<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>makedonya &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/makedonya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 21 Nov 2023 09:46:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>makedonya &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Osmanlı Makedonyası’nın Son Medresesi Meddâh ve Türkiye’ye Etkileri</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/osmanli-makedonyasinin-son-medresesi-meddah-ve-turkiyeye-etkileri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/osmanli-makedonyasinin-son-medresesi-meddah-ve-turkiyeye-etkileri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammed Altaytaş &#38; Abdullah Taha İMAMOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Nov 2023 08:12:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[makedonya]]></category>
		<category><![CDATA[üsküp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18914</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı’nın yaklaşık beş asır boyunca barış ve huzur içinde yönettiği ve tarihte eşi görülmemiş bir hızla imar ettiği Balkanlarda günümüzde Kuzey Makedonya olarak isimlendirilen ülkenin başkenti Üsküp’te bölgeyi İslamlaştıran ve Osmanlı fetih siyaseti neticesinde insanların gönlünde taht kuran iki tarihî zât mevcuttur. Fatih Sultan Mehmed ile Akşemseddin arasındaki hoca talebe ilişkisinin de ötesinde bulunan bu manevi irtibat Üsküp’te medfun olan Yiğit Paşa ile Meddâh Baba arasında da vardır. Bu iki isimden ilki bölgenin fatihi diğeri de manevi önderidir. Üsküp’ün manevi fatihi olarak bilinen Meddâh Baba, 15. yüzyılda kendi ismiyle anılacak olan medreseyi tesis etmiş ve Balkanlar’da önemli izler bırakmıştır. Osmanlı Döneminde sadece Makedonya’da 116 civarında, Balkanlarda toplamda ise 700’ün üzerinde medrese mevcuttu. Medreseler dinden düşünceye, edebiyat, sanat ve mimariden gündelik yaşama, örf ve adetlere kadar bütün kültürel boyutlarıyla Müslüman kimliğinin ve hayatının Balkanlara yerleşmesini, sıhhatli bir çerçeve ve mihverde devamını sağlamışlardır. Bu mihver yine bir Meddâh’lı olan Kemal Aruçi’nin de ifade ettiği üzere itikatta Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat ve hususen Matüridilik anlayışı, amelde de Hanefîlik olmuştur.  Medreselerden başka cami, mescid, tekke, zaviye, hankâh, imâret, han, hamam, arasta, bedesten, kervansaray, köprü gibi binlerce eser inşa eden Osmanlı, bugünkü Balkan şehirlerinin birçoğunun kurucusu ve mimarıdır. Doç. Dr. Ertuğrul Karakuş dostumuz, Balkanlar üzerine pek &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Osmanlı’nın yaklaşık beş asır boyunca barış ve huzur içinde yönettiği ve tarihte eşi görülmemiş bir hızla imar ettiği Balkanlarda günümüzde Kuzey Makedonya olarak isimlendirilen ülkenin başkenti Üsküp’te bölgeyi İslamlaştıran ve Osmanlı fetih siyaseti neticesinde insanların gönlünde taht kuran iki tarihî zât mevcuttur. Fatih Sultan Mehmed ile Akşemseddin arasındaki hoca talebe ilişkisinin de ötesinde bulunan bu manevi irtibat Üsküp’te medfun olan Yiğit Paşa ile Meddâh Baba arasında da vardır. Bu iki isimden ilki bölgenin fatihi diğeri de manevi önderidir. Üsküp’ün manevi fatihi olarak bilinen Meddâh Baba, 15. yüzyılda kendi ismiyle anılacak olan medreseyi tesis etmiş ve Balkanlar’da önemli izler bırakmıştır.</p>



<p>Osmanlı Döneminde sadece Makedonya’da 116 civarında, Balkanlarda toplamda ise 700’ün üzerinde medrese mevcuttu. Medreseler dinden düşünceye, edebiyat, sanat ve mimariden gündelik yaşama, örf ve adetlere kadar bütün kültürel boyutlarıyla Müslüman kimliğinin ve hayatının Balkanlara yerleşmesini, sıhhatli bir çerçeve ve mihverde devamını sağlamışlardır. Bu mihver yine bir Meddâh’lı olan Kemal Aruçi’nin de ifade ettiği üzere itikatta Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat ve hususen Matüridilik anlayışı, amelde de Hanefîlik olmuştur.</p>



<p> Medreselerden başka cami, mescid, tekke, zaviye, hankâh, imâret, han, hamam, arasta, bedesten, kervansaray, köprü gibi binlerce eser inşa eden Osmanlı, bugünkü Balkan şehirlerinin birçoğunun kurucusu ve mimarıdır. Doç. Dr. Ertuğrul Karakuş dostumuz, Balkanlar üzerine pek çok araştırmaları ve yayınları bulunan Hollandalı araştırmacı Machiel Kiel ile bir sohbetlerindeki şu manada bir tespitini aktardı: “Osmanlı’nın Balkanlarda yürüttüğü şehircilik ve imar faaliyetleri, belli zaman dilimine düşen eser yoğunluğu ve niteliği bakımından tarihin gördüğü en büyük imar faaliyeti ve medeniyet timsalidir. Fakat biz Hristiyan Batılılar bu yüksek medeniyeti yine tarihte eşi görülmemiş bir hızla tahrip ettik.” Maalesef kendini “en ileri/ideal/küresel” medeniyet olarak dünyaya dayatan, buna mukabil Türkleri “barbar” olarak niteleyen “Çağdaş Batı/Hristiyan uygarlığı” Osmanlı’nın yaklaşık dört asırda imar ettiği o eşsiz, estetik ve yüksek tarihî mirasın yüzde 95’inden fazlasını, bir asırdan daha kısa bir sürede yok ederek tarihte eşi benzeri görülmemiş boyutta bir vandallık sergilemiştir. Tabi ki sadece tarihî yapıları değil, bugün Filistin’de yaptığı gibi birçok canı, kültürü, değeri, barışı da imha etmiştir. Hayrete şayandır ki bu medeniyet bunca vandallığına rağmen hâlâ kendisini bize hayran bırakmayı ve ideal olarak benimsetmeyi, kendimizi bize barbar göstermeyi başarabiliyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="845" height="1024" src="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/11/wwww3-845x1024.jpg" alt="" class="wp-image-18916" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/11/wwww3-845x1024.jpg 845w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/11/wwww3-248x300.jpg 248w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/11/wwww3-768x930.jpg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/11/wwww3.jpg 1169w" sizes="(max-width: 845px) 100vw, 845px" /><figcaption>Murat Paşa Camii</figcaption></figure>



<p>Balkanların Batı’ya bakan en önemli şehirlerinden birisi olan Üsküp’ün medreselerinde hizmet eden Taşköprizâde gibi birçok Osmanlı âliminin yanı sıra Üsküp’ten İstanbul’a gelerek İstanbul’da bulunan ve kendisini yetiştiren birçok âlim vardır. Bunlardan birisi de I. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra Fatih medreselerine ilim tahsil etmek için gelen Ataullah (Kurtiş) Efendi’dir. Bu zât memleketi Üsküp’e dönünce tarihî hafızayı yeniden tesis etmek ve bölgenin payitahtla ilmî irtibatlarını kuvvetlendirmek için Meddâh Medresesi’ni yeniden ihya etmiş ve birçok talebe yetiştirmiştir.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="818" src="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/11/wwww2-1024x818.jpg" alt="" class="wp-image-18917" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/11/wwww2-1024x818.jpg 1024w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/11/wwww2-300x240.jpg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/11/wwww2-768x613.jpg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/11/wwww2-1536x1227.jpg 1536w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/11/wwww2.jpg 1600w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>Sultan Murat Camii</figcaption></figure>



<p>Bunlardan birisi Mehmed Akif hayranı ve şair Fettah Efendi’dir. Bir diğeri de Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi kurulacağı zaman ismi fakültenin kurucu kadrosu arasında yer alan lakin II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Türkiye’ye gelip görevine başlayamayan ve sosyalist Yugoslavya rejimi tarafından idam edilen Şuayb Aziz’dir. Bir diğer isim de 1957’de Yugoslavya’nın sert komünist rejiminin baskısıyla ülkemize hicret eden hem İstanbul İmam Hatip Okulu’nun hem de Yüksek İslam Enstitüsü’nün Arapça hocalığını yapan ve aynı zamanda hukukçu olan Bekir Sadak’tır. İstanbul’da birçok ilim halkası kuran ve talebenin yetişmesine hizmet eden özellikle de Fatih’teki Emir Buhari Camii’nde Gazalî’nin <em>İhya-yı Ulumu’d-din</em> derslerini uzun yıllar sürdüren Ali Yakup Cenkçiler de bu medreseden yetişen bir başka isimdir. Öte yandan hicret etmeyip sosyalist Yugoslavya’nın politikalarına gücü yettiğince direnen ve bölgedeki Türk varlığını manevi olarak besleyen Kemal (Aruçi) Efendi, Hafız Sami Efendi, Hafız Cemal Efendi, Hafız Ramazan Efendi ve Hafız Salih Efendi gibi şahsiyetler de yine Meddâh Medresesi’nin mezunlarıdır. 1945 yılında dönemin komünist rejimi tarafından yıkılan medrese ve 1947 yılındaki tutuklamalar ve 1948 yılındaki idamlarla haksız ve hukuksuz bir şekilde akamete uğratılan yine Meddâh kökenli Müderris Şuayp Efendi önderliğindeki Yücelciler Hareketi de Balkan Türklüğünün son kaleleri olmuştur. Bu minvalde Fettah Efendi’nin Meddâh Medresesi’nin kapatılması üzerine yazdığı şiirin son dörtlüğü de hatırlanmalıdır.</p>



<p><em>Bir aşk u ihtiras-ı maarifle çağlayan</em><br><em>Bir memleket ümmîdini bâbında bağlayan</em><br><em>İrfan u i’tila ocağı söndü mü yazık!</em><br><em>Bir maşrık-ı ulûm batıya döndü mü yazık!</em></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="673" src="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/11/wwww-1024x673.jpg" alt="" class="wp-image-18918" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/11/wwww-1024x673.jpg 1024w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/11/wwww-300x197.jpg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/11/wwww-768x505.jpg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/11/wwww-1536x1010.jpg 1536w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/11/wwww.jpg 1599w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>Fatih Sultan Mehmed Köprüsü</figcaption></figure>



<p>Bu medresenin ve mezunlarının yeniden hatırlanmasına vesile olan Dr. Sevba Abdulla’nın riyasetinde, İSAV’ın da katkılarıyla Balkan&nbsp;Çalışmaları Vakfı (<a href="https://www.facebook.com/balkanfound?__cft__%5b0%5d=AZUiG_30xLVErXiXqshctPSf5nVaqod0BlU7Or3B9Vn6JOE9Gy950U6TcNBlfCpFbCUqmTXyH_vZm8pARTpa3MAWzRKG2B5DsdixwrXCbmJdzR1CW1wZM_Nxm7xgLAxgJGgQNdw1HdqAHveeDb36cAWzwi42txO3EXTsh6aWq43si-UigiCc9EWJ68QdnrVNjiJFpsoNU2A0FFy9HP8e261b&amp;__tn__=-UC%2CP-y-R">Balkan Studies Foundation</a>) tarafından “100. YILINDA ULUSLARARASI MEDDÂH MEDRESESİ” sempozyumu düzenlendi. 7-8 Kasım tarihlerinde icra edilen bu sempozyumda tarihî medreselerin Osmanlı’dan günümüze ilim ve düşünce dünyamıza yaptığı katkılar yeniden ele alındı. Meddâh Medresesi mezunlarının gerek Balkanlardaki Türk kimliğinin korunmasında gerekse Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinde ne kadar önemli bir görev üstlendikleri bu ilmi toplantı vesilesiyle dile getirildi. Kuzey Makedonya, Türkiye, Arnavutluk&nbsp;ve Kosova gibi birçok ülkeden bu bilgi şölenine iştirak eden bilim insanları, tarih boyunca Balkanlar’daki din ve bilim eğitimini, Meddâh Medresesi’ni ve bu kurumdan yetişen âlimleri ele alan, Kelam, Hadis, Tefsir, Felsefe, Edebiyat, Mantık, Tasavvuf, Hisab, Dil Bilimleri gibi dini ve felsefi hem de riyazi ilim mirasına dair muhtelif konularda bildiriler sundular.</p>



<p>Osmanlı’nın Balkanları terk etmek zorunda kaldığı, Makedonya’nın Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı hâkimiyetinde bulunduğu 1923 yılında İstanbul Fatih Medresesi müderrislerinden Ataullah (Kurtiş) Efendi tarafından yeniden ihya edilen Meddâh Medresesi günümüze kadar devam eden önemli tesirler icra etmiştir. Dr. Sevba Abdulla’nın da sempozyum açılış konuşmasında dikkat çektiği üzere Meddâh medresesi ve mensupları Müslümanların siyasi sahada yer tutması, gelenek temelinde kimliğin sürekliliği ve muhafazası, Balkanlardan göçün engellenmesi, Türkiye ile irtibatın devamı gibi konularda kayda değer başarılar kaydetmiştir. Günümüzde de Balkan Çalışmaları Vakfı bu misyonu canlandırmak ve sürdürmek üzere dikkate değer faaliyetler icra etmektedir.&nbsp;</p>



<p>II. Dünya savaşı yıllarında eğitim faaliyetleri bilfiil son bulan, 1945 yılında Tito önderliğinde kurulan Yugoslavya Federasyonu döneminde bütünüyle kapatılan Meddâh Medresesi’nin mensuplarının da etkisizleştirilmesiyle Makedonya’da Müslüman/Türk kimliğinin, dini anlayış ve kültürünün yeni dönemin siyasi şartlarına göre reformasyon ve deformasyonunun da önü açılmıştır.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Osmanlı’dan koptuktan ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde de medreseler kapatıldıktan sonra Balkan Müslümanları, dini eğitim için başta Mısır olmak üzere Arap ülkelerine yönelmiştir. Fakat bu dönemde Arap dünyasında revaç bulan selefî meşreb, ıslahatçı ve modernist dini anlayışlar Balkan Müslümanlarının sahip olduğu klasik Osmanlı/Türk/İslâm anlayışının dokusuna uymamıştır. Özellikle Meddâh’ın kapatılmasından sonra el-Menâr ekolünün Yugoslavya’daki temsilcisi olarak tanınan Hüseyin Cozo (1912-1982) misalinde olduğu gibi Arap dünyasından taşınan ve siyaseten Yugoslavya Diyanet teşkilatı vasıtasıyla yaygınlaştırılan yeni dini anlayışlar Meddâh’lı ulemanın yoğun tenkitlerine maruz kalmıştır.&nbsp; Bu bağlamda sempozyumda bizim de tebliğ konusu yaptığımız Hüseyin Cozo’nun Yahudi ve Hristiyanlığı iman ve kurtuluş bakımından İslâmiyet’le eşit gören çoğulcu yaklaşımına karşı Kemal Aruçi, “Bir Âyet-i Kerîmenin <em>Glasnik Dergisi</em>nde Yazılmış İndî ve Hakikate Tercüman Olmayan Bir Tefsiri Münasebetiyle Bir Cevap” başlığıyla kaleme aldığı makaleyi bölgedeki hemen bütün Diyanet işleri reisliklerine ve medrese müdiriyetlerine göndermesine rağmen yayınlatamamıştır. O dönem yayınlanamayan bu makale, dedesi vasıtasıyla Meddâh geleneğinin varisi olan Kemal Aruçi’nin torunu Meral Yahya Hanım tarafından latinize edilerek ilk defa 2018 yılında <em>Trakya Üniversitesi Rumeli İslâm Araştırmaları</em> dergisinde yayınlanabilmiştir.</p>



<p>Elbette günümüz dünyasında ve Balkanların siyasi konjonktüründe tarihî ilim ve kültür mirası aynıyla ihya edilemez. Bu sebeple mirası yenilemek ve mirasla yenilenmek kaçınılmazdır. Fakat kökü, mirası tanımadan, anlamadan, ona sadakat göstermeden sürekliliği temin etmek ve yenilenmek suretiyle kimliği sıhhatle muhafaza etmek de mümkün görünmemektedir. Bu sebeple İslâm ilim gelenek ve kültürünü paranteze alarak itibarsızlaştıran hatta yer yer düşmanlaştıran, doğrudan ana kaynaklara dönüşü savunan, selefi meşrep, modernist dini anlayışlarla klasik Müslüman kimliğinin ve itikadının sıhhatli bir mecrada devamı zor görünmektedir.&nbsp; Bu sebeple Balkanlar’da, özellikle II. Dünya savaşı sonrası etkisi artan seküler Batılı felsefe ve ideolojilerin, İslâm dünyasından yansıyan modernist anlayışların, bilhassa Bosna Hersek savaşı sonrasında bölgeye hızla yayılan selefi meşreb anlayışların revaç bulduğu bir dönemde Meddâh medresesi ve anlayışının ön plana çıkarılması ve bu çerçevede Fettah Efendi Derneği ve Balkan Çalışmaları Vakfı’nın çalışmaları son derece isabet ve ferasetle atılmış adımlardır.</p>



<p>Muhammet ALTAYTAŞ (Prof. Dr. Trakya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi)</p>



<p>Abdullah Taha İMAMOĞLU (Doç. Dr. Trakya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi)</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/osmanli-makedonyasinin-son-medresesi-meddah-ve-turkiyeye-etkileri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Makedonya ile Yunanistan’ın “İsim” Çıkmazı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/makedonya-ile-yunanistanin-isim-cikmazi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/makedonya-ile-yunanistanin-isim-cikmazi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Güney Ferhat Batı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Oct 2018 21:30:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[makedonya]]></category>
		<category><![CDATA[yunanistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=3552</guid>

					<description><![CDATA[Referandumda seçmenlere, “Yunanistan ile varılan antlaşmayı kabul ederek Makedonya’nın, NATO ve AB üyeliğine destek veriyor musunuz” sorusu soruldu. Sandıktan “evet” çıktı ama yetersiz katılım, “isim” değişikliğine karşı çıkan milletvekillerinin parlamentodaki oylamada rahatça “hayır” oyu verebileceği anlamına geliyor. Makedon Meclisi’nde 120 sandalye bulunmaktadır ve muhalefetteki milliyetçilerin 49 sandalyesi var. Makedonya da anayasa değişikliği için üçte iki çoğunluk gerekiyor. Makedonya ile Yunanistan arasındaki “isim” çıkmazı, geçmişten günümüze tarihsel arka planı olan bir sorun. Makedonya tarihinin en büyük ismi hiç şüphesiz ki Büyük İskender’dir. Bu isim, Makedonya ile o kadar bütünleşmiştir ki birbirinden ayrı tutulamaz. Gerçek kimliği bugün dahi tam olarak bilinmeyen ancak kesinlikle Yunan olmayan İskender; hocası Aristoteles (filozof) ile çevirmen aracılığıyla konuşmaktadır. Ayrıca eski çağın Yunan yazarları Makedonları, Yunan olarak tanımlamaz, bütün kuzey ırkları gibi, barbar olarak adlandırırlardı. İskender’in, Yunanistan’ı yönetimine almasını da barbar istilası olarak ifade etmişlerdir. Makedonya tarihinin başlangıç meselesi, bir­çok önemli siyasi sorununun kaynağı olacak kadar büyük önem arz etmektedir. Hakeza Makedonya’daki çoğunluğu oluşturan etnik Makedonların, kendilerini İskender dönemini de kapsayacak şekilde “Antik Makedon” olarak tanımlamaları ve Antik Makedonya’yı kendi tarihlerinin bir parçası olarak görmeleri, başta Yu­nanistan olmak üzere Bulgaristan’ın da itirazlarına neden olmaktadır. Bu kimlik sorunu, Makedonya’nın özellikle komşu ülkeler tarafından birçok alanda baskı görmesini de beraberinde &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Referandumda seçmenlere, “Yunanistan ile varılan antlaşmayı kabul ederek Makedonya’nın, NATO ve AB üyeliğine destek veriyor musunuz” sorusu soruldu. Sandıktan “evet” çıktı ama yetersiz katılım, “isim” değişikliğine karşı çıkan milletvekillerinin parlamentodaki oylamada rahatça “hayır” oyu verebileceği anlamına geliyor. Makedon Meclisi’nde 120 sandalye bulunmaktadır ve muhalefetteki milliyetçilerin 49 sandalyesi var. Makedonya da anayasa değişikliği için üçte iki çoğunluk gerekiyor.</strong></p>
<p>Makedonya ile Yunanistan arasındaki “isim” çıkmazı, geçmişten günümüze tarihsel arka planı olan bir sorun. Makedonya tarihinin en büyük ismi hiç şüphesiz ki Büyük İskender’dir. Bu isim, Makedonya ile o kadar bütünleşmiştir ki birbirinden ayrı tutulamaz. Gerçek kimliği bugün dahi tam olarak bilinmeyen ancak kesinlikle Yunan olmayan İskender; hocası Aristoteles (filozof) ile çevirmen aracılığıyla konuşmaktadır. Ayrıca eski çağın Yunan yazarları Makedonları, Yunan olarak tanımlamaz, bütün kuzey ırkları gibi, barbar olarak adlandırırlardı. İskender’in, Yunanistan’ı yönetimine almasını da barbar istilası olarak ifade etmişlerdir. Makedonya tarihinin başlangıç meselesi, bir­çok önemli siyasi sorununun kaynağı olacak kadar büyük önem arz etmektedir. Hakeza Makedonya’daki çoğunluğu oluşturan etnik Makedonların, kendilerini İskender dönemini de kapsayacak şekilde <em>“Antik Makedon”</em> olarak tanımlamaları ve Antik Makedonya’yı kendi tarihlerinin bir parçası olarak görmeleri, başta Yu­nanistan olmak üzere Bulgaristan’ın da itirazlarına neden olmaktadır. Bu kimlik sorunu, Makedonya’nın özellikle komşu ülkeler tarafından birçok alanda baskı görmesini de beraberinde getirmektedir. Makedonya Cumhuriyeti ismiyle bağımsızlığını ilan etmesinden itibaren yaşanan bu tarih ve kimlik tartışmaları, günümüzde ve gelecekte de devam edecek gibi gözüküyor.</p>
<p>Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra büyük güçler tarafından oluşturulmuş bir ülke olan Yugoslavya, farkı etnik (kozmopolit) ve dinsel grupları içinde barındırabilen bir federasyona sahipti. İkinci Dünya Savaşı sonrası Josip Broz Tito liderliğinde kurulan İkinci Yugoslavya, birçok bakımdan iki savaş arası dönemden farklıdır. Yugoslavya, siyasal yaşamının en istikrarlı günlerini belki de Tito döneminde yaşamıştır. Ne var ki 1980 yılında Tito’nun ölümünün ardından Yugoslavya’daki uyumu sürdürme imkânı da ortadan kalkmıştır. Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti’nin dağılması/parçalanması süreci ile birlikte 1991 yılında Makedonya, bağımsızlığını ilan etti. Birleşmiş Milletler (BM) ülkeyi 1993 yı­lında Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti (EYMC) ismi ile tanıdığı­nı duyurdu. Diğer uluslararası örgütler Avrupa Birliği (AB), Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), Uluslararası Para Fonu (IMF), Avrupa Yayın Birliği (EBU) ve Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) gibi örgütler ülkeyi, Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti (EYMC) adıyla tanımışlardır. Türkiye, Makedonya Cumhuriyeti’nin bağımsızlık ilanıyla beraber ülkeyi, kendi ismi ile tanımıştır. Makedonya’yı Eski Yugoslav Cumhuriyeti Makedonya ismiyle tanıyan NATO teşkilatına ait ve içinde Makedonya geçen tüm belgelerde ve metinde “FYROM” kısaltması geçmektedir. Bu belgenin sonundaki bir dipnotta, Türkiye’nin ve diğer NATO üyeleri; ABD, Arnavutluk, Bulgaristan, Estonya, Hırvatistan, İsveç, İzlanda, Kanada, Litvanya, Macaristan, Norveç, Polonya, Romanya, Slovakya vs. Makedonya’yı, anayasal ismi ile tanıdıkları ayrıca  belirtilmiştir.</p>
<p><strong>Mikro Yugoslavya</strong></p>
<p>Balkanların, etnik çeşitlilik açısından en karmaşık ülkelerinden biri olan Makedonya Cumhuriyeti, bağımsızlığın ardından birtakım sorunlar yaşamışsa da diğer bazı Balkan ülkelerinin aksine demokratikleşme sürecini ısrarla sürdürdü ve sürdürüyor. AB-Atlantik kurumlarıyla bütünleşmeyi (entegrasyon) vazgeçilmez bir hedef olarak görmüştür. Devletin ismine, kendisinden toprak talebi geleceği kaygısıyla ve farklı kimlik sorunları sebebiyle karşı çıkan Yunanistan’ın, 1995’te ABD’nin arabuluculuğuyla Makedonya’nın toprak bütünlüğünü tanıması, geçici de olsa ilişkileri normal­leştirdi. Bunun sonucunda bir antlaşma imzalaması, kısmen de olsa Makedonya yönetimini rahat­lattı. Ancak bu antlaşma Makedonya’nın, Yunanistan ile yaşadığı temel sorun olan “isim” problemini çözemedi ve bu sorun, günümüze kadar sirayet etti. İki ülke arasında bu “isim” sorunu, bir kimlik krizi haline de dönüşmüş ve tartışmaya açılan Makedon etnik kimliğinin tepkiselleşmesine yol açmıştır. Bu durumun tezahürü ise Makedonya’daki diğer büyük etnik grup olan Arnavutlarda, etnik milliyetçiliğin artmasına neden olmasıdır. Belki de bu gelişmelerin bir yansıması olarak Makedonya hükümetiyle ülkede yaşayan Arnavut­lar arasındaki etnik sorunlar 2001’de etnik çatışmaya dönüşmüştür. 2001 yılının başlarında Arnavutlar silahlanarak dağa çıkmış ve Makedonya silahlı kuvvetleri ile birkaç ay süren bir çatışma içine girmişlerdi. Bu çatışma, Arnavutların talep ettiği hukuki hakların iyileştirilmesini vaat etmesi doğrultusunda <em>“Ohrid Çerçeve Antlaşması”</em> ile sona ermişti. Bu ve bunlar gibi birçok sorunun Balkan coğrafyasında, özellikle Makedonya özelinde yaşanması olağandır; çünkü Makedonya farklı etnik çeşitlilik konusunda bir nevi Yugoslavya’nın mikro halidir.</p>
<p>21. yüzyılda bile Makedonlar; kültür, eğitim, politik hayat, vatandaşlık ve etnik kimliklerini temsil etme gibi hayati konularda zorluklar yaşamaktadırlar. Yunan makamları, azınlıkların kendi dini ve milli bayramlarını kutlamalarına, dillerini öğretecekleri okulları kurmalarına izin vermemektedir. Hakeza Makedon asıllı Yunan vatandaşlar yurtdışına çıktıkları zaman mallarına devlet el koymuş, etnik kökenlerini açıklamaları hakaret olarak değerlendirilmiştir. Çocukların ana dillerini konuşması, aksanlarının bozulduğu gerekçesiyle yasaklanmıştır. Aynı zamanda kendisini Makedon olarak tanımlayan yüzlerce insan yargılanmış, hapishaneye gönderilmiş veya sınır dışı edilmiştir. Yunanistan, kendi sınırları içinde Slav-Makedon etnik kökene sahip bir grubun yaşadığını reddetmekte, dolayısıyla böyle bir problemin varlığını kabul etmemektedir. Bu tutum ve izlediği baskıcı asimilasyon politikaları neticesinde binlerce insan, yurtlarını terk etmek zorunda kalmıştır. Bağımsızlığına Ortodoks Kilisesi’nin liderliğinde kavuşan Yunanistan, kuruluşundan itibaren devlet yapılanmasını “Yunan Milliyetçilik” kavramıyla bütünleştirmiştir. Bünyesinde barındırdığı dini topluluklar hariç diğer etnik azınlıkların kimliklerini reddetmiştir. Devletin resmi ideolojisi ortak inanç ve dile dayalı, tek millet anlayışıyla çerçevelenen <em>“Ulusçuluk”</em> anlayışı üzerine kurulmuştur. Ultra-Milliyetçi politikaları, yasalarına da yansıtmıştır.</p>
<p>Yunanistan; kendine özgü üniter devlet anlayışıyla sınırları içinde yaşayan “Diğerlerini”, varlığını tehdit eden unsurlar olarak algılamaktadır. En büyük korkusu ise bir gün bu azınlıkların ana vatanlarıyla birleşmeyi isteyip Yunanistan’ı parçalamaya yönelik faaliyette bulunmasıdır.</p>
<p><strong>Fransa ve Almanya’nın Planı</strong></p>
<p>Makedonya ile Yunanistan arasında 27 yıldır devam eden “isim” sorununun nihai olarak sonuçlanması konusundaki emareler, son bir yıldır hızlandı. Bulgaristan’da gerçekleştirilen 2018 AB Zirve toplantısı sırasında Yunanistan ve Makedonya Başbakanları Aleksis Çipras ile Zoran Zaev’in bir araya gelerek bir görüşme yapmaları iki ülke arasında sürdürülen görüşmelerin olumlu bir seyir izlediği ve yapıcı olduğuydu. Bununla birlikte Yunanistan’da aşırı sağın, Çipras’ı uyarmak amacıyla yaptığı gösteriler de bunun teyidi. Geride bıraktığımız günlerde-aylarda Yunanistan ile Makedonya’nın “isim” sorununu halletmek amacıyla anlaştıkları açıklandı. Makedonya’nın adının <em>“Kuzey Makedonya Cumhuriyeti”</em> olarak değiştirilmesi ve bu ismin Makedonya’da hem içte hem de dışta kullanılmasını öngören antlaşma, iki ülke Dışişleri Bakanları tarafından imzalanmıştı. Makedonya’nın ismine sadece <em>“Kuzey”</em> kelimesinin eklenecek olması, antlaşmayı daha da ilginç kılmaktaydı. Bilinen bir realite var ki acaba Makedon halkı bunu içlerine sindirebilecek miydi? Gerek Yunanistan gerek de Makedonya hükümetleri üzerinde yoğun bir AB ve NATO baskısının olduğu aşikârdır. Yunanistan, “isim” sorunu çözüme kavuşturulmadan Makedonya’nın, NATO üyeliğini ve AB üyelik sürecinin başlatılmasını engellemekte, bu da Almanya ve Fransa’nın hiç de hoşuna gitmemektedir. AB’nin Makedonya ile Yunanistan arasındaki “isim” sorunun çözümüne yönelik neden aceleci davrandıklarını Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un kendi sözlerinden çıkartmak mümkün görülmekte. Macron, AB’nin genişleme stratejisiyle ilgili bir konuşmasında, Balkanlardaki Rusya ve Türkiye nüfuzunun artmasının engellenmesi gereğinden bahsetmişti. Ayrıca Balkan ülkelerine, AB üyeliği konusunda perspektif verilmesinin öneminin altını çizmişti. Fransa’nın Rusya’yı, AB için bir rakip olarak görmesini veya göstermesini anlayabiliriz. NATO üyesi ve AB’nin lokomotif üyelerinden biri olan Fransa’nın, AB ile üyelik müzakerelerini sürdüren diğer bir NATO üyesinin (Türkiye) Balkanlarda önünü kesmek istemesi manidardır. Bu da Fransa’nın, Türkiye’yi, NATO içinde bir müttefik, AB içinde bir ortak olarak kabul etmek bir yana, Rusya ile birlikte önü kesilmesi gereken bir rakip olarak görmesinden kaynaklanmaktadır.</p>
<p><strong>Gözler Makedon Meclisi’nde</strong></p>
<p>Makedonya ile Yunanistan arasındaki “isim” sorunu görüşmeleri, hem Yunanlar hem de Makedonlar tarafından gösteriler düzenlenerek protesto edildi. Yunan göstericiler, “Makedonya Yunan”dır şeklinde sloganlar attı. Aslında Yunanlara göre Anadolu(muz) (Türkiye) toprakları da onlarındır! Aynı şekilde iki ülkenin siyasetçileri tarafından da farklı görüşler (muhalefet) dile getirildi. Makedonya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı George Ivanov, bu görüşmelerin yapılmasını ısrarla reddederek, milliyetçi gruplara referandumu boykot çağrısı yaptı. Gerçekleştirilen referandum da 1 milyon 806 bin 336 seçmenin yaklaşık üçte biri oy kullandı. Referandumda seçmenlere, “Yunanistan ile varılan antlaşmayı kabul ederek Makedonya’nın, NATO ve AB üyeliğine destek veriyor musunuz” sorusu soruldu. Referanduma katılan seçmenlerin yaklaşık %90’ı “evet” oyu verdi. Ancak referanduma katılım oranının %36 civarında olduğu ifade edildi. Makedonya Cumhuriyeti Başbakanı Zoran Zaev, yetersiz katılıma rağmen antlaşmanın parlamentoda da oylanması yönünde baskı yapacağını belirtti. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı da “antlaşmaya bağlılıklarının sürdüğünü” açıkladı. Referandumun yasal olarak bir bağlayıcılığı bulunmuyor ancak milletvekilleri referandum sonucuna bağlı kalacakları sözünü vermişti. Yetersiz katılım, “isim” değişikliğine karşı çıkan milletvekillerinin parlamentodaki oylamada rahatça “hayır” oyu verebileceği anlamına geliyor. Makedon Meclisi’nde 120 sandalye bulunmaktadır ve muhalefetteki milliyetçilerin 49 sandalyesi var. Makedonya da anayasa değişikliği için üçte iki çoğunluk gerekiyor.</p>
<p>Sonuç olarak; Balkan Yarımadası kültürel, siyasal ve ekonomik bakımdan dünyanın en karışık bölgesidir. Tarih boyunca Balkanlar, Doğu ile Batı’nın, İslam ile Hristiyanlığın, Katoliklikle Ortodoksluğun birbiriyle hem buluştuğu hem de birbirinden ayrıldığı bir tampon bölge olmuştur. Bu nedenledir ki Makedonya ile Yunanistan arasındaki “isim” çıkmazı, bu coğrafyanın sorunlarından biridir. Makedonya ile Yunanistan ihtilafının tarihsel arka planında, Yunanistan’ın bu ülke aleyhindeki faaliyetlerinin gerisinde, Makedonya topraklarının bir bölümünü işgal ettiği gerçeği yatmaktadır. Hakeza bugünkü Makedonya Cumhuriyeti, tarihsel Makedonya’nın “Pirin Makedonyası” olarak tabir edilmektedir. Ayrıca Balkan Savaşları esnasında <em>“Ege Makedonyası”</em> Yunanlar, <em>“Vardar Makedonyası”</em> Bulgarlar tarafından işgal edilmişti. Bunların yanında ise Sırplarda günümüz Makedonya toprakları için “Güney Sırbistan” tanımını kullanmaktadır. Ezcümle Makedonya, tıpkı Bosna-Hersek Cumhuriyeti gibi Balkanların minyatür bir örneği olarak tabir edilebilir. Referandumun sonucundan muhakkak ki Rusya memnun kalmıştır. Çünkü referandum öncesi Rusya’nın Makedonya üzerinde aşırı bir kulis gerçekleştirmesi ve doğruluğu tartışma konusu olan yüklü miktarda para aktarmasından dolayı. Diğer taraftan ise Almanya, Makedonya’nın isminin değiştirilmesi konusunda Yunanistan ile imzalanan (Prespa) antlaşmanın, Makedonya’daki referanduma katılımın düşük kalmasına rağmen hayata geçirilmesi için çağrıda bulundu. Ülkenin “isim” değişikliği, AB üyelik müzakerelerinin Haziran 2019’da başlayabilmesi adına AB tarafından Makedonya’ya koşulan en önemli şart olarak öne çıkmaktadır. Balkanlarda kalıcı istikrarın tesis edilmesi üye olmayan ülkelerin (Balkanlar) AB’ye üye olmaları ile ivme kazanacaktır. Avrupa bütünleşmesi ve bunun getireceği siyasal, sosyal ve ekonomik reformlar konusunda bölge ülkelerinin girişimleri çok önem taşımaktadır. Bu çerçevede Makedonya’nın, Yunanistan ile olan “isim“ çıkmazı sorununu halletmesi elzemdir. Büyük İskender’in (filozof) Diyojen’e hitaben:</p>
<p><em>“Dile benden ne dilersen!”, Diyojen’in cevaben, “Gölge etme, başka ihsan istemem” </em>anekdotunu, Makedonya ile Yunanistan arasındaki isim sorununa uyarlarsak;<em>  “Gölge etme Yunanistan, başka ihsan istemem.”</em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/makedonya-ile-yunanistanin-isim-cikmazi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
