<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Lübnan &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/lubnan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 13 Aug 2020 13:06:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Lübnan &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Lukaşenko: Yüzde 80’le Seçim Kazanmak!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/lukasenko-yuzde-80le-secim-kazanmak/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/lukasenko-yuzde-80le-secim-kazanmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Temiztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2020 13:06:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Belarus]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[Lukaşenko]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15465</guid>

					<description><![CDATA[Lübnan’daki büyük patlama yaşanmamış olmasaydı bugünlerde bir başka küçük ülke Belarus’ta yaşananları konuşuyor olacaktık. (Olacak mıydık? Belki! Zira Türkiye’de medyanın dış olaylara karşı ilgisi oldukça düşük seyrediyor; Türk-Yunan savaşından reyting devşirme derdinde olanlarla Libya ve Suriye üzerinden birilerine ders verme hevesine kapılanların dünyanın geri kalanıyla ilgilenmeleri pek mümkün görünmüyor… Ama bu bahs-i diğer…) Belarus, Sovyetler Birliğinden 1991’de koparak bağımsızlık ilan eden ülkelerden biri; ancak o tarihten bu yana ülkede Rusya etkisi bir hayli fazla. Batıda Polonya, kuzeybatıda Litvanya, kuzeyde Letonya, doğuda Rusya ve güneyde Ukrayna ile komşu olan Belarus’un yine o tarihten bu yana değişmeyen bir şeyi bulunuyor: Devlet Başkanı… Eski komünist, yeni ‘diktatör’ Aleksandr Grigoryeviç Lukaşenko 1994 yılında ilk defa kazandığı Devlet Başkanlığı seçimini geçen hafta sonu yine ‘kazandı’ ve altıncı dönemine başlamış oldu. Hem de yüzde 80 oy oranıyla… Lukaşenko da Sovyetler’den kopan diğer ülkelerin ilk başkanların çoğu gibi Sovyet sisteminin başta Kızıl Ordu olmak üzere çeşitli birimlerinde görev almış bir komünist… 30 Ağustos 1954&#8217;te Beyaz Rusya&#8217;nın Vitebsk bölgesinde doğdu. 1975 yılında Mogilev Pedagoji Enstitüsü&#8217;nden ve 1985 yılında Beyaz Rusya Tarım Akademisi&#8217;nden mezun oldu. 1975&#8217;ten 1977&#8217;ye kadar Sınır Muhafaza Birliği&#8217;nde ve 1980-1982 yılları arası Sovyet Ordusunda görev yaptı. Sovyet Ordusu&#8217;nda iken, Minsk&#8217;te bulunan 120. Mekanize Tümeni&#8217;nde subay olarak &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Lübnan’daki büyük patlama yaşanmamış olmasaydı bugünlerde bir başka küçük ülke Belarus’ta yaşananları konuşuyor olacaktık. (Olacak mıydık? Belki! Zira Türkiye’de medyanın dış olaylara karşı ilgisi oldukça düşük seyrediyor; Türk-Yunan savaşından reyting devşirme derdinde olanlarla Libya ve Suriye üzerinden birilerine ders verme hevesine kapılanların dünyanın geri kalanıyla ilgilenmeleri pek mümkün görünmüyor… Ama bu bahs-i diğer…)</p>



<p>Belarus, Sovyetler Birliğinden 1991’de koparak bağımsızlık ilan eden ülkelerden biri; ancak o tarihten bu yana ülkede Rusya etkisi bir hayli fazla. Batıda Polonya, kuzeybatıda Litvanya, kuzeyde Letonya, doğuda Rusya ve güneyde Ukrayna ile komşu olan Belarus’un yine o tarihten bu yana değişmeyen bir şeyi bulunuyor: Devlet Başkanı…</p>



<p><strong>Eski komünist, yeni ‘diktatör’</strong></p>



<p>Aleksandr Grigoryeviç Lukaşenko 1994 yılında ilk defa kazandığı Devlet Başkanlığı seçimini geçen hafta sonu yine ‘kazandı’ ve altıncı dönemine başlamış oldu. Hem de yüzde 80 oy oranıyla…</p>



<p>Lukaşenko da Sovyetler’den kopan diğer ülkelerin ilk başkanların çoğu gibi Sovyet sisteminin başta Kızıl Ordu olmak üzere çeşitli birimlerinde görev almış bir komünist… 30 Ağustos 1954&#8217;te Beyaz Rusya&#8217;nın Vitebsk bölgesinde doğdu. 1975 yılında Mogilev Pedagoji Enstitüsü&#8217;nden ve 1985 yılında Beyaz Rusya Tarım Akademisi&#8217;nden mezun oldu. 1975&#8217;ten 1977&#8217;ye kadar Sınır Muhafaza Birliği&#8217;nde ve 1980-1982 yılları arası Sovyet Ordusunda görev yaptı. Sovyet Ordusu&#8217;nda iken, Minsk&#8217;te bulunan 120. Mekanize Tümeni&#8217;nde subay olarak bulundu.</p>



<p>Askerlikten ayrıldıktan sonra 1982-1985 yılları arasında kolektif çiftlik başkan yardımcısı olarak görev yaptı. Bir devlet çiftliğinde ve inşaat malzemeleri fabrikasında müdür olarak görev yaptı.</p>



<p>1990 yılında Beyaz Rusya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Meclisi&#8217;ne milletvekili olarak seçildi. 1993 yılında, Beyaz Rusya Meclisi Yolsuzlukla Mücadele Komitesi Başkanı olarak hizmet vermeye başladı; bu görevinde dönemin yöneticilerine yönelik yolsuzluk suçlamaları, halkın desteğini almasına yetti.</p>



<p>1994 yılında yürürlüğe giren yeni Beyaz Rusya anayasası, Temmuz ayında ilk demokratik başkanlık seçimlerinin yolunu açtı. Seçimin ilk turunda oyların % 45,1&#8217;ini, ikinci turunda % 80,1&#8217;ini alarak 10 Temmuz 1994 Beyaz Rusya Devlet Başkanlığını ezici çoğunlukla kazandı.</p>



<p>Zor şartlar altında iktidara geldikten sonra, kapitalist yağmacılığa karşı sert tedbirler aldı. ABD ve Avrupa Birliği, Lukaşenko’nun sert ve baskıcı yönetimi sebebiyle Beyaz Rusya’yı insan hakları ihlali yapmakla ve uluslararası hukuka aykırı davranmakla suçladı sürekli ve ‘diktatör devlet’ olarak niteledi. Beyaz Rusya, insan hakları ihlalleriyle Avrupa Birliği tarafından dayatılan yaptırımlara tabi tutuldu. Bunda batıdan ziyade doğu devletleriyle uzlaşması, Sovyet dönemi sosyo-ekonomik politikaları örnek alarak ülkeyi kalkındırması da etkili oldu.</p>



<p><strong>‘Yabancı ülkelerin koyunu’</strong></p>



<p>Lukaşenko son seçimleri de yine yüzde 80 oy oranıyla kazandı. Tam 26 senedir, Sovyetler Birliği&#8217;nin yıkılmasıyla genç bir ulus devlet olarak ortaya çıkan ülkenin başında olan Lukaşenko&#8217;nun ne kadar süre daha devlet başkanı olarak görev yapacağı sorusu –yüksek oranda oy almış olmasına rağmen- gündeme gelebiliyor. Kıdemli diktatörün açıkladığı bu sonuçlara, başta kendi ülkesindekiler olmak üzere kimse inanmadı. Ama bu defa seçim hilesine karşı Belarus halkı ayağa kalktı. On binlerce vatandaş sokağa döküldü.</p>



<p>Muhaliflere sert tepki gösteren Lukaşenko, göstericiler için “yabancı ülkelerin koyunu” ifadesini kullandı. Göstericilerin telefonlarının dinlendiğini ve yurt dışından gelen aramaların kaydedildiğini söyleyen Lukaşenko, “Polonya’dan, Britanya’dan ve Çekya’dan aramalar yapılmış. Affedersiniz bizim koyunları yönlendirmişler” diye konuştu. Ülkenin bölünmesine izin vermeyeceğini söyleyen Lukaşenko, Ukrayna’nın başkenti Kiev’deki Maidan meydanında 2013’te başlatılan ve hükümetin devrilmesine yol açan kitle gösterilerine atıfta bulunarak “Birileri ne kadar isterse istesin, burada bir Maidan olmayacak” dedi.</p>



<p>Yüzde 80 oy almak dünyanın ancak birkaç ülkesinde mümkün! Esad’lar, Kim’ler ve birkaç diktatör ancak bu kadar oy ile devlet başkanı seçilebiliyor! (Şükür ki bizim ülkemizde böylesine yüksek oranda oy alan ve bu sebeple şaibeli olarak değersizleştirilen liderler olmuyor…)</p>



<p><strong>Yüzde 80 oy, iktidarda kalmasına yetecek mi?</strong></p>



<p>Lukaşenko’nun yeniden ve yine yüksek bir oy oranıyla Devlet Başkanlığına seçilmesini yorumlayan Deutsche Welle Türkçe, “Diktatörler yalanlarla yaşar. Sistematik bir şekilde ve pervasızca medyayı sansürler, devlet ve vatandaşlar arasındaki iletişimi kontrol eder ve seçimlere hile karıştırırlar. Yalanlar üzerine inşa ettikleri binaları yıkıldığında ise otokratik saltanatlarının tüm yapısı sallanmaya başlar.” ifadelerini kullandı. Lübnan’da göstericiler büyük patlamanın faturasını hükümete kesti; protestolarla hükümeti istifaya götürdü. Kuzeyimizdeki küçük ama değişik (Değişik; çünkü, dünyayı sarsan koronavirüs salgını, Lukaşenko’nun iddiasına göre, bu ülkeye zarar vermedi! Hatta futbol maçları bütün dünyanın tersine bu ülkede hem de seyircili olarak oynanmaya devam etti mesela!) ülkenin geleceğinin nasıl şekilleneceğini zaman gösterecek. ‘Koyunlar’ diye aşağıladığı protestocular kazanacak mı yoksa birçok örgüt ve ülke tarafından ‘diktatör’ olarak görülen Lukaşenko altıncı dönemini de şöyle ya da böyle tamamlayacak mı?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/lukasenko-yuzde-80le-secim-kazanmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Medine’de Maruni Ayini!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/medinede-maruni-ayini/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/medinede-maruni-ayini/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Dec 2018 09:35:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[Ayin]]></category>
		<category><![CDATA[Kral]]></category>
		<category><![CDATA[Kral Faysal]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[Maruni]]></category>
		<category><![CDATA[Medine]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed bin Salman]]></category>
		<category><![CDATA[Suudi Arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[Uniat Kiliseler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=5570</guid>

					<description><![CDATA[Ömür Çelikdönmez yazdı Daha önce de belirttiğim gibi; bir Allah’ın kulu çıkıp da Suudilerin İslam adına Müslümanların lehine hayırlı bir iş yaptığını iddia edemez. İslam tarihçileri, nasıl Emeviler döneminde Ömer Bin Abdülaziz dönemini ayrı tutuyorsa, 25 Mart 1975’te Riyad’daki sarayında yeğeni Faysal bin Musaid tarafından öldürülen Şehit Kral Faysal bin Abdülaziz’i de Suudilerin tarihinde ayrı bir kategoride değerlendirmek gerekir. Kral Faysal suikastı, zengin Arap ülkelerini yönetenlerin, petrolü uluslararası ilişkilerde bir silah olarak kullanmasının önünü kesmek için tertip edilmişti. Hicaz Emirliği&#8217;nin İngilizler’e Şerif Hüseyin tarafından nasıl peşkeş çekildiği ortada. Arabistan’ı dünya Müslümanlarıyla iletişimden koparmak için marazi din anlayışının ürünü Vehhabiliğe mensup Abdülaziz El-Suud’un Kral yapılması, Müslümanlara yönelik bu çağın en büyük kumpaslarından değil midir? Suudilerin imaj danışmanı bu işten anlamıyor&#8230;  Suudi Arabistan, bir türlü gündemden düşmüyor. Herhalde &#8220;reklamın iyisi kötüsü olmaz&#8221; gibi kötü bir piar çalışması yürütüyorlar. Geçen yıl, Veliaht Prens Muhammed bin Selman&#8216;ın; &#8216;Ilımlı İslam’ açıklamaları ve tasfiye hareketleri nedeniyle dünyanın gündemindeydi. Bu sefer de muhalif gazeteci Cemal Kaşıkçı&#8217;nın ölüm emrini vermekle suçlanıyorlar. Lübnan Maruni Patriği Mar Beşara Butrus er-Rai, Suudi Kralı’yla görüştü Medine&#8217;de kilise açma izni kopardı&#8230; Aylar önce Lübnan Maruni Patriği Mar Beşara Butrus er-Rai’nin  Suudi Arabistan’ı ziyaret etmesini, Marunilerin (Fransa’nın) Lübnan’daki gücü ve rolü ile irtibatlandırmıştım. Marunilik nedir Maruniler kimdir? Maruniler; kurucusu Aziz Marun’a nisbet edilen ve V. yüzyıldan itibaren ağırlıklı olarak Lübnan’da yaşayan bir Uniat (Hristiyanlıkta kendi ayin biçimlerini, dillerini koruyan ama Papa’nın otoritesini kabul eden Ortodoks ve Doğu Ortodoks kiliselerine Uniat Kiliseler denir) Hristiyan cemaati. Lübnan&#8217;daki Maruni Kilisesi&#8217;nin lideri Beşara Rey Marunîler, Lübnan’daki en etkin Hıristiyan grup. Batı dünyası ile ilişkileri oldukça iyi. Ticaret hayatındaki etkileri yadsınmayan Marunîlerin uluslararası ağları oldukça kuvvetli. Çünkü Büyük Lübnan (!), Marunîlerin büyük &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Ömür Çelikdönmez yazdı</b></p>
<p>Daha önce de belirttiğim gibi; <strong>bir Allah’ın kulu</strong> çıkıp da <strong>Suudiler</strong>in <strong>İslam</strong> adına Müslümanların lehine hayırlı bir iş yaptığını iddia edemez.</p>
<p><strong>İslam</strong> <strong>tarihçileri</strong>, nasıl <strong>Emeviler</strong> döneminde <strong>Ömer Bin Abdülaziz</strong> dönemini ayrı tutuyorsa, <strong>25 Mart 1975</strong>’te <strong>Riyad</strong>’daki sarayında yeğeni <strong>Faysal bin Musaid</strong> tarafından öldürülen <strong>Şehit Kral Faysal bin Abdülaziz</strong>’i de <strong>Suudiler</strong>in tarihinde ayrı bir kategoride değerlendirmek gerekir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-5572" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.12.png" alt="" width="500" height="598" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.12.png 738w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.12-251x300.png 251w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p><strong>Kral Faysal suikastı</strong>, zengin <strong>Arap</strong> <strong>ülkelerini</strong> yönetenlerin, <strong>petrolü</strong> uluslararası ilişkilerde bir <strong>silah</strong> olarak kullanmasının önünü kesmek için tertip edilmişti.</p>
<p><strong>Hicaz Emirliği&#8217;</strong>nin <strong>İngilizler’e Şerif Hüseyin</strong> tarafından nasıl peşkeş çekildiği ortada.</p>
<p><strong>Arabistan</strong>’ı dünya <strong>Müslümanları</strong>yla iletişimden koparmak için <strong>marazi din anlayışının ürünü</strong> <strong>Vehhabiliğe</strong> mensup <strong>Abdülaziz El-Suud</strong>’un <strong>Kral</strong> yapılması, <strong>Müslümanlara </strong>yönelik bu çağın en büyük <strong>kumpaslarından</strong> değil midir?</p>
<p><strong>Suudilerin imaj danışmanı bu işten anlamıyor&#8230; </strong></p>
<p><strong>Suudi Arabistan,</strong> bir türlü gündemden düşmüyor.</p>
<p>Herhalde <strong>&#8220;reklamın iyisi kötüsü olmaz&#8221;</strong> gibi <strong>kötü bir piar çalışması </strong>yürütüyorlar.</p>
<p>Geçen yıl, <strong>Veliaht Prens Muhammed bin Selman</strong>&#8216;ın; <strong>&#8216;Ilımlı İslam’</strong> açıklamaları ve <strong>tasfiye hareketleri </strong>nedeniyle dünyanın gündemindeydi.</p>
<p>Bu sefer de muhalif gazeteci <strong>Cemal Kaşıkçı&#8217;nın ölüm emrini</strong> vermekle suçlanıyorlar.</p>
<p><strong>Lübnan Maruni Patriği Mar Beşara Butrus er-Rai, Suudi Kralı’yla görüştü Medine&#8217;de kilise açma izni kopardı&#8230;</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-5573" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.28-1024x719.png" alt="" width="500" height="351" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.28-1024x719.png 1024w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.28-300x211.png 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.28-768x539.png 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.28.png 1040w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p>Aylar önce <strong>Lübnan Maruni Patriği Mar Beşara Butrus er-Rai</strong>’nin  <strong>Suudi Arabistan</strong>’ı ziyaret etmesini, <strong>Maruniler</strong>in (Fransa’nın) <strong>Lübnan</strong>’daki gücü ve rolü ile irtibatlandırmıştım.</p>
<p><strong>Marunilik nedir Maruniler kimdir?</strong></p>
<p><strong>Maruniler</strong>; kurucusu <strong>Aziz Marun</strong>’a nisbet edilen ve <strong>V. yüzyıl</strong>dan itibaren ağırlıklı olarak <strong>Lübnan</strong>’da yaşayan bir <strong>Uniat</strong> <em>(Hristiyanlıkta kendi ayin biçimlerini, dillerini koruyan ama <strong>Papa</strong>’nın otoritesini kabul eden <strong>Ortodoks</strong> ve <strong>Doğu Ortodoks</strong> kiliselerine <strong>Uniat</strong> <strong>Kiliseler</strong> denir)</em> <strong>Hristiyan </strong>cemaati.</p>
<p><em><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-5574" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.37-1024x649.png" alt="" width="501" height="317" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.37-1024x649.png 1024w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.37-300x190.png 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.37-768x487.png 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.37-318x200.png 318w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.37.png 1044w" sizes="(max-width: 501px) 100vw, 501px" /><br />
Lübnan&#8217;daki Maruni Kilisesi&#8217;nin lideri Beşara Rey</em></p>
<p><strong>Marunîler, Lübnan</strong>’daki en etkin <strong>Hıristiyan</strong> grup.</p>
<p>Batı dünyası ile ilişkileri oldukça iyi.</p>
<p>Ticaret hayatındaki etkileri yadsınmayan <strong>Marunîler</strong>in uluslararası ağları oldukça kuvvetli.</p>
<p>Çünkü <strong>Büyük Lübnan </strong>(!), <strong>Marunîler</strong>in büyük dini toplumu oluşturacakları ayrı bir siyasal birim sağlamak üzere kuruldu.</p>
<p>Ancak <strong>Fransızlar</strong> yeni devlete, <strong>hâkim nüfusu Müslüman olan yeni bölgeler </strong>ekleyerek <strong>Marunî</strong> nüfusunu <strong>yüzde 30’a </strong>indirmişti.</p>
<p><strong>Maruni Patrik eski bir kilisenin açılışını yaptı. </strong></p>
<p><strong>Lübnan Maruni Patriği Mar Beşara Butrus er-Rai</strong>, <strong>Suudi Arabistan</strong>’daki eski bir kilisenin yeniden açılışını gerçekleştirmiş ancak bu kilisenin nerede olduğunu <strong>Suudiler</strong> gizlemişti.</p>
<p><strong>Suudi Arabistan</strong>’ın  <strong>Patriği</strong> daveti, <strong>Veliaht Prens Muhammed bin Selman</strong>’ın “I<strong>lımlı İslam’a dönüş” </strong>söyleminin bir göstergesi olarak görülmüştü.</p>
<p><strong>Suudi Arabistan</strong>’ın <strong>Körfez İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Samir El-Subhan</strong>, <strong>Lübnan Maruni Patriği Beşara Butrus er-Rai</strong>’nin  ziyareti ile ilgili <strong>&#8220;Riyad’ın kapıları her hangi bir dini ya da mezhep ayrımı yapmadan tüm Arap halklarına açık!” </strong>demişti.</p>
<p>Burada dikkat çeken ifade, <strong>Müslüman olmayanların giremeyeceği</strong> &#8220;<strong>yasak bölge</strong>&#8220;nin yöneticilerinin bu açıklamayı yapmış olması.</p>
<p><strong>Suudiler, Maruni Patriği neden  davet etmişti? </strong></p>
<p><strong>Suudi Arabistan</strong>&#8216;ın <strong>Lübnan Maruni Patriğini,</strong> <strong>İran</strong>’la krizin tırmandığı bir süreçte <strong>Lübnan Hizbullah</strong>’ının müttefiki, <strong>İsrail karşıtı</strong>, dolayısıyla <strong>İran</strong> ve <strong>Suriye</strong> bağlantılı, <strong>Lübnan Maruni Patriği Mar Beşara Butrus er-Rai’</strong>i restore edilen eski bir kiliseyi <strong>yeniden ibadete açmak</strong> bahanesiyle davet etmesi, bölgesel güç dengelerini kendi lehlerine çevirme hamlesinden başka bir şey değildi.</p>
<p><strong>Suudi Arabistan&#8217;da kilise kuruluş tarihi&#8230; </strong></p>
<p><strong>Suudi Arabistan</strong>’a <strong>Kilise</strong> açılması girişimlerinin geçmişi <strong>2008</strong>’e uzanıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-5575" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.52.png" alt="" width="500" height="584" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.52.png 836w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.52-257x300.png 257w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.52-768x897.png 768w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p><strong>Kasım 2008</strong>’de <strong>Vatikan’</strong>da gerçekleşen <strong>Papa 16’ncı Benedict</strong> ile bir önceki<strong> Suudi Arabistan Kralı Abdullah </strong>görüşmesinde <strong>Hıristiyanlar</strong>a ait her şeyin <strong>yasak</strong> olduğu <strong>Suudi Arabistan</strong>’da bir <strong>Katolik Kilisesi</strong>’nin açılabileceği gündeme gelmiş, <strong>Papa</strong>’nın <strong>Ortadoğu</strong>’dan sorumlu Başpiskoposu Paul Mounged El Haşim, “<strong>Kilise</strong> yapılması için <strong>Vatikan ve Riyad</strong> arasında görüşmelerin sürdüğünü…” açıklamıştı.</p>
<p><strong>Suudiler nalına da vuruyor mıhına da! </strong></p>
<p><strong>28 milyon nüfuslu Suudi Arabistan</strong>&#8216;da en az <strong>1.2 milyon yabancı Hristiyan</strong> yaşıyor.</p>
<p><strong>Suudi Arabistan’da nüfusun yüzde 4’ü Hristiyan.</strong></p>
<p><strong>Suudi Arabistan, </strong>aynı zamanda <strong>Körfez</strong> ülkelerinde kilisenin olmadığı tek ülke.</p>
<p>En son <strong>2008</strong>’de <strong>Katar</strong>’da bir kilise açılmıştı.</p>
<p><strong>Suudi Arabistan</strong>&#8216;da <strong>&#8216;Haram Bölge&#8217;</strong> dışında  <strong>Müslüman </strong>olmayanların yaşamasına müsade edilen üç bölge var; <strong>Taif</strong>, <strong>Al</strong> <strong>Lith</strong> ve <strong>Jizdan</strong>.</p>
<p><strong>International Christian Concern Suudi Arabistan&#8217;da kilise açmayı başardı! </strong></p>
<p>Genellikle <strong>Afrika</strong>, <strong>Uzakdoğu Asya</strong> ve <strong>Ortadoğu</strong>’da ikamet eden yerel <strong>Hristiyan</strong> cemaatlerin az olduğu ve baskı altında tutulduğu bölgelerde <strong>kilise</strong> inşa etmek ve <strong>Hıristiyan </strong>inançlılara yönelik baskıları raporlama amaçlı faaliyet gösteren <strong>International Christian Concern</strong>, yıllardır  <strong>SuudiArabistan</strong>’da <strong>Kilise</strong> açılması için uğraşıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-5576" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.03-1024x700.png" alt="" width="500" height="342" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.03-1024x700.png 1024w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.03-300x205.png 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.03-768x525.png 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.03.png 1030w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p><strong>International Christian Concern</strong> yetkilileri, <strong>2012</strong>’de çalışmak için <strong>Suudi Arabistan</strong>’da bulunan <strong>35 kişilik</strong> bir <strong>Etiyopyalı</strong> <strong>Hristiyan</strong> grubun, gece yarısı özel konutlarından toplanıp tutuklandığını duyurmuştu.</p>
<p>Oysa o tarihlerde  (Nisan 2012) görevi <strong>Suudi</strong> rejimin ihtiyaç duyduğu şekilde <strong>Kur&#8217;an&#8217;ı yorumlamak</strong>  olan, <strong>SuudiArabistan Başmüftüsü Şeyh Abdül Aziz Bin Abdullah “Arap Yarımadası’ndaki tüm kiliselerin yıkılması gerektiğini”</strong> söylemişti.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-5577" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.08.png" alt="" width="501" height="310" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.08.png 876w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.08-300x186.png 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.08-768x475.png 768w" sizes="(max-width: 501px) 100vw, 501px" /></p>
<p>Sonra devran değişti, <strong>kral</strong> değişti, konsept değişti.</p>
<p><strong>Vatikan</strong>&#8216;dan gelen bir <strong>papaz heyeti, 2018 Nisan</strong> ayında <strong>Suudi Arabistan</strong>&#8216;da<strong> Hristiyan vatandaşlar için kilise inşa izni onayı</strong> ve hatta parasını vermesine dair bir anlaşma imzaladı.</p>
<p>Önce <strong>Lübnan Maruni Patriği,</strong> sonra <strong>Vatikan papaz heyeti</strong>nin temasları sonuçlandı.</p>
<p>Geçtiğimiz ay, <strong>Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman</strong>&#8216;ın daveti üzerine bu ülkeye giden başkent <strong>Kahire</strong>&#8216;nin <strong>Şobra </strong>bölgesi <strong>piskoposu Anba Markos,</strong> dünya <strong>Müslümanları</strong>nın beş vakit yöneldikleri ülkede, <strong>kilise ayini</strong>yönetti.</p>
<p><strong>Piskopos Anba Markos</strong> yönetimindeki ayin, ismi gizli tutulan bir <strong>Kıpti</strong>&#8216;nin evinde düzenlendi.</p>
<p>Mekân sahibinin ismi gibi ayinin yapıldığı şehrin ismi de   gizlendi.</p>
<p><strong>Maruni ayini </strong>için gerekli <strong>dini semboller </strong>ve<strong> kutsal kitap</strong> ve dini kıyafetler, özel bir uçakla Mısır&#8217;dan Arabistan&#8217;a ayinin yapıldığı şehire  (<strong>Medine</strong>?) götürüldü.</p>
<p><strong>Eyy Müslümanlar!.. Rabıta bir papaza teslim! </strong></p>
<p><strong>Piskopos Markos,</strong> sadece ayin yönetmedi.</p>
<p><strong>İslam ülkeleri </strong>arasında <strong>dini koordinasyonu ve yardımlaşmayı</strong> sağlamak amacıyla kurulan <strong>Rabitatu&#8217;l Alem el-İslami </strong>teşkilatının <strong>Genel Sekreteri Şeyh Muhammed bin Abdulkerim İsa</strong> ile de görüştü.</p>
<p><strong>Bahreyn</strong>&#8216;de düzenlenen konferanslar aracılığı ile bu ülkede yaşayan <strong>Mısırlı Hristiyanlarla</strong> sıklıkla bir araya gelen <strong>Piskopos Markos</strong>, <strong>Suudi Arabistan</strong>&#8216;ı en son <strong>2011</strong> yılında ziyaret etmiş.</p>
<p><strong>Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, </strong>geçen <strong>Mart</strong> ayındaki <strong>Mısır</strong> ziyareti çerçevesinde <strong>Kahire</strong>&#8216;deki <strong>Mısır Kıpti Kilisesi</strong>ni ziyaret ederek, <strong>Papa II. Tavadros</strong> ile görüşmüştü.</p>
<p>Söz konusu görüşme, <strong>&#8220;Suudi Arabistan tarihinde ilk kez bir kraliyet mensubunun Kıpti Kilisesini ziyareti&#8221;</strong> olarak kayıtlara geçmişti.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-5578" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.16.png" alt="" width="500" height="367" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.16.png 986w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.16-300x220.png 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.16-768x564.png 768w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p><strong>Suudiler</strong>, kilise açılmasına izin vererek <strong>Avrupa</strong> ve <strong>Amerika</strong>&#8216;ya <strong>şirin</strong> görüneceklerinin hesabındalar..</p>
<p>Birisi onlara söylemeli; <strong>yanlış hesap Bağdat&#8217;tan döner!</strong></p>
<p><strong>Ömür Çelikdönmez</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/medinede-maruni-ayini/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nasrallah’ın Oğlu Terör Listesinde</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/nasrallahin-oglu-teror-listesinde/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/nasrallahin-oglu-teror-listesinde/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Nov 2018 19:52:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Cevad Nasrallah]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[Nasrallah]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4593</guid>

					<description><![CDATA[ABD Dışişleri Bakanlığı, Nasrallah&#8217;ın oğlu 28 yaşındaki Cevad Nasrallah&#8217;ı Suriye&#8217;de İran adına yürüttükleri vekâlet savaşı sebebiyle &#8220;küresel terörist&#8221; listesine aldı. Bilindiği gibi Lübnan’ın önemli askeri ve siyasi gücü Hizbullah’ın lideri Hasan Nasrallah Suriye savaşına İran adına müdahil olup Esed yönetiminin ayakta kalmasını sağlamıştı Cevad Nasrallah evli ve 4 çocuk babası.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD Dışişleri Bakanlığı, Nasrallah&#8217;ın oğlu 28 yaşındaki Cevad Nasrallah&#8217;ı Suriye&#8217;de İran adına yürüttükleri vekâlet savaşı sebebiyle &#8220;küresel terörist&#8221; listesine aldı.</p>
<p>Bilindiği gibi Lübnan’ın önemli askeri ve siyasi gücü Hizbullah’ın lideri Hasan Nasrallah Suriye savaşına İran adına müdahil olup Esed yönetiminin ayakta kalmasını sağlamıştı</p>
<p>Cevad Nasrallah evli ve 4 çocuk babası.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/nasrallahin-oglu-teror-listesinde/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lübnan Seçimleri, Hizbullah Cephesinin İbresini Takip Etti</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/lubnan-secimleri-hizbullah-cephesinin-ibresini-takip-etti/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/lubnan-secimleri-hizbullah-cephesinin-ibresini-takip-etti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Kutlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 May 2018 21:50:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[9. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Kutlu]]></category>
		<category><![CDATA[Haziran 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Hizbullah]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan Seçimleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2140</guid>

					<description><![CDATA[Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah 7 Mayıs 2018 günü, Lübnan’da yapılan seçimlerle ilgili zaferlerini ilan etmeden çok önce Suriye cephesinde askeri zaferlerini ilan etmişti. Lübnan seçim sonuçları, Suriye’de askeri cephede kazanılan ‘zaferin’ siyasi bir yansıması ve devamı olarak da okunabilir. Lübnan Seçimleri, Hizbullah Cephesinin İbresini Takip Etti Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah 7 Mayıs 2018 günü, Lübnan’da yapılan seçimlerle ilgili zaferlerini ilan etmeden çok önce Suriye cephesinde askeri zaferlerini ilan etmişti. Lübnan seçim sonuçları, Suriye’de askeri cephede kazanılan ‘zaferin’ siyasi bir yansıması ve devamı olarak da okunabilir. Dahilde ve hariçte Hizbullah karşısında etkili bir güç göremeyen Sünni seçmen sandığa küstü. 2009 seçimlerinde yüzde 54 düzeyinde gerçekleşen katılım oranı 2018 seçimlerinde yüzde 50’nin altına inmiş ve yüzde 49.2’ler seviyesini görmüştür. Katılımda ve Müstakbel Hareketini desteklemede görülen keskin düşüş Lübnan tarihinde Müstakbel Hareketinin aldığı en büyük hezimete yol açtı. Siyasi gücünün üçte biri buharlaştı. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, Lübnan’da 9 yıl sonra (2009/2018)) ilk kez yapılan genel seçimler sonrası zaferini ilan etti. Seçimlerin resmileşen sonuçlarına göre, Başbakan Saad el Hariri’nin partisi Müstakbel Hareketi büyük oy kaybına uğradı. Parlamentoda 33 olan vekil sayısı 21’e inmişti. Bu üçte bir fire anlamına geliyor. Nitekim Saad Hariri, partisinin 128 sandalyeli Meclis’teki her 3 koltuğundan birini kaybettiğini &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah 7 Mayıs 2018 günü, Lübnan’da yapılan seçimlerle ilgili zaferlerini ilan etmeden çok önce Suriye cephesinde askeri zaferlerini ilan etmişti. Lübnan seçim sonuçları, Suriye’de askeri cephede kazanılan ‘zaferin’ siyasi bir yansıması ve devamı olarak da okunabilir.</strong></p>
<p><strong>Lübnan Seçimleri, Hizbullah Cephesinin İbresini Takip Etti</strong></p>
<p>Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah 7 Mayıs 2018 günü, Lübnan’da yapılan seçimlerle ilgili zaferlerini ilan etmeden çok önce Suriye cephesinde askeri zaferlerini ilan etmişti. Lübnan seçim sonuçları, Suriye’de askeri cephede kazanılan ‘zaferin’ siyasi bir yansıması ve devamı olarak da okunabilir. Dahilde ve hariçte Hizbullah karşısında etkili bir güç göremeyen Sünni seçmen sandığa küstü. 2009 seçimlerinde yüzde 54 düzeyinde gerçekleşen katılım oranı 2018 seçimlerinde yüzde 50’nin altına inmiş ve yüzde 49.2’ler seviyesini görmüştür. Katılımda ve Müstakbel Hareketini desteklemede görülen keskin düşüş Lübnan tarihinde Müstakbel Hareketinin aldığı en büyük hezimete yol açtı. Siyasi gücünün üçte biri buharlaştı. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, Lübnan’da 9 yıl sonra (2009/2018)) ilk kez yapılan genel seçimler sonrası zaferini ilan etti. Seçimlerin resmileşen sonuçlarına göre, Başbakan Saad el Hariri’nin partisi Müstakbel Hareketi büyük oy kaybına uğradı. Parlamentoda 33 olan vekil sayısı 21’e inmişti. Bu üçte bir fire anlamına geliyor. Nitekim Saad Hariri, partisinin 128 sandalyeli Meclis’teki her 3 koltuğundan birini kaybettiğini ilan etti. Hizbullah lideri Nasrallah ise televizyonda yaptığı konuşmada seçimin sonucunu, “İsrail karşıtı direnişin siyasi ve ahlaki zaferi” olarak niteledi. Yine de üçte bir oranında kayıplara rağmen Meclis’te en büyük Sünni blok, Hariri tarafından temsil ediliyor.</p>
<p><strong>Seçimlerin Kazananları ve Kaybedenleri</strong></p>
<p>Müstakbel Hareketi tarihi bir yenilgi aldı. Kimi Şii yorumcular bunu Hariri ailesinin siyasi hayatının bitişi olarak yorumlasalar da bunun erken bir değerlendirme olduğu açık. Bununla birlikte Sünni seçmen sandığa gitmek yerine pikniğe gitmeyi yeğledi. Hariri ve ailesine bir ders vermek istedikleri de yapılan yorumlar arasında. Müstakbel Hareketi, Sünni kesimin ağırlıkta olduğu bölgelerde oylarını Hizbullah yanlısı rakip Sünni oluşum ve kitlelere kaptırdı. Beyrut’un bazı bölgelerinde Trablus gibi Sünni ağırlıklı şehirlerde büyük oy kaybına uğradı. Sünni kesimin Hariri ailesinin siyasi temsil düzeyinden ve performansından memnun olmadığı su götürmez bir hakikat. Suriye olaylarında bir varlık gösteremedi. Uzlaşma adına Hizbullah’a taviz üzerine taviz verdi. Bu da Sünni kitleleri sandığa küstürdü. Lübnan’da Hizbullah yanlısı El Ahbar gazetesi seçim sonuçlarını Hariri için bir tokat hatta şamar olarak nitelendirmiştir. Bu doğru olmakla birlikte, ulusal ve bölgesel çapta Saad Hariri’nin yediği tek tokat değil elbet. Babasının muhtemel katilleri olan Hizbullah-Suriye ortaklığına tahammül ederek ve onlara taviz üzerine taviz vererek esasında kendisini şamar oğlanı haline getirmiştir. Suudi Arabistan’ın bıçkın Veliahtı Muhammed Bin Selman’ın Hariri’yi sarayda alıkoyması ve hürriyetini tahdit ederek istifaya zorlaması, karizmasındaki son artıları da alıp götürmüştür. Hariri’nin durumunu en güzel özetleyen ifade, Arap Şairi Mütenebbi’nin şu mısralarıdır: “Men yehun yeshelu’l hevanu aleyh/Vema licürhin bimeyyitin ilamu” Kim aşağılanmayı kabul ederse aşağılanmaya alışır/Yara ölüyü acıtmaz, ölü yaranın acısını hissetmez.</p>
<p>Zincirleme bir biçimde İran ve ortakları karşısında sürekli olarak geri çekilen Saad Hariri bu duruma alışmıştır. 1982 yılından itibaren Hizbullah’ın yıldızı parlarken Sünniler güneyde İsrail karşısındaki direniş hattından sökülmüşlerdir. Suriye rejimi ve İranlı ortaklarının marifetiyle İsrail karşısındaki direniş denkleminden dışlanmışlardır. Daha önce Suriye’ye kafa tutan Tevhid Hareketi Lideri Şeyh Said Şaban ve oğlu Bilal, Suriye rejimi karşısında havlu atmış ve ardından Suriye-İran ortaklığının gölgesine sığınmıştır. Saad Hariri’den önce aynı aşağılanmaya Sünnilerin tarihi liderlerinden Fethi Yeken de ‘direniş/mukavemet hattı’ hatırına katlanmıştır. Şam’da Muhammed Said Ramazan el Buti de mezhep konusundaki hassasiyetini Şia noktasında siyaseten aşmış ve kendisinin Nasrallah’ın bir parmağı bile etmeyeceğini söylemiştir. Buti’nin bu sözleri muvacehesinde, 7 Mayıs (2018) seçimleri sonrasında İsrail Eğitim Bakanı Naftali Bennett, Hizbullah’ın Lübnan’a askeri alandan sonra siyasi alanda da egemen olduğunu ve Lübnan’ın Hizbullah örgütü ile eşitlendiğini söylemiştir.</p>
<p>Hizbullah Suriye meselesine boğazına kadar battığı halde tek yanlı olarak Saad Hariri, Lübnan olarak kendini Suriye cephesinden uzak tutma, kendini geri çekme ‘en’neyü binnefs/self-distancing’ politikası izleyeceklerini söylemiştir. Hizbullah bütün varlığıyla Suriye olaylarının içinde ama Lübnan Başbakanı Hariri ülkesi adına Suriye olayları karşısında komşu ülkeye karışmama ve kendini uzak tutma politikası izleyeceklerini söylemiştir. Hizbullah’ı devlet içinde devlet konumuna yükselten silahların müsaderesi konusunda da topu taca atmıştır. Daha doğrusu Hizbullah’ın silahını teslim almak yerine ona teslim olmuştur. Zira Hizbullah, Yemen’de Husilerin 2014 yılında Sana’ya yaptıkları gibi ondan yedi yıl evvel 2007 yılında Beyrut’a silahlarla inerek şehri basmıştı. Bu suretle Husilere model olmuş ve örneklik sergilemiştir. Bu belirli kesimlere, ‘ istediğimiz anda tekrar aynısını yapar ve ülkeye el koyarız’ mesajı vermektir. Suriye konusunda kendi kendini tutma ve oto kontrol uygulama politikasına mümasil Hizbullah’ın silahı konusunda da Saad Hariri’nin başka bir parlak fikri var. Hizbullah’ın silahı meselesinin diyalog üzerinden bölgesel zeminde çözülmesi. Elbette birisinin, ‘sahi, bu nasıl olacak?’ diye sorması gerekmez mi?</p>
<p><strong>Esat Kovulduğu Lübnan’a Meclis Kapısından Geri Döndü</strong></p>
<p>1975/1976 yılında Lübnan’a barışı koruma adına giren Esat rejimi ve ordusu bu ülkeye askeri varlığı ve istihbaratı ve siyasi kollarıyla çöreklendi. Kissinger ve ABD, Golan Tepelerinin kaybedilmesine karşı sus payı olarak baba Esat’a Lübnan’ı altın bir tepsi içinde sunmuşlardı. 2003 işgalinden sonra ABD’nin Irak’ı Şiilere ve İran’a altın bir tepsi içinde sunması gibi. Refik Hariri’nin öldürülmesinin akabinde uluslararası tepkiler ve BM Güvenlik Konseyi’nde alınan kararla birlikte 2005 yılında Suriye askerleri ve istihbarat unsurları bu ülkeyi terk etmek zorunda kaldılar. İçerideki Suriye yanlısı siyasetçiler de eski güçlerini kaybetmişlerdi.</p>
<p>2011 sonrası kanlı süreçten yedi yıl sonra Hizbullah, Suriye’de rejim lehindeki askeri kazanımlarını Lübnan seçimlerinde siyasi yatırıma tahvil etmiş oldu. Bu sonuç, ülkedeki siyasi dengeleri Suriye lehine tersine çevirdi. Sözgelimi 1975 ile 1990 arasında Suriye’nin Lübnan’daki güçlü adamı ve istihbarat elamanı Cemil Seyyid yeni dönemde Meclis’e seçilmiştir. Cemil Seyyid içeride ve dışarıda kötü bir nama sahip ve bu yüzden Suriyeli muhalif isimlerden Muhyiddin Lazkani tarafından, seçilmesi George Orwell’in Hayvanlar Çiftliğine gönderme ile değerlendirilmiştir. Mısır’da Sisi’nin darbenin akabinde seçilmesi de yine George Orwell’in 1984 kitabına atıfla değerlendirilmiştir. Suriye yanlısı eski başbakanlardan Ömer Kerami’nin oğlu Faysal Kerami de yeni Meclis’e seçilenler arasında yerini aldı. Yine Sünni kesimde Cemaat-ı İslamiye’nin karşı ağırlığını temsil eden dini grup Ahbaş tayfası da bu seçimlerde parlamentoya birden fazla vekil sokmayı başardı. Lübnan’da eski tas eski hamam!</p>
<p>Bu seçimlerin en büyük kaybedeni Hariri ve Müstakbel Hareketi olmuştur. Hristiyan kesimden ise Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı olan damadı Gebran Bassil ve partisi Özgür Vatansever Hareketi bu seçimlerde kısmen oy kaybı yaşamıştır. Dürzi kesimlerde en fazla oy kaybeden blok ise Hizbullah müttefiki ve İlerici Sosyalist partisi rakibi Viam Vahhab olmuştur. Dürzi kesimde İlerici Sosyalist Parti şahsında veya kimliğinde 14 Mart bloğu seçim mevsimini fire vermeden kapatmış hatta ilave kazanımlar elde etmiştir. Dürzi kesimde Velit Canbolat ve oğlu Timur başarılı bir grafik çizerek 8-10 arasında bir milletvekili sayısı elde etmeyi başarmıştır.</p>
<p>Buna karşın, Suriye ve Hizbullah müttefiki olan Dürzi kesimden Arap Birlik Hareketi Başkanı Viam Vahhab, 8 Mart bloğunun amiral gemisi Hizbullah içinde bazı kesimlerin kaybetmesi için ellerinden geleni esirgemediklerini, aleyhinde entrika çevirdiklerini söyleyerek şimşekleri üzerine çekmiştir. Lübnan genelinde seçimlerin iki galibi Şii bloku temsilen Hizbullah ile Emel olmuştur. Şiilere tahsis edilen 28 sandalyeden 26’sını alarak tulum çıkarmışlar, rekor kırmışlardır. Özgür Vatansever Hareketi dışında Direniş Seçeneği veya 8 Mart bloğunu temsilen Hizbullah’ın, müttefikleriyle birlikte elde ettiği sandalye sayısı 56’yı bulmuştur. Gebran Bassil’in Özgür Vatansever Hareketi ile birlikte Hizbullah-Emel ortaklığı ve müttefiklerinin 128 sandalyelik Meclisteki koltuk sayıları 67 sayısını buluyor.</p>
<p>Bununla birlikte anayasayı değiştirmeye imkân veren üçte ikilik bir çoğunluğa ulaşabilmiş değiller. Fransızlardan kalma anayasaya ve onu tamamlayan Taifi Antlaşmasına göre Lübnan başbakanı Sünni kesimden biri olmak zorunda. En büyük Sünni blok da yine Hariri tarafından temsil edilmektedir. Hristiyan kesimlerde seçimin galibi ise oylarını en az ikiye katlayan Lübnan Güçleri ve Lideri Semir Caca olmuştur. Yeni Meclis’te sandalye sayısını bir sıçrama ile 7’den 15’e çıkarmayı başarmıştır. Bu demektir ki Hariri dışında 14 Mart bloğunu temsilen Velit Canbolat ile Semir Caca iyi bir seçim kampanyası atlatmışlardır.</p>
<p><strong>Beyrut Şii Oldu!</strong></p>
<p>Şii sokağı seçim sonuçlarını taşkınlığa varan çeşitli sloganlar eşliğinde kendisine göre kutlamıştır. En fazla dikkati çeken hususlardan birisi sokağa inen Şii kitlelerin zafer naraları atmaları ve ‘Beyrut Şii oldu/Beyrut Saret Şiiyye ’ avazlarıyla meydanları inletmeleridir. Sokakta taşkınlık yapan Şii kitleler bununla da kalmamış aynı zamanda Saad Hariri yandaşlarının taşıdığı seçim afişlerini, pankartlarını yırtmışlar ve Refik Hariri heykeline de saldırmışlardır.</p>
<p>Abdulmünim Zeyneddin adlı twitter hesabı kullanıcısının da belirttiği gibi İran eksenli Şii kitleler Irak’ta ‘ Anbar’dan Kerbela’ya hepimiz Hüseyincileriz’ sloganı atarken Suriye’de şu sloganı tercih ediyorlar: Ali Senin İçin Şam’ı da Yakarız!’ En son Beyrut’ta da ‘Beyrut Artık Şii oldu’ sloganını atmışlardır.</p>
<p><strong>Lübnan Seçimlerinin Bölgesel Kaybedenleri</strong></p>
<p>Kimileri ilk başta bölgesel düzeyde Lübnan seçimlerinin iki olağan kaybedeni var diye düşünebilir.Bununla birlikte derin bir nazar bu düşüncenin yüzeyselliğini ortaya koyacaktır. Bölgesel anlamda Suudi Arabistan Lübnan seçimlerinin baş kaybedenidir. İran tabana yatırım yaptığından bölgesel düzeyde kazanan ülke konumuna geldi. Bununla birlikte Suudi Arabistan tavana yatırım yaptığından zaten gemileri yakmıştı. Zira baba Refik Hariri’den oğul Saad Hariri’ye kadar, Suudi Arabistan’ın Lübnan’daki gözdesi Hariri ailesi idi. Bununla birlikte Refik Hariri’nin Şam-Tahran gergefinde ortadan kaldırılmasıyla birlikte Hariri ailesi inişe geçti. Saad Hariri bir varlık gösteremiyor ve Sünnilerin siyasi kazanımlarını koruyamıyordu. Düşük performans sonucu Muhammed Bin Selman onu istifaya zorladı. Bununla birlikte adım geri tepti ve Saad Hariri geri döndü. Lakin artık üzerinde bölgesel bir şemsiye ve patron bulunmuyor. Suudi Arabistan Lübnan’da kaybetmişse de bunun vakti saati seçimlerden önceye rastlamıştır. Seçimlerle bir alakası yoktu. Saad Hariri seçimlerde üstün başarı gösterseydi durum yine değişmeyecekti. Hameney’in danışmanlarından eski Dışişleri Bakanı Ali Ekber Velayeti, Lübnan seçim sonuçlarının Suudi Arabistan’ın komplolarını başarısız kıldığını ve İsrail’e de gereken cevabı verdiğini ileri sürmüştür. Suudi Arabistanlı gazeteci Cemal Kaşıkçı da gönüllü sürgününde yaptığı değerlendirmede bölgesel anlamda seçim sonuçlarının İran’ın zaferi Suudi Arabistan’ın da hezimetiyle sonuçlandığını kayda geçirmiştir.</p>
<p>Bununla birlikte Suudi Arabistanlı istihbaratçı geçmişi olan emekli General Enver Aşki, Saad Hariri’nin Suriye ile ilgili ifadesini (En’neyu binnefs) Suudi Arabistan’ın Lübnan politikasına uyarlıyor. Hariri Sünnileri Suriye’den uzak tutarken Suudi Arabistan adına Enver Aşki de Lübnan’a aynı şekilde, aynı anlayışla mukabelede bulunacaklarını söylüyor. Lübnan işlerinden el etek çekeceklerini ima ediyor. Bununla birlikte bu seçim sonrasında Suudi Arabistan’a; Bizans Kralı Hirakliyus’un Suriye’ye, Gırnata Kralı Ebu Abdullah Muhammed’in de Endülüs’ün son parçasına veda etmeden önceki son ifadelerini hatırlatılıyor: Bu seni son görüşüm olabilir! Bu baptan olmak üzere kimileri ülkedeki Suudi Arabistan nüfuzunun solduğunu ve belki de ilelebet geriye dönüşü olmayacağını söylüyorlar.</p>
<p><strong>İsrail’e Gelince…</strong></p>
<p>İsrail meseleye bir yüzeyden bir de derinden bakıyor. Yüzeyden bakılınca gelişmeler kaygı verici. İran İsrail’in dibine kadar sokulmuş vaziyette. Nitekim Milli Eğitim Bakanı Naftali Bennett İran’ın diplerine kadar sokulduğunu ve Hizbullah üzerinden Lübnan’ı yuttuğunu ileri sürmüştür. Lakin meseleye daha serinkanlı bakanlar da var. Haaretz gazetesinin deneyimli yazarlarından Zvi Bar’el farklı düşünüyor ve İsrail’in kuzey sınırlarında güçlü bir muhafıza, koruyucuya ihtiyaç duyduğunu ve bunun da Hizbullah’tan başkası olamayacağını söylüyor.1Bu söz tersini duymaya alışmış olanlar için garip ve hatta hilafı-ı hakikat gelebilir. Bu sözü ciddiye almayanlar Lübnan’da bir 1982 öncesine yani Hizbullah öncesine baksınlar bir de 1982 sonrasına baksınlar. Zvi Bar’el’in ifadesiyle ne kastettiği anlaşılacaktır.</p>
<p>Şii milislerin bölgeye ve sınıra el koymasıyla birlikte İsrail sınırı güvenli veya en azından daha güvenli hale gelmiştir. 1973 sonrasında Suriye-İsrail sınırları veya Kunaytıra-Golan Tepeleri hattında fedai eylemleri Esat rejimi sayesinde bıçak gibi kesilmiştir. Sınır hattı yatışmıştır. 1982 sonrasında da -2006 yılı kapışması bir istisna sayılırsa- Lübnan-İsrail sınır hattı Hizbullah sayesinde stabil hale gelmiştir.</p>
<p>Nitekim Hasan Nasrallah Meyadin Kanalı’na yaptığı bir konuşmada Dick Cheney’in kendilerine anlaşma teklif ettiğini ama kabul etmediklerini açıkladı. Subhi Tufeyli’ye göre kazın ayağı öyle değil. Hizbullah’ın ilk genel Sekreteri olan SubhiTufeyli arazlardan yola çıkarak aksine Hizbullah ile ABD’nin anlaştığını ve bu anlaşma sayesinde İsrail hariç örgütün bölgesel jandarma haline geldiğini savunmaktadır.2 Hiçbir şey göründüğü gibi değil.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/lubnan-secimleri-hizbullah-cephesinin-ibresini-takip-etti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lübnan ve Hizbullah</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/lubnan-ve-hizbullah/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İrfan Sapmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Dec 2017 10:11:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[3. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Aralık 2017]]></category>
		<category><![CDATA[Hizbullah]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1313</guid>

					<description><![CDATA[Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’a toplumun bütün kesimlerinde büyük sempati duyuluyor. Kısacası ülkede her ne kadar askeri, ekonomik ve siyasi açıdan ciddi bir güç elde etmesinden endişe edenler varsa da Hizbullah, Lübnan’ın İsrail karşısındaki tek caydırıcı gücü olarak görülüyor. Beyrut denilince akıllara geliveren iki şey var: Birincisi Ortadoğu’nun Paris’i olarak görülmesi. İkincisi ise iç savaşlarla anılması. Başbakan Saad Hariri’nin Suudi Arabistan ziyareti sırasında beklenmeyen istifasıyla tüm gözler yeniden Ortadoğu’nun bu yaklaşık 5 milyonluk nüfusu olan ülkesine çevrildi. Aslında ülke 5 milyonluk bir nüfusa sahip ancak dünyanın her yerine yayılmış toplamda 19 milyona yakın Lübnanlının olduğu da unutulmamalı. Tüm dünyada olduğu gibi Lübnan’da da herkesin öğrenmek istediği bir şey var: Hariri, neden Suudi Arabistan’da istifa etti? Hariri, istifanın gerekçesini “güvenlik nedeni” olarak açıklarken, perde arkasında konuşulanlar ise tamamen farklı. Her şeyden önce Hariri’nin Suudi Arabistan ile olan milyar dolarlık iş ilişkileri söz konusu. Suudi Arabistan’ın Lübnan’da Hizbullah’ı, ABD ve İsrail işbirliği ile yok etme planlarından bahsediliyor. Ortadoğu’nun yeni bir harita ile şekillendirilme projeleri var. İran’ın bölgede Şii hilalini hayata geçirebilmek için Hizbullah’ı Lübnan’da kullanmak istediği gibi daha pek çok senaryodan bahsediliyor. Gazeteci olarak geldiğimiz başkent Beyrut’ta yaklaşık bir haftadır ülkenin ve bölgenin nabzını tutmaya çalışıyoruz. Son olayların arkasında yatan nedenleri öğrenmeye çaba &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’a toplumun bütün kesimlerinde büyük sempati duyuluyor. Kısacası ülkede her ne kadar askeri, ekonomik ve siyasi açıdan ciddi bir güç elde etmesinden endişe edenler varsa da Hizbullah, Lübnan’ın İsrail karşısındaki tek caydırıcı<br />
gücü olarak görülüyor.</strong></p>
<p>Beyrut denilince akıllara geliveren iki şey var: Birincisi Ortadoğu’nun Paris’i olarak görülmesi. İkincisi ise iç savaşlarla anılması. Başbakan Saad Hariri’nin Suudi Arabistan ziyareti sırasında beklenmeyen istifasıyla tüm gözler yeniden Ortadoğu’nun bu yaklaşık 5 milyonluk nüfusu olan ülkesine çevrildi. Aslında ülke 5 milyonluk bir nüfusa sahip ancak dünyanın her yerine yayılmış toplamda 19 milyona yakın Lübnanlının olduğu da unutulmamalı. </p>
<p>Tüm dünyada olduğu gibi Lübnan’da da herkesin öğrenmek istediği bir şey var: Hariri, neden Suudi Arabistan’da istifa etti? </p>
<p>Hariri, istifanın gerekçesini “güvenlik nedeni” olarak açıklarken, perde arkasında konuşulanlar ise tamamen farklı. Her şeyden önce Hariri’nin Suudi Arabistan ile olan milyar dolarlık iş ilişkileri söz konusu. Suudi Arabistan’ın Lübnan’da Hizbullah’ı, ABD ve İsrail işbirliği ile yok etme planlarından bahsediliyor. Ortadoğu’nun yeni bir harita ile şekillendirilme projeleri var. İran’ın bölgede Şii hilalini hayata geçirebilmek için Hizbullah’ı Lübnan’da kullanmak istediği gibi daha pek çok senaryodan bahsediliyor.</p>
<p>Gazeteci olarak geldiğimiz başkent Beyrut’ta yaklaşık bir haftadır ülkenin ve bölgenin nabzını tutmaya çalışıyoruz. Son olayların arkasında yatan nedenleri öğrenmeye çaba gösteriyoruz. Üst düzey yetkililer kamera karşısına geçip konuşmak istemiyorlar. Çünkü konuşulunca ülkede bulunan Şii, Sünni, Hristiyan, Dürzi gibi kesimlerin veya 18’e yakın mezhep gruplarının yeni bir çatışmaya girme endişesinden dolayı taraflar konuşmamayı seçiyorlar. </p>
<p>Saad Hariri’nin ülke dışında bulunması ve yeniden ülkesine döneceği yönündeki açıklamaları, tüm gözleri Hariri’ye çevirmiş durumda. Hariri ile birlikte aslında tüm dikkatler Suudi Arabistan’a ve Kraliyet ailesine çevrilmiş durumda. Ayrıca Hariri’nin Suudi Arabistan’da rehin olup olmadığı da tartışmaların odağında yer alıyor. </p>
<p>Hariri, sık sık rehin olmadığı ve en kısa zamanda ülkesine döneceği yönünde açıklamalar yapsa da bu konuda kimseyi ikna edebilmiş değil. En azından kendi ülkesinde böyle düşünülmüyor. Bazı kesimler Hariri’nin Suudi Arabistan vatandaşı olması ve bu ülke ile çok büyük miktarlardaki ticari ilişkileri nedeniyle orada rehin kaldığına inanıyor. </p>
<p>Bazı kesimler ise ABD ve dolayısıyla İsrail baskısı yüzünden Suudi Arabistan’ın Hariri üzerinden Lübnan’ın en büyük güç merkezi olarak bilinen Hizbullah’ı yok etme planları bulunduğuna ve Hariri’nin bu ağır siyasi baskı altında ezildiğine kanaat getirmiş durumda. </p>
<p>Bütün bunlar bir yana Lübnan’da yaptığımız tüm görüşmelerden edindiğimiz izlenim, ABD’nin ve İsrail’in Suudi Arabistan ile birlikte Hizbullah’ın silahsızlandırılması için planlar yaptığı yönünde. Ancak İsrail’in Hizbullah’ı vurma yönünde pek istekli olmadığı da konuşuluyor. </p>
<p>Çünkü son olarak 2006 yılındaki çatışmalarda İsrail, Hizbullah’ın kolay bir lokma olmadığını gördü. Yeni bir savaşta Hizbullah’ın elinde bulunduğuna inanılan yaklaşık 100 bin füze ile İsrail’e büyük zararlar vereceği, işte bu nedenle de İsrail’in yeni bir çatışmadan yana olmadığı görüşleri ağır basıyor Lübnan’da.</p>
<p>Hizbullah, kendi Şii taraftarları dışında tüm kesimler içerisinde de bir saygınlık kazanmış durumda. İsrail’e karşı olası bir savaş için en caydırıcı güç olarak görülüyor Hizbullah. Öte yandan artık Lübnan halkı savaşmak istemiyor. İç savaşların yaraları sarılmış, Beyrut ve çevresi yeniden canlanmaya başlamış. Turizm gelirlerinde artış var. Ve halk kesinlikle savaş istemiyor. </p>
<p>Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’a toplumun bütün kesimlerinde büyük sempati duyuluyor. Kısacası ülkede her ne kadar askeri, ekonomik ve siyasi açıdan ciddi bir güç elde etmesinden endişe edenler varsa da Hizbullah, Lübnan’ın İsrail karşısındaki tek caydırıcı gücü olarak görülüyor. </p>
<p>Suriye’de iç savaş, başta hemen sınır olan ülkenin tüm sebze, meyve gibi ürünlerini yetiştiren Bekaa vadisini vurmuş. Bu tüm ülkeye yansımış. Ülkenin şu durumdaki tek kara çıkış kapısı olan Suriye’deki savaştan Lübnan halkı hiç memnun değil. Çünkü ülke ticareti bu savaştan ciddi şekilde etkileniyor. Bekaa vadisinden yaklaşık 30 dakika sonra Şam’a istedikleri zaman inebilen Lübnan halkı, bir an önce Suriye’de savaşın bitmesini istiyor. Ve Suriye ile yeniden ticaretini canlandırmak için çaba harcıyor.  2006 savaşı ülke için o kadar büyük bir yıkıma sebebiyet vermiş ki artık Lübnan halkı tüm kesimleri ile bu topraklar içerisinde barış içinde yaşamak mecburiyetinde olduklarını anlamış. Ülkede hala pek çok yerde günde ancak 6 veya 8 saat elektrik verilebiliyor. Geri kalan zamanlarda ise halk, elektrik ihtiyacını jeneratörler ile karşılıyor. Halk, savaş ekonomisinden ülke liderlerinin ciddi menfaatler elde ettiklerini görmüş. Ülke yönetimini ellerinde bulunduran kesimlerin kendi grupları için çıkarlar elde ettiklerine şahit olduklarından dolayı artık halk kesinlikle sadece etnik veya mezhepsel farklılıklardan dolayı ülkede savaş olmasını istemiyor. </p>
<p>Kısacası Lübnan barışın tadını almış. Her ne kadar ABD, İsrail ve Suudi Arabistan, İran’ı cezalandırmak için Hizbullah üzerinden bir oyun kurmaya çalışsalar da, Hizbullah’ı tamamen silahsızlandırmanın ve cezalandırarak ortadan kaldırmanın imkânsız olduğunu biliyorlar. Ve buna göre ülke içerisinde yeni ve farklı siyasetler üretmeye çalışıyorlar. </p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
