<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Maaş &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/maas/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Mon, 17 Jul 2023 14:02:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Maaş &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Refah Payı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/refah-payi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/refah-payi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Salih Diriklik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Jul 2023 13:01:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Maaş]]></category>
		<category><![CDATA[Refah Payı]]></category>
		<category><![CDATA[zam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18818</guid>

					<description><![CDATA[Tüm emekli maaşlarına enflasyon oranda zam yapılmasının eşit hak ilkesine dayandırılması normal sayılabilir. Ama &#8220;refah payı&#8221; denen ve tespiti tamamen hükümetin inisiyatifinde olan ek ödeme konusunda, az gelirli olan insanlara (moda tabirle) &#8220;pozitif ayrımcılık&#8221; yapılmış olsa idi, hem vicdanlara hem de hakkaniyete kesinlikle daha uygun olurdu. Yeni zamla birlikte maaşı 60.680.- TL olan memur emeklisine refah payı olarak 2420.- TL verilmesi o kişinin ne refahını arttırır, ne de dişinin kovuğuna gider. Her ne kadar hepsi memur statüsünde olmasına rağmen arada 7 kat maaş farkının olması garip ise de, en düşük memur emeklisi 9490.- TL alırken refah payı olarak o kişiye ancak 380.- TL takdir edilmesi pek de hakka uygun olmamış gibi. Benzer şekilde, seyyanen zam düzenlemesiyle ancak 7.500.-TL alabilen SSK-Bağkur emeklilerine 212.-TL yerine mesela 1500.-TL ödeseydiniz, asıl o zaman gereken kişilere gereken oranda refah payı ödemiş olurdunuz. Üstelik bu türden hakkaniyetli bir düzenlemeyle aynı anda iki ayrı sonuca da ulaşırdınız: 1- Genel seçim sonrası &#8220;büyük şehirlerde kazandık ama iç Anadolu ve diğer kasabalarda insanlar bize oy vermedi, niye vermediğini de anlayabilmiş değilim&#8221; diye düşünenleri sevindirmemiş, aksine üzmüş olurdunuz. 2) Hayat zorluğunu sırtlanıp az maaşla çok iş yaptığı için emeklilik payı da düşük olan ve (az önce adı geçen) büyükşehirlerdeki tuzu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Tüm emekli maaşlarına enflasyon oranda zam yapılmasının eşit hak ilkesine dayandırılması normal sayılabilir. Ama &#8220;refah payı&#8221; denen ve tespiti tamamen hükümetin inisiyatifinde olan ek ödeme konusunda, az gelirli olan insanlara (moda tabirle) &#8220;pozitif ayrımcılık&#8221; yapılmış olsa idi, hem vicdanlara hem de hakkaniyete kesinlikle daha uygun olurdu.</p>



<p>Yeni zamla birlikte maaşı 60.680.- TL olan memur emeklisine refah payı olarak 2420.- TL verilmesi o kişinin ne refahını arttırır, ne de dişinin kovuğuna gider. Her ne kadar hepsi memur statüsünde olmasına rağmen arada 7 kat maaş farkının olması garip ise de, en düşük memur emeklisi 9490.- TL alırken refah payı olarak o kişiye ancak 380.- TL takdir edilmesi pek de hakka uygun olmamış gibi.</p>



<p>Benzer şekilde, seyyanen zam düzenlemesiyle ancak 7.500.-TL alabilen SSK-Bağkur emeklilerine 212.-TL yerine mesela 1500.-TL ödeseydiniz, asıl o zaman gereken kişilere gereken oranda refah payı ödemiş olurdunuz.</p>



<p>Üstelik bu türden hakkaniyetli bir düzenlemeyle aynı anda iki ayrı sonuca da ulaşırdınız:</p>



<p>1- Genel seçim sonrası &#8220;büyük şehirlerde kazandık ama iç Anadolu ve diğer kasabalarda insanlar bize oy vermedi, niye vermediğini de anlayabilmiş değilim&#8221; diye düşünenleri sevindirmemiş, aksine üzmüş olurdunuz.</p>



<p>2) Hayat zorluğunu sırtlanıp az maaşla çok iş yaptığı için emeklilik payı da düşük olan ve (az önce adı geçen) büyükşehirlerdeki tuzu kuruların aksine mevcut yönetimi her zaman destekleyip oy veren insanları sevindirmiş, daha da önemlisi onların&nbsp; güvenlerini kazanmış olurdunuz.</p>



<p>Yapılan işlerin insanların gözüne sokulurcasına duyurulacağı sosyal medya atağına kalkışmak yerine &#8220;çalmadık kapı bırakmayalım, herkese ulaşalım&#8221; gibi eski moda usulle yerel seçimlere hazırlanmayı düşünen ve yine bu yolla İstanbul ve Ankara&#8217;yı geri kazanmayı umanların, kendi elleri altındaki &#8220;refah payı&#8221; imkanını doğru yönde kullanamayıp (yine az önce adı geçen) kasabalıları küstürürlerse, büyük şehre pirince giderken eldeki kasaba bulgurundan olmaları bile mümkündür.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/refah-payi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>5 Maaş Alan Devlet Memuru Var Mı?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/5-maas-alan-devlet-memuru-var-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/5-maas-alan-devlet-memuru-var-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 May 2022 14:09:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Maaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18275</guid>

					<description><![CDATA[Küresel ekonomik dalganın ülkemizi de çok sert bir şekilde etkilediği dönemde,&#160;pahalılık ve geçim sıkıntısı&#160;ülkenin en önemli sorunu haline geldi. Bu durum inkâr edilmez yaşanan bir gerçektir! Hükümet, pahalılıkla mücadele için vergi muafiyetinden, desteklere, indirimlerden gelirlerin artırılmasına kadar çeşitli tedbirler almaya çalışıyor. Bu da inkâr edilemeyecek bir gerçektir! Ancak sorun kısa sürede çözülecek kadar küçük olmadığı için özellikle&#160;pahalılık vatandaşın cebini cüzdanını yakıyor. Sıkıntı var! İşte bunu fırsat bilen muhalefet&#160;&#8216;vatandaş sıkıntı çekerken kimi bürokratların 5 maaş hatta 10 maaş aldığını&#8217;&#160;iddia ederek vatandaşı hükümete karşı kışkırtıyor. Tahrik olmamak elde değildir. Böyle bir uygulamayı hiç kimse onaylamaz. İşin garip yanı yeterli açıklama yapılmayınca, sıkı AK Partililer de haklı olarak bu algının etkisinde kalıyor ve birilerinin 5-10 maaş almasından yakınıyorlar. Algı böyle bir şey. Oysa gerçek bambaşka. Çünkü, hukuken&#160;bir devlet memuru birden fazla maaş alamaz. Alması mümkün değildir. Bir memurun birden fazla maaş aldığını söyleyenler yalan söylüyorlar! Bu hususta mevzuat çok nettir.&#160;Bir memur sadece bir maaş&#160;alabilir; bir de eğer bir yerde üyeliği varsa, kaç yönetim kurulunda üye olursa olsun sadece&#160;birinden huzur ücreti&#160;alabilir. 631 sayılı&#160;Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Mali ve Sosyal Haklarında Düzenlemeler ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 12&#8217;nci maddesi aynen şöyledir: &#8220;Madde 12 &#8211; Memurlar ve &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Küresel ekonomik dalganın ülkemizi de çok sert bir şekilde etkilediği dönemde,&nbsp;<strong>pahalılık ve geçim sıkıntısı&nbsp;</strong>ülkenin en önemli sorunu haline geldi.</p>



<p>Bu durum inkâr edilmez yaşanan bir gerçektir!</p>



<p>Hükümet, pahalılıkla mücadele için vergi muafiyetinden, desteklere, indirimlerden gelirlerin artırılmasına kadar çeşitli tedbirler almaya çalışıyor.</p>



<p>Bu da inkâr edilemeyecek bir gerçektir!</p>



<p>Ancak sorun kısa sürede çözülecek kadar küçük olmadığı için özellikle<strong>&nbsp;pahalılık vatandaşın cebini cüzdanını yakıyor.</strong></p>



<p><strong>Sıkıntı var!</strong></p>



<p>İşte bunu fırsat bilen muhalefet&nbsp;<strong>&#8216;vatandaş sıkıntı çekerken kimi bürokratların 5 maaş hatta 10 maaş aldığını&#8217;</strong>&nbsp;iddia ederek vatandaşı hükümete karşı kışkırtıyor.</p>



<p>Tahrik olmamak elde değildir. Böyle bir uygulamayı hiç kimse onaylamaz.</p>



<p>İşin garip yanı yeterli açıklama yapılmayınca, sıkı AK Partililer de haklı olarak bu algının etkisinde kalıyor ve birilerinin 5-10 maaş almasından yakınıyorlar.</p>



<p>Algı böyle bir şey.</p>



<p>Oysa gerçek bambaşka.</p>



<p>Çünkü, hukuken&nbsp;<strong>bir devlet memuru birden fazla maaş alamaz</strong>.</p>



<p>Alması mümkün değildir.</p>



<p>Bir memurun birden fazla maaş aldığını söyleyenler yalan söylüyorlar!</p>



<p>Bu hususta mevzuat çok nettir.&nbsp;<strong>Bir memur sadece bir maaş</strong>&nbsp;alabilir; bir de eğer bir yerde üyeliği varsa, kaç yönetim kurulunda üye olursa olsun sadece&nbsp;<strong>birinden huzur ücreti</strong>&nbsp;alabilir.</p>



<p><strong>631 sayılı</strong>&nbsp;Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Mali ve Sosyal Haklarında Düzenlemeler ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 12&#8217;nci maddesi aynen şöyledir:</p>



<p>&#8220;Madde 12 &#8211; Memurlar ve diğer kamu görevlilerinden, kurum ve kuruluşların yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu, danışma kurulu üyelikleri ve komisyon, heyet, komite ile benzeri organlarda görev alanlara,&nbsp;<strong>kurum içi ve kurum dışı ayrımı yapılmaksızın bu görevlerinden sadece biri için ücret ödenebilir.&#8221;</strong></p>



<p>Yani bir bürokrat bir kendi maaşını alabilir, bir de huzur payı. İsterse 10 şirkette yönetim kurulu üyesi olsun&nbsp;<strong>sadece</strong>&nbsp;<strong>birinden huzur hakkı/ücreti alabilir.</strong></p>



<p>Bunu muhalefet liderleri bilmiyorlar mı?</p>



<p>Bal gibi biliyorlar. Ama vatandaşı kışkırtmaya yarayan bir yalan olduğu için üzerine basa basa 5-10 maaşlı bürokratlardan bahsediyorlar.</p>



<p>Daha önce de&nbsp;<strong>Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü</strong>&nbsp;hakkında da 12 yerden maaş alıyor diye propaganda yapmışlardı.</p>



<p>Bu iddiayı şöyle inandırıcı hale getiriyorlar:</p>



<p>Kooperatifin yüzde 50 den fazla hisse sahibi olduğu 7 şirket var. Kooperatif genel müdürü doğal olarak bu şirketlerin yönetim kurulu başkanıdır. Algı yürütmek isteyenler 7 şirketteki yönetim kurulusu listesinde genel müdürün adını görüyorlar, her şirketten de huzur payı aldığını varsayıyorlar ve genel müdür 8 yerden 10 yerden maaş alıyor diye yaygarayı basıyorlar.</p>



<p>Oysa genel müdür sadece genel müdürlük maaşını alıyor ve yönetim kurulu başkanı olduğu şirketlerden sadece birinden huzur ücreti alıyor.</p>



<p>Çünkü yukarda zikrettiğim mevzuat gereği ve yine kurumla ilgili 1581 sayılı kanunun 3. Maddesi gereği genel müdür sadece bir şirketten huzur ücreti alabiliyor.</p>



<p>Yani&nbsp;<strong>devlette görevli bir memur sadece bir maaş ve eğer birkaç şirkette/kurulda yönetim kurulu üyeliği varsa sadece birinden huzur ücreti alabilir.</strong></p>



<p>Özetle 5 maaş alan devlet memuru yoktur.</p>



<p><strong>Vardır diyenler yalan söylüyorlar.</strong></p>



<p>Ama saf vatandaşı etkiliyorlar.</p>



<p>Dikkat edin, hangi memurun 5 maaş aldığını söylemiyorlar, söyleyemiyorlar. Çünkü ellerinde öyle bir veri yok, olması da mümkün değil!</p>



<p>O yüzden<strong>&nbsp;isim vermeden sallıyorlar!</strong></p>



<p>İsim verdikleri anda yargı ile karşı karşıya gelecek ve mahkûm olacaklar onu da biliyorlar.</p>



<p>En son değerli bir bakan yardımcısının adını zikrettiler o da yalanlarını suratlarına vurmak için yargıya gidiyor.</p>



<p>Hülasa, vatandaşı kışkırtmak için kullanılan birden fazla maaş iddiası bir algı operasyonundan ibarettir.</p>



<p>Gerçek değildir.</p>



<p>Kimse birden fazla maaş alamaz.</p>



<p>Sadece emekli olmuş biri, yeniden göreve dönmüşse hem emekli maaşının bir kısmını hem de yürüttüğü görevin maaşını alabilir.</p>



<p>Tıpkı<strong>&nbsp;Kılıçdaroğlu</strong>&nbsp;gibi. Kılıçdaroğlu hem emekli maaşının bir kısmını hem de milletvekili maaşı almaktadır!</p>



<p>Kılıçdaroğlu, kendisinin aldığı çifte maaşı görmeyip başkasının olmayan maaşı üzerinden algı yürüterek siyaset yaptığını zannetmektedir!</p>



<p>Küçük ortağı da onun yolunda. </p>



<p>Siyasi kaliteleri o kadar!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/5-maas-alan-devlet-memuru-var-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekimler de Diğer Meslekler Kadar Mı Kazanmalı? Böyle Olursa Sonuç Ne Olur?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/hekimler-de-diger-meslekler-kadar-mi-kazanmali-boyle-olursa-sonuc-ne-olur/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/hekimler-de-diger-meslekler-kadar-mi-kazanmali-boyle-olursa-sonuc-ne-olur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Apr 2022 11:46:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Maaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18212</guid>

					<description><![CDATA[Son günlerde hekimliğin de diğer meslekler gibi bir meslek olduğunu, abartılmaması gerektiğini söyleyen ve ‘’diğer meslekler ne kadar kazanıyorsa hekimler de o kadar kazanmalı’’ diyen bazı sosyal bilimciler varmış. O zaman hiç lafı uzatmadan soralım; İstediği her bölüme girebilecek olan biri, tıp haricindeki tüm fakülteler 4 yıllık iken, neden bu fakültelerden birini değil de 6 yıllık tıbbı tercih etsin? Niye hem yüzde 50 daha uzun süreli hem oldukça pahalı ve hem de aşırı ders çalışmayı gerektiren bir fakülteyi yazsın? [tıp dışı fakülteler, örneğin mühendislik fakülteleri zekâ düzeyine bağlı olarak çok aşırı ders çalışmadan da bitirebilir, nitekim bunun örneklerini -tıbbı bırakıp mühendisliğe geçen arkadaşlarımızdan- biliyoruz ama tıpta bu asla mümkün değildir, çok zeki olsanız bile 6 yıl boyunca disiplinli bir şekilde ders çalışmak zorundasınız, bunu yapmazsanız teorik ve pratik stajlarınızı veremez ve tıbbı bitiremezsiniz, çünkü tıp kendine özgü çok yoğun temel ve klinik bilgileri öncelikle hıfz, ardından muhakeme etmeniz gereken bir bilimdir]. Bu sadece fakülte karşılaştırması idi, gelelim uzmanlık eğitimine ve sonrasına; Eğer hekimler de diğer meslekler kadar kazanmalı ise, neden bir insan 6 yıllık zorlu bir fakülte hayatından sonra zorluk derecesi dünya genelinde ilk 3’te olan bir sınava, yani Tıpta Uzmanlık Sınavı’na hazırlansın [TUS]? Ve kazanırsa da 4-6 yıl boyunca &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Son günlerde hekimliğin de diğer meslekler gibi bir meslek olduğunu, abartılmaması gerektiğini söyleyen ve ‘’diğer meslekler ne kadar kazanıyorsa hekimler de o kadar kazanmalı’’ diyen bazı sosyal bilimciler varmış. O zaman hiç lafı uzatmadan soralım;</p>



<p>İstediği her bölüme girebilecek olan biri, tıp haricindeki tüm fakülteler 4 yıllık iken, neden bu fakültelerden birini değil de 6 yıllık tıbbı tercih etsin? Niye hem yüzde 50 daha uzun süreli hem oldukça pahalı ve hem de aşırı ders çalışmayı gerektiren bir fakülteyi yazsın? [tıp dışı fakülteler, örneğin mühendislik fakülteleri zekâ düzeyine bağlı olarak çok aşırı ders çalışmadan da bitirebilir, nitekim bunun örneklerini -tıbbı bırakıp mühendisliğe geçen arkadaşlarımızdan- biliyoruz ama tıpta bu asla mümkün değildir, çok zeki olsanız bile 6 yıl boyunca disiplinli bir şekilde ders çalışmak zorundasınız, bunu yapmazsanız teorik ve pratik stajlarınızı veremez ve tıbbı bitiremezsiniz, çünkü tıp kendine özgü çok yoğun temel ve klinik bilgileri öncelikle hıfz, ardından muhakeme etmeniz gereken bir bilimdir].</p>



<p>Bu sadece fakülte karşılaştırması idi, gelelim uzmanlık eğitimine ve sonrasına;</p>



<p>Eğer hekimler de diğer meslekler kadar kazanmalı ise, neden bir insan 6 yıllık zorlu bir fakülte hayatından sonra zorluk derecesi dünya genelinde ilk 3’te olan bir sınava, yani Tıpta Uzmanlık Sınavı’na hazırlansın [TUS]? Ve kazanırsa da 4-6 yıl boyunca oldukça yıpratıcı bir asistanlık dönemine talip olsun, neden? Neden sabah 06 akşam 19-20 mesailerine ilaveten haftada 2-3 kez 36 saatlik nöbetler tutsun? Neden herkes akşam evinde çayını kahvesini içerken, acillerde hastalarla boğuşsun, uykusuz nöbetler tutsun, sabahlara kadar ameliyatlar yapsın, hoca-kıdemli kaprisleri çeksin, hasta mobinglerine maruz kalsın vs… neden?</p>



<p>Sosyal bilimcilerin empatide zorlandıkları konu şudur; Hekimlik, özellikle de cerrahi branş uzmanlıkları, hem çok uzun ve yıpratıcı bir eğitimle elde ediliyor hem de tüm meslek hayatı boyunca maksimum düzeyde bir zihinsel ve fiziksel yorgunluk gerektiriyor. Masa başında yapılan bir iş değil bu, hiç öyle değil. Bu kadar uzun bir eğitim hayatından sonra sadece zihinsel olarak değil, fiziksel olarak da bu kadar yorulan başka bir meslek grubu var mı?</p>



<p>Hekimlikten başka hangi doktoralı meslek grubu kan ter içinde çalışıyor? Evet, kan-ter içinde çalışmak tam tamına cerrahlar için geçerli olan bir tabirdir, bizler spot ışıklar altında ameliyat yaparken kan-ter içinde kalırız, çünkü hastanın kanı terimizle karışır. O anlarda adeta hayat durur ve tüm benliğinizle hastaya, ameliyata odaklanırsınız. O kadar fazla adrenalin salgılarsınız ki, bunu ancak ameliyat bitince [yığıldığınızda] anlarsınız.&nbsp; Ve bazen her şeyi tıbbi kurallara uygun yapsanız bile işler ters gidebilir [komplikasyon çıkabilir] ve büyük travmalar yaşarsınız. Örneğin böbrek nakli yaptığınız bir hastanızın bedeni yeni böbreği reddeder [rejeksiyon] ve tüm emekleriniz boşa gitmiş olur. Ve hasta ile birlikte siz de yıkılırsınız. Evet, bilirsiniz bu işin doğasında bu tür sonuçların da var olduğunu, yani hiçbir kabahatinizin bulunmadığını ama yine de yıkılırsınız işte,&nbsp; çökersiniz. Benzer şekilde ameliyat ettiğiniz bazı hastalarınız akciğer-kalp sorunu nedeniyle ölebilir. Böyle bir riskin var olduğunu siz de hasta da yakınları da bilir ve ameliyatı talep üzerine,&nbsp; elzem olduğu için yaparsınız, ama buna rağmen yıkılırsınız. Binlerce, on binlerce hasta muayene ve tedavi ettiğiniz için mutlaka bazı komplikasyonlar yaşarsınız [komplikasyon, her şey tıbbi kurallara uygun olarak yapılmış iken yani hiçbir hatanız yokken ortaya çıkan istenmeyen sonuçlardır], ve buna rağmen hasta yakınları sizi suçlar, dava açar ve tazminat davaları ile uğraşır durursunuz. Hiçbir zaman mesainiz hastaneden çıkınca bitmiş olmaz, asla bitmiş olmaz, çünkü evde otururken bile ameliyat ettiğiniz hastalarınızı düşünürsünüz, çalan her telefon kalbinizi hoplatır, bilirsiniz ki gece ansızın çalan bir telefonla kalkıp hastaneye gitmeniz gerekebilir, tetikte uyursunuz. Ertesi sabah riskli bir ameliyatınız varsa, uykunuzu olası ameliyat planlarını yaparak geçirirsiniz, kimse bilemez bu yaşadıklarınızı ve ‘’bu cerrahlar da ne kadar&nbsp; ruhsuz, duygusuz’’ derler hep, fark edemezler çünkü içinizdeki fırtınaları, temkinli duruşlarınızdan dolayı…</p>



<p>Yani kısaca 30 yaşına kadar maksimum bir zihinsel ve fiziksel performansla eğitim alır,&nbsp; mesleğinizi maksimum bir ruhsal ve fiziksel yorgunlukla [tükenmişlikle] icra eder ve tüm bu süreçte de [hasta mobingi, şiddet, darp ve tazminat davaları gibi] çok büyük riskler alırsınız.</p>



<p>O halde bir insan tüm bu riskleri neden alır? Allah rızası için mi? Peki ailesini nasıl geçindirecek? Bu iş bir hobi mi ki tüm bunları karşılıksız yapsın? Hiçbir meslek hobi olarak yapılamaz, meslek aşkı, mesleğin manevi yönü tabii ki vardır, ama bu hekimliğin bila-bedel yapılacağı anlamına gelmez, bu sürdürülemez bir durum çünkü. Hiç kimse ‘’hekimlik kutsal bir meslektir, bu iş para için yapılmaz, vs’’ gibi fantastik ifadeler kullanmasın. Tabii ki tek amaç para değil, zaten öyle olsa çok daha fazla para kazanılan meslekler var, bunun için fazla eğitime bile gerek yok [emlakçılık vs gibi mesela], ama yapılan işin ve alınan risklerin bedeli hakkıyla ödenmeli, hekimler fazla kazanmalı, buna itiraz edilmemelidir, aksi halde bu yolu tercih eden kabiliyetli insan kalmaz,&nbsp; nitekim artık cerrahi branşlar tercih edilmiyor, hiç kimse kendisine bu eziyetler yapılsın ve iki asgari ücret alsın diye bu yola girmez çünkü. Olmaz bu, olmaz.</p>



<p>Eğer kamudaki hekimlerin kazançları da 4 yıllık fakülte mezunu bir memur kadar olacaksa Allah aşkına söyleyin, dilediği her fakülteye girebilen biri neden böyle bir zorlu yolu seçsin? Neden? Eğer uzman/operatör olunca da durumu pek değişmeyecekse neden bu kadar riski alsın? [zaten artık alınmıyor, bir çok cerrahi branşta kontenjanlar boş kalıyor, bunun sonucunu 10 yıl sonra -şimdiki cerrahlar emekli olmaya başlayınca- daha net göreceğiz, maalesef].&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Evet, insana hizmet eden her meslek kutsaldır, ameliyat eden bir cerrah da sokaktaki çöplerimizi&nbsp; toplayan bir işçi de bu manada kutsal bir iş yapıyor, tamam, ama hiç kimse kusura bakmasın da, sokaktaki çöpleri toplamak ile bir insanın kalbini, beynini, karaciğerini, böbreğini toplamak aynı şey değildir, masa başında çay-kahve eşliğinde yapılan evrak tasnifi ile kan-ter içinde yapılan organ tasnifi aynı şey olamaz. Hiçbir eğitim gerektirmeyen bir iş ile, maksimum zihinsel performansla 30 yaşına kadar eğitim gerektiren ve meslek icrasında da maksimum bir zihinsel ve fiziksel performans gereken bir iş aynı olamaz, insanın sağlığı, bedeni ve canı ile ilgili bir iş diğerleri ile aynı olamaz, bunların ‘’değer, kıymet ve ücret’’ olarak aynı kabul edilmesi, akla, mantığa, fıtrata ve hatta vahye aykırı olan bir durumdur. Vahyin ‘’Kim bir canı kurtarırsa, tüm insanları kurtarmış gibi olur’’[5/32] ve ‘’Ve-en leyse lil-insâni illâ mâ se’â-‘’İnsan için -karşılık olarak- kendi mesaisinden başka bir şey yoktur’’[53/39] şeklindeki ilkeleri bunun açık kanıtlarıdır.</p>



<p>Akıl, mantık, fıtrat ve vahy&#8230; bunların hepsi bir iş karşılığında kazanılan ücretin yapılan iş ve alınan risklere paralel olarak şekillendiğini [öyle olması gerektiğini] söylüyor. Bu zaten hayatın olağan akışı içinde böyle olur. Nitekim hekimler tarih boyunca tüm toplumlarda en prestijli meslek gruplarından biri olmuş ve daima ortalamanın üzerinde para kazanmışlardır. Bu bundan sonra da böyle olacaktır. Böyle olmak zorundadır.&nbsp; Çünkü bu her insanın sunabileceği bir hizmet değildir. Bunun için çok uzun ve zahmetli eğitimler alınıyor. En önemlisi bu eğitimleri talep edenler hem zihinsel hem fiziksel performans açısından ortalamanın üzerinde bir kabiliyete sahip oluyorlar, olmalılar. Aksi halde bunu başaramazlar. Eğer tarih boyunca var olan bu doğal denge-döngü [iş/emek-ücret dengesi] bozulursa, yetenekli insanların tıbba yönelmeleri engellenmiş olur. Zaten bu süreç -özellikle cerrahi branşlarda- başladı bile. Bu çok vahim bir durum. Eğer bu gidişat düzeltilemezse önümüzdeki yıllarda servetimizi harcasak bile riskli ameliyatları yaptıracak yetenekli cerrahlar bulamayacağız. Artık emekliliği düşünen bir cerrah olarak [toplum adına, teknik olarak] yaptığımız bu izahlara lütfen itibar edin [mesajım hem yöneticilere hem halkadır, çünkü halkın da yaklaşımı maalesef bu doğrultuda değil, maalesef, zira hemen herkes doktorları suçlayarak bu sorunların çözüleceğini sanıyor, olmaz bu, olmaz].</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/hekimler-de-diger-meslekler-kadar-mi-kazanmali-boyle-olursa-sonuc-ne-olur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Asgarî Ücret</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/asgari-ucret/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/asgari-ucret/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Dec 2020 07:38:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Maaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16510</guid>

					<description><![CDATA[Olması gerektiği gibi tartışamadığımız konulardan biri de asgari ücret meselesidir. Açıkçası her yılsonu yapılan bu tartışmalardan sıkıldım. Öncellikle belirteyim ki ben şu anda bir işveren değilim. Ve –kendi adıma- iyi ki de değilim. Çünkü işveren olarak çok dayak yedim!Hem de yirmi yıl. Yani masa başından ahkâm kesmiyorum.Gördüğüm şu; asgari ücret konusunda yapılan hiçbir düzenleme hiç kimseyi memnun etmiyor/etmeyecek. Ne işçiler ne işverenler ne muhalefet ne iktidar. Çünkü düğme baştan yanlış iliklenmiş. Yerin 3 bin metre derinliğinde ve ölüm tehlikesi altında kömür çıkaran bir işçi ile kaloriferli-klimalı ortamda çayını-kahvesini yudumlarken telefona bakan bir ofis elemanını aynı mevzuatlarla değerlendiriyoruz. Ona da işçi diyoruz, ona da…Ve şunları bir türlü anlatamıyoruz;1-Asgarî ücret devlet tarafından verilen bir ücret değildir. Bu ücreti işverenler yani esnaf, küçük-orta boylu işletmeler(KOBİ’ler) ve şirketler yani sen ben veriyoruz. Bunların çoğu zaten ayakta durmakta zorlanan esnaftır. Holdinglerin asgari ücretle çalışan personelleri çok azdır. Olsa da onları batırmayabilir bu ücretler ama bıçak sırtındaki binlerce esnafı, binlerce KOBİ’yi batırabilir, batırıyor. Peki kim kazanıyor bu durumda? İşçi mi? İşveren mi? Devlet mi? Millet mi?2-Piyasayı, reel şartları, işsizliği dikkate almadan yapılan her zam binlerce işletmenin kapanmasına ve on binlerce işçinin işsiz kalmasına neden olur/oluyor. Batan işletmeler zaten kapanıyor. Ama batmayan işletmeler de her zamdan sonra &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Olması gerektiği gibi tartışamadığımız konulardan biri de asgari ücret meselesidir. Açıkçası her yılsonu yapılan bu tartışmalardan sıkıldım. Öncellikle belirteyim ki ben şu anda bir işveren değilim. Ve –kendi adıma- iyi ki de değilim. Çünkü işveren olarak çok dayak yedim!<br>Hem de yirmi yıl. Yani masa başından ahkâm kesmiyorum.<br><br>Gördüğüm şu; asgari ücret konusunda yapılan hiçbir düzenleme hiç kimseyi memnun etmiyor/etmeyecek. Ne işçiler ne işverenler ne muhalefet ne iktidar. Çünkü düğme baştan yanlış iliklenmiş. Yerin 3 bin metre derinliğinde ve ölüm tehlikesi altında kömür çıkaran bir işçi ile kaloriferli-klimalı ortamda çayını-kahvesini yudumlarken telefona bakan bir ofis elemanını aynı mevzuatlarla değerlendiriyoruz. Ona da işçi diyoruz, ona da…<br><br>Ve şunları bir türlü anlatamıyoruz;<br><br>1-Asgarî ücret devlet tarafından verilen bir ücret değildir. Bu ücreti işverenler yani esnaf, küçük-orta boylu işletmeler(KOBİ’ler) ve şirketler yani sen ben veriyoruz. Bunların çoğu zaten ayakta durmakta zorlanan esnaftır. Holdinglerin asgari ücretle çalışan personelleri çok azdır. Olsa da onları batırmayabilir bu ücretler ama bıçak sırtındaki binlerce esnafı, binlerce KOBİ’yi batırabilir, batırıyor. Peki kim kazanıyor bu durumda? İşçi mi? İşveren mi? Devlet mi? Millet mi?<br><br>2-Piyasayı, reel şartları, işsizliği dikkate almadan yapılan her zam binlerce işletmenin kapanmasına ve on binlerce işçinin işsiz kalmasına neden olur/oluyor. Batan işletmeler zaten kapanıyor. Ama batmayan işletmeler de her zamdan sonra 5 işçisi varsa 3’e, 3 işçisi varsa ikiye, bire düşürmenin planlarını yapıyor. Yeni işçi almayı planlayanlar da bundan vazgeçiyor. Tabi yeni işyeri açma hesapları yapanlar da…<br><br>Bu arada kamu işvereni olan belediyelerde zaten yıllardır asgari ücretle çalışan işçi yok gibi. ‘’Bizde asgari ücret şu kadar’’ diyerek hava atmak ne anlama geliyor? Öyleyse sizi kendi işyerinizdeki pistlerde görelim!<br><br>01 Ocak 2021’den itibaren asgari ücretli bir personelin işverene maliyeti 4 bin liraya yaklaştı. Yani 3 işçisi bulunan minik bir atölyenin sadece personel gideri 11-12 bin lira oldu. İşi olsun veya olmasın, müşterisi gelsin veya gelmesin, salgın var veya yok, yağmur, kar veya güneş…<br>Şartlar ne olursa olsun bu ücretler ödenecek. İşçiye ücreti, SGK’ya primi, maliyeye vergisi, stopajı vs… hepsi ödenecek, hepsi. Allah kolalık versin.<br><br>Bu ülkede herkes tüm işverenleri yedek finansmanları bulunan, şartlar ne olursa olsun yedeğindeki akçelerle işini yürüten banka sahibi holding patronları gibi düşünüyor. Evet, böyle olanlar var. Fırtına da esse kasırga da gelse gemisini yürütüyor onlar çünkü gemileri büyük. Ama on binlerce esnafın, işverenin gemisi yok ki, kimisinin küçük bir takası var, kimisinin şilebi… Ve pamuk ipliğine bağlı onlar. Rüzgarın şiddeti biraz artınca alabora oluyorlar. Kaptanı da tayfası da boğuluyor.<br><br>‘’Ama işçi nasıl geçinsin, bu rakamlar yetmez ki…’’ İyi o zaman, 10 bin lira olsun asgari ücret. Niye bunu talep etmiyoruz ki? Hatta 12 bin lira olsun, ne yani bir işçi bir maaşı ile bir iPhone da mı alamasın? Alsın tabi (bu arada ben iPhon’un dörtte bir fiyatına aldığım telefonu kullanırken (o kadar parayı bir telefona vermeye kıyamazken) elinde iPhone’la dolaşmayan asgari ücretli göremiyorum etrafımda, nasıl oluyorsa).<br><br>Madem bu ücretler yetmiyor ve biz bunun bedelini işverene yüklüyoruz bari o zaman elimiz değmişken (ve hazır çözümü de bulmuşken) asgari ücret bile alamayan -0 TL ücret alan- milyonlarca işsiz için de bir çözüm bulalım, olmaz mı?<br><br>Mesela alın size benden bir öneri; asgari ücret net 5 bin TL olsun. Ama yetmez. İşveren çalıştırdığı her işçi başına bir işsize de net 2500 TL işsizlik maaşı versin. Yok öyle yağma, değil mi? Sen hem bu ülkenin bir vatandaşını istihdam edeceksin, onlarca seçeneği var iken o seni tercih edecek ve devlet de buna izin verecek, ama sen işsizler için kılını kıpırdatmayacaksın, öyle mi? Yağma yok! Her işçi için net 5000 TL, her işçi başına bir işsize 2500 TL, tabi SGK ve primleri ile birlikte toplam 10.000 TL ödemene izin verilecek! Ne olacak yani, bir iPhone parası bile değil!<br><br>Madem bu iş –masa başından- bu kadar kolay bari elimizi korkak alıştırmayalım, değil mi?<br><br>İşimiz zor, çok zor…<br>Allah işverenlere de işçilere de kolaylık versin.<br><br>Gerçekleşme ihtimali yüksek olanla gerçekleşmesi mümkün olanı ayırt edemediğimiz gibi arzuladığımız ideal ile karşılaştığımız reeli de ayırt edemiyoruz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/asgari-ucret/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanın Onuruyla Yaşayabilmesi İçin Sağlık ve İaşe En Temel İhtiyaçlardır</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/insanin-onuruyla-yasayabilmesi-icin-saglik-ve-iase-en-temel-ihtiyaclardir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/insanin-onuruyla-yasayabilmesi-icin-saglik-ve-iase-en-temel-ihtiyaclardir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beşir İSLAMOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Dec 2020 07:05:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Maaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16503</guid>

					<description><![CDATA[“… Kim, emek vererek bir insanın yaşamasına vesile olursa, bütün insanlığı yaşatmış gibi olur…” (Maide 32) İnsanlık tarihinin başladığı günden bugüne insanların yaşamlarını sürdürmek, hayatta kalıp mutlu olmak için sürekli mücadele ettikleri iki temel “değer/varlık” vardır; bunlardan biri sağlık, diğeri de iaşedir. Yaklaşık bir yıldır devam eden covid 19 virüsü sebebiyle sağlık ve iaşenin ne deneli hayati/kıymetli olduğunu çok daha iyi anlamış bulunmaktayız. Müslüman olduğumuzu iddia ettiğimize göre “sağlık ve iaşe” konusuna Müslümanca (dinimize uygun) bakmak zorundayız. Her şeyden önce belirtelim ki din/İslam, insanları onurlarına yakışır bir şekilde yaşatmak için indirilmiştir. Bunun için de yüzlerce kural/ilke koymuştur. Bu kural/ilkeler hangi Müslümanı ne kadar ilgilendiriyorsa, o kadarını mutlaka yerine getirmesi gerekir; aksi takdirde toplum büyük açmazlarla/sorunlarla karşı karşıya gelecektir. Şimdi hayati bir mesele olan sağlık ve iaşe konusunu Türkiye üzerinden konuşalım. Türkiye’de geçmiş yıllara nazaran sağlıkta önemli/olumlu gelişmelerin olduğunu kabul etmek gerekir. Bir takım aksaklıklar mutlaka vardır; onların da düzeltilmesini yetkililerden istirham edelim; ancak sağlık denince her bir insana düşen önemli yükümlülükler vardır. Birkaç tanesini hatırlatalım; 1-Sağlık bilimlerine yeteneği olan gençlerin üşenmeden, çekinmeden tıp fakültelerine girerek iyi bir eğitim almaları gerekir. 2-Devletin, sağlık alanına bütçeden büyük pay ayırarak en üst düzeyde sağlıkçılar yetiştirmesi ve sağlık alanında aksaklıkların olmaması için düzenli denetimler &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>“… Kim, emek vererek bir insanın yaşamasına vesile olursa, bütün insanlığı yaşatmış gibi olur…” (Maide 32)</p>



<p>İnsanlık tarihinin başladığı günden bugüne insanların yaşamlarını sürdürmek, hayatta kalıp mutlu olmak için sürekli mücadele ettikleri iki temel “değer/varlık” vardır; bunlardan biri sağlık, diğeri de iaşedir. Yaklaşık bir yıldır devam eden covid 19 virüsü sebebiyle sağlık ve iaşenin ne deneli hayati/kıymetli olduğunu çok daha iyi anlamış bulunmaktayız.</p>



<p>Müslüman olduğumuzu iddia ettiğimize göre “sağlık ve iaşe” konusuna Müslümanca (dinimize uygun) bakmak zorundayız. Her şeyden önce belirtelim ki din/İslam, insanları onurlarına yakışır bir şekilde yaşatmak için indirilmiştir. Bunun için de yüzlerce kural/ilke koymuştur. Bu kural/ilkeler hangi Müslümanı ne kadar ilgilendiriyorsa, o kadarını mutlaka yerine getirmesi gerekir; aksi takdirde toplum büyük açmazlarla/sorunlarla karşı karşıya gelecektir.</p>



<p>Şimdi hayati bir mesele olan sağlık ve iaşe konusunu Türkiye üzerinden konuşalım.</p>



<p>Türkiye’de geçmiş yıllara nazaran sağlıkta önemli/olumlu gelişmelerin olduğunu kabul etmek gerekir. Bir takım aksaklıklar mutlaka vardır; onların da düzeltilmesini yetkililerden istirham edelim; ancak sağlık denince her bir insana düşen önemli yükümlülükler vardır. Birkaç tanesini hatırlatalım;</p>



<p>1-Sağlık bilimlerine yeteneği olan gençlerin üşenmeden, çekinmeden tıp fakültelerine girerek iyi bir eğitim almaları gerekir.</p>



<p>2-Devletin, sağlık alanına bütçeden büyük pay ayırarak en üst düzeyde sağlıkçılar yetiştirmesi ve sağlık alanında aksaklıkların olmaması için düzenli denetimler yapması zaruridir.</p>



<p>3-Sağlık çalışanlarının hasta ve hasta yakınları ile ilgili yaklaşımları “hizmet ve merhamet” merkezli olması hususunda zaman zaman eğitilmeleri önem arz etmektedir.</p>



<p>4-Her insanın hastalıklara karşı bilgilendirilmesi ve gereken tedbirlerin hastalanmadan önce alınması –halk sağlığı- konusunda gerekli olan her türlü çalışmalar yapılmalıdır.</p>



<p>5-Hasta olarak yatanlara moral ve motivasyon verebilecek elemanların oluşturulması gibi çalışmalar sağlığa büyük şifa olacaktır.</p>



<p>İaşe konusuna gelince, maalesef sağlıkta olduğu gibi iyi değiliz. Yoksullar ile zenginler arasında ölçülemeyecek kadar uçurum vardır. Bırakalım dünyada her gün binlerce insanın açlıktan ve açıkta kalmaktan ölmelerini, Türkiye’de fakirlik ve yoksulluktan dolayı insanca/onuruyla yaşayamayanların sayısı küçümsenmeyecek kadar çoktur.</p>



<p>İaşe sadece yiyecek içecek değildir. Yiyecek, içecek, giyecek, yakacak, barınma, sağlık, eğitim, seyahat gibi insan onuru için her türlü gereksinimlerdir. Devlet, bu gereksinimleri görmek ve gidermekle yükümlüdür. Seksen küsur milyon insandan kimlerin yoksul ve nelere ihtiyaç duyduğunu bilmek ve gidermek zorundadır.</p>



<p>Elazığ’da geçmişte küçücük bir vakıf, 20 bine yakın ailenin “yoksulluk haritası”nı çıkartarak ve bütün sorunlarını/ihtiyaçlarını tespit ederek kendi gücü nispetinde derman olmaya çalışmış ise, devlet 81 ilde “yoksulluk haritasını” çıkartarak yoksul ailelerin sorunlarını/ihtiyaçlarını tespit ederek rahatlıkla çözebilir. Yeter ki o inanç ve azim olsun.</p>



<p>Bütün dünyada olduğu gibi –özellikle covid -19’dan dolayı- Türkiye’de de ticaret ve ekonomi alanında büyük sıkıntılar vardır; ancak istihdam imkanları ve hazine gelirleri adilane bir şekilde paylaşılırsa, hiç kimse iaşe yönünden sıkıntı çekmeyecektir. Yeter ki kaynaklar israf edilmesin ve “hakça” bölüştürülsün. İaşenin hakça kazanılması ve paylaşılması hususunda bir takım önlemlerin alınması ivedilik arz etmektedir. Nedir bunlar?</p>



<p>1-Devlet, insanları, iaşe konusunda sıkıntı çekmemeleri ve onurlarıyla yaşamaları için yeteneklerine göre meslek sahibi etmek ve çalışabilecek olanlara istihdam sağlamakla yükümlüdür. İşsiz kalanların ve çalışamayanların da sosyal adalet gereği her türlü ihtiyaçlarını gidermek ve hiç kimseyi aç ve açıkta bırakmamak devletin varlığının sebebidir.</p>



<p>2-Devlet, çalışanların ücretleriyle ilgili bir an önce kalıcı bir düzenlemeye/sisteme geçmelidir; zira Türkiye’de ücretler konusunda çok büyük dengesizlikler vardır. Aylık 2 bin lira ile çalışan olduğu gibi, 2 milyon liraya çalışanlar da vardır. Özeli bir yana bırakalım; devlette çalışanlar arasında da büyük uçurumlar vardır. 4 bin lira alan öğretmen olduğu gibi, 20 bin lira alan öğretmen de vardır. Elbette çalışanların tümü aynı parayı almayacaklar; ancak 5 kat fazlası da asla adil değildir.</p>



<p>3- Devlet, çalışanlar arasında bir yandan ücretler arasındaki dengesizliği düzeltirken, diğer yandan da çeşitli sebeplerle –özellikle covid 19 nedeniyle) işini kaybeden, iş bulamayan, çalışamayan muhtaçlara –kışın bu zorlu şatlarında- ivedilikle yardım elini uzatmalıdır. “Ekonomi kötü, para yetersiz” gibi mazeretler arkasına asla saklanmamalıdır. Gerekirse, kazananlardan alınıp kazanamayanlara dağıtılmalıdır.</p>



<p>(Mesela devlet, “yardım fonu” adıyla bir fon açarak aylık 5 bin lira üzerinde ücret/maaş alandan “yüzde 5” lira alarak adil bir şekilde ihtiyaç sahibine dağıtırsa, hiçbir mağdur kalmayacaktır. Din kardeşliği bunu gerektirir.)</p>



<p>4-İnsanların iaşe konusunda sıkıntı çekmemesi için alınması gereken tedbirlerden biri de israfı önlemektir. İsraf derken aklımıza sadece yiyecekleri çöpe atmak gelmemelidir. İsraf, her türlü gereksiz harcama ve atıl bırakmadır. Ekmek israfından, zaman israfına kadar aklınıza ne gelirse hepsi israftır.</p>



<p>Mesela, suyu depolamak ve yerli yerinde kullanmak, arazileri atıl durumda bırakmayarak ekip biçmek ve dolayısıyla istihdam sağlamak, kış aylarında işsiz kalanların fidan/orman dikmelerini ve böylece az da olsa geçimlerini sağlamak gibi organizeler yapmak israfı önlemeye yönelik önemli adımlardır.</p>



<p>Sağlık ve iaşe konusunda elbette daha çok şey yazılabilir; ancak konuyu daha fazla uzatmadan belirtmeliyim ki sağlık ve iaşe konusu insan için en temel/hayati değerlerdir. Dolayısıyla bu değerleri korumaya yönelik çalışmalar da en kıymetli çalışmalardır.</p>



<p>Evet, insanı yaşatan bu değerler/nimetler korunmadığı zaman, salatımız, duamız, haccımız, Müslümanlığımız ve insanlığımız beş para etmeyecektir; zira Allah’ın öngördüğü hukukta, kainat insana emanet edilmiş, insan da insana emanet edilmiştir. Onun için insanın en temel vazifesi, insanı yaşatmak için her türlü tedbiri almış olmasıdır.</p>



<p>Öyle ise, hep birlikte kendimiz ve bütün insanlık için sağlık ve iaşe nimetlere sahip çıkalım ki hem Allah indinde, hem de insanlık nezdinde itibarlı ve onurlu kalmış olalım.</p>



<p>Allah hatırlatıyor: “Her canlı ölümle yüzleşecektir. Biz, sizi sınamak için iyilik ve kötülükle yüzyüze getiriyoruz. Sonunda hepiniz bize döneceksiniz. (Enbiya 35)</p>



<p>Selam ve muhabbetlerimle&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/insanin-onuruyla-yasayabilmesi-icin-saglik-ve-iase-en-temel-ihtiyaclardir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
