<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Lut kavmi &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/lut-kavmi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 02 Jun 2023 09:19:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Lut kavmi &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hz. Lût’un Fıtrat Çağrısı ve Kavminin Helak Sebebi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/hz-lutun-fitrat-cagrisi-ve-kavminin-helak-sebebi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/hz-lutun-fitrat-cagrisi-ve-kavminin-helak-sebebi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Jun 2023 09:18:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Lut kavmi]]></category>
		<category><![CDATA[Sapkınlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18782</guid>

					<description><![CDATA[“Lût, kavmine demişti ki:“Siz, kesinlikle daha önce hiçbir milletten hiç kimsenin yapmadığı bir hayâsızlığı yapıyorsunuz.Siz erkek erkeğe ilişki kurmaya, fıtrat yolunu kapatmaya,toplantılarınızda ahlâk dışı işler yapmaya devam edecek misiniz?”(Ankebût 29/28-29) İslam âlimleri cinsel arzunun amacının, insanın varlığını ve devamını sağlama olduğu hususunda görüş birliği içindedirler. İnsanın varlığı her ne kadar cinsel birliktelikle gerçekleşiyorsa da bunun sürdürülebilir olması ancak karşılıklı hak ve sorumluluk doğuracak hukukî bir düzenlemeyle mümkündür. Bu düzenleme hem cinsel arzunun amacının hem de sınırlarının belirlenmesi ve korunması açısından son derece önemlidir. Bu sınırlar korunmadığı takdirde amacın geri plana itilmesi ve sadece hoyratça cinsel arzuların tatmini yönünde bir eğilimin öne çıkması kaçınılmazdır. Bu gelişme de, sapmaları ve saldırganlıkları beraberinde getirecektir. (bk. Matüridî, Te’vilât, II, 538; Fahreddîn er-Razî, et-Tefsîru’l-Kebîr, XV, 58). Zaten Kur’an’da Lût kavminin üzerinde bu kadar durulmasının nedeni, bu sapmaların ve saldırganlıkların ne denli vahim sonuçlar doğurabileceğini insanlığa göstermek içindir. Yukarıdaki ayette belirtildiği gibi evde, sokakta, hatta toplantılarda bile bu arzunun dışa vurulması, konuşulması, davranışa ve eyleme dönüşmesi, bunun kişisel ve bireysel olmaktan çıkıp toplumsal ve kültürel bir sapkınlığa dönüştüğünün açık belgesidir. (bk. Ankebût 29/28-29) O yüzdendir ki, Mâtürîdî ve Fahreddin Razî’ye göre Kur’an’da zikredilen Hz. Lût’un davet yöntemi ve şekline bakıldığında cinsel sapkınlığa karşı uyarma ve sakındırmanın &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-right"><em>“Lût, kavmine demişti ki:</em><br><em>“Siz, kesinlikle daha önce hiçbir milletten hiç kimsenin yapmadığı bir hayâsızlığı yapıyorsunuz.</em><br><em>Siz erkek erkeğe ilişki kurmaya, fıtrat yolunu kapatmaya,</em><br><em>toplantılarınızda ahlâk dışı işler yapmaya devam edecek misiniz?”</em><br>(Ankebût 29/28-29)</p>



<p>İslam âlimleri cinsel arzunun amacının, insanın varlığını ve devamını sağlama olduğu hususunda görüş birliği içindedirler. İnsanın varlığı her ne kadar cinsel birliktelikle gerçekleşiyorsa da bunun sürdürülebilir olması ancak karşılıklı hak ve sorumluluk doğuracak hukukî bir düzenlemeyle mümkündür. Bu düzenleme hem cinsel arzunun amacının hem de sınırlarının belirlenmesi ve korunması açısından son derece önemlidir. Bu sınırlar korunmadığı takdirde amacın geri plana itilmesi ve sadece hoyratça cinsel arzuların tatmini yönünde bir eğilimin öne çıkması kaçınılmazdır. Bu gelişme de, sapmaları ve saldırganlıkları beraberinde getirecektir. (bk. Matüridî, <em>Te’vilât</em>, II, 538; Fahreddîn er-Razî, <em>et-Tefsîru’l-Kebîr</em>, XV, 58).</p>



<p>Zaten Kur’an’da Lût kavminin üzerinde bu kadar durulmasının nedeni, bu sapmaların ve saldırganlıkların ne denli vahim sonuçlar doğurabileceğini insanlığa göstermek içindir. Yukarıdaki ayette belirtildiği gibi evde, sokakta, hatta toplantılarda bile bu arzunun dışa vurulması, konuşulması, davranışa ve eyleme dönüşmesi, bunun kişisel ve bireysel olmaktan çıkıp toplumsal ve kültürel bir sapkınlığa dönüştüğünün açık belgesidir. (bk. Ankebût 29/28-29)</p>



<p>O yüzdendir ki, Mâtürîdî ve Fahreddin Razî’ye göre Kur’an’da zikredilen Hz. Lût’un davet yöntemi ve şekline bakıldığında cinsel sapkınlığa karşı uyarma ve sakındırmanın öncelikli mesele olduğu görülür. Hâlbuki bütün peygamberlerin faaliyetlerinde “Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka tanrınız yoktur” (Mü’minûn 23/32) şeklinde tevhide ve ibadete çağrı birinci plandadır. (Mâtürîdî, <em>Te’vilât</em>, II, 256; Fahreddîn er-Razî, <em>et-Tefsîru’l-Kebîr</em>, XV, 57-58).</p>



<p>Hz. Lût’un davetinde önceliğin bu meseleye verilmesi, diğer kötülüklerin aksine bu sapkınlığın fıtratı/doğal olanı tahrip edici niteliği dolayısıyladır. Her ne kadar Hz. Nûh’un kavminde alt kesimlere yönelik haksızlıklar ve zulümler, Hz. Şuayb’ın kavminde ölçü ve tartı sahtekârlıkları, Hz. Musa döneminde firavunun zulmü, Hz. Peygamber zamanda müşriklerin kadın, yetim ve kölelere yönelik haksızlıkları önemli sorunlar olarak yer alıyorsa da, hiç birisi bu denli insanın fıtratını bozmaya ve insanlığı yok etmeye yönelik özellikte değildir. Tevhid ilkesinin benimsenmesiyle sayılan bu haksızlıkların ortadan kalkması söz konusudur. Zaten bir peygamberin insanları tevhide ve ibadete çağırmaması düşünülemez. Buna karşın Hz. Lût’u böyle bir önceliğe götüren kaygı, bu şekilde doğallığından çıkan insanın başta tevhîd olmak üzere yukarıda sayılan tüm haksızlık ve zulümlere duyarsız hale geleceğindendir.</p>



<p>Şu bir gerçek ki hakikate davette amaç, insanı önce insanlık noktasında tutmak, ardından ona hakikati anlatmaktır. Bu yüzden Yüce Allah “İnsanlığını unutmamış, haddini bilen ve vicdanını karartmamış kimseler için Kur’an’ın bir rehber olacağını” bildirir (bk. Bakara 2/2, 185, Lokman /3). İnsanlığını erozyona uğratan ve yok eden; kulağını, gözünü ve kalbini hakikate kapatan, aklını hakikat yolunda kullanmayan kişilere ve topluluklara peygamberin davetinin fayda vermesi oldukça zordur. “Onları uyarmak da uyarmamak da eşit düzeydedir ve asla yararı olmaz” (Bakara 2/6, 171; Neml 27/80; Fatır 35/22). Nitekim “Kendini bilen Rabbini bilir” düsturu bir yönüyle kendini bilmeyen, insanlıktan ve doğallıktan uzaklaşmış olan kişinin Allah’ı bilmesinin ve insan olduğu bilincine varmasının zorluğuna işaret eder.</p>



<p>Nitekim Hz. Lût’un kavmindeki doğallıktan uzaklaşma boyutu kültürel, psikolojik ve davranış bozukluğu düzeyine ulaşmıştı. Günümüzde ise buna biyolojik boyut da eklenerek deyim yerindeyse katmerli bir doğallıktan uzaklaşma/fıtratı tahrip etme düzeyine ulaşılmış oldu. Biyolojik müdahalelerle kadının erkeğe, erkeğin kadına dönüştürülmesi teşebbüsü, dönüşü olmayan bir mecraya girilmesi anlamını taşımaktadır. Bu noktaya gelinmesinde Lût kavminde bulunan kültürel, psikolojik ve davranış sapmalarının bir alt yapı oluşturduğunu görmek gerekir. Söz konusu sapmalara karşı mücadele tevhid ve ibadete çağrının yanında hatta bir adım öncesinde doğallığa yani fıtrata çağrı şeklinde olmalıdır.</p>



<p>Matüridî’nin dediği gibi, Yüce Allah dünya hayatında hiçbir kavmi sadece küfrü ve şirki dolasıyla helak etmez. Ancak peygamberleri öldüren veya onlara zulmeden, başkalarını küçük gören, güçsüzleri ezen ve sistematik haksızlık uygulayan; aklın kötü gördüğü ve dinin haram kıldığı fiilleri ısrarlı ve inatçı bir tavırla işleyen, bu batıl tutum ve davranışlarını hayat tarzı ve kültüre dönüştüren bazı kavimleri peygamberlerin duasıyla Yüce Allah geçmişte helak etmiştir. (Matüridî, <em>Te’vilât</em> I, 403; II, 257).</p>



<p>Hz. Lût’un davette bulunduğu kavme bakıldığında cinsel azgınlıklarını ısrarlı ve inatçı bir şekilde sürdürdükleri, bunu toplumsal davranışa ve kültüre dönüştürdükleri açık bir şekilde görülür. O yüzdendendir ki Hz. Lût cinsel sapkınlıktan sakındırma davetini öncelemiştir. Buna rağmen o kavim çirkin arzularına, azgın taleplerine ve saldırganlıklarına devam ederek kendi yapıp ettikleriyle helaki çağırmışlardır. Çünkü bütün çaba ve ısrarına rağmen Hz. Lût’un uyarıları onlara fayda vermemiş, üstelik onlar kendisini ve inananları şehirde istenmeyen kişiler ilan etmişler ve şehirden zorla çıkartmaya kalkışmışlardı.</p>



<p>Sonuç olarak kötülüğü, zulmü ve sapmayı dip noktasına vardırmış, bunları bir yaşam tarzı ve kültüre dönüştürmüş bir topluluktan iyi, güzel ve fayda beklemek mümkün olmadığı gibi, onların Rablerini tanımalarını, O’na şükranda bulunmalarını ve ahireti hatırlamalarını beklemek de mümkün değildir. Aslında bunlar kendilerini tüketecek, toplumu ifsat edecek ve insanlığı kökünden yok edecek bir zemini kendi elleriyle hazırlayanlardır. Onların hikâyesinin Kur’an’da bu netlikte anlatılması ve kötülüklerine işaret edilmesi, gelecek milletlere yönelik örnek uyarı niteliğindedir. Her tür cinsel yönelimi meşru sayan ülkelerin nüfuslarının baş aşağı gitmesi, bu uyarının ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Örneğin 2018 yılında AB üyesi 28 ülkede ölümlerin sayısı doğumları geçmiştir. Bu dönemde toplam 5,3 milyon ölüm, 5 milyon doğum gerçekleşmiştir. (bk. <a href="https://www.aa.com.tr/tr/dunya/abnin-nufusu-513-5-milyon-oldu/1527828">https://www.aa.com.tr/tr/dunya/abnin-nufusu-513-5-milyon-oldu/1527828</a>; 19.04.2023; 15:02 Sonuç olarak Hz. Lût’un kavminin helak edilmesinin nedeni, cinselliği azgınlık ve zorbalık noktasına getirmiş olmalarıdır. Ama onların cezası sadece ölmeleri değildir. Çünkü ölüm doğal bir olaydır ve herkes için geçerlidir. Onların esas helaki, genç erkekler suretinde Hz. Lût’a misafir olarak gönderilen meleklere dahi saldırmaları sonucu azgınlıklarının belgelenmesi ve suçüstü yapılması suretiyle öte dünyada ilahî adalet gereği ebedî azaba çarptırılacak olmalarıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/hz-lutun-fitrat-cagrisi-ve-kavminin-helak-sebebi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsana Ters Cinsel Eğilim</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/insana-ters-cinsel-egilim/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/insana-ters-cinsel-egilim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Apr 2023 13:54:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Lut kavmi]]></category>
		<category><![CDATA[Sapkınlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18746</guid>

					<description><![CDATA[İnsan bünyesinde kimi birbirine zıt kimi uyumlu birçok özellik, güç ve imkân bulunmaktadır. Bunlar fıtrî ve potansiyel olarak her insanda mevcuttur. Bu potansiyel özelliklerin işlerlik kazanmasında, pratiğe dönüşmesinde ve sonuç üretmesinde kişinin kendisi, çevresi, geçmişten devraldığı kültürel ve tarihî miras ile yetişme ortamı ve aldığı eğitimin oldukça büyük etkisi vardır. Farklı ortamlarda yetişen ikizler arasında görülen farklılıklar ancak bu şekilde izah edilebilmektedir. Kalıtımsal olarak gelen etkenlerin belli düzeyde etkisi olsa bile yukarıda saydığımız etkenler mutlak anlamda baskın çıkabilmekte ve kişiliği şekillendirmektedir. Hz. Peygamber’in “Dünyaya gelen her insan fıtrat üzere doğar; sonra anne babası onu Yahudi, Hıristiyan, Mecusî yapar”, (Buhari, “Cenâiz”, 79, 80, 93; Müslim, “Kader”, 22-25). hadîsi bu etkiye işaret etmektedir. Söz konusu bu özellik, güç ve imkânların üst ve alt seviyeleri diğer bir deyişle dip ve tavan şeklinde uç noktaları bulunmaktadır. Bu aşırı uçları eskiler ifrat ve tefrit kavramlarıyla ifade etmişlerdir. Bu aşırılıklar kişinin ya sinikleşme ve tükenmişlik psikolojisine girmesine ya da azgınlık ve saldırganlık tutumu takınmasına yol açabilmektedir. İşte bu özeliklerden biri olan şehvetin de pasifleştirilmesi veya aşırı yönde kullanılması mümkün ve muhtemeldir. Nitekim şehvet tamamen veya kısmen bastırıldığında insan neslinin devamının tehlikeye girmesi yanında diğer arzuların da paralel olarak baskılanması ve pasifleştirilmesi söz konusu olabilmektedir. Öte yandan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İnsan bünyesinde kimi birbirine zıt kimi uyumlu birçok özellik, güç ve imkân bulunmaktadır. Bunlar fıtrî ve potansiyel olarak her insanda mevcuttur. Bu potansiyel özelliklerin işlerlik kazanmasında, pratiğe dönüşmesinde ve sonuç üretmesinde kişinin kendisi, çevresi, geçmişten devraldığı kültürel ve tarihî miras ile yetişme ortamı ve aldığı eğitimin oldukça büyük etkisi vardır. Farklı ortamlarda yetişen ikizler arasında görülen farklılıklar ancak bu şekilde izah edilebilmektedir. Kalıtımsal olarak gelen etkenlerin belli düzeyde etkisi olsa bile yukarıda saydığımız etkenler mutlak anlamda baskın çıkabilmekte ve kişiliği şekillendirmektedir. Hz. Peygamber’in “<em>Dünyaya gelen her insan fıtrat üzere doğar; sonra anne babası onu Yahudi, Hıristiyan, Mecusî yapar</em>”, (Buhari, “Cenâiz”, 79, 80, 93; Müslim, “Kader”, 22-25). hadîsi bu etkiye işaret etmektedir.</p>



<p>Söz konusu bu özellik, güç ve imkânların üst ve alt seviyeleri diğer bir deyişle dip ve tavan şeklinde uç noktaları bulunmaktadır. Bu aşırı uçları eskiler <em>ifrat</em> ve <em>tefrit</em> kavramlarıyla ifade etmişlerdir. Bu aşırılıklar kişinin ya sinikleşme ve tükenmişlik psikolojisine girmesine ya da azgınlık ve saldırganlık tutumu takınmasına yol açabilmektedir. İşte bu özeliklerden biri olan şehvetin de pasifleştirilmesi veya aşırı yönde kullanılması mümkün ve muhtemeldir. Nitekim şehvet tamamen veya kısmen bastırıldığında insan neslinin devamının tehlikeye girmesi yanında diğer arzuların da paralel olarak baskılanması ve pasifleştirilmesi söz konusu olabilmektedir. Öte yandan cinsel arzuların aşırı boyuta taşınması saldırganlığa, karşı cinslere yönelik eziyete ve hatta aynı cinsiyetten olanlara yönelik cinsel ilişki talebine kadar gitmektedir. Bu sayılanlar tam anlamıyla şehvet bakımından sapma, azgınlık ve aşırılıktır. Bunun sistematik hale dönüşmesi ise zulüm olarak ortaya çıkmaktadır.</p>



<p>Diğer özellikler ve imkânlarda olduğu gibi İslam şehvete yönelik de orta yolu tutan, dengeli, sağlıklı ve fıtrata uygun işlev görmesi noktasında düzenlemeler getirmiştir. Bu düzenlemeyle İslam hem kadını hem erkeği korumayı, aile kurumunu ayakta tutmayı; toplumların, milletlerin ve insanlığın devamını sağlamayı hedeflemiştir.</p>



<p>Din, tarih ve tecrübe bakımından sabittir ki karşı cinlerin ilişkisi Allah’ın insanlığa bir nimetidir, çünkü âdetullah (doğa kanunları) gereği insanlığın devamı buna bağlı kılınmıştır. Bu tür ilişkinin haram olması, kanun ve hukuk dışına çıkılmasıyla gerçekleşir. İslam’da haram olan zina işte bu kanun ve hukuk dışı ilişkinin adıdır. Erkek erkeğe veya kadın kadına aynı cinsiyet arasındaki ilişki ise ne doğaldır ne de Allah’ın murat ettiği fiildir. Çünkü bunda şehvetin hoyratça tatmin edilmesi dışında bir fayda da yoktur. Bu şekilde şehevî ihtiyacın karşılanması ise hem doğanın işleyişine hem de insan fıtratına terstir. Bu yüzden bunun haramlığı sadece din bakımından değil, aynı zamanda akıl bakımındandır.</p>



<p>Büyük İslam düşünürü Matüridî daha ileri bir adım atarak “İlahî bir yasaklama olmasa bile akıl bu tür cinsel sapmayı haram kılardı” demektedir. Dolayısıyla karşı cinsiyettekilerin ilişkisi nasıl ki doğal ve normal ise aynı cinsiyettekilerin ilişkisi anormaldir, doğaya ve doğala aykırıdır. Karşı cinsiyetlerin ilişkisi doğal olduğu için ona dönük helal veya haram şeklinde bir hukuki düzenleme yapılabilir, ancak aynı cinsiyettekilerin ilişkisi akla ve fıtrata aykırı olduğu için normalleştirici bir düzenleme yapılması söz konusu edilemez. (bk. Matüridî, <em>Te’vilât</em>, II, 256, 542; III, 58). Çünkü aynı cinsiyettekilerin ilişkisi, bir erkeğin kadına, bir kadının erkeğe dönüştürülme teşebbüsüne benzer. Teşebbüs diyoruz çünkü bu işlemin sonucunda ortaya çıkan ne tam kadın ne tam erkektir yeni ve belirsiz bir figürdür. Bu tür iş ve işlemlerin haramlığı akıl bakımından düşünmeyi gerektirmeyecek derece açık ve nettir.</p>



<p>Son nokta olarak Hz. Lût’un kıssasında ortaya konulan ilahî irade ve bildirim eşcinsel ilişkinin haram olduğunun en açık ve kesin delilidir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/insana-ters-cinsel-egilim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
