretiyle bir ortam yaratmak.</p>
<p>Nedir bu yaratılmak istenilen ortam? Türkiye&#8217;yi kendilerinin kontrol ettiği bir yer olarak tutmak istiyorlar. Yani tekrar söylemek gerekirse bunu, yeni kolonyalizmin başka bir ifadesi olarak bunu görebiliriz.</p>
<p>O halde bunların yayınlarını çok büyük bir dikkatle izlememiz lazım. Çağımızın en önemli unsurlarından biri algı yönetimi. Bu algı yönetimi ile insanlar yönlendiriliyor. Televizyonlar, sosyal medya gibi araçlar burada çok büyük rol oynuyor. O halde burada iki tane doğrunun arasına bir tane yanlış sokuşturarak o yanlışlıkla istediklerini topluma empoze etmiş oluyorlar. Yanlışları ayıklamamız, doğruları ortaya koymamız lazım. Bu bir görev.</p>
<p>İnsanları kendi haline bırakmak kolaycılık olur. +90’ın bu yolda bir faaliyet göstereceği kanaatindeyim. Onun gibi başka kanallar da var, sosyal medya da var. Yapılan yanlışların mutlaka takip edilmesi, doğru bilgilerin de aynı anda paylaşılması gerekiyor. Burada da görev TRT’ye düşüyor.</p>
<p>Yeni Zelanda saldırısını anımsayalım. Saldırıyı düzenleyen kişiye “meczup” denildi ama bence meczup değil, gönüllü bir insandı. Yeni Zelanda da 50 Müslümanı katletti. Kafasına da bir kamera takmış, sanki bilgisayar oyunu oynuyor. Bununla da gençlere şu imajı veriyor; “Bakın siz de böyle bir şey yapabilirsiniz. Bunları katletmek lazım. Bunlar ikinci, üçüncü sınıf insanlar, bunları yok etmek lazım.”</p>
<p>Bu algı yönetimini şöyle ifade etmek istiyorum: Fransa&#8217;da da benzer bir saldırı oldu. Müslüman olduğu söylenen bir kişi, bir eğlence yerine girdi, 100 kişiyi öldürdü ama bir baktık ertesi hafta bütün devlet başkanları, -bizim başbakan da o zaman Ahmet Davutoğlu idi- oraya gittiler yürüyüş yaptılar. Peki, Yeni Zelanda saldırısıyla ilgili Batılılardan böyle bir davranış gördünüz mü? Hayır. Bu çok önemli, saldırıların iki ölçekte ölçüldüğünü görüyoruz.</p>
<p>Cephede çarpışmak neyse, bilgiyle çarpışmak da aynı şey. Demek ki Türkiye&#8217;yi bir noktada kendi istedikleri doğrultuya çekmek için yaptıkları bir faaliyet. Böyle görmek lazım. Her şey silahla yapılmıyor, bu da bir silah.</p>
<p>Söyleşi:  Aynur Bayram/Araştırmacı Gazeteci</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/90-yeni-kolonyalizm/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Trump Çağı ABD Medyası</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/trump-cagi-abd-medyasi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/trump-cagi-abd-medyasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 May 2019 08:47:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yörünge Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10632</guid>

					<description><![CDATA[Gazetecilik yapanların niteliği medyanın kalitesini sizce arttırır mı? Bu, üzerinde çok konuşulan bir konu. Gazetecilere, gazetecilik yapacaklara sınırlama getirilsin, getirilmesin ya da kimin gazeteci olacağına birileri karar versin durumu çok sonuç alıcı bir tartışma değil. Bu, biraz gazetecilik eğitimi ile ilgili. Gazetelerde çalışanların önemli bir kısmı yakın zamana kadar gazetecilik eğitimi almamış kişilerden oluşuyordu. İletişim mezunu olmak, gazetecilik eğitimi almak tercih sebebi gibi olmaya başladı son zamanlarda. Ama onun dışında ilkokulu bitiren veya okuma yazmayı bilen herkes gazetecilik yapabiliyor, gazetecilik aynı zamanda tuhaf bir meslek. Gazetecilik sadece haber yazmakla sınırlı değil. Böyle anlaşılmamalı. Entelektüel bir donanıma, altyapıya sahip olmak, ekonomiden siyasete, spordan sağlığa, kültür sanata birçok alanla ilgi ve bilgi sahibi olmanız gerekiyor. Birçok şeyden anlamanız gerekiyor. Türkiye&#8217;de eğitim açısından gazetecilik okulları maalesef sıkıntılı. Gazetecilik okulundan mezun olanlar tam donanımlı olamıyor ne yazık ki. Medya patronlarının başka işler yapıyor olmaları hep eleştiri konusu oluyor. Bu noktada siz meseleyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Medya patronlarının, gazetecilerin siyasetten uzak durması, siyasetçilerle irtibatlarının biraz daha zayıf olması gerekiyor. Medya yöneticilerinin ve patronların başka işlerle uğraşmamaları ya da az uğraşmalarını gerekiyor. Bankalar müteahhitlik şirketleri gibi şirketleriniz, holdingleriniz varsa ister istemez siyasetle iç içe bir duruma geliyorsunuz. Siyasetçilerden bir şeyler beklemek, onların beklentilerini karşılamak durumunda kalıyorsunuz. Bunun &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gazetecilik yapanların niteliği medyanın kalitesini sizce arttırır mı? </strong></p>
<p>Bu, üzerinde çok konuşulan bir konu. Gazetecilere, gazetecilik yapacaklara sınırlama getirilsin, getirilmesin ya da kimin gazeteci olacağına birileri karar versin durumu çok sonuç alıcı bir tartışma değil. Bu, biraz gazetecilik eğitimi ile ilgili. Gazetelerde çalışanların önemli bir kısmı yakın zamana kadar gazetecilik eğitimi almamış kişilerden oluşuyordu. İletişim mezunu olmak, gazetecilik eğitimi almak tercih sebebi gibi olmaya başladı son zamanlarda. Ama onun dışında ilkokulu bitiren veya okuma yazmayı bilen herkes gazetecilik yapabiliyor, gazetecilik aynı zamanda tuhaf bir meslek.</p>
<p>Gazetecilik sadece haber yazmakla sınırlı değil. Böyle anlaşılmamalı. Entelektüel bir donanıma, altyapıya sahip olmak, ekonomiden siyasete, spordan sağlığa, kültür sanata birçok alanla ilgi ve bilgi sahibi olmanız gerekiyor. Birçok şeyden anlamanız gerekiyor. Türkiye&#8217;de eğitim açısından gazetecilik okulları maalesef sıkıntılı. Gazetecilik okulundan mezun olanlar tam donanımlı olamıyor ne yazık ki.</p>
<p><strong>Medya patronlarının başka işler yapıyor olmaları hep eleştiri konusu oluyor. Bu noktada siz meseleyi nasıl değerlendiriyorsunuz? </strong></p>
<p>Medya patronlarının, gazetecilerin siyasetten uzak durması, siyasetçilerle irtibatlarının biraz daha zayıf olması gerekiyor. Medya yöneticilerinin ve patronların başka işlerle uğraşmamaları ya da az uğraşmalarını gerekiyor. Bankalar müteahhitlik şirketleri gibi şirketleriniz, holdingleriniz varsa ister istemez siyasetle iç içe bir duruma geliyorsunuz. Siyasetçilerden bir şeyler beklemek, onların beklentilerini karşılamak durumunda kalıyorsunuz. Bunun olmaması zaten mümkün değil.</p>
<p>Gazeteciliği menfaat aracı, kâr getiren bir sektör olarak görenler bu alandan uzak durmalı! Medya sektörü bir ayakkabı sektörü gibi değil. Gazetecilikte yaptığınız işler olumlu ya da olumsuz bir şekilde kitleleri etkiliyor. Ayakkabı sektöründe bir ayakkabıyı yanlış yaparsın bir kişiyi en fazla mağdur eder. Binlerce insanı etkilemez. Gazetecilikten menfaat, para beklentisi olanların bu alana girmemeleri, yatırım yapmaları gerekir diye düşünüyorum.</p>
<p>Buna karşı çıkanlar, pratikte bunun karşılığı yok diyenler olabilir. Ben yine de bu alana girmiş olanların başka işler yapıyorlarsa bile gazeteciliklerini çok fazla işin içerisine katmadan, gazetelerini bir menfaat aracı olarak kullanma noktasına getirmeden hareket etmeleri gerektiğini düşünüyorum. Bunu da gazete sahiplerinin, medya patronlarının kabul etmesi, bu ilkeyi önemsemesi gerektiğini düşünüyorum. Gazetecilik bir menfaat aracı olarak kullanılmamalı. Önce bunu kabul edeceğiz. Ondan sonra bu nasıl olmalı, tartışmalarını yapacağız.</p>
<p><strong>Trump Çağı…</strong></p>
<p><strong>İnsanların “gazeteciye, gazetecilik mesleğine saygısı kalmadı” şeklinde yorumlar yapıyor. Bu itibar, güven nasıl geri kazanılır? </strong></p>
<p>80’li yıllarda Türkiye’de gazetecilik amatör bir ruhla yapılıyordu. Çok büyük paralar kazanılmıyordu ama insanlar gazeteciye, gazetecilere, habere daha fazla değer veriyordu. Açıkçası ben iyimser değilim. Kitabımın ismi “Trump Çağı”… Bunu bilinçli olarak kullandım. Sadece Trump&#8217;ın basınla ilişkilerine değinmek niyetiyle bu ismi vermedim kitabıma. Bugün dünyaya yön veren, dünyanın geldiği noktayı niteleyen bir kavram olarak görüyorum Trump Çağı ifadesini.</p>
<p>Dünyanın gördüğü en çılgın adam, Amerika&#8217;ya başkan oldu. Hiç öngörülemeyen davranışları, konuşmaları var. Tuhaf karşılanan icraatları var. Böyle bir ortamda kurumlar, yöneticiler, gazeteciler gerçek düşüncelerini yansıtmıyor. Türkiye&#8217;deki sorunlardan biri de bu. Dünyada da bu sorun var. “Ne gerekiyorsa onu yaparım, konjonktür nasılsa ona göre hareket ederim” mantığı ile hareket ediyorlar. Haber yazanlar ona göre haber yazıyor, yorum yapanlar ona göre yorum yapıyor ve büyük bir çoğunluk kendi gerçek düşüncelerini dile getirmiyor. Bunu gazetelerde, televizyonlarda çok net bir şekilde görebiliyoruz.</p>
<p>Muhalif gazeteciler olmuyor diye söylemiyorum. Siyasi bir fikri destekliyor ya da desteklemiyor olabilirler ancak eli klavyeye gidince bambaşka şeyler yazıyor. Bu artık çok normalleşti. Ahlaklı insanlar için sorunlu bir durum olmalı, böyle kabul edilmeli en azından.</p>
<p>“Ben çaresizim, bu şekilde davranmaya mecburum” diyerek kendilerini haklı gösterebilirler. Ama iş o noktada değil ne yazık ki. “Ben bu gazetedeyim, televizyondayım dolayısıyla burada benim düşüncemin önemi yok. Yaşanan sorunları, yapılan yolsuzluğu,  hukuksuzluğu, haksızlığı görmeyebilirim, görmemem gerekiyor” diye düşünüyor. Çaresizlik ile bir noktada anlaşılabilir ancak o noktaya gelmeden de insanlar bunu kabullenmiş gibiler. Dolayısıyla kimse bu düzenin değişmesini istemiyor. Trump Çağı dediğiniz şeyin Türkiye&#8217;deki karşılığı bu bence. İlkesel olarak çağımız insanının sorunu var birçok ilkede buluşamıyoruz.</p>
<p><strong>Amerikan basını haberleriyle okuyucularına, izleyicilerine reform yaptıracak kadar etkili olabiliyor. Türkiye&#8217;de bunun gerçekleşmesi neden mümkün değil?  </strong></p>
<p>Medyanın ürettiği haber ve ürünleri doğru okumak ve anlamak, medya okuryazarlığı bilinciyle oluşuyor. Medya okuryazarlığı, Türkiye&#8217;de çok gelişen bir alan değil. Bu eksiklikten dolayı okullarda medya okuryazarlığı eğitimi verilmeye başlandı ama bu yeni bir çalışma ve epey bir mesafe kat etmemiz gerekiyor.</p>
<p>Amerikan okuyucusuyla Türk okuyucusunu karşılaştırmak doğru bir yaklaşım değil. Amerika ekonomik ve siyasi açıdan çok farklı bir ülke. Amerikan kültürü, Amerikan düşüncesi, yaşam tarzı diye bir kavram var. Türkiye ile arasında çok büyük farklılıklar var. Amerika’da yüzlerce gazete, dergi çıkıyor ve tirajları neredeyse bir ülke nüfusuna ulaşıyor. Amerika&#8217;da bir aile evine yerel-bölgesel gazete alıyor. Bununla yetinmiyor ulusal çapta dağıtım yapan bir gazete daha alıyor. Haber dergisi alıyor. Bunu nereden çıkarıyoruz derseniz; haber dergileri 3-4 milyon satıyor. Neredeyse her şeyle ilgili dergi çıkartıyorlar. Tirajları çok büyük. Onların okuma düzenleri bizden farklı.</p>
<p>Türkiye’de gazete ve dergi tirajları çok düşük. Yüzde 80 insanların evine dergi ya da gazete girmiyor. Şu an dijital yayının takip edilmesi, baskı sayılarının azalması da elbette bunda etkili ancak insanların evine dergi girmiyor, gazete girmiyor büyük bir oranda. Dolayısıyla bizim medyayla çok irtibatımız yok. Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte yapılan harf Devrimiyle 1950’lerde Latin alfabesini okuyup yazmayı bilenlerin oranı yüzde 50’yi geçmedi. Bazı araştırmacılara göre Osmanlı döneminde okuma yazma bilenlerin oranı yüzde 10’u geçmiyordu. Okuma ile aramız o zaman da iyi değildi. Gazetenin halka erişimi de kısıtlıydı. 1950&#8217;lerde 60&#8217;larda gazete yaygınlaşmaya başladı. Okuma yazma oranları arttı. 60&#8217;larda karşımıza televizyon çıktı. Televizyon, gazeteye karşı daha avantajlı bir şekil aldı, özellikle okuma-yazma bilmeyenler açısından takip edilen bir araç oldu. 80&#8217;lerde de televizyon daha gelişti ve sonrasında yaygınlaştı. Türk halkı okumayı içselleştirmeden görsel medyaya yöneldi. Bundan dolayı biz toplum olarak okumayı ıskaladık, çok zayıf kaldık.</p>
<p>Bir de asparagas haber türü çıktı. Olmayan bir şeyi insanlara inandırma çabası bu tür haberler de okuyucuyu olumsuz etkiledi. Daha çok televizyona yöneltti. Medya takibi çok sınırlı. Okuyucunun bir şeylere inanması, gazete yoluyla, televizyon yoluyla çok mümkün olmuyor. Bunun örnekleri de var. Örneğin, Yeni Türkiye Hareketi vardı. Geçmişte medya bu hareketin çok büyük destek alacağını yazdı. Seçimlerde barajı bile geçemediler. Çok büyük bir skandaldı medya açısından. Şimdilerde de bunun tersi yaşanıyor. AK Parti’yi desteklediğini düşünen gazetelerin, gazetecilerin, televizyonların yaptığı ölçüsüz, dikkatsiz yayınlar ve yazımlar, yapılan yorumlar belki art niyetli yayıncılık anlayışı ki ben yaptıklarını hata olarak görmüyorum çünkü bir grup bunu bilinçli bir şekilde yapıyor. AK Parti’ye daha çok zarar verdiklerine inanıyorum. İnandırıcılık bakımından sıkıntı var.</p>
<p>Medyada birçok şey inanılarak yapılmıyor. “Mış” gibi yapılıyor. Kraldan çok kralcı olunuyor.  Söylediklerine, yazdıklarına kendilerinin inandığını düşünmüyorum. AK Partililer bile haberi muhalif medyadan takip etmeye başladı. Yapılan haberlerin doğruluğu, gerçekliği tartışılmaya başlandı. Böyle bir sonuç var.</p>
<p>Medya 2002&#8217;de de çok kötü bir ders almıştı. Şimdi de öyle bir durum var. Kitabıma ismini veren “Trump Çağı” dediğimiz ilkesizlik, vurdumduymazlık, boş vermişlik var. Bunu dert etmiyorlar. Sıkıntıyı görmüyorlar. Umutsuzluğum biraz bunlardan dolayı. Ne olacağını çok fazla kestiremiyorum. Geleneksel medya çok zayıfladı. Sosyal medya çok güçlendi, güçlenmeye devam ediyor. Bundan sonra bu tür haberleri yapanlar ayakta kalır mı, ne kadar ayakta kalır? Bu durum daha ne kadar sürdürebilirler bilmiyorum. Türkiye&#8217;deki medyayı ekonomik açıdan düşünürsek hiçbir gazetenin çıkmaması, çıkarılamıyor olması lazım. 5-10 bin tirajlı bir gazete yürümez. Bu ekonomik açıdan mümkün değil ama 10 kadar gazete rahatlıkla çıkmaya devam ediyor. İktidara muhalif olanlar da var, iktidarı destekleyenler de var. Tirajlara rağmen gazetelerin nasıl çıktığı, bu durumun devam edip etmeyeceği belli değil ama ben çok uzun sürmeyeceğini düşünüyorum.</p>
<p><strong>Röportaj Aynur Bayram</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/trump-cagi-abd-medyasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABD’de Medya Sorunsuz Değil</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/abdde-medya-sorunsuz-degil/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/abdde-medya-sorunsuz-degil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 May 2019 06:40:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yörünge Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan Temiztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10545</guid>

					<description><![CDATA[Amerikan basını araştırmacı gazetecilik örnekleriyle çok konuşuluyor. Haberciliğin bu şekilde ön planda olmasının nedeni nedir ve haberleriyle nasıl bu kadar etkili olabiliyorlar?  Amerika&#8217;da araştırmacı gazeteciliğin örnekleri 1900&#8217;lerin hatta 1890’ların başlarında karşımıza çıkıyor. Politik skandallar, şirket yolsuzlukları, belediyelerin usulsüzlükleri araştırma haberlerinin konusu. Bu açıdan bakınca gazetecilik açısından bu tür haberlerin yapılıyor olması çok önemli. O dönem dünyanın birçok yerinde hatta Batı’da bu çapta olmadığı kesin. Hem büyüklük hem tiraj hem de etki bakımından gazeteler güçlü ama sorunsuz değil. İktidar basına etki edebiliyor ama iktidar basını diye bir şey yok Amerika&#8217;da. İktidarlardan daha bağımsız hareket edebiliyorlar. Bu nedenle araştırmacı gazeteciliğin bu kadar gelişmiş olmasını yadırgamamak lazım. Ancak birtakım nedenlerle Amerika’da da araştırmacı gazeteciliğin aksadığı, ihmal edildiği, vazgeçildiği dönemler de olmuş. Özellikle 1915’lerden 1950&#8217;lere kadar. Sonraki dönemde Watergate skandalı ortaya çıkıyor. 1970’li yıllarda yapılan haberlerle dönemin Amerikan Başkanı Richard Nixon’u istifaya götürecek kadar etkili haberler yapılıyor. Bunu başka ülkelerde görmek çok kolay değil. Avrupa&#8217;da da bazı ülkelerde araştırmacı gazetecilik örnekleri karşımıza çıkıyor. Doğal olarak ülkenin basından yararlanması, basının özgür kılınması, bu özgürlükten rahatsız olunmamasından kaynaklanıyor bu durum. &#160; Amerika ‘özgürlükler ülkesi’ olarak adlandırılıyor ama bu, basın içinde öyle mi? Amerikan Kongresi 1700’lü yılların sonlarına doğru basın özgürlüğünü yasaklayacak karar alınamaz, teklif edilemez diye &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Amerikan basını araştırmacı gazetecilik örnekleriyle çok konuşuluyor. Haberciliğin bu şekilde ön planda olmasının nedeni nedir ve haberleriyle nasıl bu kadar etkili olabiliyorlar?  </strong></p>
<p>Amerika&#8217;da araştırmacı gazeteciliğin örnekleri 1900&#8217;lerin hatta 1890’ların başlarında karşımıza çıkıyor. Politik skandallar, şirket yolsuzlukları, belediyelerin usulsüzlükleri araştırma haberlerinin konusu. Bu açıdan bakınca gazetecilik açısından bu tür haberlerin yapılıyor olması çok önemli. O dönem dünyanın birçok yerinde hatta Batı’da bu çapta olmadığı kesin. Hem büyüklük hem tiraj hem de etki bakımından gazeteler güçlü ama sorunsuz değil. İktidar basına etki edebiliyor ama iktidar basını diye bir şey yok Amerika&#8217;da. İktidarlardan daha bağımsız hareket edebiliyorlar. Bu nedenle araştırmacı gazeteciliğin bu kadar gelişmiş olmasını yadırgamamak lazım.</p>
<p>Ancak birtakım nedenlerle Amerika’da da araştırmacı gazeteciliğin aksadığı, ihmal edildiği, vazgeçildiği dönemler de olmuş. Özellikle 1915’lerden 1950&#8217;lere kadar. Sonraki dönemde Watergate skandalı ortaya çıkıyor. 1970’li yıllarda yapılan haberlerle dönemin Amerikan Başkanı Richard Nixon’u istifaya götürecek kadar etkili haberler yapılıyor. Bunu başka ülkelerde görmek çok kolay değil. Avrupa&#8217;da da bazı ülkelerde araştırmacı gazetecilik örnekleri karşımıza çıkıyor. Doğal olarak ülkenin basından yararlanması, basının özgür kılınması, bu özgürlükten rahatsız olunmamasından kaynaklanıyor bu durum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Amerika ‘özgürlükler ülkesi’ olarak adlandırılıyor ama bu, basın içinde öyle mi?</strong></p>
<p>Amerikan Kongresi 1700’lü yılların sonlarına doğru basın özgürlüğünü yasaklayacak karar alınamaz, teklif edilemez diye bir karar aldı. Buna dayanarak Amerikan mahkemeleri, Amerikan hükümetleri basını kısıtlamayı düşünmemiş. Dönemin başkanı çamur gazeteciliği olarak da nitelenmiş araştırma gazeteciliği. Sıkıntı oluşmuş ama basın hiçbir zaman engellenmemiş. Buna rağmen Amerikan basını hiçbir sorun yaşamadı, engellerle karşılaşmadı, her zaman özgür oldu diye düşünmemek lazım. Zaman zaman bazı bilgileri haberleştirmemesi yönünde telkine uğradığını görüyoruz. Bu özellikle kriz dönemlerinde başka ülkelerde de olabildiği gibi savaş ortamlarında; Körfez Savaşı&#8217;nda ya da Amerikan basın tarihi açısından önem arz eden “Domuzlar Körfezi” çıkarmasında görülüyor.</p>
<p>1960&#8217;larda Amerikan ordusunun, komünistlere karşı bir faaliyeti destekleme amaçlı askeri çıkarma yapacağı gazeteciler tarafından öğreniliyor. Gazeteciler bilgiyi teyit ediyor ancak Amerikan yönetimi, &#8220;Bu haberi yaparsanız bizim bütün planlarımızı altüst olur. Amerikan çıkarları için uygun değil” diyor. Gazete kendi içinde tartışmalar yaşıyor ve bu haberi yayınlamaktan vazgeçiyor. Sonradan yapılan çıkarma Amerikan hükümetinin planladığı şekilde gerçekleşmiyor. Küba’da bataklığa saplanıyor, öngörülemeyen durumlar ile karşılaşılıyor. Küba, Amerika&#8217;yı başarısızlığa uğratıyor. Çıkarmadan yıllar sonra görevden ayrılan Amerikan başkanı gazetenin yetkililerine; “Keşke siz o haberi yapsaydınız, biz o çıkarmayı yapmasaydık” diyor ve pişmanlık duyuyor müdahale ettiği için.</p>
<p>Amerika, araştırmacı gazetecilik yönünde iyi ama sorunsuz değil. Yansız, tarafsız habercilik yapıyor dememiz çok mümkün değil. Diğer ülkelerle karşılaştırılınca özellikle bizim gibi Orta Doğu ülkeleri karşısında daha az sorunlu olduğunu söyleyebiliriz sadece. İktidar basına etki edebiliyor ama iktidar basını Amerika&#8217;da yok. İktidarlardan daha bağımsız hareket edebiliyorlar. Amerika&#8217;da basının güçlü olması, araştırma isteyen konuların, olayların haberleştirilmesiyle ilgili. Bunun yanı sıra Amerika&#8217;da niceliksel olarak da basın büyük ve güçlü.</p>
<p><strong>Röportaj Aynur Bayram</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/abdde-medya-sorunsuz-degil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küresel Medya Tröstleri Neden Türkiye&#8217;ye Geliyor?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kuresel-medya-trostleri-neden-turkiyeye-geliyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kuresel-medya-trostleri-neden-turkiyeye-geliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Apr 2019 06:25:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ceyhun Bozkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10044</guid>

					<description><![CDATA[Irak’a 1991 yılında ilk saldırı yapıldığında 13 yaşındaydım. Televizyonlardan savaş izliyorduk. O zamanlar özel televizyonlar yeni kurulmuştu ve yeni kurulan Star 1, sürekli olarak CNN International görüntülerini aktarıyordu. Bizler de oturmuş televizyonun karşısında sanki bir oyun seyreder gibi büyük bir savaş izliyorduk. Oysa yaşananlar bir oyun değildi. Biz orada insanların katledilmesini, adeta soykırıma uğratılmasını izliyorduk. Ancak farkında değildik. Aynı CNN International, savaşın bitimine doğru meşhur karabatak görüntülerini servise soktu. Bu görüntülerde bir karabatak kuşu, tamamen petrole bulanmış halde yaşamaya çalışıyordu. Servis edilen görüntünün haberi “Saddam Hüseyin, yenileceğini anlayınca petrol kuyularını ateşe verdi, buradan yayılan petrol doğal hayata zarar verdi” şeklindeydi. Bu “habere” dünyanın hiçbir “saygın” medya kuruluşu itiraz etmedi ve o haberi olup gündemlerine taşıdı. O görüntünün başka bir yerde çekildiği yıllar sonra ortaya çıktı. Yine Körfez Savaşı’na gerekçe üretildiği dönemde, 15 yaşında Kuveytli bir kız çocuğunun görüntüsü ortaya çıktı. Bu kızın anlattığına göre, Irak’ın Kuveyt’i işgalinden sonra gönüllü olarak çalıştığı hastane Iraklı askerler tarafından baskına uğramış ve bebekler kuvözlerden alınarak yerlere atılıp ölüme terkedilmişti. Savaştan sonra bu olayın da dezenformasyon olduğu anlaşıldı. Çünkü kız, Kuveyt’in Washington Büyükelçisinin kızıydı ve adı Nayirah el-Sabah&#8217;tı. Sözü geçen hastanede hiçbir zaman bulunmamıştı. Ancak küresel medya izleyicilerine, takipçilerine bu yönde bir haber geçip, sonrasında o takipçilerindten özür dileme ihtiyacı bile &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Irak’a 1991 yılında ilk saldırı yapıldığında 13 yaşındaydım. Televizyonlardan savaş izliyorduk. O zamanlar özel televizyonlar yeni kurulmuştu ve yeni kurulan Star 1, sürekli olarak CNN International görüntülerini aktarıyordu. Bizler de oturmuş televizyonun karşısında sanki bir oyun seyreder gibi büyük bir savaş izliyorduk. <strong>Oysa yaşananlar bir oyun değildi. Biz orada insanların katledilmesini, adeta soykırıma uğratılmasını izliyorduk.</strong> Ancak farkında değildik.</p>
<p>Aynı CNN International, savaşın bitimine doğru meşhur karabatak görüntülerini servise soktu. Bu görüntülerde bir karabatak kuşu, tamamen petrole bulanmış halde yaşamaya çalışıyordu. Servis edilen görüntünün haberi <strong>“Saddam Hüseyin, yenileceğini anlayınca petrol kuyularını ateşe verdi, buradan yayılan petrol doğal hayata zarar verdi”</strong> şeklindeydi. Bu “habere” dünyanın hiçbir <strong>“saygın”</strong> medya kuruluşu itiraz etmedi ve o haberi olup gündemlerine taşıdı. O görüntünün başka bir yerde çekildiği yıllar sonra ortaya çıktı.</p>
<p>Yine Körfez Savaşı’na gerekçe üretildiği dönemde, 15 yaşında Kuveytli bir kız çocuğunun görüntüsü ortaya çıktı. Bu kızın anlattığına göre, Irak’ın Kuveyt’i işgalinden sonra gönüllü olarak çalıştığı hastane Iraklı askerler tarafından baskına uğramış ve bebekler kuvözlerden alınarak yerlere atılıp ölüme terkedilmişti. Savaştan sonra bu olayın da dezenformasyon olduğu anlaşıldı. Çünkü kız, Kuveyt’in Washington Büyükelçisinin kızıydı ve adı Nayirah el-Sabah&#8217;tı. Sözü geçen hastanede hiçbir zaman bulunmamıştı. Ancak küresel medya izleyicilerine, takipçilerine bu yönde bir haber geçip, sonrasında o takipçilerindten özür dileme ihtiyacı bile duymamıştı.</p>
<p>Gazeteci Ahmet Cevdet Aşkın <strong>“Dezenformasyon”</strong> kitabında küresel medya ile ilgili şu tespitleri yapmakta: <strong>“Günümüzde dünya çapında medya organlarında kamuoyuna aktarılan haberlerin yüzde 80’i, dört büyük ajans tarafından servis edilmektedir. Associated Press, United Press International, Reuters ve Agence France Press. Bu durum dünya çapında enformasyon akışında tek yönlü bir tablonun hakim olduğunu göstermektedir. Büyük medya grupları tarafından özellikle uluslararası gelişmeler konusunda okuyucu ve izleyicilere sunulan haberler, çoğunlukla, bu ajanslara dayanmakta ve o nedenle kamuoyunun belli hedeflere dönük ve ‘merkezi’ yönlendirilmesi söz konusu olabilmektedir. Bu durum, küreselleşme bağlamında dezenformasyonun ‘teknik’ altyapısını oluşturmaktadır. Tek yönlü ve ‘merkezi’ enformasyon akışı sayesinde emperyalist güçlerin çıkarlarına uygun oluşturdukları eylem planlarına kamuoyu desteği sağlamaktadır.”</strong>(Dezenformasyon, Epos Yayınları, s. 23-24)</p>
<p>Peki bu planlar hangileri? Yine Aşkın’dan aktaralım: <strong>“Bu planlar, ‘insani müdahale’ görünümü adı altında egemen ülkelerin içişlerine müdahaleden, emperyalist tahakküm çemberinin dışında kalmaya çaba sarf eden ülkelerdeki yönetimlerin değiştirilmesine, hatta söz konusu ülkelerin parçalanmasına yol açacak askeri müdahalelerin hayata geçirilmesine dek uzanan geniş bir yelpaze oluşturmaktadır.”</strong> (s. 24)</p>
<p>İşte bunun için de bu plan sahipleri medya aracılığıyla manipülasyonlar oluştururlar.</p>
<p><strong>Bunları niçin mi yazıyorum?</strong> Son dönemde Türkiye’de medya alanındaki gelişmeler, bana bu gerçeği bir kez daha hatırlattı. Medya alanında bir şeyler oluyor. Evet, Türk milletini, kamuoyunu çok yakından ilgilendiren ilginç gelişmeler yaşanıyor. Sadece son 20 günde yaşanan gelişmeleri gördüğümüzde bunu görebiliyoruz. Sıralayacak olursak;</p>
<p>&#8211; İngiliz Independent yayın kuruluşu, Temmuz ayında aldığı Türkçe internet sitesi kurma kararını seçim sonrasında hayata geçirdi ve 15 Nisan’da yayına başladı. Site İngiliz ancak finans kaynağı başka. Independent Digital News&amp;Media Limited (IDML) ile yapılan lisans anlaşması çerçevesinde Independent Türkçe&#8217;nin tüm hakları Suudi Arabistan Araştırma ve Pazarlama Grubu (SRMG) bünyesinde bulunan Media Arabia&#8217;ya ait olacak. Zaten sitenin yayın politikası takip edildiğinde, Suudi Arabistan’ı gözeten bir yayın çizgisi olduğu ortaya çıktı. Örneğin, Yemen ile ilgili bir haberde, ölenlerin tüm sorumlusunun İran yanlısı Husiler olduğu ileri sürüldü. Oysa, Suudi Arabistan’ın özellikle düzenlediği hava operasyonları ve uyguladığı ambargo nedeniyle binlerce sivil hayatını kaybetmişti. Ancak Independent Türkçe, Yemen’deki haberi “<strong>Yemen&#8217;de ölü sayısı 70 bini aşarken, yüzlercesi Husi mayınları tarafından yaralandı ya da öldürüldü”</strong> başlığıyla vermeyi tercih etti. Bilindiği üzere Suudi Arabistan, ABD ve İsrail’in bölgedeki en önemli müttefiki ve finans kaynağı. Ancak biz Suudi Arabistan’ın ve onlarla işbirliği yapanların basın özgürlüğüne verdiği değeri, Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın vahşice katledilmesinde gördük.</p>
<p>&#8211; Tarihte ilk kez İngiltere’nin BBC, Almanya’nın Deutsche Welle, Fransa’nın F24 ve Amerika’nın VOA (Amerika’nın Sesi) yayın organlarının bir araya gelerek Türkçe bir YouTube haber kanalı açacakları ortaya çıktı. Dikkat çekici olan ortak yayının YouTube üzerinden yapılacak olması. Yani bu yayın organları Türk uydularına güvenmiyor. Bu nedenle internet üzerinden ortak yayını tercih ettiler.</p>
<p>&#8211; Avrupa Birliği’nin, Gazeteciler Cemiyeti ile birlikte yürüttüğü bir çalışma çerçevesinde Basın Evi kurulması kararlaştırıldı. Projenin adı <strong>“Media for Democracy”</strong>, yani &#8220;Demokrasi için Medya&#8221;. Tüm finansman Avrupa Birliği tarafından karşılanacak. Haberi duyuran Amerika’nın Sesi, projenin amacını <strong>“Sektördeki işsizlik nedeniyle serbest çalışma veya kendi bağımsız medya platformlarıyla gazetecilik mesleğini devam ettirmek”</strong> şeklinde açıklamış.</p>
<p>Özetle, özellikle 1 Nisan’dan sonra birileri ülkemizin medya alanı açısından düğmeye basmış görünüyor. Yayın gerekçesi olarak sürekli olarak <strong>“basın özgürlüğü, özgür medya, halkın haber alma özgürlüğü”</strong> gibi kavramlar kullanılıyor. Ancak bu güçlerin <strong>“halkın haber alma özgürlüğü”</strong> adı altında aslında emperyalist güçlerin yalan üretim merkezi olarak çalıştığını bilmek gerekiyor. Örneğin, ABD&#8217;de Kamu Dürüstlüğü Merkezi&#8217;nin tespitlerine 2003 Irak Savaşı&#8217;nda Başkan Bush ve ekibi tam 935 yalan açıklamada bulunmuşlardı ve bu yalanları, işte bu aktardığımız küresel tröst haline gelen medya organları aracılığıyla yaymışlardı. Yani aslında amaçları halkın haber alma özgürlüğü değildi. Bu nedenle bu operasyonu görmek, gelecekte karşılaşacağımız tehdidi görmemiz açısından elzemdir.</p>
<p><strong>SON NOT:</strong> Elbette sözünü ettiğimiz küresel medya tröstleri bir boşluk bulmasa, bu hamleyi yapamazlar. Bu nedenle Türk medya mensupları olarak çuvaldızı kendimize de batırmamız gerekiyor. Art niyetli birilerinin eline koz geçmemesi için gerçek bilgiye dayanan, kutuplaşmayı artıracak değil en aza indirecek, devletin olduğu kadar milletimizin haklarını da gözetecek haberleri öne çıkarmamız, emin olun Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin ve tüm yöneticilerin de elini güçlendirecektir. Bu sayede emperyalist güçler cirit atacak alan bulamaz, dezenformasyonlarıyla Türk milletini yönlendiremezler. Bunun en güzel örneği Zeytin Dalı Harekatı sırasında servis edilen tüm yalanlara, Anadolu Ajansı’nın hızlı bir şekilde gerçek bilgiyle verdiği yanıttır.</p>
<p><strong>Ceyhun Bozkurt</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kuresel-medya-trostleri-neden-turkiyeye-geliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Belgeler Işığında Apoletli Medya ve BÇG</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/belgeler-isiginda-apoletli-medya-ve-bcg/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aslan DEĞİRMENCİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Jan 2018 21:32:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[5. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Aslan Değirmenci]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Şubat 2018]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1589</guid>

					<description><![CDATA[O günleri hatırlarsak Çiller’in mitingde söylediği sözler üzerine TSK’nın başlattığı kampanya devreye sokulmuştu. Askerliğini çavuş olarak yapan bazı vatandaşlar Çiller hakkında dava açmış, bazı dernekler tepki açıklamaları yapmıştı. 28 Şubat medyası da kampanyaya sınırsız destek vermişti. Karargâhta Hazırlanan Haberler! 28 Şubat davasında karar yaklaştıkça, cunta karargâhı üyeleri suçlarını perdelemek için savunmalarında her türlü yalana başvurmaya devam ediyor. Yasadışılık ise ortada ve hiçbir yalan bunu perdeleyemez. Perdelenmesi mümkün olmayan bir gerçek de malum medya ile BÇG’nin ittifakı. Şöyle ki Genelkurmay Harekât Başkanlığı’na bağlı olan Psikolojik Harekât Dairesi Faaliyetleri Raporu, 28 Şubat döneminde TSK’nın yasadışına çıktığını belgeliyor. Faaliyet raporunda yer alan ‘Yasal Olmayan Faaliyetler’ başlığı TSK’nın kendini deşifre etmesine yetiyor. ‘Yasal Olmayan Faaliyetler’ başlığı altında Genelkurmay Harekât Başkanlığı’na bağlı olan Psikolojik Harekât Dairesi’nin malum medya ile derin ilişkisi de ortaya çıkıyor. Raporda, Genelkurmay’da Refah Partisi aleyhine masa başı üretilen haberlerin malum medyaya verildiği ve yayınlatılmasının sağlandığı belirtiliyor. Genelkurmay’a yakın gazetecilere sipariş üzerine yazılar yazdırıldığı da açıkça ifade ediliyor. En fazla yararlanılan gazetecinin ise F.Ç. olduğu belirtiliyor. Ancak darbenin askeri ayağı yargı önünde hesap verirken; onlara zemin hazırlayan söz konusu isimler halen köşelerinde millete parmak sallamaya devam ediyor. Şubat döneminde TSK’nın yasadışına çıktığını belgeleyen faaliyet raporunda öne çıkan başlıklara bakalım: -“Refah partisi aleyhine &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>O günleri hatırlarsak Çiller’in mitingde söylediği sözler üzerine TSK’nın başlattığı kampanya devreye sokulmuştu. Askerliğini çavuş olarak yapan bazı vatandaşlar Çiller hakkında dava açmış, bazı dernekler tepki açıklamaları yapmıştı. 28 Şubat medyası da kampanyaya sınırsız destek vermişti.</strong></p>
<p>Karargâhta Hazırlanan Haberler!</p>
<p>28 Şubat davasında karar yaklaştıkça, cunta karargâhı üyeleri suçlarını perdelemek için savunmalarında her türlü yalana başvurmaya devam ediyor. Yasadışılık ise ortada ve hiçbir yalan bunu perdeleyemez. Perdelenmesi mümkün olmayan bir gerçek de malum medya ile BÇG’nin ittifakı. Şöyle ki Genelkurmay Harekât Başkanlığı’na bağlı olan Psikolojik Harekât Dairesi Faaliyetleri Raporu, 28 Şubat döneminde TSK’nın yasadışına çıktığını belgeliyor. Faaliyet raporunda yer alan ‘Yasal Olmayan Faaliyetler’ başlığı TSK’nın kendini deşifre etmesine yetiyor. ‘Yasal Olmayan Faaliyetler’ başlığı altında Genelkurmay Harekât Başkanlığı’na bağlı olan Psikolojik Harekât Dairesi’nin malum medya ile derin ilişkisi de ortaya çıkıyor. Raporda, Genelkurmay’da Refah Partisi aleyhine masa başı üretilen haberlerin malum medyaya verildiği ve yayınlatılmasının sağlandığı belirtiliyor. Genelkurmay’a yakın gazetecilere sipariş üzerine yazılar yazdırıldığı da açıkça ifade ediliyor. En fazla yararlanılan gazetecinin ise F.Ç. olduğu belirtiliyor. Ancak darbenin askeri ayağı yargı önünde hesap verirken; onlara zemin hazırlayan söz konusu isimler halen köşelerinde millete parmak sallamaya devam ediyor. Şubat döneminde TSK’nın yasadışına çıktığını belgeleyen faaliyet raporunda öne çıkan başlıklara bakalım:</p>
<p><strong>-“Refah partisi aleyhine bazı haberler hazırlayarak basına vermek ve yayınlanmasını sağlamak. Şu ana kadar bu dairede hazırlanan 20’den fazla haber gazetelerde yayınlandı.”</strong></p>
<p>(O haberler arşivlerde. Haberlerde imzası bulunanlar aramızda. Sadece 28 Şubat sürecinde hesap sorulmadığı için Gezi kalkışması, 7 Şubat MİT krizi, 17/25 Aralık küresel operasyonunda da aktif görev aldılar. Dün olduğu gibi bugün de isnat etme, yaftalama, sahte istatistik/veriler üzerinden toplumun düşünce sistemini etki altına almaya çalışıyorlar. Halkı kışkırtmaya, galeyana getirmeye, manipüle etmeye, etkilemeye ve algı oluşturmaya yönelik organize haberlere imza atmaya devam ediyorlar.)</p>
<p><strong>-“Genelkurmay’a yakın olarak görülen bazı gazetecilere konu verilerek ‘yazın’ ricasında bulunuldu. RP’nin kapatılmasını destekler mahiyette yazarlara kullanabilecekleri psikolojik harekât temaları verildi. F.Ç. her hafta bir gün mutlaka Genelkurmay’a uğruyor. Kesinlikle Genelkurmay’ın sözünden çıkmıyor. Ayrıca S.Ö. da Genelkurmay’a yakın olarak biliniyor.”</strong></p>
<p>(Topluma ise bu isimler halen gazeteci olarak sunuluyor. Doğal olarak onlar da halen ulusal güvenliği tehdit eden, milli iradenin tecellisini engellemeye yönelik her türlü faaliyeti haberleştiriyor, köşelerine taşıyor, seçilmiş hükümeti ortadan kaldırmak ve işlevsiz kılmaya yönelik yazılan tüm senaryolarda rol alıyorlar.)</p>
<p><strong>-“Refah Partisi için raporlar hazırlanıyor. Bu konudaki bilgiler basına sızdırılıyor. Geçen yıl Refah Partisi hakkında bir broşür hazırlanarak basına gönderildi.”</strong></p>
<p>(Halen hepsine tanıklık etmiyor muyuz? İçeriği boşaltılmış, gerçekten uzaklaştırılmış, dezenformasyona uğramış bilgiler geniş kitlelere ulaştırılarak, AK Parti hedef alınmıyor mu?)</p>
<p>Genelkurmay’ın 28 Şubat postmodern darbesindeki işbirlikleri ve hizmetleri dolayısıyla teşekkür belgesi gönderdiği 40 gazeteci var ki isimlerini tek tek yazmayalım.</p>
<p>Teşekkür belgesi de üst yazısı da isimleri de savcıların elinde var.</p>
<p><strong>Topyekün Çiller’e Saldırı</strong></p>
<p>Yine belgeler incelendiğinde, eski DYP lideri Tansu Çiller’in, 1997’de Samsun’daki bir mitingde kullandığı sözleri sonrasında TSK’nın büyük bir kampanyaya imza attığı görülüyor. Çiller, 24 Eylül 1997 tarihli mitingde, dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz’ı hedef alarak, ‘Bugüne kadar ara rejim oldu, atanmışlar oldu, ama hiçbir zaman seçilmiş bir siyasi partinin genel başkanı, onbaşı olma şerefsizliğini göstermedi.’ demişti. Bu sözler üzerine harekete geçen Genelkurmay’ın birliklere kampanya kontrol formu gönderdiği görülüyor. Kontrol formunda Çiller’e karşı yapılacak kampanyada izlenecek yol haritası anlatılıyor. Kampanyaya emekli subay ve astsubay dernekleri ile gazi derneklerinin iştiraklerinin sağlanması talep ediliyor. Bu derneklerin yanı sıra evlatları askerde olan aileler, onbaşılar, subay ve astsubaylar, onbaşılar ve çavuşlu isimli köylere ulaşılarak tepki göstermelerinin sağlanması isteniyor. Yapılacak açıklamalar hakkında da detaylı bilgi verilirken, DYP Genel Merkezine ait tüm iletişim bilgileri de veriliyor.</p>
<p>O günleri hatırlarsak Çiller’in mitingde söylediği sözler üzerine TSK’nın başlattığı kampanya devreye sokulmuştu. Askerliğini çavuş olarak yapan bazı vatandaşlar Çiller hakkında dava açmış, bazı dernekler tepki açıklamaları yapmıştı. 28 Şubat medyası da kampanyaya sınırsız destek vermişti.</p>
<p><strong>BÇG’yi Deşifre Etti, Hedef Oldu</strong></p>
<p>Cuntacıların, 19 Eylül 1997 tarihinde bir gazetede yer alan demecinden dolayı eski Bakanlardan Mehmet Gölhan hakkında da psikolojik harekât başlattığı biliniyor. Genelkurmay 2. Başkanının emri olduğu ortaya çıkan skandal belgede Mehmet Gölhan’ın gazeteye verdiği demeçte, “Devlet içinde örgüt var. İşte size çete: BÇG (Batı Çalışma Grubu)” dediği belirtiliyor, Genelkurmay II. Başkanının emri hatırlatılarak, bu sözler üzerine ivedi mektup kampanyası başlatılması isteniyor. Bu konudaki mektupların akşam saat 16:00’ya kadar komutanlığa ulaştırılması istenen belgede, psikolojik harekatta kullanılacak temaların da çıkartıldığı görülüyor. Belgede, yazılacak olan mektuplarda “Kullanılacak Temalar”ın ilk maddesinin “Milli Savunma Bakanlığı yapmış bir kişi olarak nasıl böyle bir ithamda bulunabilirsiniz?” sorusu olduğu görülüyor. Mektuplar basına sızdırılıyor; karalama kampanyası medya eliyle de yürütülüyor.</p>
<p><strong>Direnen Medyaya Psikolojik Harekât Emri</strong></p>
<p>Cunta karargâhının medyaya yönelik psikolojik harekât talepleri ise hiç bitmedi. “İrtica İle Mücadele Stratejisinin Belirlenmesi” konulu belgede, darbe sürecine direnen sağduyulu gazetelerin üstüne gidilmesi isteniyor. Belgede, “Söz konusu medya için kapsamlı bir psikolojik harekât uygulanması, bunun için gerekli teşkilatın kurulması gerekiyor.” ifadelerine yer veriliyor.</p>
<p>1998 yılının Haziran ayında yayınlanan emirde, mütedeyyin kesimin takibi ve sağduyulu gazetelerin etkinliğini azaltmak için ise yapılması gerekenler şu şekilde ifade ediliyor: “Başbakanlıkça kurulmuş olan Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulu ile il ve ilçelerdeki Denetim Kurullarının güçlendirilmesinin uygun olacağı mütalaa edilmektedir.”</p>
<p><strong>Tek Tek Medyayı Fişlemişler</strong></p>
<p>Elbette bu kadar da değil. Bu işin uygulamasına da şahitlik ediyoruz. Elimizdeki belgeye göre TV kanalları askeri istihbarat tarafından takip altına alındığını ve yöneticilerinin tek tek fişlendiğini görüyoruz. Yayın akışında dini programlara yer veren kanalların “tehlikeli” olarak yansıtıldığına, İçişleri Bakanlığına gönderilen yazı ile haklarında işlem yapılması istendiğine şahitlik ediyoruz. Dönemin İstihbarat Başkanı Korgeneral Çetin Saner imzalı “RTÜK tarafından yerel TV’lere frekans tahsisi” konulu belge ile televizyon kanalları hakkında yapılan fişlemenin İçişleri Bakanlığına gönderildiği görülüyor. Söz konusu kanalların sahipleri ve çalışanları hakkında kişisel bilgilere yer verilen belgede, yayın politikalarıyla alakalı geniş kapsamlı bilgi verildiği görülüyor. Korgeneral Saner tarafından İçişleri Bakanlığına gönderilen belgede, “Konunun öneminden dolayı gerekli işlemin yapılmasının ülke menfaatine olacağı değerlendirilmektedir.” ifadelerine yer veriliyor. Söz konusu kanallar hakkında düşülen notların ise, “Siyasi İslam yanlısı”, “Muhafazakar”, “Milliyetçi Muhafazakar”, “Dini yayın yapar”, “Refah Partisine yakın”, “DYP desteği var”, “Ülkücü” ve “PKK sempatizanı” şeklinde olduğu görülüyor.</p>
<p>Bu kanalların yakinen takip edilmesi ve haklarında işlem yapılması istenen belgede, tersten fişlemelerin yapıldığı da görülüyor. Adeta TSK tarafından kefil olunan söz konusu kanalların yayın politikası anlatılırken şu ifadelere yer veriliyor:</p>
<p>-Çağdaş, demokrat ve laik.<br />
-Bağlantısı yok, liberal bir yayın politikası benimsenmiş.<br />
-Sosyal demokrat, illegal yapılarla ilgisi yok.<br />
-Magazin ve müzik programlarına yer verir, illegal unsurlarla ilişkisi tespit edilmedi.</p>
<p>TSK tarafından İçişleri Bakanlığına gönderilen belgede, söz konusu kanalların tahmini izleme potansiyeli çıkartılmış, kaç bin nüfusa sahip olan bir bölgeye yayın yaptığı kayıt altına alınmış, ihale bedellerine yer verilmiş ve ödeme yapılırken hangi bankalardan kredi çekildiğine kadar bildirilmiş. TV yöneticilerinin haklarında açılan davalar hakkında da detaylı bilgilere yer verilirken, TV sahiplerinin maddi kaynakları gözlem altına alınmış. Yazık. Bugünlerde sıkça basın özgürlüğünden söz edenlerin gündemine ise bu fişlemeler hiç girmemiş.</p>
<p><strong>Emniyet Boş Durmamış</strong></p>
<p>Şunun da altını çizelim, fişleme yapıp mağduriyet üreten tek kurum TSK değil. O dönem Emniyet de var. Tüm illerdeki emniyet müdürlüklerine gönderilen 07 Temmuz 1998 tarihli ‘Gizli’ mühürlü planda, fişleme faaliyetlerinde eğitim öğretim kurumlarında görevli bazı personelden faydalanıldığı görülüyor. “Yavuz PH Planı”nın uygulamaya sokulduğu belirtilen belgede, planın devreye sokulma gerekçesi laikliği korumak olarak açıklanıyor. Emniyet mensupları tarafından icra edilecek faaliyet programının neler olduğunun bildirildiği belgede, gönderilen fişleme formlarının ivedi doldurulup rapor haline getirilerek Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele ve Harekât Daire Başkanlığına teslim edilmesi isteniyor.</p>
<p>Belgede, planın uygulanmasında sürecin zedelenmemesi için gizliliğe riayet edilmesi, yetkisiz şahıs ve kurumlara açıklanmaması isteniyor.</p>
<p>“Yavuz PH Planı” kapsamında yapılacak faaliyetlerden bazıları şunlar:</p>
<p>-İrticaya karşı personelin bilgilendirilmesi.<br />
-Kamuoyunun aydınlatılması.<br />
-Laiklik konusunda personele eğitim.<br />
-Yapılacak tüm faaliyetlerde TV, radyo, gazete, seminer gibi yöntemlerden faydalanılması.<br />
-Aydınlatma için bilim adamlarından destek alınılması.<br />
-İrticai faaliyetlere karışanlar hakkında yasal işlem yapılması.<br />
-Kıyafet genelgesinin uygulanmasının sağlanması.<br />
&#8211; İrticai faaliyetlerde bulunan vakıf, dernek, yurt, Kur’an Kursu, şirket ve camilerin takibi ve kontrolü.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
